Bu konudaki en beğenilen mesaja bak. Tıklayınız.

Sayfa 3/11 İlkİlk 1234567 ... SonSon
103 sonuçtan 21 ile 30 arası

  1. #21
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Feb 2010
    Nereden Yer
    İstanbuL.
    Mesajlar Mesajlar
    2.960
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 505 + 34720


    On Birinci Şuâ -sayfa 278

    ve sizi oraya sevk ediyorum” ferman ediyor. Onuncu Söz, on iki parlak ve kat’îhakikatlerle, bir kısım isimlerin âhirete dair cevaplarını ispat ve izah eylemiş. Burada, o izaha iktifaen gayet kısa bir işaret ederiz.

    Evet, madem hiçbir saltanat yoktur ki, o saltanata itaat edenlere mükâfatı ve isyan edenlere mücâzâtı bulunmasın. Elbette rububiyet-i mutlaka mertebesinde birsaltanat-ı sermediyenin, o saltanata iman ile intisap ve tâat ile fermanlarına teslim olanlara mükâfatı ve o izzetli saltanatı küfür ve isyanla inkâr edenlere demücâzâtı; o rahmet ve cemâle, o izzet ve celâle lâyık bir tarzda olacak diyeRabbü’l-Âlemin ve Sultanü’d-Deyyân isimleri cevap veriyorlar.

    Hem madem güneş gibi, gündüz gibi, zemin yüzünde bir umumî rahmet ve ihatalıbir şefkat ve kerem gözümüzle görüyoruz. Meselâ, o rahmet, her baharda umumağaçları ve meyveli nebatları cennet hûrileri gibi giydirip, süslendirip, ellerine her çeşit meyveleri verip bizlere uzatıp “Haydi alınız, yiyiniz” dediği gibi; bir zehirli sineğin eliyle bizlere şifalı, tatlı balı yedirdiği ve elsiz bir böceğin eliyle en yumuşak ipeği bizlere giydirdiği gibi, bir avuç kadar küçücük çekirdeklerde, tohumcuklarda binler batman taamları bizim için saklayan ve ihtiyat zahîresi olarak o küçücük depolarda yerleştiren bir rahmet, bir şefkat, elbette hiç şüphe olamaz ki, bu derece nâzeninâne beslediği bu sevimli ve minnettarları veperestişkârları olan mü’min insanları idam etmez. Belki, onları daha parlakrahmetlere mazhar etmek için, hayat-ı dünyeviye vazifesinden terhis eder diye,Rahîm ve Kerîm isimleri sualimize cevap veriyorlar, “El-Cennetü hakkun” diyorlar.
    Hem madem biz gözümüzle görüyoruz ki, umum mahlûklarda ve zemin yüzünde öyle bir hikmet eli işliyor ve öyle bir adalet ölçüleriyle işler dönüyor ki, akl-ı beşeronun fevkinde düşünemiyor. Meselâ, insanın bin cihazatına takılan hikmetlerinden yalnız bir küçük çekirdek kadar kuvve-i hafızasında bütün tarihçe-i


    Kerîm: sınırsız cömertlik ve ikram sahibi olan Allah Rabbü’l-Âlemîn: bütün âlemlerin Rabbi olan Allah
    Rahîm: rahmetinin çok özel tecellîleri olan, sonsuz şefkat ve merhamet sahibi Allah Sultanü’d-Deyyân: mükâfat ve cezayı hakkıyla veren sultan; Allah
    akl-ı beşer: insan aklı batman: eskiden kullanılan ve 8 kiloluk ağırlığa karşılık gelen bir ölçü birimi
    celâl: büyüklük, haşmet cemâl: sonsuz güzellik
    cihazat: cihazlar, âletler el-Cennetü hakkun: Cennet haktır, gerçektir
    ferman: buyruk, emir fevkinde: üstünde
    gayet: son derece hakikat: doğru, gerçek
    hayat-ı dünyeviye: dünya hayatı hikmet: fayda, gaye; bir gaye ve faydaya yönelik olarak, tam yerli yerinde yaratma sıfatı
    huri: Cennet kızı idam etmek: yok etmek
    ihtiyat: önlem, tedbir ihâtalı: kuşatıcı, kapsamlı
    iktifâen: yetinerek, yeterli görerek inkâr etmek: kabul etmemek, reddetmek
    intisap: bağlanma, mensup olma izah etmek: açıklamak
    izzet: üstünlük, yücelik kat’î: kesin
    kerem: cömertlik, ikram, yardım kuvve-i hafıza: hafıza duygusu, bellek
    mahlûk: yaratık mazhar etmek: eriştirmek
    mertebe: derece minnettâr: memnuniyet duyan
    mücâzât: ceza verme mükâfat: ödül
    nazeninâne: nazikçesine nebat: bitki
    perestişkâr: tapan, ibadet eden rahmet: İlâhî şefkat, merhamet
    rububiyet-i mutlaka: sınırsız rablık, Allah’ın herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri vermesi, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulundurması saltanat: egemenlik, hâkimiyet, sultanlık
    saltanat-ı sermediye: sonsuz saltanat taam: gıda, yiyecek
    terhis etmek: göreve son verme tâat: itaat, emir ve söz dinleme, emre uyma
    umum: bütün umumî: genel, herkese ait
    zahîre: azık zemin: yer
    şefkat: acıma, merhamet
    Yazar : Risale Forum
    Facebook ile paylasmak icin tiklayiniz Google ile paylasmak icin tiklayinizYahoo ile paylasmak icin tiklayiniztwitter ile paylasmak icin tiklayiniz

  2. #22
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Feb 2010
    Nereden Yer
    İstanbuL.
    Mesajlar Mesajlar
    2.960
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 505 + 34720


    On Birinci Şuâ -sayfa 279

    hayatını ve ona temas eden hadsiz hâdisâtı o kuvvecikte yazıp, onu bir kütüphane hükmüne getirip ve insanın haşirde muhakemesi için neşir olacak olan defter-i a’mâlinin bir küçük senedi olarak her vakit hatırlatmak sırrıyla her insanın eline vererek dimağının cebine koyan bir ezelî hikmet; ve bütün masnuatta gayet hassasmizanlarla âzâlarını yerleştiren, mikroptan gergedana, sinekten simurga kuşuna, bir çiçekli nebattan milyarlar, trilyonlarla çiçekler açan bahar çiçeğine kadar, israfsız ölçülerle bir tenasüp, bir muvazene, bir intizam ve bir cemâl içindemasnuatı bir hüsn-ü san’at yapan ve her zîhayatın hukuk-u hayatını kemâl-i mizanla veren, iyiliklere güzel neticeler ve fenalıklara fena neticeler verdiren veÂdem zamanından beri tâği ve zâlim kavimlere vurduğu tokatlarla kendini pek kuvvetli ihsas ettiren bir adalet-i sermediye, elbette ve hiç şüphe getirmez ki, güneş gündüzsüz olmadığı gibi, o hikmet-i ezeliye, o adalet-i sermediye âhiretsiz olmazlar ve ölümde en zâlimlerin ve en mazlumların bir tarzda gitmelerindeki âkıbetsiz bir dehşetli haksızlığa, adaletsizliğe ve hikmetsizliğe hiçbir vechile müsaade etmezler diye, Hakîm ve Hakem ve Adl ve Âdil isimleri bizim sualimizekat’î cevap veriyorlar.
    Hem madem bütün zîhayat mahlûkların, elleri yetişmediği ve iktidarları dairesinde olmayan bütün hâcâtlarını, bütün fıtrî matlaplarını bir nevi dua bulunanistidad-ı fıtrî ve ihtiyac-ı zarurî dilleriyle istedikleri vakitte, gayet rahîm ve işitici ve şefkatli bir dest-i gaybî tarafından verildiğinden ve ihtiyarî olan daavât-ı insaniyenin, hususan havasların ve nebîlerin dualarının on adetten altı yedisi hilâf‑ı âdet makbul olmasından kat’î anlaşılıyor ki, her dertlinin âhını, her muhtacın


