Sayfa 7/7 İlkİlk ... 34567
70 sonuçtan 61 ile 70 arası

Konu: Lemeât

  1. #61
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.224
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61890


    Lemeât - Sayfa 1001

    Dallar, semerâtı, rahmet namına takdim ediyor

    Şecere-i hilkatin dalları her tarafta semerât-ı niamı zîruhun ellerine zâhirenuzatıyor.
    Hakikatte bir yed-i rahmet, bir dest-i kudrettir ki, o semerâtı, o dalları içinde sizlere uzatıyor.
    O yed-i rahmeti, siz de şükr ile öpünüz. O dest-i kudreti de minnetle takdis ediniz.

    • • •

    Fâtiha’nın âhirinde işaret olunan üç yolun beyanı1

    Ey birader-i pür-emel! Hayalini ele al, benimle beraber gel. İşte bir zemindeyiz. Etrafına bakarız; kimse de görmez bizi.
    Çadır direkleri hükmünde yüksek dağlar üstünde, karanlıklı bir bulut tabakası atılmış. Hem o dahi kaplatmış zeminimizin yüzü,
    Müncemid bir sakf olmuş. Fakat altı, yüzü açıkmış; o yüz güneş görürmüş. İşte bulut altındayız; sıkıyor zulmet bizi.Sıkıntı da boğuyor; havasızlık öldürür. Şimdi bize üç yol var, bir âlem-i ziyadar. Bir kere seyrettimdi bu zemin-i mecâzî.

    Evet bir kere buraya da gelmişim, üçünde ayrı ayrı gitmişim. Birinci yolu budur:Ekseri burdan gider. O da devr-i âlemdir, seyahate çeker bizi.

    İşte biz de yoldayız, böyle yayan gideriz. Bak şu sahrânın kum deryalarına, nasıl hiddet saçıyor, tehdit ediyor bizi.Bak şu deryanın dağvâri emvâcına: O da bize kızıyor. İşte elhamdü lillâh, öteki yüze çıktık. Görürüz güneş yüzü.Fakat çektiğimiz zahmeti ancak da biz biliriz. Of, tekrar buraya döndük; şu zemin-i vahşetzar, bulut damı zulmettar. Bize lâzım, revnaktar eder kalbdeki gözü

    Bir âlem-i ziyadar. Fevkalâde eğer bir cesaretin var; gireriz de beraber bu yolupür-hatarkâr. İkinci yolumuzu,


    Not
    Dipnot-1 “Bizi doğru yola ilet. Kendilerine nimet ve ihsanda bulunduğun peygamberlerin ve onlara tâbi olan sâlih kullarının yoluna ilet—gazabına uğrayanların ve sapıtmış olanların yoluna değil” Fâtiha Sûresi, 1:6-7.



    beyan: açıklama (bk. b-y-n) birader-i pür-emel: çokça emelleri arzu ve istekleri olan kardeş
    dağvâri: dağ gibi derya: deniz
    dest-i kudret: Allah’ın kudret eli (bk. ḳ-d-r) devr-i âlem: dünya seyahati, gezisi (bk. a-l-m)
    ekser: çoğunluk (bk. k-s̱-r) elhamdü lillâh: Allah’a hamd olsun (bk. ḥ-m-d)
    emvâc: dalgalar fevkalâde: olağanüstü
    hakikat: gerçek (bk. ḥ-ḳ-ḳ) minnet: şükran duyma, yapılan bir iyiliğe karşı teşekkür etme
    müncemid: donmuş, katılaşmış nam: ad
    pür-hatarkâr: tehlikelerle dolu, çok tehlikeli rahmet: İlâhî şefkat, merhamet (bk. r-ḥ-m)
    revnaktar: parlak, hoş sahrâ: çöl
    sakf: tavan semerât: meyveler
    semerât-ı niam: nimet meyveleri (bk. n-a-m) takdim: sunma (bk. ḳ-d-m)
    takdis: Allah’ın her türlü eksiklik ve çirkinlikten yüce olduğunu ilân etme (bk. ḳ-d-s) yed-i rahmet: Allah’ın rahmet eli (bk. r-ḥ-m)
    zemin: yer zemin-i mecâzî: mecazî olan yer, zemin; hayâlî yer (bk. c-v-z)
    zemin-i vahşetzar: yabanî, ıssız yer zulmet: karanlık (bk. ẓ-l-m)
    zulmettar: karanlıklı (bk. ẓ-l-m) zâhiren: görünüşte (bk. ẓ-h-r)
    zîruh: ruh sahibi (bk. ẕî; r-v-ḥ) âhir: son (bk. e-ḫ-r)
    âlem-i ziyadar: ışıklı âlem (bk. a-l-m) şecere-i hilkat: yaratılış ağacı (bk. ḫ-l-ḳ)
    şükür: verdiği nimetlerden dolayı Allah’a teşekkürlerini sunma (bk. ş-k-r)
    Yazar : Risale Forum

  2. #62
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.224
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61890


    Lemeât - Sayfa 1002

    Tabiat-ı arzı deleriz, o tarafa geçeriz. Ya fıtrî bir tünelden titreyerek gideriz. Bir vakitte bu yolda seyrettim de geçtim bî-naz ve pür-niyazı.

    Fakat o zaman tabiatın zemini eritecek, yırtacak bir madde var idi elimde. Üçüncü yolun o delil-i mu’cizi,Kur’ân onu bana vermişti. Kardeşim, arkamı da bırakma, hiç de korkma. Bak, ha, şurada tünelvâri mağaralar, tahte’l-arz akıntılar beklerler ikimizi.

    Bizi geçirecekler. Tabiatta şu müthiş cümudiyeleri de seni hiç korkutmasın. Zira bu abus çehresi altında merhametli sahibinin tebessümlü yüzü.

    Radyumvâri o madde-i Kur’ân’ı ışıkla sezmiştim. İşte, gözüne aydın! Ziyadar âleme çıktık. Bak şu zemin-i pür-nâzı.Bu fezâ-yı lâtif, şirin. Yahu başını kaldır. Bak, semâvâta ser çekmiş, bulutları da yırtmış, aşağıda bırakmış, davet ediyor bizi

    Şu şecere-i tûbâ. Meğer o Kur’ân imiş. Dalları her tarafa uzanmış. Tedellî eden bu dala biz de asılmalıyız; oraya alsın bizi.

    O şecere-i semâvî bir timsali zeminde olmuş şer’-i enveri. Demek zahmet çekmeden o yol ile çıkardık bu âlem-i ziyaya, sıkmadan zahmet bizi.

    Madem yanlış etmişiz; eski yere döneriz, doğru yolu buluruz. Bak, üçüncü yolumuz, şu dağlar üstünde durmuş olan şehbâzi,

    Hem de bütün cihana okuyor bir ezanı. Bak müezzin-i âzama: Muhammedü’l-Hâşimî(a.s.m.) davet eder insanı âlem-i nur-u envere. İlzam eder niyaz ile namazı.

    Bulutları da yırtmış, bak bu hüdâ dağlarına. Semâvâta ser çekmiş, bak şeriatcibâline. Nasıl müzeyyen etmiş zeminimizin yüzü gözü.

    İşte çıkmalıyız buradan himmet tayyaresiyle. Ziya-yı nesim orada, nur-u cemâlorada. İşte buradadır Uhud-u tevhid, o cebel-i azizi.

    İşte şuradadır Cûdî-i İslâmiyet, o cebel-i selâmet. İşte Cebelü’l-Kamer olan Kur’ân-ı ezher; zülâl-i Nil akıyor o muhteşem menbadan. İç o âb-ı lezizi.



