Bu konudaki en beğenilen mesaja bak. Tıklayınız.

Sayfa 2/11 İlkİlk 123456 ... SonSon
103 sonuçtan 11 ile 20 arası

  1. #11
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Feb 2010
    Nereden Yer
    İstanbuL.
    Mesajlar Mesajlar
    2.960
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 505 + 34720


    1 üyeden 1 kişi bu mesajı faydalı buldu.

    On Birinci Şuâ -sayfa 268

    âhir ve en büyük ve dini ve dâveti umumî olan Âhirzaman PeygamberiAleyhissalâtü Vesselâmı inkâr etse ve zincirinden çıksa, daha hiçbir peygamberi, hattâ Allah’ı kabul etmez. Çünkü bütün peygamberleri ve Allah’ı ve kemâlâtı onunla bilmiş. Onlar onsuz kalbinde kalmaz. Bunun içindir ki, eskiden beri her dinden İslâmiyete giriyorlar; ve hiçbir Müslüman, hakiki Yahudi veya Mecusi veyaNasranî olmaz. Belki dinsiz olur; seciyeleri bozulur, vatana, millete muzır birhâlete girer. İspat ettim. O muannid ve mütemerrid şahsın daha tutunacak bir yeri kalmadı. Kayboldu, Cehenneme gitti.

    İşte ey bu medrese-i Yusufiyede benim ders arkadaşlarım! Madem hakikat budur ve bu hakikati Risale-i Nur o derece kat’î ve güneş gibi ispat etmiş ki, yirmi senedir mütemerridlerin inatlarını kırıp imana getiriyor. Biz dahi hem dünyamıza, hem istikbalimize, hem âhiretimize, hem vatanımıza, hem milletimize tammenfaatli ve kolay ve selâmetli olan iman ve istikamet yolunu takip edip boş vaktimizi sıkıntılı hülyalar yerinde Kur’ân’dan bildiğimiz sûreleri okumak ve mânâlarını bildiren arkadaşlardan öğrenmek ve kazaya kalmış farz namazlarımızıkaza etmek ve birbirinin güzel huylarından istifade edip bu hapishaneyi güzelseciyeli fidanlar yetiştiren bir mübarek bahçeye çevirmek gibi a’mâl-i saliha ile, hapishane müdür ve alâkadarları, câni ve katillerin başlarında zebâni gibi azap memurları değil, belki medrese-i Yusufiyede Cennete adam yetiştirmek ve onların terbiyesine nezaret etmek vazifesiyle memur birer müstakim üstad ve birer şefkatli rehber olmalarına çalışmalıyız.


    Aleyhissalâtü Vesselâm: Allah’ın salât ve selâmı onun üzerine olsun Mecusî: ateşperest, ateşe tapan
    Nasranî: Hıristiyanlık dinine mensup olan kimse Yahudi: (bk. bilgiler – Yahudilik)
    alâkadar: ilgili, alakalı a’mâl-i saliha: dinin emir ve yasaklarına uygun davranışlar
    cânî: cinayet işlemiş hakikat: doğru, gerçek
    hakiki: gerçek hâlet: durum, hal
    hülya: hayal istifade etmek: faydalanmak, yararlanmak
    istikamet: doğruluk, doğru yol istikbal: gelecek
    kat’î: kesin bir şekilde kaza etmek: vaktinde kılınamayan namazı sonradan kılmak
    kemâlât: mükemellikler, kusursuzluklar medrese-i Yusufiye: Hz. Yusuf’un (a.s.) hapiste kalmasına benzetilerek, iman ve Kur’ân hizmetinden dolayı tutuklananların hapsedildiği yer mânâsında kullanılan hapishane
    menfaat: yarar, fayda muannid: inatçı, inanmamakta direnen
    muzır: zararlı mübarek: bereketli, hayırlı
    müstakim: doğruluk üzere olan, doğru yolda olan mütemerrid: inatçı, inançsızlıkta direnen
    nezaret etmek: bakmak, gözetmek seciye: üstün özellikler, karakter
    selâmet: esenlik, rahatlık umumî: bütün
    zebâni: cehennemlikleri cehenneme atmakla vazifeli cehennem memurları Âhirzaman Peygamberi: son peygamber olan ve dünya hayatının kıyamete yakın son devresinde gönderilen Peygamberimiz Hz. Muhammed (a.s.m.)
    âhir: son

    Yazar : Risale Forum
    Facebook ile paylasmak icin tiklayiniz Google ile paylasmak icin tiklayinizYahoo ile paylasmak icin tiklayiniztwitter ile paylasmak icin tiklayiniz

  2. #12
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Feb 2010
    Nereden Yer
    İstanbuL.
    Mesajlar Mesajlar
    2.960
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 505 + 34720


    1 üyeden 1 kişi bu mesajı faydalı buldu.

    On Birinci Şuâ -sayfa 269

    Dördüncü Mesele

    Yine Gençlik Rehberinde izahı var Bir zaman bana hizmet eden kardeşlerim tarafından sual edildi ki:
    “Küre-i arzı herc ü merce getiren ve İslâm mukadderatıyla alâkadar olan bu dehşetli Harb-i Umumîden elli gündür (şimdi yedi seneden geçti aynı hâl)1 hiç sormuyorsun ve merak etmiyorsun. Halbuki bir kısım mütedeyyin ve âlim insanlar, cemaati ve camii bırakıp radyo dinlemeye koşuyorlar. Acaba bundan daha büyük bir hâdise mi var? Veya onunla meşgul olmanın zararı mı var?” dediler.
    Cevaben dedim ki:

    Ömür sermayesi pek azdır; lüzumlu işler pek çoktur. Birbiri içinde mütedâhildâireler gibi, her insanın kalb ve mide dairesinden ve ceset ve hane dairesinden, mahalle ve şehir dairesinden ve vatan ve memleket dairesinden ve küre-i arz venev-i beşer dairesinden tut, tâ zîhayat ve dünya dairesine kadar, birbiri içinde daireler var. Herbir dairede, herbir insanın bir nevi vazifesi bulunabilir. Fakat en küçük dairede en büyük ve ehemmiyetli ve daimi vazife var. Ve en büyük dâirede en küçük ve muvakkat arasıra vazife bulunabilir. Bu kıyasla, küçüklük ve büyüklükmakûsen mütenasip vazifeler bulunabilir.

