İ'lem Eyyühel-Aziz!

Senin önünde çok korkunç büyük mes'eleler vardır ki, insanı ihtiyata, ihtimama mecbur eder.

Birisi:
Ölümdür ki, insanı dünyadan ve bütün sevgililerinden ayıran bir ayrılmaktır.

İkincisi:
Dehşetli korkulu ebed memleketine yolculuktur.

Üçüncüsü:
Ömür az, sefer uzun, yol tedariki yok, kuvvet ve kudret yok, acz-i mutlak gibi elîm elemlere maruz kalmaktır. Öyle ise, bu gaflet ü nisyan nedir? Devekuşu gibi başını nisyan kumuna sokar, gözüne gaflet gözlüğünü takarsın ki Allah seni görmesin. Veya sen Onu görmeyesin. Ne vakte kadar zâilat-ı fâniyeye ihtimam ve bâkiyat-ı daimeden tegafül edeceksin?


Said Nursi


İ'lem Eyyühel-Aziz: Ey saygıdeğer şerefli bil.
İhtiyat: Tedbirli olmak, ileriyi düşünerek önlemler almak.
İhtimam: Özen gösterme, çok dikkat etme.
Ebed: Ebedilik, sonu olmamak, sonsuzluk.
Kudret: Güç.
Acz-i mutlak: Sonsuz güçsüzlük.
Elîm: Acı veren.
Elem: Acı, dert, kaygı.
Maruz: Uğrayan, uğrar durumda, uğramış, hedef.
Gaflet ü nisyan: Allah'ı(cc) ve ahireti unutmak ve düşünmemek, Allah'ın emir ve yasaklarına alakasız olma.
Nisyan: Unutmak, hatırdan çıkarmak.
Gaflet: Düşüncesizlik ve ihmal sebebiyle, içinde bulunduğu gerçeklerden habersiz olma.
Zâilat-ı fâniye: Gelip geçici olanlar, kaybolup gidenler.
İhtimam: Özen gösterme, çok dikkat etme.
Bâkiyat-ı daime: Daima devam edenler, sürekli kalıcı olup devamlı olanlar.
Tegafül: Anlamazlıktan gelmek, bilmez görünmek.