Sayfa 1/4 1234 SonSon
38 sonuçtan 1 ile 10 arası

  1. #1
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Feb 2010
    Nereden Yer
    İstanbuL.
    Mesajlar Mesajlar
    2.960
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 507 + 34720


    Dördüncü Şuâ


    Mânen ve rütbeten Beşinci Lem’a ve sureten ve makamen Otuz Birinci Mektubun Otuz Birinci Lem’asının kıymettar Dördüncü Şuâı ve Âyet-i Hasbiyenin mühim bir nüktesidir.

    İHTAR: Risale-i Nur, sair kitaplara muhalif olarak, başta perdeli gidiyor; gittikçe inkişaf eder. Hususan bu risalede Birinci Mertebe çok kıymettar birhakikat olmakla beraber çok ince ve derindir. Hem bu Birinci Mertebe, bana mahsus gayet ehemmiyetli bir muhakeme-i hissî ve gayet ruhlu bir muamele-i imanî ve gayet gizli bir mükâleme-i kalbî suretinde, mütenevvi ve derin dertlerime şifa olarak tebarüz etmiş. Bana tam tevafuk eden tam hissedebilir. Yoksa tam zevk edemez...



    حَسْبُنَا اللهُ وَنِعْمَ الْوَكِيلُ


    1

    Bir zaman ehl-i dünya beni herşeyden tecrit ettiklerinden, beş çeşit gurbetlere düşmüştüm. Ve ihtiyarlık zamanımda kısmen teessürattan gelen beş nevi hastalıklara giriftar olmuştum.Sıkıntıdan gelen bir gafletle, Risale-i Nur’un teselli verici ve medet edici envarına bakmayarak, doğrudan doğruya kalbime baktım ve ruhumu aradım. Gördüm ki, gayetkuvvetli bir aşk-ı bekà ve şedit bir muhabbet-i vücut ve büyük bir iştiyak-ı hayat ve hadsiz biracz ve nihayetsiz bir fakr bende hükmediyorlar. Halbuki müthiş bir fena o bekàyı söndürüyor. O hâletimde yanık bir şairin dediği gibi dedim:


    Not
    Dipnot-1 “Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla.” “Allah bize yeter; O ne güzel vekildir.” Âl-i İmrân Sûresi, 3:173.







    acz: acizlik, güçsüzlük aşk-ı bekà: sonsuzluk aşkı
    bekà: devamlılık, kalıcılık ehemmiyet: önem
    ehl-i dünya: dünyaya dalıp âhireti düşünmeyenler envar: nurlar
    fakr: fakirlik, ihtiyaç hâli fena: gelip geçicilik, yok olma
    gaflet: Cenâb-ı Haktan ve Âhiretten habersiz davranma, dikkatsizlik gayet: son derece
    giriftar olmak: tutulmak hadsiz: sınırsız
    hakikat: doğru, gerçek hususan: özellikle
    hâlet: durum, hâl ihtar: hatırlatma, ikaz
    inkişaf etmek: açığa çıkmak iştiyak-ı hayat: hayatı aşk derecesinde istemek
    kıymettar: kıymetli, değerli lem’a: parıltı
    makamen: makam yönünden medet: yardım
    muamele-i imanî: imânı temel alarak yapılan uygulama muhabbet-i vücut: var olma sevgisi
    muhakeme-i hissî: bir mesele hakkında hislerle düşünme muhalif: aykırı, zıt
    mânen: mânâ bakımından mükâleme-i kalbî: kalpten konuşma
    mütenevvi: çeşitli nevi: tür
    nihayetsiz: sonsuz nükte: ince anlamlı söz
    risale: mektup, kitapçık; Risale-i Nur’da yer alan bölümlerden her birisi rütbeten: rütbe ve değer açısından
    sair: diğer, başka suret: biçim, şekil
    tebârüz etmek: ortaya çıkmak tecrit etmek: soyutlamak, başkalarıyla görüştürmemek
    teessürat: üzüntüler, dış şartların etkisinde kalma tevafuk etmek: uygun düşmek, uyumlu olmak
    Âyet-i Hasbiye: “Allah bize yeter; O ne güzel vekildir” anlamında Âl-i İmrân Sûresinin 173. âyeti şedit: şiddetli
    şuâ: ışık kaynağından çıkan ışık teli; ışın


    Benzer Konular
    Risale-i Nur Soru Cevap 24 : Dördüncü Lem'a (Dördüncü Bölüm)
    Risale-i Nur Soru Cevap 24 : Dördüncü Lem'a (Dördüncü Bölüm) Bismillahirrahmanirrahim; Derslerimize herkes katılabilir. Soru sorabilir veya sorulan sorulara cevap verebilir. Ders anlayışımız; "biz biliyoruz, öğretiyoruz" değil, "anladığımızı paylaşıyoruz.
    Dördüncü Söz
    Dördüncü Söz Dördüncü Söz ﺑِﺴْﻢِ ﺍﻟﻠَّﻪِ ﺍﻟﺮَّﺣْﻤَﻦِ ﺍﻟ᥷
    Dördüncü Mes'ele
    Dördüncü Mes'ele 11.Şua'dan Dördüncü Mes'ele Yine Gençlik Rehberi'nde izahı var. Bir zaman bana hizmet eden kardeşlerim tarafından sual edildi ki: "Küre-i arzı herc ü merce getiren ve İslâm mukadderatıyla alâkadar olan bu
    On Dördüncü Lem'a
    On Dördüncü Lem'a On Dördüncü Lem’a İki Makamdır. Birinci Makamı, iki sualin cevabıdır. بِاسْمِهِ سُبْحَانَه&#
    dördüncü lema dördüncü nükte
    dördüncü lema dördüncü nükte Bismillâhirrahmânirrahîm, DÖRDÜNCÜ NÜKTE Üçüncü Nükte münasebetiyle, Şîalarla Ehl-i Sünnet ve Cemaatin medar-ı nizâı, hattâ akaid-i imaniye kitaplarına ve esasat-ı imaniye sırasına girecek derecede büyütül
    Yazar : Risale Forum
    Konu Muvahhid tarafından (10-03-2012 Saat 11:53 ) değiştirilmiştir.
    ***
    Risale-i Nur eczaları mürşiddir.

    İnsanı haksızlıktan hakka döndürür
    ve hayvanlıktan insaniyete
    ve esfel-i safilinden, a'la-i illiyyine yükseltir.

    Barla - 295
    Facebook ile paylasmak icin tiklayiniz Google ile paylasmak icin tiklayinizYahoo ile paylasmak icin tiklayiniztwitter ile paylasmak icin tiklayiniz

  2. #2
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Feb 2010
    Nereden Yer
    İstanbuL.
    Mesajlar Mesajlar
    2.960
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 507 + 34720


    Dördüncü Şuâ - sayfa 95

    Dîl bekàsı, Hak fenası istedi mülk-ü tenim.Bir devasız derde düştüm, ah, ki Lokman bîhaber.

