Sayfa 1/2 12 SonSon
19 sonuçtan 1 ile 10 arası

Konu: Önsöz

  1. #1
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.223
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61880


    Önsöz



    وَبِهِ نَسْتَعِينُ 1

    Önsöz

    [Bu Önsöz, Medine-i Münevvere’de bulunan mühim bir âlim tarafından yazılmıştır.]

    Büyük İkbâl’e ait olan Önsözde demiştim ki: “Büyüklerin tarih-i hayatları okunurken, ulvî menkıbeler söylenip aziz hâtıraları anılırken, insan başka bir âleme girdiğini hissediyor. Gönlünü, ter temiz sevgi hislerinin ulvî ateşi yakıyor ve İlâhî feyzi sarıyor. Tarih öyle büyük insanlar kaydeder ki, birçok büyükler, onlara nisbetle küçük kalır.

    Tarihe şerefler veren erler anılırken,
    Yükselmede ruh, en geniş âlemlere yerden.
    Bin rayihanın feyzi sarar ruhu derinden,
    Geçmiş gibi Cennetteki gül bahçelerinden.

    Bu derin hakikati, Önsözü yazarken bütün azamet ve ihtişamıyla idrak etmiş bulunuyorum. Zira, aziz ve muhterem okuyucularımıza en derin bir ihlâs ve samimiyetle takdim ettiğimiz bu eser, hemen bir asra yaklaşan uzun ve bereketli ömrünün her safhası binlerle harikaya sahne olan gönüller fâtihi büyük Üstad Bediüzzaman Said Nursî’ye, onun yüz otuz parçadan ibaret olan Risale-i Nur Külliyatına ve ahlâk ve faziletleri, ihlâs ve samimiyetleri, iman ve irfanlarıyla hayatın her safhasında sadece bir ülkeye değil, bütün insanlık âlemine ter temiz örnekler vermekte devam eden Nur talebelerine aittir.


    Not
    Dipnot-1 Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla. Ve ancak Onunla yardım dileriz.



    Büyük İkbâl: (bk. bilgiler – Muhammed İkbal) Medine-i Münevvere: (bk. bilgiler – Medine)
    asr: yüzyıl azamet: büyüklük, yücelik
    aziz: çok değerli, izzetli, saygın bereket: Allah’tan gelen bolluk, nimet
    fazilet: güzel ahlâk, erdem feyz: Allah tarafından kula lutfedilen ve ilham yoluyla kalbe gelen manevî nimet
    fâtih: fetheden, açan hakikat: gerçek, doğru
    ibaret: meydana gelen idrâk etme: anlama, kavrama
    ihlâs: ibadet ve davranışlarda sadece Allah rızasını gözetme; samimiyet ihtişam: haşmetli ve heybetli oluş
    irfan: bilme, anlama, sezme menkıbe: meşhur kimselerin ahvaline dair hayat hikâyesi
    muhterem: hürmete lâyık, saygıdeğer nisbet: kıyas, oran
    rayiha: güzel ve hoş koku safha: merhale, aşama
    takdim etme: sunma talebe: öğrenci
    tarih-i hayat: hayat tarihi, biyografi ulvî: yüce, büyük
    zira: çünkü

    Benzer Konular
    Ek Bölümler - Önsöz
    Ek Bölümler - Önsöz وَبِهِ نَسْتَعِينُ Önsöz
    Gençlik Rehberi 1 - Önsöz
    Gençlik Rehberi 1 - Önsöz GENÇLİK REHBERİ Önsöz Bu Gençlik Rehberi, yeni harfle basıldığı gibi, eski harfle Isparta'da dahi teksir edilip, hükûmetin ve zabıtanın ilişmemesi ve her tarafta iştiyakla okunması ve intişarı gösteriyor ki; b
    Yazar : Risale Forum

  2. #2
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.223
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61880


    Önsöz - Sayfa 18

    Bir kitabın mukaddemesini, o kitabın hülâsası diye tarif ederler. Halbuki, her mevzuu müstakil bir esere sığmayacak kadar derin ve geniş olan bu muazzam kitabın muhteviyatını böyle birkaç sahifelik mukaddemeye sığdırmak kabil midir?

    Bugüne kadar âcizane yazdığım manzum ve mensur yazılarımın hiçbirisinde bu kadar acz ve hayret içerisinde kalmamıştım. Binaenaleyh, bu eseri derin bir zevk,İlâhî bir neş’e ve coşkun bir heyecanla okuyacak olanlar, hayranlıkla görecekler ki, Bediüzzaman, çocukluğundan beri müstesna bir şekilde yetişen ve bütün ömrü boyunca İlâhî tecellilere mazhar olan bam başka bir âlim ve mümtaz bir şahsiyettir.

    Ben, bu büyük zatı, eserlerini ve talebelerini inceden inceye tetkik edip de o nur âleminde hissen, fikren ve ruhen yaşadıktan sonra, büyük ve eski bir Arap şairinin, bir beytiyle çok derin bir hakikatı ifade ettiğini öğrendim: “Bütün âlemi bir şahsiyette toplamak Cenâb-ı Hakka zor gelmez.”






    Gayesinin ulviyetinden, dâvâsının ihtişamından ve imanının azametinden feyiz veilham alan bu kutbun câzibesine takılanların adedi günden güne çoğalmaktadır.

    Akıllara hayret veren bu ulvî hadise, münkirleri kahrettiği gibi, mü’minleri de şâd vemesrur eylemekte devam edip gidiyor.

    İmanlı gönüllerde mânevî bir rabıta halinde yaşayan bu İlâhî hâdiseyi, büyük birmücahid, kalbleri vecd içinde bırakan bir üslûpla, bakınız, nasıl ifade ediyor:

    “Ahlâksızlık çirkefinin bir tufan halinde her istikamete taşıp uzanarak her fazileti boğmaya koyulduğu kara günlerde, onun, yani Bediüzzaman’ın feyzini bir sır gibi kalbden kalbe mukavemeti imkânsız bir hamle halinde intikal eder görmekle tesellî buluyoruz. Gecelerimiz çok karardı; ve çok kararan gecelerin sabahları pek yakın olur.”