    Cebelü’l-Kamer: Kamer Dağı; Nil Nehrinin çıktığı dağ Cûdî-i İslâmiyet: İslâmiyetin Cûdî Dağı; insanları maddî ve mânevî tufanlardan ve felâketlerden koruyan İslâm dini için bir benzetme olarak kullanılmış (bk. s-l-m)
    Kur’ân-ı ezher: parlak Kur’ân (ayrıca burada Kur’ân, insanlığın bütün kabiliyet ve donanımının gelişmesine hitap ettiği için evrensel üniversite anlamında Ezher Üniversitesine benzetilmiş de olabilir.) Muhammedü’l-Hâşimî: Haşimoğulları soyundan gelen Peygamberimiz Hz. Muhammed (bk. ḥ-m-d)
    Uhud-u tevhid: tevhidin Uhud Dağı; sağlam ve sarsılmaz tevhid inancı için bir benzetme olarak kullanılmış (bk. v-ḥ-d) abus: asık ve ekşi yüzlü
    bî-naz: naz etmeden, nazlanmadan cebel-i aziz: şerefli, üstün ve yüce dağ (bk. a-z-z)
    cebel-i selâmet: kurtuluşun sembolü olan esenlikli ve güvenli dağ (bk. s-l-m) cibâl: dağlar
    cihan: dünya cümudiye: cansızlık; buzdağı gibi olma
    delil-i mu’ciz: mu’cizeli delil (bk. a-c-z) fezâ-yı lâtif: güzel, hoş uzay (bk. l-ṭ-f)
    fıtrî: doğal (bk. f-ṭ-r) himmet: çalışma, gayret gösterme
    hüdâ: hidayet, doğru yol olan hak din, İslâmiyet (bk. h-d-y) ilzam etme: lüzumlu kılma, ayrılmaz bir unsur yapma; yükümlü tutma
    madde-i Kur’ân: Kur’ân’ın maddesi menba: kaynak
    müezzin-i âzam: en büyük müezzin (bk. a-ẓ-m) müzeyyen: süsleme (bk. z-y-n)
    niyaz: dua, yalvarış nur-u cemâl: güzellik nuru (bk. n-v-r; c-m-l)
    pür-niyaz: yalvararak, niyaz ederek radyumvâri: radyum gibi
    semâvât: gökler (bk. s-m-v) ser: baş
    tabiat-ı arz: yerin tabiatı (bk. ṭ-b-a) tahte’l-arz: yer altı
    tayyare: uçak tedellî: uzanıp aşağıya inme, eğilme
    timsal: örnek, görüntü (bk. m-s-l) tünelvâri: tünel gibi
    zemin: yer zemin-i pür-nâz: çok nazlı yer
    ziya-yı nesim: tatlı, hoş rüzgâr ışığı ziyadar: ışıklı
    zülâl-i Nil: Nil’in tatlı, hoş suyu (bk. bilgiler – Nil Nehri) âb-ı leziz: lezzetli su
    âlem: dünya (bk. a-l-m) âlem-i nur-u enver: çok parlak nur âlemi (bk. a-l-m; n-v-r)
    âlem-i ziya: ışıklı âlem, dünya (bk. a-l-m) şecere-i semâvî: göğe ait ağaç (bk. s-m-v)
    şecere-i tûbâ: tûba ağacı şehbâz: atik, becerikli, şanlı yiğit
    şeriat: Allah tarafından bildirilen kanun ve hükümler (bk. ş-r-a) şer’-i enver: çok nurlu, parlak şeriat (bk. ş-r-a; n-v-r)
    Copyright © Söz Basım Yayın
    Yazar : Risale Forum

  3. #63
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.224
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61890


    Lemeât - Sayfa 1003

    فَتَباَرَكَ اللهُ اَحْسَنُ الْخَالِقِينَ 1
    وَاٰخِرُ دَعْوٰينَا اَنِ الْحَمْدُ ِللهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ 2

    Ey arkadaş! Şimdi hayali baştan çıkar, aklı kafaya geçir. Evvelki iki yolun mağdub ve dâllîn yolu; hatarları pek çoktur, kıştır daim güz, yazı.

    Yüzde biri kurtulur: Eflâtun, Sokrat gibi. Üçüncü yol sehildir, hem karîb,müstakimdir. Zayıf-kavî müsâvi; herkes o yoldan gider. En rahatı budur ki, şehid olmak ya gazi.

    İşte neticeye gireriz. Evet, dehâ-yı fennî-evvelki iki yoldur ona meslek ve mezhep. Fakat hüdâ-yı Kur’ânî-üçüncü yoldur onun sırat-ı müstakimi. İsal eder o bizi.


    اَللّٰهُمَّ اهْدِنَا الصِّرَاطَ الْمُسْتَقِيمَ صِرَاطَ الَّذِينَ اَنْعَمْتَ عَلَيْهِمْ غَيْرِ الْمَغْضُوبِ عَلَيْهِمْ وَلاَ الضَّالِّينَ، اٰمِينَ 3

    • • •


    Hakikî bütün elem dalâlette, bütün lezzet imandadır.
    Hayal libasını giymiş muazzam bir hakikat

    Ey yoldaş-ı hüşyar! Sırat-ı müstakimin o meslek-i nuranî, mağdub ve dâllînin otarik-i zulmanî, tam farklarını görmek eğer istersen, ey aziz,

    Gel, vehmini ele al, hayal üstüne de bin. Şimdi seninle gideriz zulümat-ı ademe. Omezar-ı ekberi, o şehr-i pür-emvâtı bir ziyaret ederiz.

    Bir Kadîr-i Ezelî, kendi dest-i kudretle bu zulümat-ı kıt’adan bizi tuttu çıkardı, buvücuda bindirdi, gönderdi şu dünyaya, şu şehr-i bî-lezâiz.

    Not
    Dipnot-1 “Yaratıcılık mertebelerinin en güzelinde bulunan Allah’ın şanı ne yücedir!” Mü’minûn Sûresi, 23:14.

    Dipnot-2 “Duamızın sonu, ‘Âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamd olsun’dan ibarettir.” (Yûnus Sûresi, 10:10’dan iktibas edilmiştir.)

    Dipnot-3 “Allahım! Bizi doğru yola ilet-kendilerine in’amda bulunduğun kimselerin yoluna. Yoksa gazabına uğrayanların yahut sapıtanların yoluna değil. Âmin.”