    Meyusâne başımı eğdim. Birden حَسْبُنَا اللهُ وَنِعْمَ الْوَكِيلُ 1 âyeti imdadıma geldi, dedi: “Beni dikkatle oku.” Ben günde beş yüz defa okudum. Benim içinaynelyakîn sûretinde inkişaf eden çok kıymettar envârından bir kısmını ve yalnız dokuz nurunu ve mertebesini icmalen yazıp, eskiden aynelyakîn ile değil, belki ilmelyakîn ile bilinentafsilâtını Risale-i Nur’a havale ediyorum.

    BİRİNCİ MERTEBE-İ NURİYE-İ HASBİYE


    Bendeki aşk-ı bekà, bendeki bekàya değil, belki sebepsiz ve bizzat mahbub olan kemâl-i mutlak sahibi Zât-ı Zülkemâlin ve Zülcemâlin bir isminin bir cilvesinin mâhiyetimde bir gölgesi bulunduğundan, fıtratımda o Kâmil-i Mutlakın varlığına ve kemâline ve bekàsına müteveccih olan muhabbet-i fıtriye, gaflet yüzünden yolunu şaşırmış, gölgeye yapışmış, âyinenin bekàsına âşık olmuştu. حَسْبُنَا اللهُ وَنِعْمَ الْوَكِيلُ geldi, perdeyi kaldırdı. Gördüm ve hissettim ve hakkalyakîn zevkettim ki, bekàmın lezzet ve saadeti, aynen ve daha mükemmel bir tarzda Bâki-i Zülkemâlin bekàsına ve benim Rabbim ve İlâhım olduğuna imanımda ve iz’ânımda ve îkanımda vardır. Çünkü Onun bekàsıyla benim için lâyemut bir hakikat tahakkuk eder. Zira “Benim mâhiyetim hem bâki, hem sermedî bir ismin gölgesi olur; daha ölmez” diye şuur-u imanî ile takarrur eder.


    Hem o şuur-u imanla mahbub-u mutlak olan Kemâl-i Mutlakın varlığı bilinmekle, şedit ve fıtrî olan muhabbet-i Zâtî tatmin edilir. Hem Bâki-i Sermedînin


    Not
    ]Dipnot-1 “Allah bize yeter; O ne güzel vekildir.” Âl-i İmrân Sûresi, 3:173.




    Bâki-i Sermedî: varlığı sonsuz ve sürekli olan Allah Bâki-i Zülkemâl: sonsuz kemâl sahibi ve varlığı devamlı ve kalıcı olan Allah
    Kemâl-i Mutlak: tam ve sınırsız mükemmellik; Allah Kâmil-i Mutlak: sınırsız mükemmellik ve kusursuzluk sahibi Allah
    Lokman: (bk. bilgiler – Lokman Hekim) Rab: bütün varlıkları terbiye eden ve idaresi ve tasarrufu altında bulunduran Allah
    Zât-ı Zülkemâl: sonsuz mükemmellik sahibi Zât, Allah Zülcemâl: sonsuz güzellik sahibi olan Allah
    aynelyakîn: gözle görerek kesin bilgi edinme aşk-ı bekà: sonsuzluk aşkı
    bekà: devamlılık, kalıcılık bâki: devamlı, kalıcı, ölümsüz
    bîhaber: habersiz cilve: görüntü, yansıma
    devasız: çaresiz dîl: gönül
    envâr: nurlar fena: gelip geçicilik, yok olma
    fıtrat: yaratılış, mizaç fıtrî: doğal, yaratılıştan gelen
    gaflet: Cenâb-ı Hakktan ve âhiretten habersiz olma, dikkatsizlik hakikat: doğru, gerçek
    hakkalyakîn: bizzat yaşayarak elde edilen kesin bilgi icmâlen: kısaca, özetle
    ilmelyakîn: kesin bilgiye dayanarak, kuşkuya yer bırakmayacak biçimde öğrenme imdad: yardım
    inkişaf etmek: açığa çıkmak iz’an: şüpheden uzak, kesin şekilde inanma
    kemâl: mükemmel ve kusursuz olma kıymettar: kıymetli
    lâyemut: ölümsüz mahbub: sevgili, sevilen
    mahbub-u mutlak: sonsuz sevgili mahiyet: bir varlığın temel yapısı
    mertebe-i nuriye-i hasbiye: “Hasbünâ"nın nurlu mertebesi meyusâne: ümitsizce
    muhabbet-i Zâtî: Allah’ın kendi Zâtına karşı duyulan sevgi muhabbet-i fıtriye: yaratılıştan var olan muhabbet, sevgi
    mülk-ü ten: insan vücudu müteveccih: yönelik, yönelmiş
    saadet: mutluluk sermedî: daimî, sürekli
    sûret: biçim, şekil tafsilât: ayrıntılar
    tahakkuk etmek: gerçekleşmek takarrur etmek: karar bulmak, sağlamca yerleşmek
    îkan: delil ve ispat üzerine inanma şedit: şiddetli
    şuur-u imanî: imanî şuûr, imana dayalı bilinç
    Yazar : Risale Forum
    Konu Muvahhid tarafından (10-03-2012 Saat 13:51 ) değiştirilmiştir.
    ***
    Risale-i Nur eczaları mürşiddir.

    İnsanı haksızlıktan hakka döndürür
    ve hayvanlıktan insaniyete
    ve esfel-i safilinden, a'la-i illiyyine yükseltir.

    Barla - 295
    Facebook ile paylasmak icin tiklayiniz Google ile paylasmak icin tiklayinizYahoo ile paylasmak icin tiklayiniztwitter ile paylasmak icin tiklayiniz

  3. #3
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Feb 2010
    Nereden Yer
    İstanbuL.
    Mesajlar Mesajlar
    2.960
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 507 + 34720


    Dördüncü Şuâ - sayfa 96

    bekàsına ve varlığına ait o şuur-u imanî ile kâinatın ve nev-i insanın kemâlâtı bilinir ve bulunur. Ve kemâlâta karşı fıtrî meftuniyet, hadsiz elemlerden kurtulup zevk ve lezzetini alır.


    Hem o şuur-u imanî ile o Bâki-i Sermedîye bir intisap ve o intisabın imanıyla umum mülküne bir münasebet peydâ olur. Ve o münasebet-i intisabî ile, hadsiz bir mülke bir nevi mâlikiyetgibi iman gözüyle bakar, mânen istifade eder.
    Hem şuur-u imanî ile ve intisap ve münasebetle umum mevcudata bir alâka, bir nevi ittisalpeydâ olur. Ve o halde, ikinci derecede vücud-u şahsîsinden başka hadsiz bir vücut, o şuur-u imanî ve intisap ve münasebet ve alâka ve ittisal cihetinde güya onun bir nevi varlığıdır gibi var olur; varlığa karşı fıtrî aşk teskin edilir.



    Hem o şuur-u imanî ve intisap ve münasebet ve alâkadarlığı cihetiyle bütün ehl-i kemâlâta karşı bir uhuvvet peydâ olur. O halde Bâki-i Sermedînin varlığıyla ve bekàsıyla o hadsiz ehl-i kemâl mahvolmayıp zayi olmadıklarını bilmekle, takdir ve tahsinle merbut ve dost olduğuhadsiz dostlarının bekàları ve devam-ı kemâlâtı o şuur-u imanî sahibine ulvî bir zevk verir.
    Hem o şuur-u imanî ve intisap ve münasebet ve alâkadarlık ve uhuvvet vasıtasıyla bütün dostlarımın—ki hayatımı ve bekàmı maalmemnuniye onların saadetleri için feda ediyorum—onların mes’udiyetleri ile hadsiz bir saadet kendimde hissedebilir gördüm.