    Adl: her hak sahibine hakkını veren, sonsuz adalet sahibi olan Allah Hakem: her şeyi gayelerine adaletle sevk eden Allah
    Hakîm: hikmet sahibi; herşeyi hikmetle, belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde yaratan Allah adalet-i sermediye: sonsuz, daimî adalet
    cemâl: güzellik daavât-ı insaniye: insanların duaları
    defter-i amel: insanın iyi ve kötü işlerinin kaydedildiği defter dehşetli: korkunç, ürküntü
    dest-i gaybî: görünmeyen el dimağ: akıl, bilinç, beyin
    ezelî: başlangıcı olmayan, sonsuz fenalık: kötülük
    fıtrî: doğal, yaratılıştan gelen gayet: son derece
    hadsiz: sayısız, sınırsız havas: seçkinler sınıfı, bilginler
    haşir: insanların öldükten sonra âhirette diriltilerek tekrar Allah’ın huzurunda toplanması hikmet: fayda, gaye; herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde yaratma sıfatı
    hikmet-i ezeliye: Allah’ın ezelî hikmeti, herşeyi yerli yerinde ve bir gaye ve faydaya yönelik yapması hikmetsizlik: anlamsızlık, gayesizlik, faydasızlık
    hilâf-ı âdet: kuraldışı olarak hukuk-u hayat: hayat hakkı
    hususan: bilhassa, özellikle hâcât: ihtiyaçlar
    hâdisât: olaylar hüsn-ü san’at: san’atın güzelliği
    ihsas etmek: hissettirmek ihtiyac-ı zarurî: yaratılıştan gelen zorunlu ihtiyaç
    ihtiyarî: isteğe ve tercihe bağlı, iradeyle yapılan iktidar: güç, kudret
    intizam: düzen, tertip istidad-ı fıtrî: doğal yetenek, kàbiliyet
    kat’î: kesin bir şekilde kemâl-i mizan: mükemmel ve kusursuz bir ölçü
    mahlûk: yaratık makbul: kabul gören, geçerli
    masnuat: san’at eseri varlıklar matlap: istek
    mazlum: zulme uğramış mizan: ölçü
    muhakeme: değerlendirme, yargılama muvazene: denge
    nebat: bitki nebî: peygamber
    nevi: tür neşir: yayma, yayılma
    rahîm: özel şefkat ve merhamet sahibi simurga: efsanevî zümrüd-ü anka kuşu
    tarihçe-i hayat: hayat hikâyesi, biyografi tenasüp: uygunluk, uyum
    tâği: azgın, zulmeden vech: şekil, yön
    zîhayat: canlı, hayat sahibi Âdem: [bk. bilgiler – Âdem (a.s.)]
    Âdil: sonsuz adalet sahibi, herşeye hakkını veren Allah âh: inleme
    âzâ: azalar, organlar
    Yazar : Risale Forum
    Facebook ile paylasmak icin tiklayiniz Google ile paylasmak icin tiklayinizYahoo ile paylasmak icin tiklayiniztwitter ile paylasmak icin tiklayiniz

  3. #23
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Feb 2010
    Nereden Yer
    İstanbuL.
    Mesajlar Mesajlar
    2.960
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 505 + 34720


    On Birinci Şuâ-sayfa 280

    duasını işiten ve dinleyen bir Semî’ ve Mücîb perde arkasında var, bakar ki, en küçük bir zîhayatın en küçük bir ihtiyacını görür ve en gizli bir âhını işitir, şefkat eder, fiilen cevap verir, memnun eder. Elbette ve herhalde hiçbir şüphe ihtimali kalmaz ki, mahlûkların en ehemmiyetlisi olan nev-i insanın en ehemmiyetli veumumî ve umum kâinatı ve umum esmâ ve sıfât-ı İlâhiyeyi alâkadar eden bekà-i uhreviyeye ait dualarını içine alan ve nev-i insanın güneşleri ve yıldızları ve kumandanları olan bütün peygamberleri arkasına alıp onlara duasına âmin, âmindedirten ve ümmetinden hergün her ferd-i mütedeyyin, hiç olmazsa kaç defa onasalâvat getirmekle onun duasına âmin, âmin diyen ve belki bütün mahlûkat o duasına iştirak ederek “Evet ya Rabbenâ! İstediğini ver; biz de onun istediğini istiyoruz” diyorlar. Bütün bu reddedilmez şerait altında bekà-i uhrevî ve saadet-i ebediye için Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâmın, haşrin hadsiz esbâb-ı mûcibesinden yalnız tek duası, Cennetin vücuduna ve baharın icadı kadar kudretine kolay olan âhiretin icadına kâfi bir sebeptir diye, Mücîb ve Semî’ ve Rahîm isimleri bizim sualimize cevap veriyorlar.

    Hem madem, gündüz bedahetle güneşi gösterdiği gibi, zemin yüzünde, mevsimlerin tebeddülünde küllî ölmek ve dirilmekte, perde arkasında birMutasarrıf, gayet intizamla koca küre-i arzı bir bahçe, belki bir ağaç kolaylığında ve intizamında ve azametli baharı bir çiçek suhuletinde ve mîzanlı ziynetinde vezemin sahifesinde üç yüz bin haşir ve neşrin nümune ve misallerini gösteren üç yüz bin kitap hükmündeki nebatat ve hayvanat taifelerini onda yazar, beraber ve birbiri içinde şaşırmayarak, karışık iken karıştırmayarak, birbirine benzemekle beraber iltibassız, sehivsiz, hatasız, mükemmel, muntazam, mânidar yazan birkalem-i kudret, bu azameti içinde hadsiz bir rahmet, nihayetsiz bir hikmetle işlediği


    Aleyhissalâtü Vesselâm: Allah’ın salât ve selâmı onun üzerine olsun Mutasarrıf: sonsuz tasarruf hakkı olan, mülkünde dilediği gibi tasarruf eden, her işi kendi istek ve kurallarına göre idare eden Allah
    Mücîb: bütün dualara, isteklere cevap veren Allah Rahîm: rahmetinin çok özel tecellîleri olan, sonsuz şefkat ve merhamet sahibi Allah
    Semî’: herşeyi duyan ve işiten Allah alâkadar: alakalı, ilgili
    azamet: büyüklük bedâhet: açıklık, aşikâr olma
    bekà-i uhreviye: âhiretteki devamlılık, kalıcılık ehemmiyetli: önemli
    esbab-ı mucibe: gerektirici sebepler esmâ: Allah’ın isimleri
    ferd-i mütedeyyin: dindar şahıs gayet: son derece
    hadsiz: sınırsız hayvanat: hayvanlar
    haşir ve neşir: öldükten sonra âhirette tekrar diriltilerek muhakeme için Allah’ın huzurunda toplanma ve tekrar dağılıp yayılma haşr: insanların öldükten sonra tekrar diriltilip Allah’ın huzurunda toplanması
    hikmet: herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde yapma sıfatı icad: var etme, vücuda getirme
    iltibassız: karıştırmadan intizam: disiplin, düzen
    iştirak etmek: katılmak kalem-i kudret: Allah’ın kudret kalemi
    kudret: Allah’ın bütün varlığı kuşatan güç ve iktidarı kâfi: yeterli
    kâinat: evren, yaratılan herşey küllî: bütün fertleri içine alan; tür, cins; kapsamlı varlık
    küre-i arz: yerküre, dünya mahlûkat: yaratılmışlar
    misal: benzer, örnek muntazam: düzenli, intizamlı
    mânidar: anlamlı mîzan: ölçü, ahenk
    nebâtât: bitkiler nev-i insan: insan türü, insanlık
    nihayetsiz: sonsuz nümune: örnek, misal
    rahmet: İlâhî şefkat, merhamet saadet-i ebediye: sonsuz mutluluk
    salâvat: Peygamberimize rahmet ve esenlik dileme sehivsiz: yanılmaksızın
    suhulet: kolaylık sıfat-ı İlâhiye: Allah’ın sıfatları, vasıfları, nitelikleri
    taife: grup, topluluk tebeddül: değişme
    umum: bütün umumî: genel, herkese ait
    vücud: varlık zemin: yer
    ziynet: süs zîhayat: canlı, hayat sahibi
    âmin: “Allah’ım kabul eyle”
    Yazar : Risale Forum
    Facebook ile paylasmak icin tiklayiniz Google ile paylasmak icin tiklayinizYahoo ile paylasmak icin tiklayiniztwitter ile paylasmak icin tiklayiniz