    Bediüzzaman: Bediüzzaman Said Nursî Cenâb-ı Hak: Hakkın ta kendisi olan, sonsuz şeref ve azamet sahibi yüce Allah
    acz: acizlik, güçsüzlük azamet: büyüklük, yücelik
    beyit: iki mısradan oluşan şiir bölümü binaenaleyh: bundan dolayı
    câzibe: çekim kuvveti dâvâ: takip edilen fikir ve düşünce sistemi
    fazilet: güzel ahlâk, mânevî değer, erdem feyiz: ilham, bolluk, bereket
    fikren: düşünce aracılığıyla hakikat: gerçek, doğru
    hayret: şaşkınlık hissen: his aracılğıyla
    hülâsa: özet ihtişam: haşmetli ve görkemli oluş
    ilham: Allah tarafından kalbe indirilen mânâ intikal etme: geçme, ulaşma
    istikamet: yön kutub: manevî mertebelerin en yükseğinde bulunan kimse
    kàbil: mümkün manzum: şiir şeklinde, vezinli
    mazhar olma: ayna olma, erişme mensur: nesir, düz yazı
    mesrur: sevinçli, mutlu mevzu: konu
    muazzam: büyük muhteviyat: bir şeyin içinde bulunan unsur ve özelilkler
    mukaddeme: giriş, başlangıç mukavemet: karşı koyma, direnç gösterme
    mücahid: cihad eden, din uğrunda çaba harcayan mümtaz: seçkin
    münkir: inanmayan, inkar eden müstakil: bağımsız
    müstesnâ: seçkin, benzeri olmayan neş’e: sevinç
    rabıta: bağ tecellî: belirme, görünme, yansıma
    tetkik etme: inceleme, araştırma tufan: büyük su baskını
    ulviyet: yücelik ulvî: yüce, büyük
    vecd: mânevî coşku âcizâne: âciz ve güçsüz bir şekilde (bu ifade tevazu mânâsını taşır)
    çirkef: iğrenç, pis şey İlâhî: Allah tarafından olan
    şâd: neşeli, memnun
    Yazar : Risale Forum

  3. #3
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.223
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61880


    Önsöz - Sayfa 19

    Evet, bir sır gibi kalbden kalbe mukavemeti imkânsız bir halde yayılıp dağılan bu nurun, memleketin her köşesinde feyiz ve tesirini görenler, hayret ve dehşetler içinde sormaya başladılar: “Şöhreti memleketimizin her tarafını kaplayan bu zat kimdir? Hayatı, eserleri, meslek ve meşrebi nedir? Tuttuğu yol bir tarikat mı, bir cemiyet mi, yoksa siyasî bir teşekkül müdür?”

    Bununla da kalmadı; derhal gerek idarî ve gerek adlî çok mühim takipler ve pek ciddî tetkikler, uzun ve müselsel mahkemeler cereyan etti. Neticede, bu İlâhî tecellînin gönüller ülkesine kurulan bir iman ve irfan müessesesinden başka birşey olmadığı tahakkuk edince, adaletin İlâhî bir surette tecellîsi şu şekilde zuhur etti: Bediüzzaman Said Nursî ve bütün Risale-i Nur eserlerinin beraati kararı resmen ilân edildi. Ve artık, ruhun maddeye, hakkın bâtıla, nurun zulmete, imanın küfre her zaman galebe çalacağı, ezelden ebede değişmeyecek olan İlâhî kanunların başında gelen bir hakikat olduğu güneşler gibi belirdi.

    Herhangi bir iklimde zuhur eden bir ıslahatçının mahiyet ve hakikatini, sadakat ve samimiyetini gösteren en gerçek mi’yar, dâvâsını ilâna başladığı ilk günlerle,muzaffer olduğu son günler arasında ferdî ve içtimaî, uzvî ve ruhî hayatında vücuda gelen değişiklik farklarıdır, derler.

    Meselâ, o adam ilk günlerde mütevazi, âlicenap, feragat ve mahviyetkâr, hülâsa, bütün ahlâk ve fazilet bakımından cidden örnek olan gayet temiz ve son derece demümtaz bir şahsiyetti. Bakalım, cihadında muzaffer olup hislerde, emellerde, gönüllerde yer tuttuktan sonra, yine o eski temiz ve örnek halinde kalabilmiş mi? Yoksa, zafer neş’esiyle, birçok büyük sanılan kimseler gibi yere göğe sığmaz mı olmuş?

    İşte, büyük küçük herhangi bir dâvâ ve gaye sahibinin mahiyet ve hakikatini, şahsiyet ve hüviyetini en hakikî çehresiyle aksettirecek olan en berrak âyine budur.

    adlî: adalet sistemiyle bağlantılı aksettirme: yansıtma
    beraat: temize çıkma, suçsuz olduğunun anlaşılması berrak: duru, saf
    bâtıl: doğru olmayan, yalan, yanlış cemiyet: dernek
    cereyan etme: oluşma, meydana gelme cihad: mücadele, din uğrunda çaba harcama
    dâvâ: takip edilen fikir ve düşünce sistemi ebed: sonu olmayan sonsuzluk
    emel: arzu, istek ezel: başlangıcı olmayan sonsuzluk
    fazilet: güzel ahlâk, mânevî değer, erdem feragat: hakkından isteyerek vaz geçme, affetme
    ferdî: ferde, kişiye ait feyiz: ilham, bolluk, bereket
    galebe çalmak: üstün gelmek hakikat: gerçek mahiyet, esas
    hülâsa: özet olarak hüviyet: kimlik
    idarî: yönetimle bağlantılı irfan: bilgi, anlayış
    içtimaî: toplumsal, sosyal küfr: inkâr, inançsızlık
    mahiyet: asıl, nitelik, özellik mahviyetkâr: alçak gönüllü
    meşreb: hareket tarzı, metod mi’yar: ölçü birimi
    mukavemet: karşı koyma, direnç gösterme muzaffer: zafer kazanan, galip gelen
    müessese: kurum mümtaz: seçkin
    müselsel: silsile halinde, zincirleme mütevâzi: alçakgönüllü, gösterişsiz
    neş’e: sevinç ruhî: ruh ile ilgili
    sadakat: bağlılık, sebat suret: biçim, şekil
    tahakkuk etme: gerçekleşme tarikat: İlâhî hakikatlere ulaşmak için, şeyhin gözetiminde takip edilen yol
    tecellî: belirme, görünme, yansıma tetkik: inceleme, araştırma
    teşekkül: oluşum uzvî: insanın organları ve bedeniyle ilgili
    vücuda gelme: var olma, meydana gelme zuhur etme: görünme, ortaya çıkma
    zulmet: karanlık âlicenap: yüksek ahlâk sahibi
    çehre: yüz, görünüm İlâhî: Allah tarafından olan
    ıslahatçı: yanlışlıkları ve eksiklikleri düzeltmeye ve iyileştirmeye çabalayan kişi şahsiyet: kişilik, yapı

