Ey tahammülsüz hasta! İnsan bu dünyaya keyf sürmek ve lezzet almak için gelmediğine, mütemadiyen gelenlerin gitmesi ve gençlerin ihtiyarlaşması ve mütemadiyen zeval ve firakta yuvarlanması şahiddir. Hem insan, zîhayatın en mükemmeli, en yükseği ve cihazatça en zengini, belki zîhayatların sultanı hükmünde iken, geçmiş lezzetleri ve gelecek belaları düşünmek vasıtasıyla, hayvana nisbeten en edna bir derecede, ancak kederli, meşakkatli bir hayat geçiriyor. Demek insan, bu dünyaya yalnız güzel yaşamak için ve rahatla ve safa ile ömür geçirmek için gelmemiştir. Belki azîm bir sermaye elinde bulunan insan, burada ticaret ile, ebedî daimî bir hayatın saadetine çalışmak için gelmiştir. Onun eline verilen sermaye de ömürdür. Eğer hastalık olmazsa, sıhhat ve âfiyet gaflet verir, dünyayı hoş gösterir, âhireti unutturur. Kabri ve ölümü hatırına getirmek istemiyor, sermaye-i ömrünü bâd-i heva boş yere sarfettiriyor. Hastalık ise, birden gözünü açtırır. Vücuduna ve cesedine der ki: "Lâyemut değilsin, başıboş değilsin, bir vazifen var. Gururu bırak, seni yaratanı düşün, kabre gideceğini bil, öyle hazırlan." İşte hastalık bu nokta-i nazardan hiç aldatmaz bir nâsih ve ikaz edici bir mürşiddir. Ondan şekva değil, belki bu cihette ona teşekkür etmek; eğer fazla ağır gelse, sabır istemek gerektir.

Said Nursi


Zeval: Sona erme, son bulma, göçüp gitme. Yerinden ayrılıp gitmek.
Firak: Ayrılık, ayrılma.
Zîhayat: Hayat sahibi, canlı.
Cihazat: Cihazlar, aletler, maddi(dil, göz vs.) ve manevî(kalb, vicdan vs.) organlar.
Nisbeten: Kıyasla, oranla, göre.
Edna: En aşağı. En küçük, en az.
Meşakkat: Zahmet, sıkıntı, güçlük, zorluk.
Safa: Gönül rahatlığı, iç huzuru, ferahlık.
Belki: Kat'iyyetle. Dahi. Şüpehesiz. *Hattâ. *Olabilir, ihtimal.
Azîm: Büyük, yüce.
Ebedî: Sonsuz, sonsuzlukla ilgili.
Daimî: Devamlı, sürekli.
Saadet: Mutluluk.
Gaflet: Düşüncesizlik ve ihmal sebebiyle, içinde bulunduğu gerçeklerden habersiz olma.
Sermaye-i ömr: Ömür sermayesi.
Bâd-i heva: Boş yere, boşu boşuna.
Lâyemut: Ölümsüz.
Nokta-i nazar: Bakış açısı.
Nâsih: Öğüt veren, nasihat eden.
Mürşid: Doğru yolu gösteren.
Şekva: Şikayet.