    Fakat büyük dairenin câzibedarlığı cihetiyle küçük dairedeki lüzumlu ve ehemmiyetli hizmeti bıraktırıp lüzumsuz, mâlâyani ve âfâkî işlerle meşgul eder.Sermaye-i hayatını boş yerde imha eder. O kıymettar ömrünü kıymetsiz şeylerde öldürür. Ve bazen bu harp boğuşmalarını merakla takip eden, bir tarafa kalben taraftar olur. Onun zulümlerini hoş görür, zulmüne şerik olur.
    Birinci noktaya cevap ise: Evet, bu Cihan Harbinden daha büyük bir hâdise ve buzemin yüzündeki hâkimiyet-i âmme dâvâsından daha ehemmiyetli bir dâvâ, herkesin ve bilhassa Müslümanların başına öyle bir hâdise ve öyle bir dâvâ açılmış ki, her adam, eğer Alman ve İngiliz kadar kuvveti ve serveti olsa ve aklı da varsa, o tek dâvâyı kazanmak için bilâtereddüt sarf edecek.
    İşte, o dâvâ ise, yüz bin meşâhir-i insaniyenin ve hadsiz nev-i beşerin yıldızları vemürşidlerinin müttefikan, Kâinat Sahibinin ve Mutasarrıfının binler vaad veahdlerine istinaden haber verdikleri ve bir kısmı gözleriyle gördükleri şu ki:



    Bilgi
    Dipnot-1 Parantez içindeki not, 1946 senesine aittir.



    Harb-i Umumî/Cihan Harbi: Dünya Savaşı Kâinat Sahibi: evrenin ve herşeyin yaratıcısı ve sahibi Allah
    Mutasarrıf: sonsuz tasarruf hakkı olan, mülkünde dilediği gibi tasarruf eden, her işi kendi istek ve kurallarına göre idare eden Allah ahd: söz, vaad
    bilâtereddüt: tereddütsüz cazibedarlık: çekicilik
    cihet: taraf, yön hadsiz: sayısız, sınırsız
    hercümerce getirmek: yakıp yıkmak, altını üstüne getirmek hâdise: olay
    hâkimiyet-i amme: genel hâkimiyet, egemenlik istinaden: dayanarak
    küre-i arz: yerküre, dünya kıymettar: kıymetli, değerli
    meşâhir-i insaniye: insanların meşhurları, ünlü kişiler mukadderat: Allah tarafından takdir olunmuş işler ve başa gelecek olaylar
    muvakkat: geçici mâkûsen mütenasip: ters orantılı
    mâlâyâni: anlamsız, kişinin kendisine yararı olmayan mürşid: doğru ve hak yolu gösteren
    mütedahil: iç içe, birbiri içinde mütedeyyin: dindar
    müttefikan: birleşerek, fikir birliğiyle nev-i beşer: insanlar
    nevi: tür sermaye: mal varlığı
    sermaye-i hayat: hayat sermayesi zemin: yer
    zîhayat: canlı, hayat sahibi âfâkî: dış dünyaya ait
    şerik olmak: ortak olmak
    Yazar : Risale Forum
    Facebook ile paylasmak icin tiklayiniz Google ile paylasmak icin tiklayinizYahoo ile paylasmak icin tiklayiniztwitter ile paylasmak icin tiklayiniz

  3. #13
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Feb 2010
    Nereden Yer
    İstanbuL.
    Mesajlar Mesajlar
    2.960
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 505 + 34720


    1 üyeden 1 kişi bu mesajı faydalı buldu.

    On Birinci Şuâ-sayfa 270

    Herkesin, iman mukàbilinde, bu zemin yüzü kadar bağlar ve kasırlarla müzeyyenve bâki ve daimî bir tarla ve mülkü kazanmak veya kaybetmek dâvâsı başına açılmış. Eğer iman vesikasını sağlam elde etmezse kaybedecek. Ve bu asırda,maddiyyunluk tâunuyla çoklar o dâvâsını kaybediyor. Hattâ bir ehl-i keşif ve tahkik, bir yerde kırk vefiyattan yalnız birkaç tanesi kazandığını sekeratta müşahede etmiş; ötekiler kaybetmişler. Acaba bu kaybettiği dâvânın yerini, bütün dünya saltanatı o adama verilse doldurabilir mi?
    İşte o dâvâyı kazandıracak olan hizmetleri ve yüzde doksanına o dâvâyı kaybettirmeyen harika bir dâvâ vekilini o işte çalıştıran vazifeleri bırakıp, ebedîdünyada kalacak gibi âfâkî mâlâyaniyatla iştigal etmek tam bir akılsızlık bildiğimizden, biz Risale-i Nur şakirtleri, herbirimizin yüz derece aklımız ziyadeolsa da ancak bu vazifeye sarf etmek lâzımdır diye kanaatımız var.

    Ey hapis musibetinde benim yeni kardeşlerim, sizler, benimle beraber gelen eski kardeşlerim gibi Risale-i Nur’u görmemişsiniz. Ben onları ve onlar gibi binlerşakirtleri şahit göstererek derim ve ispat ederim ve ispat etmişim ki:

    O büyük dâvâyı yüzde doksanına kazandıran ve yirmi senede yirmi bin adama o dâvânın kazancının vesikası ve senedi ve beratı olan iman-ı tahkikîyi eline veren ve Kur’ân-ı Hakîmin mu’cize-i mâneviyesinden neş’et edip çıkan ve bu zamanın birinci bir dâvâ vekili bulunan Risale-i Nur’dur. Bu on sekiz senedir benim düşmanlarım ve zındıklar ve maddiyyunlar, aleyhimde gayet gaddarâne desiselerle hükümetin bazı erkânlarını iğfal ederek bizi imha için bu defa gibi eskide dahi hapislere, zindanlara soktukları halde, Risale-i Nur’un çelik kal’asında yüz otuz parça cihazatından ancak iki-üç parçasına ilişebilmişler. Demek avukat tutmak isteyen onu elde etse yeter.
    Hem korkmayınız, Risale-i Nur yasak olmaz. Hükümet-i Cumhuriyenin mebusları ve erkânlarının ellerinde mühim risaleleri, iki, üçü müstesna olarak serbest geziyorlardı. İnşaallah, bir zaman hapishaneleri tam bir ıslahhane yapmak içinbahtiyar müdürler ve memurlar, o Nurları mahpuslara, ekmek ve ilâç gibi tevziedecekler.




    Hükümet-i Cumhuriye: Cumhuriyet hükümeti Kur’ân-ı Hakîm: her âyet ve sûresinde sayısız hikmet ve faydalar bulunan Kur’ân
    bahtiyar: talihli, mutlu berat: kurtuluş
    bâki: devamlı, kalıcı cihazat: cihazlar, parçalar, kitaplar
    desise: hile, aldatma ebedî: sonu olmayan, sonsuz
    ehl-i keşif ve tahkik: gayb âlemine ait bilinmeyen hakikatleri Cenab-ı Allah’ın lütfu ve ihsanıyla bilen ve ilmen doğrulayan kimseler erkân: ileri gelenler, reisler
    gaddârâne: acımasızca, zulmederek iman-ı tahkîki: inandığı şeylerin aslını, esâsını bilerek inanma; sarsılmaz iman
    inşaallah: Allah’ın izniyle iğfal etmek: gaflete düşürerek kandırmak, aldatmak
    iştigal etmek: meşgul olmak, uğraşmak kasır: köşk, saray
    maddiyyun: materyalistler, herşeyi madde ile açıklamaya çalışanlar mahpus: hapsedilmiş
    meb’us: milletvekili mukàbil: karşılık
    musibet: belâ, dert, felâket mu’cize-i mâneviye: mânâya ait mu’cize
    mâlâyâniyat: faydasız, yararlı olmayan boş şeyler müstesna: dışında
    müzeyyen: süslenmiş müşahede etmek: görmek, gözlemlemek
    neş’et etmek: çıkmak, yetişmek sarf etmek: harcamak
    sekerat: ölüm sarhoşluğu, can çekişme hali tevzi etmek: dağıtmak
    tâun: salgın ve ölümcül hastalık vefiyat: vefatlar, ölümler
    vekil: sözcü vesika: belge, güvence
    zemin: yer ziyade: çok, fazla
    zındık: dinsiz âfâkî: dış dünyaya ait
    ıslahhane: ıslah evi, iyileştirme, düzeltme yeri şakirt: öğrenci
    Yazar : Risale Forum
    Facebook ile paylasmak icin tiklayiniz Google ile paylasmak icin tiklayinizYahoo ile paylasmak icin tiklayiniztwitter ile paylasmak icin tiklayiniz

