Sayfa 1/7 12345 ... SonSon
70 sonuçtan 1 ile 10 arası

Konu: Lemeât

  1. #1
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.223
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61880


    Lemeât

    Lemeât

    مِنْ بَيْنِ هِلاَلِ صَوْمٍ وَهِلاَلِ الْعِيدِ 1

    Çekirdekler Çiçekleri
    Risale-i Nur şakirtlerine küçük bir mesnevî ve imanî bir divandır.
    Müellifi:
    Bediüzzaman Said Nursî

    Tenbih

    BU Lemeât namındaki eserin, sair divanlar gibi, bir tarzda, bir iki mevzu ile gitmediğinin sebebi, eski eserlerinden Hakikat Çekirdekleri namındaki kısacık vecizeleri bir derece izah etmek için hem nesir tarzında yazılmış, hem de sair divanlar gibi hayalâta, mizansız hissiyata girilmemiş olmasıdır. Baştan aşağıya mantık ile hakaik-i Kur’âniye ve imaniye olarak, yanında bulunan biraderzadesi gibi bazı talebelerine bir ders-i ilmîdir, belki bir ders-i imanî ve Kur’ânîdir. Üstadımızın baştaki ifadesinde dediği gibi, biz de anlamışızdır ki, nazma ve şiire hiç meyli ve onlarla iştigali de yoktur. 2 وَمَا عَلَّمْنَاهُ الشِّعْرَ sırrının bir nümunesini gösteriyor.



    Not
    Dipnot-1
    Ramazan hilâli ile bayram hilâli arasından doğmuştur.
    Dipnot-2
    “Biz ona şiir öğretmedik.” Yâsin Sûresi, 36:69.




    biraderzade: kardeş oğlu, yeğen ders-i ilmî: ilim dersi (bk. a-l-m)
    ders-i imanî ve Kur’ânî: iman ve Kur’ân’la ilgili ders (bk. e-m-n) divan: şiir ya da manzume kitabı; klasik Türk edebiyatı şairlerinin şiirlerinin toplândığı kitap
    hakaik-i Kur’âniye ve imaniye: Kur’ân ve iman hakikatleri (bk. ḥ-ḳ-ḳ; e-m-n) hakikat: doğru, gerçek (bk. ḥ-ḳ-ḳ)
    hayalât: hayaller (bk. ḫ-y-l) hissiyat: hisler, duygular
    izah: açıklama iştigal: meşgul olma
    lemeât: parıltılar mesnevî: her beytininin mısraları kendi arasında kafiyeli olan ve ders vermek gayesiyle yazılan manzum hikâye
    mevzu: konu meyl: eğilim, istek, arzu
    mizan: ölçü (bk. v-z-n) müellif: telif eden, yazan
    nam: ad nazm: kafiyeli, vezinli söz; şiir (bk. n-ẓ-m)
    nesir: düz yazı nümune: örnek
    sair: diğer, başka tenbih: uyarı
    vecize: kısa ve özlü söz (bk. c-v-z) şakirt: talebe



    Benzer Konular
    Yazar : Risale Forum

  2. #2
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.223
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61880


    Lemeât - Sayfa 942

    Bu eser, birçok meşâğil ve Dârü’l-Hikmetteki vazife içinde, yirmi gün Ramazan’da, günde iki veya iki buçuk saat çalışmak suretiyle, manzum gibi yazılmıştır. Bu kadar kısa zamanda ve manzum bir sahife on sahife kadar müşkül olduğu cihetle, birden, dikkatsiz, tashihsiz böyle söylenmiş, tab’edilmiştir. Bizce Risale-i Nur hesabına bir harikadır. Hiçbir nazımlı divan bunun gibi tekellüfsüz, nesren okunabilir görülmüyor. İnşaallah bu eser bir zaman Risale-i Nur Şâkirdlerine bir nevi mesnevî olacak. Hem bu eser, kendisinden on sene sonra çıkan ve yirmi üç senede tamamlanan Risale-i Nur’un mühim eczalarına bir işaret-i gaybiye nev’inden müjdeli bir fihrist hükmündedir.

    Risale-i Nur şakirdlerinden
    Sungur, Mehmed Feyzi
    , Hüsrev

    İhtar

    اَلْمَرْءُ عَدُوٌّ لِمَا جَهِلَ 1


    kaidesiyle, ben dahi nazım ve kafiyeyi bilmediğimden, ona kıymet vermezdim. Safiyeyi kafiyeye feda etmek tarzında hakikatin suretini nazmın keyfine göre tağyir etmek hiç istemezdim. Şu kafiyesiz, nazımsız kitapta, en âli hakikatlere en müşevveş bir libas giydirdim.

    Evvelâ, daha iyisini bilmezdim. Yalnız mânâyı düşünüyordum.
    Saniyen, cesedi libasa göre yontmakla rendeleyen şuarâya tenkidimi göstermek istedim.
    Salisen, Ramazan’da kalble beraber nefsi dahi hakikatlerle meşgul etmek için, böyle çocukça bir üslûp ihtiyar edildi.
    Fakat, ey kàri, ben hata ettim, itiraf ederim; sakın sen hata etme. Yırtık üslûba bakıp, o âli hakikatlere karşı dikkatsizlikle hürmetsizlik etme.


    Not
    Dipnot-1
    “Kişi bilmediği şeyin düşmanıdır.” Ali ibni Ebî Talib, Nehcü’l-Belâğa, s. 780.




