Bu konudaki en beğenilen mesaja bak. Tıklayınız.

Sayfa 1/11 12345 ... SonSon
102 sonuçtan 1 ile 10 arası

  1. #1
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Feb 2010
    Nereden Yer
    İstanbuL.
    Mesajlar Mesajlar
    2.960
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 504 + 34720


    1 üyeden 1 kişi bu mesajı faydalı buldu.

    Yedinci Şuâ

    (Âyetü’l-Kübrâ)
    Mühim bir ihtar ve bir ifade-i meram


    Bu ehemmiyetli risalenin, herkes herbir meselesini anlamaz. Fakat hissesiz de kalmaz. Büyük bir bahçeye giren bir kimsenin, o bahçenin bütün meyvelerine elleri yetişmez. Fakat, eline girdiği miktar yeter. O bahçe yalnız onun için değil; belki, elleri uzun olanların hisseleri de var.
    Bu risalenin fehmini işkâl eden beş sebep var:

    Birincisi: Ben kendi müşahedatımı kendi fehmime göre ve kendim için yazdım. Sair kitaplar gibi başkalarının fehmine ve telâkkisine göre yazmadım.

    İkincisi: İsm-i Âzam cilvesiyle tevhid-i hakiki âzamî bir surette yazıldığından, meseleleri hemgayet geniş, hem gayet derin ve bazen çok uzun olduğundan, herkes birden ihata edemez.

    Üçüncüsü: Herbir mesele büyük ve uzun bir hakikat olması sebebiyle, hakikatı parçalamamak için bazen bir sahife veya bir yaprak, birtek cümle olur. Birtek delil hükmünde çok mukaddemat bulunur.

    Dördüncüsü: Ekser meselelerinin herbirisinin pek çok delilleri ve hüccetleri bulunduğundan, bazen on, bazen yirmi delili birtek burhan yapmak cihetiyle mesele uzunlaşır; kısa fehimler kavramaz.

    Beşincisi: Ben Ramazan’ın feyziyle bu risalenin nurlarına mazhar olmaklığımla beraber, birkaç cihette halim perişan ve birkaç hastalıkla vücudum sarsıldığı bir zamanda acele yazılıp, birinci müsveddeyle iktifa edildi. Hem yazdığım vakit, irade ve ihtiyarımla olmadığını hissettiğimden, kendi fikrimle tanzim veya ıslah etmeyi muvafık görmediğim için bir parçafehmi işkâl edecek bir vazi-yet




    burhan: güçlü delil, sarsılmaz kanıt cihet: şekil, yön
    cilve: görüntü, yansıma ekser: çoğunluk
    fehm: anlayış, kavrayış feyz: ihsan, bolluk, bereket
    gayet: son derece hakikat: doğru, gerçek
    hüccet: güçlü delil, sarsılmaz kanıt ifade-i meram: maksadı ifade etme
    ihata etmek: kuşatmak, kapsamak ihtar: hatırlatma, ikaz
    ihtiyar: dileme, seçme, irade iktifa etmek: yetinmek
    irade: dileme, tercih işkâl: güçleştirme, zorlaştırma
    mazhar: erişme, nail olma mukaddemât: önsözler, başlangıçlar
    muvafık görme: uygun görme müsvedde: karalama, temize çekilmek üzere yazılan ilk nüsha
    müşahedat: gözlem, görülen şeyler risale: mektup, küçük çaplı kitap
    sair: diğer, başka suret: biçim, şekil
    tanzim: düzenleme, düzene koyma telâkki: anlama, kabul etme
    tevhid-i hakikî: araştırarak, delilleriyle Allah’ın varlığını ve birliğini kabul etme âyet-i kübrâ: en büyük delil
    âzamî: en fazla, en kapsamlı İsm-i Âzam: Cenâb-ı Hakkın binbir isminden en büyük ve mânâca diğer isimleri kuşatmış olanı
    ıslah: düzeltme, iyileştirme şuâ: bir ışık kaynağından çıkan ışık telleri

    Benzer Konular
    On Yedinci Lem?a'nın, On Yedinci Notasının Meseleleri ve Yirminci Lem'a'nın eksik gör
    On Yedinci Lem?a'nın, On Yedinci Notasının Meseleleri ve Yirminci Lem'a'nın eksik gör Devami...
    Yirmi Beşinci Sözün zeyillerinden olan Yedinci Şuâ?nın Birinci Makamının On Yedinci M
    Yirmi Beşinci Sözün zeyillerinden olan Yedinci Şuâ?nın Birinci Makamının On Yedinci M Devami...
    Yedinci Risale olan Yedinci Mesele'den
    Yedinci Risale olan Yedinci Mesele'den Eski Harb-i Umumî'den evvel ve evâilinde, bir vakıa-i sadıkada görüyorum ki: Ararat Dağı denilen meşhur Ağrı Dağı'nın altındayım. Birden o dağ, müdhiş infilâk etti. Dağlar gibi parçaları, dünyanın her tarafına dağıttı. O
    Medya Kütüphanesi - Müslümanları Dünyaya Şiddetle Teşvik Hikmetlimi (On Yedinci Lem'a
    Medya Kütüphanesi - Müslümanları Dünyaya Şiddetle Teşvik Hikmetlimi (On Yedinci Lem'a Müslümanları Dünyaya Şiddetle Teşvik Hikmetlimi (On Yedinci Lem'a, Yedinci Nota) (click here to watch and comment) Müslümanları Dünyaya Şiddetle Teşvik Hikmetlimi
    Yirmi Dokuzuncu Mektubun Yedinci Kısmının Yedinci İşaretini biraz açar mısı
    Yirmi Dokuzuncu Mektubun Yedinci Kısmının Yedinci İşaretini biraz açar mısı Yirmi Dokuzuncu Mektubun Yedinci Kısmının Yedinci İşaretini biraz açar mısınız? Devami...
    Yazar : Risale Forum
    Facebook ile paylasmak icin tiklayiniz Google ile paylasmak icin tiklayinizYahoo ile paylasmak icin tiklayiniztwitter ile paylasmak icin tiklayiniz

  2. #2
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Feb 2010
    Nereden Yer
    İstanbuL.
    Mesajlar Mesajlar
    2.960
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 504 + 34720


    Yedinci Şuâ -sayfa 140

    aldı. Hem Arabî fıkralar içine çok girdi. Hattâ Birinci Makam baştan başa Arabî olduğundan içinden çıkarıldı, müstakil yazıldı.
    Medar-ı kusur ve işkâl olan bu beş sebeple beraber, bu risalenin öyle bir ehemmiyeti var ki,İmam-ı Ali (r.a.) kerâmât-ı gaybiyesinde bu risaleye, “Âyet-i Kübr┠ve “Asâ-yı Mûsâ”namlarını vermiş, Risale-i Nur’un risaleleri içinde buna hususî bakıp, nazar-ı dikkati celbetmiş.HAŞİYE-1 El-Âyetü’l-Kübrâ’nın bir hakikî tefsiri olan bu Âyetü’l-Kübrâ Risalesi, Hazret-i İmam’ın (r.a.) tâbirince, “Asâ-yı Mûs┠nâmında Yedinci Şuâ kitabıdır.


