Sayfa 2/2 İlkİlk 12
17 sonuçtan 11 ile 17 arası

  1. #11
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Feb 2010
    Nereden Yer
    İstanbuL.
    Mesajlar Mesajlar
    2.960
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 505 + 34720


    Dokuzuncu Şuâ -sayfa 251

    hem umum sıfatları, hem ekser isimleri, hem rububiyet, ulûhiyet, rahmet,inâyet, hikmet, adalet gibi vasıfları, şe’nleri, lüzum derecesinde âhireti iktiza vevücub derecesinde bâki bir âlemi istilzam ve zaruret derecesinde mükâfat vemücâzât için haşri ve neşri isterler.
    Evet, madem ezelî ve ebedî bir Allah var; elbette saltanat-ı ulûhiyetinin sermedîbir medarı olan âhiret vardır.
    Ve madem bu kâinatta ve zîhayatta gayet haşmetli ve hikmetli ve şefkatli birrubûbiyet-i mutlaka var ve görünüyor. Elbette o rububiyetin haşmetini sukuttan vehikmetini abesiyetten ve şefkatini gadirden kurtaran ebedî bir dâr-ı saadetbulunacak ve girilecek.
    Hem madem, gözle görünen bu hadsiz in’âmlar, ihsanlar, lütuflar, keremler,inâyetler, rahmetler, perde-i gayb arkasında bir Zât-ı Rahmân-ı Rahîmin bulunduğunu sönmemiş akıllara, ölmemiş kalblere gösterir. Elbette in’âmıistihzadan ve ihsanı aldatmaktan ve inâyeti adâvetten ve rahmeti azaptan ve lütufve keremi ihanetten halâs eden ve ihsanı ihsan eden ve nimeti nimet eden birâlem-i bâkide bir hayat-ı bâkiye var ve olacaktır.

    Hem madem bahar faslında, zeminin dar sahifesinde hatasız yüz bin kitabı birbiri içinde yazan bir kalem-i kudret gözümüz önünde yorulmadan işliyor. Ve o kalem sahibi yüz bin defa ahd ve vaad etmiş ki, “Bu dar yerde ve karışık ve birbiri içinde yazılan bahar kitabından daha kolay olarak, geniş bir yerde güzel ve lâyemut bir kitabı yazacağım ve size okutturacağım” diye bütün fermanlarda o kitaptan bahsediyor. Elbette ve herhalde, o kitabın aslı yazılmış ve haşir ve neşir ile hâşiyeleri de yazılacak ve umumun defter-i a’mâlleri onda kaydedilecek.


    Zât-ı Rahmân-ı Rahîm: kullarına karşı özel rahmet ve şefkat tecellîleri olan ve rahmetinin eserleri dünya ve âhireti dolduran Zât, Allah abesiyet: faydasızlık ve gayesizlik
    adâvet: düşmanlık ahd ve vaad etmek: kesin olarak söz vermek
    bâki: arta kalan; devamlı, sürekli dar-ı saadet: mutluluk yeri, âhiret
    defter-i a’mâl: iyi ve kötü işlerin kaydedildiği defter ebedî: sonu olmayan, sonsuz
    ekser: çoğunluk ezelî: başlangıcı olmayan, sonsuz
    fasl: mevsim ferman: buyruk, emir buyruk, emir
    gadir: zulüm, acımasızlık, hıyanet gayet: son derece
    hadsiz: sınırsız halâs etmek: kurtarmak
    hayat-ı bâkiye: devamlı ve kalıcı âhiret hayatı haşir ve neşir: öldükten sonra tekrar diriltilerek Allah’ın huzurunda toplanma ve tekrar dağılıp yayılma
    haşiye: dipnot, açıklayıcı not haşmet: büyüklük, heybet, görkem
    hikmet: herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde olması ihsan: bağış, ikram
    iktiza: gerektirme inâyet: Allah’ın, bütün yararların, hikmetlerin ve faydaların kaynağı olan düzeni kurup devam ettirme niteliği
    in’âm: nimetlendirme istihza: alay etme
    istilzam: gerektirme kalem-i kudret: Allah’ın kudret kalemi
    kerem: cömertlik, ikram kâinat: evren, yaratılmış herşey
    lâyemut: ölümsüz lütuf: iyilik, ihsan
    medar: dayanak noktası, eksen mücazat: ceza
    perde-i gayb: gayb perdesi rahmet: İlâhî şefkat, merhamet
    rububiyet: Rablık; herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri vermesi, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulundurması rububiyet-i mutlaka: sınırsız, kâinatı kaplayan rububiyet
    saltanat-ı Ulûhiyet: hiçbir ortak kabul etmeyen Allah’ın saltanatı, egemenliği sermedî: devamlı, sürekli
    sukut etmek: düşmek, alçalmak ulûhiyet: İlâhlık
    umum: bütün vücub derecesinde: zorunluluk derecinde
    zaruret derecesinde: zorunluluk derecesinde zemin: yer, dünya
    zîhayat: hayat sahibi, canlı âhiret: öldükten sonraki hayat, öteki dünya
    âlem-i bâki: devamlı ve kalıcı âlem şefkat: içten ve karşılıksız merhamet, sevgi
    şe’n: Cenâb-ı Hakkın yüce sıfatlarının mahiyetlerinde bulunan ve onları tecelliye sevk eden Zâtına ait mukaddes özellik ve nitelik
    Yazar : Risale Forum
    Facebook ile paylasmak icin tiklayiniz Google ile paylasmak icin tiklayinizYahoo ile paylasmak icin tiklayiniztwitter ile paylasmak icin tiklayiniz