    Eflâtun: (bk. bilgiler) Kadîr-i Ezelî: varlığının başlangıcı olmayıp devamlı var olan ve sonsuz güç ve kudret sahibi olan Allah (bk. ḳ-d-r; e-z-l)
    Sokrat: (bk. bilgiler) aziz: izzetli, muhterem, saygın (bk. a-z-z)
    dalâlet: hak yoldan sapkınlık, inançsızlık (bk. ḍ-l-l) dehâ-yı fennî: eğitimini fen ve felsefeden almış olağanüstü akıl
    dest-i kudret: kudret eli (bk. ḳ-d-r) dâllîn: hak yoldan sapmış, inançsız kimseler (bk. ḍ-l-l)
    elem: acı, sıkıntı hakikat: doğru, gerçek (bk. ḥ-ḳ-ḳ)
    hakikî: gerçek, doğru (bk. ḥ-ḳ-ḳ) hatar: tehlike
    hüdâ-yı Kur’ânî: Kur’ân’ın hak ve doğru yolu (bk. h-d-y) isal: ulaştırma, eriştirme
    karîb: yakın kavî: kuvvetli
    libas: elbise mağdup: Allah’ın hiddet ve gazabına uğramış
    meslek: gidilen yol, metod meslek-i nuranî: nurlu meslek, metod (bk. n-v-r)
    mezar-ı ekber: en büyük mezar (bk. k-b-r) mezhep: tutulan yol, usul (bk. ẕ-h-b)
    muazzam: büyük (bk. a-ẓ-m) müstakim: dosdoğru olan
    müsâvi: eşit sehil: kolay
    sırat-ı müstakim: dosdoğru yol tarik-i zulmanî: karanlıklı yol (bk. ṭ-r-ḳ; ẓ-l-m)
    vehm: zan, kuruntu vücud: varlık (bk. v-c-d)
    yoldaş-ı hüşyar: uyanık yoldaş zulümat-ı adem: yokluk karanlıkları (bk. ẓ-l-m)
    zulümat-ı kıt’a: karanlıklar ülkesi (bk. ẓ-l-m) şehr-i bî-lezâiz: zevksiz ve lezzetsiz şehir
    şehr-i pür-emvât: ölülerle dolu şehir (bk. m-v-t)
    Copyright © Söz Basım Yayın
    Yazar : Risale Forum

  4. #64
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.224
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61890


    Lemeât - Sayfa 1004

    İşte şimdi biz geldik şu âlem-i vücuda, o sahrâ-yı hâile. Gözümüz de açıldı, şeşcihette biz baktık. Evvel istîtafkârâne önümüze bakarız.

    Lâkin beliyyeler, elemler, önümüzde düşmanlar gibi tehacüm eder. Ondan korktuk, çekindik. Sağa sola, anâsır-ı tabâyie bakarız, ondan medet bekleriz.

    Lâkin biz görüyoruz ki, onların kalbleri kasiye, merhametsiz. Dişlerini bilerler, hiddetli de bakarlar. Ne naz dinler, ne niyaz.

    Muztar adamlar gibi meyusâne nazarı yukarıya kaldırdık. Hem istimdatkârâneecrâm-ı ulviyeye bakarız; pek dehşetli, tehditkâr da görürüz.

    Güya birer gülle, bomba olmuşlar, yuvalardan çıkmışlar, hem etraf-ı fezada pek sür’atli geçerler. Her nasılsa ki onlar birbirine dokunmaz.

    Ger birisi yolunu kazara bir şaşırtsa, el’iyâzü billâh, şu âlem-i şehadet ödü de patlayacak. Tesadüfe bağlıdır; bundan dahi hayır gelmez.

    Meyusâne nazarı o cihetten çevirdik, elîm hayrete düştük. Başımız da eğildi, sinemizde saklandık. Nefsimize bakarız, mütalâa ederiz.

    İşte işitiyoruz: Zavallı nefsimizden binlerle hâcetlerin sayhaları geliyor, binlerlefâkatlerin eninleri çıkıyor. Teselliyi beklerken tevahhuş ediyoruz.

    Ondan da hayır gelmedi. Pek ilticakârâne vicdanımıza girdik. İçine bakıyoruz, bir çareyi bekleriz. Eyvah, yine bulmayız. Biz medet vermeliyiz.

    Zira onda görünür binlerle emelleri, galeyanlı arzular, heyecanlı hissiyat kâinata uzanmış. Herbirinden titreriz, hiç yardım edemeyiz.

    O âmâl sıkışmışlar vücud-u adem içinde; bir tarafı ezele, bir tarafı ebede uzanıp gidiyorlar. Öyle vüs’atleri var; ger dünyayı yutarsa o vicdan da tok olmaz.

    İşte bu elîm yolda nereye bir başvurduk, onda bir belâ bulduk. Zira mağdub vedâllîn yolları böyle olur. Tesadüf ve dalâlet o yolda nazar-endaz.

    O nazarı biz taktık, bu hale böyle düştük. Şimdi dahi halimiz ki mebde’ ve meâdi, hem Sâni ve hem haşri muvakkat unutmuşuz.



    Sâni: herşeyi mükemmel ve san’atlı bir şekilde yaratan Allah (bk. ṣ-n-a) anâsır-ı tabâyi: tabiattaki unsurlar; dağ, taş, deniz vs. gibi (bk. ṭ-b-a)
    beliyye: belâ cihet: yön
    dalâlet: hak yoldan sapkınlık, inançsızlık (bk. ḍ-l-l) dehşetli: korkunç, ürkütücü
    dâllîn: hak yoldan sapmış, inançsız kimseler (bk. ḍ-l-l) ebed: sonu olmayan sonsuzluk (bk. e-b-d)
    ecrâm-ı ulviye: gökcisimleri, gökteki büyük cisimler elem: acı, keder, sıkıntı
    elîm: elemli, acı verici el’iyâzü billâh: Allah korusun
    emel: arzu, istek enin: inleme
    etraf-ı feza: uzay boşluğu ezel: başlangıcı olmayan sonsuzluk (bk. e-z-l)
    fâkat: yokluk galeyan: coşup taşma, azgınlık
    ger: eğer güya: sanki
    hayır: iyilik (bk. ḫ-y-r) haşir: öldükten sonra âhirette tekrar diriltilip Allah’ın huzurunda toplânma (bk. ḥ-ş-r)
    hissiyat: hisler, duygular hâcet: ihtiyaç (bk. ḥ-v-c)
    ilticakârane: sığınır bir şekilde istimdatkârâne: yardım diler bir şekilde
    istîtafkârâne: merhamet isteyene yakışır şekilde kasiye: sert, katı
    kâinat: evren, yaratılmış herşey (bk. k-v-n) mağdup: Allah’ın hiddet ve gazabına uğramış
    mebde’ ve meâd: gelinen ve gidilecek olan yer; insanın dünyaya gelişi ve dönüşü, dünya ve âhiret medet: yardım
    meyusâne: ümitsizce muvakkat: geçici
    muztar: çaresiz, zorda kalan mütalâa: etraflıca inceleyip düşünme
    nazar: bakış (bk. n-ẓ-r) nazar-endaz: bakan, seyreden (bk. n-ẓ-r)
    nefis: insanı maddî zevk ve isteklere sevk eden kuvvet (bk. n-f-s) niyaz: yalvarış, yakarış
    sahrâ-yı hâil: ürperti veren çöl sayha: sesleniş
    tehacüm: her taraftan hücum etme tehditkâr: tehdit edici
    tevahhuş: korku, ürküntü vücud-u adem: yokluk vücudu (bk. v-c-d)
    vüs’at: genişlik âlem-i vücud: varlık âlemi (bk. a-l-m; v-c-d)
    âlem-i şehadet: görünen âlem, dünya (bk. a-l-m; ş-h-d) âmâl: emeller, arzular, istekler
    şeş: altı
    Copyright © Söz Basım Yayın
    Yazar : Risale Forum

  5. #65
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.224
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61890


    Lemeât - Sayfa 1005

    Cehennemden beterdir, ondan daha muhriktir, ruhumuzu eziyor. Zira o şeşcihetten ki onlara başvurduk; öyle hâlet almışız.

    Ki yapılmış o hâlet, hem havf ile dehşetten, hem acz ile ra’şetten, hem kalâk vevahşetten, hem yütm ve hem yeisten mürekkep vicdan-sûz.

    Şimdi her cihete mukabil bir cepheyi alırız, def’ine çalışırız. Evvel, kudretimize müracaat ederiz. Vâesefâ görürüz

    Ki âcize, zaife. Saniyen, nefiste olan hâcâtın susmasına teveccüh ediyoruz.Vâesefâ, durmayıp bağırırlar görürüz.