    Bu Yedinci Şuâ, bir mukaddime ve iki makamdır. Mukaddimesi dört mesele-i mühimmeyi, Birinci Makamı, Âyet-i Kübrâ’nın tefsirinden Arabî kısmını, İkinci Makamı onun burhanlarını ve tercümesini ve meâlini beyan ederler.
    Bu gelen mukaddime lüzumundan fazla izah edilmekle beraber, bir derece uzun olmasıihtiyarsız olmuştur. Demek ihtiyaç var ki öyle yazdırıldı. Belki de bir kısım insanlar bu uzunu kısa görürler.


    Said Nursî








    Not
    Haşiye-1 Evet, İmam-ı Ali’nin (r.a.) Âyetü’l-Kübrâ hakkında verdiği haberi, tam tamına Denizli hâdisesi tasdik etti. Çünkü, bu risalenin gizli tab’ı, hapsimize bir vesile oldu. Ve onun kudsî ve çok kuvvetli hakikatının galebesi, beraat ve necatımıza ehemmiyetli bir sebep oldu. Veİmam-ı Ali (r.a.) keramet-i gaybiyesini gözlere gösterdi ve hakkımızdaki وَبِاْلاٰيَةُ الْكُبْرٰى اَمِنِّى مِنَ الْفَجَتْ duasının kabulünü ispat etti.







    Arabî: Arapça Asâ-yı Mûsâ: Hz. Mûsa’nın mu’cizeli deyneği [bk. bilgiler – Mûsâ (a.s.)]
    Denizli hâdisesi: (bk. bilgiler – Denizli) Hazret-i İmam: [bk. bilgiler – Ali (r.a.)]
    Said Nursî: (bk. bilgiler – Bediüzzaman Said Nursî) beraat: temize çıkma, suçsuz olduğunun anlaşılması
    beyan etmek: açıklamak burhan: güçlü delil, sarsılmaz kanıt
    ehemmiyet: önem fıkra: bölüm, kısım
    galebe: üstün gelme hakikat: doğru gerçek
    hakikî: doğru, gerçek haşiye: dipnot, açıklayıcı not
    hususî: özel ihtiyarsız: irade dışı
    izah edilmek: açıklanmak keramet-i gaybiye: gaybla ilgili kerametler, gelecekle ilgili kerametler
    kudsî: her türlü kusur ve noksandan uzak, kutsal medar-ı kusur ve işkal: kusur ve zorlaştırma sebebi
    mesele-i mühimme: önemli mesele meâl: mânâ, açıklama
    mukaddime: başlangıç, giriş müstakil: bağımsız, başlı başına
    nam: ad nazar-ı dikkati celbetmek: dikkat çekmek
    necat: kurtuluş risale: mektup, küçük çaplı kitap
    tab’: baskı basma tasdik etmek: doğruluğunu onaylamak
    tefsir: açıklama, yorum tâbir: ifade etme, adlandırma
    Âyet-i Kübrâ: en büyük delil İmam-ı Ali: [bk. bilgiler – Ali (r.a.)]
    şua: ışık kaynağından çıkan ışık telleri
    Yazar : Risale Forum
    Facebook ile paylasmak icin tiklayiniz Google ile paylasmak icin tiklayinizYahoo ile paylasmak icin tiklayiniztwitter ile paylasmak icin tiklayiniz

  3. #3
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Feb 2010
    Nereden Yer
    İstanbuL.
    Mesajlar Mesajlar
    2.960
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 504 + 34720


    Yedinci Şuâ - sayfa 141

    Mukaddime



    وَمَا خَلَقْتُ الْجِنَّ وَاْلاِنْسَ اِلاَّ لِيَعْبُدُونِ 1

    Bu âyet-i uzmânın sırrıyla, insanın bu dünyaya gönderilmesinin hikmeti ve gayesi Hâlık-ı Kâinatı tanımak ve Ona iman edip ibadet etmektir. Ve o insanın vazife-i fıtratı ve fariza-i zimmeti, mârifetullah ve iman-ı billâhtır ve iz’an ve yakîn ile vücudunu ve vahdetini tasdik etmektir.


    Evet, fıtraten daimî bir hayat ve ebedî yaşamak isteyen ve hadsiz emelleri ve nihayetsizelemleri bulunan bîçare insana, elbette o hayat-ı ebediyenin üssü’l-esası ve anahtarı olaniman-ı billâh ve mârifetullah ve vesilelerinden başka olan şeyler ve kemâlâtlar o insananisbeten aşağıdır. Belki çoğunun kıymetleri yoktur.


    Risale-i Nur’da bu hakikat kuvvetli burhanlarla ispat edildiğinden, bu hakikatı Risale-i Nur’a havale ederek, yalnız o yakîn-i imanîyi bu asırda sarsan ve tereddüt veren iki vartayı Dört Mesele içinde beyan ederiz.
    Birinci vartadan çare-i necat: İki meseledir.


    Birinci mesele: Otuz Birinci Mektubun On Üçüncü Lem’asında tafsilen ispat edildiği gibi,umumî meselelerde ispata karşı nefyin kıymeti yoktur ve kuvveti pek azdır. Meselâ, Ramazan-ı Şerîfin başında hilâli görmek hususunda, iki âmi şahit hilâli ispat etseler ve binlerleeşraf ve âlimler “Görmedik” deyip nefyetseler, onların nefiyleri kıymetsiz ve kuvvetsizdir. Çünkü, ispatta birbirine kuvvet verir; birbirinde tesanüd ve icmâ var. Nefiyde ise, bir olsa bin olsa farkları yoktur; herkes kendi başına kalır, infirâdî olur. Çünkü ispat eden harice bakar ve




    Not
    Dipnot-1 “Cinleri ve insanları ancak Beni tanısınlar ve Bana îman ve ibâdet etsinler diye yarattım.” Zâriyat Sûresi, 51:56.