    Dârü’l-Hikmet: 1918-1922 yılları arasında Şeyhülislamlığa bağlı olarak faaliyet gösteren, Bediüzzaman’ın da görev yaptığı İslâm akademisi hüviyetinde ilmi kuruluş (bk. ḥ-k-m) Hüsrev: (bk. bilgiler-Hüsrev Altınbaşak)
    Mehmed Feyzi: (bk. bilgiler-Mehmed Feyzi Pamukçu) Sungur: (bk. bilgiler-Mustafa Sungur)
    cihet: yön divan: şiir ya da manzume kitabı; klasik Türk edebiyatı şairlerinin şiirlerinin toplândığı kitap
    ecza: parçalar (bk. c-z-e) fihrist: indeks, içindekiler
    hakikat: doğru, gerçek (bk. ḥ-ḳ-ḳ) ihtar: hatırlatma
    ihtiyar etmek: seçmek, tercih etmek (bk. ḫ-y-r) inşaallah: Allah’ın izniyle (bk. n-ş-e)
    işaret-i gaybiye: gelecekte olacak bir olaya işaret (bk. ğ-y-b) kafiye: kelime sonlarındaki kelime ve mânâ uygunluğu
    kaide: düstur, prensip kàri: okuyucu
    libas: elbise manzum: vezinli, şiir şeklinde (bk. n-ẓ-m)
    mesnevî: her beyti ayrı kafiye olan manzum eser meşâğil: meşguliyetler, işler
    müşevveş: düzensiz, karma karışık müşkül: zor
    nazm: kafiyeli, vezinli söz; şiir (bk. n-ẓ-m) nefis: insanı maddî zevk ve isteklere sevk eden kuvvet (bk. n-f-s)
    nesren: düz yazı gibi nevi: tür
    nev’: çeşit, tür safiye: saf, açık ifade (bk. ṣ-f-y)
    salisen: üçüncü olarak saniyen: ikinci olarak
    suret: şekil, biçim (bk. ṣ-v-r) tab’ edilmek: basılmak
    tashih: düzeltme tağyir etmek: değiştirmek
    tekellüfsüz: zahmetsiz tenkid: eleştiri
    âli: yüce, yüksek üslûp: ifade tarzı
    şuarâ: şairler şâkird: talebe


    Yazar : Risale Forum

  3. #3
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.223
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61880


    Lemeât - Sayfa 943

    İfade-i Meram

    Ey kàri! Peşinen bunu itiraf ederim ki, san’at-ı hat ve nazımda istidadımdan çok müştekîyim. Hattâ şimdi ismimi de düzgün yazamıyorum. Nazım, vezin ise, ömrümde bir fıkra yapamamıştım. Birden bire, zihnime, nazma musırrâne bir arzu geldi. Sahabelerin gazevâtına dair Kürtçe Kavl-i Nevâlâ Sîsebân1 namında bir destan vardı. Onun ilâhi tarzındaki tabiî nazmına ruhum hoşlanıyordu. Ben de kendime mahsus, onun tarz-ı nazmını ihtiyar ettim, nazma benzer bir nesir yazdım. Fakat vezin için kat’iyen tekellüf yapmadım. İsteyen adam, nazmı hatıra getirmeden, zahmetsiz, nesren okuyabilir. Hem nesren olarak bakmalı, tâ mânâ anlaşılsın. Her kıt’ada ittisal-i mânâ vardır; kafiyede tevakkuf edilmesin. Külâh püskülsüz olur; vezin de kafiyesiz olur; nazım da kaidesiz olur. Zannımca, lâfız ve nazım san’atça cazibedar olsa, nazarı kendiyle meşgul eder. Nazarı mânâdan çevirmemek için, perişan olması daha iyidir.


    Şu eserimde üstadım Kur’ân’dır, kitabım hayattır, muhatabım yine benim. Sen ise, ey kàri, müstemisin. Müstemiin tenkide hakkı yoktur. Beğendiğini alır, beğenmediğine ilişmez. Şu eserim, bu mübarek Ramazan’ın feyziHAŞİYE-1AŞİYE olduğundan, ümit ederim ki, inşaallah din kardeşimin kalbine tesir eder de, lisanı bana bir dua-i mağfiret bahşeder veya bir Fâtiha okur.





    Not
    Dipnot-1
    Ashab-ı Kirâmın kahramanlıklarından bahseden dört yüz beyitlik uzun bir kasidedir. Zühd ve takvasıyla tanınan Molla Ağa es-Zibarî tarafından Kürtçe kaleme alınmıştır.

    Haşiye-1
    AŞİYE Hattâ, tarihi نَجْمُ اَدَبٍ وُلِدَ لِهِلاَلَىْ رَمَضَانَ çıkmış. Yani, “Ramazan’ın iki hilâlinden doğmuş bir edep yıldızıdır.” (1337 eder.)




    Sahabe: Peygamberimizi (a.s.m.) dünya gözüyle görüp onun yolundan gidenler cazibedar: cazibeli, çekici
    dua-i mağfiret: Allah’ın bağışlaması için yapılan dua (bk. d-a-v; ğ-f-r) feyiz: bereket, bolluk (bk. f-y-ḍ)
    fıkra: kısa yazı gazevât: gazveler, savaşlar
    haşiye: dipnot, açıklayıcı not hilâl: yay şeklinde görülen ay
    ifade-i meram: maksadı ifade etme ihtiyar etmek: seçmek, tercih etmek (bk. ḫ-y-r)
    istidad: kabiliyet, yetenek (bk. a-d-d) ittisâl-i mânâ: anlam bütünlüğü (bk. a-n-y)
    kafiye: uyak; şiirde genellikle mısra sonlarında yer alan kelimelerin ses benzerliği, ses uyuşması kaide: kural
    kat’iyen: kesin olarak kàri: okuyucu
    lâfız: söz, kelime mahsus: has, özel
    musırrâne: ısrarlı bir şekilde müstemi: dinleyici (bk. s-m-a)
    müştekî: şikâyetçi nam: ad
    nazar: dikkat (bk. n-ẓ-r) nazım: vezinli söz, şiir (bk. n-ẓ-m)
    nesir: düz yazı nesren: düz yazı şeklinde
    san’at-ı hat: hat, yazı sanatı (bk. ṣ-n-a) tabiî: doğal (bk. ṭ-b-a)
    tarz-ı nazm: şiir tarzı (bk. n-ẓ-m) tekellüf yapmak: zorluğa katlanmak
    tenkid: eleştiri tevakkuf: durma, duraklama
    vezin: nazmın belli kalıplarından her biri; ölçü, tartı (bk. v-z-n) üstad: hoca, öğretmen