  2. #12
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Feb 2010
    Nereden Yer
    İstanbuL.
    Mesajlar Mesajlar
    2.960
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 505 + 34720


    Dokuzuncu Şuâ -sayfa 252

    Hem madem bu arz, kesret-i mahlûkat cihetiyle ve mütemadiyen değişen yüz binler çeşit çeşit envâ-ı zevi’l-hayat ve zevi’l-ervâhın meskeni, menşei, fabrikası,meşheri, mahşeri olması haysiyetiyle bu kâinatın kalbi, merkezi, hülâsası, neticesi, sebeb-i hilkati olarak gayet büyük öyle bir ehemmiyeti var ki, küçüklüğüyle beraber koca semâvâta karşı denk tutulmuş. Semâvî fermanlarda daima 1رَبُّ السَّمٰوَاتِ وَاْلاَرْضِ deniliyor.


    Ve madem, bu mahiyetteki arzın her tarafına hükmeden ve ekser mahlûkatına tasarruf eden ve ekser zîhayat mevcudatını teshir edip kendi etrafına toplattıran ve ekser masnuatını kendi hevesatının hendesesiyle ve ihtiyacatının düsturlarıyla öyle güzelce tanzim ve teşhir ve tezyin ve çok antika nevilerini liste gibi birer yerlerde öyle toplayıp süslettirir ki, değil yalnız ins ve cin nazarlarını, belkisemâvât ehlinin ve kâinatın nazar-ı dikkatlerini ve takdirlerini ve Kâinat Sahibininnazar-ı istihsanını celbetmekle gayet büyük bir ehemmiyet ve kıymet alan ve buhaysiyetle bu kâinatın hikmet-i hilkati ve büyük neticesi ve kıymetli meyvesi vearzın halifesi olduğunu fenleriyle, san’atlarıyla gösteren ve dünya cihetinde Sâni-i Âlemin mu’cizeli san’atlarını gayet güzelce teşhir ve tanzim ettiği için, isyan ve küfrüyle beraber dünyada bırakılan ve azabı tehir edilen ve bu hizmeti için imhaledilip muvaffakiyet gören nev-i beni Âdem var.
    Ve madem, bu mâhiyetteki nev-i benî Âdem, mizaç ve hilkat itibarıyla gayet zayıf ve âciz ve gayet acz ve fakrıyla beraber hadsiz ihtiyacâtı ve teellümâtı olduğu halde, bütün bütün kuvvetinin ve ihtiyarının fevkinde olarak, koca küre-i