    Çünkü, bir samimi dostun saadetiyle şefkatli dostu dahi saadetlenir ve lezzetlenir. Şu halde Bâki-i Zülkemâlinbekàsı ve varlığıyla, başta Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm ve âl ve ashabı olarak, umumsâdâtım ve ahbabım olan enbiya ve evliya ve asfiya ve bütün sair hadsiz dostlarım idam-ı ebedîden kurtulduğunu ve bir saadet-i sermediyeye mazhariyetlerini o şuur-u






    Aleyhissalâtü Vesselâm: Allah’ın salât ve selâmı onun üzerine olsun Bâki-i Sermedî: varlığı sonsuz ve sürekli olan Allah
    Bâki-i Zülkemâl: sınırsız mükemmellik sahibi ve varlığı devamlı ve kalıcı olan Allah Resul-i Ekrem: Allah’ın en şerefli ve değerli elçisi olan Hz. Muhammed (a.s.m.)
    ahbab: dostlar, sevilenler alâka: ilgi
    alâkadar: alâkalı, ilgili asfiya: hem velî hem âlim olan büyük zâtlar
    bekà: devamlılık, kalıcılık cihet: taraf, yön
    devam-ı kemâlât: mükemmel özelliklerin devamı ehl-i kemâl: kemâl sahibi olgun kimseler
    elem: acı, keder enbiya: nebiler, peygamberler
    evliya: veliler, Allah dostları fıtrî: doğal, yaratılıştan gelen
    hadsiz: sınırsız idam-ı ebedî: dirilmemek üzere sonsuz yok oluş
    intisap: bağlanma, mensup olma istifade etmek: faydalanmak, yararlanmak
    ittisal: bağlantı kemâlât: mükemmel ve kusursuz özellikler
    maalmemnuniye: memnuniyetle mazhariyet: bir nimete nail olma, erişme
    meftuniyet: düşkünlük merbut: bağlı
    mes’udiyet: mutluluk mevcudat: varlıklar
    mâlikiyet: sahiplik mânen: mânevî yönden
    münasebet: bağlantı, ilgi münasebet-i intisabî: bağlanmaya dayalı ilişki
    nev-i insan: insan türü, insanlık nevi: tür
    peydâ: kazanma, elde etme, meydana gelme saadet: mutluluk
    saadet-i sermediye: sürekli devam eden mutluluk sair: diğer, başka
    sâdât: seyyidler; Peygamberimizin (a.s.m.) soyundan gelenler tahsin: beğenme, bir şeyin güzelliğini ilân etme
    takdir: beğendiğini dile getirme teskin etmek: sakinleştirmek
    uhuvvet: kardeşlik umum: bütün
    vücud-u şahsî: şahsî varlık vücut: varlık
    zayi olmak: kaybolup gitmek âl ve ashab: aile fertleri ve yakın dostlar; Peygamber Efendimizin âile bireyleri ve yakın dostları
    şuur-u imanî: imanî şuur, imâna dayalı bilinç





    Yazar : Risale Forum
    Facebook ile paylasmak icin tiklayiniz Google ile paylasmak icin tiklayinizYahoo ile paylasmak icin tiklayiniztwitter ile paylasmak icin tiklayiniz

  4. #4
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Feb 2010
    Nereden Yer
    İstanbuL.
    Mesajlar Mesajlar
    2.960
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 507 + 34720


    Dördüncü Şuâ - sayfa 97

    imanî ile hissettim. Ve münasebet, alâka, uhuvvet, dostluk sırrıyla saadetleri bana in’ikâs edip saadetlendirdiğini zevk ettim.

    Hem o şuur-u imanî ile, rikkat-i cinsiye ve şefkat-i akraba yüzünden gelen hadsizteellümattan kurtulup hadsiz bir zevk-i ruhanî duydum. Çünkü, hayatımı ve bekàmımaaliftihar onların tehlikelerden kurtulmaları için feda etmeyi fıtrî arzu ettiğim, başta pederlerim ve validelerim ve bütün neslî ve nesebî ve mânevî akrabalarım, Bâkî-i Hakikîninbekàsı ve varlığıyla mahvdan ve ademden ve idam-ı ebedîden ve hadsiz elemlerden kurtulup ohadsiz rahmetine mazhariyetlerini şuur-u imanî ile hissettim. Ve medar-ı gam ve elem olancüz’î ve tesirsiz şefkatime bedel, nihayetsiz bir rahmet, onlara nezaret ve himayet ettiğini duydum, hissettim. Bir valide veledinin lezzetiyle, zevkiyle, rahatıyla zevklenmesi gibi, ben de o bütün şefkat ettiğim zâtların, o rahmetin himayeti altındaki necatlarıyla ve istirahatleriyle zevklendim ve ferahlandım ve çok derin şükrettim.

    Hem o şuur-u imanî ile, netice-i hayatım ve sebeb-i saadetim ve vazife-i fıtratım olan Resâil-i Nur dahi ziya’dan, mahvdan, faidesiz kalmasından ve mânen kurumasından kurtulmalarını ve meyvedar, bâki kalmalarını o intisab-ı imanî ile bildim, hissettim, kanaat getirdim; kendi bekàmın lezzetinden çok ziyade bir mânevî lezzet duydum, tam hissettim. Çünkü, iman ettim ki, Bâkî-i Zülkemâlin bekàsı ve varlığıyla, Resâilü’n-Nur yalnız insanların hafızalarında ve kalblerinde nakşolmuyor. Belki, hadsiz zîşuur mahlûkatın ve ruhânîlerin birmütalâagâhları olmakla beraber, rıza-i İlâhîye mazhar ise, Levh-i Mahfuzda ve elvâh-ı mahfuzada irtisam ederek sevap meyveleriyle tezeyyün eder. Ve bilhassa Kur’ân’amensubiyeti ve kabul-ü Nebevî ve inşaallah marzî-i İlâhî cihetiyle bir anda





