Sayfa 2/2 İlkİlk 12
19 sonuçtan 11 ile 19 arası

Konu: Önsöz

  1. #11
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.223
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61880


    Önsöz - Sayfa 27

    bir itiyad değil, âdeta bir mezhep, meşrep ve meslek olarak kabul etmiştir. Ve bunda da ne pahasına olursa olsun sebat eylemekte hâlâ devam etmektedir.

    İşin orijinal tarafı: Bu meslek, kendi şahsına münhasır kalmamış, talebelerine de kudsî bir mefkûre halinde intikal etmiştir. Nur deryasında yıkanmak şerefine mazhar olan bir Nur talebesinin istiğnasına hayran olmamak kabil değildir.

    Bakınız, Üstad, Mektubat ünvanını taşıyan şaheserin İkinci Mektubunda, bu mühim noktayı altı vecihle ne kadar asil bir iman ve irfan şuuruyla izah eder:

    “Birincisi: Ehl-i dalâlet, ehl-i ilmi, ilmi vasıta-i cer etmekle itham ediyorlar; ilmi ve dini kendilerine medar-ı maişet yapıyorlar deyip insafsızcasına onlara hücum ediyorlar. Binaenaleyh bunları fiilen tekzip lâzımdır.

    İkincisi: Neşr-i hak için enbiyaya ittibâ etmekle mükellefiz. Kur’ân-ı Hakîmde hakkıneşredenler
    اِنْ اَجْرِىَ اِلاَّ عَلَى اللهِ، اِنْ اَجْرِىَ اِلاَّ عَلَى اللهِ 1 diyerek, insanlardan istiğna göstermişler...”

    İşte, Risale-i Nur Külliyatının mazhar olduğu İlâhî fütuhat, hep bu enbiyamesleğinde sebat kahramanlığının şaheser misali ve harikulâde neticesidir. Ve bu sayede Üstad, izzet-i ilmiyesini, cihan-kıymet bir elmas gibi muhafaza eylemiştir.

    Artık, herkesin, uğrunda esir olduğu maaş, rütbe, servet ve daha nice bin şahsî ve maddî menfaatlerle asla alâkası olmayan bir insan, nasıl olur da gönüller fatihi olmaz? İmanlı gönüller, nasıl onun feyiz ve nuruyla dolmaz?

    İktisatçılığı:

    İktisat, bundan evvel bahsettiğimiz “istiğna”nın tefsir ve izahından başka birşey değildir. Zaten iktisat sarayına girebilmek için, evvelâ istiğna denilen


    Not
    Dipnot-1 “Benim mükâfâtımı vermek ancak Allah’a aittir.” Hûd Sûresi, 11:29.



    Kur’ân-ı Hakîm: hikmetli Kur’ân; her âyet ve sûresinde sayısız hikmetler bulunan Kur’ân binaenaleyh: bundan dolayı
    cihan-kıymet: bütün kâinat kıymetinde olan derya: deniz
    ehl-i dalâlet: doğru ve hak yoldan sapanlar, inançsız kimseler ehl-i ilim: ilim ehli kimseler; âlimler
    enbiya: nebiler, peygamberler fatih: fetheden
    feyiz: ilham, bolluk, bereket fütuhat: fetihler, zaferler
    harikulâde: olağanüstü, şaşırtıcı şekilde iktisat: tutumluluk; her hususta orta yolu takip etme, lüzumundan fazla veya noksan harcamaktan kaçınma
    intikal etme: geçme, varma irfan: varlıklarda gizli olan hakikatleri tefekkür, keşif ve ilham yoluyla bilme
    istiğna: elindekilerle yetinip başkalarının yardımına ihtiyaç duymama; tok gözlü olma; gönül tokluğu itham: suçlama
    itiyad: alışkanlık ittibâ etme: uyma, tabi olma
    izah: açıklama izzet-i ilmiye: ilmin izzeti, şerefi
    kabil: mümkün kudsî: kutsal
    lâzım: bir hususu ve özelliği gerektiren sebep mazhar: sahip olan, erişen
    medar-ı maişet: geçim kaynağı mefkûre: gaye, ideâl
    mezhep: tutulan yol, ekol meşrep: hareket tarzı, metod
    misal: örnek muhafaza: koruma
    mükellef: yükümlü münhasır: ait, sınırlı
    neşr-i hak: hakkı ve hakikatleri bütün insanlara yayma, duyurma neşretmek: yaymak
    sebat: kararlılık, sabit olma sebat etme: kararlı ve sabit olma
    tefsir: açıklama tekzip: yalanlama
    unvan: isim vasıta-i cer: birşeyi herhangi bir çıkar için kullanmak, alet etmek
    vecih: yön, taraf Üstad: bir ilim ve san’at alanında bilgi ve söz sahibi olan âlim; Bediüzzaman Said Nursî
    şaheser: üstün ve kalıcı nitelikte olan eser, başyapıt şahsî: kişisel
    şuur: bilinç, anlayış, idrak
    Yazar : Risale Forum

  2. #12
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.223
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61880


    Önsöz - Sayfa 28

    kapıdan girmek lâzımdır. Bu sebeple iktisatla istiğna, lâzımla mülzem kabilindendir.

    Üstad gibi, istiğna hususunda peygamberleri kendine örnek kabul eden bir mücahidin iktisatçılığı, kendiliğinden husule gelecek kadar tabiî bir haslet halini alır ve artık ona günde bir tas çorba, bir bardak su ve bir parça ekmek kâfi gelebilir. Zirabu büyük insan, büyük ve munsif Fransız şairi Lâ Martin’in dediği gibi: “Yemek için yaşamıyor, belki yaşamak için yiyor.”

