Sayfa 1/2 12 SonSon
18 sonuçtan 1 ile 10 arası

  1. #1
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Feb 2009
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    607
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 226 + 17964


    Açıklamalı Risale-i Nur Dersleri -Onuncu Söz'den 9. Suret ve 9. Hakikat-

    foruma getirdiğimiz konu bahsi için mukaddimedir,

    değerli kardeşim hüseyni'nin yapmış olduğu; açıklamalı ondokuzuncu söz çalışmasından
    almış olduğumuz feyz ve şevk ile bizde siz kardeşlerimle yine sözler kitabında bulunan onuncu söz'den
    9. suret ve 9. hakikat kısımlarını burada paylaşımlı olarak okumak niyetindeyiz.

    elbette gayemiz; bu harika eserin bu guzide kısmını tüm detaylarıyla ortaya koymaktan ziyade
    belki kendi idrak ve anlayışımız çerçevesinde aklımıza düşen vede kendi penceremizden çizeceğimiz
    resmi sizlerle paylaşmaktır.

    biricik çekincemiz kardeşlerimizin kendi idraklerinde buğulama yapmak, hakikatleri gölgelemektir.
    bu sebeble nederece farklı fikir ve idrak buraya yansıtılırsa anlatılmak istenen kavramları daha az gölgeler
    ve daha net ortaya koyabiliriz kanaatindeyim.
    ve sizlerden gelebilecek her türlü fikir ve paylaşım için şimdiden teşekkürlerimi sunarım.

    mevzumuz haşir'dir. ve tıpkı allah'ın zatına olan imanın mertebeleri gibi haşre olan imanın da mertebeleri vardır.
    bizatihi tecrübe ederek müşahede etmiş olduğum bir hususu beyan etmek isterim;

    çevremizdeki birçok eşhasda -üstadın veciz tabiriyle- bir hastalık bulunmaktadır,
    bu maraz: allah'ın varlığını kabul etmeyi ona iman etmek ile eş görmeleridir.
    evet üstadımız allahı kabul etmenin ayrı ona iman etmenin ise büsbütün ayrı şeyler olduğunu ifade buyurmuşlardır.
    bu hususiyet haşir mevzusu içinde geçerlidir ve ne yazıkki bizlerde bunu etrafımızda yakinen görmekteyiz.

    haşre iman mevzusu gerçekten hafife indirilmemesi geren bir konu olmasının yanı sıra;
    bunun mertebelerinin olduğunu iyi idrak etmek vede kendi alemimizde bunun gelişmesi,
    olgunlaşması, hatta sağlam bir hal alması için cehd göstermeliyiz.

    nasılki "evet bir allah vardır" ile "allah'a iman etmek" kavramları birbirlerinden farklı değerlendiriliyorsa,
    bizlerinde haşr ve ona iman hususunda daha fazlasını arzu etmemiz o imanı elde etmemiz,
    elde ettiysek korumamız vede sarsılmaz bir kala şeklinde kuvvetlendirmemiz gerekmektedir.

    üstad kuran-ı kerimin dört temel hakikat üzerinde çokça durduğunu ifade eder;
    bunlar tevhid, nübüvvet, haşir ve adalettir.

    bu sebeble haşir mevzusunu, belki külliyatın en güzide parçalarından biri olan onuncu söz; mantık delilleri ile
    gerçekten asrın idrakine bir ders olarak ortaya koymaktadır.

    bu risalenin sair kısımlarını başka zamanlara belki başka kardeşlere havale ederek şimdilik 9. suret ve 9. hakikat
    bölümlerini burda sizlerin değerli efkarına sunmak istiyoruz.

    izleyeceğimiz uslub; esas metnin ibrazından sonra kelime açıklamadan ziyade, kavramların üzerinde mulahaza ve konunun
    sair risaleler ile mutalaası şeklinde olacaktır.

    sunacağınız her türlü tepki -gerek soru gerekse yorum- bizi çokça sevindirecektir.

    vesselam..

    Benzer Konular
    Risale Açıklamalı 36 - İstikbale Hüküm Sürecek Yalnız Hakikat-i İslâmiyettir
    Risale Açıklamalı 36 - İstikbale Hüküm Sürecek Yalnız Hakikat-i İslâmiyettir بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيم
    Onuncu Söz'ün Onuncu Suret'inde, "Bak bir sihir var,.." ifadesi geçmektedir
    Onuncu Söz'ün Onuncu Suret'inde, "Bak bir sihir var,.." ifadesi geçmektedir ....bak bir sihir var..burdaki sihir ifadesini nasıl anlamalıyz Devami...
    Yazar : Risale Forum



  2. #2
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Feb 2009
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    607
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 226 + 17964


    Cevap: Açıklamalı Risale-i Nur Dersleri -Onuncu Söz'den 9. Suret ve 9. Hakikat-


    Dokuzuncu Suret:

    Şimdi gel!
    Bu dairelerin ve cemaatlerin bazı rüesalarına ki, (Haşiye) her biri bizzât padişahla
    görüşecek hususî birer telefonu var.
    Hem bazı onun huzuruna çıkmışlar.
    Ne diyorlar bak:
    Bunlar ittifakla ihbar ediyorlar ki:

    O zât, mükâfat ve mücazat için pek muhteşem ve dehşetli bir yer ihzar etmiş.
    Gayet kavî va'd ve şiddetli tehdid ediyor.
    Hem onun izzet ve celaleti hiç bir vecihle hulf-ül va'de tenezzül edip, tezellülü kabul etmez.
    Halbuki o muhbirler hem tevatür derecesinde çok,
    hem icma' kuvvetinde bir ittifakla haber veriyorlar ki:
    Şu bazı âsârı görünen saltanat-ı azîmenin medarı ve makarrı,
    buradan uzak bir başka memlekettedir
    ve şu meydan-ı imtihanda binalar muvakkattırlar.

    Sonra daimî saraylara tebdil edilecek.
    Bu yerler değişecekler.
    Çünki eserleriyle azameti anlaşılan şu muhteşem, zevalsiz saltanat;
    böyle geçici, devamsız, bîkarar, ehemmiyetsiz, mütegayyir, bekasız, nâkıs,
    tekemmülsüz umûrlar üzerinde kurulmaz, durulmaz...

    Demek ona lâyık, daimî, müstekar, zevalsiz, müstemir, mükemmel, muhteşem umûrlar üzerinde duruyor.

    Demek bir diyar-ı âher var; elbette o makarra gidilecektir...



    (Haşiye): Şu suretin isbat ettiği manalar Sekizinci Hakikat'te görünecek.
    Meselâ, dairelerin reisleri şu temsilde enbiya ve evliyaya işarettir.
    Ve telefon ise, ma'kes-i vahy ve mazhar-ı ilham olan kalbden uzanan bir nisbet-i Rabbaniyedir ki,
    kalb o telefonun başıdır ve kulağı hükmündedir.


    Yazar : Risale Forum



  3. #3
    Huseyni çevrimdışı Müdavim
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    11.805
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 2590 + 209048


    Cevap: Açıklamalı Risale-i Nur Dersleri -Onuncu Söz'den 9. Suret ve 9. Hakikat-

    Evet,
    Kudret-i ezeliyeye nisbetle,
    ölümden sonra haşrin gelmesi, güzden sonra baharın gelmesi gibidir.

    Evet,
    nebatat gibi insanın da bir güzü, bir de baharı vardır.

    Evet,
    geçmiş zamanda vukua gelmiş olan mu’cizat-ı kudret,
    Sâniin bütün imkânat-ı istikbaliyeye kadir olduğuna
    kat’î şahit ve burhanlardır.


    Ve keza,
    bu âlemin mâliki, kendi kudretine pek kolay ve pek ehven
    ve ibâdına fevkalâde mühim ve pek şedidü’l-ihtiyaç olan haşrin
    tekrar be tekrar vaadinde bulunmuştur.

    Malûmdur ki,
    hulfül-vaad, kudretin izzetine, rububiyetin merhametine zıttır.


    Zira,
    vaadin hilâfını yapmak, cehlin veya aczin alâmetidir.


    Bu ise,
    Kadîr-i Mutlak, Hakîm-i Mutlak olan zâta muhaldir.


    Maahaza,
    insanların haşri nebatatın haşri gibidir.
    Bunu gören onu nasıl inkâr eder?

    Haşrin icadına olan vaadi ise, bütün enbiyanın tevatürüyle
    ve büyük insanların icmâıyla sabit olduğu gibi
    Kur’ân-ı Kerîmin lisanıyla da sabittir.


    Mesnevi-i Nuriye-Lasiyyemalar


    Allah’ın vaadinden dönmeyeceğine ve Allah’ın vadinin gerçekliğine (ahirette dirilmenin olacağına, orada inananların ödüllendirileceğine ve inançsızların cezalandırılacağına) dair Kur’an’da pek çok ayet vardır. Bunlardan bir kaçını paylaşmak istiyorum.

    Âl-i Imran; 194:
    Rabbimiz! Ve bize, elçilerin üzerine vaat ettiğin şeyleri ver, kıyamet günü bizi rezil etme. Şüphesiz Sen verdiğin sözden dönmezsin.

    Ra’d; 31:
    Eğer kendisiyle dağların yürütüldüğü, yerin parçalandığı veya ölülerin konuşturulduğu bir Kur’an olsaydı (yine bu Kur’an olurdu). Hayır, emrin tümü Allah’ındır. İman edenler hâlâ anlamadılar mı ki, eğer Allah dilemiş olsaydı, insanların tümünü hidayete erdirmiş olurdu. İnkâr edenler, Allah’ın vaadi gelinceye kadar, yaptıkları dolayısıyla ya başlarına çetin bir belâ çatacak veya yurtlarının yakınına inecek. Şüphesiz Allah verdiği sözden dönmez / miadını şaşırmaz.