    Yazar : Risale Forum

  4. #4
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.223
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61880


    Lemeât - Sayfa 944

    Ed-Dâî
    HAŞİYE-1 Yıkılmış bir mezarım ki, yığılmıştır içindeSaid’den yetmiş dokuz emvat HAŞİYE-2 bâ-âsâm âlâma.Sekseninci olmuştur mezara bir mezar taş,Beraber ağlıyor HAŞİYE-3 hüsrân-ı İslâma.Mezar taşımla pür-emvat enîndar o mezarımlaRevânım saha-i ukbâ-yı ferdâma.Yakînim var ki, istikbal semâvâtı, zemin-i AsyaBâhem olur teslim yed-i beyzâ-yı İslâma.Zira yemin-i yümn-ü imandır,Verir emn ü eman ile enâma.



    Not
    Haşiye-1
    Bu kıt’a onun imzasıdır.
    Haşiye-2
    Her senede iki defa cisim tazelendiği için, iki Said ölmüş demektir. Hem bu sene Said yetmiş dokuz senesindedir. Her bir senede bir Said ölmüş demektir ki, bu tarihe kadar Said yaşayacak.
    Haşiye-3
     Yirmi sene sonraki bu şimdiki hali, hiss-i kablelvuku ile hissetmiş.




    bâ-âsâm: günahlarla birlikte bâhem: bir arada, birlikte
    ed-dâî: dua eden (bk. d-a-v) emn ü eman: emniyet ve korkusuzluk (bk. e-m-n)
    emvat: ölüler (bk. m-v-t) enâm: halk, insanlar
    enîndar: iniltili, inleyen hiss-i kablelvuku: birşeyi olmadan önce hissetme duygusu
    hüsrân-ı İslâm: İslâmın maruz kaldığı tehlikeler (bk. s-l-m) istikbal: gelecek
    pür-emvat: ölülerle dolu (bk. m-v-t) revân: yolcu, gidici
    saha-i ukbâ-yı ferdâ: yakın gelecekteki âhiret sahası semâvât: gökler (bk. s-m-v)
    yakîn: kesin ve doğru bilgi (bk. y-ḳ-n) yed-i beyzâ-yı İslâm: İslâmın temiz ve pâk eli (bk. s-l-m)
    yemin-i yümn-ü iman: imanın bereketli sağ eli (bk. e-m-n) zemin-i Asya: Asya kıtası (bk. bilgiler – Asya)
    âlâm: elemler, acılar


    Yazar : Risale Forum

  5. #5
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.223
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61880


    Lemeât - Sayfa 945




    اَلْحَمْدُ ِللهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ
    وَالصَّلٰوةُ عَلٰى سَيِّدِ الْمُرْسَلِينَ وَعَلٰۤى اٰلِهِ وَصَحْبِهِۤ اَجْمَعِينَ
    1


    Tevhidin İki Bürhan-ı Muazzamı


    Şu kâinat tamamıyla bir burhan-ı muazzamdır. Lisan-ı gayb, şehadetle müsebbihtir, muvahhiddir. Evet tevhid-i Rahmân’la, büyük bir sesle zâkirdir ki:

    لاَۤ اِلٰهَ اِلاَّ هُوَ 2
    Bütün zerrât hüceyrâtı, bütün erkân ve âzâsı birer lisan-ı zâkirdir; o büyük sesle beraber der ki: لاَۤاِلٰهَاِلاَّهُوَ
    O dillerde tenevvü var, o seslerde merâtip var. Fakat bir noktada toplar, onun zikri, onun savtı ki: لاَۤاِلٰهَاِلاَّهُوَ
    Bu bir insan-ı ekberdir; büyük sesle eder zikri. Bütün eczası, zerrâtı küçücük sesleriyle, o bülend sesle beraber der ki: لاَۤاِلٰهَاِلاَّهُوَ
    Şu âlem halka-i zikri içinde okuyor aşri, şu Kur’ân maşrık-ı nuru. Bütün zîruh eder fikri ki: لاَۤ اِلٰهَ اِلاَّ هُوَ
    Bu Furkan-ı Celîlüşşan, o tevhide nâtık burhan, bütün âyât sadık lisan, şuâât barika-i iman, beraber der ki: لاَۤاِلٰهَاِلاَّهُوَ



    Not
    Dipnot-1
    Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla. Âlemlerin rabbi olan Allah’a hamd, Peygamberlerin Efendisi olan zâta ve onun bütün âl ve ashabına salât olsun.
    Dipnot-2
    “Ondan başka asla ilâh yoktur.” Âl-i İmran Sûresi, 3:18; Tevbe Sûresi, 9:129; Hûd Sûresi, 11:14.




    Furkan-ı Celîlüşşan: doğru ile yanlışı birbirinden ayıran şanı ihtişamlı, görkemli olan Kur’ân (bk. f-r-ḳ; c-l-l) aşr: Kur’ân-ı Kerimden bir vesileyle okunan on âyet miktarı kısım
    barika-i iman: iman parıltısı, şimşeği (bk. e-m-n) burhan: güçlü delil
    bülend: yüksek bürhan-ı muazzam: büyük delil (bk. a-ẓ-m)
    ecza: kısımlar, parçalar (bk. c-z-e) erkân: temel unsurlar, esaslar (bk. r-k-n)
    halka-i zikr: zikir halkası hüceyrât: hücreler
    insan-ı ekber: en büyük insan (bk. k-b-r) lisan: dil
    lisan-ı gayb: görünmeyen âlemin dili (bk. ğ-y-b) lisan-ı zâkir: zikreden dil
    maşrık-ı nur: nurun doğuşu; parlak nuru (bk. n-v-r) merâtip: mertebeler
    muvahhid: tevhid eden, birleyen; Cenâb-ı Hakkın varlığına ve birliğine inanan (bk. v-ḥ-d) müsebbih: tesbih eden; Allah’ı, yüce şanına lâyık ifadelerle anan (bk. s-b-ḥ)
    nâtık: konuşan sadık: doğru (bk. ṣ-d-ḳ)
    savt: ses tenevvü: çeşitlilik
    tevhid: birleme; herşeyin bir olan Allah’a ait olduğunu bilme ve inanma (bk. v-ḥ-d) tevhid-i Rahmân: rahmet eserleri bütün varlık âlemini kuşatan Allah’ı bir olarak bilme ve ilân etme (bk. v-ḥ-d; r-ḥ-m)
    zerrât: zerreler, atomlar zâkir: zikreden, Allah’ı anan
    zîruh: ruh sahibi (bk. ẕî; r-v-ḥ) âlem: dünya (bk. a-l-m)
    âyât: âyetler, deliller âzâ: uzuvlar, organlar
    şehadet: şahitlik, tanıklık (bk. ş-h-d) şuâât: nurlar, ışıklar