    Üstadın meşrep ve mesleğini tamamen anladıktan sonra, artık onun yüksek iktisatçılığını böyle yemek içmek gibi basit şeylerle mukayese etmeyi çok görüyorum.Zira, bu büyük insanın yüksek iktisatçılığını mânevî sahalarda tatbik etmek ve maddî olmayan ölçülerle ölçmek lâzım gelir.

    Meselâ, Üstad, bu yüksek iktisatçılık kudretini sırf yemek, içmek, giymek gibi basit şeylerle değil; bilâkis fikir, zihin, istidat, kabiliyet, vakit, zaman, nefis ve nefes gibi mânevî ve mücerred kıymetlerin israf ve heder edilmemesiyle ölçen bir dâhidir. Ve bütün ömrü boyunca bir karakter halinde takip ettiği bu titiz muhasebe ve murakebe usulünü, bütün talebelerine de telkin etmiştir. Binaenaleyh bir Nur talebesine olur olmaz eseri okutturmak ve her sözü dinlettirmek kolay birşey değildir. Zira, onun gönlünün mihrak noktasında yazılı olan şu “Dikkat!” kelimesi, en hassas bir kontrol vazifesi görmektedir.

    İşte Bediüzzaman, kudretli bir ıslahatçı ve harikalar harikası bir pedagog (mürebbî) olduğunu, yetiştirdiği ter temiz nesille fiilen ispat etmiş ve iktisat tarihine nurdan pırıltılarla yazılan bir atlas sahife daha ilâve eden bir nâdire-i fıtrattır.

    Tevazuu ve mahviyetkârlığı:

    Nur Risalelerinin bu kadar harikulâde bir şekilde cihana yayılmasında, bu iki hasletin çok faidesi olmuş ve pek derin tesirleri görülmüştür.

    Lâ Martin: (bk. bilgiler) atlas sayfa: ipekten dokunmuş kumaş gibi parlak bir sayfa
    bilâkis: aksine, tersine binaenaleyh: bundan dolayı
    cihan: dünya, âlem fiilen: uygulamalı olarak
    harikulâde: olağanüstü, şaşırtıcı şekilde haslet: huy, özellik, karakter
    heder etme: boş yere harcama, israf etme husule gelmek: meydana gelmek
    iktisat: tutumluluk; her hususta orta yolu takip etme, lüzumundan fazla veya noksan harcamaktan kaçınma ilâve: ekleme
    istidat: potansiyel, kabiliyet istiğna: elindekilerle yetinip başkalarının yardımına ihtiyaç duymama; tok gözlü olma; gönül tokluğu
    kabil: tür, çeşit gibi kudret: güç, iktidar
    kâfi: yeterli lâzım: bir hususu ve özelliği gerektiren sebep
    mahviyetkârlık: alçakgönüllülük meşrep: hareket tarzı, metod
    mihrak noktası: odak noktası muhasebe: hesaba çekme, sorgulama
    mukayese: kıyaslama munsif: insaflı, hakkaniyetli
    murakebe: kontrol etme, sürekli gözetleme mücahid: cihad eden, din uğrunda çaba harcayan
    mücerred: soyut, maddî özelliği olmayan mülzem: bir husus ve özelliğin gerekli olduğu veya görüldüğü şey
    mürebbî: terbiye edici, eğitici nefis: bir kimsenin kendisi; insanı daima kötülüğe, maddî zevk ve isteklere sevk eden duygu
    nâdire-i fıtrat: yaratılış olarak benzersiz olan pedagog: eğitimci, terbiyeci
    tatbik etmek: uygulamak telif: kitap yazma
    telkin etme: zihinde yer ettirme, aşılama tevazu: alçakgönüllülük
    usul: yöntem zira: çünkü
    Üstad: bir ilim ve san’at alanında bilgi ve söz sahibi olan âlim; Bediüzzaman Said Nursî ıslahatçı: gerek insanlarda, gerekse toplum yapısında meydana gelen bozulmaları düzeltme, yenileme ve eksiklikleri tamamlama çabasında olan
    Yazar : Risale Forum

  3. #13
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.223
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61880


    Önsöz - Sayfa 29

    Çünkü, Üstad, sohbet ve teliflerinde kendine bir “kutbu’l-ârifîn” ve bir “Gavsu’l-vâsılîn” süsü vermediği için, gönüller ona pek çabuk ısınmış, onu ter temiz bir samimiyetle sevmiş ve derhal ulvî gayesini benimsemiştir.

    Mesela, ahlâk ve fazilete, hikmet ve ibrete ait olan birçok sohbet ve telkinlerini, doğrudan doğruya nefsine tevcih eder. Keskin ve âteşîn hitabelerinin ilk ve yegâne muhatabı, öz nefsidir. Oradan, merkezden muhite yayılırcasına, bütün nur ve sürura, saadet ve huzura müştak olan gönüllere yayılır.

    Üstad, hususî hayatında gayet halim-selim ve son derece mütevazidir. Bir ferdi değil, hiçbir zerreyi incitmemek için âzamî fedakârlıklar gösterir. Sayısız zahmet ve meşakkatlere, ıztırap ve mahrumiyetlere katlanır; fakat imanına, Kur’ân’ına dokunulmamak şartıyla...

    Artık o zaman bakmışsınız ki, o sâkin deniz, dalgaları semâlara yükselen bir tufan, sahillere heybet ve dehşet saçan bir umman kesilmiştir. Çünkü o, Kur’ân‑ı Kerîmin sadık hizmetkârı ve iman hudutlarını bekleyen kahraman ve fedai bir neferidir. Kendisi bu hakikati veciz bir cümleyle şu şekilde ifade eder:

    “Bir nefer nöbette iken, başkumandan da gelse, silâhını bırakmayacak. Ben de Kur’ân’ın bir hizmetkârı ve bir neferiyim. Vazife başında iken karşıma kim çıkarsa çıksın, ‘hak budur’ derim, başımı eğmem...”