    Sâlisen, istimdatkârâne, bir halâskârı için bağırır, çağırırız. Ne kimse işitiyor, ne cevabı veriyor. Biz de zannediyoruz:

    Herbir şey bize düşman, herbir şey bizden garip. Hiçbir şey kalbimize bir teselli vermiyor; hiç emniyet bahşetmez, hakikî zevki vermez.

    Râbian, biz ecrâm-ı ulviyeye baktıkça, onlar nazara verir bir havf ile dehşeti. Hem vicdanın müz’ici bir tevahhuş geliyor akıl-sûz, evham-sâz.

    İşte, ey birader! Bu dalâletin yolu, mahiyeti şöyledir. Küfürdeki zulmeti bu yolda tamam gördük. Şimdi de gel kardeşim, o ademe döneriz.

    Tekrar yine geliriz. Bu kere tarikimiz sırat-ı müstakimdir, hem imanın yoludur. Delil ve imamımız inâyet ve Kur’ân’dır, şehbâz-ı edvar-pervaz.

    İşte Sultan-ı Ezelin rahmet ve inâyeti vaktâ bizi istedi, kudret bizi çıkardı, lütfen bizi bindirdi kanun-u meşiete etvâr üstünde perdâz.

    Şimdi bizi getirdi, şefkat ile giydirdi şu hil’at-ı vücudu. Emanet rütbesini bizetevcih eyledi; nişan niyaz ve namaz.

    Şu edvar ve etvârın, bu uzun yolumuzda birer menzil-i nazdır. Yolumuzda teshilâtiçindir ki kaderden bir emirnâme vermiş sahifede cephemiz.

    Her nereye geliriz, herhangi taifeye misafir oluyoruz; pek uhuvvetkârâne istikbalgörüyoruz. Malımızdan veririz, mallarından alırız.



    Sultan-ı Ezelî: hüküm ve saltanatının başlangıcı olmayan Allah (bk. s-l-ṭ; e-z-l) acz: âcizlik, güçsüzlük (bk. a-c-z)
    adem: yokluk akıl-sûz: akla ters, aklı rahatsız eden
    birader: kardeş cihet: yön
    dalâlet: hak yoldan sapkınlık, inançsızlık (bk. ḍ-l-l) def’: uzaklaştırma
    ecrâm-ı ulviye: gökcisimleri, gökteki büyük cisimler edvar: devirler, dönemler
    emirnâme: emir yazısı etvâr: haller, tavırlar
    evham-sâz: vehimli, kuruntu saçan hakikî: gerçek, doğru (bk. ḥ-ḳ-ḳ)
    halâskâr: kurtarıcı (bk. ḥ-l-ṣ) havf: korku
    hil’at-ı vücud: vücud, beden elbisesi (bk. v-c-d) hâcât: ihtiyaçlar (bk. ḥ-v-c)
    hâlet: hal, vaziyet inâyet: Allah’tan gelen yardım, ihsan, iyilik (bk. a-n-y)
    istikbal: karşılama istimdatkârâne: yardım dilercesine
    kader: Allah’ın meydana gelecek hadiseleri olmadan önce takdir etmesi, plânlaması (bk. ḳ-d-r) kalâk: sıkıntı, huzursuzluk
    kanun-u meşiet: irade, dileme kanunu (bk. ḳ-n-n) kudret: güç, iktidar (bk. ḳ-d-r)
    mahiyet: öz nitelik, esas menzil-i naz: naz evi (bk. n-z-l)
    muhrik: yakıcı mukabil: karşılık
    mürekkep: oluşmuş, bileşik müz’ic: rahatsızlık, sıkıntı veren
    nazar: bakış, dikkat (bk. n-ẓ-r) nefis: insanı maddî zevk ve isteklere sevk eden kuvvet (bk. n-f-s)
    perdâz: uçan rahmet: şefkat, merhamet (bk. r-ḥ-m)
    ra’şet: titreyiş, ürperme râbian: dördüncü olarak
    saniyen: ikinci olarak sâlisen: üçüncü olarak
    sırat-ı müstakim: dosdoğru yol taife: grup, topluluk
    tarik: yol (bk. ṭ-r-ḳ) teshilât: kolaylaştırmalar
    tevahhuş: korku, ürküntü tevcih: yöneltme
    teveccüh: ilgi, yönelme uhuvvetkârâne: kardeşçesine
    vahşet: ürküntü, korku vaktâ: ne zaman, ne vakit
    vicdan-sûz: vicdanen sıkıntı ve ızdırap veren, vicdanı yakan vâesefâ: esefler olsun
    yeis: ümitsizlik yütm: yetimlik, kimsesizlik
    zaife: zayıf zulmet: karanlık (bk. ẓ-l-m)
    âcize: güçsüz, kuvvetsiz (bk. a-c-z) şehbâz-ı edvar-pervaz: her devirde uçarcasına hâkimiyetini kuran
    şeş: altı
    Copyright © Söz Basım Yayın
    Yazar : Risale Forum

  6. #66
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.224
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61890


    Lemeât - Sayfa 1006

    Ticaret muhabbeti, onlar bizi beslerler, hediyelerle süslerler, hem de teşyiederler. Gele gele işte geldik, dünya kapısındayız, işitiyoruz âvâz.

    Bak, girdik şu zemine, ayağımızı bastık şehadet âlemine. Şehrâyin-i Rahmân,gürültühane-i insan. Hiçbir şey bilmeyiz, delil ve imamımız

    Meşiet-i Rahmân’dır. Vekil-i delilimiz, nâzenin gözlerimiz. Gözlerimizi açtık, dünya içine saldık. Hatırına gelir mi evvelki gelişimiz?

    Garip, yetim olmuştuk. Düşmanlarımız çoktu. Bilmezdik hâmimizi. Şimdi nur-u imanla o düşmanlara karşı bir rükn-ü metinimiz,

    İstinadî noktamız, hem himayetkârımız def’ eder düşmanları. O iman-ı billâhtır kiziya-yı ruhumuz, hem nur-u hayatımız, hem de ruh-u ruhumuz.

    İşte kalbimiz rahat, düşmanları aldırmaz, belki düşman tanımaz. Evvelki yolumuzda vaktâ vicdana girdik; işittik ondan binlerle feryad ü fîzar ve âvâz.

    Ondan belâya düştük. Zira âmâl, arzular, istidat ve hissiyat, daim ebedi ister. Onun yolunu bilmezdik. Bizden yol bilmemezlik; onda fîzar ve niyaz.

    Fakat, elhamdü lillâh, şimdi gelişimizde bulduk nokta-i istimdad ki daim hayat verir o istidad âmâle; tâ ebedü’l-âbâda onları eder pervaz.

    Onlara yol gösterir, o noktadan istidat. Hem istimdad ediyor, hem âb-ı hayatı içer, hem kemâline koşuyor o nokta-i istimdad, o şevk-engiz remz ü naz.

    İkinci kutb-u iman ki tasdik-i haşirdir. Saadet-i ebedî o sadefin cevheri. İmanburhanı Kur’ân. Vicdan, insanî bir râz.Şimdi başını kaldır, şu kâinata bir bak, onun ile bir konuş. Evvelki yolumuzda pek müthiş görünürdü. Şimdi de mütebessim, her tarafa gülüyor, nâzeninâne niyaz veâvâz.