    Bilgi
    Dipnot-1 “Göklerin ve yerin Rabbi.” Ra’d Sûresi, 13:16



    Sâni-i Âlem: bütün varlık âlemini san’atlı bir şekilde yaratan Allah acz: acizlik, güçsüzlük
    antika: eski ve kıymetli sanat eseri arz: dünya
    azap: acı, sıkıntı, ceza celb etmek: kendine çekmek
    cihet: taraf, yön düstur: kâide, kural
    ehemmiyet: değer, önem ekser: çoğunluk
    envâ-ı zevi’l-hayat: hayat sahibi canlıların çeşitleri fakr: fakirlik, ihtiyaç hâli
    ferman: buyruk, emir fevkinde: üstünde
    gayet: son derece hadsiz: sınırsız
    halife: yeryüzünde Allah namına hareket eden insan haysiyet: itibar, özellik
    haysiyetiyle: özelliğiyle hendese: mühendislik
    hevesat: hevesler, gelip geçici istekler, arzular hikmet-i hilkat: yaratılış hikmeti, gayesi
    hilkat: yaratılış hülâsa: özet, öz
    ihtiyacat: ihtiyaçlar ihtiyar: dileme, istek, irade
    imhal etmek: müddet vermek, süre tanımak ins: insan
    itibarıyla: özelliğiyle kesret-i mahlûkat: yaratılmışların çokluğu
    kâinat: evren, bütün yaratılmışlar mahiyet: esas nitelik, özellik
    mahlukât: yaratılmışlar mahşer: haşir meydanı, kıyametten sonra insanların tekrar diriltilip toplanacakları yer
    masnuat: san’at eseri varlıklar menşe: kaynak, kök
    mesken: ev, mekân mevcudat: varlıklar
    meşher: sergi, fuar mizaç: huy, tabiat, yaratılış
    muvaffakiyet: başarı mu’cize: yaratma noktasında bütün sebepleri âciz bırakan olağanüstü şey
    mütemadiyen: sürekli olarak nazar: bakış, dikkat
    nazar-ı dikkat: dikkat içeren bakış nazar-ı istihsan: güzel ve beğenen bakış
    nev-i beni Âdem: Âdemoğulları, insanlar nevi: çeşit, tür
    sebeb-i hilkat: yaratılış sebebi semavat: gökler
    semâvî: İlâhî, vahiyle gelen tanzim: düzenleme, düzene koyma
    tanzim etmek: düzenlemek tasarruf etmek: dilediği gibi kullanmak
    teellümât: elemler, acılar tehir etmek: ertelemek, sonraya bırakmak
    teshir etmek: boyun eğdirmek, emrine vermek tezyin: süsleme
    teşhir: ilân etme, duyurma, sergileme zevi’l-ervâh: ruh sahipleri
    zîhayat: canlı, hayat sahibi âciz: güçsüz, zavallı
    Yazar : Risale Forum
    Facebook ile paylasmak icin tiklayiniz Google ile paylasmak icin tiklayinizYahoo ile paylasmak icin tiklayiniztwitter ile paylasmak icin tiklayiniz

  3. #13
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Feb 2010
    Nereden Yer
    İstanbuL.
    Mesajlar Mesajlar
    2.960
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 505 + 34720


    Dokuzuncu Şuâ -sayfa 253

    arzı, o nev-i insana lüzumu bulunan her nevi madenlere mahzen ve her nevitaamlara ambar ve nev-i insanın hoşuna gidecek her çeşit mallara bir dükkânsuretine getiren gayet kuvvetli ve hikmetli ve şefkatli bir mutasarrıf var ki, böylenev-i insana bakıyor, besliyor, istediğini veriyor.

    Ve madem, bu hakikatteki bir Rab; hem insanı sever, hem kendini insana sevdirir. Hem bâkidir, hem bâki âlemleri var, hem adâletle her işi görür. Vehikmetle herşeyi yapıyor.

    Hem, bu kısa hayat-ı dünyeviyede ve bu kısacık ömr-ü beşerde ve bu muvakkatve fâni zeminde o Hâkim-i Ezelînin haşmet-i saltanatı ve sermediyet-i hâkimiyeti yerleşemiyor. Ve nev-i insanda vuku bulan ve kâinatın intizamına ve adalet vemuvazenelerine ve hüsn-ü cemâline münâfi ve muhalif çok büyük zulümleri ve isyanları ve velinimetine ve onu şefkatle besleyene karşı ihanetleri, inkârları, küfürleri bu dünyada cezasız kalıp, gaddar, zâlim rahatla hayatını ve biçaremazlum meşakkatler içinde ömürlerini geçirirler. Ve umum kâinatta eserleri görünen şu adalet-i mutlakanın mâhiyeti ise, dirilmemek suretiyle o gaddarzâlimlerin ve meyus mazlumların vefat içindeki müsâvatlarına bütün bütün zıttır, kaldırmaz, müsaade etmez.