    Vazife başında ve cihad meydanında iken şu mısralar lisan-ı halidir:

    Şahlanan bir ata benzer, kırarım kanlı gemi,
    Sinsi düşmanlara, hâşâ, satamam benliğimi.
    Benliğimden uzak olmaktır esaret bence,
    Böyle bir zillete düşmek ne hazin işkence!
    Ebedî vuslatın aşkıyla geçer her ânım,
    Dest-i kudretle yapılmış kaledir imanım,

    Gavsu’l-vâsılîn: mârifetullah derecesine ulaşarak, Allah'a ulaşan büyük zâtların en büyüğü ve en önde geleni cihad: mücadele, din uğrunda çaba harcama
    dest-i kudret: Allah’ın kudret eli ebedî: sonsuz, sonu olmayan
    esaret: esirlik, tutsaklık fazilet: güzel ahlâk, mânevî değer, erdem
    fedaî: davası uğruna hayatını feda eden hak: doğru, gerçek
    hakikat: gerçek, doğru halim-selim: yumuşak huylu, sakin
    hazin: hüzün veren, acıklı hikmet: bilgelik; gerek sözleri, gerekse hareketleriyle bilgece davranma
    hitabe: insanlara yönelik konuşma, nasihatte bulunma hizmetkâr: hizmetçi
    hudut: sınır hususî: özel, şahsî
    hâşâ: “kesinlikle öyle olamaz” mânâsını ifade eden bir ifade ibret: insanlara ders verecek ve örnek teşkil edecek söz ve davranışlar
    kutbü’l-ârifîn: manevî mertebeler içinde en yüksek seviye olan mârifetullah derecesine ulaşanların en önde geleni lisan-ı hâl: hal dili
    mahrumiyet: yoksun kalma meşakkat: güçlük, sıkıntı
    muhit: çevre, etraf mütevâzi: alçakgönüllü, gösterişsiz
    müştak: arzulu, çok istekli, düşkün mısra: bir şiirde bulunan her bir satır
    nefer: asker, er nefs: kişinin kendisi
    saadet: mutluluk sadık: sadakatle bağlanan
    semâ: gök sürur: mutluluk, sevinç
    telkin: zihinde yer ettirme, aşılama tevcih etme: yöneltme
    tufan: büyük su baskını ulvî: yüce, büyük
    umman: büyük deniz, okyanus veciz: kısa, özlü ve çarpıcı söz
    vuslat: kavuşma yegâne: tek
    zerre: atom; atom kadar küçük olan zillet: alçaklık, aşağılık
    Üstad: bir ilim ve san’at alanında bilgi ve söz sahibi olan âlim; Bediüzzaman Said Nursî âteşîn: ateşli, coşkulu
    âzamî: en büyük, en çok ıztırap: sıkıntı, aşırı elem

    Yazar : Risale Forum

  4. #14
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.223
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61880


    Önsöz - Sayfa 30

    Bu mukaddes emelimden ne kadar dilşâdım,
    Görmek ister beni Cennette şehid ecdadım.
    Ruhum oldukça müebbed, ebedîdir ömrüm,
    En büyük vuslata Allah’a çıkan yoldur ölüm.






    Kitaba girmezden evvel, Üstadı ilmî, fikrî, tasavvufî ve edebî cepheleriyle de mütalâa etmek isterdim. Fakat çok derin ve pek şümullü olan bu mevzuların birkaç sahife ile hulâsa edilemeyeceğini kat’î bir surette idrak ettikten sonra, artık adı geçen mevzulara birkaç cümleyle temas etmeyi münasip gördüm.

    Rabbim imkânlar lûtfederse, bu derin mevzuları, Risale-i Nur Külliyatı ve Nur talebeleri ile birlikte, büyük ve müstakil bir eserle, tahlilî bir surette tetkik ve mütalâa etmeyi bütün ruhumla arzu ediyorum. Bu hususta, büyük Üstadımızın ve aziz kardeşlerimin kıymetli dualarını niyaz eylerim.

    Üstadın ilmî cephesi:

    Merhum Ziya Paşa, şu
    Âyinesi iştir kişinin lâfa bakılmaz,
    Şahsın görünür rütbe-i aklı eserinde

    beytiyle nesilden nesile bir düstur halinde intikal edecek olan çok büyük bir hakikatı ifade etmiştir.

    Evet, Müslüman ırkımıza Risale-i Nur Külliyatı gibi muazzam bir iman ve irfan kütüphanesini hediye eden, gönüller üzerinde mukaddes bir nur müessesesi kuran mümtaz ve müstesna zâtın kudret-i ilmiyesi hakkında tafsilâta girişmek, öğle vakti güneşi tarif etmek kadar fuzulî bir iştir.