    Yazar : Risale Forum

  6. #6
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.223
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61880


    Lemeât - Sayfa 946

    Kulağı ger yapıştırsan şu Furkan’ın sinesine; derinden tâ derine, sarihan işitirsin, semâvî bir sadâ der ki: 1 لاَۤاِلٰهَاِلاَّهُوَ O sestir gayeten ulvî, nihayet derece ciddî, hakikî pek samimî, hem nihayet mûnis ve mukni ve burhanla mücehhezdir. Mükerrer der ki: لاَۤ اِلٰهَ اِلاَّ هُوَ Şu burhan-ı münevverde, cihât-ı sittesi şeffaf ki üstünde münakkâştır müzehher sikke-i i’câz içinde parlayan nur-u hidayet, der ki: لاَۤاِلٰهَاِلاَّهُوَ Evet, altında nesc olmuş mühefhef mantık ve burhan, sağında aklı istintak, mürefref her taraf, ezhan “Sadakte” der ki, لاَۤاِلٰهَاِلاَّهُوَ Yemîn olan şimalinde eder vicdanı istişhad. Emâmında hüsn-ü hayırdır, hedefinde saadettir. Onun miftahıdır her dem ki, لاَۤ اِلٰهَ اِلاَّ هُوَ
    Emâm olan verâsında ona mesned semâvîdir ki vahy-i mahz-ı Rabbânî. Bu şeş cihet ziyadardır, burûcunda tecellîdar ki, لاَۤ اِلٰهَ اِلاَّ هُوَ

    Evet, vesvese-i sârık, bâvehim şüphe-i târık, ne haddi var ki o mârık girebilsin bu bârık kasra. Hem şârık ki sur sûreler şâhık, her kelime bir melek-i nâtık ki, لاَۤ اِلٰهَ اِلاَّ هُوَ

    O Kur’ân-ı Azîmüşşan nasıl bir bahr-i tevhiddir. Birtek katre, misal için birtek Sûre-i İhlâs; fakat kısa birtek remzi, nihayetsiz rumuzundan... Bütün envâ-ı



    Not
    Dipnot-1
    “Ondan başka ilâh yoktur.” Âl-i İmran Sûresi, 3:18; Tevbe Sûresi, 9:129; Hûd Sûresi, 11:14.




    Furkan: ayırt edici; hak ile bâtılı birbirinden ayıran Kur’ân (bk. f-r-ḳ) Kur’ân-ı Azîmüşşan: şan ve şerefi büyük olan Kur’ân (bk. a-ẓ-m)
    Sûre-i İhlâs: İhlâs Sûresi; Kur’ân-ı Kerimin 112. sûresi (bk. ḫ-l-ṣ) bahr-i tevhid: tevhid denizi (bk. v-ḥ-d)
    burhan: delil burhan-ı münevver: nurlu, parlak delil (bk. n-v-r)
    burûc: burçlar bârık: parıltılı
    bâvehim: vehim ve korku ile, şüpheyle cihet: yön, taraf
    cihât-ı sitte: altı yön emâm: ön taraf
    envâ-ı şirk: şirk çeşitleri ezhan: zihinler
    gayeten: son derece ger: eğer
    hakikî: gerçek (bk. ḥ-ḳ-ḳ) hüsn-ü hayır: hayrın güzelliği (bk. ḥ-s-n; ḫ-y-r)
    istintak: konuşturma istişhad: şahid gösterme (bk. ş-h-d)
    kasr: köşk, saray katre: damla
    melek-i nâtık: konuşan melek (bk. m-l-k) mesned: dayanak (bk. s-n-d)
    miftah: anahtar misal: örnek (bk. m-s̱-l)
    mukni: ikna edici mârık: dinsiz, hak dinden çıkan
    mûnis: canayakın, dost mücehhez: cihazlanmış, donanmış
    mühefhef: narin, ince, nazik mükerrer: tekrar tekrar
    münakkaş: nakışlı (bk. n-ḳ-ş) mürefref: dalları sallanan nazik, lâtif ağaç gibi
    müzehher: çiçeklerle bezenmiş nesc olmak: dokunmak
    nihayet: son derece nihayetsiz: sonsuz
    nur-u hidayet: hidayet nuru, hak yolu gösteren nur (bk. n-v-r; h-d-y) remz: ince işaret
    rumuz: işaretler saadet: mutluluk
    sadakte: “doğrudur” (bk. ṣ-d-ḳ) sadâ: ses
    sarihan: açıkça semâvî: İlâhî, vahiyle gelen (bk. s-m-v)
    sikke-i i’câz: mu’cizelik damgası (bk. a-c-z) tecellîdar: görüntü veren, görüntülü (bk. c-l-y)
    ulvî: yüce, yüksek vahy-ı mahz-ı Rabbânî: doğrudan doğruya Allah tarafından gönderilen vahiy (bk. v-ḥ-y; r-b-b)
    verâ: arka taraf vesvese-i sârık: hırsız vesvese
    yemîn: sağ taraf ziyadar: parlak, aydınlık
    şeş: altı şimal: kuzey
    şâhık: yüce, yüksek yapı şârık: parlayan
    şüphe-i târık: hırsız şüphe (bk. ṭ-r-ḳ)