    Ve madem, nasıl ki Kâinatın Sahibi, kâinattan zemini ve zeminden nev-i insanı intihap edip gayet büyük bir makam, bir ehemmiyet vermiş. Öyle de, nev-i insandan dahi makàsıd-ı rububiyetine tevafuk eden ve kendilerini iman ve teslim ile Ona sevdiren hakikî insanlar olan enbiya ve evliya ve asfiyayı intihap edip kendine dost ve muhatap ederek onları mu’cizeler ve tevfiklerle ikram ve düşmanlarını semâvî tokatlarla tazip ediyor. Ve bu kıymetli ve sevimli dostlarından



    Hakîm-i Ezelî: varlığının başlangıcı olmayıp sürekli var olan ve herşeyi hikmetle yapan Allah Rab: herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri veren, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulunduran Allah
    adalet-i mutlaka: sınırsız, tam ve yerinde adalet asfiya: hem veli, hem de âlim olan büyük zâtlar
    biçare: çaresiz bâkî: yok olmayan, sürekli ve kalıcı
    ehemmiyet vermek: önem vermek enbiya: nebiler, peygamberler
    evliya: Allah’ın sevgili kulları, veliler fâni: geçici, ölümlü
    gaddar: acımasız gayet: son derece
    hakikat: doğru gerçek hakikî: gerçek
    hayat-ı dünyeviye: dünya hayatı haşmet-i saltanat: saltanatın haşmeti, görkemi
    hikmet: herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde olması hüsn-ü cemâl: güzellik
    ikram: bağış, ihsan intihap etmek: seçmek
    intizam: disiplin, düzen kâinat: evren, bütün yaratılmışlar
    küre-i arz: yerküre, dünya mahzen: depo
    makàsıd-ı rububiyet: Allah’ın bütün varlık âlemini terbiye edip idaresi ve egemenliği altında tutmasındaki maksat ve gayeler mazlum: zulme uğramış
    meyus: ümitsiz meşakkat: güçlük, sıkıntı
    muhalif: aykırı mutasarrıf: sonsuz tasarruf hakkı olan, mülkünde dilediği gibi tasarruf eden, her işi kendi istek ve kurallarına göre idare eden Allah
    muvakkat: geçici muvazene: denge
    mu’cize: Allah’ın izniyle peygamberler tarafından ortaya konulup bir benzerini yapmakta başkalarını aciz ve hayrette bırakan olağanüstü hâl ve iş mâhiyet: özellik, nitelik, esas
    münâfi: aykırı, zıt müsaade etmek: izin vermek
    müsâvat: eşitlik, denklik nev-i insan: insan türü, insanlık
    nevi: çeşit, tür semâvî: İlahî, Allah tarafından gelen
    sermediyet-i hâkimiyet: egemenliğin devamlılığı suret: biçim, şekil
    taam: gıda, yiyecek tazip etmek: azap vermek, cezalandırmak
    tevafuk etmek: uygun olmak, birbirine denk gelmek tevfik: başarı, muvaffakiyet
    umum: bütün velînimet: nimeti veren, nimetin sahibi
    vuku: gerçekleşme, meydana gelme zemin: yer, dünya
    âlem: dünya, kâinat ömr-ü beşer: insan ömrü
    şefkat: içten ve karşılıksız sevgi, merhamet
    Yazar : Risale Forum
    Facebook ile paylasmak icin tiklayiniz Google ile paylasmak icin tiklayinizYahoo ile paylasmak icin tiklayiniztwitter ile paylasmak icin tiklayiniz

  4. #14
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Feb 2010
    Nereden Yer
    İstanbuL.
    Mesajlar Mesajlar
    2.960
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 505 + 34720


    Dokuzuncu Şuâ -sayfa 254

    dahi, onların imamı ve mefhari olan Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâmı intihapederek, ehemmiyetli küre-i arzın yarısını ve ehemmiyetli nev-i insanın beşten birisini uzun asırlarda onun nuruyla tenvir ediyor. Âdetâ bu kâinat onun için yaratılmış gibi, bütün gayeleri onunla ve Onun diniyle ve Kur’ân’ı ile tezahür ediyor. Ve o pek çok kıymettar ve milyonlar sene yaşayacak kadar hadsizhizmetlerinin ücretlerini hadsiz bir zamanda almaya müstehak ve lâyık iken, gayetmeşakkatler ve mücahedeler içinde, altmış üç sene gibi kısacık bir ömür verilmiş. Acaba hiçbir cihetle hiçbir imkânı, hiçbir ihtimali, hiçbir kàbiliyeti var mı ki, o zât, bütün emsâli ve dostlarıyla beraber dirilmesin? Ve şimdi de ruhen diri ve hayyolmasın, idam-ı ebedî ile mahvolsunlar? Hâşâ, yüz bin defa hâşâ ve kellâ! Evet, bütün kâinat ve hakikat-i âlem onun dirilmesini dâvâ eder ve hayatını Sahib-i Kâinattan talep ediyor.