    Bâki-i Zülkemâl: sınırsız mükemmellik sahibi ve varlığı devamlı ve kalıcı olan Allah Bâkî-i Hakikî: gerçek anlamda sonsuzluğun tek sahibi olan Allah
    Levh-i Mahfuz: her şeyin bütün ayrıntılarıyla yazıldığı manevî kader levhası adem: hiçlik, yokluk
    bekà: devamlılık, kalıcılık bilhassa: özellikle
    bâki kalma: sürekli var olma cihet: taraf, yön
    cüz’î: az, küçük, ferdî elem: acı, keder
    elvâh-ı mahfuza: her şeyin kaderinin muhafaza edildiği manevî levhalar fıtrî: doğal, yaratılıştan gelen
    hadsiz: sınırsız himayet: koruma
    idam-ı ebedî: dirilmemek üzere sonsuz yok oluş intisab-ı imanî: imanla kurulan bağlantı
    inşaallah: Allah izin verirse in’ikâs etmek: yansımak
    irtisam etmek: resim olarak yansımak istirahat: dinlenme
    kabul-ü Nebevî: Hz. Muhammed’in (a.s.m.) kabul etmesi maaliftihar: iftiharla, memnuniyetle
    mahlukât: varlıklar mahv: yok olma
    marzî-i İlâhî: Allah’ın razı olduğu şey mazhar: erişme, nail olma
    mazhariyet: bir nimete ulaşma, nâil olma medar-ı gam: keder, acı sebebi
    mensubiyet: bir yere bağlı olma meyvedar: meyveli
    mânen: mânevî yönden münasebet: bağlantı, ilgi
    mütalâagâh: etraflıca düşünme ve inceleme yeri necat: kurtuluş
    nesebî: aynı nesepten ve soydan olma neslî: aynı nesilden olma
    netice-i hayat: hayatın neticesi, gayesi nezaret etme: gözetme
    nihayetsiz: sınırsız, sonsuz rahmet: şefkat, merhamet
    rikkat-i cinsiye: insanın kendi cinsinden olana acıması ruhanî: maddî yapısı olmayan, ruh âlemine ait varlık
    rıza-i İlahî: Allah’ın rızası saadet: mutluluk
    saadetlendirmek: mutluluğa eriştirmek sebeb-i saadet: mutluluk sebebi
    teellümât: elemler, acılar tezeyyün etmek: süslenmek
    uhuvvet: kardeşlik valide: anne
    vazife-i fıtrat: yaratılış görevi veled: evlat, çocuk
    zevk-i ruhanî: ruhun zevk alması ziyade: çok
    ziya’: zayi olma, kaybolma zîşuur: şuur sahibi, bilinçli
    şefkat-i akraba: akrabaya karşı duyulan şefkat şuur-u imanî: imanî şuur, imana dayalı bilinç




    Yazar : Risale Forum
    Facebook ile paylasmak icin tiklayiniz Google ile paylasmak icin tiklayinizYahoo ile paylasmak icin tiklayiniztwitter ile paylasmak icin tiklayiniz

  5. #5
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Feb 2010
    Nereden Yer
    İstanbuL.
    Mesajlar Mesajlar
    2.960
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 507 + 34720


    Dördüncü Şuâ - sayfa 98

    vücudu ve nazar-ı Rabbâniyeye mazhariyeti, umum ehl-i dünyanın takdirinden daha ziyadekıymettar bildim.
    İşte hayatımı ve bekàmı o resâilin hakaik-ı imaniyeyi ispat eden herbir risalenin bekàsına,devamına, ifadesine, makbuliyetine feda etmeye her vakit hazır olduğumu ve saadetimi onların Kur’ân’a hizmet etmelerinde bildim. Ve o halde, bekà-i İlâhî ile, yüz derece insanlarıntahsinlerinden daha ziyade bir takdire mazhariyetlerini o intisab-ı imanî ile anladım. Bütün kuvvetimle
    حَسْبُنَا اللهُ وَنِعْمَ الْوَكِيلُ 1 dedim.

    Hem o şuur-u imanî ile, ebedî bir bekà ve daimî bir hayat veren Bâki-i Zülcelâlin bekàsına vevücuduna iman ve imanın a’mâl-i saliha gibi neticeleri, bu fâni hayatın bâki meyveleri veebedî bir bekànın vesileleri olduğunu bildim. Meyvedar bir ağaca inkılâp etmek için kabuğunu terk eden bir çekirdek gibi, ben de o bâki meyveleri vermek için bu bekà-i dünyevînin kabuğunu bırakmaya nefsimi kandırdım. Nefsimle beraber حَسْبُنَا اللهُ وَنِعْمَ الْوَكِيلُ “Onun bekàsı bize yeter” dedim.


    Hem şuur-u imanî ve intisab-ı ubudiyetle toprak perdesinin arkası ışıklanmasını ve ağırtabaka-i türâbiye dahi ölülerin üstünden kalktığını ve kabir kapısıyla girilen yeraltı dahi adem-âlûd karanlıklar olmadığını ilmelyakîn ile bildim. Bütün kuvvetimle حَسْبُنَا اللهُ وَنِعْمَ الْوَكِيلُ dedim.


    Hem gayet kat’î bir surette hissettim ve o şuur-u imanî ile hakkalyakîn bildim ki, fıtratımda çok şiddetli olan aşk-ı bekà, Bâki-i Zülkemâlin bekàsına, varlığına iki cihetle bakarken,enâniyetin perde çekmesiyle mahbubunu kaçırmış, âyinesine



    Not
    Dipnot-1 “Allah bize yeter; O ne güzel vekildir.” Âl-i İmrân Sûresi, 3:173.




    Bâki-i Zülcelâl: sonsuz haşmet ve yücelik sahibi ve varlığı kalıcı ve devamlı olan Allah Bâki-i Zülkemâl: sınırsız mükemmellik sahibi ve varlığı devamlı ve kalıcı olan Allah
    adem-âlûd: yoklukla karışık aşk-ı bekà: sonsuzluk aşkı
    a’mâl-i saliha: dinin emir ve yasaklarına uygun davranışlar, yararlı işler bekà: devamlılık, kalıcılık
    bekà-i dünyevî: dünya hayatında devamlılık, uzun ömür bekà-i İlâhî: Allah’ın varlığının sürekli ve kalıcı olması
    bâki: devamlı, kalıcı, ölümsüz cihet: taraf, yön
    devâ: ilâç, çare ebedî: sonu olmayan, sonsuz
    ehl-i dünya: dünyaya dalıp, âhireti düşünmeyenler enâniyet: benlik
    fâni: geçici olan, ölümlü fıtrat: yaratılış, mizaç
    gayet: son derece hakaik-i imâniye: iman hakikatleri, gerçekleri
    hakkalyakîn: bizzat yaşayarak kesin bilgi edinme ilmelyakîn: kesin bilgiye dayanarak, kuşkuya yer bırakmayacak biçimde öğrenme
    inkılâp etmek: dönüşmek intisab-ı imanî: iman ile Allah’a bağlanma
    intisab-ı ubudiyet: kulluk bağı kat’î: kesin
    kıymettar: kıymetli mahbup: sevgili
    makbuliyet: kabul edilmiş olma mazhariyet: bir nimete nâil olma, erişme
    meyvedar: meyveli, meyve veren nazar-ı Rabbâniye: her bir varlığı terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulunduran Allah’ın bakışı
    nefis: kişinin kendisi; insanı hazır zevk ve isteklere sevk eden kuvvet resâil: risaleler; Risale-i Nur’daki bölümlerden her birisi
    risale: mektup, kitapçık; Risale-i Nur’daki bölümlerden her birisi saadet: mutluluk
    suret: biçim, şekil tabaka-i türâbiye: toprak tabakası
    tahsin: beğenme, bir şeyin güzelliğini ilân etme umum: bütün
    vücud: varlık, var oluş ziyade: çok
    şuur-u imanî: iman şuuru, bilinci





    Yazar : Risale Forum
    Facebook ile paylasmak icin tiklayiniz Google ile paylasmak icin tiklayinizYahoo ile paylasmak icin tiklayiniztwitter ile paylasmak icin tiklayiniz