    Yazar : Risale Forum

  7. #7
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.223
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61880


    Lemeât - Sayfa 947

    şirki reddeder, hem de yedi envâ-ı tevhidi eder ispat; üçü menfi, üçü müsbet, şu altı cümlede birden:Birinci cümle: 1قُلْ هُوَ karinesiz işarettir. Demek ıtlakla tayindir. O tayinde taayyün var. Ey, 2 لاَهُوَاِلاَّهُوَ Şu, tevhid-i şuhuda bir işarettir. Hakikatbîn nazar tevhide müstağrak olursa der ki: 3 لاَ مَشْهُودَ اِلاَّ هُوَ

    İkinci cümle:
    اَللهُ اَحَدٌ 4 dir ki, tevhid-i ulûhiyete tasrihtir. Hakikat, hak lisanı der ki:
    لاَ مَعْبُودَ اِلاَّ هُوَ 5

    Üçüncü cümle:
    6 اَللهُ الصَّمَدُ dir. İki cevher-i tevhide sadeftir.
    Birinci dürrü: tevhid-i rububiyet. Evet, nizam-ı kevn lisanı der ki: 7 لاَ خَالِقَ اِلاَّ هُوَ
    İkinci dürrü: tevhid-i kayyûmiyet. Evet, serâser kâinatta, vücut ve hem bekâda, müessire ihtiyaç lisanı der ki: 8 لاَقَيُّومَاِلاَّهُوَ

    Dördüncü:
    9 لَمْ يَلِدْ dir. Bir tevhid-i celâli müstetirdir. Envâ-ı şirki reddeder, küfrü keser bîiştibah.


    Not
    Dipnot-1
    “De ki: O…” İhlâs Sûresi, 112:1.
    Dipnot-2
    Ondan başka o yoktur.
    Dipnot-3
    Ondan başka görünen birşey yoktur.
    Dipnot-4
    “Allah birdir.” İhlâs Sûresi: 112:1.
    Dipnot-5
    Ondan başka kendisine ibadet edilen kimse yoktur.
    Dipnot-6
    “Allah Samed’dir; herşey Ona muhtaçtır, O ise hiçbir şeye muhtaç değildir.” İhlâs Sûresi: 112:2.
    Dipnot-7
    Ondan başka yaratıcı yoktur.
    Dipnot-8
    Ondan başka eşyanın varlığını devam ettiren yoktur.
    Dipnot-9
    “O doğmamıştır.” İhlâs Sûresi, 112:3.




    bekà: devamlılık, süreklilik (bk. b-ḳ-y) bîiştibah: karıştırılmaksızın
    cevher-i tevhid: tevhidin özü (bk. v-ḥ-d) dürr: inci
    envâ-ı tevhid: tevhid çeşitleri (bk. v-ḥ-d) envâ-ı şirk: şirkin çeşitleri
    hak: doğru (bk. ḥ-ḳ-ḳ) hakikat: doğru, gerçek (bk. ḥ-ḳ-ḳ)
    hakikatbîn: hakikati gören (bk. ḥ-ḳ-ḳ) karine: ek delil
    kâinat: evren, yaratılmış herşey (bk. k-v-n) lisan: dil
    menfi: olumsuz müessir: tesir eden
    müsbet: olumlu müstağrak: kendinden geçmiş
    müstetir: gizli, örtülü nazar: bakış (bk. n-ẓ-r)
    nizam-ı kevn: kâinattaki düzen (bk. n-ẓ-m; k-v-n) sadef: inci kabuğu
    serâser: baştan başa taayyün: belli olma, belirlenme
    tasrih: açıklama tayin: belirli kılma
    tevhid: birleme; herşeyin bir olan Allah’a ait olduğunu bilme ve inanma (bk. v-ḥ-d) tevhid-i celâli: Allah’ın haşmet ve heybetiyle tek ve bir olması ve hiçbir şekilde ve keyfiyette ortağının bulunmaması (bk. v-ḥ-d; c-l-l)
    tevhid-i kayyûmiyet: Allah’tan başka varlıkları ayakta tutup varlıklarını devam ettiren kuvvet ve kudretin olmaması (bk. v-ḥ-d; ḳ-v-m) tevhid-i rububiyet: varlık âleminin terbiye, tedbir ve idaresindeki birlik ve bu birliğin bir olan Allah’tan gelmesi (bk. v-ḥ-d; r-b-b)
    tevhid-i ulûhiyet: kâinattaki bütün varlıklardan çıkan meyvelerin, ibadet, hamd ve övgü gibi değerlerin bir olan Allah’a ait olması (bk. v-ḥ-d; e-l-h) tevhid-i şuhud: her şeyin bir olan Allah’a ait olduğunun görülmesi (bk. v-ḥ-d; ş-h-d)
    vücut: varlık (bk. v-c-d) ıtlak: genelleştirme (bk. ṭ-l-ḳ)


    Yazar : Risale Forum

  8. #8
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.223
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61880


    Lemeât - Sayfa 948

    Yani tagayyür, ya tenasül, ya tecezzî eden elbet ne hâlıktır, ne kayyumdur, ne ilâh.


    Veled fikri, tevellüd küfrünü 1 لَمْ reddeder, birden keser atar. Şu şirktendir ki, olmuştur beşer ekserisi gümrah.


    Ki İsâ (a.s.), ya Üzeyr’in, ya melâik, ya ukûlün tevellüd şirki meydan alıyor nev-i beşerde gâh bâ-gâh.


    Beşincisi: 2 وَلَمْ يُولَدْ Bir tevhid-i sermedî işareti şöyledir: Vâcib, kadîm, ezelî olmazsa olmaz İlâh.