  4. #14
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Feb 2010
    Nereden Yer
    İstanbuL.
    Mesajlar Mesajlar
    2.960
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 505 + 34720


    1 üyeden 1 kişi bu mesajı faydalı buldu.

    On Birinci Şuâ -sayfa 271

    Beşinci Mesele

    Gençlik Rehberinde izah edildiği gibi, gençlik hiç şüphe yok ki gidecek. Yaz güze ve kışa yer vermesi ve gündüz akşama ve geceye değişmesi kat’iyetinde, gençlik dahi ihtiyarlığa ve ölüme değişecek. Eğer o fâni ve geçici gençliğini iffetle hayrataistikamet dairesinde sarf etse, onunla ebedî, bâki bir gençliği kazanacağını bütünsemâvî fermanlar müjde veriyorlar.

    Eğer sefahete sarf etse, nasıl ki bir dakika hiddet yüzünden bir katl, milyonlar dakika hapis cezasını çektirir; öyle de, gayr-ı meşru dairedeki gençlik keyifleri ve lezzetleri, âhiret mes’uliyetinden ve kabir azabından ve zevâlinden gelenteessüflerden ve günahlardan ve dünyevî mücâzâtlarından başka, aynı lezzet içinde o lezzetten ziyade elemler olduğunu aklı başında her genç tecrübeyle tasdik eder. Meselâ, haram sevmekte, bir kıskançlık elemi ve firak elemi ve mukabelegörmemek elemi gibi çok ârızalarla o cüz’î lezzet zehirli bir bal hükmüne geçer. Ve o gençliğin suiistimâliyle gelen hastalıkla hastahanelere ve taşkınlıklarıyla hapishanelere ve kalb ve ruhun gıdasızlık ve vazifesizliğinden neş’et eden sıkıntılarla meyhanelere, sefahethanelere veya mezaristana düşeceklerini bilmek istersen, git hastahanelerden ve hapishanelerden ve meyhanelerden vekabristandan sor. Elbette, ekseriyetle gençlerin gençliğinin suiistimalinden ve taşkınlıklarından ve gayr-ı meşru keyiflerin cezası olarak gelen tokatlardan eyvahlar ve ağlamalar ve esefler işiteceksin.
    Eğer istikamet dairesinde gitse, gençlik gayet şirin ve güzel bir nimet-i İlâhiye ve tatlı ve kuvvetli bir vasıta-i hayrat olarak âhirette gayet parlak ve bâki bir gençlik netice vereceğini, başta Kur’ân olarak çok kat’î âyâtıyla bütün semâvî kitaplar vefermanlar haber verip müjde ediyorlar.

    Madem hakikat budur. Ve madem helâl dairesi keyfe kâfidir. Ve madem haram dairesindeki bir saat lezzet, bazan bir sene ve on sene hapis cezasını çektirir. Elbette, gençlik nimetine bir şükür olarak, o tatlı nimeti iffette, istikamette sarf etmek lâzım ve elzemdir.




    azap: acı, sıkıntı bâki: kalıcı, devamlı
    cüz’î: ferdî, az, küçük ebedî: sonu olmayan, sonsuz
    ekseriyet: çoğunluk elem: acı, keder
    elzem: çok lüzumlu, pek gerekli esef: üzüntü, acı
    ferman: buyruk, emir firak: ayrılık
    fâni: geçici, ölümlü gayet: son derece
    gayr-ı meşru: dine aykırı, helâl olmayan hayrat: hayırlar
    iffet: namus istikamet: doğruluk, İslâmî yaşam
    istikamet dairesinde: İslâmiyet dairesinde izah etmek: açıklamak
    kabristan: mezarlık katl: öldürme
    kat’iyet: kesinlik mes’uliyet: sorumluluk, yükümlülük
    mezaristan: mezarlık mukabele: karşılık
    mücâzât: cezalar neş’et etmek: meydana gelmek, doğmak
    nimet-i İlâhiye: Allah’ın nimeti sarf etmek: harcamak, kullanmak
    sefahet: gayrı meşru zevk ve eğlence sefahethane: gayri meşru zevk ve eğlence yeri
    semâvî: İlâhî, Allah tarafından gönderilen suiistimal: kötüye kullanma
    teessüf: eseflenme, üzülme vasıta-i hayrat: hayırların vasıtası, aracı
    zevâl: gelip geçicilik, yok olma ziyade: çok, fazla
    âyât: âyetler, deliler
    Yazar : Risale Forum
    Facebook ile paylasmak icin tiklayiniz Google ile paylasmak icin tiklayinizYahoo ile paylasmak icin tiklayiniztwitter ile paylasmak icin tiklayiniz

  5. #15
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Feb 2010
    Nereden Yer
    İstanbuL.
    Mesajlar Mesajlar
    2.960
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 505 + 34720


    1 üyeden 1 kişi bu mesajı faydalı buldu.

    On Birinci Şuâ -sayfa 272

    Altıncı Mesele

    Risale-i Nur’un çok yerlerinde izahı ve kat’î hadsiz hüccetleri bulunaniman-ı billâh rüknünün binler küllî burhanlarından birtek burhana kısaca bir işarettir.
    Kastamonu’da lise talebelerinden bir kısmı yanıma geldiler. “Bize Hâlıkımızı tanıttır; muallimlerimiz Allah’tan bahsetmiyorlar” dediler.
    Ben dedim:

    Sizin okuduğunuz fenlerden her fen, kendi lisan-ı mahsusuyla mütemadiyenAllah’tan bahsedip Hâlıkı tanıttırıyorlar. Muallimleri değil, onları dinleyiniz.

