Sayfa 3/7 İlkİlk 1234567 SonSon
70 sonuçtan 21 ile 30 arası

Konu: Lemeât

  1. #21
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.223
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61880


    Lemeât - Sayfa 961

    Tekebbüre; hem illet. Fakirlerdeki aczi, âmilerdeki fakrı, filhakika sebeptir ihsan ve merhamete.Lâkin maatteessüf müncer olmuştur şimdi zillet ve esarete. Birşeyde hasıl olan mehâsin ve şerefse,Havas ve rüesâya o şey peşkeş edilir. O şeyden neş’et eden seyyiat ve şer ise, efrad ve hem avâma,Taksim, tevzi edilir. Aşiret-i galipte hasıl olan şerefse, “Hasan Ağa, aferin!” Hasıl olan şer ise,Efrada olur nefrin. Beşerde şerr-i hazin!

    • • •

    Gaye-i hayal olmazsa enaniyet kuvvetleşir

    Bir gaye-i hayal olmazsa, yahut nisyan basarsa, ya tenâsi edilse; elbette zihinler enelere dönerler,Etrafında gezerler.

    Ene kuvvetleşiyor, bazan sinirleniyor. Delinmez, t⠓nahnü” olsun. Enesini sevenler başkalarını sevmezler.

    • • •

    Hayat-ı ihtilâl mevt-i zekât, hayat-ı ribâdan çıkmış

    Bilcümle ihtilâlât, bütün herc ü fesâdat, hem asıl, hem madeni, rezâil ve seyyiat, bütün fâsit hasletler,Muharrik ve menbaı iki kelimedir tek, yahut iki kelâmdır. Birincisi şudur ki: “Ben tok olsam, başkalar,Acından ölse neme lâzım.” İkincisi: “Rahatım için zahmet çek. Sen çalış ben yiyeyim. Benden yemek, senden emekler.”Birinci kelimede olan semm-i kàtili, hem kökünü kesecek, şâfi devâ olacak tek bir devâsı vardır.


    acz: âcizlik, güçsüzlük (bk. a-c-z) avâm: halk tabakası, sıradan insanlar
    aşiret-i galip: galip gelen, kazanan aşiret beşer: insanlar
    bilcümle: bütün devâ: şifa
    efrad: fertler, bireyler (bk. f-r-d) enaniyet: benlik
    ene: benlik esaret: esirlik, tutsaklık
    fakr: fakirlik, ihtiyaç hali (bk. f-ḳ-r) filhakika: gerçekten, doğrusu (bk. ḥ-ḳ-ḳ)
    fâsit: bozuk gaye-i hayal: hayal edilen gaye (bk. ḫ-y-l)
    haslet: huy, özellik hasıl: meydana gelme
    havas: seçkinler sınıfı hayat-ı ihtilâl: karışıklığın, ayaklanmanın hayatı ve sebebi (bk. ḥ-y-y)
    hayat-ı ribâ: faizin canlanması (bk. ḥ-y-y) herc ü fesâdat: karışıklıklar ve bozukluklar
    ihsan: iyilik, bağış (bk. ḥ-s-n) ihtilâlât: ihtilaller, karışıklıklar
    illet: esas sebep, maksat kelâm: kelime, söz (bk. k-l-m)
    maattessüf: ne yazık ki maden: kaynak
    mehâsin: güzellikler, iyilikler (bk. ḥ-s-n) menba: kaynak
    mevt-i zekât: zekâtın ölümü (bk. m-v-t) muharrik: harekete geçirici, tahrik edici
    müncer olma: sonuçlanma, bir tarafa çekilme nahnü: biz
    nefrin: beddua neş’et: doğma, ortaya çıkma
    nisyan: unutkanlık peşkeş: haksız yere birşeyi verme
    rezâil: rezillikler rüesâ: reisler, başkanlar
    semm-i kàtil: öldürücü zehir seyyiat: kötülükler, günahlar
    taksim: bölüştürme tekebbür: kibirlenme, büyüklenme (bk. k-b-r)
    tenâsi: unutmaya çalışma tevzi: dağıtma
    zillet: alçaklık, aşağılık âmi: basit, sıradan kimse
    şer: kötülük şerr-i hazin: hüzünlü, üzücü kötülük
    şâfi: şifa verici


    Yazar : Risale Forum

  2. #22
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.223
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61880


    Lemeât - Sayfa 962

    O da zekât-ı şer’î ki bir rükn-ü İslâmdır. İkinci kelimede, zakkum şecer münderiç. Onun ırkını kesecek, ribânın hurmetidir.Beşer salâh isterse, hayatını severse, zekâtı vaz’ etmeli, ribâyı kaldırmalı.

    • • •

    Beşer hayatını isterse envâ-ı ribâyı öldürmeli

    Tabaka-i havastan tabaka-i avâma sıla-i rahm kopmuştur. Aşağıdan fırlıyorSadâ-yı ihtilâlî, vâveylâ-yı intikamî, kin ve haset enîni. Yukarıdan iniyorZulüm ve tahkir ateşi, tekebbürün sıkleti, tahakküm saıkası. Aşağıdan çıkmalıTahabbüb ve itaat, hürmet ve hem imtisal. Fakat merhamet ve ihsan yukarıdan inmeli,Hem şefkat ve terbiye. Beşer bunu isterse sarılmalı zekâta, ribâyı tard etmeli.Kur’ân’ın adaleti bâb-ı âlemde durup ribâya der “Yasaktır; hakkın yoktur, dönmeli.”Dinlemedi bu emri, beşer yedi bir sille.HAŞİYE-1AŞİYE Müthişini yemeden bu emri dinlemeli.

    • • •

    Beşer esirliği parçaladığı gibi ecirliği de parçalayacaktır

    Bir rüyada demiştim: Devletler, milletlerin hafif muharebesi, tabakat-ı beşerin şedid olan harbine terk-i mevki ediyor.Zira beşer, edvarda esirlik istemedi, kanıyla parçaladı. Şimdi ecîr olmuştur; onun yükünü çeker, onu da parçalıyor.Beşerin başı ihtiyar; edvâr-ı hamsesi var. Vahşet ve bedeviyet, memlûkiyet, esaret, şimdi dahi ecîrdir, başlamıştır, geçiyor.

    • • •


    Not
    Haşiye-1
    AŞİYE Kuvvetli bir işaret-i gaybiyedir. Evet, beşer dinlemedi, İkinci Harb-i Umumî ile bu dehşetli silleyi de yedi.