    Yâni, ya müddeten hâdis ise, ya maddeden tevellüd, ya bir asıldan münfasıl olsa, elbette olmaz şu kâinata penah.
    Esbabperesti, nücumperestlik, sanem-peresti, tabiatperestlik şirkin birer nev’idir; dalâlette birer çâh.

    Altıncı:
    وَلَمْ يَكُنْ 3 Bir tevhid-i câmi’dir. Ne zâtında nazîri, ne ef’âlinde şerîki, ne sıfâtında şebîhi لَمْ lâfzına nazargâh.
    Şu altı cümle mânen birbirine netice, hem birbirinin burhanı, müselseldir berâhin, müretteptir netâic şu sûrede karargâh.Demek şu Sûre-i İhlâsta, kendi miktar-ı kametinde müselsel, hem mürettep otuz sûre münderiç; bu bunlara sehergâh. لاَيَعْلَمُالْغَيْبَاِلاَّاللهُ
    4

    • • •



    Not
    Dipnot-1
    (Olumsuzluk edatı) “Değildir.”
    Dipnot-2
    “O doğurulmamıştır.” İhlâs Sûresi, 112:3
    Dipnot-3
    “Olmadı.” İhlâs Sûresi, 112:4.
    Dipnot-4
    Gaybı Allah’tan başka kimse bilmez.





    Sûre-i İhlâs: İhlâs Sûresi (bk. ḫ-l-ṣ) berâhin: güçlü deliller
    beşer: insanlık burhan: güçlü delil
    dalâlet: hak yoldan sapkınlık, inançsızlık (bk. ḍ-l-l) ef’âl: fiiller, işler (bk. f-a-l)
    ekseri: çoğunluk (bk. k-s̱-r) esbab-perest: sebeplere tapan (bk. s-b-b)
    ezelî: başlangıcı olmayan, sonsuz (bk. e-z-l) gâh bâ-gâh: zaman zaman
    gümrah: yolunu şaşırmış hâdis: sonradan olan (bk. ḥ-d-s̱)
    hâlık: yaratıcı (bk. ḫ-l-ḳ) kadîm: varlığının başı ve öncesi olmayan (bk. ḳ-d-m)
    karargâh: karar yeri kayyûm: herşeyi kendi varlığıyla ayakta tutan ve varlıklarını devam ettiren (bk. ḳ-v-m)
    kâinat: evren, yaratılmış herşey (bk. k-v-n) lâfz: ifade, kelime
    melâik: melekler (bk. m-l-k) miktar-ı kamet: boy ölçüsü (bk. ḳ-d-r)
    mânen: mânevî olarak (bk. a-n-y) münderiç: yerleştirilmiş
    münfasıl: ayrılmış mürettep: bağlantılı, dizili
    müselsel: silsile halinde, zincirleme nazargâh: bakılacak yer (bk. n-ẓ-r)
    nazîr: benzer, eş (bk. n-ẓ-r) netâic: neticeler
    nev-i beşer: insanlar nev’: tür, çeşit
    nücumperest: yıldızlara tapan penah: sığınak, dayanak
    sanem-perest: putlara tapan sehergâh: seher vakti; toplanma yeri
    tabiatperest: tabiata tapan (bk. ṭ-b-a) tagayyür: başkalaşma, değişme
    tecezzî: parçalara ayrılma (bk. c-z-e) tenasül: üreme, nesil yetiştirme
    tevellüd: doğma tevhid-i câmi: çok kapsamlı ve herşeyi içine alan tevhid anlayışı (bk. v-ḥ-d; c-m-a)
    tevhid-i sermedî: sürekli var olan yaratıcının birliği (bk. v-ḥ-d) ukûl: akıllar
    veled: çocuk, evlad vâcib: varlığı zorunlu olan (bk. v-c-b)
    Üzeyr: (bk. bilgiler) çâh: kuyu, çukur
    İsa: (bk. bilgiler) şebîh: benzer
    şerîk: ortak şirk: Allah’a ortak koşma


    Yazar : Risale Forum

  9. #9
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.223
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61880


    Lemeât - Sayfa 949

    Sebep sırf zâhirîdir

    İzzet-i azamet ister ki, esbab-ı tabiî perdedar-ı dest-i kudret ola aklın nazarında.Tevhid ve celâl ister ki, esbab-ı tabiî, dâmenkeş-i tesir-i hakikî olaHAŞİYE-1AŞİYE kudret eserinde.

    • • •

    Vücut âlem-i cismanîde münhasır değil

    Vücudun hasra gelmez muhtelif envâını, münhasır olmaz, sıkışmaz şu şehadet âleminde.Âlem-i cismanî bir tenteneli perde gibi şule-feşan gaybî avâlim üzerinde.

    • • •

    Kalem-i kudrette ittihad, tevhidi îlân eder


    Eser-i itkan-ı san’at, fıtratın her köşesinde bilbedâhe reddeder esbabının icadını.Nakş-ı kilkî, ayn-ı kudret; hilkatin her noktasında bizzarure reddeder vesaitin vücudunu.

    • • •

    Birşey herşeysiz olmaz

    Kâinatta serbeser sırr-ı tesanüd müstetir, hem münteşir. Hem cevânibde tecavüb, hem teâvün gösterir.Ki yalnız bir kudret-i âlemşümuldür yaptırır, zerreyi her nisbetiyle halk edip yerleştirir.Kitab-ı âlemin her satırıyla her harfi hayy; ihtiyaç sevk ediyor, tanıştırır.