    Ve madem, Yedinci Şuâ olan Âyetü’l-Kübrâ’da herbiri bir dağ kuvvetinde otuz üç adet icmâ-ı azîm ispat etmişler ki, bu kâinat bir elden çıkmış ve bir tek Zâtın mülküdür. Ve kemâlât-ı İlâhiyenin medarı olan vahdetini ve ehadiyetini bedahetle göstermişler. Ve vahdet ve ehadiyet ile, bütün kâinat o Zât-ı Vâhidin emirberneferleri ve musahhar memurları hükmüne geçiyor. Ve âhiretin gelmesiyle,kemâlâtı sukuttan ve adalet-i mutlakası müstehziyâne gadr-ı mutlaktan vehikmet-i âmmesi sefahetkârâne abesiyetten ve rahmet-i vâsiası lâhiyâne tâzipten ve izzet-i kudreti zelilâne aczden kurtulurlar, takaddüs ederler.
    Elbette ve elbette ve herhalde iman-ı billâhın yüzer nüktesinden, bu altı “madem”lerdeki1 hakikatlerin muktezasıyla kıyamet kopacak, haşir ve neşirolacak,



    Bilgi
    Dipnot-1 “Ve madem” ile başlayan paragraflar



    Aleyhissalâtü Vesselâm: Allah’ın salât ve selâmı onun üzerine olsun Sahib-i Kâinat: evrenin ve herşeyin yaratıcısı ve sahibi Allah
    Zât-ı Vâhid: bir ve tek olan Zât, Allah abesiyet: faydasızlık ve gayesizlik
    acz: acizlik, güçsüzlük adalet-i mutlaka: tam ve yerinde, sonsuz adalet
    bedahet: ap açıklık cihet: taraf, yön
    ehadiyet: Allah’ın her bir şeyde Kendi varlığına ve sıfatlarına işaret eden birlik tecellisi ehemmiyetli: önemli
    emirber: emre hazır emsal: benzerler, örnekler
    gadr-ı mutlak: tam zulüm ve merhametsizlik gayet: son derece
    hadsiz: sınırsız hakikat: doğru, gerçek
    hakikat-i âlem: dünyanın gerçeği, aslı hayy: diri, canlı
    haşir: insanın öldükten sonra âhirette diriltilerek muhakeme için Allah’ın huzurunda toplanması haşâ ve kellâ: asla ve asla, kesinlikle öyle değil
    hikmet-i âmme: kâinattaki umumi ve ilâhi gaye icmâ-ı azîm: çok büyük fikir birliği
    idam-ı ebedî: dirilmemek üzere sonsuz yok oluş iman-ı billah: Allah’a iman
    intihap etmek: seçmek izzet-i kudret: kudretin izzet ve şerefi
    kemâlât: mükemmellikler, faziletler, üstünlükler kemâlât-ı İlâhiye: Cenâb-ı Allah’ın bütün noksanlıklardan yüce olan mükemmel isim ve sıfatları
    kàbiliyet: yetenek küre-i arz: yerküre, dünya
    kıymettar: kıymetli, değerli lâhiyâne: eğlenircesine, oynarcasına
    medar: dayanak noktası, eksen mefhar: övünme sebebi, övünç kaynağı
    meşakkat: güçlük, sıkıntı mukteza: gerektirici sebepler, bir şeyin gerektirdiği hakikatler
    musahhar: boyun eğdirilmiş, emre verilmiş mücahede: cihad etme, din uğrunda çaba harcama
    müstehak: hak etmiş, lâyık müstehziyâne: alay edercesine
    nefer: asker, er nev-i insan: insan türü, insanlık
    neşir: yayma, yayılma nükte: ince anlam
    rahmet-i vâsia: herşeyi kuşatan geniş rahmet ruhen: ruhi bakımdan
    sefahetkârâne: yasak zevk ve eğlenceye düşkün olarak, beyinsizce sukut: alçalış, düşüş
    takaddüs: kutsal olma, yüce ve temiz olma tenvir etmek: nurlandırmak
    tezahür etmek: görünmek, ortaya çıkmak tâzip: azap verme, cezalandırma
    vahdet: birlik zelilâne: zelil bir şekilde, alçakça
    Âyetü’l-Kübrâ: en büyük delil âhiret: öldükten sonraki hayat, öteki dünya
    Yazar : Risale Forum
    Facebook ile paylasmak icin tiklayiniz Google ile paylasmak icin tiklayinizYahoo ile paylasmak icin tiklayiniztwitter ile paylasmak icin tiklayiniz