  4. #24
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Feb 2010
    Nereden Yer
    İstanbuL.
    Mesajlar Mesajlar
    2.960
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 505 + 34720


    On Birinci Şuâ -sayfa 281

    gibi; koca kâinatı bir hanesi misillü insana musahhar ve müzeyyen ve tefriş etmek ve o insanı halife-i zemin ederek ve dağ ve gök ve yer tahammülünden çekindikleri emanet-i kübrâyı ona vermesi ve sair zîhayatlara bir derece zabitlik mertebesiyle mükerrem etmesi ve hitâbât-ı Sübhâniyesine ve sohbetine müşerref eylemesiyle fevkalâde bir makam verdiği ve bütün semâvî fermanlarda onasaadet-i ebediyeyi ve bekà-i uhreviyeyi kat’î vaad ve ahdettiği halde, elbette ve hiçbir şüphe olmaz ki, bahar kadar kudretine kolay gelen dâr-ı saadeti o mükerremve müşerref insanlar için açacak ve yapacak ve haşir ve kıyameti getirecek diye,Muhyî ve Mümît ve Hayy ve Kayyûm ve Kadîr ve Alîm isimleri, Hâlıkımızdan sormamıza cevap veriyorlar.

    Evet, her baharda bütün ağaçları ve otların köklerini aynen ihya ve nebatî ve hayvanî üç yüz bin nevi haşrin ve neşrin nümunelerini icad eden bir kudret, Muhammed ve Mûsâ Aleyhimesselâtü Vesselâmların herbirinin ümmetinin geçirdiği bin senelik zaman, karşı karşıya hayalen getirilip bakılsa, haşrin ve neşrin binmisalini ve bin delilini iki bin bahardaHAŞİYE-1 gösterdiği görülecek. Ve, böyle birkudretten haşr-i cismânîyi uzak görmek, bin derece körlük ve akılsızlıktır.

    Hem madem nev-i beşerin en meşhurları olan yüz yirmi dört bin peygamberlerittifakla saadet-i ebediyeyi ve bekà-yı uhrevîyi Cenâb-ı Hakkın binler vaad ve ahdlerine istinaden ilân edip mu’cizeleriyle doğru olduklarını ispat ettikleri gibi,hadsiz ehl-i velâyet, keşfle ve zevkle aynı hakikate imza basıyorlar. Elbette o hakikat güneş gibi zâhir olur; şüphe eden divâne olur.


    Bilgi
    Haşiye-1 Sabık herbir bahar, kıyameti kopmuş, ölmüş ve karşısındaki bahar onun haşri hükmündedir.



    Alîm: her şeyi hakkıyla bilen, sonsuz ilim sahibi Allah Cenâb-ı Hak: Hakkın ta kendisi olan, şeref ve azamet sahibi yüce Allah
    Hayy: gerçek hayat sahibi olan Allah Hâlık: her şeyi yaratan Allah
    Kadîr: herşeye gücü yeten, herşeyi yapabilen, sonsuz güç ve kudret sahibi Allah Kayyûm: herşeyi Kendi varlığıyla ayakta tutan ve varlıklarını devam ettiren Allah
    Muhyî: bütün canlılara hayat veren Allah Mümît: ölümü yaratan, can verdiği varlıkları vakti gelince öldüren Allah
    ahd ve vaad etmek: söz vermek bekà-i uhreviye: âhiretteki devamlılık, kalıcılık
    dar-ı saadet: mutluluk yeri, âhiret divane: deli, akılsız
    ehl-i velâyet: veliler, Allah dostları emanet-i kübra: benlik duygusu; büyük emanet; başka varlıkların yüklenmekten çekindiği ve insanın yüklendiği İlâhî görevler, yükümlülükler
    ferman: buyruk, emir fevkalade: olağanüstü
    hadsiz: sayısız, sınırsız halife-i zemin: yeryüzünün halifesi
    hane: ev haşir: insanın öldükten sonra âhirette diriltilerek tekrar Allah’ın huzurunda toplanması
    haşir ve neşir: öldükten sonra âhirette tekrar diriltilerek muhakeme için Allah’ın huzurunda toplanma ve tekrar dağılıp yayılma haşiye: dipnot, açıklayıcı not
    haşr-i cismânî: âhirette insanların bedenleriyle birlikte diriltilmesi hitâbât-ı Sübhâniye: her türlü kusur ve noksanlıktan uzak olan Allah’ın kendine has hitap ve konuşmaları
    icad etmek: var etmek, yaratmak ihya: hayat verme, diriltme
    istinaden: dayanarak ittifak: birleşme, birlik
    keşf: açığa çıkarma; mânevî âlemlere ait bazı hakikatleri kalb gözüyle görme kudret: Allah’ın bütün varlığı kuşatan güç ve iktidarı
    misal: benzer, örnek misillü: gibi, benzeri
    musahhar etmek: emrine vermek, boyun eğdirmek mu’cize: peygamberler tarafından ortaya konulup bir benzerini yapmakta başkalarını aciz ve hayrette bırakan olağanüstü hâl ve iş
    mükerrem: ikram edilen, saygı gösterilen müzeyyen: süslenmiş, süslü
    müşerref eylemek: şereflendirmek nebâtî: bitkisel
    nev-i beşer: insanlar nevi: tür
    saadet-i ebediye: sonsuz mutluluk sair: diğer, başka
    semâvî: İlâhî, Allah tarafından gönderilen tahammül: yüklenme
    tefriş etmek: döşemek zabit: gözetici, subay
    zâhir olmak: görünmek, ortaya çıkmak zîhayat: canlı, hayat sahibi
    Yazar : Risale Forum
    Facebook ile paylasmak icin tiklayiniz Google ile paylasmak icin tiklayinizYahoo ile paylasmak icin tiklayiniztwitter ile paylasmak icin tiklayiniz

  5. #25
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Feb 2010
    Nereden Yer
    İstanbuL.
    Mesajlar Mesajlar
    2.960
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 505 + 34720


    On Birinci Şuâ-sayfa 282

    Evet, bir fende ve bir san’atta mütehassıs bir iki zâtın o fen ve o san’ata ait hükümleri ve fikirleri, onda ihtisası olmayan bin adamın, hattâ başka fenlerde âlim ve ehl-i ihtisas da olsalar, muhalif fikirlerini hükümden iskat ettikleri gibi; bir mes’elede, mesela, Ramazan hilâlini yevm-i şekte ispat etmek ve “Süt konservelerine benzeyen ceviz-i hindî bahçesi rû-yi zeminde var” diye dâvâetmekte iki ispat edici, bin inkâr edici ve nefyedicilere galebe edip dâvâyı kazanıyorlar. Çünkü ispat eden yalnız bir ceviz-i hindîyi veyahut yerini gösterse kolayca dâvâyı kazanır. Onu nefiy ve inkâr eden bütün rû-yi zemini aramak, taramakla hiçbir yerde bulunmadığını göstermekle dâvâsını ispat edebildiği gibi; Cenneti ve dâr-ı saadeti ihbar ve ispat eden, yalnız bir izini sinemada gibi keşfen, bir gölgesini, bir tereşşuhunu göstermekle dâvâyı kazandığı halde; onu nefiy ve inkâr eden, bütün kâinatı ve ezelden ebede kadar zamanları görmek ve göstermekle ancak inkârını ve nefyini ispat ile dâvâyı kazanabilir. Ve buehemmiyetli sırdandır ki, “Hususi bir yere bakmayan ve imanî hakikatler gibiumum kâinata bakan nefiyler, inkârlar—zâtında muhâl olmamak şartıyla—ispat edilmez” diye ehl-i tahkik ittifak edip bir düstur-u esasî kabul etmişler.