    Not
    Haşiye-1
    AŞİYE Hakikî tesirden elini çeksin, icada karışmasın demektir.





    avâlim: âlemler (bk. a-l-m) ayn-ı kudret: kudretin kendisi (bk. ḳ-d-r)
    bilbedâhe: ap açık bir şekilde bizzarure: zorunlu olarak
    celâl: haşmet, yücelik, heybet (bk. c-l-l) cevânib: taraflar, yönler
    dâmenkeş-i tesir-i hakikî: gerçek tesirden el etek çeken (bk. ḥ-ḳ-ḳ) envâ: türler, çeşitler
    esbab: sebepler (bk. s-b-b) esbab-ı tabiî: tabii sebepler, maddî şartlar (bk. s-b-b; ṭ-b-a)
    eser-i itkan-ı san’at: sağlam ve pürüzsüz san’at eseri fıtrat: yaratılış (bk. f-ṭ-r; ṣ-n-a)
    gaybî: bilinmeyen, görünmeyen (bk. ğ-y-b) hakikî: gerçek, doğru (bk. ḥ-ḳ-ḳ)
    halk etme: yaratma (bk. ḫ-l-k) hasr: sınırlama
    hayy: diri, canlı (bk. ḥ-y-y) haşiye: dipnot, açıklayıcı not
    hilkat: yaratılış (bk. ḫ-l-ḳ) icad: var etme, yaratma (bk. v-c-d)
    ittihad: birlik, birleşme izzet-i azamet: büyüklüğün izzeti, şânı (bk. a-z-z; a-ẓ-m)
    kalem-i kudret: kudret kalemi (bk. ḳ-d-r) kitab-ı âlem: âlem kitabı, kâinat (bk. k-t-b; a-l-m)
    kudret: İlâhî güç ve iktidar (bk. ḳ-d-r) kudret-i âlemşümul: kâinatı kaplayan güç ve iktidar (bk. ḳ-d-r; a-l-m)
    kâinat: evren, yaratılmış herşey (bk. k-v-n) muhtelif: çeşitli
    münhasır: ait, sınırlı münteşir: yayılmış
    müstetir: gizli, örtülü nakş-ı kilkî: kalemin ucuyla yapılan nakış (bk. n-ḳ-ş)
    nazar: bakış, dikkat (bk. n-ẓ-r) nisbet: ölçü, oran (bk. n-s-b)
    perdedar-ı dest-i kudret: kudret elinin perdecisi (bk. ḳ-d-r) serbeser: baştan başa
    sırr-ı tesanüd: dayanışma sırrı (bk. s-n-d) teavün: yardımlaşma
    tecavüb: birbirinin ihtiyacına cevap verme (bk. c-v-b) tevhid: birleme; herşeyin bir olan Allah’a ait olduğunu bilme ve inanma (bk. v-ḥ-d)
    vesait: vasıtalar, araçlar vücud: varlık (bk. v-c-d)
    zerre: atom, maddenin en küçük parçası zâhirî: görünürde (bk. ẓ-h-r)
    âlem-i cismanî: maddî âlem (bk. a-l-m) şehadet âlemi: görünen âlem (bk. ş-h-d; a-l-m)
    şule-feşan: ışık saçan


    Yazar : Risale Forum

  10. #10
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.223
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61880


    Lemeât - Sayfa 950

    Her nereden gelirse gelsin, nidâ-i hâcete lebbeyk-zendir; sırr-ı tevhid namına etrafı görüştürür.Zîhayat her harfi, herbir cümleye müteveccih birer yüzü, hem de nâzır birer gözü baktırır.

    • • •

    Güneşin hareketi cazibe içindir, cazibe istikrar-ı manzumesi içindir


    Güneş bir meyvedardır; silkinir, tâ düşmesin müncezip seyyar olan yemişleri.Ger sükûtuyla sükûnet eylese, cezbe kaçar, ağlar fezada muntazam meczupları.

    • • •

    Küçük Şeyler büyük şeylerle merbuttur

    Sivrisinek gözünü halk eyleyendir mutlaka güneşi, hem kehkeşi halk eylemiş.Pirenin midesini tanzim edendir mutlaka manzume-i şemsiyeyi nazm eylemiş.Gözde rü’yet, midede hem ihtiyacı derc edendir mutlaka semâ gözüne ziya sürmesi çekmiş, Zemin yüzüne gıda sofrası sermiş.

    • • •

    Kâinatın nazmında büyük bir i’caz var

    Kâinatın gör ki telifinde bir i’caz var. Ger bütün esbab-ı tabiiye bi’l-farzı’l-muhalOla herbiri muktedir bir fâil-i muhtar,O i’câza karşı nihayet acz ile bil’imtisalEderek secde ki:

    سُبْحَانَكَ لاَ قُدْرَةَ فِينَا رَبَّـنَا اَنْتَ الْقَدِيرُ اْلاَزَلِىُّ ذُوالْجَلاَلِ 1
    • • •

    Kudrete nisbet herşey müsavidir

    مَاخَلْقُكُمْ وَلاَ بَعْثُكُمْ اِلاَّكَنَفْسٍ وَاحِدَةٍ 2



    Not
    Dipnot-1
    “Seni her türlü noksan sıfattan tenzih ederiz, ey Rabbimiz! Sen ezelî Kadîrsin ve celâl sahibisin.”
    Dipnot-2
    “Sizin yaratılmanız da, diriltilmeniz de, tek bir kişinin yaratılıp diriltilmesi gibidir.” Lokman Sûresi, 31:28.