    Meselâ, nasıl ki mükemmel bir eczahane ki, her kavanozunda harika ve hassasmizanlarla alınmış hayattar macunlar ve tiryaklar var; şüphesiz gayet maharetli ve kimyager ve hakîm bir eczacıyı gösterir.
    Öyle de, küre-i arz eczahanesinde bulunan dört yüz bin çeşit nebatat ve hayvanatkavanozlarındaki zîhayat macunlar ve tiryaklar cihetiyle bu çarşıdaki eczahaneden ne derece ziyade mükemmel ve büyük olması nisbetinde, okuduğunuz fenn-i tıbmikyasıyla, küre-i arz eczahane-i kübrasının eczacısı olan Hakîm‑i Zülcelâli, hatta kör gözlere de gösterir, tanıttırır.
    Hem, meselâ, nasıl bir harika fabrika ki, binler çeşit çeşit kumaşları basit bir maddeden dokuyor; şeksiz, bir fabrikatörü ve maharetli bir makinisti tanıttırır.

    Öyle de, küre-i arz denilen yüz binler başlı, her başında yüz binler mükemmel fabrika bulunan bu seyyar makine-i Rabbâniye ne derece bu insan fabrikasından büyükse, mükemmelse, o derecede, okuduğunuz fenn-i makine mikyasıyla, küre-i arzın Ustasını ve Sahibini bildirir, tanıttırır.
    Hem meselâ, nasıl ki, gayet mükemmel bin bir çeşit erzak etrafından celb edip içinde muntazaman istif ve ihzar edilmiş depo ve iaşe ambarı ve dükkân şeksiz, birfevkalâde iaşe ve erzak mâlikini ve sahibini ve memurunu bildirir.


    Hakîm-i Zülcelâl: sonsuz yücelik ve haşmet sahibi olan ve herşeyi hikmetle yapan Allah Hâlık: herşeyi yoktan var eden, yaratıcı Allah
    burhan: mantıkî delil, kanıt celb etmek: kendine çekmek
    cihet: taraf, yön eczahâne-i kübra: en büyük eczane
    erzak: rızıklar fenn-i makine: makine bilimi, mühendisliği
    fenn-i tıp: tıp ilmi fevkalade: olağanüstü
    gayet: son derece hadsiz: sayısız, sınırsız
    hakîm: hikmetle iş yapan; herşeyi belirli maksat ve gayelere uygun ve tam yerli yerinde yapan hayattar: canlı, hayat sahibi
    hayvanat: hayvanlar hüccet: kesin kanıt, delil
    iaşe: besleme, yedirip içirme ihzar etmek: hazırlamak
    iman-ı billâh: Allah’a iman istif: yığma, biriktirme
    izah: açıklama kat’î: kesin
    kimyager: kimyacı küllî: büyük, kapsamlı
    küre-i arz: yerküre, dünya lisan-ı mahsus: özel dil
    maharet: beceri, hüner makine-i Rabbâniye: herşeyin Rabbi olan Allah’ın makinesi
    mikyas: ölçü mizan: ölçü
    muallim: öğretmen muntazaman: düzenli olarak
    mâlik: sahip mütemadiyen: sürekli olarak
    nebatat: bitkiler nisbetinde: ölçüsünde
    rükn: esas, şart seyyar: gezen, dolaşan
    tiryak: derman, ilaç ziyade: çok, fazla
    zîhayat: canlı, hayat sahibi
    Yazar : Risale Forum
    Facebook ile paylasmak icin tiklayiniz Google ile paylasmak icin tiklayinizYahoo ile paylasmak icin tiklayiniztwitter ile paylasmak icin tiklayiniz

  6. #16
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Feb 2010
    Nereden Yer
    İstanbuL.
    Mesajlar Mesajlar
    2.960
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 505 + 34720


    1 üyeden 1 kişi bu mesajı faydalı buldu.

    On Birinci Şuâ -sayfa 273

    Öyle de, bir senede yirmi dört bin senelik bir dairede muntazaman seyahat eden ve yüz binler ve ayrı ayrı erzak isteyen taifeleri içine alan ve seyahatiyle mevsimlere uğrayıp, baharı bir büyük vagon gibi, binler ayrı ayrı taamlarla doldurarak, kışta erzakı tükenen biçare zîhayatlara getiren ve küre-i arz denilen bu Rahmânî iaşe ambarı ve bu sefine-i Sübhâniye ve bin bir çeşit cihazatı ve malları ve konserve paketleri taşıyan bu depo ve dükkân-ı Rabbânî, ne derece o fabrikadan büyük ve mükemmel ise, okuduğunuz veya okuyacağınız fenn-i iaşemikyasıyla, o kat’iyette ve o derecede küre-i arz deposunun Sahibini,Mutasarrıfını, Müdebbirini bildirir, tanıttırır, sevdirir.

    Hem nasıl ki dört yüz bin millet içinde bulunan ve her milletin istediği erzakı ayrı ve istimal ettiği silâhı ayrı ve giydiği elbisesi ayrı ve talimatı ayrı ve terhisatı ayrı olan bir ordunun mu’cizekâr bir kumandanı, tek başıyla bütün o ayrı ayrı milletlerin ayrı ayrı erzaklarını ve çeşit çeşit eslihalarını ve elbiselerini vecihazatlarını, hiçbirini unutmayarak ve şaşırmayarak verdiği o acip ordu veordugâh, şüphesiz, bedahetle o harika kumandanı gösterir, takdirkârâne sevdirir.

    Aynen öyle de, zemin yüzünün ordugâhında ve her baharda yeniden silâh altına alınmış bir yeni ordu-yu Sübhânîde nebatat ve hayvanat milletlerinden dört yüz binnev’in çeşit çeşit elbise, erzak, esliha, talim, terhisleri gayet mükemmel vemuntazam ve hiçbirini unutmayarak ve şaşırmayarak, birtek kumandan-ı âzamtarafından verilen küre-i arzın bahar ordugâhı, ne derece mezkûr insan ordu veordugâhından büyük ve mükemmel ise, sizin okuyacağınız fenn-i askerî mikyasıyla dikkatli ve aklı başında olanlara o derece küre-i arzın Hâkimini ve Rabbini veMüdebbirini ve Kumandan-ı Akdesini hayretler ve takdislerle bildirir ve tahmid vetesbihle sevdirir.