    Harb-i Umumî: Dünya Savaşı bedeviyet: göçebelik
    beşer: insanlık bâb-ı âlem: âlemin kapısı (bk. a-l-m)
    dehşetli: korkunç ecirlik: ücretçilik, işçilik
    ecîr: ücretle çalışan, ücretli işçi edvar: devirler, asırlar
    edvâr-ı hamse: beş devir envâ-ı ribâ: faiz çeşitleri
    enîn: inleme esaret: esirlik, feodalite
    haset: kıskançlık haşiye: dipnot, açıklayıcı söz
    hurmet: haramlık, yasak olma (bk. ḥ-r-m) hürmet: saygı (bk. ḥ-r-m)
    ihsan: iyilik, bağış (bk. ḥ-s-n) imtisal: emre uyma
    işaret-i gaybiye: geleceğe veya bilinmeyen bir olaya işaret (bk. ğ-y-b) memlûkiyet: kölelik, kulluk (bk. m-l-k)
    muharebe: harp, savaş münderiç: yerleştirilmiş
    ribâ: faiz rükn-ü İslâm: İslâmın şartı (bk. r-k-n; s-l-m)
    sadâ-yı ihtilâl: başkaldırma sâdası salâh: sulh, barış, rahat (bk. ṣ-l-ḥ)
    saıka: şiddet sesi sille: tokat
    sıklet: ağırlık sıla-i rahm: akrabayla ilişkiyi sürdürme; alâkayı devam ettirme
    tabaka-i avâm: halk tabakası tabaka-i havas: zenginler, seçkinler tabakası
    tabakat-ı beşer: insan tabakaları tahabbüb: kendini sevdirme (bk. ḥ-b-b)
    tahakküm: baskı, zorbalık (bk. ḥ-k-m) tahkir: aşağılama
    tard etmek: uzaklaştırmak, kovmak tekebbür: kibirlenme, büyüklenme (bk. k-b-r)
    terk-i mevki: yerini terk etme vahşet: ilkellik
    vaz etmek: koymak, yerleştirmek vâveylâ-yı intikam: intikam feryadı
    zakkum şecer: zakkum ağacı zekât-ı şer’î: şeriatın emrettiği zekât (bk. ş-r-a)
    şedid: şiddetli


    Yazar : Risale Forum

  3. #23
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.223
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61880


    Lemeât - Sayfa 963

    Gayr-ı meşru tarik, zıdd-ı maksuda gider

    1 اَلْقَاتِلُ لاَ يَرِثُ bir düstur-u azîmdir. Gayr-ı meşru tarik ile bir maksada giden zât, galiben maksudunun zıddıyla görür mücazat.Avrupa muhabbeti gayr-ı meşru muhabbet, hem taklit ve hem ülfet.Âkıbeti mükâfat: mahbubun gaddârâne adâveti, cinâyat.Fâsık-ı mahrum bulmaz ne lezzet ve ne necat.

    • • •

    Cebir ve İtizalde birer dane-i hakikat bulunur

    Ey talib-i hakikat! Maziye, hem musibet; müstakbel ve mâsiyet ayrı görür şeriat. Maziye, mesâibe nazar olur kadere.Söz olur Cebrîye. Müstakbel ve maâsi, nazar olur teklife. Söz olur İtizâle. İtizal ile CebirŞurada barışırlar.Şu bâtıl mezheplerde birer dane-i hakikat mevcut, münderiçtir; mahsus mahalli vardır. Bâtıl olan, tâmimdir.
    • • •

    Acz ve ceza’ biçarelerin kârıdır

    Ger istersen hayatı, çareleri bulunan şeyde acze yapışma.Ger istersen rahatı, çaresi bulunmayan şeyde ceza’a sarılma.
    • • •

    Bazan küçük birşey büyük bir iş yapar

    Öyle şerâit oluyor, tahtında az bir hareke sahibini çıkarıyor tâ âlâ-yı illiyyîn.Öyle hâlât oluyor ki, küçük bir hareket, kâsibini indiriyor tâ esfel-i sâfilîn.


    Not
    Dipnot-1
    Katil miras alamaz. (Tirmizi, Ferâiz: 17; Ebû Dâvud, Diyât: 18; Dârimî, Ferâiz: 41; İbn-i Mâce, Ferâiz: 8, Diyât: 14; Müsned, 1:49.)




    Avrupa: (bk. bilgiler) Cebir/Cebrîye: insanın seçme gücünün ve iradesinin olmadığını savunan ehl-i sünnet dışı bâtıl düşünce grubu
    acz: âcizlik, güçsüzlük (bk. a-c-z) adâvet: düşmanlık
    biçare: çaresiz bâtıl: gerçek dışı, hak olmayan
    ceza’: ağlayıp sızlanma cinâyat: cinayetler
    dane-i hakikat: hakikat çekirdeği, tohumu (bk. ḥ-ḳ-ḳ) düstur-u azîm: büyük ve önemli prensip (bk. a-ẓ-m)
    esfel-i sâfilîn: aşağıların en aşağısı fâsık-ı mahrum: günah işlemeye hazır olduğu halde buna fırsat bulamayan (bk. ḥ-r-m)
    gaddârâne: gaddarca galiben: çoğunlukla
    gayr-ı meşru: helal olmayan, dine aykırı (bk. ş-r-a) ger: eğer
    hâlât: durumlar, haller kader: Allah’ın meydana gelecek hadiseleri olmadan önce takdir etmesi, plânlaması (bk. ḳ-d-r)
    kâsib: işleyen, yapan mahal: yer
    mahbub: sevgili (bk. ḥ-b-b) mahsus: özel
    maksud: kast edilen, hedeflenen şey (bk. ḳ-ṣ-d) mazi: geçmiş zaman
    maâsi: isyanlar, günahlar mesâib: musibetler, belâlar
    mevcut: var olma (bk. v-c-d) mezhep: yol, usül (bk. ẕ-h-b)
    muhabbet: sevgi (bk. ḥ-b-b) musibet: belâ, felâket
    mâsiyet: günah, isyan mücazat: ceza
    mükâfat: ödül münderiç: yerleştirilmiş
    müstakbel: gelecek zaman nazar: bakış (bk. n-ẓ-r)
    necat: kurtuluş (bk. n-c-v) tahtında: altında
    talib-i hakikat: gerçeği arayan, doğruyu isteyen (bk. t-l-b; ḥ-ḳ-ḳ) tarik: yol (bk. ṭ-r-ḳ)
    teklif: yükümlülük, sorumluluk tâmim: genelleştirme, yayma
    zıdd-ı maksud: maksadın, istenilen şeyin tersi (bk. ḳ-ṣ-d) âkıbet: son, netice
    âlâ-yı illiyyîn: yücelerin en yücesi ülfet: alışkanlık, gaflet
    İtizal: Mu’tezile, “Kul kendi fiilinin yaratıcısıdır” iddiasında olan ehl-i sünnet dışı bir mezhep şeriat: Allah tarafından bildirilen İlâhî emir ve yasaklara dayanan hükümlerin hepsi (bk. ş-r-a)
    şerâit: şartlar


    Yazar : Risale Forum

  4. #24
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.223
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61880


    Lemeât - Sayfa 964

    Bazılara bir an bir senedir

    Fıtratların bir kısmı birden bire parlıyor. Bir kısmı tedricîdir, şey’en şey’en kalkıyor. Tabiat-ı insanî ikisine de benziyor.
    Şerâite bakıyor, ona göre değişir. Bazan tedricî gider. Bazan dahi oluyor barut gibi zulmanî; birden bire fışkırıyor.Nuranî bir nar olur; bazı olur, bir nazar, fahmi elmas ediyor. Bazı olur, bir temas, taşı iksir ediyor. Bir nazar-ı peygamberBirden bire kalb eder bir bedevî câhil, bir ârif-i münevver.Eğer mizan istersen: İslâmdan evvel Ömer, İslâmdan sonra Ömer.Birbiriyle kıyası: bir çekirdek, bir şecer. Def’aten verdi semer, o nazar-ı Ahmedî, o himmet-i Peygamber.Cezîretü’l-Arabda, fahm olmuş fıtratları kalb etti elmaslara, birden bire serâser,Barut gibi ahlâkı parlattırdı, oldular birer nur-u münevver.