    Hacc; 47:
    Ve senden azabı çabuklaştırmanı istiyorlar. Hâlbuki Allah sözünden asla caymayacaktır. Bununla beraber Rabbinin katında bir gün, sizin sayacaklarınızdan bin sene gibidir.

    Rum; 6:
    Allah’ın vaadi. Allah, vaadinden dönmez. Ama insanların çoğu bilmezler.

    Zümer; 20:
    Lâkin o, Rabblerine takvalı davrananlar için Allah’ın vaadi olarak altlarından ırmaklar akan, gurfe üstüne yapılmış gurfeler (köşk üstünde köşkler) vardır. Allah vaadinden caymaz.


    (Alıntıdır.)



    Yazar : Risale Forum

    Halbuki, en ziyade hasta sensin.
    Sen, evvel kendine tabib ara, şifa bul;
    sonra başkasının şifasına çalış.

    ........

  4. #4
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Feb 2009
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    607
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 226 + 17964


    Cevap: Açıklamalı Risale-i Nur Dersleri -Onuncu Söz'den 9. Suret ve 9. Hakikat-

    dokuzuncu hakikatın temeli olan bu dokuzuncu surette
    ifade olunan bu temsilden kısaca bahsedecek olursak:

    peygamberlerin ve evliyaların;
    vahiy ve ilham yolu ile bir hakikatı öğrenip bizlere haber verdiklerini,
    bu haberlerde bir "azab" ve "mukafat" yerinin hazırlandığına değinilmektedir.

    burda üstadın altını çizerek bahsetmiş olduğu bir noktada bu haberi bizlere
    bildiren kişilerin birbirlerinden ayrı ayrı zamanlarda aynı hakikatı -birbirlerini tasdik edercesine-
    aynı şekilde ve suretde dile getirmiş olmalarıdır.

    bu dünyayı bir sanat bahçesine döndüren, herşeyi birşey gibi ve engüzel suret ile
    yaratan rabbimizin kendi zatının yüceliğine kusur getirecek olan
    bu dünyadaki adaletsizlik;
    suç işleyenlerin suçlarının karşılığını görmemeleri,
    mazlumların haklarının verilmemesi,
    elbette bu zatın adaleti sağlayacağı bir yeri kuracağını ve bu adaleti;
    kendisine yakışır bir şekilde en güzel suret ile gerçekleştireceğini anlıyoruz.

    bizler çevremizdeki bu hayat sahnesinde öyle bir saltanatın izlerini görüyoruzki;
    bunun elbette başka bir yerde tamamlanması ve elbette ebedi olarak inşa edilmesi
    lazımdır, elzemdir.
    çünki eserleriyle büyüklüğü anlaşılan şu muhteşem sonsuz saltanat;
    böyle geçici, devamsız, kararsız, ehemmiyetsiz, değişken, kusurlu
    bir tarz üzerine kurulmaz vede durulmaz...

    demekki numunelerini görmekte olduğumuz bu muhteşem sanatkarın
    eserlerinin; asıllarını, en kemal ve en güzel şekillerini,
    onlara layık en güzel bir diyarda vede en güzel bir suret ile inşaa edilecekleri anlaşılmaktadır.

    o zatın,
    vermiş olduğu bu sözünden dönmeyeceği gerçeği ise;
    dokuzuncu hakikat kısmında güzelce izah edilmiştir.
    Yazar : Risale Forum



  5. #5
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Feb 2009
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    607
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 226 + 17964


    Cevap: Açıklamalı Risale-i Nur Dersleri -Onuncu Söz'den 9. Suret ve 9. Hakikat-

    Dokuzuncu Hakikat:

    Bâb-ı ihya ve imatedir.
    İsm-i HayyKayyum'un, Muhyî ve Mümit'in cilvesidir.


    Hiç mümkün müdür ki:

    Ölmüş, kurumuş koca Arzı ihya eden ve o ihya içinde herbiri beşer haşri gibi acib, üçyüz binden ziyade enva'-ı mahlukatı haşr ü neşredip kudretini gösteren
    ve o haşr ü neşr içinde nihayet derecede karışık ve ihtilat içinde,
    nihayet derecede imtiyaz ve tefrik ile ihata-i ilmiyesini gösteren
    ve bütün semavî fermanlarıyla beşerin haşrini va'detmekle bütün ibadının enzarını saadet-i ebediyeye çeviren
    ve bütün mevcudatı başbaşa, omuz omuza,
    elele verdirip emir ve iradesi dairesinde döndürüp birbirine yardımcı ve müsahhar kılmakla
    azamet-i rububiyetini gösteren ve beşeri,
    şecere-i kâinatın en câmi' ve en nazik ve en nazenin,
    en nazdar, en niyazdar bir meyvesi yaratıp,
    kendine muhatab ittihaz ederek herşeyi ona müsahhar kılmakla,
    insana bu kadar ehemmiyet verdiğini gösteren bir Kadîr-i Rahîm,
    bir Alîm-i Hakîm, kıyameti getirmesin?
    Haşri yapmasın ve yapamasın?
    Beşeri ihya etmesin veya edemesin?
    Mahkeme-i Kübrayı açamasın?
    Cennet ve Cehennem'i yaratamasın?
    Hâşâ ve kellâ!..