  5. #15
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Feb 2010
    Nereden Yer
    İstanbuL.
    Mesajlar Mesajlar
    2.960
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 505 + 34720


    Dokuzuncu Şuâ -sayfa 255

    dar-ı mücazat ve mükâfat açılacak—tâ ki arzın mezkûr ehemmiyeti vemerkeziyeti ve insanın ehemmiyeti ve kıymeti tahakkuk edebilsin. Ve arz ve insanın Hâlıkı ve Rabbi olan Mutasarrıf-ı Hakîmin mezkûr adaleti, hikmeti,rahmeti, saltanatı takarrur edebilsin. Ve o bâki Rabbin mezkûr hakiki dostları vemüştakları idam-ı ebedîden kurtulsun. Ve o dostların en büyüğü ve en kıymettarı, bütün kâinatı memnun ve minnettar eden kudsî hizmetlerinin mükâfatını görsün. Ve Sultan-ı Sermedînin kemâlâtı naks ve kusurdan ve kudreti aczden ve hikmetisefahetten ve adaleti zulümden tenezzüh ve takaddüs ve teberri etsin.
    Elhâsıl, madem Allah var, elbette âhiret vardır.

    Hem nasıl ki mezkûr üç erkân-ı imaniye, onları ispat eden bütün delilleriyle haşreşehadet ve delâlet ederler. Öyle de,
    1 وَبِمَلٰۤئِكَتِهِ وَبِالْقَدَرِ خَيْرِهِ وَشَرِّهِ مِنَ اللهِ تَعَالٰى olan iki rükn-ü imanî dahi haşri istilzam edip kuvvetli bir suretteâlem-i bekàya şehadet ve delâlet ederler. Şöyle ki:

    Melâikenin vücudunu ve vazife-i ubûdiyetlerini ispat eden bütün deliller ve hadsizmüşahedeler mükâlemeler, dolayısıyla âlem-i ervahın ve âlem-i gaybın ve âlem-i bekànın ve âlem-i âhiretin ve ileride cin ve ins ile şenlendirilecek olan dâr-ı saadetin ve Cennet ve Cehennemin vücutlarına delâlet ederler. Çünkü melekler bu âlemleri izn-i İlâhî ile görebilirler ve girerler. Ve Hazret-i Cebrail gibi, insanlarla görüşen umum melâike-i mukarrebîn, mezkûr âlemlerin vücutlarını


    Bilgi
    Dipnot-1 “Meleklere ve kadere, hayır ve şerrin Allah Tealâ’dan geldiğine inanmak.”