    İşte bu kat’î hakikate binaen, binler feylesofların muhalif fikirleri, böyle imanî meselelerde birtek muhbir-i sâdıka karşı hiçbir şüphe, hattâ vesvese vermemek lâzımken, yüz yirmi bin ispat edici ehl-i ihtisas ve muhbir-i sâdıkın ve hadsiz venihayetsiz müsbit ve mütehassıs ehl-i hakikat ve ashab-ı tahkikin ittifak ettiklerierkân-ı imaniyede, aklı gözüne inmiş, kalbsiz, mâneviyattan uzaklaşmış, körleşmiş birkaç feylesofun inkârlarıyla şüpheye düşmenin ne kadar ahmaklık ve divanelikolduğunu kıyas ediniz.
    Hem madem, gözümüzle gündüz gibi, hem nefsimizde, hem etrafımızda birrahmet-i âmme ve bir hikmet-i şâmile ve bir inayet-i daime müşahede ediyoruz vedehşetli bir saltanat-ı rububiyet ve dikkatli bir adalet-i âliye ve izzetli icraat-ı celâliyenin âsârını ve cilvelerini görüyoruz. Hattâ bir ağacın meyveleri ve çiçekleri


    adalet-i âliye: yüksek adalet ashâb-ı tahkik: gerçeği delilleriyle araştıran kimseler
    binaen: -dayanarak ceviz-i hindî: Hindistan cevizi
    cilve: görüntü, yansıma dar-ı saadet: mutluluk yeri, âhiret
    dehşetli: korkunç divanelik: delilik, akılsızlık
    dâvâ: iddia düstur-u esasî: temel prensip, kaide
    ebed: sonu olmayan, sonsuzluk ehemmiyetli: önemli
    ehl-i hakikat: hakikat ehli, doğru ve hak yolda olanlar ehl-i ihtisas: sahasında uzman olan kimseler
    ehl-i tahkik: gerçeği araştıran ve delilleriyle bilen âlimler erkân-ı imaniye: imanın rükünleri, şartları
    ezel: başlangıcı olmayan, sonsuzluk feylesof: filozof, felsefeci
    hadsiz: sayısız, sınırsız hakikat: doğru, gerçek
    hikmet-i şâmil: kapsamlı, kuşatıcı hikmet hilâl: ay; yay şeklinde görülen ay
    icraat-ı celâliye: Allah’ın celâl sıfatıyla ilgili işleri, faaliyetleri ihbar: haber verme
    ihtisas: uzmanlık inayet-i daime: devam edip giden huzur verici düzen
    iskat etmek: düşürmek, ehemmiyetsiz kılmak ittifak etmek: birleşmek
    keşfen: keşf ederek kâinat: evren, yaratılan herşey
    muhalif: aykırı, karşıt muhbir-i sadık: doğru sözlü haber verici, peygamber
    muhâl olmak: imkânsız olmak mâneviyat: mânevî âleme ait olan şeyler
    müsbit: ispat edici mütehassıs: ihtisas sahibi, uzman
    müşahede etmek: görmek, gözlemlemek nefis: kişinin kendisi
    nefiy: inkâr, kabul etmeme nefyetmek: inkâr etmek, reddetmek
    nihayetsiz: sınırsız, sonsuz rahmet-i âmme: her şeyi kaplayan rahmet
    rû-yi zemin: yeryüzü saltanat-ı Rububiyet: rablık saltanatı; Allah’ın herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri vermesi, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulundurması
    tereşşuh: sızıntı umum: bütün
    vesvese: kuruntu, şüphe yevm-i şek: Şaban ayının otuzuncu günü; ramazan olması zannedilip ancak görülmedikçe oruç tutulması münasip olmayan gün
    âsâr: eserler, varlıklar

    Yazar : Risale Forum
    Facebook ile paylasmak icin tiklayiniz Google ile paylasmak icin tiklayinizYahoo ile paylasmak icin tiklayiniztwitter ile paylasmak icin tiklayiniz

  6. #26
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Feb 2010
    Nereden Yer
    İstanbuL.
    Mesajlar Mesajlar
    2.960
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 505 + 34720


    On Birinci Şuâ-sayfa 283

    sayısınca o ağaca hikmetler takan bir hikmet ve herbir insanın cihazatı vehissiyâtı ve kuvveleri adedince ihsanları, in’âmları ona bağlamış bir rahmet veKavm-i Nuh ve Hûd ve Salih Aleyhimüsselâm ve Kavm-i Âd ve Semûd ve Fir’avun gibi âsi milletlere tokat vuran ve en küçük bir zîhayatın hakkını muhafaza edenizzetli ve inayetli bir adalet ve

    وَمِنْ اٰيَاتِهِ أَنْ تَقُومَ السَّمَاۤءُ وَاْلاَرْضُ بِأَمْرِهِ ثُمَّ إِذَا دَعَاكُمْ دَعْوَةً مِنَ اْلاَرْضِ اِذَا أَنْتُمْ تَخْرُجُونَ 1
    âyeti, azametli bir îcâz ile der:

    Nasıl ki iki kışlada yatan ve duran mutî askerler, bir kumandanın çağırmasıyla silâh başına ve vazife başına boru sesiyle gelmeleri gibi, aynen öyle de, bu iki kışlanın misalinde ve emre itaatinde koca semâvât ve küre-i arz Sultan-ı Ezelînin askerlerine iki mutî kışla gibi, ne vakit Hazret-i İsrafil Aleyhisselâmın borusuyla o kışlalarda ölümle yatanlar çağrılsa, derhal ceset libaslarını giyip dışarı fırlamalarını ispat edip gösteren, her baharda arz kışlası içindekiler, melek-i ra’dın borusuyla aynı vaziyeti göstermesiyle nihayetsiz azameti anlaşılan birsaltanat-ı rububiyet; elbette ve elbette ve herhalde ve hiç şüphe getirmez ki, Onuncu Sözde ispatına binaen o rahmet ve hikmet ve inayet ve adalet ve saltanat-ı sermediyenin gayet kat’î istedikleri dâr-ı âhiret ve daire-i haşir ve neşrin açılmamasıyla o nihayetsiz cemâl-i rahmet nihayetsiz bir çirkin merhametsizliğeinkılâp etmesi ve o hadsiz kemâl-i hikmet, hadsiz kusurlu abesiyete ve faidesizisrafata dönmesi ve o gayet şirin inayet, gayet acı ihanetlere değişmesi ve o gayetmizanlı ve hakkaniyetli adalet, gayet şiddetli zulümlere kalb olması ve o gayet


    Bilgi
    Dipnot-1 “Yine Onun âyetlerindendir ki, gök ve yer Onun emriyle ayakta durur. Sonra O sizi bir emirle çağırdığında derhal kabirlerinizden çıkarsınız.” Rum Sûresi, 30:25.