    Evet şu âlemin Mutasarrıf-ı Zîşan'ı her asırda,
    her senede, her günde bu dar, muvakkat rûy-i zeminde
    haşr-i ekberin ve meydan-ı kıyametin pek çok emsalini ve nümunelerini ve işaratını icad ediyor.



    Ezcümle:

    Haşr-i baharîde görüyoruz ki:
    Beş-altı gün zarfında küçük ve büyük hayvanat ve nebatattan üçyüz binden ziyade enva'ı haşredip neşrediyor.
    Bütün ağaçların, otların köklerini ve bir kısım hayvanları aynen ihya edip iade ediyor.
    Başkalarını ayniyet derecesinde bir misliyet suretinde icad ediyor.
    Halbuki maddeten farkları pek az olan tohumcuklar o kadar karışmışken,
    kemal-i imtiyaz ve teşhis ile o kadar sür'at ve vüs'at ve sühulet içinde kemal-i intizam ve mizan ile
    altı gün veya altı hafta zarfında ihya ediliyor.
    Hiç kabil midir ki:
    Bu işleri yapan Zâta bir şey ağır gelebilsin,
    semavat ve arzı altı günde halkedemesin,
    insanı bir sayha ile haşredemesin?
    Hâşâ!


    Acaba mu'ciznüma bir kâtib bulunsa;
    hurufları ya bozulmuş veya mahvolmuş üçyüz bin kitabı tek bir sahifede karıştırmaksızın,
    galatsız, sehivsiz, noksansız, hepsini beraber, gayet güzel bir surette bir saatte yazarsa;
    birisi sana dese:
    "Şu kâtib kendi te'lif ettiği senin suya düşmüş olan kitabını, yeniden bir dakika zarfında hâfızasından yazacak."
    Sen diyebilir misin ki,
    "Yapamaz ve inanmam."

    Veyahut bir sultan-ı mu'cizekâr,
    kendi iktidarını göstermek için veya ibret ve tenezzüh için bir işaretle dağları kaldırır,
    memleketleri tebdil eder, denizi karaya çevirdiğini gördüğün halde sonra görsen ki;
    büyük bir taş dereye yuvarlanmış,
    o zâtın kendi ziyafetine davet ettiği misafirlerin yolunu kesmiş, geçemiyorlar.
    Biri sana dese:
    "O zât, bir işaretle o taşı, ne kadar büyük olursa olsun kaldıracak veya dağıtacak.
    Misafirlerini yolda bırakmayacak."
    Sen desen ki:
    "Kaldırmaz veya kaldıramaz."

    Veyahut bir zât bir günde,
    yeniden büyük bir orduyu teşkil ettiği halde
    biri dese:
    "O zât bir boru sesiyle, efradı istirahat için dağılmış olan taburları toplar.
    Taburlar, nizamı altına girerler."
    Sen desen ki:
    "İnanmam!"
    Ne kadar divanece hareket ettiğini anlarsın...



    İşte şu üç temsili fehmettin ise, bak:

    Nakkaş-ı Ezelî, gözümüzün önünde kışın beyaz sahifesini çevirip,
    bahar ve yaz yeşil yaprağını açıp,
    rûy-i arzın sahifesinde üçyüz binden ziyade enva'ı, kudret ve kader kalemiyle ahsen-i suret üzere yazar.
    Birbiri içinde birbirine karışmaz;
    beraber yazar, birbirine mani olmaz.
    Teşkilce, suretçe birbirinden ayrı, hiç şaşırtmaz, yanlış yazmaz.

    Evet en büyük bir ağacın ruh proğramını bir nokta gibi en küçük bir çekirdekte dercedip,
    muhafaza eden Zât-ı Hakîm-i Hafîz;
    vefat edenlerin ruhlarını nasıl muhafaza eder denilir mi?

    Ve Küre-i Arzı bir sapan taşı gibi çeviren Zât-ı Kadîr;
    âhirete giden misafirlerinin yolunda nasıl bu Arzı kaldıracak veya dağıtacak, denilir mi?

    Hem hiçten, yeniden bütün zîhayatın ordularını
    bütün cesedlerinin taburlarında kemal-i intizamla zerratı Emr-i
    كُنْ فَيَكُونُ ile kaydedip yerleştiren,
    ordular icad eden Zât-ı Zülcelal;
    tabur-misal cesedin nizamı altına girmekle,
    birbiriyle tanışan zerrat-ı esasiye ve ecza-yı asliyesini bir sayha ile
    nasıl toplayabilir denilir mi?



    Hem bu bahar haşrine benzeyen,
    ünyanın her devrinde, her asrında, hattâ gece gündüzün tebdilinde
    hattâ cevv-i havada bulutların icad u ifnasında haşre nümune
    ve misal ve emare olacak ne kadar nakışlar yaptığını gözünle görüyorsun.