  6. #6
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Feb 2010
    Nereden Yer
    İstanbuL.
    Mesajlar Mesajlar
    2.960
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 507 + 34720


    Dördüncü Şuâ - 99

    perestiş etmiş bir serseme dönmüş gördüm. Ve o çok derin ve kuvvetli aşk-ı bekà, bizzat ve sebepsiz, fıtraten sevilen ve perestiş edilen kemâl-i mutlak bir isminin gölgesi vasıtasıylamahiyetimde hükmedip o aşk-ı bekàyı vermiş. Ve muhabbet için hiçbir illet ve hiçbir garazı ve Zâtından başka hiçbir sebep iktiza etmeyen kemâl-i Zâtı perestişe kâfi ve vâfi iken, sâbıkanbeyan ettiğimiz ve herbirisine bir hayat ve bir bekà değil, belki elden gelse binler hayat-ı dünyevîye ve bekà feda edilmeye lâyık olan mezkûr bâki meyveleri dahi ihsan etmekle, o fıtrîaşkı şiddetlendirmiş hissettim. Elimden gelseydi bütün zerrât-ı vücûdumla حَسْبُنَا اللهُ وَنِعْمَ الْوَكِيلُ 1 diyecektim ve o niyetle dedim. Ve bekàsını arayan ve bekà-yı İlâhîyi bulan o şuur-u imanî—ki bir kısım meyvelerine sâbıkan “Hem... Hem... Hem”ler ile işaret ettim—bana öyle bir zevk ve şevk verdi ki, bütün ruhumla, bütün kuvvetimle, en derin kalbimde nefsimle beraber
    حَسْبُنَا اللهُ وَنِعْمَ الْوَكِيلُ dedim.


    İKİNCİ MERTEBE-İ NURİYE-İ HASBİYE


    Fıtratımdaki hadsiz aczimle beraber, ihtiyarlık ve gurbet ve kimsesizlik ve tecridim içindeehl-i dünya desiseleriyle, casuslarıyla bana hücum ettikleri hengâmda kalbimde dedim: “Elleri bağlı, zayıf ve hasta bir tek adama ordular taarruz ediyor. O bîçarenin (yani benim için) birnokta-i istinad yok mu?” diye


    حَسْبُنَا اللهُ وَنِعْمَ الْوَكِيلُ âyetine müracaat ettim. Bana bildirdi ki:


    “İntisab-ı imanî tezkeresiyle, Kadîr-i Mutlak öyle bir Sultana istinad edersin ki, zeminyüzünde her baharda dört yüz bin milletten mürekkep nebatat ve hayvanat ordularının bütüncihazatlarını kemâl-i intizamla vermekle beraber, her


    Not
    Dipnot-1
    “Allah bize yeter; O ne güzel vekildir.” Âl-i İmrân Sûresi, 3:173.






    Kadîr-i Mutlak: her şeye gücü yeten, sınırsız güç ve kudret sahibi Allah Sultan: bütün kâinatı ve varlık âlemleri emri altında tutan Allah
    acz: acizlik, güçsüzlük aşk-ı bekà: sonsuzluk aşkı
    bekà: devamlılık, kalıcılık bekà-yı İlâhî: Allah’ın varlığının devamlı ve kalcı olması
    beyan etmek: açıklamak bâki: devamlı, kalıcı, ölümsüz
    bîçare: çaresiz cihazat: cihazlar, âletler
    desise: hile, aldatma ehl-i dünya: sadece dünya hayatı için çalışanlar
    fıtrat: yaratılış, mizaç fıtraten: yaratılış itibariyle
    fıtrî: doğal, yaratılıştan gelen garaz: gaye, hedef, istek
    hadsiz: sınırsız hayat-ı dünyeviye: dünya hayatı
    hayvanat: hayvanlar hengâm: ân, zaman
    ihsan etmek: bağışlamak iktiza etmek: gerektirmek
    illet: esas sebep, maksat intisab-ı imanî: iman ile bağlanma
    istinad etmek: dayanmak kemâl-i Zât: Cenâb-ı Hakkın Zâtına ait mükemmellik, kusursuzluk
    kemâl-i intizam: mükemmel ve kusursuz bir düzen kemâl-i mutlak: her yönüyle tam bir mükemmellik
    kâfi: yeterli mahiyet: asıl nitelik, özellik
    mertebe-i nuriye-i hasbiye: “Hasbünâ”nın nurlu mertebesi mezkûr: anılan, sözü geçen
    muhabbet: sevgi müracaat etmek: başvurmak
    mürekkep: birden fazla unsurdan meydana gelen nebatat: bitkiler
    nefs: insanı daima kötülüğe, hazır zevk ve isteklere sevk eden duygu nokta-i istinad: dayanak noktası
    perestiş: kulluk, tapmak sabıkan: daha önceden belirtilen
    taarruz etmek: saldırmak tecrit: bir kişinin toplumdan ve insanlardan soyutlanması
    tezkere: belge vâfi: yeterli
    zemin: yer, dünya zerrât-ı vücûd: bedeni oluşturan zerreler, atomlar
    şuur-u imanî: imanî şuur, imana dayanan bilinç
    Yazar : Risale Forum
    Facebook ile paylasmak icin tiklayiniz Google ile paylasmak icin tiklayinizYahoo ile paylasmak icin tiklayiniztwitter ile paylasmak icin tiklayiniz

  7. #7
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Feb 2010
    Nereden Yer
    İstanbuL.
    Mesajlar Mesajlar
    2.960
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 507 + 34720


    Dördüncü Şuâ - 100

    sene eşcar ve tuyur denilen o iki muazzam ordusunun elbiselerini tazelendirerek yeni libaslar giydirir, urbalarını ve formalarını değiştirir; ve tavuğun ve kuşun fistanlarını ve çarşaflarını tazelendirdiği gibi, dağın libasını ve sahranın yüz örtüsünü değiştirir. Ve başta insan olarakhayvanatın muazzam ordusunun bütün erzaklarını, değil medenî insanların son zamanda keşfettikleri et ve şeker vesaire taamların hülâsaları gibi, belki yüz derece o medenîhülâsalardan daha mükemmel ve bütün taamların her nev’inden tohum ve çekirdek denilenRahmânî hülâsalara koyup ve o hülâsaları dahi, onların pişirmelerine ve inbisatlarına dairkaderî târifeleri içine sarıp, muhafaza için küçücük sandukçalara koyup tevdi eder. O sandukçukların icadı kâf-nûn fabrikasından o kadar çabuk ve kolay ve çoklukladır ki, Kur’ân der: ‘Bir emirle yapılır.’ Hem o umum hülâsalar bir şehri doldurmadığı ve birbirine benzedikleri ve aynı madde oldukları halde, Rezzâk-ı Kerîm onlardan bir yaz mevsiminde pişirdiği gayet mütenevvi ve leziz taamlar zeminin bütün şehirlerini bir cihette doldurabilir. İşte sen, intisab-ı imanî tezkeresiyle böyle bir nokta-i istinad bulabildiğinden, hadsiz bir kuvvete ve kudrete dayanabilirsin.”
    Ben de, âyetten bu dersimi aldıkça öyle bir kuvve-i mâneviyeyi buldum ki, değil şimdiki düşmanlarıma, belki dünyaya meydan okutturabilir bir iktidar-ı imanî hissederek bütün ruhumla حَسْبُنَا اللهُ وَنِعْمَ الْوَكِيلُ 1 dedim. Ve hadsiz fakrım ve ihtiyacım cihetinde dahi bir nokta-i istimdat için yine o âyete müracaat ettim. Bana dedi ki:


    “Sen memlûkiyet ve ubûdiyet intisabıyla öyle bir Mâlik-i Kerîme mensup ve iaşe defterindemukayyetsin ki, her bahar ve yazda gaybdan ve hiçten, umulmadığı yerden ve kuru bir topraktan kaldırır, indirir tarzında yüz defa zemin sofrasını ayrı ayrı yemekleriyle tezyin eder, serer. Güya zamanın seneleri ve her senenin

    Not
    Dipnot-1 “Allah bize yeter; O ne güzel vekildir.” Âl-i İmrân Sûresi, 3:173.