    Hâkim: herşeyi hükmü altında tutup idare eden ve yargılayan ve herşeye galip olan Allah Kumandan-ı Akdes: bütün varlıkları emri altında tutan ve her türlü eksiklikten ve âcizlikten yüce olan Allah
    Mutasarrıf: sonsuz tasarruf hakkı olan, mülkünde dilediği gibi tasarruf eden, her işi kendi istek ve kurallarına göre idare eden Allah Müdebbir: idare eden, yöneten ve ilmiyle herşeyin sonunu görüp, ona göre hikmetle iş yapan Allah
    Rab: herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri veren, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulunduran Allah Rahmânî: rahmet ve merhameti sonsuz olan Allah tarafından gönderilen
    acip: hayret verici, şaşırtıcı bedahet: ap açıklık
    biçare: çaresiz cihazat: donanımlar; cihazlar, âletler
    dükkân-ı Rabbânî: herşeyin Rabbi olan Allah’ın bir dükkân gibi düzenleyerek bütün ihtiyaç maddelerimizi depoladığı yeryüzü erzak: rızıklar
    esliha: silâhlar fenn-i askerî: askerlik ilmi
    fenn-i iaşe: gıda bilimi, gıda mühendisliği gayet: son derece
    hayvanat: hayvanlar iaşe: rızık, gıda
    istimal etmek: kullanmak kat’iyet: kesinlik
    kumandan-ı âzam: her yere ve herşeye hükmeden en büyük kumandan küre-i arz: yerküre, dünya
    mezkûr: anılan, sözü geçen mikyas: ölçü
    muntazam: düzenli, intizamlı muntazaman: düzenli olarak
    mu’cizekâr: mu’cize gösteren nebatat: bitkiler
    nev’i: çeşit, tür ordu-yu Sübhânî: her türlü kusur ve noksanlıktan uzak olan Cenabı Allah’ın ordusu, mahlukatı
    ordugâh: karargâh, ordunun bulunduğu yer sefine-i Sübhaniye: her türlü kusur ve eksiklikten uzak olan Allah’ın bir gemi gibi yaratarak uzayda gezdirdiği dünya
    taam: gıda, yiyecek tahmid: Allah’ı övme ve Ona şükürlerini sunma
    taife: grup, topluluk takdirkârâne: takdir ederek
    takdis: Allah’ı her türlü eksiklik ve çirkinlikten yüce tutma talim: eğitim
    talimat: bildiriler, emirler terhis: göreve son verme
    terhisat: göreve son verme tesbih: Allah’ı her türlü kusurdan yüce tutarak şanına lâyık ifadelerle anma
    zemin: yer zîhayat: canlı, hayat sahibi
    Yazar : Risale Forum
    Facebook ile paylasmak icin tiklayiniz Google ile paylasmak icin tiklayinizYahoo ile paylasmak icin tiklayiniztwitter ile paylasmak icin tiklayiniz

  7. #17
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Feb 2010
    Nereden Yer
    İstanbuL.
    Mesajlar Mesajlar
    2.960
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 505 + 34720


    1 üyeden 1 kişi bu mesajı faydalı buldu.

    On Birinci Şuâ -sayfa 274

    Hem nasılki bir harika şehirde milyonlar elektrik lâmbaları hareket ederek her yeri gezerler. Yanmak maddeleri tükenmiyor bir tarzdaki elektrik lâmbaları ve fabrikası, şeksiz, bedahetle elektriği idare eden ve seyyar lâmbaları yapan ve fabrikayı kuran ve iştial maddelerini getiren bir mu’cizekâr ustayı ve fevkalâdekudretli bir elektrikçiyi hayretler ve tebriklerle tanıttırır, yaşasınlar ile sevdirir.
    Aynen öyle de, bu âlem şehrinde, dünya sarayının damındaki yıldız lâmbaları, bir kısmı—kozmoğrafyanın dediğine bakılsa—küre-i arzdan bin defa büyük ve top güllesinden yetmiş defa sür’atli hareket ettikleri halde, intizamını bozmuyor, birbirine çarpmıyor, sönmüyor, yanmak maddeleri tükenmiyor. Okuduğunuzkozmoğrafyanın dediğine göre, küre-i arzdan bir milyon defadan ziyade büyük ve bir milyon seneden ziyade yaşayan ve bir misafirhane-i Rahmâniyede bir lâmba ve soba olan güneşimizin yanmasının devamı için, her gün küre-i arzın denizleri kadar gazyağı ve dağları kadar kömür veya bin arz kadar odun yığınları lâzımdır ki sönmesin. Ve onu ve onun gibi ulvî yıldızları gazyağsız, odunsuz, kömürsüz yandıran ve söndürmeyen ve beraber ve çabuk gezdiren ve birbirine çarptırmayan bir nihayetsiz kudreti ve saltanatı, ışık parmaklarıyla gösteren bu kâinat şehr-i muhteşemindeki dünya sarayının elektrik lâmbaları ve idareleri ne derece omisâlden daha büyük, daha mükemmeldir; o derecede, sizin okuduğunuz veya okuyacağınız, fenn-i elektrik mikyasıyla, bu meşher-i âzam-ı kâinatın Sultanını,Münevvirini, Müdebbirini, Sâniini, o nuranî yıldızları şahit göstererek tanıttırır,tesbihatla, takdisatla sevdirir, perestiş ettirir.

    Hem meselâ, nasıl ki bir kitap bulunsa ki, bir satırında bir kitap ince yazılmış ve herbir kelimesinde ince kalemle bir sûre-i Kur’âniye yazılmış. Gayet mânidar ve bütün meseleleri birbirini teyid eder ve kâtibini ve müellifini fevkalâde maharetli ve iktidarlı gösteren bir acîp mecmua, şeksiz, gündüz gibi kâtip ve musannifinikemâlâtıyla, hünerleriyle bildirir, tanıttırır. Mâşâallah, bârekâllah cümleleriyle takdir ettirir.
    Aynen öylede, bu kâinat kitab-ı kebîri ki, birtek sahifesi olan zemin yüzünde


    Müdebbir: idare eden, ilmiyle herşeyin sonunu görüp ona göre hikmetle iş yapan Allah Münevvir: herşeyi maddî ve mânevî nurlandıran, sonsuz nur sahibi Allah
    Sultan: hükümdâr, yönetici; Allah Sâni: herşeyi mükemmel bir san’atla yaratan Allah
    acip: şaşırtıcı, hayret verici arz: dünya
    bedahet: ap açıklık bârekallah: Allah ne mübarek yaratmış, ne kadar hayırlı ve mübarek kılmış
    fenn-i elektrik: elektrik bilimi fevkalâde: olağanüstü
    gayet: son derece hüner: beceri, ustalık
    iktidar: güç, kudret intizam: disiplin, düzen
    iştial: yanma, tutuşma kemâlât: faziletler, iyilikler, mükemmel özellikler
    kitab-ı kebir: büyük kitap, kâinat kozmoğrafya: astronomi, gök bilimi
    kudret: güç ve iktidar kâinat: evren, yaratılan herşey
    kâtip: yazan, yazıcı küre-i arz: yer küre, dünya
    maşaallah: Allah dilemiş ve ne güzel yaratmış mecmua: kitap, dergi
    meşher-i âzam-ı kâinat: büyük kâinat sergisi mikyas: ölçü
    misafirhane-i Rahmâniye: Allah’ın sonsuz rahmetiyle kulları için bir konak gibi hazırladığı dünya misal: örnek, benzetme
    musannif: sınıflandıran, düzenleyen mu’cizekâr: mu’cize gösteren
    mânidar: anlamlı müellif: telif eden, yazan
    nihayetsiz: sınırsız, sonsuz nuranî: nurlu, parlak
    perestiş ettirmek: sevdirmek seyyar: gezen, dolaşan
    sûre-i Kur’âniye: Kur’ân’ın sûresi takdisat: kutsamalar, Allah’ı her türlü eksiklik ve çirkinlikten yüce tutmalar
    tesbihat: Allah’ı her türlü kusurdan yüce tutarak şanına lâyık ifadelerle anma teyid etmek: desteklemek
    ulvî: yüce, yüksek zemin: yer
    ziyade: çok, fazla şehr-i muhteşem: muhteşem şehir
    şeksiz: kuşkusuz, şüphesiz
    Yazar : Risale Forum
    Facebook ile paylasmak icin tiklayiniz Google ile paylasmak icin tiklayinizYahoo ile paylasmak icin tiklayiniztwitter ile paylasmak icin tiklayiniz

  8. #18
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Feb 2010
    Nereden Yer
    İstanbuL.
    Mesajlar Mesajlar
    2.960
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 505 + 34720


    1 üyeden 1 kişi bu mesajı faydalı buldu.