    acz: âcizlik, güçsüzlük (bk. a-c-z) bil’imtisal: uygulayarak
    bi’l-farzı’l-muhal: imkansız olan bir şeyin olduğunu varsayarak cazibe: çekim
    cezbe: çekim gücü derc etmek: yerleştirmek
    esbab-ı tabiiye: tabiî, doğal sebepler (bk. s-b-b; ṭ-b-a) feza: uzay
    fâil-i muhtar: dilediğini yapmakta serbest olan (bk. f-a-l; ḫ-y-r) ger: eğer
    halk eylemek: yaratmak (bk. ḫ-l-ḳ) istikrar-ı manzume: sistemin istikrarı, kararlılığı (bk. n-ẓ-m)
    i’câz: mu’cizelik, başkalarını acze düşürecek derecede olağanüstü olma (bk. a-c-z) kehkeş: samanyolu galaksisi
    kudret: İlâhî güç, iktidar (bk. ḳ-d-r) kâinat: evren, yaratılmış herşey (bk. k-v-n)
    lebbeyk-zen: buyurun diyen manzume-i şemsiye: güneş sistemi (bk. n-ẓ-m)
    meczup: cezbedilmiş, çekilmiş merbut: bağlı
    meyvedar: meyveli, verimli muktedir: güç ve kudret sahibi ve dilediği şeyi yapabilen (bk. ḳ-d-r)
    muntazam: düzenli (bk. n-ẓ-m) müncezip: cezbedilmiş, çekilmiş
    müsavi: eşit, denk müteveccih: yönelik, yönelmiş
    nam: ad nazm: diziliş, tertip (bk. n-ẓ-m)
    nazm eylemek: dizmek, tertiplemek (bk. n-ẓ-m) nidâ-i hâcet: ihtiyaç sesi (bk. ḥ-v-c)
    nihayet: son nisbet: oran, kıyas (bk. n-s-b)
    nâzır: bakan, gözeten (bk. n-ẓ-r) rü’yet: görme
    semâ: gök (bk. s-m-v) seyyar: gezici, hareketli
    sükûnet: durgunluk, hareketsizlik (bk. s-k-n) sükût: sessiz kalma, susma
    sırr-ı tevhid: herşeyin bir olan Allah’a ait olduğunu bilme ve inanmanın sırrı (bk. v-ḥ-d) tanzim: düzenleme (bk. n-ẓ-m)
    telifi: (kitap vs.) yazılması, yaratılması zemin: yer
    ziya: ışık zîhayat: canlı (bk. ẕî; h-y-y)


    Yazar : Risale Forum

Sayfa 1/7 12345 ... SonSon

Facebook Yorumları

Facebook Giriş

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 2 kullanıcı var. (0 üye ve 2 konuk)

Bu Konudaki Etiketler

102, 108, 112, 124, 128, 133, 146, 148, 154, 157, 159, 160, 161, 164, 169, 172, 176, 177, 179, 180, 191, 192, 197, 204, 205, 271, 592, 600, 827, abdini, acip, adıyla, ahenk, aklı, aldatmaz, âlemleri, alınmış, amelin, araf, arınmış, arz, asra, aya, âyine, ağzı, bakmalı, bakmıyor, basar, baskı, bayrak, bazı, bağış, başlarında, bekçisi, benzetmek, beraberlik, beterdir, bey, beşer, biçarelerin, bilimi, bilimin, bilinen, binaen, bir adam, birdir, birlik, budur, bütünlüğü, bırakmıyor, çekiyor, cevaben, cihâ, cihanı, çoktur, cumhur, çıkarılan, dadır, daire, dane, dağlar, den, derece, değildi, değiştirme, değiştirmek, dilediğini, dinen, dinlemesin, doğrular, dünyasına, duruma, duyan, düzenli, düğü, düşmanı, dış, dışında, eceli, edendir, edilirse, edilsin, efes turları, ellerinde, emsal, engeller, engiz, esasa, esenlik, esrarlı, etmeme, ettiren, eşsiz, fazilet, ferah, fikirleri, fikrini, firdevs, galebe, ganimet, gayret, gazabı, geçirmiş, geçmesi, gelmiş, getirip, gezer, gibi, gif, girmemiş, giydirir, gökte, gökteki, görünmek, gösteriş, gösterme, gururdur, gururu, güvenli, güvenme, güzelliği, hakikat, hakikatten, halka, hallerini, harap, hararet, harbi, hasletlerin, hatası, havas, hayrette, haşimoğulları, haşirde, herşeye, herşeyin, hevâ, heves, hevesi, hicr, hoşnud, hücum, ibarettir, icadı, içindekiler, ihanet, ihata, ihyası, ikincisi, ile, ilerleme, ilham, ilim, ilimlerle, ilişkileri, imaniye, inancı, inhisar, insanlığı, istedin, istekleri, istinbat, izale, işaret, iştir, iştiyak, jpg, kabrin, kafaya, kâfiri, kaldıracak, kalmamış, kalsı, kamer, kanunları, kapılmak, karakol, kardeşi, kardeşlerimiz, kartal, karışması, kavga, kendisinde, kitabı, koyan, küçülürsü, küfrü, külâhını, kullar, kurtarıcı, kurulan, kuvvetle, kuvvettir, kısmı, kıyası, kıymetsiz, lâkin, lam, leyl, libası, lisanı, lütuf, lüzumu, mahalli, mahkeme, mahlû, mantık, maraz, mağfiret, mecbur, menbaı, meselâ, mevcut, meydanı, mezhebine, meşhurdur, milleti, misli, muazzam, muhakkak, muhaldir, muhterem, mükerrem, mümkü, müphem, müstaid, müş, nas, nefsânî, neşretmek, nihayet, niyetle, nurdur, ödü, olan, olduğuna, olduğundan, olgun, olmadı, onlardan, oradan, orga, öyledir, özellikle, parçalar, peygamberlere, rahatla, rahatı, rahm, rezil, risale-i, risale-i nur, risalesini, rumuz, safsata, sakinleştirici, sakı, sanmak, sayılan, seçim, servet, sizde, sizlere, somut, süfyan, sûresi, surlar, sıhhat, sırra, sızmak, sığı, taassub, tahrip, takdim, taksim, tamamıyla, tapan, tasavvur, tavır, taşları, tecavüz, tekini, terakki, teres, ters, tevahhuş, titreyiş, tokat, tokmak, tutma, ücretli, ümitsizlik, umum, üstü, uyum, vahy, varlığının, verdiği, verilmiş, vesveseler, yapması, yardımı, yayı, yazılan, yekvücud, yok, yönden, ırkı, yüzleri, yıldızlara, yıldızları, ışık, zahmet, zahmetsiz, zamanla, zeminde, zira, zulmet, zıttı, şahsî, şahsiyet, şakirdleri, şartları, şehr, şevk, şeye, şeylerle, şirkin, şiş, şöhret

Etiket Bulutu Ana Sayfası

Sosyal İmleme

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222