    • • •

    Yalan bir lâfz-ı kâfirdir

    Bir dane sıdk, yakar milyonla yalanı. Bir dane-i hakikat, yıkar kasr-ı hayali. Sıdk büyük esastır, bir cevher-i ziyalı.Yeri verir sükûta-eğer çıksa zararlı. Yalana yer hiç yoktur, çendan olsa faideli. Her sözün doğru olsun, her hükmün hak olmalı.Lâkin hakkın olamaz her doğruyu söz etmek. Bunu iyi bilmeli. “Huz mâ safâ, da’ mâ keder”1 kendine düstur etmeli.Güzel gör, hem güzel bak. Tâ güzel düşünmeli. Güzel bil, hem güzel düşün. Tâ leziz hayatı bulmalı.Hayat içinde hayattır hüsn-ü zanda emeli. Sûizanla yeistir saadet muharribi, hem de hayatın kàtili.

    • • •


    Not
    Dipnot-1
    bk. İbni Dureyd, el-İştikâk s.146; ez-Zemahşehrî, el-Müsteksâ 2:72; ez-Zemahşerî, Esâsü’l-Belâğa s. 703; ez-Zebidî, Tâcu’l-arûs 11:22.




    Ceziretü’l-Arab: Arap yarımadası bedevî: çölde yaşayan, göçebe
    cevher-i ziyalı: parlayan, ışıldayan cevher dane: tane
    dane-i hakikat: hakikat çekirdeği, tohumu (bk. ḥ-ḳ-ḳ) def’aten: birden bire, âni
    düstur: prensip fahm: kömür
    fıtrat: yaratılış, mizaç (bk. f-ṭ-r) himmet-i Peygamber: Peygamberimizin himmeti, yardımı
    huz mâ safâ, da’ mâ keder: “güzel ve duru olanı al, çirkin ve bulanık olanı bırak” hüküm: karar (bk. ḥ-k-m)
    hüsn-i zan: güzel düşünce (bk. ḥ-s-n) iksir: güçlü ilâç
    kalb etme: dönüştürme kasr-ı hayal: hayal sarayı (bk. ḫ-y-l)
    leziz: lezzetli lâfz-ı kâfir: inkârcı söz, hakkı örten söz (bk. k-f-r)
    mizan: ölçü (bk. v-z-n) muharrib: tahrip eden, yıkan
    nar: ateş nazar: bakış (bk. n-ẓ-r)
    nazar-ı Ahmedî: Peygamberimiz Hz. Muhammed’in bakışı (bk. n-ẓ-r) nazar-ı peygamber: peygamberin bakışı (bk. n-ẓ-r)
    nur-u münevver: parlak, aydınlanmış nur (bk. n-v-r) nuranî: nurlu, parlak (bk. n-v-r)
    saadet: mutluluk semer: meyve
    serâser: baştan başa sûizan: kötü düşünce
    sükût: sessiz kalma, susma sıdk: doğruluk (bk. ṣ-d-ḳ)
    tabiat-ı insanî: insanın tabiatı, karakteri (bk. ṭ-b-a) tedricî: derece derece
    yeis: ümitsizlik zulmanî: karanlık, siyah (bk. ẓ-l-m)
    Ömer: (bk. bilgiler) ârif-i münevver: irfan sahibi aydın (bk. a-r-f; n-v-r)
    çendan: gerçi şecer: ağaç
    şerâit: şartlar şey’en şey’en: yavaş yavaş, ağır ağır


    Yazar : Risale Forum

  5. #25
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.223
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61880


    Lemeât - Sayfa 964

    Bir meclis-i misalîde, şeriatle medeniyet-i hazıra, dehâ-i fennî ile hüdâ-yı şer’î muvazeneleri


    Birinci Harbin Mütareke başında, bir Cuma gecesinde, bir rüya-yı sadıkada, misalî âleminde, bir meclis-i azîmde benden sual ettiler:

    “Mağlûbiyet sonunda İslâmın âleminde ne hal peydâ olacak?” Asr-ı hazır meb’usu sıfatıyla söyledim; onlar da dinlediler.

    Eski zamandan beri istiklâl-i İslâmın bekâsı, hem kelimetullahın i’lâsı için, farz‑ı kifâye-i cihâdı, o lâzıme-i diyanet,

    Deruhte ile, kendini yekvücud-u vahdânî, İslâmın âlemine fedaya vazifedar, hilâfete bayraktar görmüş olan bu devlet,

    Şu millet-i İslâmın felâket-i mazisi, getirecek de elbet İslâmın âlemine saadet ve hürriyet. Olur geçen musibetİstikbalde telâfi. Üçü veren, üç yüzü kazandıran etmiyor elbette hiç hasâret. Halini istikbale tebdil eder zîhimmet.

    Zira ki şu musibet, hayatımız mâyesi olan şefkat, uhuvvet,

    Tesanüd-ü İslâmı harikulâde etti, inkişaf-ı uhuvvet,

    Tesri-i ihtizazı, tahrib-i medeniyet. Deniyet-i hazıra sureti değişecek, sistemi bozulacak. Zuhur edecek o vakitİslâmî medeniyet. Müslümanlar bil’ihtiyar elbet evvel girecek. Muvazene istersen: Şer’in medeniyeti, şimdiki medeniyet,

    Esaslara dikkat et, âsarlara nazar et. Şimdiki medeniyet esâsâtı menfidir. Menfi olan beş esas ona temel, hem kıymet.