    On Birinci Şuâ -sayfa 275

    ve birtek forması olan baharda, üçyüz bin ayrı ayrı kitaplar hükmündeki üç yüz bin nebatî ve hayvanî taifeleri beraber, birbiri içinde, yanlışsız, hatasız, karıştırmayarak, şaşırmayarak, mükemmel, muntazam ve bazan ağaç gibi bir kelimede bir kasideyi ve çekirdek gibi bir noktada bir kitabın tamam birfihristesini yazan bir kalem işlediğini gözümüzle gördüğümüz bu nihayetsizmânidar ve her kelimesinde çok hikmetler bulunan şu mecmua-i kâinat ve bumücessem Kur’ân-ı ekber-i âlem, mezkûr misaldeki kitaptan ne derece büyük ve mükemmel ve mânidar ise, o derecede—sizin okuduğunuz fenn-i hikmetü’l-eşya ve mektepte bilfiil mübaşeret ettiğiniz fenn-i kıraat ve fenn-i kitabet genişmikyaslarıyla ve dürbîn gözleriyle—bu kitab-ı kâinatın Nakkaşını, Kâtibini hadsizkemâlâtıyla tanıttırır, Allahu Ekber cümlesiyle bildirir, Sübhânallah takdisiyle tarif eder, Elhamdülillâh senâlarıyla sevdirir.

    İşte bu fenlere kıyasen, yüzer fünûndan her bir fen, geniş mikyasıyla ve hususiâyinesiyle ve dürbünlü gözüyle ve ibretli nazarıyla bu kâinatın Hâlık-ı Zülcelâliniesmâsıyla bildirir, sıfâtını, kemâlâtını tanıttırır.
    İşte bu muhteşem ve parlak bir burhan-ı vahdâniyet olan mezkûr hücceti ders vermek içindir ki, Kur’ân-ı Mucizü’l-Beyan çok tekrarla, en ziyade
    1 خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَاْلاَرْضَ ve 2 رَبُّ السَّمٰوَاتِ وَاْلاَرْضِ
    âyetleriyle Hàlıkımızı bize tanıttırıyor, diye o mektepli gençlere dedim. Onlar dahi tamamıyla kabul edip tasdik ederek “Hadsiz şükür olsun Rabbimize ki, tam kudsîve ayn-ı hakikat bir ders aldık. Allah senden razı olsun” dediler.



    Bilgi
    Dipnot-1 “Gökleri ve yeri yarattı.” En’âm Sûresi, 6:1.

    Dipnot-2 “Göklerin ve yerin Rabbi.” Ra’d Sûresi, 13:16.





    Allahu Ekber: “Allah en büyüktür” Hâlık: her şeyi yaratan Allah
    Hâlık-ı Zülcelâl: sonsuz yücelik ve haşmet sahibi ve herşeyi yaratan Allah Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyan: açıklamalarıyla benzerini yapmakta akılları âciz bırakan Kur’ân
    Kur’ân-ı ekber-i âlem: bir Kur’ân gibi olan büyük kâinat kitabı Kâtib: bütün varlıkları bir kitap yazar gibi, mükemmel bir şekilde yaratan Allah
    Nakkaş: herşeyi san’atlı bir şekilde nakış nakış işleyen Allah Rab: herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri veren, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulunduran Allah
    Sübhânallah: “Allah her türlü eksiklikten sonsuz derecede yücedir” ayn-ı hakikat: gerçeğin ta kendisi
    bilfiil: fiilen, gerçekte burhan-ı vahdâniyet: Allah’ın birliğine ait delil
    elhamdü lillâh: “ezelden ebede her türlü hamd ve övgü Allah’a mahsustur” esmâ: Allah’ın isimleri
    fenn-i hikmetü’l-eşya: felsefe ilmi; varlıkların hikmetlerini inceleyen ilim fenn-i kitabet: yazma, hat sanatı
    fenn-i kıraat: okuma ilmi fihriste: içindekiler, program
    fünun: fenler, bilimler hadsiz: sayısız, sınırsız
    hayvanî: hayvansal hikmet: herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde olması
    hususi: özel hüccet: kesin delil
    kaside: övgü şiiri kemâlât: faziletler, iyilikler, mükemmel özellikler
    kitab-ı kâinat: kâinat kitabı, evren kudsî: her türlü kusur ve noksandan uzak, mukaddes
    kâinat: evren, yaratılan herşey mecmua-i kâinat: kâinat kitabı
    mezkûr: anılan, sözü geçen mikyas: ölçü
    misal: benzer, örnek muntazam: düzenli, intizamlı
    mânidar: mânâlı, anlamlı mübaşeret: temas etme, meşgul olma
    mücessem: cisimleşmiş, maddi yapısı olan nazar: bakış, dikkat
    nebâtî: bitkisel nihayetsiz: sınırsız, sonsuz
    senâ: övme, methetme sıfât: sıfatlar, vasıflar
    taife: grup, topluluk takdis: Allah’ı her türlü eksiklik ve çirkinlikten yüce tutma
    tasdik etmek: doğrulamak, onaylamak ziyade: çok, fazla
    Yazar : Risale Forum
    Facebook ile paylasmak icin tiklayiniz Google ile paylasmak icin tiklayinizYahoo ile paylasmak icin tiklayiniztwitter ile paylasmak icin tiklayiniz

  9. #19
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Feb 2010
    Nereden Yer
    İstanbuL.
    Mesajlar Mesajlar
    2.960
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 505 + 34720


    1 üyeden 1 kişi bu mesajı faydalı buldu.