    Hâlık-ı Kâinat: evreni ve bütün varlıkları yaratan Allah beyan etmek: açıklamak
    burhan: güçlü delil, sarsılmaz kanıt bîçare: çaresiz
    daimî: devamlı, sürekli ebedî: sonu olmayan, sonsuz
    emel: istek, ümit, arzu eşraf: ileri gelen büyükler
    fariza-i zimmet: mutlaka yapılması gereken vazifeler, farzlar fıtraten: yaratılış gereği
    hadsiz: sayısız, sınırsız hariç: dış
    hayat-ı ebediye: sonsuz âhiret hayatı hikmet: sebep, sır, gaye
    hilâl: ay; yay şeklinde görülen ayın ilk şekli icmâ: fikir birliği
    iman etmek: inanmak iman-ı billâh: Allah’a iman
    infirâdî: tek başına iz’an: şüpheden uzak, kesin şekilde inanma
    kemâlât: mükemellikler, kusursuzluklar lem’a: parıltı
    marifetullah: Allah’ı bilme ve tanıma mukaddime: başlangıç, giriş
    nefiy: inkâr etme nihayetsiz: sınırsız, sonsuz
    nisbeten: kıyasla, oranla tafsilen: ayrıntılı olarak
    tasdik etmek: doğrulamak, onaylamak tesanüd: dayanışma
    umumî: genel, herkese ait vahdet: birlik
    varta: tehlike vazife-i fıtrat: yaratılış görevi
    yakin-i imanî: kesin ve şüphesiz iman yakîn: kesin ve doğru bilgi
    âmi: cahil, sıradan kimse âyet-i uzmâ: (mânâca) çok büyük âyet
    çare-i necat: kurtuluş çaresi üssü’l-esas: temel esas
    Yazar : Risale Forum
    Facebook ile paylasmak icin tiklayiniz Google ile paylasmak icin tiklayinizYahoo ile paylasmak icin tiklayiniztwitter ile paylasmak icin tiklayiniz

  4. #4
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Feb 2010
    Nereden Yer
    İstanbuL.
    Mesajlar Mesajlar
    2.960
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 504 + 34720


    Yedinci Şuâ -sayfa 142

    nefsülemre göre hükmeder. Mesela, misâlimizde olduğu gibi, biri dese “Gökte ay vardır.” Diğer arkadaşı parmağını oraya basar, ikisi birleşip kuvvetleşirler. Nefiy ve inkârda ise, nefsülemre bakmaz ve bakamaz. Çünkü, “Hususi olmayan ve has bir yere bakmayan bir nefiyispat edilmez” meşhur bir düsturdur. Meselâ, birşeyi dünyada var diye ben ispat etsem, sen de “Dünyada yok” desen, benim bir işaretimle kolayca ispat edilebilen o şeyin, sen nefyini, yani ademini ispat etmek için, bütün dünyayı aramak ve taramak ve göstermek belki geçmiş zamanların her tarafını dahi görmek lâzım geliyor. Sonra “Yoktur, vuku bulmamıştır” diyebilirsin.


    Madem nefiy ve inkâr edenler nefsülemre bakmazlar; belki kendi nefislerine ve akıllarına ve gözlerine bakıp hükmediyorlar. Elbette birbirine kuvvet veremezler ve zahîr olmazlar. Çünkü, görmeye ve bilmeye mâni olan perdeler, sebepler ayrı ayrıdırlar. Herkes “Ben görmüyorum, benim yanımda ve itikadımda yoktur” diyebilir. Yoksa “Vâkide yoktur” diyemez. Eğer dese—hususan umum kâinata bakan iman meselelerinde—dünya kadar büyük bir yalan olur ki, doğru diyemez ve doğrultulmaz.


    Elhasıl: İspatta netice birdir, vâhiddir; tesanüd olur. Nefiyde ise bir değildir, müteaddittir. Ya “yanımda ve nazarımda” veya “itikadımda” gibi kayıtların herkese göre taaddüdüyle neticeler dahi taaddüt eder; daha tesanüd olmaz.


    İşte bu hakikat noktasında, imana karşı gelen kâfirlerin ve münkirlerin kesretinin ve zâhirençokluğunun kıymeti yoktur. Ve mü’minin yakînine ve imanına hiç tereddüt vermemek lâzımken, bu asırda Avrupa feylesoflarının nefiy ve inkârları, bir kısım bedbaht meftunlarınatereddüt verip yakînlerini izale ve saadet-i ebediyelerini mahvetmiş. Ve insandan her günde otuz bin adama isabet eden ölümü, mevt ve eceli bir terhis mânâsından çıkarıp idam-ı ebedîsûretine çevirmiş. Kapısı kapanmayan kabir, daima idamını o münkire ihtar etmekle lezzetli hayatını elîm elemlerle zehirliyor. İşte, iman ne kadar büyük bir nimet ve hayatın hayatı olduğunu anla!
    İkinci mesele: Bir fennin veya bir san’atın medar-ı münakaşa olmuş bir mes’elesinde, ofennin ve o san’atın haricindeki adamlar ne kadar büyük ve âlim ve san’atkâr da olsalar, sözleri onda geçmez, hükümleri hüccet olmaz; o fennin icma-ı




    Avrupa: (bk. bilgiler) adem: yokluk
    bedbaht: kötü bahtlı, talihsiz düstur: kural, prensip
    ecel: ölüm vakti elem: acı, keder, sıkıntı
    elhasıl: özetle, kısaca elîm: elemli, acılı
    fen: bilim feylesof: filozof, felsefeci
    hakikat: doğru gerçek hususan: özellikle
    hususi: özel hüccet: güçlü delil, sarsılmaz kanıt
    idam-ı ebedî: dirilmemek üzere sonsuz yokoluş ihtar etmek: hatırlatmak
    itikad: inanma izale: giderme
    kesret: çokluk kâinat: evren, bütün yaratılmışlar
    medar-ı münakaşa: tartışma sebebi meftun: düşkün, tutkun
    mevt: ölüm mâni olmak: engel olmak
    münkir: inanmayan, inkar eden müteaddit: birçok, çeşitli
    nazar: bakış, düşünce nefis: kişinin kendisi
    nefiy: inkâr etme nefsülemir: işin kendisi, aslı
    saadet-i ebediye: sonsuz mutluluk san’atkâr: sanatçı, san’atta uzman
    sûret: biçim, şekil taaddüt: birden fazla olma, çoğalma
    tereddüt: şüphe terhis: göreve son verme
    tesanüd: dayanışma umum: bütün, genel
    vaki: olmuş, mevcut vuku bulma: meydana gelme
    vâhid: bir yakîn: kesin ve doğru bilgi
    zahîr olma: destekçi, yardımcı olma zâhiren: görünürde
    Yazar : Risale Forum
    Facebook ile paylasmak icin tiklayiniz Google ile paylasmak icin tiklayinizYahoo ile paylasmak icin tiklayiniztwitter ile paylasmak icin tiklayiniz

  5. #5
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Feb 2010
    Nereden Yer
    İstanbuL.
    Mesajlar Mesajlar
    2.960
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 504 + 34720


    Yedinci Şuâ -sayfa 143

    ulemasına dahil sayılmazlar. Meselâ büyük bir mühendisin, bir hastalığın keşfinde ve tedavisinde bir küçük tabip kadar hükmü geçmez. Ve bilhassa, maddiyatta çok tevağğul edenve gittikçe mâneviyattan tebâud eden ve nura karşı gabîleşen ve kabalaşan ve aklı gözüne inen en büyük bir feylesofun münkirâne sözü mâneviyatta nazara alınmaz ve kıymetsizdir.