    Yalnız, yanık bir şairimizin,

    Hüsn olur kim seyrederken ihtiyar elden gider

    Rab: herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri veren, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulunduran Allah Ziya Paşa: (bk. bilgiler)
    aziz: çok değerli, izzetli, saygın beyt: iki mısralık şiir
    cephe: yön dilşâd: gönül hoşluğu
    düstur: kural, prensip ebedî: sonsuz, sonu olmayan
    ecdad: atalar, cedler edebî: edebiyata ait
    emel: arzu, istek evvel: önce
    fikrî: fikir ve düşünce yönü fuzulî: fazladan, lüzumsuz
    hakikat: gerçek, doğru hulâsa etme: özetleme
    hüsn: güzellik idrak etme: anlama
    ihtiyar: irade, bilinçli hareket edebilme ilmî: ilme ait
    intikal etme: geçme, ulaşma kat’î: kesin
    kudret-i ilmiye: ilimî kudret ve kapasite lûtfedetme: bağışlama, sunma
    merhum: vefat eden bir kişinin ardından söylenen ve “Allah’ın rahmetine kavuşmuş, rahmete ermiş” anlamında kullanılan ifade mevzu: konu
    muazzam: çok büyük mukaddes: kutsal
    müebbed: sonsuz müessese: kurum, bina
    mümtaz: seçkin münasip: uygun
    müstakil: bağımsız müstesnâ: seçkin, benzeri olmayan
    mütalâa etme: inceleme; bir konu üzerinde araştırma yaparak değerlendirmelerde bulunma niyaz eyleme: isteme, rica etme
    rütbe-i akl: aklî kapasitenin derecesi ve seviyesi suret: biçim, şekil
    tafsilât: ayrıntılar tahlilî: bir meseleyi tüm ayrıntılarıyla açıklamaya ait
    tasavvufî: tasavvufa ait tetkik: inceleme, araştırma
    vuslat: kavuşma Üstad: bir ilim ve san’at alanında bilgi ve söz sahibi olan âlim; Bediüzzaman Said Nursî
    âyine: ayna şümullü: kapsamlı
    Yazar : Risale Forum

  5. #15
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.223
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61880


    Önsöz - Sayfa 31

    dediği gibi, hayatının her lâhzasında İlâhî tecellilere mazhar bulunan bu mübarek zâtın, ilim ve irfanından, ahlâk ve kemalâtından bahsetmek, insana bam başka bir zevk ve İlâhî bir haz veriyor. Bunun için sözü uzatmaktan kendimi alamıyorum.

    Üstad, Risale-i Nur Küliyatında dinî, içtimaî, ahlâkî, edebî, hukukî, felsefî ve tasavvufî en mühim mevzulara temas etmiş ve hepsinde de harikulâde bir surette muvaffak olmuştur.

    İşin asıl hayret veren noktası, birçok ulemanın tehlikeli yollara saptıkları en çetin mevzuları gayet açık bir şekilde ve en kat’î bir surette hallettiği gibi, en girdaplı derinliklerden, Ehl-i Sünnet ve Cemaatin tuttuğu nurlu yolu takip ederek sâhil-i selâmete çıkmış ve eserlerini okuyanları da öylece çıkarmıştır.

    Bu sebeple, Risale-i Nur Külliyatını aziz milletimizin her tabakasına kemal-i emniyet ve samimiyetle takdim etmekle şeref duyuyoruz. Nur Risaleleri, Kur’ân-ı Kerîmin nurderyasıdan alınan berrak katreler ve hidayet güneşinden süzülen billûr huzmelerdir.Binaenaleyh, her Müslümana düşen en mukaddes vazife, imanı kurtaracak olan bu nurlu eserlerin yayılmasına çalışmaktır. Zira, tarihte pek çok defalar görülmüştür ki, bir eser nice fertlerin, ailelerin, cemiyetlerin ve sayısız insan kitlelerinin hidayet ve saadetine sebep olmuştur. Ah, ne bahtiyardır o insan ki, bir mü’min kardeşinin imanının kurtulmasına sebep olur!

    Üstadın fikrî cephesi:

    Malûm ya, her mütefekkirin kendine mahsus bir tefekkür sistemi, fikrî hayatında takip ettiği bir gayesi ve bütün gönlüyle bağlandığı bir ideali vardır. Ve onun tefekkür sisteminden, gaye ve idealinden bahsetmek için uzun mukaddemeler serd edilir. Fakat Bediüzzaman’ın tefekkür sistemi, gaye ve ideali, uzun mukaddemelerle filân yorulmaksızın, bir cümleyle hülâsa edilebilir:

    Ehl-i Sünnet ve Cemaat: Hz. Muhammed’in sünnetine uyan, onun yolundan giden büyük Müslüman topluluk aziz: çok değerli, izzetli, saygın
    bahtiyar: talihli, mutlu berrak: çok temiz ve pırıl pırıl olan
    billûr: kristal; parlak ve ışıltılı binaenaleyh: bundan dolayı
    cemiyet: toplum cephe: yön
    derya: deniz edebî: edebiyat ile ilgili
    felsefî: felsefe ile ilgili fikrî: düşünce ve fikirle bağlantılı
    girdap: suların dönerek çukurlaştığı yer; tehlikeli yer harikulâde: olağanüstü, şaşırtıcı
    haz: zevk, lezzet hidayet: doğru ve hak olan yolu gösteren İslâmiyet
    hidayet güneşi: tıpkı bir güneş gibi inkarcılık ve küfür karanlıklarını aydınlatan, insanları iman esaslarına ulaştıran vasıta; Kur’an-ı Kerîm hukukî: hukukla ilgili
    huzme: ışık demeti hülâsa etme: özetleme
    irfan: varlıklarda gizli olan hakikatleri tefekkür, keşif ve ilham yoluyla bilme içtimaî: toplumsal, sosyal
    katre: damla kat’î: kesin
    kemal-i emniyet: eksiksiz güven ve esenlik içinde bulunma kemâlât: mükemmel ve üstün meziyetler, yüksek özellikler
    lâhza: an mahsus: özel
    malûm: bilinen, belli mazhar: ayna olma, erişme
    mevzu: konu mukaddeme: giriş, önsöz
    mukaddes: kutsal muvaffak olma: başarma
    mübarek: manevî yönden çok büyük makamı olan, verimli ve bereketli mühim: önemli
    mütefekkir: düşünür, bilgin; insanlığın ve Müslümanların problemlerini ve çârelerini düşünüp çözüm sunan, âlim kişi mü’min: Allah’a inanan
    saadet: mutluluk; ebedî mutluluğun yaşanacağı Cennet hayatı samimiyet: içtenlik
    serd etmek: sözü peş peşe ve güzel bir edâ ile söylemek suret: biçim, şekil
    sâhil-i selâmet: selâmetli, güvenli sahil; kurtuluşa erme yeri takdim etme: sunma
    tasavvufî: tasavvufla ilgili tecellî: belirme, görünme, yansıma
    tefekkür: Allah’ı tanımayı sonuç verecek şekilde varlıklar üzerinde düşünme ulema: âlimler
    zira: çünkü Üstad: bir ilim ve san’at alanında bilgi ve söz sahibi olan âlim; Bediüzzaman Said Nursî

    Yazar : Risale Forum

  6. #16
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.223
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61880


    Önsöz - Sayfa 32

    Bütün semavî kitapların ve bilumum peygamberlerin yegâne dâvâları olan “Hâlık-ı Kâinatın ulûhiyet ve vahdaniyetini ilân” ve bu büyük dâvâyı da ilmî, mantıkî ve felsefî delillerle ispat eylemektir.