    Mâlik-i Kerîm: sonsuz ihsan ve ikram sahibi olan ve herşeyin gerçek sahibi Allah Rahmanî: rahmet ve merhameti sonsuz olan Allah tarafından gönderilen
    Rezzâk-ı Kerîm: bütün varlıkların ihtiyaçları olan rızıklarını veren, sınırsız ikram ve cömertlik sahibi Allah cihet: taraf, yön
    erzak: rızıklar, yiyecek içecek şeyler eşcar: ağaçlar
    fakr: fakirlik, muhtaçlık fistan: bir tür elbise
    gayb: bilinmeyen ve görünmeyen âlem gayet: son derece
    hadsiz: sınırsız hayvanat: hayvanlar
    hülâsa: özet iaşe: besleme, yedirip içirme
    icad: var etme, yapma iktidar-ı imanî: imandan kaynaklanan güç
    inbisat: genişleme, yayılma intisab: bağlanma, mensup olma
    intisab-ı imanî: iman ile kurulan bağ kaderî: kaderde yazılı olan
    kudret: Allah’ın bütün varlığı kuşatan güç ve iktidarı kuvve-i mâneviye: mânevî güç, moral
    kâf-nûn: Arap alfabesinde yer alan iki harften oluşan ve Allah’ın varlıkları dilediği şekilde yaratmasını ifade eden “kün”, yani “ol” emri libas: elbise
    memlûkiyet: Allah’ın kulu olma mensup: bağlı
    muazzam: azametli, çok büyük muhafaza: koruma
    mukayyet: kayıtlı mütenevvi: çeşit çeşit
    nevi: tür nokta-i istimdad: yardım isteme noktası
    nokta-i istinad: dayanak noktası sahra: ova, meydan
    taam: yemek, yiyecek tevdi etmek: bırakmak, emanet etmek
    tezkere: belge tezyin etmek: süslemek
    tuyur: kuşlar târife: bir şeyi lâzım olduğu şekilde anlatıp bildiren yazı
    ubudiyet: kulluk, ibadet umum: bütün
    urba: bir tür elbise zemin: yer, dünya
    Yazar : Risale Forum
    Facebook ile paylasmak icin tiklayiniz Google ile paylasmak icin tiklayinizYahoo ile paylasmak icin tiklayiniztwitter ile paylasmak icin tiklayiniz

  8. #8
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Feb 2010
    Nereden Yer
    İstanbuL.
    Mesajlar Mesajlar
    2.960
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 507 + 34720


    Dördüncü Şuâ - sayfa 101

    günleri, birbiri arkasından gelen ihsan meyvelerine ve rahmet taamlarına birer kap ve bir Rezzâk-ı Rahîmin küllî ve cüz’î ihsanat mertebelerine birer meşherdirler. İşte sen böyle birGaniyy-i Mutlakın abdisin. Abdiyetine şuurun varsa, senin elîm fakrın leziz bir iştiha olur.”


    Ben de o dersimi aldım. Nefsimle beraber “Evet evet, doğrudur” deyip mütevekkilâneحَسْبُنَا اللهُ وَنِعْمَ الْوَكِيلُ 1 dedim.


    ÜÇÜNCÜ MERTEBE-İ NURİYE-İ HASBİYE


    Ben o gurbetler ve hastalıklar ve mazlumiyetlerin tazyikiyle dünyadan alâkamı kesilmiş bularak, ebedî bir dünyada ve bâki bir memlekette, daimî bir saadete namzet olduğumu iman telkin ettiği hengâmda “of, of”tan vazgeçtim “oh, oh” dedim. Fakat bu gaye-i hayal vehedef-i ruh ve netice-i fıtratın tahakkuku ancak ve ancak bütün mahlûkatın bütün harekât vesekenatlarını ve ahvâl ve a’mallerini kavlen ve fiilen bilen ve kaydeden ve bu küçücük ve âciz-i mutlak olan insanı kendine dost ve muhatap eden ve bütün mahlûkat üstünde bir makam veren bir Kadîr-i Mutlakın hadsiz kudretiyle ve insana nihayetsiz inayet ve ehemmiyetvermesiyle olabilir diye düşünüp, bu iki noktada, yani böyle bir kudretin faaliyeti ve zâhiren buehemmiyetsiz insanın hakikatli ehemmiyeti hakkında, imanın inkişafını ve kalbin itmi’nanını veren bir izah istedim. Yine o âyete müracaat ettim. Dedi ki: “2حَسْبُنَا daki 3 نَا ya dikkat edip seninle beraber lisan-ı hal ve lisan-ı kàl ile kimler حَسْبُنَا’yı söylüyorlar, dinle” emretti.




    Not
    Dipnot-1 “Allah bize yeter; O ne güzel vekildir.” Âl-i İmrân Sûresi, 3:173.

    Dipnot-2 Bize yeter.

    Dipnot-3 Biz.






    Ganiyy-i Mutlak: sınırsız zenginliğe sahip olan Allah Kadîr-i Mutlak: sınırsız güç ve kudret sahibi olan ve her şeye gücü yeten Allah
    Rezzâk-ı Kerîm: bütün varlıkların rızıklarını veren ve sınırsız cömertlik sahibi olan Allah abd: kul
    abdiyet: kulluk ahvâl: haller, durumlar
    a’mal: ameller, fiiller bâki: devamlı, kalıcı, ölümsüz
    cüz’i: ferdî ebedî: sonu olmayan, sonsuz
    ehemmiyet: önem elîm: acı ve sıkıntı veren
    fakr: fakirlik, muhtaçlık gaye-i hayal: hayalin gayesi, hedefi
    hadsiz: sınırsız hakikatli: gerçek
    harekât: hareketler, davranışlar hedef-i ruh: ruhun hedefi
    hengâm: ân, zaman ihsan: bağış, iyilik, lûtuf
    ihsanat: ihsanlar, iyilikler, bağışlar inayet: yardım, ihsan; özen gösterme
    inkişaf: açığa çıkma, açılma itmi’nân: emin olma, tereddütsüz inanma
    izah: açıklama kavlen: sözle
    kudret: güç, iktidar küllî: bütün fertleri içine alan, kapsamlı
    leziz: lezzetli lisan-ı hâl: hâl ve beden dili
    lisan-ı kàl: sözlü olarak ifade mahlukât: varlıklar
    mazlumiyet: zulme uğramış olma mertebe-i nuriye-i hasbiye: “Hasbünâ”nın nurlu mertebesi
    meşher: sergi yeri muhatap: kendisine hitap edilen, konuşulan
    mütevekkilâne: Allah’a güvenip ve Onu vekil kabul eder bir şekilde namzet: aday
    nefs: kişinin kendisi, hazır istek ve arzuları netice-i fıtrat: yaratılış neticesi
    nihayetsiz: sınırsız, sonsuz rahmet: İlâhî şefkat, merhamet
    saadet: mutluluk sekenat: durgunluklar, hareketsiz olmalar
    taam: yemek, yiyecek tahakkuk: gerçekleşme
    tazyik: baskı telkin etme: bir fikri kabul ettirmek için tavsiyede bulunma
    zahiren: görünüş itibariyle âciz-i mutlak: güçsüzlüğü sınırsız olan
    şuur: bilinç, anlayış
    Yazar : Risale Forum
    Facebook ile paylasmak icin tiklayiniz Google ile paylasmak icin tiklayinizYahoo ile paylasmak icin tiklayiniztwitter ile paylasmak icin tiklayiniz