    Onlarla çarh kurulur. İşte nokta-i istinad: Hakka bedel kuvvettir. Kuvvet ise, şe’nidir tecavüz ve teâruz. Bundan çıkar hıyânet.


    asr-ı hazır: şimdiki asır bekà: devamlılık, süreklilik (bk. b-ḳ-y)
    bil’ihtiyar: seçerek, tercih ederek (bk. ḫ-y-r) dehâ-i fennî: modern bilimin dehası
    deniyet-i hazıra: şimdiki ahlâksız ve rezil medeniyet deruhte: yerine getirme
    esâsât: esaslar, temeller farz-ı kifâye-i cihad: Müslümanların tamamının değil, fakat bir kısmının mutlaka yapması gereken ve bu şekilde farz olan cihad (bk. c-h-d)
    felâket-i mazi: geçmişte yaşanan felâket harikulâde: olağanüstü, şaşırtıcı şekilde
    hasâret: zarar, kayıp hilâfet: halifelik, Peygamberimizin vekili olarak din ve dünya işlerinde genel reislik (bk. ḫ-l-f)
    hüdâ-yı şer’î: İslâmın hak ve doğru yolu (bk. h-d-y; ş-r-a) hıyânet: hâinlik, ihanet
    inkişaf-ı uhuvvet: kardeşliğin açığa çıkması, gelişmesi (bk. k-ş-f) istikbal: gelecek
    istiklâl-i İslâm: İslâmın bağımsızlığı (bk. s-l-m) i’lâ: yüceltme, yayma
    kelimetullah: Allah’ın kelâmı, Kur’ân-ı Kerîm (bk. k-l-m) lâzıme-i diyanet: dinin gerektirdiği
    mağlubiyet: yenilgi meb’us: görevli
    meclis-i azîm: büyük meclis (bk. a-ẓ-m) meclis-i misalî: rüya âleminde kurulan meclis (bk. m-s̱-l)
    medeniyet-i hazıra: günümüz medeniyeti menfi: olumsuz
    millet-i İslâm: İslâm milleti (bk. s-l-m) misalî âlem: görüntüden ibaret, rüya âlemi (bk. a-l-m)
    musibet: belâ, felâket muvazene: karşılaştırma (bk. v-z-n)
    mâye: maya, esas, temel mütareke: ateşkes
    nazar etmek: bakmak (bk. n-ẓ-r) nokta-i istinad: dayanak noktası (bk. s-n-d)
    peydâ olmak: meydana gelmek rüya-yı sâdıka: doğru olan rüya (bk. s-d-ḳ)
    saadet: mutluluk suret: şekil, biçim (bk. ṣ-v-r)
    tahrib-i medeniyet: medeniyetin tahribi, yıkımı tebdil: değiştirme
    telâfi: tamamlama, eksiği giderme tesanüd-ü İslâm: İslâmdan gelen dayanışma (bk. s-n-d; s-l-m)
    tesri-i ihtizaz: hareketi hızlandırma teâruz: karşı çıkma, zıtlaşma
    uhuvvet: kardeşlik vazifedar: görevli
    yekvücud-u vahdânî: tek bir vücut halinde (bk. v-c-d; v-ḥ-d) zuhur: görünme, ortaya çıkma (bk. ẓ-h-r)
    zîhimmet: himmet ve samimi gayret sahibi (bk. ẕî) âlem: dünya (bk. a-l-m)
    âsar: eserler çarh: çark
    şeriat: Allah tarafından bildirilen İlâhî emir ve yasaklara dayanan hükümlerin hepsi (bk. ş-r-a) şer’: İlâhî kanun, İslâmiyet (bk. ş-r-a)
    şe’n: özellik, belirleyici nitelik (bk. ş-e-n)


    Yazar : Risale Forum

  6. #26
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.223
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61880


    Lemeât - Sayfa 966

    Hedef-i kastı, fazilet bedeline hasis bir menfaattir. Menfaatin şe’nidir tezâhum ve tehâsum. Bundan çıkar cinayet.

    Hayattaki kanunu teâvün bedeline bir düstur-u cidaldir. Cidâlin şe’ni budur: tenâzu’ ve tedâfü’. Bundan çıkar sefalet.

    Akvamların beyninde rabıta-i esası: âharın zararına müntebih unsuriyet. Başkaları yutmakla beslenir, alır kuvvet.

    Milliyet-i menfiye, unsuriyet, milliyet; şe’ni olur daima böyle müthiş tesadüm, böyle feci telâtum. Bundan çıkar helâket.

    Beşincisi şudur ki: Cazibedar hizmeti hevâ, hevesi teşci, teshil; hevesâtı, arzuları tatmin. Bundan çıkar sefahet.

    O hevâ, hem heves, şe’ni budur daima: İnsanı memsuh eder, sîreti değiştirir. Mânevî meshediyor; değişir insaniyet.

    Şu medenîlerden çoğu eğer içi dışına çevirsen, görürsün: Başta maymunla tilki, yılanla ayı, hınzır; sîreti olur suret.

    Gelir hayali karşına, postlarıyla tüyleri. İşte şununla görünür meydandaki âsârı. Zemindeki mevâzin, mizanıdır şeriat.

    Şeriatteki rahmet, semâ-i Kur’ân’dandır. Medeniyet-i Kur’ân esasları müsbettir. Beş müsbet esas üzere döner çarh-ı saadet.

    Nokta-i istinadı, kuvvete bedel haktır. Hakkın daim şe’nidir adalet ve tevazün. Bundan çıkar selâmet, zâil olur şekavet.

    Hedefinde menfaat yerine fazilettir. Faziletin şe’nidir muhabbet ve tecazüb. Bundan çıkar saadet; zâil olur adâvet.

    Hayattaki düsturu, cidal kıtal yerine düstur-u teâvündür. O düsturun şe’nidir ittihad ve tesanüd; hayatlanır cemaat.