    O halde Üstadın mantık, felsefe ve müspet ilimlerle de alâkası var.

    Evet, mantık ve felsefe, Kur’ân’la barışıp hak ve hakikate hizmet ettikleri müddetçe,Üstad en büyük mantıkçı ve en kudretli bir feylesoftur. Mukaddes ve cihanşümul dâvâsını ispat vâdisinde kullandığı en parlak delilleri ve en kat’î burhanları, Kur’ân-ı Kerîmin Allah kelâmı olduğunu hergün bir kat daha ispat ve ilân eden müsbet ilimdir.

    Zaten felsefe, aslında hikmet mânâsına geldikçe, Vacibü’l-Vücud Tealâ ve Tekaddes Hazretlerini, Zât-ı Bâri’sine lâyık sıfatlarla ispata çalışan her eser en büyük hikmet ve o eserin sahibi de en büyük hakîmdir.

    İşte Üstad, böyle ilmî bir yolu, yani Kur’ân-ı Kerîmin nurlu yolunu takip ettiği için, binlerle üniversitelinin imanını kurtarmak şerefine mazhar olmuştur. Hazretin bu hususta hâiz olduğu ilmî, edebî ve felsefî daha pek çok meziyetleri vardır. Fakat onları, eserlerinden misaller getirerek inşaallah müstakil bir eserde arz etmek emelindeyim. Ve minallahi’t-tevfik.

    Tasavvuf cephesi:

    Nakşibendî meşâyihinden, her harekâtını Peygamber-i Zîşan Efendimiz Hazretlerinin harekâtına tatbik etmeye çalışan ve büyük bir âlim olan bir zâta sordum:

    “Efendi Hazretleri, ulema ile mutasavvife arasındaki gerginliğin sebebi nedir?”

    “Ulema, Resul-i Ekrem Efendimizin ilmine, mutasavvıflar da ameline vâris olmuşlar. İşte bu sebepten dolayıdır ki, Fahr-i Cihan Efendimizin hem ilmine ve


    Fahr-i Cihan: bütün dünyanın kendisiyle övündüğü Peygamberimiz (a.s.m.) Hâlık-ı Kâinat: bütün kâinatı ve içindeki herşeyi yaratan Allah
    Nakşibendî: Nakşî tarikatına mensup olan kişi Peygamber-i Zîşan: şan, şeref sahibi Hz. Muhammed (a.s.m.)
    Resul-i Ekrem: Allah’ın en şerefli ve değerli elçisi olan Hz. Muhammed (a.s.m.) Vacibü’l-Vücud Tealâ ve Tekaddes Hazretleri: varlığı zorunlu olan, var olmak için hiçbir sebebe ihtiyacı olmayan; sonsuz yücelik sahibi; bütün kusur ve noksanlıklardan münezzeh olan Allah
    Zât-ı Bâri: herşeyi takdir ettiği şekle uygun olarak yaratıp varlığa çıkaran ve yaratan Zât, Allah amel: davranış, uygulama
    arz etmek: sunmak bilumum: bütün
    burhan: güçlü delil cihanşümul: dünya çapında, evrensel
    dâvâ: iddia emel: arzu, ümid
    filozof: felsefeci hakikat: gerçek, doğru
    hakîm: bilge, hikmetli harekât: hareketler, davranışlar
    hazret: hürmet ve saygı maksadı ile büyüklere verilen unvan; Bediüzzaman Said Nursî hikmet: ilim, yüksek bilgi
    hâiz: sahip olan inşaallah: Allah izin verirse
    kat’î: kesin, doğruluğu tartışılmaz olan kelâm: ifade, söz
    kudretli: güçlü; otoriter mazhar: ayna olan, erişen
    meziyet: üstün özellik meşâyih: şeyhler
    mukaddes: kutsal mutasavvife/mutasavvıf: tasavvuf ehli, kalbi dünyanın gelip geçici işlerinden ayırıp Allah sevgisi ile bağlayan tarikat ehli kimseler
    müddet: süre müsbet ilim: pozitif ilim; matematik, fizik gibi
    müstakil: bağımsız, farklı semâvî: İlahî, vahiyle gelen
    tasavvuf: kişinin kalbini dünya ilgilerinden kesip gönlünü Allah sevgisine bağlaması, tarikat ehli olma tatbik etme: uygulama
    ulema: âlimler ulûhiyet: ilâhlık, Allah'ın kâinattaki hâkimiyeti ile her şeyi kendisine ibâdet ve itaat ettirmesi
    vahdâniyet: Allah’ın bir ve benzersiz olması ve ortağının bulunmaması ve minallahi’t-tevfik: başarı ve muvaffakiyet Allah’tandır
    vâris: mirasçı yegâne: tek
    Üstad: bir ilim ve san’at alanında bilgi ve söz sahibi olan âlim; Bediüzzaman Said Nursî
    Yazar : Risale Forum

  7. #17
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.223
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61880


