Neden Risâle-i Nûr’u Dikkât ve Tefekkürle Okuyorum?

Evet, bütün hakikî saadet ve hâlis sürur ve şirin nimet ve sâfi lezzet elbette mârifetullah ve muhabbetullahtadır. Onlar, onsuz olamaz.

Cenab-ı Hakk'ı tanıyan ve seven;

· nihayetsiz saadete,

· nimete,

· envâra,

· esrara;

ya bilkuvve veya bilfiil mazhardır.

Onu hakikî tanımayan, sevmeyen;

· nihayetsiz şekavete,

· âlâma

· ve evhama

· manen ve maddeten mübtela olur.

Evet, şu perişan dünyada, âvâre nev'-i beşer içinde, semeresiz bir hayatta; sahibsiz, hâmîsiz bir surette; âciz, miskin bir insan, bütün dünyanın sultanı da olsa kaç para eder.

İşte bu âvâre nev'-i beşer içinde, bu perişan fâni dünyada; insan, sahibini tanımazsa, mâlikini bulmazsa, ne kadar bîçare sergerdan olduğunu herkes anlar.

Eğer sâhibini bulsa, mâlikini tanısa, o vakit rahmetine ilticâ eder, kudretine istinâd eder. O vahşetgâh dünyâ, bir tenezzühgâha döner ve bir ticâretgâh olur. Asa-yı Musa ( 226 )

· İnsan, saray gibi bir binadır; temelleri, erkân-ı imaniyedir.

· İnsan, bir şeceredir; kökü esasat-ı imaniyedir.

· İmanın rükünlerinden en mühimmi, İman-ı Billah'tır; Allah'a imandır.

· Sonra Nübüvvet ve Haşir'dir.

Bunun için, bir insanın en başta elde etmeye çalıştığı ilim; iman ilmidir.

İlimlerinesası, ilimlerinşahıve padişahı; iman ilmidir.

· İman, yalnız icmalî bir tasdikten ibaret değildir.

· İmanın çok mertebeleri vardır.

· Taklidî bir iman, hususan bu zamandaki dalalet, sapkınlık fırtınaları karşısında çabuk söner. Tahkikî iman ise; sarsılmaz, sönmez bir kuvvettir.

· Tahkikî imanı elde edenbir kimsenin, iman ve İslâmiyeti dehşetli dinsizlik kasırgalarına da maruz kalsa, o kasırgalar bu imân kuvveti karşısında tesirsiz kalmaya mahkûmdur.

· Tahkikî imanı kazananbir kimseyi, en dinsiz feylesoflar dahi, bir vesvese veya şübheye düşürtemez. Sözler ( 749 )

· Herkes kendi kendine bir derece istifade eder; fakat herkes her mes'elesini tam anlamaz.

Hem iman hakikatlarının izahı olduğu için;

· hemilim,

· hem marifetullah,

· hem ibadettir. Tarihçe-i Hayat ( 517 )

Ehl-i velayetin amel ve ibâdet ve sülûk ve riyazetle gördüğü hakikatlar ve perdeler arkasında müşahede ettikleri hakaik-i imaniye, aynen onlar gibi Risale-i Nur ibadet yerinde, ilim içinde hakikata bir yol açmış; sülûk ve evrad yerinde, mantıkî bürhanlarla ilmî hüccetler içinde hakikât-ül hakâika yol açmış.

Ve ilm-i tasavvuf ve tarîkat yerinde, doğrudan doğruya İlm-i Kelâm içinde ve İlm-i Akide ve Usûl-üd Din içinde bir velâyet-i kübrâ yolunu açmış ki; bu asrın hakikat ve tarîkat cereyanlarına galebe çalan felsefî dalaletlere galebe ediyor, meydandadır. Emirdağ Lahikası-1 ( 91 )

Risale-i Nur'ungıda ve taam hükmündeki hakikatlarından:

· hem akıl,

· hem kalb,

· hem ruh,

· hem nefis,

· hem his,

hisselerini alabilir.

Yoksa yalnız akıl cüz'î bir hisse alır, ötekiler gıdasız kalabilirler.

Risale-İ Nur, Sair İlimler Ve Kitablar Gibi Okunmamalı.Çünki ondaki iman-ı tahkikî ilimleri, başka ilimlere ve maariflere benzemez. Akıldan başka çok letaif-i insaniyenin kut ve nurlarıdır. Emirdağ Lahikası-1 ( 65 )

اَلْبَاقِى هُوَ الْبَاقِى

Kardeşiniz

Said Nursî

Risâle-i Nûr’u Dikkât ve Tefekkürle Okuyorum?

Sualime Üstadımın verdiği hakikatı yazdım.


Bu hakikatların hakikatına vuslat temennisiyle

Muhammed Numan ÖZEL