    Acaba yerde iken Arş-ı Âzamı temaşa eden, harika bir deha-yı kudsî sahibi olan ve doksan sene mâneviyatta terakki edip çalışan ve hakaik-ı imaniyeyi ilmelyakîn, aynelyakîn, hattahakkalyakîn sûretinde keşfeden Şeyh Geylâni (k.s.) gibi yüz binler ehl-i hakikatın ittifak ettikleri tevhidî ve kudsî ve mânevî meselelerde, maddiyatın en dağınık ve kesretin en cüz’îteferruatına dalan ve sersemleşen ve boğulan feylesofların sözleri kaç para eder? Ve inkârları ve itirazları, gök gürültüsüne karşı sivrisineğin sesi gibi sönük olmaz mı?
    Hakaik-ı İslâmiyeye zıddiyet gösterip mübareze eden küfrün mâhiyeti bir inkârdır, bir cehildir, bir nefiydir. Sureten ispat ve vücudî görülse de, mânâsı ademdir, nefiydir. İman ise ilimdir, vücudîdir, ispattır, hükümdür. Herbir menfî meselesi dahi, bir müspet hakikatın ünvanı ve perdesidir.


    Eğer imana karşı mübareze eden ehl-i küfür, gayet müşkülâtla menfî itikadlarını kabul-ü adem ve tasdik-i adem suretinde ispat ve kabul etmeye çalışsalar; o küfür bir cihette yanlış bir ilim ve hatâ bir hüküm sayılabilir. Yoksa, irtikâbı çok kolay olan yalnız adem-i kabul ve inkâr ve adem-i tasdik ise cehl-i mutlaktır, hükümsüzlüktür.


    Elhasıl, itikad-ı küfriye, iki kısımdır:


    Birisi: Hakaik-i İslâmiyeye bakmıyor. Kendine mahsus yanlış bir tasdik ve bâtıl bir itikat ve hatâ bir kabuldür ve zâlim bir hükümdür. Bu kısım bahsimizden hariçtir. O bize karışmaz, biz de ona karışmayız.




    Arş-ı Azam: Cenab-ı Allah’ın sınırsız egemenliğinin ve büyüklüğünün tecelli ettiği yer adem: yokluk, hiçlik
    adem-i kabul: kabule yanaşmama, bir hükme varmama adem-i tasdik: tasdik etmeye yanaşmama; tasdiksizlik
    aynelyakîn: gözle görür derecesinde olan kesinlik ve şüphesizlik bilhassa: özellikle
    bâtıl: doğru olmayan, yalan, yanlış cehl-i mutlak: tam bilgisizlik
    cihet: şekil, yön cüz’î: ferdî, küçük, birey
    deha-yı kudsî: kutsal deha, zekâ ehl-i hakikat: doğru ve hak yolda olan kimseler
    ehl-i küfür: inkârcılar, kâfirler elhasıl: özetle, kısaca
    feylosof: filozof, felsefeci gabîleşen: yabancılaşan, âdeta körleşen
    gayet: son derece hakaik-ı imaniye: iman hakikatleri, gerçekleri
    hakaik-ı İslâmiye: İslâmın gerçekleri, esasları hakikat: doğru gerçek
    hakkalyakin: bizzat yaşanarak elde edilen kesinlik ve şüphesizlik icma-ı ulema: âlimlerin bir konuda görüş birliğine varmaları
    ilmelyakîn: ilmî delile dayanan kesinlik ve şüphesizlik irtikâb: yapma, işleme
    ispat: varlık ortaya koyma itikad-ı küfriye: küfür itikadı, inkâra dayalı inanç biçimi
    itikat: inanma, tasdik etme kabul-ü adem: yokluğunu iddia etme, inkâr etme
    kesret: çokluk keşif: açığa çıkarma
    kudsî: her türlü kusur ve noksandan uzak, mukaddes küfür: inkâr
    maddiyat: maddi şeyler mahiyet: esas nitelik, özellik
    menfî: olumsuz mâneviyat: mânevî âleme ait olan şeyler
    mübareze: karşı koyma, çarpışma münkirâne: inkâr ederek
    müşkülat: zorluklar, güçlükler nazar: dikkat, görüş
    nefiy: inkâr etme, var olanı reddetme sûret: biçim, şekil
    tasdik: doğrulama, onaylama tasdik-i adem: yokluğunu tasdik etme
    tebâud eden: uzaklaşan teferruat: ayrıntılar
    temâşâ etmek: seyretmek, hoşlanarak bakmak terakki etmek: yükselmek, ilerlemek
    tevağğul eden: meşgul olan, uğraşan tevhidî: Allah’ın birliği ile ilgili
    vücudî: varlıkla ilgili, var olan zıddiyet: zıtlık
    Şeyh Geylâni: (bk. bilgiler-Abdülkàdir Geylânî)
    Yazar : Risale Forum
    Facebook ile paylasmak icin tiklayiniz Google ile paylasmak icin tiklayinizYahoo ile paylasmak icin tiklayiniztwitter ile paylasmak icin tiklayiniz

  6. #6
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Feb 2010
    Nereden Yer
    İstanbuL.
    Mesajlar Mesajlar
    2.960
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 504 + 34720


    Yedinci Şuâ - sayfa 144

    İkincisi: Hakaik-i imaniyeye karşı çıkar, muaraza eder. Bu dahi iki kısımdır:
    Birisi: Adem-i kabuldür. Yalnız, ispatı tasdik etmemektir. Bu ise bir cehildir; bir hükümsüzlüktür ve kolaydır. Bu da bahsimizden hariçtir.
    İkincisi: Kabul-ü ademdir. Kalben, ademini tasdik etmektir. Bu kısım ise bir hükümdür, biritikaddır, bir iltizamdır. Hem iltizamı için nefyini ispat etmeye mecburdur.