    Görmez misin: Gözümüz arı-misal olmuştur, her tarafa uçuyor. Kâinat bostanıdır her tarafta çiçekler. Her çiçek de veriyor ona bir âb-ı leziz.

    arı-misal: arı gibi (bk. m-s̱-l) bostan: bahçe
    burhan: güçlü delil cevher: değerli taş, inci; öz
    def etme: uzaklaştırma ebedî: sonu olmayan, sonsuz (bk. e-b-d)
    ebedü’l-âbâd: sonsuzların sonsuzu, âhiret hayatı (bk. e-b-d) elhamdü lillâh: Allah’a hamd olsun (bk. ḥ-m-d)
    feryad ü fîzar: inleyip feryad etme fîzar: ağlayıp inleme
    gürültühane-i insan: insanın gürültü yeri himayetkâr: koruyucu
    hissiyat: hisler, duygular hâmi: koruyucu
    iman-ı billâh: Allah’a iman (bk. e-m-n) insanî: insana ait
    istidat: kabiliyet, yetenek (bk. a-d-d) istimdad: yardım isteme
    istinadî nokta: dayanak noktası (bk. s-n-d) kemâl: mükemmellik, olgunluk (bk. k-m-l)
    kutb-u iman: imanın kutbu, en temel esası (bk. e-m-n) kâinat: evren, yaratılmış herşey (bk. k-v-n)
    meşiet-i Rahmân: Allah’ın iradesi, dilemesi (bk. r-ḥ-m) muhabbet: sevgi (bk. ḥ-b-b)
    mütebessim: tebessüm eden niyaz: dua, yalvarıp yakarma
    nokta-i istimdad: yardım isteme noktası nur-u hayat: hayatın nuru (bk. r-v-ḥ; ḥ-y-y)
    nur-u iman: iman nuru (bk. n-v-r; e-m-n) nâzenin: ince, narin, duyarlı
    nâzeninâne: nazlı bir şekilde pervaz: uçmak, kanat açmak
    remz ü naz: işaret ve telmih ruh-u ruh: ruhun ruhu (bk. n-v-r; r-v-ḥ)
    râz: sır, gizem rükn-ü metin: sağlam esas (bk. r-k-n)
    saadet-i ebedî: sonu olmayan, sonsuz mutluluk (bk. e-b-d) sadef: inci kabuğu
    tasdik-i haşir: haşri, öldükten sonra âhirette tekrar diriltilip Allah’ın huzurunda toplânmayı kabul etme (bk. ṣ-d-ḳ; ḥ-ş-r) teşyi: uğurlama
    vaktâ: ne zaman, ne vakit vekil-i delil: delilin, yol göstericinin vekili
    zemin: yer ziya-yı ruh: ruhun ışığı (bk. r-v-ḥ)
    âb-ı hayat: hayat suyu (bk. ḥ-y-y) âb-ı leziz: lezzetli su
    âmâl: emeller, arzular âvâz: yüksek ses, çığlık
    şehadet âlemi: görünen âlem (bk. ş-h-d) şehrâyin-i Rahmân: Cenab-ı Hakkın sonsuz rahmetiyle bir şenlik haline getirdiği yeryüzü (bk. r-ḥ-m)
    şevk-engiz: şevke getiren
    Copyright © Söz Basım Yayın
    Yazar : Risale Forum

  7. #67
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.224
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61890


    Lemeât - Sayfa 1007

    Hem ünsiyet, teselli, tahabbübü veriyor. O da alır getirir, şehd-i şehadet yapar. Balda bir bal akıtır o esrarengiz şehbaz.

    Harekât-ı ecrâma, ya nücum ya şümusa nazarımız kondukça, ellerine verirlerHâlıkın hikmetini, hem mâye-i ibreti, hem cilve-i rahmeti alır, ediyor pervaz.

    Güya şu güneş bizlerle konuşuyor. Der: “Ey kardeşlerimiz! Tevahhuşla sıkılmayınız. Ehlen sehlen merhaba, hoş teşrif ettiniz. Menzil sizin; ben bir mumdar‑ı şehnaz.

    “Ben de sizin gibiyim; fakat sâfi, isyansız, mutî bir hizmetkârım..

    “O Zât-ı Ehad-i Samed ki mahz-ı rahmetiyle hizmetinize beni musahhar-ı pürnuretmiş. Benden hararet, ziya; sizden namaz ve niyaz.”

    Yahu, bakın kamere. Yıldızlarla denizler, herbiri de kendine mahsus birer lisanla, “Ehlen sehlen merhaba,” derler. “Hoş geldiniz. Bizi tanımaz mısınız?”

    Sırr-ı teâvünle bak, remz-i nizamla dinle. Herbirisi söylüyor: “Biz de birerhizmetkâr, rahmet-i Zülcelâlin birer âyinedarıyız. Hiç de üzülmeyiniz, bizden sıkılmayınız.

    “Zelzele nâraları, hadisat sayhaları sizi hiç korkutmasın, vesvese de vermesin. Zira onlar içinde bir zemzeme-i ezkâr, bir demdeme-i tesbih, velvele-i nâz ü niyaz.

    “Sizi bize gönderen o Zât-ı Zülcelâl, ellerinde tutmuştur bunların dizginlerini.” İman gözü okuyor yüzlerinde âyet-i rahmet, herbiri birer âvâz.

    Ey mü’min-i kalb-i hüşyar! Şimdi gözlerimiz bir parça dinlensinler. Onların bedeline hassas kulağımızı imanın mübarek eline teslim ederiz, dünyaya göndeririz. Dinlesin leziz bir saz.

    Evvelki yolumuzda bir matem-i umumî, hem vâveylâ-yı mevtî zannolunan o sesler, şimdi yolumuzda birer nevaz ü namaz, birer âvâz ü niyaz, birer tesbiha âğâz.