    Yazar : Risale Forum

  4. #4
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.223
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61880


    Önsöz - Sayfa 20

    Tarih boyunca, bu müthiş imtihanı kazanmanın şaheser misalini, evvelâ peygamberler ve bilhassa Sultanu’l-Enbiya Sallâllahu Aleyhi ve Sellem Efendimiz, sonra Onun halife ve Sahabeleri ve daha sonra onların nurlu yolunda yürüyen büyük zatlar vermişlerdir.



    Peygamber Efendimiz, şu 1 اَلْعُلَمَاءُ وَرَثَةُ اْلاَنْبِيَاءِ yani, “Âlimler, peygamberlerin varisleridirler” hadis-i şerifleriyle, âlim olmanın pek kolay birşey olmadığını, i’câzkâr belâğatleriyle beyan buyuruyorlar.

    Zira, madem ki bir âlim, peygamberlerin varisidir; o halde, hak ve hakikatin tebliğve neşri hususunda, aynen onların tutmuş oldukları yolu takip etmesi lâzımdır. Her ne kadar bu yol, bütün dağ, taş, çamur, çakıl, uçurum, daha beteri, takip, tevkif,muhakeme, hapis, zindan, sürgün, tecrid, zehirlenme, idam sehpaları ve daha akıl ve hayale gelmeyen nice bin zulüm ve işkencelerle dolu da olsa...

    İşte, Bediüzzaman, yarım asırdan fazla o mukaddes cihadı ile bütün ömrü boyunca bu çetin yolda yürüyen ve karşısına çıkan binlerle engeli bir yıldırım sür’atiyle aşan ve Peygamberlerin vârisi olan bir âlim olduğunu amelî bir surette ispat eden bir zattır.

    Kendisinin ilmî, ahlâkî, edebî, birçok fazilet ve meziyetleri arasında, beni en çok meftun eden şey, onun, o dağlardan daha sağlam, denizlerden daha derin,semalardan daha yüksek ve geniş olan imanıdır.

    Rabbim, o ne muazzam iman! O ne bitmez ve tükenmez sabır! O ne çelikten irade! Hayal ve hatıralara ürpermeler veren bunca tazyik, tehdit, tâzip ve işkencelere rağmen, o ne eğilmez baş, ne boğulmaz ses ve nasıl kısılmaz nefestir!


    Not
    Dipnot-1
    Buharî, İlim: 10; Ebû Dâvud, İlim: 1; İbn-i Mâce, Mukaddime: 17; Dârimî, Mukaddime: 32; Müsned, 5:196.





    Rab: herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri veren, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulunduran Allah Sahabe: Peygamberimizi (a s m ) dünya gözüyle görüp onun yolundan gidenler, onun etrafında bulunup hizmet edenler
    Sallâllahu Aleyhi ve Sellem: Allah’ın salât ve selâmı onun üzerine olsun Sultanu’l-Enbiya: bütün peygamberlerin sultanı olan Hz. Muhammed (a.s.m.)
    amelî bir surette: uygulamalı bir şekilde asır: yüzyıl
    belâgat: sözün düzgün, kusursuz, yerinde, hâlin ve makamın icabına göre söylenmesi beyan: açıklama
    bilhassa: özellikle cihad: mücadele, din uğrunda çaba harcama
    fazilet: güzel ahlâk, mânevî değer, erdem hadis-i şerif: Peygamber Efendimizin (a.s.m.) mübarek söz, fiil ve hareketi veya onun onayladığı başkasına ait söz, iş veya davranış
    hakikat: gerçek, doğru halife: Fahr-i Kâinat (a.s.m.) Efendimizin vekili olarak Müslümanların başkanlığını yapan ve İslâmiyeti korumak ve yaşatmakla görevli olan zât
    i’cazkâr: mu’cizeli, benzerini yapmakta başkalarını âciz ve hayrette bırakan meftun eden: insanları kendisine bağlayan, kendisinden geçiren
    meziyet: üstün özellik misal: örnek
    muazzam: büyük muhakeme: mahkemede yargılama
    mukaddes: her türlü çirkinlikten ve eksiklikten arınmış, kutsal neşir: yayma
    sema: gökyüzü sür’atiyle: hızıyla
    tazyik: baskı, ağırlık tebliğ: bildirme, sunma
    tecrid: insanlardan soyutlama, yalnız başına bırakma tevkif: tutuklama
    tâzip: azap verme, cezalandırma vâris: mirasçı
    zira: çünkü çetin: zor
    şaheser: üstün ve kalıcı nitelikte olan eser, başyapıt
    Yazar : Risale Forum

  5. #5
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.223
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61880


    Önsöz - Sayfa 21

    Büyük İkbâl’in heyecanlı şiirlerinden aldığım coşkun bir ilham neş’esiyle vaktiyle yazdığım “Mücahid” ünvanını taşıyan bir manzumede, aşağıdaki mısraları okuyanlardan, belki şâirane bir mübalâğada bulunduğumu söyleyenler olmuştur.