    Aleyhimüsselâm: Allah’ın selâmı onların üzerine olsun Aleyhisselâm: Allah’ın selâmı onun üzerine olsun
    Hazret-i İsrafil: [bk. bilgiler – İsrafil (a.s.)] Hûd (a.s.): (bk. bilgiler)
    Kavm-i Fir’avun: (bk. bilgiler – Fir’avun) Kavm-i Nuh: [bk. bilgiler – Nuh (a.s.)]
    Kavm-i Semûd: [bk. bilgiler – Salih (a.s.)] Salih (a.s.): (bk. bilgiler)
    Sultan-ı Ezelî: hüküm ve saltanatının başlangıcı olmayan Allah abesiyet: faydasız ve gayesiz oluş
    arz: dünya azamet: büyüklük
    binaen: -dayanarak cemâl-i rahmet: rahmetin güzelliği
    cihazat: cihazlar, âletler daire-i haşir ve neşr: yeniden dirilip toplanma ve tekrar dağılıp yayılma sahası
    dâr-ı âhiret: âhiret yurdu gayet: son derece
    hadsiz: sayısız, sınırsız hakkaniyet: doğruluk, gerçekçilik
    hikmet: fayda, gaye; Allah’ın herşeyi belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde yaratma sıfatı hissiyat: hisler, duygular
    ihsan: bağış, ikram inayet: bütün yararların, hikmetlerin ve faydaların kaynağı olan nizam, düzenlilik
    inkılâp: büyük değişim, dönüşüm in’am: nimetlendirme
    israfat: israflar, savurganlıklar izzet: kötülüğü redden üstünlük, yücelik
    kalb olmak: dönüşmek kat’î: kesin bir şekilde
    kavm-i Âd: [bk. bilgiler – Hûd (a.s.)] kemâl-i hikmet: mükemmel bir hikmet
    küre-i arz: yer küre, dünya libas: elbise
    melek-i ra’d: gök gürültüsü ile vazifeli melek mizanlı: ölçülü, dengeli
    muhafaza etmek: korumak mutî: emre uyan, itaatkâr
    nihayetsiz: sınırsız, sonsuz rahmet: İlâhî şefkat, merhamet
    saltanat-ı rububiyet: rablık saltanatı; Allah’ın herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri vermesi, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulundurması saltanat-ı sermediye: sonsuz saltanat
    semavat: gökler zîhayat: canlı, hayat sahibi
    âsi: isyan eden, zalim îcâz: az sözle çok mânâ ifade etme

    Yazar : Risale Forum
    Facebook ile paylasmak icin tiklayiniz Google ile paylasmak icin tiklayinizYahoo ile paylasmak icin tiklayiniztwitter ile paylasmak icin tiklayiniz

  7. #27
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Feb 2010
    Nereden Yer
    İstanbuL.
    Mesajlar Mesajlar
    2.960
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 505 + 34720


    On Birinci Şuâ-sayfa 284

    derecede haşmetli ve kuvvetli saltanat-ı sermediye sukut etmesi ve haşrin gelmemesiyle bütün haşmeti kaybolması ve kemâlât-ı rububiyeti acz ve kusur ilelekedar olması, hiçbir cihet-i imkânı yok, hiçbir akıl ihtimal vermez, yüz muhaliçinde birden bulunur, dâire-i imkân haricinde bâtıl ve mümtenidir.

    Çünkü nâzenin ve nazdar beslediği ve akıl ve kalb gibi cihazatla saadet-i ebediyeye ve âhirette bekà-i daimîye iştiyak hissini verdiği halde onu ebedî idam etmek, ne kadar gadirli bir merhametsizlik; ve onun yalnız dimağına yüzerhikmetler ve faideler taktığı halde onu dirilmemek üzere bütün cihazatını ve binler faideleri bulunan istidadâtını âkıbetsiz bir ölümle faidesiz, neticesiz, hikmetsiz bütün bütün israf etmek, ne derece hilâf-ı hikmet ve binler vaid ve ahidlerini yerine getirmemekle—hâşâ—aczini ve cehlini göstermek, ne kadar o haşmet-i saltanata ve o kemâl-i rububiyete zıttır, her zîşuur anlar. Bunlara kıyasen, inayetve adâleti tatbik eyle...
    İşte, Hâlıkımızdan sorduğumuz âhirete dair sualimize Rahmân, Hakîm, Adl,Kerîm, Hâkim isimleri mezkûr hakikatle cevap veriyorlar; şeksiz, şüphesiz, güneş gibi âhireti ispat ediyorlar.

    Hem madem biz gözümüzle görüyoruz, öyle ihâtalı ve azametli bir hafîziyethükmeder ki, zîhayat herşeyin ve her hâdisenin çok sûretlerini ve gördüğü fıtrîvazifesinin defterini ve esmâ-i İlâhiyeye karşı lisan-ı hal ile tesbihatına dairsahife-i a’mâlini misâlî levhalarda ve çekirdeklerinde ve tohumcuklarında ve Levh-i Mahfuzun nümunecikleri olan kuvâ-yı hafızalarında ve bilhassa insanındimağındaki pek büyük ve pek küçük kütüphanesi olan kuvve-i hafızasında ve


    Adl: sonsuz adalet sahibi, adaletle iş gören, herşeyin hakkını veren Allah Hakîm: herşeyi hikmetle, belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde yaratan Allah
    Hâlık: her şeyi yaratan Allah Kerîm: ikram sahibi; sonsuz cömertlik ve ikram sahibi olan Allah
    Levh-i Mahfuz: herşeyin bütün ayrıntılarıyla yazıldığı kader levhası, Allah’ın ilminin bir adı Rahmân: rahmeti sonsuz, yarattıklarını esirgeyip koruyan, şefkat eden ve rızıklandıran Allah
    acz: acizlik, güçsüzlük ahid: verilen söz, andlaşma
    azametli: büyük bekà-i daimîye: devamlı olarak kalma, kalıcı olma
    bâtıl: doğru olmayan, yalan, yanlış cehl: cahillik, bilgisizlik
    cihazat: cihazlar, organlar cihet-i imkân: mümkün olma yönü
    daire-i imkân: varlığı da yokluğu da eşit olan daire, kâinat dimağ: akıl, bilinç, beyin
    ebedî: sonu olmayan, sonsuz esmâ-i İlâhiye: Allah’ın isimleri
    fıtrî: doğal, yaratılıştan gelen gadirli: zulümlü
    hafiziyet: koruyuculuk hakikat: doğru, gerçek
    haşmet: ihtişam, görkem haşmet-i saltanat: sultanlığın haşmeti, ihtişamı
    haşr: insanların öldükten sonra tekrar diriltilip muhakeme için Allah’ın huzurunda toplanması hikmet: fayda, gaye; herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde olması
    hilâf-ı hikmet: hikmete zıt hâşâ: asla, kesinlikle öyle değil
    idam etmek: yok etmek ihâtalı: kuşatıcı, kapsamlı
    inayet: bütün yararların, hikmetlerin ve faydaların kaynağı olan nizam, düzenlilik istidadât: kàbiliyetler, yetenekler
    iştiyak: arzu, istek kemâlât-ı rububiyet: rablığın, ilâhî terbiyenin mükemmellik ve kusursuzluğu
    kuvve-i hafıza: hafıza duygusu, bellek lekedar: lekeli
    lisan-ı hal: hal dili mezkûr: anılan, sözü geçen
    misâlî levha: içlerinde herşeyin fotoğrafının kaydedildiği levha muhal: imkânsız, akıl dışı
    mümteni: imkânsız nazdar: nazlı, cilveli
    nâzenin: ince, narin, duyarlı saadet-i ebediye: sonsuz mutluluk
    sahife-i a’mâl: iş ve davranışların yazıldığı sahife saltanat-ı sermediye: sonsuz saltanat
    sukut etmek: düşmek, alçalmak tatbik eylemek: uygulamak
    tesbihat: Allah’ı her türlü kusurdan yüce tutarak şanına lâyık ifadelerle anma vaid: korkutma, tehdit etme
    zîhayat: canlı, hayat sahibi zîşuur: şuur sahibi, bilinçli
    âhiret: öteki dünya, öldükten sonraki sonsuz hayat âkıbetsiz: sonuçsuz, neticesiz
    Yazar : Risale Forum
    Facebook ile paylasmak icin tiklayiniz Google ile paylasmak icin tiklayinizYahoo ile paylasmak icin tiklayiniztwitter ile paylasmak icin tiklayiniz