    Hattâ eğer hayalen bin sene evvel kendini farzetsen,
    sonra zamanın iki cenahı olan mazi ile müstakbeli birbirine karşılaştırsan;
    asırlar, günler adedince misal-i haşir ve kıyametin nümunelerini göreceksin.
    Sonra bu kadar nümune ve misalleri müşahede ettiğin halde,
    haşr-i cismanîyi akıldan uzak görüp istib'ad etmekle inkâr etsen;
    ne kadar divanelik olduğunu sen de anlarsın.

    Bak Ferman-ı A'zam, bahsettiğimiz hakikata dair ne diyor:
    فَانْظُرْ اِلَى اۤثَارِ رَحْمَتِ اللَّهِ كَيْفَ يُحْيِى اْلاَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَا اِنَّ ذَلِكَ لَمُحْيِى الْمَوْتَى وَهُوَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ




    Elhasıl:

    Haşre mani' hiçbir şey yoktur.
    Muktezi ise her şeydir.
    Evet mahşer-i acaib olan şu koca Arzı,
    âdi bir hayvan gibi imate ve ihya eden
    ve beşer ve hayvana hoş bir beşik,
    güzel bir gemi yapan ve Güneş'i onlara şu misafirhanede ışık verici ve ısındırıcı bir lâmba eden,
    seyyaratı meleklerine tayyare yapan bir zâtın,
    bu derece muhteşem ve sermedî rububiyeti
    ve bu derece muazzam ve muhit hâkimiyeti;
    elbette yalnız böyle geçici, devamsız, bîkarar, ehemmiyetsiz, mütegayyir, bekasız, nâkıs,
    tekemmülsüz umûr-u dünya üzerinde kurulmaz ve durmaz.


    Demek ona şayeste, daimî, berkarar, zevalsiz, muhteşem bir diyar-ı âher var.
    Başka bâki bir memleketi vardır.
    Bizi onun için çalıştırır.
    Oraya davet eder ve oraya nakledeceğine;
    zahirden hakikate geçen ve kurb-u huzuruna müşerref olan bütün ervah-ı neyyire ashabı,
    bütün kulûb-u münevvere aktabı,
    bütün ukûl-ü nuraniye erbabı şehadet ediyorlar
    ve bir mükâfat ve mücazat ihzar ettiğini müttefikan haber veriyorlar
    ve mükerreren pek kuvvetli va'd ve pek şiddetli tehdid eder, naklederler.

    Hulf-ül va'd ise hem zillet, hem tezellüldür.
    Hiç bir cihetle celal-i kudsiyetine yanaşamaz.
    Hulf-ül vaîd ise ya afvdan, ya acizden gelir.
    Halbuki küfür; cinayet-i mutlakadır (Haşiye), afva kabil değil.
    Kadîr-i Mutlak ise, acizden münezzeh ve mukaddestir.
    Şahidler, muhbirler ise; mesleklerinde, meşreblerinde,
    mezheblerinde muhtelif oldukları halde kemal-i ittifak ile şu mes'elenin esasında müttehiddirler.
    Kesretçe tevatür derecesindedirler, keyfiyetçe icma' kuvvetindedirler.
    Mevkice herbiri nev'-i beşerin bir yıldızı, bir taifenin gözü, bir milletin azizidirler.
    Ehemmiyetçe şu mes'elede hem ehl-i ihtisas, hem ehl-i isbattırlar.
    Halbuki bir fende veya bir san'atta iki ehl-i ihtisas, binler başkalardan müreccahtırlar ve ihbarda iki müsbit, binler nâfîlere tercih edilir.

    Meselâ Ramazan hilâlinin sübutunu ihbar eden iki adam, binler münkirlerin inkârlarını hiçe atarlar.


    Elhasıl:

    Dünyada bundan daha doğru bir haber,
    daha sağlam bir dava,
    daha zahir bir hakikat olamaz.


    Demek, şübhesiz dünya bir mezraadır.
    Mahşer ise bir beyderdir, harmandır.
    Cennet, Cehennem ise birer mahzendir.



    (Haşiye): Evet küfür, mevcudatın kıymetini iskat ve manasızlıkla ittiham ettiğinden,
    bütün kâinata karşı bir tahkir ve mevcudat âyinelerinde cilve-i esmayı inkâr olduğundan
    bütün esma-i İlahiyeye karşı bir tezyif ve mevcudatın vahdaniyete olan şehadetlerini reddettiğinden
    bütün mahlukata karşı bir tekzib olduğundan;
    istidad-ı insanîyi öyle ifsad eder ki, salah ve hayrı kabule liyakatı kalmaz.

    Hem bir zulm-ü azîmdir ki, umum mahlukatın ve bütün esma-i İlahiyenin hukukuna bir tecavüzdür.
    İşte şu hukukun muhafazası ve nefs-i kâfir hayra kabiliyetsizliği,
    küfrün adem-i afvını iktiza eder.
    اِنَّ الشِّرْكَ لَظُلْمٌ عَظِيمٌ şu manayı ifade eder.