    Lâkin şu mukaddemesini yazmakla şeref duyduğum şaheseri okuyanlar, vecdle dolu bir hayranlıkla anlayacaklar ki, Allah’ın ne kulları varmış! Eğer bir iman, kemalini bulursa, neler yapar ve ne harikalar doğururmuş!

    Bir azm, eğer iman dolu bir kalbe girerse,
    İnsan da, o imandaki son sırra ererse,
    En azgın ölümler ona zincir vuramazlar;
    Volkan gibi coşkun akıyor, durduramazlar...
    Rabbimden iner azmine kuvvet veren ilham,
    Peygamberi rüyada görür belki her akşam.
    Hep nur onun iman dolu kalbindeki mihrap,
    Kandil olamaz ufkuna dünyadaki mehtap.
    Kar, kış demez, irkilmez, üzülmez, acı duymaz;
    Mevsim, bütün ömrünce ılık gölgeli bir yaz.
    Cennetteki âlemleri dünyada görür de,
    Mahvolsa eğilmez sıra dağlar gibi derde.
    En sarp uçurumlar gelip etrafını sarsa,
    Ay batsa, güneş sönse, ufuklar da kararsa,
    Gökler yıkılıp çökse, yolundan yine dönmez,
    Ruhundaki imanla yanan meş’ale sönmez!
    Kalbinde yanardağ gibi, iman ne mukaddes!
    Vicdanına her an şunu haykırmada bir ses:
    Ey yolcu! Şafaklar sökecek, durma, ilerle,
    Zulmetlere kan ağlatacak meş’alelerle...
    Yıldızlara bas, çık yüce âlemlere, yüksel,
    İnsanlığı kurtarmaya Cennetten inen el!


    Büyük İkbâl: (bk. bilgiler – Muhammed İkbal) Rab: herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri veren, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulunduran Allah
    azim: kararlılık, irade, gayret ilham: Allah tarafından insanın kalbine indirilen mânâ
    kandil: lâmba kemal: mükemmel hale gelmek, olgunlaşmak
    lâkin: ancak mahvolma: yıkılıp dağılma
    manzume: vezinli ve kafiyeli söz, şiir mehtap: ay ışığı
    meş’ale: kandil, lamba; ucunda ateş yanan ve aydınlatmak için kullanılan değnek mihrap: Camilerde Kâbe yönünü gösteren ve imamın namaz kıldırırken geçtiği yer; mecazî olarak umut bağlanılan yer
    mukaddeme: başlangıç, giriş mukaddes: her türlü çirkinlikten ve eksiklikten arınmış, kutsal
    mübalağa: abartı mücahid: cihad eden, din uğrunda çaba harcayan
    mısra: şiirde yer alan her bir satır sarp: çıkılması ve geçilmesi çok zor olan uçurum
    vecd: coşku zulmet: karanlık
    şafak: güneş doğmadan az önce beliren aydınlık şaheser: üstün ve kalıcı nitelikte olan eser, başyapıt
    şâirane: şairce
    Yazar : Risale Forum

  6. #6
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.223
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61880


    Önsöz - Sayfa 22

    Sanki bu mısralar iman kahramanı, büyük mücahid Bediüzzaman Hazretleri için yazılmış. Zira bu yüksek sıfatlar, hep onun sıfatlarıdır. Cenâb-ı Hak şu âyet-i kerimede, bakınız, mücahidlere neler vaad ediyor:

    وَالَّذِينَ جَاهَدُوا فِينَا لَنَهْدِيَنَّهُمْ سُبُلَنَا وَاِنَّ اللهَ لَمَعَ الْمُحْسِنِينَ 1


    Meâl-i şerifi: “Bizim uğrumuzda mücahede edenlere mutlaka yollarımızı gösteririz. Ve hiç şüphe yok ki, Allah muhsinlerle (Allah’ı görür gibi ibadet eden mücahidlerle) beraberdir.”

    Demek ki, iman ve Kur’ân uğrunda candan ve cihandan geçen mücahidlere, büyük Allah, hakikat ve hidayet yollarını göstereceğini vaad buyuruyor. Hâşâ, Cenâb-ı Hakvaadinde hulf etmez; yeter ki, bu azim vaad-i İlâhîyi icap ettirecek şartlar tahakkuketsin.

    Bu âyet-i kerime, Üstadın karakter ve şahsiyetini tahlil hususunda bize nurdan bir rehber oluyor ve o nurun billûr ışığı altında artık en ince çizgileri ve en hassas noktaları görüp sezebiliyoruz. Zira, madem ki bir insan Cenâb-ı Hakkın hıfz vehimayesinde bulunmak nimetine mazhar olmuştur; artık onun için korku, endişe, üzüntü, yılma, usanma ve saire gibi şeyler bahis mevzuu olamaz.

    Allah’ın nuruyla nurlanan bir gönlün semasını hangi bulutlar kaplayabilir? Her anhuzur-u İlâhîde bulunmak bahtiyarlığına eren bir kulun ruhunu, hangi fâni emel ve arzular, hangi zavallı teveccüh ve iltifatlar ve hangi pespâye gaye ve ihtiraslar tatmin,teskin ve tesellî edebilir?

    Allah’tır onun yârı, mürebbîsi, velîsi;

    Andıkça bütün nur oluyor duygusu, hissi.

    Yükselmededir mârifet iklimine her an,

    Bambaşka ufuklar açıyor ruhuna Kur’ân...

    Kur’ân ona yâd ettiriyor “Bezm-i Elest”i.

    Âşık, o tecellînin ezelden beri mesti...



    Not
    Dipnot-1 Ankebût Sûresi, 29:69.