    Önsöz - Sayfa 33

    hem ameline vâris olan bir zâta ‘zülcenaheyn,’ yani ‘iki kanatlı’ deniliyor.Binaenaleyh, tarikattan maksat, ruhsatlarla değil, azîmetlerle amel edip ahlâk-ı Peygamberî ile ahlâklanarak bütün mânevî hastalıklardan temizlenip Cenâb-ı Hakkın rızasında fani olmaktır. İşte bu ulvî dereceyi kazanan kimseler, şüphesiz ki ehl-i hakikattirler. Yani, tarikattan maksud ve matlub olan gayeye ermişler demektir. Fakat bu yüksek mertebeyi kazanmak, her adama müyesser olamayacağı için, büyüklerimiz matlub olan hedefe kolaylıkla erebilmek için muayyen kaideler vaz eylemişlerdir.Hülâsa, tarikat, şeriat dairesinin içinde bir dairedir. Tarikattan düşen şeriata düşer, fakat—maazallah—şeriattan düşen ebedî hüsranda kalır.”

    Bu büyük zatın beyanatına göre, Bediüzzaman’ın açtığı nur yolu ile, hakikî ve şâibesiz tasavvuf arasında cevherî hiçbir ihtilâf yoktur. Her ikisi de rıza-yı Bârîye ve binnetice Cennet-i âlâya ve dîdar-ı Mevlâya götüren yollardır.

    Binaenaleyh, bu asîl gayeyi istihdaf eden herhangi mutasavvıf bir kardeşimizin, Risale-i Nur Külliyatını seve seve okumasına hiçbir mani kalmadığı gibi, bilâkisRisale-i Nur, tasavvuftaki “murakabe” dairesini Kur’ân-ı Kerim yoluyla genişleterek, ona bir de tefekkür vazifesini en mühim bir vird olarak ilâve etmiştir.

    Evet, insanın gözüne gönlüne bam başka ufuklar açan bu tefekkür sebebiyle, sadece kalbinin murakebesiyle meşgul olan bir sâlik, kalbi ve bütün letâifiyle birlikte,zerrelerden kürelere kadar bütün kâinatı azamet ve ihtişamıyla seyir ve temaşa,murakabe ve müşahede ederek, Cenâb-ı Hakkın o âlemlerde bin bir şekilde


    Cennet-i âlâ: yüce âlemlerde bulunan Cennet Cenâb-ı Hak: Hakkın ta kendisi olan sonsuz şeref ve yücelik sahibi Allah
    ahlâk-ı Peygamberî: Peygamber ahlâkı amel: iş, davranış, uygulama
    azamet: büyüklük, yücelik azîmet: takvâ ile günâhlardan şiddetle kaçınma, günâhlardan uzak durma
    beyanat: açıklamalar, izahlar bilâkis: aksine, tersine
    binaenaleyh: bundan dolayı binnetice: sonuç olarak
    cevherî: öz, esas yönünden dîdar-ı Mevlâ: Allah’ın cemâlinin görülebileceği en yüce ve yüksek derece
    ebedî: sonsuz, sonu olmayan ehl-i hakikat: doğru ve hak yolda olan kimseler; iman hakikatlerine ulaşan seçkin kişiler
    fani olmak: yok olmak, kendi nefsini arka plâna atmak hakikî: asıl, gerçek
    hülâsa: özetle hüsran: zarar, kayıp
    ihtilâf: ayrılık, uyuşmazlık ihtişam: haşmetli ve heybetli oluş
    istihdaf etme: hedef alma, gaye edinme kaide: kural, prensip
    küre: gezegen veya yıldız letâif: duygular
    maazallah: Allah korusun maksud: kast edilen şey, gaye
    mani: engel matlub: talep edilen, istek
    muayyen: belirli murakabe: gözetleme, muhasebe
    murakabe dairesi: bir tarikat yolcusunun dış dünyayla ilişiğini kesip iç âlemine dalarak özünde hissettiği Allah’a yönelmesi ve kendisini sürekli olarak Onun huzûrunda hissetmek sûretiyle her halini gözetim ve kontrol altında tutma derecesi mutasavvıf: tasavvuf ehli, kalbi dünyanın gelip geçici işlerinden ayırıp Allah sevgisi ile bağlayan tarikat ehli kimseler
    müyesser olma: kolay olma, mümkün olma müşahede: gözlemleme
    ruhsat: izin, müsaade rıza: memnuniyet
    rıza-yı Bârî: herşeyi takdir ettiği şekle uygun olarak yaratıp varlığa çıkaran ve yaratan Zât, Allah’ın hoşnud olması seyir: gezme
    sâlik: bir yol veya meslekte giden; tarikat ve tasavvuf yolcusu tarikat: İlâhî hakikatlere ulaşmak için, şeyhin gözetiminde takip edilen yol
    tasavvuf: kişinin kalbini dünya ilgilerinden kesip gönlünü Allah sevgisine bağlaması, tarikat ehli olma tefekkür: Allah’ı tanımayı sonuç verecek şekilde varlıklar üzerinde düşünme
    temaşa: seyretme, hoşlanarak bakma ulvî: yüce, büyük
    vaz etme: koyma, yerleştirme vird: devamlı yapılan zikir
    vâris: mirasçı zerre: atom
    zülcenâheyn: iki kanatlı; Peygamber Efendimizi (a.s.m.) hem ilmiyle, hem uygulamalarıyla bihakkın takip eden kişi şeriat: Allah tarafından bildirilen hükümler, Kur’ân ve sünnet
    şâibesiz: hakkında yanlış bir söylenti, şüpheye düşürecek bir özelliği bulunmayan

    Yazar : Risale Forum

  8. #18
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.223
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61880


    Önsöz - Sayfa 34

    tecellî etmekte olan Esmâ-i Hüsnâsını, sıfât-ı ulyâsını kemal-i vecd ile görerek, artık sonsuz bir mâbedde olduğunu aynelyakîn, ilmelyakîn ve hakkalyakîn derecesinde hisseder. Çünkü, içine girdiği mabed öyle ulu bir mâbeddir ki, milyarlara sığmayan cemaatin hepsi aşk ve şevk, huşû ve istiğraklar içinde Hâlıkını zikrediyor. Yanık, tatlı ve güzel lisanları, şive, nâğme, ahenk ve besteleriyle bir ağızdan سُبْحَانَ اللهِ وَالْحَمْدُ ِللهِ وَلاَ اِلٰهَ اِلاَّ اللهُ وَاللهُ اَكْبَرُ 1 diyorlar.