  9. #9
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Feb 2010
    Nereden Yer
    İstanbuL.
    Mesajlar Mesajlar
    2.960
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 507 + 34720


    Dördüncü Şuâ - 102

    Birden baktım ki, hadsiz kuşlar ve kuşçuklar ve sinekler ve hesapsız hayvanlar ve hayvancıklar ve nihayetsiz nebatlar, yeşilcikler ve gayetsiz ağaçlar ve ağaççıklar dahi benim gibi lisan-ı hal ile حَسْبُنَا اللهُ وَنِعْمَ الْوَكِيلُ 1 in mânâsını yâd ediyorlar ve yâda getiriyorlar ki, bütün şerait-i hayatiyelerini tekeffül eden öyle bir vekilleri var ki, birbirine benzeyen ve maddeleri bir olan yumurtalar ve birbirinin misli gibi katreler ve birbirinin aynı gibi habbeler ve birbirine müşabih çekirdeklerden kuşların yüz bin çeşitlerini ve hayvanların yüz bin tarzlarını, nebatatın yüz bin nev’ini, ağaçların yüz bin sınıfını yanlışsız, noksansız, iltibassız, süslü, mizanlı, intizamlı, birbirinden ayrı, fârikalı bir surette gözümüz önünde, hususan her baharda gayet çabuk, gayet kolay, gayet geniş bir dairede gayetçoklukla halk eder, yapar, kudretinin azamet ve haşmeti içinde beraberlik ve benzeyişlik ve birbiri içinde ve bir tarzda yapılmaları vahdetini ve ehadiyetini bize gösterir. Ve böyle hadsizmu’cizatı ibraz eden bir fiil-i rububiyete ve bir tasarruf-u hallâkıyete müdahale ve iştirakmümkün olmadığını bildirir diye bildim.


    Sonra 2 حَسْبُنَا daki 3 نَا da bulunan ene’ye, yani nefsime baktım, gördüm ki: Hayvanat içinde beni dahi menşeim olan bir katre sudan yaratan yaratmış, mu’cizâneyapmış, kulağımı açıp gözümü takmış, kafama öyle bir dimağ, sineme öyle bir kalb, ağzıma öyle bir dil koymuş ki, o dimağ ve kalb ve dilde rahmetin umum hazinelerinde iddihar edilen bütün Rahmânî hediyeleri, atiyeleri tartacak, bilecek yüzer mizancıkları, ölçücükleri ve Esmâ-i Hüsnânın nihayetsiz cilvelerinin definelerini açacak, anlayacak binler âletleri yaratmış, yapmış, yazmış; kokuların, tatların, renklerin adedince târifeleri o âletlere yardımcı vermiş.
    [NOT]



    Not
    Dipnot-1 “Allah bize yeter; O ne güzel vekildir.” Âl-i İmrân Sûresi, 3:173.

    Dipnot-2 Bize yeter.

    Dipnot-3 Biz.





    Esmâ-i Hüsnâ: Allah’ın güzel isimleri Rahmanî: rahmet ve merhameti sonsuz olan Allah tarafından gönderilen
    atiye: hediye, bağış, ihsan azamet: büyüklük, yücelik
    cilve: görüntü, yansıma dimağ: akıl, şuur
    ehadiyet: Allah’ın birliğinin her bir varlıkta ayrı ayrı tecellî etmesi, yansıması ene: ben
    fiil-i rububiyet: Cenab-ı Allah’ın bütün varlık âlemini kuşatan terbiye ve idare edicilik fiili fârikalı: diğer şeylerden farklı özelliği olan
    gayet: son derece gayetsiz: sınırsız, sonsuz
    habbe: dane, tohum hadsiz: sınırsız
    halk etmek: yaratmak hayvanat: hayvanlar
    haşmet: büyüklük, görkem hususan: özellikle
    ibraz etmek: göstermek iddihar: biriktirme, depolama
    iltibassız: karıştırmaksızın intizam: disiplin, düzen
    iştirak: katılma katre: damla
    kudret: Allah’ın bütün varlığı kuşatan güç ve iktidarı lisan-ı hâl: hâl ve beden dili
    menşe: kaynak, esas misl: benzer
    mizan: ölçü, denge mu’cizane: mu’cizeli bir şekilde
    mu’cizât: bir benzerini yapma konusunda başkalarını âciz bırakan olağanüstü şeyler müşabih: benzer
    nebat: bitki nebatat: bitkiler
    nev’: tür nihayetsiz: sonsuz
    sine: göğüs suret: biçim, şekil
    tasarruf-u hallâkıyet: Allah’ın varlıkları istediği şekilde yaratma faaliyeti tekeffül etmek: kefil olmak
    umum: bütün, tamamı vahdet: birlik
    yâd etmek / yâda getirmek: anmak, dile getirmek şerâit-i hayatiye: hayat şartları
    Yazar : Risale Forum
    Facebook ile paylasmak icin tiklayiniz Google ile paylasmak icin tiklayinizYahoo ile paylasmak icin tiklayiniztwitter ile paylasmak icin tiklayiniz

  10. #10
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Feb 2010
    Nereden Yer
    İstanbuL.
    Mesajlar Mesajlar
    2.960
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 507 + 34720