    Bediüzzaman Hazretleri: Bediüzzaman Said Nursî Bezm-i Elest: Elest meclisi, Allah’ın ruhları yarattığında, “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” anlamındaki sorusuna, ruhların, “Evet, Rabbimizsin” diye cevap verdikleri an
    Cenâb-ı Hak: Hakkın ta kendisi olan sonsuz şeref ve yücelik sahibi Allah azîm: çok büyük
    bahis mevzu: söz konusu bahtiyarlık: yüce bir makâma erişmenin sağladığı mutluluk ve huzur
    billûr: kristal; duru, berrak ve akıcı cihan: dünya
    emel: arzu, istek ezel: başlangıcı olmayan sonsuzluk
    fâni: geçici, ölümlü hidayet: doğru ve hak olan yol, İslâmiyet
    himaye: koruma hulf etme: verdiği sözü tutmama
    huzur-u İlâhî: kulun kendisini her an Allah’ın huzurunda hissetmesi hâşâ: asla, kesinlikle öyle değil
    hıfz: koruma icap ettirme: gerektirme
    ihtiras: aşırı istek, tutku iltifat: yönelme, değer verme
    mazhar olma: ayna olma, erişme mest: kendinden geçmiş
    meâl-i şerif: şerefli, yüce mânâ muhsin: Allah’ı görmese de, Allah’ı görür gibi Ona ibadet eden
    mârifet: Allah’ı tanıma, bilme mücahede etme: cihad etme, din uğrunda çaba harcama
    mücahid: cihad eden, din uğrunda çaba harcayan mürebbî: terbiye edici, eğitici
    mısra: şiirde yer alan her bir satır pespâye: aşağılık, âdi
    sema: gökyüzü; yüksek dereceler tahakkuk etme: gerçekleşme
    tahlil: değerlendirme, çözümleme tecellî: belirme, görünme, yansıma
    teskin: sakinleştirme, rahatlatma teveccüh: ilgi, yönelme
    vaad: söz verme vaad-i İlâhî: Allah tarafından kullara verilen vaad
    velî: dost yad etme: anma
    yâr: dost, sevgili zira: çünkü
    âyet-i kerime: şerefli âyet, Kur’ân’ın herbir cümlesi
    Yazar : Risale Forum

  7. #7
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.223
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61880


    Önsöz - Sayfa 23

    İşte, Bediüzzaman, böyle harikalar harikası bir inayete mazhar olan mübarek bir şahsiyettir. Ve bunun içindir ki, zindanlar ona bir gülistan olmuş; oradan ebediyetlerin nurlu ufuklarını görür. İdam sehpaları, birer va’z ve irşad kürsüsüdür. Oradan insanlığa ulvî bir gaye uğrunda sabır ve sebat, metanet ve celâdet dersleri verir. Hapishaneler birer medrese-i Yusufiyeye inkılâp eder. Oraya girerken, bir profesörün üniversiteye ders vermek için girdiği gibi girer. Zira oradakiler, onun feyizve irşadına muhtaç olan talebeleridir. Hergün birkaç vatandaşın imanını kurtarmak ve cânileri melek gibi bir insan haline getirmek, onun için dünyalara değişilmez bir saadettir.

    Böyle bir yüksek iman ve ihlâs şuuruna malik olan insan, hiç şüphesiz ki, zaman ve mekân mefhumlarının fâniler üzerinde bıraktığı yaldızlı tesirleri kesif madde âleminde bırakarak, ruhuyla mâneviyat âleminin pırıl pırıl nurlar saçan ufuklarına yükselmiş bir haldedir.

    Büyük mutasavvıfların (r.a.) fena fillâh, bekabillâh diye tarif ve tavsif buyurdukları yüksek mertebe, işte bu kudsî şerefe nail olmaktır.

    Evet, her mü’minin kendine mahsus bir huzur, huşû, tefeyyüz, tecerrüd ve istiğrakhali vardır. Ve herkes, iman ve irfanı, salâh ve takvâsı, feyiz ve mâneviyatınisbetinde bu İlâhî hazdan feyizyâb olabilir. Lâkin bu güzel hal, bu tatlı visal ve buemsalsiz haz, geçen âyet-i kerimedeki ihsan erbabı olan o büyük mücahidlerde her zaman devam ediyor. Ve işte onlar, bu sebepten dolayıdır ki, Mevlâyı unutmakgafletine düşmüyorlar. Nefisleriyle, arslanlar gibi bütün


    Mevlâ: bütün varlıklar âleminin yegâne sahibi ve efendisi olan Allah bekabillâh: Allah ile var olmak
    celâdet: kahramanlık, yiğitlik câni: katil, cinayet işleyen
    ebediyet: sonu olmayan sonsuzluk emsalsiz: benzersiz, eşsiz
    fena fillâh: Allah’ın varlığında yok olma, kulun zât ve sıfatlarının Allah’ın zât ve sıfatlarında fani olması feyiz: ilham, bolluk, bereket
    feyizyâb olma: feyiz bulma; manevî nimetlere ve ikramlara nail olma fâni: geçici, ölümlü
    gaflet: Allah’a ve Onun emir ve yasaklarına karşı duyarsız davranma hâli, umursamazlık gülistan: gül bahçesi
    haz: zevk; manevî lezzet huzur: kulun kendisini Allah’ın huzurunda hissetmesi
    huşû: kulun, Allah’ın varlıklar üzerinde yansıyan haşmet ve görkemini düşünerek kendisinden geçmesi ihlâs: ibadet ve davranışlarda sadece Allah rızasını gözetme; samimiyet
    ihsan erbabı: Allah’ı görmese de, her an görüyormuşcasına hareket eden seçkin kullar inkılâp etmek: dönüşmek
    inâyet: Allah’tan gelen yardım, ihsan, iyilik irfan: varlıklarda gizli olan hakikatleri tefekkür, keşif ve ilham yoluyla bilme
    irşad: doğru yolu gösterme istiğrak: Allah aşkıyla dünyayı unutup kendinden geçme
    kesif: yoğun, katı kudsî: her türlü kusur ve noksandan uzak, kutsal
    malik: sahip mazhar: ayna olma, erişme
    medrese-i Yusufiye: Hz. Yusuf’un (a.s.) hapiste kalmasına benzetilerek, iman ve Kur’ân hizmetinden dolayı tutuklananların hapsedildiği yer mânâsında hapishane mefhum: bir sözden çıkarılan mânâ; kavram
    metanet: sağlamlık, kararlılık mutasavvıf: tasavvuf ehli, kalbi dünyanın gelip geçici işlerinden ayırıp Allah sevgisi ile bağlayan tarikat ehli kimseler
    mâneviyat: mânevî yönden elde edilen gelişmeler ve özellikler mübarek: kutlu; kendisine çok saygı duyulan
    mücahid: cihad eden; nefis ve şeytanlarla mücadele eden mü’min: iman eden, Allah’a ve Onun gönderdiği şeylere inanan
    nail olmak: erişmek nefis: insanı daima kötülüğe, maddî zevk ve isteklere sevk eden duyu
    nisbetinde: oranında saadet: mutluluk
    salâh: iyilik sebat: kararlılık, sabit olma
    takvâ: Allah’tan korkup emir ve yasaklarına titizlikle uyma tavsif: vasıflandırma, niteleme
    tecerrüd: soyutlanma, sıyrılma; bütün varlıklardan alâka ve bağlantıları koparıp, kendini onlardan arındırıp Allah’a yönelme tefeyyüz: feyizlenme; manevî yönden ilerleme ve yükselme
    ulvî: yüce, büyük visal: kavuşma
    zira: çünkü âyet-i kerime: Kur’an’ın herbir cümlesi
    İlâhî: Allah tarafından olan şuur: bilinç, anlayış, idrak