    Hâlık: herşeyi yaratan Allah (bk. ḫ-l-ḳ) Zât-ı Ehad-i Samed: herşey Kendisine muhtaç olduğu halde Kendisi hiçbir şeye muhtaç olmayan ve birliği herbir şeyde görünen Allah (bk. v-ḥ-d; ṣ-m-d)
    Zât-ı Zülcelâl: sonsuz haşmet ve yücelik sahibi Zât, Allah (bk. ẕü; c-l-l) cilve-i rahmet: rahmetin cilvesi, görüntüsü (bk. c-l-y; r-ḥ-m)
    demdeme-i tesbih: Allah’ı tesbih etmenin coşkulu sesleri (bk. s-b-ḥ) ehlen sehlen: hoş safa geldiniz
    esrarengiz: sırlı, gizemli güya: sanki
    hadisat: hadiseler, olaylar hararet: ısı, sıcaklık
    harekât-ı ecrâm: gökcisimlerinin hareketleri hikmet: herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde olması (bk. ḥ-k-m)
    hizmetkâr: hizmetçi kamer: ay
    leziz: lezzetli lisan: dil
    mahsus: has, özel mahz-ı rahmet: tam anlamıyla rahmet (bk. r-ḥ-m)
    matem-i umumî: herkesin yas tutması, genel hüzün menzil: ev, mekan (bk. n-z-l)
    mumdar-ı şehnaz: ışık saçan güzel musahhar-ı pürnur: nurlu, nur saçan hizmetkâr (bk. n-v-r)
    mutî: itaat eden mâye-i ibret: ibret aynası, ibret levhası
    mübarek: bereketli, hayırlı (bk. b-r-k) mü’min-i kalb-i hüşyar: kalbi uyanık mü’min (bk. e-m-n)
    nazar: bakış, dikkat (bk. n-ẓ-r) nevaz ü namaz: tatlı, ahenkli ses ve namaz
    niyaz: dua, yalvarış, yakarış nâra: haykırış
    nücum: yıldızlar pervaz: uçmak, kanat açmak
    rahmet-i Zülcelâl: sonsuz haşmet ve yücelik sahibi olan Allah’ın her şeyi kuşatan rahmeti (bk. r-ḥ-m; c-l-l) remz-i nizam: düzenin işareti, göstergesi (bk. n-ẓ-m)
    sayha: sesleniş sâfi: saf, arınmış, temiz (bk. ṣ-f-y)
    sırr-ı teavün: yardımlaşma sırrı tahabbüb: kendini sevdirme (bk. ḥ-b-b)
    tesbih: Allah’ı her türlü kusurdan yüce tutarak şanına layık ifadelerle anma (bk. s-b-ḥ) tevahhuş: korkma, ürküntü
    teşrif: şeref verme velvele-i nâz ü niyaz: Allah’a yalvarıp yakarmanın heyecanlı, coşkun sesi
    vesvese: şüphe, kuruntu vâveylâ-yı mevt: ölüm çığlıkları (bk. m-v-t)
    zelzele: deprem, sarsıntı zemzeme-i ezkâr: Allah’ı anmanın hoş, güzel nağmeleri
    ziya: ışık âvâz: yüksek ses
    âvâz ü niyaz: yüksek sesle dua, yalvarış âyet-i rahmet: rahmet âyeti, delili (bk. r-ḥ-m)
    âyinedar: ayna tutan âğâz: nâmeler, söylemler
    ünsiyet: dostluk, canayakınlık şehbaz: kartal gibi uçan
    şehd-i şehadet: şehadet balı; İlâhî hakikatleri bilmenin ve idrak etmenin dünyadaki lezzeti (bk. ş-h-d) şümus: güneşler
    Copyright © Söz Basım Yayın
    Yazar : Risale Forum

  8. #68
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.224
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61890


    Lemeât - Sayfa 1008

    Dinle, havadaki demdeme, kuşlardaki civcive, yağmurdaki zemzeme, denizdekigamgama, ra’dlardaki rakraka, taşlardaki tıktıka birer mânidar nevaz.

    Terennümât-ı hava, naarât-ı ra’diye, nağamât-ı emvac, birer zikr-i azamet. Yağmurun hezecâtı, kuşların seceâtı birer tesbih-i rahmet, hakikate bir mecaz.

    Eşyada olan asvat birer savt-ı vücuttur; ben de varım derler. O kâinat-ı sâkitbirden söze başlıyor: “Bizi câmid zannetme, ey insan-ı boşboğaz!”

    Tuyurları söylettirir ya bir lezzet-i nimet, ya bir nüzul-ü rahmet. Ayrı ayrı seslerle, küçük âğazlarıyla rahmeti alkışlarlar. Nimet üstünde iner, şükür ile eder pervaz.

    Remzen onlar derler: “Ey kâinat, kardeşler! Ne güzeldir halimiz.

    “Şefkatle perverdeyiz, halimizden memnunuz.” Sivri dimdikleriyle fezaya saçıyorlar birer âvâz-ı pür-naz.Güya bütün kâinat ulvî bir musikidir; iman nuru işitir ezkâr ve tesbihleri. Zirahikmet reddeder tesadüf vücudunu; nizam ise tard eder ittifak-ı evham-saz.

    Ey yoldaş! Şimdi şu âlem-i misalîden çıkarız, hayalî vehimden ineriz, akıl meydanında dururuz, mizana çekeriz, ederiz yolları ber-endaz.

    Evvelki elîm yolumuz mağdub ve dâllîn yolu. O yol verir vicdana tâ en derin yerine hem bir hiss-i elîmi, hem bir şedid elemi. Şuur onu gösterir. Şuura zıt olmuşuz.

    Hem kurtulmak için de muztar ve hem muhtacız. Ya o teskin edilsin, ya ihsas da olmasın. Yoksa dayanamayız; feryad ü fîzar dinlenmez.

    Hüdâ ise şifâdır; hevâ iptal-i histir. Bu da teselli ister, bu da tegafül ister, bu dameşgale ister, bu da eğlence ister. Hevesât-ı sihirbaz,


    asvat: sesler ber-endaz: inceden inceye ölçerek
    civcive: kuşların coşkulu ötüşleri, şakımaları câmid: cansız
    demdeme: gürültü, yüksek ses dâllîn: hak yoldan sapmış, inançsız kimseler (bk. ḍ-l-l)
    elem: acı, keder, sıkıntı elîm: elemli, acı verici
    ezkâr: zikirler, Allah’ı anmalar feryad ü fîzar: inleyip feryad etme
    feza: uzay gamgama: bağırtı, haykırış
    güya: sanki hakikat: doğru, gerçek (bk. ḥ-ḳ-ḳ)
    hevesât-ı sihirbaz: yalancı ve aldatıcı istek ve arzular hevâ: kabiliyet ve duyguları nefsin yasak arzu ve isteklerinin emrine verme (bk. h-v-y)
    hezecât: ölçülü nağmeler, sesler hikmet: herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde olması (bk. ḥ-k-m)
    hiss-i elîm: acı veren duygu hüdâ: doğru yol olan hak din, İslâmiyet (bk. h-d-y)
    ihsas: hissettirme, hatırlatma insan-ı boşboğaz: boşboğaz insan
    iptal-i his: hisleri uyuşturma, duyguları vazifelerini yapamaz hale getirme ittifak-ı evham-saz: evham ve şüphe veren birlik
    kâinat: evren, yaratılmış herşey (bk. k-v-n) kâinat-ı sâkit: sükut eden, susan kâinat (bk. k-v-n)
    lezzet-i nimet: nimetin lezzeti (bk. n-a-m) mağdup: Allah’ın hiddet ve gazabına uğramış
    mecaz: kendi mânâsı dışında başka bir mânâyı gösteren kelime (bk. c-v-z) meşgale: meşguliyet
    mizan: ölçü, tartı (bk. v-z-n) muztar: mecbur, çaresiz
    mânidar: mânâlı, anlamlı (bk. a-n-y) naarât-ı ra’diye: gök gürültüsünün naraları
    nağamat-ı emvac: dalgaların nağmeleri, hoş sesleri nevaz: tatlı ve ahenkli ses
    nizam: düzen (bk. n-ẓ-m) nüzul-ü rahmet: rahmetin inişi (bk. n-z-l; r-ḥ-m)
    pervaz: uçmak, kanat açmak perverde: beslenmiş, yetiştirilmiş
    rahmet: şefkat, merhamet (bk. r-ḥ-m) rakraka: şimşek çaktığı zaman duyulan gök gürültüsü
    ra’d: gök gürültüsü remzen: işaretle
    savt-ı vücut: varlık sesi (bk. v-c-d) seceât: sec’alar, kuşların çıkardıkları sesler
    tard etmek: kovmak tegafül: gaflet etme, duyarsızlıklık, mânevî sorumluluklarından habersiz davranma (bk. ğ-f-l)
    terennümât-ı hava: havanın çıkardığı güzel ve tatlı sesler tesbih: Allah’ı her türlü kusurdan yüce tutarak şanına layık ifadelerle anma (bk. s-b-ḥ)
    tesbih-i rahmet: rahmet tesbihi, zikri (bk. s-b-ḥ; r-ḥ-m) teskin: sakinleştirme, rahatlatma (bk. s-k-n)
    tuyur: kuşlar tıktıka: taşların birbirine dokunması sonucu çıkan ses
    ulvî: yüce vehim: kuruntu, zan
    vücud: varlık (bk. v-c-d) zemzeme: ezgili, nağmeli ses
    zikr-i azamet: büyüklüğün zikri (bk. a-ẓ-m) âlem-i misal: görüntüler âlemi (bk. a-l-m; m-s̱-l)
    âvâz-ı pür-naz: çok nazlı sesler âğaz: ağızlar, nağmeler
    şedid: şiddetli şuur: bilinç, idrak (bk. ş-a-r)
    Copyright © Söz Basım Yayın
    Yazar : Risale Forum

  9. #69
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.224
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61890


    Lemeât - Sayfa 1009

    Tâ vicdanı aldatsın, ruhu tenvim edilsin, tâ elem hissolmasın. Yoksa o elem-i elîm, vicdanı ihrak eder; fîzâra dayanılmaz, elem-i ye’s çekilmez.