  8. #28
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Feb 2010
    Nereden Yer
    İstanbuL.
    Mesajlar Mesajlar
    2.960
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 505 + 34720


    On Birinci Şuâ-sayfa 285

    sair maddî ve mânevî in’ikâs âyinelerinde kaydeder, yazdırır, zaptederek muhafaza altına alır. Sonra, mevsimi geldikçe bütün o mânevî yazıları maddî bir tarzda da gözümüze gösterip milyonlarla misâller ve deliller ve nümuneler kuvvetiyle 1 وَاِذَا الصُّحُفُ نُشِرَتْâyetindeki en acip bir hakikat-ıhaşriyeyi, kudretin bir çiçeği olan her bahar, kendi çiçek-i ekberinde milyarlar dille kâinata ilân eder. Ve başta nev-i insan olarak eşya, fenaya düşmek ve ademesukut etmek ve hiçlikte mahvolmak ve başta nev-i beşer olarak zîhayatlar idam edilmek için yaratılmamışlar. Belki bekàya terakki ile ve devama tasaffi ile vesermedî vazifeye istidadıyla girmek için halk olunduklarını gayet kuvvetli ispat eder.


    Evet, her baharda müşahede ediyoruz ki, güz mevsimi kıyametinde vefat eden hadsiz nebatat, bahar haşrinde herbir ağaç, herbir kök, herbir çekirdek, herbir tohum وَاِذَا الصُّحُفُ نُشِرَتْ âyetini okuyup bir mânâsını, bir ferdini kendi diliyle, geçmiş senelerde gördüğü vazifenin misalleriyle tefsir ederek oazametli hafîziyete şehadet eder, 2 هُوَ اْلأَوَّلُ وَاْلاٰخِرُ وَالظَّاهِرُ وَالْبَاطِنُâyetindeki dört muazzam hakikatleri herşeyde gösterip hafîziyeti âzami derecede ve haşri bahar kolaylığında ve kat’iyetinde bizlere ders verir.
    Evet, bu dört ismin cilveleri en cüz’îden en küllîye kadar cereyan ederler. Meselâ, nasıl ki bu ağacın menşei olan bir çekirdek, اَ ْلأَوَّلُ 3 isminemazhariyetle o ağacın gayet mükemmel programını ve icadının noksansızcihazatını ve teşekkülünün bütün şeraitini câmi’ bir kutucuktur ki, hafîziyetinazametini ispat eder.



    Bilgi
    Dipnot-1 “Amel defterleri açıldığında.” Tekvir Sûresi, 81:10.

    Dipnot-2 “O Evveldir; başlangıcı olmadığı gibi, bütün varlıkların başlangıcı da Onun ilim vekudretine bağlıdır. O Âhirdir; sonu olmadığı gibi bütün varlıkların neticesi Ona bakar ve dönüşü Onadır. O Zâhirdir; varlık ve birliğinin delilleri herşeyde ap açık görünür ve bütün varlıklar dış görünüşleri ve san’atlı yapılışlarıyla Onun kudret ve sanatına şâhitlik eder. O Bâtındır; herşeyin hakikatine vâkıftır ve herşeyin içyüzü Onunkudret ve hikmetine şâhitlik eder.” Hadîd Sûresi, 57:3.

    Dipnot-3 Evvel: her şeyin aslını ve başlangıcını ezelî ilmiyle tespit eden ve Kendisinden önce hiçbir şey var olmayan Allah.



    acip: hayret verici, şaşırtıcı adem: hiçlik, yokluk
    azamet: büyüklük bekà: kalıcılık, devamlılık
    cereyan etmek: meydana gelmek cihazat: cihazlar, âletler
    cilve: görüntü, yansıma câmi’: kapsamlı, birçok şeyi içine alan
    cüz’î: küçük, ferdî fena: yokluk, gelip geçicilik
    gayet: son derece hafiziyet: koruyuculuk
    hakikat-i haşriye: haşir gerçeği halkolunmak: yaratılmak
    haşr: insanların öldükten sonra âhirette diriltilip muhakeme için Allah‘ın huzurunda toplanması icad: var etme, vücuda getirme
    idam edilmek: yok olmak in’ikâs: yansıma
    istidad: kàbiliyet, ruhsal özellik, yetenek kat’iyet: kesinlik
    kudret: Allah’ın bütün varlığı kuşatan güç ve iktidarı küllî: tür, cins; büyük ve kapsamlı, varlıklar
    mazhariyet: sahip olma, üzerinde gösterme menşe: kaynak, kök
    muazzam: azametli, çok büyük müşahede etmek: görmek, gözlemlemek
    nebâtât: bitkiler nev-i beşer: insanlar
    nev-i insan: insan türü, insanlık sair: diğer, başka
    sermedî: sürekli, devamlı sukut etmek: düşmek, alçalmak
    tasaffi: saflaşma, temizlenme tefsir etmek: yorumlamak
    terakki: ilerleme, yükselme teşekkül: oluşma
    zîhayat: canlı, hayat sahibi âzami: çok büyük
    çiçek-i ekber: en büyük çiçek şehadet etmek: tanıklık, şahitlik etmek
    şerâit: şartlar, belirtiler
    Yazar : Risale Forum
    Facebook ile paylasmak icin tiklayiniz Google ile paylasmak icin tiklayinizYahoo ile paylasmak icin tiklayiniztwitter ile paylasmak icin tiklayiniz

  9. #29
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Feb 2010
    Nereden Yer
    İstanbuL.
    Mesajlar Mesajlar
    2.960
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 505 + 34720


    On Birinci Şuâ-sayfa 286

    وَاْلاٰخِرُ 1 ismine mazhar olan meyvesi ise, çekirdekleriyle o ağacın işlediği bütün fıtrî vazifelerinin fihristesini ve amellerinin listesini ve hayat-ı saniyesinin düsturlarını ihtiva eden bir sandukçuktur ki, âzamî derecede hafîziyete şehadet eder.وَالظَّاهِرُ 2 ismine mazhar olan o ağacın suret-i cismâniyesi ise, öyletenasüplü ve san’atlı ve süslü bir hulle, bir libas ve ayrı ayrı nakışlar ve zîynetler ve yaldızlı nişanlarla tezyin edilmiş, güya yetmiş renkli bir hûri elbisesidir ki,hafîziyet içinde azamet-i kudret ve kemâl-i hikmet ve cemâl-i rahmeti gözlere gösterir.

    وَالْبَاطِنُ 3 ismine âyine olan o ağacın içindeki makinesi ise, öylemuntazam ve mükemmel ve mu’cizatlı bir fabrika, bir destgâh, bir kimyahâne ve hiçbir dalı ve meyveyi ve yaprağı gıdasız bırakmayan mizanlı bir kazan-ı erzaktır ki, hafîziyet içinde kemâl-i kudret ve adalet ve cemâl-i rahmet ve hikmeti güneş gibi ispat eder.