    adâvet: düşmanlık akvam: kavimler
    beyninde: arasında cazibedar: çekici
    cemaat: topluluk (bk. c-m-a) cidâl: mücadele, kavga
    düstur: kural, prensip düstur-u cidal: mücadele ve kavga prensibi
    düstur-u teavün: yardımlaşma prensibi fazilet: üstünlük, güzel ahlâk, mânevî değer, erdem (bk. f-ḍ-l)
    hasis: âdi, değersiz hedef-i kast: kastedilen hedef (bk. ḳ-ṣ-d)
    helâket: mahvoluş, yok oluş heves: nefsin hoşuna giden gelip geçici istek ve arzular
    hevesât: gelip geçici arzu ve istekler hevâ: hevesler, nefsin arzu ve istekleri (bk. h-v-y)
    hınzır: domuz insaniyet: insanlık
    ittihad: birlik kıtal: birbirini öldürme, vuruşma
    medeniyet-i Kur’ân: Kur’ân medeniyeti memsuh: biçimsiz ve çirkin surete girmiş
    menfaat: çıkar meshetmek: sureti değiştirmek
    mevâzin: mizanlar, ölçüler (bk. v-z-n) milliyet-i menfiye: zararlı milliyetçilik, ırkçılık
    mizan: terazi (bk. v-z-n) muhabbet: sevgi (bk. ḥ-b-b)
    müntebih: uyanık olan müsbet: olumlu
    nokta-i istinad: dayanak noktası (bk. s-n-d) rabıta-i esas: esas bağ
    rahmet: şefkat, merhamet (bk. r-ḥ-m) saadet: mutluluk
    sefahet: zevk, eğlence ve yasak şeylere düşkünlük, budalalık sefalet: perişanlık, yoksulluk
    selâmet: esenlik (bk. s-l-m) semâ-i Kur’ân: Kur’an’ın semâsı, yüceliği (bk. s-m-v)
    suret: şekil, görüntü (bk. ṣ-v-r) sîret: ahlâk, karakter
    tecazüb: birbirini cezbetme, yakınlaşma tedâfü’: itişip kakışma
    tehâsum: hasımlaşma, düşmanlık telâtum: vuruşma, çarpışma
    tenâzu’: çekişme, çatışma tesadüm: çarpışma, vuruşma
    tesanüd: dayanışma (bk. s-n-d) teshil: kolaylaştırma
    tevazün: dengeli, ölçülü davranma (bk. v-z-n) tezâhum: izdiham meydana getirme, zahmet verme
    teâvün: yardımlaşma teşci: cesaretlendirme
    unsuriyet: ırkçılık zemin: yeryüzü
    zâil olmak: geçip gitmek, yok olmak (bk. z-v-l) âhar: diğeri, başkası (bk. e-ḫ-r)
    âsâr: eserler, neticeler çarh-ı saadet: mutluluk çarkı
    şekavet: mutsuzluk, sıkıntı şeriat: Allah tarafından bildirilen İlâhî emir ve yasaklara dayanan hükümlerin hepsi (bk. ş-r-a)
    şe’n: özellik, belirleyici nitelik (bk. ş-e-n)


    Yazar : Risale Forum

  7. #27
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.223
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61880


    Lemeât - Sayfa 967

    Suret-i hizmetinde, hevâ heves yerine hüdâ-yı hidayettir. O hüdânın şe’nidir insana lâyık tarzda terakki ve refahet,

    Ruha lâzım surette tenevvür ve tekâmül. Kitlelerin içinde cihetü’l-vahdeti de: Tard eder unsuriyet, hem de menfi milliyet.

    Hem onların yerine rabıta-i dinîdir, nisbet-i vatanîdir, alâka-i sınıfîdir uhuvvet-i îmânî. Şu rabıtanın şe’nidir samimî bir uhuvvet,

    Umumî bir selâmet. Hariç etse tecavüz, o da eder tedafü. İşte şimdi anladın, sırrı nedir ki küsmüş, almadı medeniyet.

    Şimdiye kadar İslâmlar ihtiyarla girmemiş. Şu medeniyet-i hazıra onlara yaramamış. Hem de onlara vurmuş müthiş kayd-ı esaret.

    Belki nev-i beşere tiryak iken zehir olmuş. Yüzde seksenini atmış meşakkat ve şekavet. Yüzde onu çıkarmış muzahraf bir saadet.

    Diğer onu bırakmış beyne beyne bîrahat. Zalim ekallin olmuş gelen ribh-i ticaret. Lâkin saadet odur: Külle ola saadet.

    Lâakal ekseriyete olsa medar-ı necat. Nev-i beşere rahmet nâzil olan şu Kur’ân, ancak kabul ediyor bir tarz-ı medeniyet:

    Umuma, ya eksere verirse bir saadet. Şimdiki tarz-ı hazır, heves serbest olmuştur, hevâ da hür olmuştur. Hayvânî bir hürriyet.

    Heves tahakküm eder. Hevâ da müstebittir. Gayr-ı zarurî hâcâtı havâic-i zarurî hükmüne geçirmiştir. İzale etti rahat.

    Bedâvette bir adam dört şeye muhtaç iken, medeniyet yüz şeye muhtaç fakir etmiştir. Sa’y-i helâl, masrafa etmemiştir kifayet.

    Onda hile, harama beşeri sevk etmiştir. Ahlâkın esasını şu noktadan bozmuştur. Cemaate, hem nev’e vermiştir servet, haşmet.



    alâka-i sınıfî: sınıf bağı bedâvet: göçebelik dönemi
    beyne beyne: ne iyi ne kötü, ikisinin arasında beşer: insanlık
    bîrahat: rahatsız cemaat: topluluk (bk. c-m-a)
    cihetül-vahdet: birlik ciheti, yönü (bk. v-ḥ-d) ekall: azınlık
    ekser: çoğunluk (bk. k-s̱-r) ekseriyet: çoğunluk (bk. k-s̱-r)
    gayr-ı zarurî: zorunlu olmayan havâic-i zarurî: zorunlu ihtiyaçlar (bk. ḥ-v-c)
    hayvânî: hayvansal (bk. ḥ-y-y) haşmet: görkem, ihtişam
    heves: nefsin hoşuna giden gelip geçici istek ve arzular hevâ: nefsin arzu ve istekleri (bk. h-v-y)
    hâcât: ihtiyaçlar (bk. ḥ-v-c) hüdâ: hidayet, doğru yol (bk. h-d-y)
    hüdâ-yı hidayet: hak ve doğru yola iletme (bk. h-d-y) ihtiyar: irade, tercih, seçme gücü (bk. ḫ-y-r)
    izale etmek: gidermek, ortadan kaldırmak kayd-ı esaret: esaret zinciri, bağı
    kifayet etme: yeterli olma küll: bütün, genel (bk. k-l-l)
    lâakal: en az medar-ı necat: kurtuluş sebebi (bk. n-c-v)
    medeniyet-i hazıra: şimdiki medeniyet menfi: olumsuz
    meşakkat: güçlük, sıkıntı muzahraf: sahte yaldızlı, yalancı süslü olan
    müstebit: istibdatçı, diktatör nev-i beşer: insanlık
    nev’: sınıf, tür nisbet-i vatanî: vatan bağı (bk. n-s-b)
    nâzil olmak: inmek (bk. n-z-l) rabıta: bağ
    rabıta-i dinî: din bağı rahmet: şefkat, merhamet (bk. r-ḥ-m)
    refahet: bolluk ribh-i ticaret: ticârî gelir, kâr
    saadet: mutluluk sa’y-i helâl: helâl çalışma, kazanç
    selâmet: güven, esenlik (bk. s-l-m) suret: şekil, biçim (bk. ṣ-v-r)
    suret-i hizmet: hizmet şekli (bk. ṣ-v-r) tahakküm: baskı, zorbalık (bk. ḥ-k-m)
    tard etmek: kovmak tarz-ı hazır: bugünkü şekil, işleyiş
    tarz-ı medeniyet: medeniyet şekli tecavüz: saldırma
    tedafü: müdafaa, savunma tekâmül: olgunlaşma, mükemmelleşme (bk. k-m-l)
    tenevvür: aydınlanma, nurlanma (bk. n-v-r) terakki: ilerleme, yükselme
    tiryak: derman, ilaç uhuvvet: kardeşlik
    uhuvvet-i îmânî: iman kardeşliği (bk. e-m-n) umum: genel, herkes
    unsuriyet: ırkçılık şekavet: mutsuzluk, sıkıntı
    şe’n: özellik, belirleyici nitelik (bk. ş-e-n)


    Yazar : Risale Forum

  8. #28
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.223
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61880


    Lemeât - Sayfa 968

    Ferd-i şahsı ahlâksız, hem fakir eylemiştir. Bunun şahidi çoktur: Kurun-u ûlâdaki mecmu-u vahşet ve cinayet, hem gadr ve hem hıyanet,

    Şu medeniyet-i habîse tek bir defada kustu. MidesiHAŞİYE-1AŞİYE daha bulanır. Âlem-i İslâmdaki istinkâf-ı mânidar, hem de bir câ-yı dikkat.