    Yazar : Risale Forum



  6. #6
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Jan 2007
    Mesajlar Mesajlar
    6.587
    Blog Blog Girişleri
    1
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 1211 + 91778


    Cevap: Açıklamalı Risale-i Nur Dersleri -Onuncu Söz'den 9. Suret ve 9. Haki

    Hulf-ül va'd ise hem zillet, hem tezellüldür.
    Hiç bir cihetle celal-i kudsiyetine yanaşamaz.
    Hulf-ül vaîd ise ya afvdan, ya acizden gelir.
    Halbuki küfür; cinayet-i mutlakadır (Haşiye), afva kabil değil.

    Allah vadinden dönmez...Amenna...
    fakat küfür olmadıktan sonra her türlü günahın affı mümkündür...geri dönüş kapısı açıktır..
    insanın kendi kendini öldürmesidir yani küfür...
    benim acizane anladığım budur yukarıdaki metinden...

    peki küfrün affı tevbeye mukabil mümkün değil midir..?
    son cümle mümkünatsızlık ifade ediyor sanki...



    Yazar : Risale Forum
    çocukken, ne önemi vardı yalnızlığın
    nasılsa oyuncaklarımız vardı oyunlarımız.
    bilmezdik beş para etmezlere; oyuncak olduğunu insanların.
    nasıl acıttığını bilmezdik ağlamanın
    ne kadar zalim olduğunu ağlatanların...
    çocuktuk sadece ve hep masumiyet kokardık....


  7. #7
    Huseyni çevrimdışı Müdavim
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    11.805
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 2590 + 209048


    Cevap: Açıklamalı Risale-i Nur Dersleri -Onuncu Söz'den 9. Suret ve 9. Haki

    Alıntı ebrar172 Nickli Üyeden Alıntı [Linkleri Görebilmek için Üye olmanız Gerekmektedir.Üye olmak için Tıklayınız.]
    Hulf-ül va'd ise hem zillet, hem tezellüldür.
    Hiç bir cihetle celal-i kudsiyetine yanaşamaz.
    Hulf-ül vaîd ise ya afvdan, ya acizden gelir.
    Halbuki küfür; cinayet-i mutlakadır (Haşiye), afva kabil değil.

    peki küfrün affı tevbeye mukabil mümkün değil midir..?
    son cümle mümkünatsızlık ifade ediyor sanki...

    Küfür devam ettiği sürece affı yoktur elbet. İslam'ın ilk şartı Kelime-i Şehadet'tir. Kim Şehadet getirmişse o müslümandır, kafirse küfürden çıkmıştır. Hz. Ömer'in r.a. hayatına baktığımızda bunu daha net bi şekilde anlıyabiliriz sanırım. Burada küfrün mahiyeti anlatılıyor olsa gerek...
    Yazar : Risale Forum

    Halbuki, en ziyade hasta sensin.
    Sen, evvel kendine tabib ara, şifa bul;
    sonra başkasının şifasına çalış.

    ........

  8. #8
    Huseyni çevrimdışı Müdavim
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    11.805
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 2590 + 209048


    Cevap: Açıklamalı Risale-i Nur Dersleri -Onuncu Söz'den 9. Suret ve 9. Haki

    Dokuzuncu Hakikat:

    Bâb-ı ihya ve imatedir.
    İsm-i HayyKayyum'un, Muhyî ve Mümit'in cilvesidir.

    Hiç mümkün müdür ki:

    Ölmüş, kurumuş koca Arzı ihya eden ve o ihya içinde herbiri beşer haşri gibi acib, üçyüz binden ziyade enva'-ı mahlukatı haşr ü neşredip kudretini gösteren
    ve o haşr ü neşr içinde nihayet derecede karışık ve ihtilat içinde,
    nihayet derecede imtiyaz ve tefrik ile ihata-i ilmiyesini gösteren
    ve bütün semavî fermanlarıyla beşerin haşrini va'detmekle bütün ibadının enzarını saadet-i ebediyeye çeviren
    ve bütün mevcudatı başbaşa, omuz omuza,
    elele verdirip emir ve iradesi dairesinde döndürüp birbirine yardımcı ve müsahhar kılmakla
    azamet-i rububiyetini gösteren ve beşeri,
    şecere-i kâinatın en câmi' ve en nazik ve en nazenin,
    en nazdar, en niyazdar bir meyvesi yaratıp,
    kendine muhatab ittihaz ederek herşeyi ona müsahhar kılmakla,
    insana bu kadar ehemmiyet verdiğini gösteren bir Kadîr-i Rahîm,
    bir Alîm-i Hakîm, kıyameti getirmesin?
    Haşri yapmasın ve yapamasın?
    Beşeri ihya etmesin veya edemesin?
    Mahkeme-i Kübrayı açamasın?
    Cennet ve Cehennem'i yaratamasın?

    Hâşâ ve kellâ!..