    Aynen öyle de, küre-i arz, senevî mevsimler cihetinde bir ağaçtır. İsm-i Evvelcilvesiyle güz mevsiminde hafîziyete emanet edilen bütün tohumlar ve çekirdekler, bahar çarşafını giyen zemin yüzünün milyarlar dal, budak, meyve veren ve çiçek açan ağacının teşkilatına dair İlâhî emirlerin mecmuacıkları ve kaderden gelendüsturların listeleri ve geçen yazın işlediği vazifelerin küçücük sahife‑i amelleri vedefter-i hidematıdır ki, bilbedahe bir Hafîz-i Zülcelâl-i ve’l-İkramın hadsiz kudret, adalet, hikmet, rahmet ile iş gördüğünü gösteriyor.


    Bilgi
    Dipnot-1 Âhir: her şeyin sonunu ezelî ilmiyle belirleyen ve sonu gelen varlıkların neslini tohum ve çekirdeklerde tanzim eden ve her şeyden sonra yalnız Kendisi bâkî kalan Allah.

    Dipnot-2 Zâhir: her şeyin dış yüzlerini çeşitli cihaz ve ince nakışlarla süsleyerek mükemmel ve güzel yaratan ve her şeyde varlık ve birliğinin işaretleri açıkça görünen Allah.

    Dipnot-3 Bâtın: bütün varlıkların içyüzlerini mükemmel bir fabrikanın harika makineleri gibi yaratıp işleten ve bununla da isim ve sıfatlarının her türlü noksandan uzak olduğunu gösteren Allah.




    Hafîz-i Zülcelâl-i ve’l-İkram: sonsuz haşmet, yücelik ve ikram sahibi olan, herşeyi koruyup gözeten ve muhafaza eden Allah amel: davranış, iş
    azamet-i kudret: güç ve iktidarın büyüklüğü bilbedâhe: ap açık bir şekilde
    cemâl-i rahmet: rahmetin güzelliği cihet: taraf, yön
    cilve: görüntü, yansıma defter-i hidemat: hizmetler defteri
    destgâh: tezgâh düstur: kâide, kural
    fihriste: içindekiler fıtrî: doğal, yaratılıştan gelen
    hadsiz: sayısız, sınırsız hafiziyet: koruyuculuk
    hayat-ı saniye: ikinci hayat hikmet: fayda, gaye; Allah’ın herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde yaratma sıfatı
    hulle: Cennet elbisesi hûri: Cennet kızı
    ihtiva etmek: içine almak ism-i Evvel: Allah’ın başlangıcı olmadığı gibi, bütün varlıkların başlangıcı da Onun ilim ve kudretine bağlı olduğunu bildiren ismi
    kader: Allah’ın meydana gelecek hâdiseleri olmadan önce bilmesi, takdir etmesi, plânlaması kazan-ı erzak: erzak kazanı
    kemâl-i hikmet: hikmetin mükemmelliği, tam ve yerli yerinde olma kemâl-i kudret: Allah’ın kudretinin mükemmelliği
    kimyahâne: kimya evi kudret: Allah’ın bütün varlığı kuşatan güç ve iktidarı
    küre-i arz: yerküre, dünya libas: elbise
    mazhar olma: erişme, nail olma; ayna olma, yansıma ve görünme mecmuacık: kitapçık
    mizanlı: ölçülü muntazam: düzenli, intizamlı
    mu’cizât: mu’cizeler; benzerini yapma konusunda başkalarını âciz bırakan olağanüstü şeyler rahmet-i İlâhiye: Allah’ın sonsuz rahmeti, şefkat ve merhameti
    sahife-i a’mâl: iş ve davranışların yazıldığı sahifeler senevî: yıllık
    suret-i cismaniye: dış görünüş tenasüp: uygunluk, uyum
    tezyin etmek: süslemek teşkilât: yapı
    zemin: yer zîynet: süs
    âzamî: çok büyük şehadet etmek: tanıklık, şahitlik etmek
    Yazar : Risale Forum
    Facebook ile paylasmak icin tiklayiniz Google ile paylasmak icin tiklayinizYahoo ile paylasmak icin tiklayiniztwitter ile paylasmak icin tiklayiniz

  10. #30
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Feb 2010
    Nereden Yer
    İstanbuL.
    Mesajlar Mesajlar
    2.960
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 505 + 34720


    On Birinci Şuâ-sayfa 287

    Ve senevî zemin ağacının âhiri ise, ikinci güzde o ağacın gördüğü bütün vazifelerini ve esmâ-i İlâhiyeye karşı ettiği bütün fıtrî tesbihatlarını ve gelecek bahar haşrinde neşrolabilen bütün sahâif-i amallerini, zerrecik ve küçücük kutucukların içine koyup, Hafîz-i Zülcelâlin dest-i hikmetine teslim eder Hüve’l-Âhir ismini hadsiz dillerle kâinat yüzünde okur.

    Ve bu ağacın zâhiri ise, haşrin üç yüz bin misallerini ve emarelerini gösteren üç yüz bin küllî ve çeşit çeşit çiçekler açıp hadsiz rahmâniyet ve rezzâkiyet verahîmiyet ve kerîmiyet sofralarını sererek zîhayatlara ziyafetler vermekle Hüve’z-Zâhir ismini, meyveleri, çiçekleri, taamları sayısınca lisanlarıyla zikredip medh ü senâ eder, gündüz gibi وَاِذَا الصُّحُفُ نُشِرَتْ 1 hakikatini gösterir.
    Bu haşmetli ağacın bâtını ise, hadsiz ve hesaba gelmez muntazam makineleri vemizanlı fabrikaları kemâl-i dikkat ve intizamla işlettiren öyle bir kazan vedestgâhtır ki, bir dirhemden bin batman taamları pişirir, açlara yetiştirir. Ve öyle bir mizan ve dikkatle işler ki, zerre kadar tesadüfün karışmasına bir yer bırakmıyor. Hüve’l-Bâtın ismini zeminin içyüzüyle, yüz bin dille tesbih eden bazımelâike gibi, yüz bin tarzlarda ilân edip ispat eder.

    Hem arz, senevî hayatı haysiyetiyle bir ağaç olduğu ve o dört isim içindehafîziyeti ve onunla haşir kapısına bir anahtar yaptığı gibi; aynen öyle de, dehrî ve dünya hayatı cihetiyle yine meyveleri âhiret pazarına gönderilen bir muntazamağaçtır. Ve o dört isme öyle bir mazhar, bir âyine ve âhirete giden bir yol açar ki, genişliğini ihataya ve tabire aklımız kâfi gelmiyor. Yalnız bu kadar deriz:


    Bilgi
    Dipnot-1 “Amel defterleri açıldığında.” Tekvir Sûresi, 81:10.