    Kabulde muztariptir, soğuk da davranmıştır. Evet, Şeriat-i Garrâda olan nur-u İlâhî, hassa-i mümtazıdır istiğnâ-yı istiklâliyet.

    O hassadır bırakmaz ki o nur-u hidayet, şu medeniyet ruhu olan Roma dehâsı ona tahakküm etsin. Onda olan hidâyet,

    Bundaki felsefe ile mezc olmaz, hem aşılanmaz, hem de tâbi olamaz. İslâmiyet ruhunda şefkat, izzet-i iman beslediği şeriat,

    Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyan tutmuş yed-i beyzâda hakaik-i şeriat. O yemîn-i beyzâda birer asâ-yı Mûsâdır. Sahhar medeniyetİstikbalde edecek ona secde-i hayret.

    Şimdi buna dikkat et: Eski Roma, Yunanın iki dehâsı vardı; bir asıldan tev’emdi. Biri hayal-âlûddu, biri maddeperestti.

    Su içinde yağ gibi imtizaç olamadı. Mürur-u zaman istedi, medeniyet çabaladı, Hıristiyanlık da çalıştı. Temzicine muvaffak hiçbiri de olmadı.

    Herbiri istiklâlini filcümle hıfzeyledi. Hattâ el’an âdetâ o iki ruh, şimdi de cesetleri değişmiş. Alman, Fransız oldu.

    Güya bir nevi tenasuh başlarından geçmişti. Ey birader-i misâlî! Zaman böyle gösterdi. O ikiz iki dehâ öküz gibi reddetti

    Temzicin esbabını. Şimdi de barışmadı. Madem onlar tev’emdi, kardeş ve arkadaştı, terakkide yoldaştı. Birbiriyle döğüştü; hiç de barışmadılar.



    Not
    Haşiye-1
    AŞİYE Demek daha dehşetli kusacak. Evet, iki Harb-i Umumî ile öyle kustu ki, hava, deniz, kara yüzlerini bulandırdı, kanla lekeledi.




    Harb-i Umumî: Dünya Savaşı Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyan: açıklamalarıyla benzerini yapmakta akılları âciz bırakan Kur’ân (bk. a-c-z; b-y-n)
    asâ-yı Mûsâ: Hz. Musa’nın mu’cizeli asâsı, bastonu (bk. bilgiler-Mûsâ) birader-i misalî: rüya âlemindeki kardeş (bk. m-s̱-l)
    câ-yı dikkat: dikkat edilecek nokta dehâ: felsefeyle eğitilmiş olağanüstü zekâ ve akıl
    el’an: şu anda esbab: sebepler (bk. s-b-b)
    ferd-i şahs: şahsî fert, birey (bk. f-r-d) filcümle: bütünüyle, genellikle
    gadr: zulüm, acımasızlık hakaik-i şeriat: şeriatin hakikatleri (bk. ḥ-ḳ-ḳ; ş-r-a)
    hassa: özellik hassa-i mümtaz: seçkin özellik
    hayal-âlûd: hayalle karışmış (bk. ḫ-y-l) haşiye: dipnot, açıklayıcı not
    hidayet: doğru ve hak yol, İslâmiyet (bk. h-d-y) hıfzeylemek: korumak, saklamak (bk. ḥ-f-ẓ)
    hıyanet: ihanet, hainlik imtizaç: birbiriyle karışma, kaynaşma
    istikbal: gelecek istiklâl: bağımsızlık
    istinkâf-ı mânidar: anlamlı çekimserlik (bk. a-n-y) istiğnâ-yı istiklâliyet: minnetsiz ve tam bağımsızlık (bk. ğ-n-y)
    izzet-i iman: imanın izzet ve şerefi (bk. a-z-z; e-m-n) kurun-u ûlâ: ilk asırlar
    maddeperest: maddeci, materyalist mecmu-u vahşet ve cinayet: vahşiliklerin ve cinayetlerin bütünü (bk. c-m-a)
    medeniyet-i habîse: çirkin, pis medeniyet mezc olmak: karışmak, bütünleşmek
    muvaffak: başarılı muztarip: ızdıraplı, sıkıntılı
    mürur-u zaman: zamanın geçmesi nur-u hidayet: hak ve doğru yolu gösteren nur (bk. n-v-r; h-d-y)
    nur-u İlâhî: Allah’ın nuru (bk. n-v-r; e-l-h) sahhar: aldatıcı, büyüleyici
    secde-i hayret: hayret secdesi tahakküm: baskı, zorbalık (bk. ḥ-k-m)
    temzic: birleştirme, kaynaştırma tenasuh: reenkarnasyon
    terakki: ilerleme tev’em: ikiz
    tâbi olma: uyma yed-i beyzâ: parlak el
    yemîn-i beyzâ: mu’cizeli ve parlak sağ el âlem-i İslâm: İslâm dünyası (bk. a-l-m; s-l-m)
    Şeriat-i Garrâ: büyük ve parlak şeriat; Allah tarafından bildirilen kanun ve hükümler (bk. ş-r-a)


    Yazar : Risale Forum

  9. #29
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.223
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61880