    Yazar : Risale Forum

  8. #8
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.223
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61880


    Önsöz - Sayfa 24

    ömürleri boyunca çarpışıyorlar. Ve hayatlarının her lâhzası, en yüksek terakki ve tekâmül hatıraları kaydediyor. Ve bütün varlıkları, o cemâl, kemâl ve celâl sıfatlarıyla muttasıf olan Rabbü’l-Âlemînin rızasında erimiş bulunuyorlar.

    Mevlâ, bizleri de o bahtiyarlar zümresine ilhak eylesin. Âmin.





    Yukarıdaki sahifelerde, büyük Üstadın, dostlarını meftun ve hayran ettiği kadar da, düşmanlarını dehşetler içerisinde bırakan azametli imanından bahsettik. Biraz da mümtaz şahsiyeti nurdan bir hâle halinde sarmakta olan üstün meziyetlerinden, ahlâk ve kemalâtından bahsedelim.

    Malûm ya, her şahsiyeti, muhtelif ve muayyen meziyetler çerçeveler. Binaenaleyh,Üstadın şahsiyetini tekvin eden başlıca sıfatlar şunlardır:

    Feragati:

    Bir dâvâ sahibinin ve bilhassa ıslahatçının muvaffakiyet şartlarının en mühimmi feragattir. Zira gözler ve gönüller, bu mühim noktayı en ince bir hassasiyetle tetkik ve takibe meyyaldirler. Üstadın bütün hayatı ise, baştan başa feragatın şaheser misalleriyle dolup taşmaktadır.

    Allâme Şeyhülislâm Mustafa Sabri Efendi merhumdan, feragate ait şöyle bir söz işitmiştim: “İslâm bugün öyle mücahitler ister ki, dünyasını değil, âhiretini dahi feda etmeye hazır olacak.”

    Büyük adamdan sâdır olan bu büyük sözü tamamen kavrayamadığım için, mutasavvıfların istiğrak hallerinde söyledikleri esrarlı sözlere benzeterek, herkese söylememiş ve olur olmaz yerlerde de açmamıştım.

    Vaktâ ki aynı sözü Bediüzzaman’ın ateşler saçan heyecanlı ifadelerinde de okuyunca anladım ki, büyüklere göre feragatin ölçüsü de büyüyor... Evet, İslâm


    Mevlâ: bütün varlıklar âleminin yegâne sahibi ve efendisi olan Allah Mustafa Sabri Efendi: (bk. bilgiler)
    Rabbü’l-Âlemin: âlemlerin Rabbi, bütün âlemleri idare ve terbiye eden Allah allâme: büyük âlim
    azametli: büyük, yüce bahtiyar: talihli, mutlu
    bilhassa: özellikle binaenaleyh: bundan dolayı
    celâl: büyüklük, azamet, haşmet cemâl: sonsuz güzellik
    esrarlı: gizemli, sırlı feragat: hakkından isteyerek vaz geçme, affetme
    hâle: ay ve güneşin etrafında bazen görünen parlak, ışıklı halka ilhak eylemek: dahil etmek
    istiğrak: Allah aşkıyla kendinden geçme kemalât: bir kimsenin sahip olduğu üstün meziyetler, manevî haslet ve özellikler
    kemâl: sonsuz mükemmellik malûm: bilinen
    meftun: düşkün, tutkun merhum: vefat etmiş ve Allah’ın rahmetine kavuşmuş olan,
    meyyal: meyilli, eğilimli meziyet: üstün özellik
    muayyen: belirli muhtelif: çeşitli
    mutasavvıf: tasavvuf ehli, kalbi dünyanın gelip geçici işlerinden ayırıp Allah sevgisi ile bağlayan tarikat ehli kimseler muttasıf: nitelenmiş; belli bir vasıf ve sıfatı üzerinde taşıyan
    muvaffakiyet: başarı mücahit: cihad eden, din uğrunda çaba harcayan kimse
    mühim: önemli mümtaz: seçkin
    rıza: memnuniyet sâdır olan: çıkan; dile getirilen
    tekvin eden: oluşturan, meydana getiren tekâmül: ilerleme, mükemmelleşme
    terakki: ilerleme, yükselme tetkik etme: inceleme, araştırma
    vaktâ ki: ne zaman ki zira: çünkü
    zümre: grup, topluluk Üstad: bir ilim ve san’at alanında bilgi ve söz sahibi olan âlim; Bediüzzaman Said Nursî
    âmin: “Allahım kabul eyle” ıslahatçı: gerek insanlarda, gerekse toplum yapısında meydana gelen bozulmaları düzeltme, yenileme ve eksiklikleri tamamlama çabasında olan
    Şeyhülislâm: Osmanlı devletinde, kabinede sadrazamdan sonra yer alan ve din işlerine bakmakla birlikte dünya işlerine de din bakımından karışan kimse şahsiyet: kişilik, yapı

    Yazar : Risale Forum

  9. #9
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.223
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61880


    Önsöz - Sayfa 25

    için bu kadar acıklı bir feragate katlanmaya razı olan mücahidleri, Erhamürrâhimîn olan Allahü Zü’l-Kerem Tealâ ve Tekaddes Hazretleri bırakır mı? O fedaî kulunu lütuf ve kereminden, inayet ve merhametinden mahrum etmek, şânına—hâşâ—yakışır mı?