    Nefiy dahi iki kısımdır:


    Birisi: “Has bir mevkide ve hususî bir cihette yoktur” der. Bu kısım ise ispat edilebilir. Bu kısım da bahsimizden hariçtir.
    İkinci kısım ise: Dünyaya ve kâinata ve âhirete ve asırlara bakan imanî ve kudsî ve âmm vemuhît olan meseleleri nefiy ve inkâr etmektir. Bu nefiy ise, Birinci Meselede beyan ettiğimiz gibi, hiçbir cihetle ispat edilmez. Belki kâinatı ihâta edecek ve âhireti görecek ve hadsizzamanın her tarafını temaşâ edecek bir nazar lâzımdır, tâ o gibi nefiyler ispat edilebilsin.
    İkinci varta ve çare-i necat: Bu dahi iki meseledir:


    Birincisi: Azamet ve kibriya ve nihayetsizlik noktasında, ya gaflete veya mâsiyete veyamaddiyata dalmak sebebiyle darlaşan akıllar, azametli meseleleri ihata edemediklerinden, birgurur-u ilmî ile inkâra saparlar ve nefyederler. Evet, o mânen sıkışmış ve kurumuş akıllarına ve bozulmuş ve mâneviyatta ölmüş olan kalblerine, çok geniş ve derin ve ihatalı olan imanî mes’eleleri sığıştıramadıklarından, kendilerini küfre ve dalâlete atarlar, boğulurlar.


    Eğer dikkatle kendi küfürlerinin iç yüzüne ve dalâletlerinin mâhiyetine bakabilseler, görecekler ki, imanda bulunan mâkul ve lâyık ve lâzım olan azamete karşı, yüz derece muhâlve imkânsızlık ve imtinâ o küfrün altında ve içindedir. Risale-i Nur yüzer mizan vemuvazenelerle bu hakikatı iki kere iki dört eder derecesinde kat’î ispat etmiş.
    Meselâ, Cenâb-ı Hakkın vücub-u vücûdunu ve ezeliyetini ve ihatalı sıfatlarını





    Cenâb-ı Hak: Hakkın tâ kendisi olan, şeref ve yücelik sahibi Allah adem: yokluk, hiçlik
    adem-i kabul: kabule yanaşmama, bir hükme varmama azamet: büyüklük
    beyan etmek: açıklamak cehil: cahillik
    cihet: şekil, yön dalâlet: hak yoldan sapkınlık, inançsızlık
    ezeliyet: varlığının başlangıcı olmaması, sonsuzluk gaflet: âhirete, Allah’ın emir ve yasaklarına duyarsız davranma hâli, umursamazlık
    gurur-u ilmî: ilmin verdiği gurur ve enaniyet hadsiz: sınırsız
    hakaik-i imâniye: iman hakikatleri, gerçekleri hakikat: doğru gerçek
    hususî: özel ihâta: kuşatma, kapsama
    iltizam: taraf tutma, taraftarlık imtina: imkansızlık
    itikad: inanma, tasdik etme kabul-ü adem: yokluğunu iddia etme, inkâr etme
    kat’i: şüphesiz, kesin kibriyâ: büyüklük
    kudsî: her türlü kusur ve noksandan uzak, mukaddes kâinat: evren, bütün yaratılmışlar
    küfür: inkâr, bile bile reddetme maddiyat: maddi şeyler
    mahiyet: esas, öz, asıl nitelik makul: akla ve mantığa uygunluk
    mizan: ölçü, denge muaraza etmek: mücadele etmek, karşı gelmek
    muhal: imkansız, olmayacak şey muhit: kuşatıcı
    muvazene: karşılaştırma, kıyaslama mânen: mânevî olarak
    mâneviyat: mânevî âleme ait olan şeyler mâsiyet: günah, isyan
    nazar: bakış, düşünce nefiy/nefy: var olanı reddetme, inkâr etme
    nihayetsiz: sonsuz temâşâ etmek: seyretmek, bakmak
    varta: tehlike vücub-u vücud: Allah’ın varlığının zorunlu oluşu, var olmak için bir sebebe muhtaç olmaması
    âmm: genel, umumî çare-i necat: kurtuluş çaresi
    Yazar : Risale Forum
    Facebook ile paylasmak icin tiklayiniz Google ile paylasmak icin tiklayinizYahoo ile paylasmak icin tiklayiniztwitter ile paylasmak icin tiklayiniz

  7. #7
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Feb 2010
    Nereden Yer
    İstanbuL.
    Mesajlar Mesajlar
    2.960
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 504 + 34720


    Yedinci Şuâ -sayfa 145

    azametleri için kabul edemeyen adam, ya hadsiz mevcudata, belki nihayetsiz zerrelere, ovücub-u vücudu ve ezeliyetini ve ulûhiyet sıfatlarını vermekle küfrünü itikad edebilir. Veyahut ahmak sofestâîler gibi, hem kendini, hem kâinatın vücudunu inkâr ve nefyetmekle akıldan istifa etmelidir. İşte, bunun gibi bütün hakaik-ı imaniye ve İslâmiye, kendilerinin şe’nlerini,muktezaları olan azamete istinad ederek, karşılarındaki küfrün dehşetli muhâlâtından vevahşetli hurâfâtından ve zulmetli cehâlâtından kurtarıp kemâl-i iz’an ve teslimiyetle selîmkalblerde ve müstakim akıllarda yerleştirirler.


    Evet, ezan ve namaz gibi ekser şeâir-i İslâmiyede kesretle


    1 اَللهُ اَكْبَرُ اَللهُ اَكْبَرُ اَللهُ اَكْبَرُ اَللهُ اَكْبَرُ azamet-i kibriyasını her vakit ilânı, hem
    2 اَلْعَظَمَةُ اِزَارِى وَالْكِبْرِيَاۤءُ رِدَاۤئِى hadîs-i kudsîninfermanı, hem Cevşenü’l-Kebîr Münâcâtının seksen altıncı ukdesinde
    يَا مَنْ لاَمُلْكَ اِلاَّ مُلْكَهُ يَامَنْ لاَيُحْصِى الْعِبَادُ ثَنَاءَهُ
    يَا مَنْ لاَتَصِفُ الْخَلاَئِقُ جَلاَلَهُ يَا مَنْ لاَتَنَالُ اْلاَوْهَامُ كُنْهَهُ
    يَا مَنْ لاَيُدْرِكُ اْلاَبْصَارُ كَمَالَهُ يَا مَنْ لاَيَبْلُغُ اْلاَفْهَامُ صِفَاتَهُ
    يَا مَنْ لاَيَنَالُ اْلاَفْكَارُ كِبْرِيَاءَهُ يَا مَنْ لاَيُحْسِنُ اْلاِنْسَانُ نُعُوتَهُ 3




    Not
    Dipnot-1
    “Allah en büyüktür. Allah en büyüktür. Allah en büyüktür. Allah en büyüktür.”