    Dördüncü Şuâ - sayfa 103

    Hem kemâl-i intizamla bu kadar hassas duyguları ve hissiyatları ve gayet muntazam bu mânevî lâtifeleri ve bâtınî hâsseleri bu cismimde derc etmekle beraber, gayet san’atlı bucihazatı ve cevârihi ve hayat-ı insaniyece gayet lüzumlu ve mükemmel bu kadar âzâ ve âletleri bu vücudumda kemâl-i hikmetle yaratmış. Tâ ki, nimetlerinin bütün nevilerini ve umumçeşitlerini bana tattırsın ve ihsas etsin ve hadsiz tecelliyat-ı esmâsının ayrı ayrı zuhurlarını o duygular ve hissiyatla ve hassasiyetle bana bildirsin, zevk ettirsin ve bu ehemmiyetsiz görünenhakir ve fakir vücûdumu, her mü’minin vücudu gibi kâinata bir güzel takvim ve rûznâme veâlem-i ekbere muhtasar bir nüsha-i enver ve şu dünyaya bir misal-i musağğar ve masnuatına bir mu’cize-i azhar ve nimetlerinin her nev’ine talip bir müşteri ve medar ve rububiyetinin kanunlarına ve icraat tellerine santral gibi bir mazhar ve hikmet ve rahmet atiyelerine ve çiçeklerine nümune bahçesi gibi bir liste, bir fihriste ve hitabât-ı Sübhâniyesine anlayışlı bir muhatap yaratmış olmakla beraber, en büyük bir nimet olan vücudu, bu vücudumda büyütmek ve çoğaltmak için hayatı verdi. Ve o hayatla o nimet-i vücudum âlem-i şehadetkadar inbisat edebiliyor.
    Hem insaniyeti verdi. O insaniyetle o nimet-i vücut mânevî ve maddî âlemlerde inkişaf ederek insana mahsus duygularla o geniş sofralardan istifade yolunu açtı.


    Hem İslâmiyeti bana ihsan etti. O İslâmiyetle o nimet-i vücut âlem-i gayb ve şehadet kadar genişlendi.


    Hem iman-ı tahkikîyi in’âm etti. O imanla o nimet-i vücud, dünya ve âhireti içine aldı.
    Hem o imanda mârifet ve muhabbetini verdi. Ve mârifet ve muhabbetle o nimet-i



    Rububiyet: Allah’ın bütün varlık âlemini kuşatan egemenliği, yaratıcılığı, idaresi ve terbiyesi atiyye: hediye, bağış, ihsan
    bâtınî: insanın içinde bulunan, içsel cevârih: organlar
    cihazat: cihazlar, organlar derc etmek: yerleştirmek
    ehemmiyetsiz: önemsiz fihriste: bir şeyin ana özelliklerinin sıralandığı liste
    gayet: son derece hadsiz: sınırsız
    hakir: değersiz hayat-ı insaniye: insan hayatı
    hikmet: bir gaye ve faydaya yönelik olarak, mânâlı ve tam yerli yerinde olma hissiyat: hisler, duygular
    hitâbât-ı Sübhâniye: her türlü kusur ve noksanlıktan uzak olan Allah’ın kendine has hitap ve konuşmaları hâsse: duygu, his
    ihsan etmek: bağışlamak ihsas etmek: hissettirmek
    iman-ı tahkikî: araştırma ve incelemeye dayanan iman inbisat etme: genişleme, yayılma
    inkişaf etmek: açığa çıkmak in’am etmek: nimet vermek
    istifade: faydalanma kemâl-i hikmet: mükemmel bir hikmet; herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde olması
    kemâl-i intizam: kusursuz derecede düzenli olma kâinat: evren
    lâtife: insan ruhunda bulunan ince duygu marifet: Allah’ı tanıma, bilme
    masnuat: san’at eseri varlıklar mazhar: erişme, nail olma
    medar: eksen misal-i musağğar: küçültülmüş nümune
    muhabbet: sevgi muhtasar: kısa, özet
    muntazam: düzenli, intizamlı mu’cize-i azhar: çok zahir ve açık mu’cize
    nev’: tür nimet-i vücud: varlık nimeti
    nüsha-i enver: en nurlu nüsha, kopya rahmet: İlâhî şefkat, merhamet
    rûznâme: günlük, olayların zaman sırasına göre yazıldığı defter, takvim tecelliyât-ı esmâ: Allah’ın isimlerinin tecellileri, yansımaları
    umum: bütün vücud: beden
    zuhur: belirme, açığa çıkma âlem-i ekber: en büyük âlem
    âlem-i gayb ve şehadet: görünmeyen ve görünen âlemler âlem-i şehadet: görünen âlem, dünya
    âzâ: uzuvlar, organlar
    Yazar : Risale Forum
    Facebook ile paylasmak icin tiklayiniz Google ile paylasmak icin tiklayinizYahoo ile paylasmak icin tiklayiniztwitter ile paylasmak icin tiklayiniz

Sayfa 1/4 1234 SonSon

Facebook Yorumları

Facebook Giriş

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Bu Konudaki Etiketler

102, 103, 104, 105, 106, 108, 112, 113, 115, 117, 118, 119, 120, 121, 124, 125, 126, 127, 128, 130, 131, 154, 157, 159, 160, 161, 163, 164, 176, 592, açacak, adedince, adıyla, aklı, âlemleri, alıntı, araf, arınmış, arz, asfiya, atan, atmak, aya, âyine, bab, bana, basar, baskı, bağlantı, bağış, bağışlar, bedeldir, beraberlik, bildim, bildirir, bilinen, binaen, bindir, biri, birlik, buldum, cilvelerine, çok, cömertlik, çıkan, dadır, daire, dane, derece, değişmesiyle, dikkatle, dile, diriltecek, diyecektim, dünyadan, düzenli, düğü, dış, eder, edilsin, ediyorlar, efes turları, elemsiz, eliyle, ettiren, ettirsin, ettiğimiz, eşsiz, faideleri, faydaya, fena, fıtraten, geçiş, gerçekleri, giydirir, gökteki, görünmek, görüşleri, gösterme, güzelliklerinden, güzelliği, hakikat, hakikatine, haktan, hâli, hâlıkını, hayatı, hayatım, haşirde, herşeye, herşeyin, hilkat, hissettim, hücum, ibarettir, icadı, içindekiler, ihata, ihtilafı, ihtiyaç, ihtiyarlık, ilmimi, imaniye, imaniyeyi, imânı, imdat, insanlığı, izale, işaret, iştir, iştiyak, kalbimde, kanunları, karanlıklarında, kardeşi, katılma, kayı, kendilerini, kendisinde, kesilmiş, kesretli, kitabını, koyup, kullar, kulumun, kurulan, kısmen, kısmı, kıyamete, lam, libası, lütuf, lüzumu, mâlikim, malûmdur, masnuatı, mehasini, menbaı, mertebesini, meselâ, meselelere, mevcudat, mevsimlerin, misli, muazzam, muhabbettir, muhakkak, mümkü, müş, nail, nefret, nesilden, nihayet, niyetle, nüfuz, nurdur, nurlandıran, olana, olduğuna, olduğundan, olgun, olmaktan, onlardan, orga, özellikle, peygamberlere, risale-i, rububiyeti, sarih, sayılan, sekiz, senâ, sergilemek, servet, sultana, sûresi, süsleyen, sırra, sığı, taarruz, tahrip, takdim, takdiri, takvim, tasavvur, teli, tesbihlerin, teşhir, toplumdan, tutma, uhrevî, umum, üstü, uyumlu, varlığının, vazgeç, vazifeli, verdiği, yaratanı, yardım, yayı, yazılan, yazıldığı, yerden, yokluğunda, yönden, ışık, zira, zulmet, şahsî, şartları, şevk, şeye, şuâ, şükrettim

Etiket Bulutu Ana Sayfası

Sosyal İmleme

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222