    İşte, Bediüzzaman, bu müstesna tecellînin en parlak misalidir. Bütün ömrü boyunca mücerred yaşadı. Dünyanın bütün meşru lezzetlerinden tamamen mahrum kaldı. Bir yuva kurmak ve orada mes’ut bir aile hayatı geçirmek sevdasına düşmeye vakit ve fırsat bulamadı. Fakat Cenâb-ı Hak kendisine öyle şeyler ihsan etti ki, fâni kalemlerle tarif olunamayacak kadar muazzam ve muhteşemdir.

    Bugün dünyada hangi bir aile reisi, mânen Bediüzzaman Hazretleri kadar mes’uttur? Hangi bir baba milyonlarla evlâda sahip olmuştur? Hem de nasıl evlâtlar!.. Ve hangi bir üstad bu kadar talebe yetiştirebilmiştir?

    Bu kudsî ve ruhî rabıta, biiznillâhi teâlâ, dünyalar durdukça duracak ve nurdan bir sel halinde ebediyetlere kadar akıp gidecektir. Çünkü bu İlâhî dâvâ, Kur’ân-ı Kerîmin nur deryasında tebellür eden bir varlık olduğu gibi, Kur’ân’dan doğmuş ve Kur’ân’la beraber yaşayacaktır...

    Şefkat ve merhameti:

    Büyük üstad, hak ve hakikati tâ çocukluğunda bulmuştu. Kalbinin feryadını ve ruhunun münâcâtını dinlemek için mağaralara kapandığı günlerde bile ibadet ve taatten, tefekkür ve murakabelerden, feyiz ve huzur almanın zevkine ermiş olan birârif-i billâh idi.

    Lâkin, karanlık gece dalgalarını andıran korkunç küfür ve ilhad kâbusunun Müslüman dünyasını ve dolayısıyla memleketimizi kaplamak üzere olduğu o tehlikeli günlerde, yatağından fırlayan bir arslan gibi, yanardağları andıran bir kükreyişle cihad meydanına atıldı. Bütün rahat ve huzurunu bu mukaddes dâvâya


    Allahü Zü’l-Kerem Tealâ ve Tekaddes Hazretleri: Sonsuz cömertlik, yücelik sahibi, her türlü eksiklik ve noksanlıktan münezzeh ve mukaddes olan Allah Cenâb-ı Hak: Hakkın ta kendisi olan, sonsuz şeref ve azamet sahibi yüce Allah
    Erhamü’r-Râhimîn: merhametlilerin en merhametlisi olan Allah aile reisi: ailenin başı, baba
    biiznillâh teâlâ: Yüce Allah’ın izni ile cihad: mücadele, din uğrunda çaba harcama
    derya: deniz ebediyet: sonsuzluk
    fedaî: davası ve inançları uğruna canını feda eden feragat: hakkından isteyerek vaz geçme, affetme
    feyiz: manevî kaynaklardan gelen ilham; bolluk, bereket fâni: geçici, ölümlü
    hakikat: gerçek, doğru ihsan etme: bağışlama, ikram etme
    ilhad: dinsizlik, inkâr inayet: lütuf, iyilik, yardım
    kerem: cömertlik, ikram, yardım kudsî: kutsal
    küfür: inanmama, kabul etmeme lâkin: ancak
    lütûf: iyilik, ihsan, bağış mes’ut: mutlu
    meşru: helâl, dine uygun muazzam: büyük
    mukaddes: kutsal murakabe: nefsini kontrol altına alma, Allah tarafından sürekli gözetlendiğine inanma
    mânen: mânevî yönden mücahid: cihad eden, din uğrunda çaba harcayan
    mücerred: evlenmemiş olan, bekâr münâcât: Allah’a yalvarma, yakarma
    müstesna: seçkin, benzeri olmayan rabıta: bağ
    ruhî: ruhla ilgili, ruhtan gelen taat: Allah’ın emirlerine uyma, yasaklarından kaçınma
    tebellür etme: billurlaşma; kristaller gibi parıldama tecellî: belirme, yansıma
    tefekkür: Allah’ı tanımayı sonuç verecek şekilde varlıklar üzerinde düşünme Üstad: bir ilim ve san’at alanında bilgi ve söz sahibi olan âlim; Bediüzzaman Said Nursî
    ârif-i billâh: Allah’ı tanıyan, bilen; manevî mertebelerin en üst seviyesi olan mârifetullah derecesine ulaşan şefkat: acıma, merhamet

    Yazar : Risale Forum

  10. #10
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.223
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61880


    Önsöz - Sayfa 26

    feda etti. Ve işte bu hikmete mebnidir ki, o günden beri her sözü bir dilim lâv, her fikri bir ateş parçası olmuş, düştüğü gönülleri yakıyor; hisleri, fikirleri alevlendiriyor.

    Büyük Üstadın tam bir uzlet ve inzivadan sonra tekrar irşad ve cemiyet hayatına atılması, aynen İmam-ı Gazâlî’nin hayatında geçirmiş olduğu o mühim ve tarihî merhaleye benzemektedir.

    Demek ki, Cenâb-ı Hak, büyük mürşidleri böyle bir müddet inzivada terbiye, tasfiye ve tezkiye ettikten sonra tenvir ve irşad vazifesiyle mükellef kılıyor. Ve bu sebepledir ki, bir mâ-i mukattardan daha temiz ve berrak olan yüreklerinden kopup gelen nefesler, kalblere akseder etmez bam başka tesirler icra ediyor.