    Demek sırat-ı müstakimden ne kadar uzak düşse, o derece nisbeten şu hâlet tesir eder, vicdanı bağırttırır. Her lezzetin içinde elemi var birer iz.

    Demek heves, hevâ, eğlence, sefahetten memzuç olan şâşaa-i medenî, budalâletten gelen şu müthiş sıkıntıya bir yalancı merhem, uyutucu zehirbaz.

    Ey aziz arkadaşım! İkinci yolumuzda, o nuranî tarikte bir hâleti hissettik. O hâletle oluyor hayat maden-i lezzet; âlâm olur lezâiz.

    Onunla bunu bildik ki mütefavit derecede, kuvvet-i iman nisbetinde ruha bir hâletverir. Ceset ruhla mültezdir, ruh vicdanla mütelezziz.

    Bir saadet-i âcile, vicdanda münderiçtir. Bir firdevs-i mânevî, kalbindemündemiçtir. Düşünmekse deşmektir, şuur ise şiar-ı râz.

    Şimdi ne kadar kalb ikaz edilirse, vicdan tahrik edilse, ruha ihsas verilse, lezzetziyade olur. Hem de döner ateşi nur, şitâsı yaz.

    Vicdanda firdevslerin kapıları açılır. Dünya olur bir cennet. İçinde ruhlarımız ederpervâz ü perdâz, olur şehbâz ü şehnâz, yelpez namaz ü niyaz.

    Ey aziz yoldaşım! Şimdi Allahaısmarladık. Gel, beraber bir dua ederiz, sonra da buluşmak üzere ayrılırız.


    اَللّٰهُمَّ اهْدِنَا الصِّرَاطَ الْمُسْتَقِيمَ، اٰمِينَ 1


    • • •

    Anglikan Kilisesine cevap HAŞİYE-1AŞİYE


    Bir zaman bî-aman İslâmın düşmanı, siyasî bir dessas, yüksekte kendini göstermek isteyen vesvas bir papaz, desise niyetiyle, hem inkâr suretinde,
    Not
    Dipnot-1
    “Allahım, bizi doğru yola ilet. Âmin.”

    Haşiye-1AŞİYE Yüz mâşaallah bu cevaba!




    Anglikan Kilisesi: İngilizlerin resmî kilisesi aziz: çok değerli, izzetli (bk. a-z-z)
    bî-aman: insafsız, merhametsiz dalâlet: hak yoldan sapkınlık, inançsızlık (bk. ḍ-l-l)
    desise: hile, aldatma dessas: hilekâr, aldatıcı
    elem: acı, keder, üzüntü elem-i elîm: çok acı veren sıkıntı, dert
    elem-i ye’s: ümitsizlik acısı firdevs: cennetin en yüksek yeri
    firdevs-i mânevî: mânevî cennet, cennet nimeti gibi (bk. a-n-y) fîzâr: ağlayıp inleme
    haşiye: dipnot açıklayıcı söz heves: nefsin hoşuna giden gelip geçici istek ve arzular
    hevâ: kabiliyet ve duyguları nefsin yasak arzu ve isteklerinin emrine verme (bk. h-v-y) hâlet: durum, hal
    ihrak: yakma ihsas: hissettirme, hatırlatma
    ikaz: uyarma inkâr: kabul etmeme, inançsızlık (bk. n-k-r)
    kuvvet-i iman: imanın kuvveti (bk. e-m-n) lezâiz: lezzetler
    maden-i lezzet: lezzetin kaynağı memzuç: karışmış, karışık
    mültez: kendisiyle rahatlama ve lezzet alma mündemiç: yerleşmiş
    münderiç: içine konulmuş, yerleştirilmiş mütefavit: çeşitli, farklı farklı
    nisbet: oran, ölçü (bk. n-s-b) niyaz: dua, yakarış
    nuranî: nurlu, parlak (bk. n-v-r) pervâz ü perdâz: kanat çırparak uçan
    saadet-i âcil: peşin mutluluk sefahet: yasak zevk ve eğlencelere düşkünlük, beyinsizlik, budalalık
    suret: şekil, biçim (bk. ṣ-v-r) sırat-ı müstakim: dosdoğru yol
    tahrik: harekete geçirme tarik: yol (bk. ṭ-r-ḳ)
    tenvim: uyutma vesvas: şüphe ve vesveseye sürükleyen
    yelpez: yelpaze zehirbaz: zehir veren, zehir yapan
    ziyade: çok, fazla âlâm: elemler, acılar
    şehbâz ü şehnâz: kahramanlık ve güzellik şiar-ı râz: sırların şiarı, sırları gizleyen perde, alamet, belirti (bk. ş-a-r)
    şitâ: kış şuur: bilinç, idrak (bk. ş-a-r)
    şâşaa-i medenî: medeniyetin şâşaası, gösterişi
    Yazar : Risale Forum

  10. #70
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.224
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61890


    Lemeât - Sayfa 1010

    Hem de boğazımızı pençesiyle sıktığı bir zaman-ı elîmde, pek şemâtetkârâne biristifham ile dört şey sordu bizden,
    Altı yüz kelime istedi. Şemâtetine karşı yüzüne “Tuh!” demek desisesine karşı küsmekle sükût etmek, inkârına karşı da

    Tokmak gibi bir cevab-ı müskit vermek lâzımdı. onu muhatap etmem. Birhakperest adama böyle cevabımız var. O dedi birincide:

    “Muhammed (Aleyhissalâtü Vesselâm) dini nedir?” Dedim: İşte Kur’ân’dır. Erkân-ı sitte-i iman, erkân-ı hamse-i İslâm esas maksad-ı Kur’ân. Der ikincisinde:

    “Fikir ve hayata ne vermiş?” Dedim: Fikre tevhid, hayata istikamet.
    Buna dair şahidim:

    فَاسْتَقِمْ كَمَا اُمِرْتَ 1 قُلْ هُوَ اللهُ اَحَدٌ 2

    Der üçüncüsünde: “Mezâhim-i hazıra nasıl tedavi eder?” Derim: Hurmet-i ribâ, hemvücub-u zekâtla. Buna dair şahidim 3 يَمْحَقُ اللهُ الرِّبوٰا da.

    وَاَحَلَّ اللهُ الْبَيْعَ وَحَرَّمَ الرِّبَوا 4 وَاَقِيمُوا الصَّلٰوةَ وَاٰتوُا الزَّكٰوةَ 5

    Der dördüncüsünde: “İhtilâl-i beşere ne nazarla bakıyor?” Derim: Sa’y asıl, esastır.Servet-i insaniye zalimlerde toplanmaz; saklanmaz ellerinde.