    Dipnot-2 “Azamet gömleğim, Kibriyâ ise kaftanımdır.” Müslim, Birr: 136; Ebû Dâvud, Libâs: 25; İbn-i Mâce, Zühd: 16; Müsned: 2:248, 376, 414, 427, 442, 4:416; İbn-i Hibban, Sahih, 1:272, 7:473; Alâuddin el-Hindî, Kenzü’l-Ummâl: 3:534.

    Dipnot-3 Ey mülkünden başka memleket bulunmayan Zât,  Ey kullarının senâlarıyla Onu övmekte âciz kaldıkları Zât,  Ey mahlûkatı Onun yüceliğini vasfedemeyen Zât,  Ey künhüne vehimler bile yetişemeyen Zât, (yalnız bu cümle Cevşen’in 54. ukdesinde yer almaktadır.)  Ey kemâli gözle idrak edilemeyen Zât,  Ey sıfât-ı kudsiyesine fehimler ulaşamayan Zât,  Ey kibriyâsına fikirler erişemeyen Zât,  Ey evsâf-ı cemâliyesini insanların güzel gösteremediği Zât.






    Cevşenü’l-Kebir Münâcâtı: Peygamberimize Cebrâil’in (a.s.) getirdiği ve “Zırhı çıkar, bu duâyı oku” dediği meşhur duâ azamet: büyüklük, haşmet
    azamet-i kibriyâ: büyüklüğün varlıkları kuşatması cehalet: cahillik
    ekser: çoğunluk ezeliyet: varlığının başlangıcı olmaması, sonsuzluk
    ferman: buyruk, emir hadsiz: sayısız, sınırsız
    hadîs-i kudsî: Peygamber Efendimizin doğrudan Cenâb-ı Haktan naklettiği Kur’ân dışındaki sözler hakaik-i imaniye: iman hakikatleri, esasları
    hurâfât: hurâfeler, bâtıl inanışlar istinad etmek: dayanmak
    itikad etmek: inanmak kemâl-i iz’an: kesin bir şüphesizlik, tam bir inanç
    kesret: çokluk kâinat: evren, bütün yaratılmışlar
    mevcudat: varlıklar muhâlât: imkansız, olmayacak şeyler
    mukteza: bir şeyin gereği müstakim: doğru yolda olan
    nefyetmek: inkar etmek, reddetmek nihayetsiz: sınırsız, sonsuz
    selim: sağlam, temiz sofestâî: Yaratıcıyı kabul etmemek için herşeyi, hatta kendini dahi inkâr eden
    ukde: düğüm, bağ ulûhiyet: Cenab-ı Allah’ın ilahlığı
    vahşetli: ürkütücü vücub-u vücud: Allah’ın varlığının zorunlu oluşu, var olmak için bir sebebe muhtaç olmaması
    vücud: varlık, var oluş zerre: atom
    zulmetli: karanlık şeâir-i İslâmiye: İslâma sembol olmuş iş ve ibâdetler
    şe’n: hal, nitelik, özellik
    Yazar : Risale Forum
    Facebook ile paylasmak icin tiklayiniz Google ile paylasmak icin tiklayinizYahoo ile paylasmak icin tiklayiniztwitter ile paylasmak icin tiklayiniz

  8. #8
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Feb 2010
    Nereden Yer
    İstanbuL.
    Mesajlar Mesajlar
    2.960
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 504 + 34720


    Yedinci Şuâ - sayfa 146

    يَا مَنْ لاَيَرُدُّ الْعِبَادُ قَضَاءَهُ يَا مَنْ ظَهَرَ فِى كُلِّ شَىْءٍ اٰيَاتُهُ
    سُبْحَانَكَ يَالاَۤ إِلٰهَ اِلاَّ أَنْتَ اْلأَمَانُ اْلأَمَانُ نَجِّنَا مِنَ النَّارِ 1
    diye olan gayet ârifâne münâcât-ı Ahmediyenin (a.s.m.) beyanı gösteriyor ki, azamet vekibriya lüzumlu bir perdedir.






    Not
    Dipnot-1
    Ey hüküm ve kazâsı kullar tarafından geri çevrilemeyen Zât,  Ey herbir şeyde âyetleri zâhir olan Zât,  Sen aczden ve şerikten münezzeh ve mukaddessin. Senden başka ilâh yok ki bize imdad etsin. El-aman, el-aman! Bizi azap ateşinden ve Cehennemden kurtar.







    azamet: büyüklük, haşmet beyan: açıklama, anlatım
    gayet: son derece kibriyâ: büyüklük, yücelik
    münâcât-ı Ahmediye: Peygamberimizin (a.s.m.) Cenab-ı Allah’a karşı duası ârifâne: bilen birine yakışır bir şekilde

    Yazar : Risale Forum
    Facebook ile paylasmak icin tiklayiniz Google ile paylasmak icin tiklayinizYahoo ile paylasmak icin tiklayiniztwitter ile paylasmak icin tiklayiniz

  9. #9
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Feb 2010
    Nereden Yer
    İstanbuL.
    Mesajlar Mesajlar
    2.960
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 504 + 34720


    Yedinci Şuâ -sayfa 147

    Âyetü’l-Kübrâ
    Kâinattan Hâlıkını soran bir seyyahın müşahedatıdır.

    تُسَبِّحُ لَهُ السَّمٰوَاتُ السَّبْعُ وَاْلاَرْضُ وَمَنْ فِيهِنَّ وَإِنْ مِنْ شَىْءٍ إِلاَّ يُسَبِّحُ بِحَمْدِهِ وَلٰكِنْ لاَ تَفْقَهُونَ تَسْبِيحَهُمْ إِنَّهُ كَانَ حَلِيمًا غَفُورًا 1


    Bu İkinci Makam, bu âyet-i muazzamayı tefsir etmekle beraber, tayyedilen Arabî Birinci Makamın burhanlarını ve hüccetlerini ve tercümesini ve kısa bir meâlini beyan eder. Şöyle ki:


    Bu âyet-i muazzama gibi pek çok âyât-ı Kur’âniye, bu kâinat Hâlıkını bildirmek cihetinde, her vakit ve herkesin en çok hayretle bakıp zevkle mütalâa ettiği en parlak bir sahife-i tevhidolan semâvâtı en başta zikretmelerinden, en başta ona başlamak muvafıktır.
    Evet, bu dünya memleketine ve misafirhanesine gelen herbir misafir, gözünü açıp baktıkça görür ki: Gayet keremkârâne bir ziyafetgâh ve gayet san’atkârane bir teşhirgâh ve gayethaşmetkârâne bir ordugâh ve talimgâh ve gayet hayretkârâne ve şevk-engizâne bir seyrangâhve temâşâgâh ve gayet mânidarâne ve hikmetperverâne bir mütalâagâh olan bu güzel misafirhanenin sahibini ve bu kitab‑ı kebîrin müellifini ve bu muhteşem memleketin sultanını tanımak ve bilmek için şiddetle merak ederken, en başta göklerin nur yaldızıyla yazılan güzel yüzü görünür. “Bana bak, aradığını sana bildireceğim” der. O da bakar, görür ki:




    Not
    Dipnot-1
    “Rahman ve Rahîm olan Allah’ın adıyla.” “Yedi gökle yer ve onların içindekileri Onu tesbih eder. Hiçbir şey yoktur ki Onu övüp Onu tesbih etmesin; fakat siz onların tesbihlerini anlamazsınız. Şüphesiz ki O Halîmdir, cezâ vermekte acele etmez; Gafûrdur, günahları çokça bağışlar.” İsrâ Sûresi, 17:44.