    On Birinci Şuâ-sayfa 276

    Ben de dedim:
    İnsan binler çeşit elemlerle müteellim ve binler nev’î lezzetlerle mütelezzizolacak bir zîhayat makine ve gayet derece acziyle beraber hadsiz maddî-mânevî düşmanları ve nihayetsiz fakrıyla beraber hadsiz zâhirî ve bâtınî ihtiyaçları bulunan ve mütemadiyen zevâl ve firak tokatlarını yiyen bir biçare mahlûk iken, birden iman ve ubudiyetle böyle bir Padişah-ı Zülcelâle intisap edip bütün düşmanlarına karşı bir nokta-i istinat ve bütün hâcâtına medar bir nokta-i istimdat bularak, herkes mensup olduğu efendisinin şerefiyle, makamıyla iftihar ettiği gibi, o da böyle nihayetsiz Kadîr ve Rahîm bir Padişaha iman ile intisap etse veubudiyetle hizmetine girse ve ecelin idam ilânını kendi hakkında terhis tezkeresine çevirse ne kadar memnun ve minnettar ve ne kadar müteşekkirâne iftihar edebilir, kıyas ediniz.
    O mektepli gençlere dediğim gibi, musibetzede mahpuslara da tekrar ile derim:
    Onu tanıyan ve itaat eden, zindanda dahi olsa bahtiyardır. Onu unutan, saraylarda da olsa zindandadır, bedbahttır. Hattâ bir bahtiyar mazlum, idam olunurken bedbaht zâlimlere demiş: “Ben idam olmuyorum, belki terhis ile saadete gidiyorum. Fakat, ben de sizi idam-ı ebedî ile mahkûm gördüğümden sizden tam intikamımı alıyorum.” Lâ ilâhe illâllah diyerek sürur ile teslim-i ruh eder.
    سُبْحَانَكَ لاَعِلْمَ لَنَاۤ اِلاَّ مَاعَلَّمْتَنَاۤ اِنَّكَ اَنْتَ الْعَلِيمُ الْحَكِيمُ 1





    Bilgi
    Dipnot-1 “Seni her türlü noksandan tenzih ederiz, Senin bize öğrettiğinden başka bilgimiz yoktur. Sen herşeyi hakkıyla bilir, her işi hikmetle yaparsın.” Bakara Sûresi, 2:32.




    Kadîr: herşeye gücü yeten, herşeyi yapabilen, sonsuz güç ve kudret sahibi Allah Lâ ilâhe illâllah: Allah’tan başka ilâh yoktur
    Padişah-ı Zülcelâl: sonsuz haşmet ve yücelik sahibi Padişah, Allah Rahîm: rahmeti herşeyi kuşatan, sonsuz merhamet ve şefkat sahibi olan Allah
    acz: acizlik, güçsüzlük bahtiyar: talihli, mutlu
    bedbaht: kötü bahtlı, talihsiz biçare: çaresiz
    bâtınî: iç, görünmeyen ecel: ölüm vakti
    elem: acı, keder fakr: fakirlik, ihtiyaç hâli
    firak: ayrılık gayet: son derece
    hadsiz: sınırsız hâcât: ihtiyaçlar
    idam-ı ebedî: dirilmemek üzere sonsuz yok oluş iftihar etmek: övünmek
    intisap etmek: mensup olmak, bağlanmak mahkûm: hüküm giyen, hükmedilen
    mahlûk: yaratık mahpus: hapsedilmiş
    mazlum: zulme uğramış medar: dayanak noktası, eksen
    mensup: bağlı minnettar: şükran duyma
    musibetzede: belâya, sıkıntıya düşmüş olan kimse müteellim: acı çeken
    mütelezziz: lezzet alan, lezzetlenen mütemadiyen: sürekli olarak
    müteşekkirâne: teşekkür ederek nev’î: çeşit, tür
    nihayetsiz: sonsuz nokta-i istimdad: medet, yardım isteme noktası
    nokta-i istinad: dayanak noktası saadet: mutluluk
    sürur: mutluluk, sevinç terhis: göreve son verme, dünya görevinin sona ermesi, ölüm
    teslim-i ruh: ruhunu teslim etme, ölme tezkere: belge
    ubûdiyet: Allah’a kulluk zahirî: açık, görünürde
    zevâl: geçip gitme, kaybolma zîhayat: canlı, hayat sahibi
    Yazar : Risale Forum
    Facebook ile paylasmak icin tiklayiniz Google ile paylasmak icin tiklayinizYahoo ile paylasmak icin tiklayiniztwitter ile paylasmak icin tiklayiniz

  10. #20
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Feb 2010
    Nereden Yer
    İstanbuL.
    Mesajlar Mesajlar
    2.960
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 505 + 34720


    On Birinci Şuâ -sayfa 277

    Yedinci Mesele
    Denizli hapsinde bir Cuma gününün meyvesidir.



    وَمَا أَمْرُ السَّاعَةِ إِلاَّ كَلَمْحِ الْبَصَرِ أَوْ هُوَ أَقْرَبُ
    1مَا خَلْقُكُمْ وَلاَ بَعْثُكُمْ إِلاَّ كَنَفْسٍ وَاحِدَةٍ 2فَانْظُرْ إِلٰۤى اٰثَارِ رَحْمَتِ اللهِ كَيْفَ يُحْيِى اْلاَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَا إِنَّ ذٰلِكَ لَمُحْيِى الْمَوْتٰى وَهُوَ عَلٰى كُلِّ شَىْءٍ قَدِيرٌ 3
    Bir zaman Kastamonu’da “Hâlıkımızı bize tanıttır” diyen lise talebelerine sâbıkAltıncı Meselede mektep fünununun dilleriyle verdiğim dersi, DenizliHapishanesinde benimle temas edebilen mahpuslar okudular. Tam bir kanaat-i imaniye aldıklarından, âhirete bir iştiyak hissedip, “Bize âhiretimizi de tam bildir. Tâ ki, nefsimiz ve zamanın şeytanları bizi yoldan çıkarmasın, daha böyle hapislere sokmasın” dediler. Ve Denizli hapsindeki Risale-i Nur şakirtlerinin ve sabıkanAltıncı Meseleyi okuyanların arzularıyla, âhiret rüknünün dahi bir hülâsasınınbeyanı lâzım geldi. Ben de Risale-i Nur’dan bir kısacık hülâsa ile derim:
    Nasıl ki, Altıncı Meselede biz Hâlıkımızı arzdan, semâvâttan sorduk; onlar fenlerin dilleriyle, güneş gibi Hâlıkımızı bize tanıttırdılar. Aynen biz de âhiretimizi başta o bildiğimiz Rabbimizden, sonra Peygamberimizden, sonra Kur’ân’ımızdan, sonra sair peygamberler ve mukaddes kitaplardan, sonra melâikelerden, sonrakâinattan soracağız.
    İşte, birinci mertebede âhireti Allah’tan soruyoruz. O da bütün gönderdiği elçileriyle ve fermanlarıyla ve bütün isimleriyle ve sıfatlarıyla, “Evet, âhiretvardır



    Bilgi
    Dipnot-1 “Kıyâmetin gerçekleşmesi ise göz açıp kapayıncaya kadar, yahut ondan da yakındır.” Nahl Sûresi, 16:77.

    Dipnot-2 “Sizin yaratılmanız da, diriltilmeniz de, tek bir kişinin yaratılıp diriltilmesi gibidir.” Lokman Sûresi, 31:28.

    Dipnot-3 “Şimdi bak Allah’ın rahmet eserlerine: Yeryüzünü ölümünün ardından nasıl diriltiyor. Bunu yapan, elbette ölüleri de öylece diriltecektir; O herşeye hakkıyla kàdirdir.” Rum sûresi, 30:50.