    Dokuzuncu Hakikat; Allah'ın cc. öldürme ve diriltme sıfatlarının
    dünyadaki numunelerinin, ahirete delil olması hakkındadır.
    Allah'ın cc. Muhyi (Dirilten, hayat veren Allah.) ve Mumit ( Her
    varlığa ölümü tattıran Cenab-ı Hak.) isimlerinin tecellileridir.

    Allah cc. sonbaharda kupkuru olan toprağı, baharın gelmesiyle
    üçyüzbinden fazla mahlukatıyla tekrar toplayıp dünya üzerine
    yaymaktadır ve onlara hayat vermektedir. Bu diriltme, yeniden
    hayat verme, onları geri getirip dünya üzerine yayma; insanın
    ahiret yolculuğundaki haşir ve neşriyle benzerdir. Dünyadaki bu
    faaliyetiyle bizlere kudretinin sonsuzluğunu göstermektedir.

    Ve bu haşir ve neşir faaliyetiyle, herşey birbirine karışmış
    haldeyken; baharın gelmesiyle, nihayet derecede, birbirinden
    ayrılıp seçilebilecek tarzda bizlere sunar. İlminin genişliğini
    ve kuşatıcılığını bizlere gösterir.

    Ve Allah cc. bütün semavi kitaplarında, fermanlarında, insanların
    yeniden dirilişini, haşrini çok defalar zikredip, vaatte bulunarak,
    insanların dikkatlerini ebedi saadete çekmektedir.

    Bütün yarattığı varlıklar, adeta şuurlu bir şekilde, birbirini
    tanıyormuşcasına birbirine yardımda bulunurlar, itaatkar bir
    şekle bürünürler. Örnek vermek gerekirse; Güneş, bir otun
    yetişmesinde etkendir, dolayısıyla ona yardımcıdır ve itaatkardır.
    Bir ot, bir hayvanın besin kaynağıdır, o da o hayvana musahhardır.
    Ve bir hayvan etiyle, sütüyle, derisiyle vs. insanın ve daha bir çok
    canlının ihtiyacıdır. O da insana ve diğer birçok canlıya yardımcı
    ve itaatkardır. Allah cc. bu faaliyetleri emir ve iradesi dairesinde
    gerçekleştirir. Mevcudatı birbirinin yardımına koşturmakla bizlere,
    terbiye ve idare ediciliğinin büyüklüğünü göstermektedir.

    Ve insanı bu kainatın her yönden câmi' (Kapsayıcı;birçok şeyle
    alâkalı olan; toplayan ve ihtivâ eden.) ve en nâzik ve en nâzenin
    (İnce, nâzik, latîf, nazlı.), en nazdar, en niyazdar (Yalvarıp yakaran.
    Dua eden. İhtiyacı olan.) bir meyvesi olarak yaratmıştır. Kendine
    muhatap edinmiştir. Ve kainattaki her şey insanın ihtiyaçlarına
    yöneliktir, insan merkezlidir. Allah tüm bu faaliyetleriyle Kudretini
    gösterir ve herşeyi insana musahhar etmesiyle de sonsuz şefkatini
    bizlere bildirir. O herşeyi bilerek ve hikmetle yapan Alîm-i Hakîm'dir.

    İnsana bu derece ehemmiyet veren, dünyada yapmış olduğu haşir ve
    neşirlerle kudretinin, ilminin sonsuzluğunu gösteren Allah'ın cc.
    kıyameti getirememesi, haşri yapmaması veya yapamaması, insanı ihya
    etmemesi veya edememesi, büyük mahkemeyi, hesabı açamaması,
    Cennet ve Cehennemi yaratamaması hiç mümkün müdür, olabilir mi,
    ihtimal var mıdır? Hâşâ ve kellâ!
    Yazar : Risale Forum

    Halbuki, en ziyade hasta sensin.
    Sen, evvel kendine tabib ara, şifa bul;
    sonra başkasının şifasına çalış.

    ........

  9. #9
    Huseyni çevrimdışı Müdavim
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    11.805
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 2590 + 209048


    Cevap: Açıklamalı Risale-i Nur Dersleri -Onuncu Söz'den 9. Suret ve 9. Haki

    Evet şu âlemin Mutasarrıf-ı Zîşan'ı her asırda,
    her senede, her günde bu dar, muvakkat rûy-i zeminde
    haşr-i ekberin ve meydan-ı kıyametin pek çok emsalini ve nümunelerini ve işaratını icad ediyor.


    Bu alemde tasarruf etme şerefi kendinde bulunan Allah cc.
    her asırda, her senede, her günde bu dar ve geçici olan
    yeryüzünde büyük haşrin ve kıyamet meydanının çok numune
    ve emsal ve işaretlerini biz kullarına gösteriyor.

    Dünyanın her bir asrı, kendinden sonra gelen asra göre ölmüş ve
    sonrasında yeni bir asır dirilmiştir. Her yıl ve gün kendinden
    sonra gelenlere göre ölü hükmündedir. Güneşin batışı ve doğuşu
    haşrin bir numunesidir. Hatta her alıp verilen nefes haşre bir
    delildir denebilir.