    Hazret-i Cebrail: [bk. bilgiler – Cebrâil (a.s.)] Hâlık: her şeyi yaratan Allah
    Mutasarrıf-ı Hakîm: herşeyi hikmetle yapan ve dilediği gibi kullanan sonsuz tasarruf ve yetki sahibi Allah Rab: herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri veren, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulunduran Allah
    Sultan-ı Sermedî: egemenliğinin sonu olmayan, devamlı ve sürekli olan Sultan, Allah acz: acizlik, güçsüzlük
    arz: dünya bâki: devamlı, sürekli, kalıcı, ölümsüz
    cin ve ins: cinler ve insanlar dar-ı mücazat ve mükâfat: ceza ve mükafat yeri, âhiret
    dar-ı saadet: mutluluk yeri, âhiret delâlet etmek: delil olmak, işaret etmek
    ehemmiyet: değer, önem elhasıl: özetle, sonuç olarak
    erkân-ı imaniye: imanın esasları hadsiz: sınırsız
    hakikî: asıl, gerçek haşr: insanların öldükten sonra tekrar diriltilip Allah’ın huzurunda toplanması
    hikmet: fayda, gaye; herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde yaratılması idam-ı ebedî: dirilmemek üzere sonsuz yok oluş
    istilzam etmek: gerektirmek izn-i İlâhî: Allah’ın izni
    kemâlât: faziletler, iyilikler, mükemmel özellikler kudret: Allah’ın bütün varlığı kuşatan güç ve iktidarı
    kudsî: her türlü kusur ve noksandan uzak, mukaddes kâinat: evren, bütün yaratılmışlar
    kıymettar: kıymetli, değerli melâike: melekler
    melâike-i mukarrebîn: makam itibariyle Allah’a yakın olan melekler merkeziyet: merkezlik
    mezkûr: zikredilen, adı geçen minnettar: şükran duyma
    mükâfat: ödül mükâleme: karşılıklı konuşma
    müşahede: görme, gözlem müştak: arzulu, çok istekli
    naks: eksiklik, noksanlık rahmet: İlâhî şefkat, merhamet
    rükn-ü imanî: imanın şartı, temel esası sefahet: gayrı meşru zevk ve eğlencelere düşkünlük, beyinsizlik
    suret: biçim, şekil tahakkuk etmek: gerçekleşmek
    takaddüs: kutsal olma, yüce ve temiz olma takarrur etmek: karar bulmak, sağlamca yerleşmek
    teberrî etmek: uzaklaşmak, vazgeçmek tenezzüh: kusur ve çirkinlikten uzak olma
    umum: bütün vazife-i ubûdiyet: kulluk vazifesi
    vücut: beden, varlık âlem-i bekà: devamlı ve kalıcı olan âhiret âlemi
    âlem-i ervâh: ruhlar âlemi âlem-i gayb: görünmeyen alem
    âlem-i âhiret: âhiret âlemi şehadet: şahitlik, tanıklık
    Yazar : Risale Forum
    Facebook ile paylasmak icin tiklayiniz Google ile paylasmak icin tiklayinizYahoo ile paylasmak icin tiklayiniztwitter ile paylasmak icin tiklayiniz

  6. #16
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Feb 2010
    Nereden Yer
    İstanbuL.
    Mesajlar Mesajlar
    2.960
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 505 + 34720


    Dokuzuncu Şuâ -sayfa 256

    ve onlar, onlarda gezdiklerini müttefikan haber veriyorlar. Görmediğimiz Amerika kıtasının vücudunu, ondan gelenlerin ihbarıyla bedihî bildiğimiz gibi, yüztevatür kuvvetinde bulunan melâike ihbaratıyla âlem-i bekànın ve dâr-ı âhiretin ve Cennet ve Cehennemin vücutlarına o kat’iyette iman etmek gerektir. Ve öyle de iman ederiz.

    Hem, Yirmi Altıncı Söz olan Risale-i Kaderde iman-ı bil-kader rüknünü ispat eden bütün deliller, dolayısıyla haşre ve neşr-i suhufa ve mizan-ı ekberdeki muvazene-i a’mâle delâlet ederler. Çünkü, herşeyin mukadderatını gözümüz önünde nizam vemizan levhalarında kaydetmek ve her zîhayatın sergüzeşt-i hayatiyelerini kuvve-i hafızalarında ve çekirdeklerinde ve sair elvâh-ı misâliyede yazmak ve her zîruhun,hususan insanların defter-i a’mâllerini elvâh-ı mahfuzada tesbit etmek ve geçirmek, elbette öyle muhit bir kader ve hakîmâne bir takdir ve müdakkikane bir kayıt ve hafîzâne bir kitabet, ancak mahkeme-i kübrâda umumî bir muhakemeneticesinde daimî bir mükâfat ve mücazat için olabilir. Yoksa, o ihatalı ve inceden ince olan kayıt ve muhafaza, bütün bütün mânâsız, faidesiz kalır, hikmete ve hakikate münâfi olur.

    Hem, haşir gelmezse, kader kalemiyle yazılan bu kitab-ı kâinatın bütün muhakkak mânâları bozulur ki, hiçbir cihet-i imkânı olamaz. Ve o ihtimal, bukâinatın vücudunu inkâr gibi bir muhal, belki bir hezeyan olur.
    Elhâsıl, imanın beş rüknü bütün delilleriyle haşir ve neşrin vukuuna ve vücuduna ve dâr-ı âhiretin vücuduna ve açılmasına delâlet edip isterler ve şehadet edip talep ederler.