    Denizli: (bk. bilgiler) Hâlık: herşeyi yaratan Allah
    Kastamonu: (bk. bilgiler) Rab: herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri veren, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulunduran Allah
    arz: dünya beyan: açıklama
    ferman: buyruk, emir fünun: fenler, bilimler
    hülâsa: kısaca, özet iştiyak: arzu, istek
    kanaat-i imaniye: imanî kanaat, tatmin kâinat: evren, yaratılan herşey
    mahpus: hapsedilmiş melâike: melekler
    mukaddes kitaplar: dört büyük kitap nefis: insanı kötülüğe, geçici zevk ve isteklere sevk eden kuvvet
    rükn: esas, şart sabıkan: bundan önce
    sair: diğer, başka semavat: gökler
    sâbık: önceki, geçmiş âhiret: öteki dünya, öldükten sonraki ebedî hayat
    şakirt: öğrenci

    Yazar : Risale Forum
    Facebook ile paylasmak icin tiklayiniz Google ile paylasmak icin tiklayinizYahoo ile paylasmak icin tiklayiniztwitter ile paylasmak icin tiklayiniz

Sayfa 2/11 İlkİlk 123456 ... SonSon

Facebook Yorumları

Facebook Giriş

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Bu Konudaki Etiketler

112, 113, 126, 133, 134, 135, 136, 137, 154, 157, 159, 160, 161, 164, 169, 172, 176, 178, 179, 191, 192, 194, 197, 271, 327, 592, açacak, acip, adaletli, adalettir, adedince, adıyla, ahenk, âhiretimizi, âhirette, aile hayatı, aklı, aklımızla, aldatmak, aldıkları, âlemleri, alınmış, amellerin, andan, anlayan, anlıyoruz, aracı, araf, arkadaşı, arınmış, arz, askerlik, asra, asırlara, atan, atmak, aya, âyine, ağzı, bakıyorum, balkan, basar, baskı, bağlamış, bağlantı, bağış, bağışlar, başlarında, başlayan, başıboş, belirleyen, beter, beşer, biçarelerin, bildim, bildirir, bilimi, bilinen, bilinmez, bilmesi, binaen, bir adam, birdir, biri, birlik, bitkisel, biyografi, bizimle, bozan, budur, bulunmak, bütün, bırakmıyor, çalışıyorlar, çekeceklerdi, cemiyetli, cevaben, çiçekler, cihanı, cihazat, çoklar, çoktur, cömertlik, çözümü, dadır, daimî, daire, davranışları, dayanıyor, dağlar, dedikleri, dediler, dediğine, derece, desteklemek, devletinin, değerlendirme, değilim, değiller, değiştirme, dikkatle, dilemek, diriltecek, diyebilirim, dünyadan, duyan, düzenli, düğü, düşmanı, dış, dışında, eceli, edenleri, edilsin, ediyorlar, efes turları, elbet, elemsiz, eliyle, ellerinde, elzemdir, emareleri, emirdağ, envârı, esasa, esenlik, etmeme, etrafındaki, etsek, ettiren, ettirir, ettiğimiz, evhamlarını, eşkiya, faideleri, fakirler, faydaya, fazilet, faziletler, felak, ferah, ferit, fikirleri, fıtraten, gaflete, galebe, gazabı, geçmesi, gelmiyor, gelmiş, gerçekleri, gerçeklik, getirip, gezer, gezi, girdim, gitti, giydirir, giydirmek, gökte, gökteki, göndermiş, gördüğünü, göreceksin, görünmek, gösteriş, gösterme, gözümüzle, güzelliklerinden, güzelliği, hakikatine, hakikatten, hakkaniyeti, halka, hallerini, hapis, hapisteki, harap, hararet, harbi, hastalıktan, hastalığından, hayalen, hayatı, hayrette, haşirde, herşeye, herşeyin, hiddetle, hikâyesi, hilkat, hisse, hissettim, hükümet, huyları, hıristiyan, icadı, içindekiler, ihanet, ihbarı, ikincisi, ilerleme, ilham, imaniye, imaniyeyi, imdat, inanmayanlar, insanlığı, istediğini, istikbaldeki, itiraza, izale, işaret, işittim, işkence, iştiyak, kabirdeki, kabre, kadar, kahrı, kalacak, kalblerine, kalmamış, kalsı, kanunları, kapılmak, karanlıklarında, kardeşi, kardeşlerimin, karışması, karıştıran, kavuşmuş, kaybedecek, kazancı, kendisinde, kesretli, keyf, konuşsun, korkunç, koyan, koyup, kudretine, küfr, küfrü, kullar, külliye, kısmen, kısmı, kıyamete, kıymetini, kıymetsiz, libası, lisanı, lütuf, lüzumu, mahvolur, makamından, mama, mâneviyattan, manevra, maraz, mazlumlar, mağlup, mecbur, mecusi, medarı, medrese, menbaı, merhametin, mertebesini, mesel, meselâ, meselede, meselelere, meselesine, meselesinin, meseleyi, mevcudat, mevsimler, mevsimlerin, meyvesini, mezaristana, mezarlık, milleti, misli, muazzam, mücahede, müçtehidler, muhakkak, muhammediyenin, muhtacı, mükâfatını, mukayese, mükerrem, mümkü, münafıklar, münasebetdar, münazaraya, müstehak, müş, nail, nasılki, nefer, nefret, neşretmek, nurlandıran, olduğuna, olduğundan, olmaktan, olmamak, olmazlar, olsalar, omuzuna, onlardan, onsuz, oradan, orga, özellikle, parçalar, parçalayan, payitaht, peygamberlere, rahatla, rahatı, rahmeten, revaç, risalesinde, risalesini, risaleti, rububiyeti, saadetine, sabahı, sahibi, sanmak, sarih, sayan, sekiz, semaniye, senâ, seniyyesi, sermaye, servet, sevaplı, seviyesi, sizde, sor, sordular, soruyoruz, surlar, süzme, sığı, sığınmak, taarruz, tahrip, takdim, tamamıyla, tanımayan, tanıttırır, tapan, tasdike, tecavüz, terakki, ters, terviç, tevahhuş, tokat, toplansa, tükenmez, tutma, ubudiyeti, uhrevî, ülkesinin, ümitsizlik, umum, üstadımıza, üstü, uyum, varlığının, vazifeler, vazifeli, vazifeni, verdiği, verilmiş, vermenin, vermişler, vesikası, veyahut, yanmak, yapanlar, yapması, yaratılış, yardımı, yayı, yazdığı, yazılan, yazıldığı, yerden, yolcuyum, yükleri, yüzleri, yıldızlara, yıldızları, ışık, zahmet, zamanla, zamanları, zeminde, zemzem, zengini, zulmet, zulmü, şahsiyet, şartları, şehr, şenlendiren, şerifi, şerifinizi, şerleri, şevk, şeye, şeylerle, şeytanları, şeytanı, şuâ, şükrettim, şüpheli

Etiket Bulutu Ana Sayfası

Sosyal İmleme

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222