    Lavlar cehennemin bir numunesi olduğu gibi, tüm güzellikler de cennetin bir numunesidir.

    Mumessil

    Ezcümle:

    Haşr-i baharîde görüyoruz ki:
    Beş-altı gün zarfında küçük ve büyük hayvanat ve nebatattan üçyüz binden ziyade enva'ı haşredip neşrediyor.
    Bütün ağaçların, otların köklerini ve bir kısım hayvanları aynen ihya edip iade ediyor.
    Başkalarını ayniyet derecesinde bir misliyet suretinde icad ediyor.
    Halbuki maddeten farkları pek az olan tohumcuklar o kadar karışmışken,
    kemal-i imtiyaz ve teşhis ile o kadar sür'at ve vüs'at ve sühulet içinde kemal-i intizam ve mizan ile
    altı gün veya altı hafta zarfında ihya ediliyor.
    Hiç kabil midir ki:
    Bu işleri yapan Zâta bir şey ağır gelebilsin,
    semavat ve arzı altı günde halkedemesin,
    insanı bir sayha ile haşredemesin?
    Hâşâ!

    Bahar ayı geldiğinde beş altı gün gibi çok kısa bir süre içerisinde
    yüzbinlerce bitki ve hayvan türlerinin yeryüzüne serilip yeniden
    dirildiklerini müşahede ediyoruz. Ve bir önceki bahara baktığımızda
    neredeyse tıpatıp bir manzara çıkıyor karşımıza. Bu yıl da tüm
    hayvanlar ve bitkiler en uygun yerlere; geçen yıla benzer bir şekilde
    yerleştiriliyor.

    Maddeten birbirinden pek farklı olmayan tohumların ve çeşitli hayvan
    türlerinin sonbaharda tamamen birbirine karıştığını ve kışın bu
    manzaranın üzerine beyaz bir sayfanın çekildiğini biliyoruz, görüyoruz.

    Ve yine görüyoruz ki; bu karmakarışık olan tohumlar ve hayvan
    türleri baharın gelmesiyle hususi va ayrıcalıklı olarak, hızlı bir
    şekilde, genişlik içinde, hiç zorlanmadan ve kolay bir tarzda,
    mükemmel bir düzen ve ölçülü bir şekilde kısa bir süre içerisinde
    ihya ediliyorlar.

    Acaba, şahit olduğumuz bu numuneleri, mevt ve ihyaları, bu
    faaliyetleri her daim gözümüzün önünde gerçekleştiren Zat olan
    Yüce Allah'ın cc. gökleri ve yerleri altı günde yaratması, insanları
    bir surun üflenmesiyle, bir araya toplayıp yeniden diriltmesi zor
    mudur, O'na ağır gelir mi? Haşa, zor değildir ve ağır gelmez.




    Yazar : Risale Forum

    Halbuki, en ziyade hasta sensin.
    Sen, evvel kendine tabib ara, şifa bul;
    sonra başkasının şifasına çalış.

    ........

  10. #10
    Huseyni çevrimdışı Müdavim
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    11.805
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 2590 + 209048


    Cevap: Açıklamalı Risale-i Nur Dersleri -Onuncu Söz'den 9. Suret ve 9. Haki

    Acaba mu'ciznüma bir kâtib bulunsa;
    hurufları ya bozulmuş veya mahvolmuş üçyüz bin kitabı tek bir sahifede karıştırmaksızın,
    galatsız, sehivsiz, noksansız, hepsini beraber, gayet güzel bir surette bir saatte yazarsa;
    birisi sana dese:
    "Şu kâtib kendi te'lif ettiği senin suya düşmüş olan kitabını, yeniden bir dakika zarfında hâfızasından yazacak."
    Sen diyebilir misin ki,
    "Yapamaz ve inanmam."

    Yazılarıyla mucize gösteren bir katip bulunsa,
    harfleri birbirine karışmış, mahvolmuş üçyüzbin kitabı, tek bir sayfada, birbirine
    karıştırmadan, yanlışsız ve eksiksiz bir şekilde, bir saat kadar
    bir süre zarfında hepsini aynı anda, beraber yazsa; Biri sana dese:

    "Şu katib senin suya düşen, kendi telif ettiği eserini,
    yeniden bir dakika kadar bir sürede hafızasından yazacak."

    Sen ona "Yapamaz ve inanmam." diyemezsin çünkü;
    üçyüzbin kitabı bir saatte, karıştırmadan, aynı anda ve
    eksiksiz ve hatasız olarak yazmak; bir kitabı, bir dakikada
    yazmaktan kat be kat daha zordur.



    Yazar : Risale Forum

    Halbuki, en ziyade hasta sensin.
    Sen, evvel kendine tabib ara, şifa bul;
    sonra başkasının şifasına çalış.

    ........

Sayfa 1/2 12 SonSon

Facebook Yorumları

Facebook Giriş

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Bu Konudaki Etiketler

Sosyal İmleme

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222