    Lemeât - Sayfa 969

    Nasıl olur ki aslı, hem madeni, matlaı başka çeşit olmuştu. Kur’ân’da olan nuru, şeriat hidayeti,
    Şu medeniyetin ruhu olan Roma dehâsı birbiriyle barışır, hem mezcu ittihadı.
    O dehâ ile bu hüdâ menşeleri ayrıdır. Hüdâ semâdan indi, dehâ zeminden çıktı. Hüdâ kalbde işliyor; dimağı da işletir.
    Dehâ dimağda işler; kalbi de karıştırır. Hüdâ ruhu eder tenvir, taneleri sünbüllettirir. Karanlıklı tabiat onunla ışıklanır.
    İstidad-ı kemâli birden bire yol alır. Nefs-i cismanî yapar hizmetkâr-ı emirber. Melek-simâ ediyor insan-ı himmetperver.
    Dehâ ise, evvelâ nefs u cisme bakıyor, tabiata giriyor, nefsi tarla ediyor. İstidad‑ı nefsanî neşvünemâ buluyor.
    Ruhu eder hizmetkâr; taneleri kuruyor. Şeytanın simasını beşerde gösteriyor. Hüdâ, hayateyne saadet veriyor, dâreyne ziya neşrediyor
    İnsanı yükseltiyor.
    Deccal-misalHAŞİYE-1AŞİYE dehâ-yı a’ver, bir dâr ile bir hayatı anlar, maddeperest olur ve dünyaperver. İnsanı yapar birer canavar.
    Evet, dehâ sağır tabiata tapar. Kör kuvvete fermanber. Fakat hüdâ şuurlu san’atı tanır, hikmetli kudrete bakar. Dehâ zemine küfran perdesi çeker. Hüdâ, şükran nurunu serper.
    Bu sırdandır, dehâ a’mâ-i asam; hüdâ semî-i basîr. Dehânın nazarında, zemindeki nimetler sahipsiz ganimettir.
    Minnetsiz gasp ve sirkat, tabiattan koparmak, canavarca his verir.
    Hüdânın nazarında, zeminin sinesinde, kâinatın yüzünde



    Not
    Haşiye-1
    AŞİYE Bunda da bir ince işaret var.


    a’mâ-i asam: kör ve sağır beşer: insanlık
    deccal-misal: deccal gibi (bk. m-s̱-l) dehâ: felsefeyle eğitilmiş olağanüstü zekâ ve akıl
    dehâ-yı a’ver: tek gözlü dehâ, Süfyan ve Deccalizm gibi dimağ: beyin
    dâr: yer, yurt dâreyn: dünya ve âhiret yurdu
    dünyaperver: dünyaya aşırı derecede düşkün evvelâ: ilk olarak
    fermanber: boyun eğen, itaat eden gasp: zorla alma
    hayateyn: iki hayat, dünya ve âhiret hayatı (bk. ḥ-y-y) haşiye: dipnot, açıklayıcı not
    hidayet: doğru ve hak yol (bk. h-d-y) hikmet: herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, faydalı, anlamlı ve tam yerli yerinde olması (bk. ḥ-k-m)
    hizmetkâr: hizmetçi hizmetkâr-ı emirber: emre hazır hizmetçi
    hüdâ: doğru yol olan hak din, İslâmiyet (bk. h-d-y) insan-ı himmetperver: gayretli, himmetli insan; kalbin bütün kuvvetiyle mukaddes şeylere yönelen insan
    istidad-ı kemâli: olgunlaşma kabiliyeti (bk. a-d-d; k-m-l) istidad-ı nefsanî: nefsin kendisinde var olan gelişmeye müsait kabiliyetler, arzu ve istekler (bk. a-d-d; n-f-s)
    kudret: güç, iktidar (bk. ḳ-d-r) kâinat: evren, yaratılmış herşey (bk. k-v-n)
    küfran: iyilik bilmeme, nankörlük (bk. k-f-r) maddeperest: maddeyi taparcasına seven
    matla: doğuş yeri melek-simâ: melek yüzlü (bk. m-l-k)
    menşe: kaynak mezcu ittihad: kuvvetli birlik ve beraberlik
    nazar: bakış, dikkat (bk. n-ẓ-r) nefis: insanı maddî zevk ve isteklere sevk eden kuvvet (bk. n-f-s)
    nefs u cism: kişinin kendisi ve cismi (bk. n-f-s) nefs-i cismanî: cisimleşmiş nefis, beden (bk. n-f-s)
    neşretmek: yaymak neşvünemâ: gelişme
    saadet: mutluluk semâ: gök; vahiy (bk. s-m-v)
    semî-i basîr: işiten ve gören (bk. s-m-a; b-ṣ-r) sima: görünüş
    sirkat: hırsızlık tabiat: doğa, canlı cansız varlıkların hepsi, maddî âlem (bk. ṭ-b-a)
    tenvir: aydınlatma, nurlandırma (bk. n-v-r) zemin: yeryüzü
    ziya: ışık şeriat: Allah tarafından bildirilen kanun ve hükümler, İslâmiyet (bk. ş-r-a)
    şuur: bilinç, idrak (bk. ş-a-r) şükran: minnettarlık, teşekkür (bk. ş-k-r)


    Yazar : Risale Forum

  10. #30
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.223
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61880


    Lemeât - Sayfa 970


    Serpilmiş olan niam, rahmetin semerâtı. Her nimetin altında bir yed-i muhsin görür, şükran ile öptürür.
    Bunu da inkâr etmem, medeniyette vardır mehâsin-i kesire. Lâkin, onlar değildir ne Nasrâniyet malı, ne Avrupa icadı,
    Ne şu asrın san’atı. Belki umum malıdır. Telâhuk-u efkârdan, semâvî şerâyiden, hem hâcât-ı fıtrîden, hususen şer-i Ahmedî,
    İslâmî inkılâptan neş’et eden bir maldır. Kimse temellük etmez. Misalîler meclisi, o meclisin reisi tekrar sordu. Hem dedi:
    Musibet olur her dem hıyânet neticesi, mükâfatın sebebi. Ey şu asrın adamı! Kader bir sille vurdu, kazaya da çarptırdı.
    Hangi ef’âlinizle kazaya, hem kadere şöyle fetvâ verdiniz ki, kazâ-i İlâhî musibetle hükmetti, sizleri hırpaladı?
    Hata-yı ekseriyet olur sebep daima musibet-i âmmeye. Dedim:
    Beşerin dalâlet-i fikrîsi, Nemrudâne inadı,
    Firavunâne gururu şişti şişti zeminde, yetişti semâvâta. Hem de dokundu hassas sırr-ı hilkate.
    Semâvâttan indirdi
    Tufan, tâun misali, şu harbin zelzelesi, gâvura yapıştırdı semâvî bir silleyi. Demek ki şu musibet bütün beşer musibetiydi.
    Nev’en umuma şamil, bir müşterek sebebi, maddiyyunluktan gelen dalâlet-i fikri idi. Hürriyet-i hayvânî, hevânın istibdadı.
    Hissemizin sebebi, erkân-ı İslâmîde ihmal ve terkimizdi. Zira Hâlık-ı Teâlâ yirmi dört saatten bir saati istedi.