    Risale-i Nur’un açtığı iman ve irfan ve Kur’ân yolunu takip eden, işte böyle muazzam ve muhteşem bir mâbede girer. Ve herkes de iman ve irfanı, feyiz ve ihlâsı nisbetinde feyizyâb olur.

    Edebî cephesi:

    Eskiden beri, lâfız ve mânâ, üslûp ve muhteva bakımından, edipler ve şairler, mütefekkirler ve âlimler ikiye ayrılmışlardır. Bunlardan bazıları, sadece üslûp ve ifadeye, vezin ve kafiyeye kıymet vererek, mânâyı ifadeye feda etmişlerdir. Ve bu hal de kendini en çok şiirde gösterir.

    Diğer zümre ise, en çok mânâ ve muhtevaya ehemmiyet vererek, özü söze kurban etmemişlerdir.

    Artık Bediüzzaman gibi büyük bir mütefekkirin edebî cephesi, bu küçük mukaddeme ile kolayca anlaşılır sanırım. Zira Üstad o kıymetli ve bereketli ömrünü, kulaklarda kalacak olan sözlerin tanzim ve tertibiyle değil, bilâkis kalblerde, ruhlarda, vicdan ve fikirlerde kudsî bir ideal halinde insanlıkla beraber yaşayacak olan din hissinin, iman şuurunun, ahlâk ve fazilet mefhumunun asırlara, nesillere telkiniyle meşgul olan bir dâhidir. Artık bu kadar ulvî bir gayenin tahakkuku


    Not
    Dipnot-1 Allah, her türlü noksandan münezzehtir. Ve Allah’a hamd olsun Allah’tan başka ibâdete lâyık hiçbir ilâh yoktur. Allah yüceler yücesidir.


    Esmâ-i Hüsnâ: Allah’a ait sınırsız güzellikteki isimler Hâlık: herşeyin yaratıcısı olan Allah
    asır: yüzyıl aynelyakîn: gözlem ve müşahedeye dayanarak, kuşkuya yer bırakmayacak şekilde kesin bilme
    bilâkis: aksine, tersine dâhi: son derece zeki kimse; dehâ ve hikmet sahibi
    edebî cephe: edebiyat ile ilgili yön edip: edebiyatçı
    ehemmiyet: önem fazilet: güzel ahlâk, mânevî değer, erdem
    feyiz: ilham, bolluk, bereket feyizyâb olma: feyiz alma, manevî yönden büyük kazançlar elde etme
    hakkalyakîn: bizzat yaşanarak elde edilen kesin bilgi huşû: korkuyla karışık sevgiden gelen edepli hâl
    ihlâs: ibadet ve davranışlarda sadece Allah rızasını gözetme; samimiyet ilmelyakîn: ilme ve sağlam delillere dayanarak, kuşkuya yer bırakmayacak şekilde kesin bilme
    irfan: varlıklarda gizli olan hakikatleri tefekkür, keşif ve ilham yoluyla vâkıf olma istiğrak: Allah aşkıyla kendinden geçme
    kafiye: kelime sonlarındaki vezin uygunluğu kemal-i vecd: tam bir coşku
    kudsî: kutsal lâfız: ifade, söz
    mefhum: kavram muazzam: çok büyük ve yüce olan
    muhteva: içerik mukaddeme: bir kitabın başında bulunan başlangıç ve giriş bölümü
    mâbed: ibadet edilen yer mütefekkir: düşünür, bilgin
    nağme: ahenk, güzel ses nisbetinde: oranında
    sıfât-ı ulyâ: çok yüce sıfatlar, vasıflar tanzim ve tertip: düzenleme, belli bir sisteme göre düzene koyma
    tecellî etme: belirme, görünme, yansıma telkin: zihinde yer ettirme, aşılama
    ulu: yüce ulvî: yüce, büyük
    vezin: şiirdeki mısralar arasında bulunan ortak ölçü zira: çünkü
    zümre: grup, topluluk Üstad: bir ilim ve san’at alanında bilgi ve söz sahibi olan âlim; Bediüzzaman Said Nursî
    üslûp: tarz şive: lehçe, aynı dilin ayrı kullanışlarından herbiri
    şuur: bilinç, anlayış, idrak
    Yazar : Risale Forum

  9. #19
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.223
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61880


    Önsöz - Sayfa 35

    için candan ve cihandan geçen bir mücahid, pek tabiîdir ki, fâni şekillerle meşgul olamaz.

    Bununla beraber, Üstad, zevk inceliği, gönül hassasiyeti, fikir derinliği ve hayal yüksekliği bakımından harikulâde denecek derecede edebî bir kudret ve melekeyi hâizdir. Ve bu sebeple, üslûp ve ifadesi, mevzua göre değişir. Meselâ, ilmî ve felsefî mevzularda mantıkî ve riyazî delillerle aklı ikna ederken, gayet veciz terkipler kullanır. Fakat gönlü mest edip ruhu yükselteceği anlarda ifade o kadar berraklaşır ki, tarif edilemez. Meselâ, semalardan, güneşlerden, yıldızlardan, mehtaplardan ve bilhassa bahar âleminden ve Cenâb-ı Hakkın o âlemlerde tecellî etmekte olan kudret ve azametini tasvir ederken üslûp o kadar lâtif bir şekil alır ki, artık her teşbih, en tatlı renklerle çerçevelenmiş bir levhayı andırır; ve her tasvir, harikalar harikası bir âlemi canlandırır.