    Risale-i Kader: Kader Risalesi; Yirmi Altıncı Söz bedihî: ap açık, aşikâr
    cihet-i imkân: mümkün olma yönü defter-i a’mâl: amel defteri
    delâlet etmek: delil olmak, işaret etmek dâr-ı âhiret: öteki dünya, âhiret yurdu
    elhasıl: kısaca, özetle elvâh-ı mahfuza: herşeyin kaydedilip korunduğu mânevî levhalar
    elvâh-ı misâliye: eşyanın mânevî fotoğraflarının içlerinde kaydedildiği levhalar hafîzâne: koruyup gözeterek, esirgeyerek ve saklayarak
    hakîmâne: hikmetli biçimde haşir ve neşir: öldükten sonra âhirette tekrar diriltilerek Allah’ın huzurunda toplanma ve tekrar dağılıp yayılma
    haşr: insanların öldükten sonra tekrar diriltilip Allah’ın huzurunda toplanması hezeyan: boş söz, saçmalama
    hikmet: fayda, gaye; herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde yaratılması hususan: bilhassa, özellikle
    ihbar: haber verme ihbârât: haber vermeler
    ihâtalı: kuşatıcı, kapsamlı iman-ı bilkader: kadere iman
    kader: Allah’ın meydana gelecek hâdiseleri olmadan önce bilmesi, takdir etmesi, plânlaması kat’iyet: kesinlik
    kitab-ı kâinat: kâinat kitabı, evren kitabet: yazım
    kuvve-i hafıza: bellek, hafıza duyusu kâinat: evren, bütün yaratılmışlar
    mahkeme-i kübrâ: öldükten sonra âhirette Allah’ın huzurunda kurulacak olan büyük mahkeme melâike: melekler
    mizan: ölçü, denge mizan-ı ekber: mahşer günü amellerin ölçüleceği büyük terazi
    muhakeme: değerlendirme, yargılama muhal: imkânsız, akıl dışı
    muhit: kuşatıcı mukadderat: Allah tarafından takdir olunmuş ileride meydana gelecek haller ve olaylar
    muvazene-i a’mâl: yapılan işlerin, amellerin tartılıp hesaplanması mücazat: ceza
    müdakkikane: dikkatlice, araştırıp inceleyerek mükâfat: ödül
    münâfi: aykırı, zıt müttefikan: birleşerek, fikir birliğiyle
    neşr-i suhuf: haşir zamanı amel defterlerinin meydana çıkarılıp herkesin hesabının görülmesi nizam: düzen
    rükn: esas, şart sair: diğer, başka
    sergüzeşt-i hayatiye: hayat serüveni tevatür: çeşitli kanallardan gelen ve doğruluğu kesin olarak kanıtlanan haber
    umumî: genel, herkese ait vuku: gerçekleşme, meydana gelme
    vücut: varlık zîhayat: canlı
    zîruh: ruh sahibi âlem-i bekà: devamlı ve kalıcı olan âhiret âlemi
    şehadet etmek: şahitlik, tanıklık etmek
    Yazar : Risale Forum
    Facebook ile paylasmak icin tiklayiniz Google ile paylasmak icin tiklayinizYahoo ile paylasmak icin tiklayiniztwitter ile paylasmak icin tiklayiniz

  7. #17
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Feb 2010
    Nereden Yer
    İstanbuL.
    Mesajlar Mesajlar
    2.960
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 505 + 34720


    Dokuzuncu Şuâ -sayfa 257

    İşte, hakikat-i haşriyenin azametine tam muvafık böyle azametli ve sarsılmaz direkleri ve burhanları bulunduğu içindir ki, Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyânın hemen hemen üçten birisi haşir ve âhireti teşkil ediyor. Ve onu, bütün hakaikine temel taşı ve üssü’l-esas yapıyor. Ve herşeyi onun üstüne bina ediyor. (Mukaddime nihayet buldu)






    Onuncu Şuâ

    Bu şuâ, On Beşinci Lem’a’dan itibaren buraya kadar olan risâlelerin fihristidir.



    Yazar : Risale Forum
    Facebook ile paylasmak icin tiklayiniz Google ile paylasmak icin tiklayinizYahoo ile paylasmak icin tiklayiniztwitter ile paylasmak icin tiklayiniz

Sayfa 2/2 İlkİlk 12

Facebook Yorumları

Facebook Giriş

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Bu Konudaki Etiketler

Sosyal İmleme

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222