    Avrupa: (bk. bilgiler) Firavunâne: Firavun gibi (bk. bilgiler-Firavun)
    Hâlık-ı Teâlâ: herşeyi yaratan, yüce yaratıcı Allah (bk. ḫ-l-ḳ) Nasrâniyet: Hıristiyanlık
    Nemrudâne: Nemrud gibi (bk. bilgiler-Nemrud) beşer: insanlık
    dalâlet-i fikr: fikir sapkınlığı (bk. ḍ-l-l; f-k-r) dem: an, vakit
    ef’âl: fiiller, işler (bk. f-a-l) erkân-ı İslâmî: İslâmî esasları (bk. r-k-n; s-l-m)
    fetvâ: dinî hüküm, karar hata-yı ekseriyet: çoğunluğun hata ve kusuru (bk. k-s̱-r)
    hevâ: nefsin arzu ve istekleri (bk. h-v-y) hususen: özellikle
    hâcât-ı fıtrî: yaratılıştan gelen ihtiyaçlar (bk. ḥ-v-c; f-ṭ-r) hürriyet-i hayvânî: hayvanca bir özgürlük (bk. ḥ-y-y)
    hıyânet: hâinlik, ihanet inkılâp: büyük değişim, dönüşüm
    istibdad: baskı, despotizm kader: Allah’ın meydana gelecek hadiseleri olmadan önce takdir etmesi, plânlaması (bk. ḳ-d-r)
    kaza/kazâ-i İlâhî: olacağı Allah tarafından bilinen ve takdir olunan şeylerin zamanı gelince yaratılması (bk. ḳ-ḍ-y; e-l-h) maddiyyun: materyalistler, herşeyi maddeye bağlayanlar
    mehâsin-i kesire: pek çok güzellikler, iyilikler (bk. ḥ-s-n; k-s̱-r) misalî: rüya âlemine ait (bk. m-s̱-l)
    musibet: belâ, felâket musibet-i âmme: geneli içine alan felâket
    mükâfat: ödül müşterek: ortak
    nev’en: tür olarak neş’et: doğma, ortaya çıkma
    niam: nimetler (bk. n-a-m) rahmet: İlâhî şefkat, merhamet (bk. r-ḥ-m)
    reis: başkan semerât: meyveler
    semâvât: gökler (bk. s-m-v) semâvî: gökten gelen (bk. s-m-v)
    semâvî şerâyi: vahiyle gelen şeriatler, İlâhî hükümler (bk. s-m-v; ş-r-a) sırr-ı hilkat: yaratılış sırrı (bk. ḫ-l-ḳ)
    telâhuk-u efkâr: fikirlerin birikimi (bk. f-k-r) temellük: sahiplenme (bk. m-l-k)
    tufan: büyük su baskını tâun: veba, salgın ve ölümcül hastalık
    umum: genel, herkes yed-i muhsin: ihsan edici el (bk. ḥ-s-n)
    zemin: yeryüzü şamil: içine alan, kapsayıcı
    şer-i Ahmedî: Pegamberimiz Hz. Muhammed’in getirdiği şeriat; Allah tarafından bildirilen İlâhî emir ve yasaklara dayanan hükümlerin hepsi (bk. ş-r-a)


    Yazar : Risale Forum

Sayfa 3/7 İlkİlk 1234567 SonSon

Facebook Yorumları

Facebook Giriş

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Bu Konudaki Etiketler

102, 108, 112, 124, 128, 133, 146, 148, 154, 157, 159, 160, 161, 164, 169, 172, 176, 177, 179, 180, 191, 192, 197, 204, 205, 271, 592, 600, 827, abdini, acip, adıyla, ahenk, aklı, aldatmaz, âlemleri, alınmış, amelin, araf, arınmış, arz, asra, aya, âyine, ağzı, bakmalı, bakmıyor, basar, baskı, bayrak, bazı, bağış, başlarında, bekçisi, benzetmek, beraberlik, beterdir, bey, beşer, biçarelerin, bilimi, bilimin, bilinen, binaen, bir adam, birdir, birlik, budur, bütünlüğü, bırakmıyor, çekiyor, cevaben, cihâ, cihanı, çoktur, cumhur, çıkarılan, dadır, daire, dane, dağlar, den, derece, değildi, değiştirme, değiştirmek, dilediğini, dinen, dinlemesin, doğrular, dünyasına, duruma, duyan, düzenli, düğü, düşmanı, dış, dışında, eceli, edendir, edilirse, edilsin, efes turları, ellerinde, emsal, engeller, engiz, esasa, esenlik, esrarlı, etmeme, ettiren, eşsiz, fazilet, ferah, fikirleri, fikrini, firdevs, galebe, ganimet, gayret, gazabı, geçirmiş, geçmesi, gelmiş, getirip, gezer, gibi, gif, girmemiş, giydirir, gökte, gökteki, görünmek, gösteriş, gösterme, gururdur, gururu, güvenli, güvenme, güzelliği, hakikat, hakikatten, halka, hallerini, harap, hararet, harbi, hasletlerin, hatası, havas, hayrette, haşimoğulları, haşirde, herşeye, herşeyin, hevâ, heves, hevesi, hicr, hoşnud, hücum, ibarettir, icadı, içindekiler, ihanet, ihata, ihyası, ikincisi, ile, ilerleme, ilham, ilim, ilimlerle, ilişkileri, imaniye, inancı, inhisar, insanlığı, istedin, istekleri, istinbat, izale, işaret, iştir, iştiyak, jpg, kabrin, kafaya, kâfiri, kaldıracak, kalmamış, kalsı, kamer, kanunları, kapılmak, karakol, kardeşi, kardeşlerimiz, kartal, karışması, kavga, kendisinde, kitabı, koyan, küçülürsü, küfrü, külâhını, kullar, kurtarıcı, kurulan, kuvvetle, kuvvettir, kısmı, kıyası, kıymetsiz, lâkin, lam, leyl, libası, lisanı, lütuf, lüzumu, mahalli, mahkeme, mahlû, mantık, maraz, mağfiret, mecbur, menbaı, meselâ, mevcut, meydanı, mezhebine, meşhurdur, milleti, misli, muazzam, muhakkak, muhaldir, muhterem, mükerrem, mümkü, müphem, müstaid, müş, nas, nefsânî, neşretmek, nihayet, niyetle, nurdur, ödü, olan, olduğuna, olduğundan, olgun, olmadı, onlardan, oradan, orga, öyledir, özellikle, parçalar, peygamberlere, rahatla, rahatı, rahm, rezil, risale-i, risale-i nur, risalesini, rumuz, safsata, sakinleştirici, sakı, sanmak, sayılan, seçim, servet, sizde, sizlere, somut, süfyan, sûresi, surlar, sıhhat, sırra, sızmak, sığı, taassub, tahrip, takdim, taksim, tamamıyla, tapan, tasavvur, tavır, taşları, tecavüz, tekini, terakki, teres, ters, tevahhuş, titreyiş, tokat, tokmak, tutma, ücretli, ümitsizlik, umum, üstü, uyum, vahy, varlığının, verdiği, verilmiş, vesveseler, yapması, yardımı, yayı, yazılan, yekvücud, yok, yönden, ırkı, yüzleri, yıldızlara, yıldızları, ışık, zahmet, zahmetsiz, zamanla, zeminde, zira, zulmet, zıttı, şahsî, şahsiyet, şakirdleri, şartları, şehr, şevk, şeye, şeylerle, şirkin, şiş, şöhret

Etiket Bulutu Ana Sayfası

Sosyal İmleme

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222