    İşte bu hikmete mebnîdir ki, bir Nur talebesi Risale-i Nur Külliyatını mütalâasıyla—üniversitenin herhangi bir fakiltesine mensup da olsa—hissen, fikren, ruhen,vicdanen ve hayalen tam mânâsıyla tatmin edilmiş oluyor.

    Nasıl tatmin edilmez ki, Risale-i Nur Külliyatı, Kur’ân-ı Kerîmin cihanşümul bahçesinden derilen bir gül demetidir. Binaenaleyh, onda, o mübarek ve İlâhî bahçenin nuru, havası, ziyası ve kokusu vardır.

    Ruhun bu ihtiyacını söyler akan sular,
    Kur’ân’a her zaman beşerin ihtiyacı var.

    Ali Ulvi Kurucu




    Ali Ulvi Kurucu: (bk. bilgiler) Cenâb-ı Hak: Hakkın ta kendisi olan sonsuz şeref ve yücelik sahibi Allah
    azamet: büyüklük, yücelik beşer: insanlık
    bilhassa: özellikle binaenaleyh: bundan dolayı
    cihan: dünya cihanşümul: dünya çapında, evrensel
    edebî: edebiyat ile ilgili fikren: düşünce olarak
    fâni: geçici, ölümlü harikulâde: olağanüstü, şaşırtıcı şekilde
    hassasiyet: duyarlılık hayalen: hayalî olarak
    hikmet: sır, gizli gerçek hissen: duygu yönüyle
    hâiz: sahip, elde etmiş olan kudret: iktidar otorite; Allah’ın bütün varlığı kuşatan güç ve iktidarı
    lâtif: ince, güzel, hoş mantıkî: mantık ilminin kurallarına uygun; mantıklı
    mebnî: bir şeye dayanan, üzerine kurulu olan mehtap: ay ışığı
    meleke: tekrar tekrar yapılan bir iş veya tecrübeden sonra hasıl olan bilgi ve hüner mest etme: muhatabı kendisinden geçirecek seviyede etkileme
    mevzu: konu mübarek: kutlu; kendisine çok saygı duyulan
    mücahid: cihad eden, din uğrunda çaba harcayan mütalâa etme: inceleme; bir konu üzerinde araştırma yaparak değerlendirmelerde bulunma
    riyazî: matematik ilmiyle ve ince hesaplarla bağlantılı olan ruhen: ruh olarak
    sema: gökyüzü tabiî: doğal
    tahakkuk: gerçekleştirme tasvir: bir şeyin özelliklerini anlatarak, gözönünde canlandırma
    tecellî etme: belirme, görünme, yansıma terkip: birkaç şeyi karıştırarak başka bir şey meydana getirmek; gramer ilmine göre tamlama şeklinde cümle kurma
    teşbih: benzetme veciz: kısa, özlü ve çarpıcı söz
    vicdanen: vicdan yönünden ziya: ışık, parlaklık
    Üstad: bir ilim ve san’at alanında bilgi ve söz sahibi olan âlim; Bediüzzaman Said Nursî üslûp: oluş, deyiş veya yapış biçimi; tarz
    Yazar : Risale Forum

Sayfa 2/2 İlkİlk 12

Facebook Yorumları

Facebook Giriş

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Bu Konudaki Etiketler

154, 157, 159, 160, 161, 164, 196, adıyla, affetme, ahenk, ahlâk, aile hayatı, aklı, alâkası, alanında, âlemi, âlemleri, arınmış, arz, asra, asırlara, atmak, âyine, baskı, bilinen, binaenaleyh, birlik, biyografi, bizleri, budur, bulunmak, bütün, cömertlik, çıkarılan, dağlar, derece, değilim, dile, düğü, dış, edepli, edipler, ediyorlar, efes turları, eksiksiz, engeli, esenlik, esrarlı, etmeme, ettiğimiz, eyleme, eşsiz, fazilet, faziletleri, fikirleri, galebe, gayret, gecelerin, geçirmiş, geçmesi, görüyorum, gösterme, güvenli, halka, hâlıkını, hapis, hayalen, hayatı, hayrette, hazretlerini, herşeyin, hikâyesi, hoşnud, hücum, huylu, huşû, ihlâs, ihtiraslar, ilerleme, ilham, ilimlerle, insan, insanlığı, itham, işkence, iştir, kalacak, kalbinin, kalmamış, kanunları, kardeşi, kardeşlerimin, kavuşmuş, kendisinde, kesilmiş, kullar, kurulan, kutbun, lâkin, lâyık, lütuf, lüzumu, mama, manen, manevî, medrese, meselâ, meseleyi, meydanı, muazzam, mücahede, muhterem, mukayese, mükellefiz, mümkü, müslümana, müş, nail, nesilden, neşretmek, okuyunca, olmamak, onlardan, oradan, orga, özellikle, öğrendim, rahatla, risale-i, risale-i nur, saadetine, servet, seviyesi, süre, süzülen, sırra, takdim, tarikatta, terakki, toplamak, tükenmez, tutma, ulvî, ümid, umma, üstü, verdiği, yapıyorlar, yardım, yardımı, yarım, yayı, yazılan, yerden, yolcusu, yönden, ışık, zahmet, zira, şahsî, şahsiyet, şahsiyetini, şartları, şerifi, şevk, şeye, şeylerle

Etiket Bulutu Ana Sayfası

Sosyal İmleme

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222