    Buna dair şahidim:

    وَاَنْ لَيْسَ لِـْلاِنْساَنِ اِلاَّ مَاسَعٰى 6 وَالَّذِينَ يَكْنِزُونَ الذَّهَبَ وَالْفِضَّةَ وَلاَ يُنْفِقُونَهَا فِى سَبِيلِ اللهِ فَبَشِّرْهُمْ بِعَذَابٍ اَلِيمٍ 7



    Not
    Dipnot-1 “Emrolunduğun gibi dos doğru ol.” Hûd Sûresi, 11:112.

    Dipnot-2 “De ki: O Allah birdir.” İhlâs Sûresi, 112:1.

    Dipnot-3 “Allah faizin bereketini giderip onu mahveder.” Bakara Sûresi, 2:276.

    Dipnot-4 “Allah alışverişi helâl, faizi haram kıldı.” Bakara Sûresi, 2:275.

    Dipnot-5 “Namazı dos doğru kılın, zekâtı verin.” Bakara Sûresi, 2:43.

    Dipnot-6 “İnsan için, ancak çalıştığının karşılığı vardır.” Necm Sûresi, 53:39.

    Dipnot-7 “Altını ve gümüşü biriktirip de onu Allah yolunda harcamayanları acı bir azapla müjdele.” Tevbe Sûresi, 9:34.





    Aleyhissalâtü Vesselâm: Allah’ın salât ve selâmı onun üzerine olsun (bk. ṣ-l-v; s-l-m) cevab-ı müskit: susturucu cevap (bk. c-v-b)
    desise: hile, aldatma erkân-ı hamse-i İslâm: İslâmın beş şartı (bk. r-k-n; s-l-m)
    erkân-ı sitte-i iman: imanın altı şartı (bk. r-k-n; e-m-n) hakperest: hakkı üstün tutan, doğruluktan yana olan (bk. ḥ-ḳ-ḳ)
    hurmet-i ribâ: faizin haramlığı, dinen yasak oluşu (bk. ḥ-r-m) ihtilâl-i beşer: insanlıktaki bozukluk, karışıklık
    inkâr: doğru olduğunu bildiği halde reddetme, inançsızlık (bk. n-k-r) istifham: soru sorma
    istikamet: doğruluk maksad-ı Kur’ân: Kur’ân’ın maksadı (bk. ḳ-ṣ-d)
    mezâhim-i hazıra: şimdiki sıkıntılar, zahmetler nazar: bakış (bk. n-ẓ-r)
    sa’y: çalışma servet-i insaniye: insanlığın serveti
    sükût: sessiz kalma, susma tevhid: herşeyin bir olan Allah’a ait olduğunu bilme ve inanma (bk. v-ḥ-d)
    vücub-u zekât: zekâtın farz oluşu (bk. v-c-b) zaman-ı elîm: acı veren, sıkıntılı zaman
    şemâtet: başkasının kötü duruma düşmesine sevinme şemâtetkârâne: başkalarının üzüntüsüne, acısına hayasızca gülerek sevinmek
    Copyright © Söz Basım Yayın
    Yazar : Risale Forum

Sayfa 7/7 İlkİlk ... 34567

Facebook Yorumları

Facebook Giriş

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Bu Konudaki Etiketler

102, 108, 112, 124, 128, 133, 146, 148, 154, 157, 159, 160, 161, 164, 169, 172, 176, 177, 179, 180, 191, 192, 197, 204, 205, 271, 592, 600, 827, abdini, acip, adıyla, ahenk, aklı, aldatmaz, âlemleri, alınmış, amelin, araf, arınmış, arz, asra, aya, âyine, ağzı, bakmalı, bakmıyor, basar, baskı, bayrak, bazı, bağış, başlarında, bekçisi, benzetmek, beraberlik, beterdir, bey, beşer, biçarelerin, bilimi, bilimin, bilinen, binaen, bir adam, birdir, birlik, budur, bütünlüğü, bırakmıyor, çekiyor, cevaben, cihâ, cihanı, çoktur, cumhur, çıkarılan, dadır, daire, dane, dağlar, den, derece, değildi, değiştirme, değiştirmek, dilediğini, dinen, dinlemesin, doğrular, dünyasına, duruma, duyan, düzenli, düğü, düşmanı, dış, dışında, eceli, edendir, edilirse, edilsin, efes turları, ellerinde, emsal, engeller, engiz, esasa, esenlik, esrarlı, etmeme, ettiren, eşsiz, fazilet, ferah, fikirleri, fikrini, firdevs, galebe, ganimet, gayret, gazabı, geçirmiş, geçmesi, gelmiş, getirip, gezer, gibi, gif, girmemiş, giydirir, gökte, gökteki, görünmek, gösteriş, gösterme, gururdur, gururu, güvenli, güvenme, güzelliği, hakikat, hakikatten, halka, hallerini, harap, hararet, harbi, hasletlerin, hatası, havas, hayrette, haşimoğulları, haşirde, herşeye, herşeyin, hevâ, heves, hevesi, hicr, hoşnud, hücum, ibarettir, icadı, içindekiler, ihanet, ihata, ihyası, ikincisi, ile, ilerleme, ilham, ilim, ilimlerle, ilişkileri, imaniye, inancı, inhisar, insanlığı, istedin, istekleri, istinbat, izale, işaret, iştir, iştiyak, jpg, kabrin, kafaya, kâfiri, kaldıracak, kalmamış, kalsı, kamer, kanunları, kapılmak, karakol, kardeşi, kardeşlerimiz, kartal, karışması, kavga, kayı, kendisinde, kitabı, koyan, küçülürsü, küfrü, külâhını, kullar, kurtarıcı, kurulan, kuvvetle, kuvvettir, kısmı, kıyası, kıymetsiz, lâkin, lam, leyl, libası, lisanı, lütuf, lüzumu, mahalli, mahkeme, mahlû, mantık, maraz, mağfiret, mecbur, menbaı, meselâ, mevcut, meydanı, mezhebine, meşhurdur, milleti, misli, muazzam, muhakkak, muhaldir, muhterem, mükerrem, mümkü, müphem, müstaid, müş, nas, nefsânî, neşretmek, nihayet, niyetle, nurdur, ödü, olan, olduğuna, olduğundan, olgun, olmadı, onlardan, oradan, orga, öyledir, özellikle, parçalar, peygamberlere, rahatla, rahatı, rahm, rezil, risale-i, risale-i nur, risalesini, rumuz, safsata, sakinleştirici, sakı, sanmak, sayılan, seçim, servet, sizde, sizlere, somut, süfyan, sûresi, surlar, sıhhat, sırra, sızmak, sığı, taassub, tahrip, takdim, taksim, tamamıyla, tapan, tasavvur, tavır, taşları, tecavüz, tekini, terakki, teres, ters, tevahhuş, titreyiş, tokat, tokmak, tutma, ücretli, ümitsizlik, umum, üstü, uygulamalar, uyum, vahy, varlığının, verdiği, verilmiş, vesveseler, yapması, yardımı, yayı, yazılan, yekvücud, yok, yönden, ırkı, yüzleri, yıldızlara, yıldızları, ışık, zahmet, zahmetsiz, zamanla, zeminde, zira, zulmet, zıttı, şahsî, şahsiyet, şakirdleri, şartları, şehr, şevk, şeye, şeylerle, şirkin, şiş, şöhret

Etiket Bulutu Ana Sayfası

Sosyal İmleme

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222