    Hafîz-i Zülcelâl: sonsuz haşmet ve yücelik sahibi, büyük küçük herşeyi kaydedip koruyan Allah Hüve’l-Bâtın: O Bâtındır; bütün varlıkların içyüzlerini mükemmel bir fabrikanın harika makineleri gibi yaratıp işleten ve herşeyin iç âlemine hükmeden Allah’tır
    Hüve’l-Âhir: O Âhirdir; her şeyin sonunu ezelî ilmiyle belirleyen ve sonu gelen varlıkların neslini tohum ve çekirdeklerle tanzim eden ve her şeyden sonra yalnız Kendisi bâkî kalan Allah’tır Hüve’z-Zâhir: O Zâhirdir; her şeyin dış yüzlerini çeşitli cihaz ve ürünlerle donatıp ve ince nakışlarla süsleyerek mükemmel ve güzel yaratan ve her şeyde varlık ve birliğinin işaretleri açıkça görünen, Allah’tır
    arz: dünya batman: eskiden kullanılan ve 8 kiloluk ağırlığa karşılık gelen bir ölçü birimi
    bâtın: iç, görünmeyen iç yüzü cihet: yön, taraf
    dehrî: zaman yönünden, çağları içine alan dest-i hikmet: hikmet eli
    destgâh: tezgâh dirhem: eskiden kullanılan ve 3 gramlık ağırlığa karşılık gelen bir ölçü birimi
    emare: belirti, işaret esmâ-i İlâhiye: Allah’ın isimleri
    fıtrî: doğal, yaratılıştan gelen hadsiz: sayısız, sınırsız
    hafiziyet: koruyuculuk haysiyetiyle: özelliğiyle
    haşmetli: görkemli, heybetli haşr: insanların öldükten sonra âhirette diriltilip muhakeme için Allah‘ın huzurunda toplanması
    ihata: içine alma, kapsama kemâl-i dikkat ve intizam: tam bir dikkat ve düzen
    kerîmiyet: cömertlik küllî: tür, cins; büyük ve kapsamlı varlıklar
    lisan: dil mazhar: ayna, yansıma ve görünme yeri
    medh ü senâ: övme ve yüceltme melâike: melekler
    mizan: ölçü muntazam: düzenli, intizamlı
    neşrolmak: yayılmak rahmâniyet: şefkat, merhamet edicilik
    rahîmiyet: merhamet edicilik rezzâkıyet: rızık vericilik
    sahâif-i a’mâl: amellerin yazıldığı sahifeler senevî: yıllık
    taam: gıda, yiyecek tesbih etmek: Allah’ı her türlü noksan ve kusurdan yüce tutarak şanına lâyık ifadelerle anmak
    tesbihat: Allah’ı her türlü kusurdan yüce tutarak şanına lâyık ifadelerle anma zemin: yer
    zerre: atom zâhir: açık, görünen
    zîhayat: canlı, hayat sahibi âhir: son
    âhiret: öteki dünya, öldükten sonraki sonsuz hayat
    Yazar : Risale Forum
    Facebook ile paylasmak icin tiklayiniz Google ile paylasmak icin tiklayinizYahoo ile paylasmak icin tiklayiniztwitter ile paylasmak icin tiklayiniz

Sayfa 3/11 İlkİlk 1234567 ... SonSon

Facebook Yorumları

Facebook Giriş

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Bu Konudaki Etiketler

112, 113, 126, 133, 134, 135, 136, 137, 154, 157, 159, 160, 161, 164, 169, 172, 176, 178, 179, 191, 192, 194, 197, 271, 327, 592, açacak, acip, adaletli, adalettir, adedince, adıyla, ahenk, âhiretimizi, âhirette, aile hayatı, aklı, aklımızla, aldatmak, aldıkları, âlemleri, alınmış, amellerin, andan, anlayan, anlıyoruz, aracı, araf, arkadaşı, arınmış, arz, askerlik, asra, asırlara, atan, atmak, aya, âyine, ağzı, bakıyorum, balkan, basar, baskı, bağlamış, bağlantı, bağış, bağışlar, başlarında, başlayan, başıboş, belirleyen, beter, beşer, biçarelerin, bildim, bildirir, bilimi, bilinen, bilinmez, bilmesi, binaen, bir adam, birdir, biri, birlik, bitkisel, biyografi, bizimle, bozan, budur, bulunmak, bütün, bırakmıyor, çalışıyorlar, çekeceklerdi, cemiyetli, cevaben, çiçekler, cihanı, cihazat, çoklar, çoktur, cömertlik, çözümü, dadır, daimî, daire, davranışları, dayanıyor, dağlar, dedikleri, dediler, dediğine, derece, desteklemek, devletinin, değerlendirme, değilim, değiller, değiştirme, dikkatle, dilemek, diriltecek, diyebilirim, dünyadan, duyan, düzenli, düğü, düşmanı, dış, dışında, eceli, edenleri, edilsin, ediyorlar, efes turları, elbet, elemsiz, eliyle, ellerinde, elzemdir, emareleri, emirdağ, envârı, esasa, esenlik, etmeme, etrafındaki, etsek, ettiren, ettirir, ettiğimiz, evhamlarını, eşkiya, faideleri, fakirler, faydaya, fazilet, faziletler, felak, ferah, ferit, fikirleri, fıtraten, gaflete, galebe, gazabı, geçmesi, gelmiyor, gelmiş, gerçekleri, gerçeklik, getirip, gezer, gezi, girdim, gitti, giydirir, giydirmek, gökte, gökteki, göndermiş, gördüğünü, göreceksin, görünmek, gösteriş, gösterme, gözümüzle, güzelliklerinden, güzelliği, hakikatine, hakikatten, hakkaniyeti, halka, hallerini, hapis, hapisteki, harap, hararet, harbi, hastalıktan, hastalığından, hayalen, hayatı, hayrette, haşirde, herşeye, herşeyin, hiddetle, hikâyesi, hilkat, hisse, hissettim, hükümet, huyları, hıristiyan, icadı, içindekiler, ihanet, ihbarı, ikincisi, ilerleme, ilham, imaniye, imaniyeyi, imdat, inanmayanlar, insanlığı, istediğini, istikbaldeki, itiraza, izale, işaret, işittim, işkence, iştiyak, kabirdeki, kabre, kadar, kahrı, kalacak, kalblerine, kalmamış, kalsı, kanunları, kapılmak, karanlıklarında, kardeşi, kardeşlerimin, karışması, karıştıran, kavuşmuş, kaybedecek, kazancı, kendisinde, kesretli, keyf, konuşsun, korkunç, koyan, koyup, kudretine, küfr, küfrü, kullar, külliye, kısmen, kısmı, kıyamete, kıymetini, kıymetsiz, libası, lisanı, lütuf, lüzumu, mahvolur, makamından, mama, mâneviyattan, manevra, maraz, mazlumlar, mağlup, mecbur, mecusi, medarı, medrese, menbaı, merhametin, mertebesini, mesel, meselâ, meselede, meselelere, meselesine, meselesinin, meseleyi, mevcudat, mevsimler, mevsimlerin, meyvesini, mezaristana, mezarlık, milleti, misli, muazzam, mücahede, müçtehidler, muhakkak, muhammediyenin, muhtacı, mükâfatını, mukayese, mükerrem, mümkü, münafıklar, münasebetdar, münazaraya, müstehak, müş, nail, nasılki, nefer, nefret, neşretmek, nurlandıran, olduğuna, olduğundan, olmaktan, olmamak, olmazlar, olsalar, omuzuna, onlardan, onsuz, oradan, orga, özellikle, parçalar, parçalayan, payitaht, peygamberlere, rahatla, rahatı, rahmeten, revaç, risalesinde, risalesini, risaleti, rububiyeti, saadetine, sabahı, sahibi, sanmak, sarih, sayan, sekiz, semaniye, senâ, seniyyesi, sermaye, servet, sevaplı, seviyesi, sizde, sor, sordular, soruyoruz, surlar, süzme, sığı, sığınmak, taarruz, tahrip, takdim, tamamıyla, tanımayan, tanıttırır, tapan, tasdike, tecavüz, terakki, ters, terviç, tevahhuş, tokat, toplansa, tükenmez, tutma, ubudiyeti, uhrevî, ülkesinin, ümitsizlik, umum, üstadımıza, üstü, uyum, varlığının, vazifeler, vazifeli, vazifeni, verdiği, verilmiş, vermenin, vermişler, vesikası, veyahut, yanmak, yapanlar, yapması, yaratılış, yardımı, yayı, yazdığı, yazılan, yazıldığı, yerden, yolcuyum, yükleri, yüzleri, yıldızlara, yıldızları, ışık, zahmet, zamanla, zamanları, zeminde, zemzem, zengini, zulmet, zulmü, şahsiyet, şartları, şehr, şenlendiren, şerifi, şerifinizi, şerleri, şevk, şeye, şeylerle, şeytanları, şeytanı, şuâ, şükrettim, şüpheli

Etiket Bulutu Ana Sayfası

Sosyal İmleme

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222