    Arabî: Arapça Hâlık: yaratıcı, herşeyi yaratan Allah
    ayetü’l-kübra: en büyük delil beyan etmek: açıklamak
    burhan: güçlü delil, sarsılmaz kanıt cihet: tarz, şekil
    gayet: son derece hayretkârâne: hayret ederek
    haşmetkârâne: haşmetli ve görkemli bir şekilde hikmetperverâne: hikmetli bir şekilde
    hüccet: kesin delil, kanıt keremkârâne: cömertlik ve ikramda bulunarak
    kitab-ı kebîr: büyük kitap, kâinat kitabı kâinat: evren, bütün yaratılmışlar
    muvafık: lâyık, uygun mânidarâne: anlamlı bir şekilde
    müellif: telif eden, yazan mütalâa etmek: dikkatle okumak, incelemek
    mütalâagâh: dikkatlice okuma ve inceleme yeri müşahedat: gözlemler
    ordugâh: ordunun konakladığı yer sahife-i tevhid: herşeyin bir olan Allah’a ait olduğunu gösteren birlik sayfası
    san’atkârane: sanatlı bir şekilde semavat: gökler
    seyrangâh: gezi ve seyir yeri seyyah: gezgin, yolcu
    talimgâh: eğitim yeri tayyetmek: atlamak, çıkarmak
    tefsir etmek: açıklamak, yorumlamak temâşâgâh: ibret ve hayretle gözlemleme ve seyretme yeri
    teşhirgâh: sergi yeri ziyafetgâh: ziyafet yeri
    âyet-i muazzama: azametli, çok büyük âyet âyât-ı Kur’âniye: Kur’ân’ın âyetleri
    şevk-engizâne: şevke getirerek
    Yazar : Risale Forum
    Facebook ile paylasmak icin tiklayiniz Google ile paylasmak icin tiklayinizYahoo ile paylasmak icin tiklayiniztwitter ile paylasmak icin tiklayiniz

  10. #10
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Feb 2010
    Nereden Yer
    İstanbuL.
    Mesajlar Mesajlar
    2.960
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 504 + 34720


    Yedinci Şuâ -sayfa 148

    Bir kısmı arzımızdan bin defa büyük ve o büyüklerden bir kısmı top güllesinden yetmiş derece sür’atli yüz binler ecram-ı semâviyeyi direksiz, düşürmeden durduran ve birbirine çarpmadan fevkalhad çabuk ve beraber gezdiren; yağsız, söndürmeden mütemadiyen o hadsizlâmbaları yandıran ve hiçbir gürültü ve ihtilâl çıkartmadan o nihayetsiz büyük kütleleri idare eden ve güneş ve kamerin vazifeleri gibi, hiç isyan ettirmeden o pek büyük mahlûkları vazifelerle çalıştıran ve iki kutbun dairesindeki hesap rakamlarına sıkışmayan bir nihayetsizuzaklık içinde, aynı zamanda, aynı kuvvet ve aynı tarz ve aynı sikke-i fıtrat ve aynı surette, beraber, noksansız tasarruf eden ve o pek büyük mütecaviz kuvvetleri taşıyanları, tecavüz ettirmeden kanununa itaat ettiren ve o nihayetsiz kalabalığın enkazları gibi, göğün yüzünü kirletecek süprüntülere meydan vermeden, pek parlak ve pek güzel temizlettiren ve birmuntazam ordu manevrası gibi manevrayla gezdiren ve arzı döndürmesiyle, o haşmetlimanevranın başka bir surette hakikî ve hayalî tarzlarını her gece ve her sene sinema levhaları gibi seyirci mahlûkatına gösteren bir tezahür-ü rububiyet ve o rububiyet faaliyeti içinde görünen teshir, tedbir, tedvir, tanzim, tanzif, tavziften mürekkep bir hakikat, bu azameti veihatatı ile o semâvât Hâlıkının vücub-u vücuduna ve vahdetine ve mevcudiyeti, semâvâtınmevcudiyetinden daha zâhir bulunduğuna bilmüşahede şehadet eder mânâsıyla Birinci Makamın Birinci Basamağında


    لاَۤ إِلٰهَ إِلاَّ اللهُ الْوَاجِبُ الْوُجُودِ الَّذِى دَلَّ عَلٰى وُجُوبِ وُجُودِهِ فِى وَحْدَتِهِ: اَلسَّمَاوَاتُ بِجَمِيعِ مَا فِيهَا، بِشَهَادَةِ عَظَمَةِ إِحَاطَةِ حَقِيقَةِ: اَلتَّسْخِيرِ، وَالتَدْبِيرِ، وَالتَّدْوِيرِ، وَالتَّنْظِيمِ، وَالتَّنْظِيفِ، وَالتَّوْظِيفِ الْوَاسِعَةِ الْمُكَمَّلَةِ بِالْمُشَاهَدَةِ 1
    denilmiştir.




    Not
    Dipnot-1
    Allah’tan başka ilâh yoktur. O Vâcibü’l-Vücud ki, vüs’at ve mükemmeliyeti bilmüşahede görünen teshir ve tedbir ve tedvir(döndürme) ve tanzim ve tanzif ve tavzif hakikatlerinin azamet-i ihatasının şehadetiyle, semâvât bütün içindekilerle beraber Onunvahdet içindeki vücub-u vücuduna delâlet eder.