    Arz ettiğim gibi, İmam-ı Gazâlî’nin bundan dokuz yüz sene evvel ahlâk ve faziletsahasında yapmış olduğu fütuhatı, bu asırda Bediüzzaman, iman ve ihlâs vâdisinde başarmıştır.

    Evet, Hazret-i Üstadı bu müthiş cihad meydanlarına sevk eden, hep bu eşsiz şefkatve merhameti olmuştur. Ve bunu bizzat kendisinden dinleyelim:

    “Bana ‘Sen şuna buna niçin sataştın?’ diyorlar. Farkında değilim. Karşımda müthiş bir yangın var; alevleri göklere yükseliyor. İçinde evlâdım yanıyor, imanım tutuşmuş yanıyor. O yangını söndürmeye, imanımı kurtarmaya koşuyorum. Yolda birisi beni kösteklemek istemiş de, ayağım ona çarpmış; ne ehemmiyeti var? O müthiş yangın karşısında bu küçük hâdise bir kıymet ifade eder mi? Dar düşünceler, dar görüşler!..”

    İstiğnası:

    Üstadın, hayatı boyunca cemiyetimizin her tabakasına vermekte olduğu binlerleistiğna örnekleri, dillere destan olmuş bir ulviyeti haizdir.

    Mâsivâdan tam mânâsıyla istiğna ederek, uzvî ve ruhî bütün varlığıyla Rabbü’l-Âlemînin bitmez ve tükenmez hazinesine dayanmayı, müddet-i hayatında




    Cenâb-ı Hak: Hakkın ta kendisi olan, sonsuz şeref ve azamet sahibi yüce Allah Rabbü’l-Âlemîn: Alemlerin Rabbi, Allah
    aksetme: yansıma arz etme: sunma, dile getirme
    asır: yüzyıl cemiyet: toplum
    cihad: mücadele, din uğrunda çaba harcama ehemmiyet: önem
    fazilet: güzel ahlâk, mânevî değer, erdem fütuhat: fetihler, zaferler
    hikmet: sebep, sır, gaye hâiz: sahip, elde eden
    icra etme: yürütme, yerine getirme ihlâs: ibadet ve davranışlarda sadece Allah rızasını gözetme; samimiyet
    inziva: yalnız başına bir yere çekilip dünya işleriyle uğraşmama irşad: doğru yolu gösterme
    istiğna: elindekilerle yetinip başkalarının yardımına ihtiyaç duymama; tok gözlü olma; gönül tokluğu lâv: yanardağların püskürmesi sırasında ortaya çıkan kütle
    mebni: bina edilmiş olan; bundan dolayı merhale: aşama, safha
    mâ-i mukattar: saf su, damıtılmış su mâsivâ: Allah’tan başka herşey
    müddet-i hayat: hayat süresi mükellef: yükümlü
    mürşid: irşad eden, doğru yolu gösteren ruhî: ruhla ilgili, ruha ait
    sevk etme: yöneltme, yönlendirme tasfiye: kalbini ve ruhunu her türlü manevî kirlerden arındırma, temizleme
    tenvir: nurlandırma, aydınlatma; insanları iman ve Kur’ân ilimleriyle aydınlatma terbiye: manevî eğitimden geçme
    tezkiye: kusur ve hatalardan arınarak manen temizlenme ulviyet: yücelik
    uzlet: bir köşeye çekilip yalnız başına yaşama uzvî: beden organları ile ilgili
    Üstad: bir ilim ve san’at alanında bilgi ve söz sahibi olan; Bediüzzaman Said Nursî İmam-ı Gazâlî: (bk. bilgiler)
    şefkat: acıma, merhamet
    Yazar : Risale Forum

Sayfa 1/2 12 SonSon

Facebook Yorumları

Facebook Giriş

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Bu Konudaki Etiketler

154, 157, 159, 160, 161, 164, 196, adıyla, affetme, ahenk, ahlâk, aile hayatı, aklı, alâkası, alanında, âlemi, âlemleri, arınmış, arz, asra, asırlara, atmak, âyine, baskı, bilinen, binaenaleyh, birlik, biyografi, bizleri, budur, bulunmak, bütün, cömertlik, çıkarılan, dağlar, derece, değilim, dile, düğü, dış, edepli, edipler, ediyorlar, efes turları, eksiksiz, engeli, esenlik, esrarlı, etmeme, ettiğimiz, eyleme, eşsiz, fazilet, faziletleri, fikirleri, galebe, gayret, gecelerin, geçirmiş, geçmesi, görüyorum, gösterme, güvenli, halka, hâlıkını, hapis, hayalen, hayatı, hayrette, hazretlerini, herşeyin, hikâyesi, hoşnud, hücum, huylu, huşû, ihlâs, ihtiraslar, ilerleme, ilham, ilimlerle, insan, insanlığı, itham, işkence, iştir, kalacak, kalbinin, kalmamış, kanunları, kardeşi, kardeşlerimin, kavuşmuş, kendisinde, kesilmiş, kullar, kurulan, kutbun, lâkin, lâyık, lütuf, lüzumu, mama, manen, manevî, medrese, meselâ, meseleyi, meydanı, muazzam, mücahede, muhterem, mukayese, mükellefiz, mümkü, müslümana, müş, nail, nesilden, neşretmek, okuyunca, olmamak, onlardan, oradan, orga, özellikle, öğrendim, rahatla, risale-i, risale-i nur, saadetine, servet, seviyesi, süre, süzülen, sırra, takdim, tarikatta, terakki, toplamak, tükenmez, tutma, ulvî, ümid, umma, üstü, verdiği, yapıyorlar, yardım, yardımı, yarım, yayı, yazılan, yerden, yolcusu, yönden, ışık, zahmet, zira, şahsî, şahsiyet, şahsiyetini, şartları, şerifi, şevk, şeye, şeylerle

Etiket Bulutu Ana Sayfası

Sosyal İmleme

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222