Seyahatımda beni tanımayanlar kıyafetime bakıp, beni tacir zannettiklerinden derlerdi ki:
S- Tacir misin?
C- Evet hem tacirim, hem de kimyagerim.
S- Nasıl?
C- İki madde var, mezcettiriyorum: Birinden tiryak-ı şâfî, birinden elektrik-i muzi tevellüd eder.
S- Bunlar nerede bulunur?
C- Medeniyet ve fazilet çarşısında; cebhesinde insan yazılı, iki ayak üstünde gezen sandık içindeki, üstünde kalb yazılan ya siyah veya pırlanta gibi parlak olan bir kutudadır.
S- İsimleri nedir?
C- İman, muhabbet, sadakat, hamiyet.

Ceride-i Seyyare, Ebu lâşey, İbnüzzaman, Ehu-l acaib, İbn-ü ammi-l garaib
Said Nursî
Tarihçe-i Hayat

Tacir: Ticaret yapan.
Kimyager: Kimyacı.
Mezc: Karıştırma, katma, birbirine karıştırma.
Tiryak-ı şâfî: Şifa verici tiryak, harika iyileştirme özelliğinde çok etkili ilaç.
Elektrik-i muzi: Parlak ışıl veren, parlayan lamba.
Tevellüd: Doğma, meydana gelme, doğum.
Fazilet: Yüksek değer, üstün ahlak derecesi, dinde üstün vasıf ve özellikler.
Cebhe: Yüz, ön taraf, alın.
Muhabbet: Sevgi, sevme.
Sadakat: Bağlılık, gönülden bağlılık.
Hamiyet: Himaye gayreti, koruma çabası.
Ceride-i Seyyare: Gezici gazete.
İbnüzzaman: Zamanın oğlu.
Ehu-l acaib: Acayip şeylerin kardeşi.
Garaib: Hayret verici şeyler, şaşkınlık uyandıran şeyler.
İbn-ü ammi-l garaib: Garaibin amca oğlu.