    Hâlık: yaratıcı, herşeyi yaratan Allah Vâcibü’l-Vücud: varlığı zorunlu olan, var olmak için hiçbir sebebe muhtaç olmayan, Allah
    arz: yer, dünya azamet: büyüklük, haşmet
    bilmüşahede: gözle görüldüğü gibi ecrâm-ı semâviye: gök cisimleri
    fevkalhad: olağanüstü hadsiz: sınırsız
    hakikat: doğru gerçek hakikî: gerçek, doğru
    haşmetli: görkemli, heybetli ihata: kapsama, kuşatma
    ihtilâl: karışıklık kamer: ay
    mahlukât: yaratılmışlar mahlûk: yaratılmış
    mevcudiyet: var olma hali muntazam: düzenli, intizamlı
    mürekkep: –den oluşmuş, birleşik mütecaviz: saldırgan, haddi aşan
    mütemadiyen: sürekli olarak, aralıksız nihayetsiz: sınırsız, sonsuz
    rububiyet: Rablık; herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri vermesi, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulundurması semâvât: gökler
    sikke-i fıtrat: yaratılış sikkesi, damgası suret: biçim, şekil
    tanzif: temizleme, temizletme tanzim: düzenleme, düzene koyma
    tasarruf etmek: dilediği gibi kullanmak tavzif: görevlendirme, vazifelendirme
    tedbir: idare etme, ihtiyacını karşılama tedvir: çekip çevirme, idare etme
    teshir: boyun eğdirme, emrine verme tezahür-ü Rububiyet: Allah’ın bütün varlık âlemini kuşatan egemenliği, idare ve terbiyesinin kendisini göstermesi
    vahdet: birlik vücub-u vücud: Allah’ın varlığının zorunlu oluşu, var olmak için bir sebebe muhtaç olmaması
    zâhir: açık, âşikar şehadet etmek: şahit olmak, tanık olmak
    Yazar : Risale Forum
    Facebook ile paylasmak icin tiklayiniz Google ile paylasmak icin tiklayinizYahoo ile paylasmak icin tiklayiniztwitter ile paylasmak icin tiklayiniz

Sayfa 1/11 12345 ... SonSon

Facebook Yorumları

Facebook Giriş

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Bu Konudaki Etiketler

128, 136, 140, 142, 143, 144, 145, 146, 147, 148, 149, 151, 152, 153, 154, 155, 157, 159, 160, 161, 162, 163, 164, 165, 166, 167, 168, 169, 171, 172, 174, 176, 177, 178, 179, 180, 181, 183, 184, 185, 186, 187, 189, 191, 192, 193, 194, 195, 196, 197, 198, 199, 203, 204, 205, 206, 207, 227, 427, 592, 600, açacak, acip, adaletli, adalettir, adedince, adıyla, aklı, akıldan, akıllara, aldatmaz, âlemleri, aleyhisselâ, alınmış, amellerin, âmî, araf, arkadaşı, arz, asfiya, askerlik, asra, asırlara, atan, aya, âyine, azot, ağlayarak, bab, bahçeyi, bakmıyor, basar, baskı, bağlantı, bağış, bağışlar, başıboş, beraberlik, berzahta, beslemek, beşer, biçarelerin, bildirir, bilinen, bilinmez, bilmeliyiz, bilmesi, bilmüşahede, binaen, bir adam, birdir, biri, birincisi, birlik, bitkisel, bizimle, bizleri, botanik, budur, bulunmak, bütün, bırakmıyor, çalışıyor, cemiyetli, cevaben, cihazat, çok, cömertlik, çıkan, çıkış, dadır, daire, dane, dağlar, dedikleri, dediler, delildir, demeye, demişler, derece, dersimizi, desteklemek, değiştirme, dikkatle, dile, dilemek, dininde, dirilere, diriltecek, diz, doğruları, dünyasına, düzenli, düğü, dış, dışında, eceli, edecek, edenleri, edilemeyen, edipler, ediyorlar, efes turları, eksiksiz, ellerinde, emrini, emsal, envârı, esrarlı, etmeme, etmemesi, etmemiz, etrafındaki, etsem, ettiren, ettirir, ettiğimiz, eşsiz, fazilet, ferâset, fikirleri, fiyat, fıtraten, gaflete, gelmiş, gerçekleri, gerçeklik, getirip, gezi, gitmiş, giydirmek, giyer, gökte, göndermiş, görmeye, görünmek, görüyorum, gösterme, gözümüzle, güldeste, güvenme, güzelliği, hakikat, hakikatten, hakkaniyeti, haktan, halka, hallere, hallerini, hâlıkını, harap, harflerinin, hastalıktan, hatası, havuz, hayrette, herbir, herkes, herşeye, herşeyin, hicr, hilkat, hücum, huyları, icadı, içindekiler, ihanet, ihata, ihyası, ilerleme, ilham, ilhamlar, ilimle, ilk, imaniye, imaniyeyi, imdat, imtiyazlı, indirdi, iniyor, insanlığı, isbat, istediğini, istiyorlar, izale, işaret, işgal, işittim, iştiyak, kabul, kalblerine, kamer, kandilleri, kanunları, karanlıklarında, kardeşi, kardeşlerimizi, kartal, karışması, karıştıran, katılma, kemik, kendilerini, kendisinde, kesretli, kitabını, konuşmak, kudretine, küfrü, kullar, külliye, kutbun, kuvvetle, kuvvettir, kısa, kısmı, kısımdan, kıyamete, kıymetini, kıymetler, kıymetsiz, lisanı, lütuf, lüzumu, maddeten, mama, mâneviyattan, masnuatı, mağfiret, mecbur, mecmuası, medarı, medrese, mektup, menbaı, merhametin, mesel, meselâ, meselede, meseledir, mevcudat, mevsimlerin, meydanı, milleti, misafirhanesi, misli, muazzam, muhakkak, muhaldir, muhtacı, muhterem, mümkü, mürşidi, müstehak, mütehayyir, müş, nail, nağmesi, nefer, neşretmek, nihayet, nurlandıran, olduğuna, olduğundan, olmazlar, olsalar, onlardan, orga, özellikle, pamuk, parçalar, peygamberlere, peygambersiz, risalesini, risaleti, rububiyeti, sayılan, seçim, sekiz, semaniye, senâ, sergilemek, sermaye, seviyesi, sohbete, son, sözlerde, sözlerinin, süre, süren, suretle, surlar, susuz, sıraları, sırra, sızmak, sığı, tahrip, tamamıyla, tanıttırır, tasdike, taşları, tebdili, tecavüz, teli, temasları, terakki, tevhiddeki, teşhir, tokmak, toplansa, tükenmez, tutma, umum, üstü, vahy, varlığının, vazifeler, vazifeli, verdiği, verilmiş, vermişler, veyahut, yapması, yaratanı, yardımı, yayı, yazdığı, yazılan, yazıldığı, yerden, yetişilemez, yetişilmez, yolcusu, ıslah, yüzleri, yıldızlara, yıldızları, ışık, ışıkları, zahmet, zahmetsiz, zamanları, zelzele, zeminde, şahsî, şahsiyet, şartları, şefkatlisi, şehadetler, şekerli, şerifi, şevk, şeye, şeylerle, şirkin, şöhret, şuâ, şükrettim, şurup

Etiket Bulutu Ana Sayfası

Sosyal İmleme

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222