Sayfa 2/7 İlkİlk 123456 ... SonSon
70 sonuçtan 11 ile 20 arası

Konu: Lemeât

  1. #11
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.226
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61890


    Lemeât - Sayfa 951

    Bir kudret-i zâtiyedir, hem ezelî; acz tahallül edemez.Onda merâtip olmayıp, mevâni tedahül edemez. İsterse küll, isterse cüz, nisbet tefavüt eylemez.Çünkü herşey bağlıdır herşey ile. Herşeyi yapamayan birşeyi de yapamaz.

    • • •

    Kâinatı elinde tutamayan zerreyi halk edemez

    Tesbih gibi nazmeyleyip kaldıracak arzımızı, şümûsu, nücumu, hasra gelmez,Şu fezanın başına, hem sinesine takacak öyle kuvvetli ele bir kimse mâlik olmaz.Dünyada hiçbir şeyde dâvâ-yı halk edip iddia-yı icad edemez.

    • • •

    İhya-yı nev’, ihya-yı fert gibidir

    Mevt-âlûd bir nevm ile kışta uyuşmuş bir sinek, nasıl onun ihyası kudrete ağır gelmez.Şu dünyanın mevti de, ihyası da öyledir. Bütün zîruh ihyası onda fazla nazlanmaz.1


    • • •

    Tabiat bir san’at-ı İlâhiyedir

    Değil tâbi’ tabiat, belki matba’. Değil nakkâş, o belki bir nakıştır. Değil fâil, o kabildir. Değil masdar, o mistardır.Değil nâzım, o nizamdır. Değil kudret, o kanundur. İradî bir şeriattir, değil haric-i hakikattar.

    • • •

    Vicdan, cezbesi ile Allah’ı tanır

    Vicdanda mündemiçtir bir incizap ve cezbe. Bir câzibin cezbiyle daim olur incizap.


    Not
    Dipnot-1
    bk. Lokman Sûresi, 39:6.





    acz: âcizlik, güçsüzlük (bk. a-c-z) arz: dünya
    cezbe: Allah sevgisiyle kendinden geçer bir hale gelme cüz: parça (bk. c-z-e)
    dâvâ-yı halk: yaratma iddiası (bk. ḫ-l-ḳ) ezelî: başlangıcı olmayan sonsuz (bk. e-z-l)
    feza: uzay fâil: işi yapan (bk. f-a-l)
    halk etmek: yaratmak (bk. ḫ-l-ḳ) haric-i hakikatdar: gerçek varlığı olan somut bir varlık (bk. ḥ-ḳ-ḳ)
    hasr: sınırlama, sınırlandırma iddia-yı icad: var etme, yaratma iddiası (bk. v-c-d)
    ihya: diriltme, hayat verme (bk. ḥ-y-y) ihya-yı fert: bir kişiye hayat verme (bk. ḥ-y-y; f-r-d)
    ihya-yı nev’: bir türe hayat verme (bk. ḥ-y-y) incizap: cezb edilme, çekilme
    iradî bir şeriat: irade sıfatından gelen bir kanun ve düzenleme (bk. r-v-d; ş-r-a) kabil: kabul eden, yapılan
    kudret: İlâhî güç ve iktidar (bk. ḳ-d-r) kudret-i zâtiye: bizzat kendinden olan güç ve iktidar (bk. ḳ-d-r)
    kâinat: evren, yaratılmış herşey (bk. k-v-n) küll: bütün (bk. k-l-l)
    masdar: kaynak, birşeyin çıktığı yer matba’: tab olunmuş, yapılmış
    merâtip: mertebeler, dereceler mevt: ölüm (bk. m-v-t)
    mevt-âlûd: ölümle karışık (bk. m-v-t) mevâni: engeller, mâniler
    mistar: cetvel, birşeyin kaynağından çıkmasına yarayan âlet mâlik: sahip (bk. m-l-k)
    mündemiç: yerleştirilmiş nakkaş: nakşeden, işleyen (bk. n-ḳ-ş)
    nazmeylemek: dizmek (bk. n-ẓ-m) nevm: uyku
    nisbet: oran, kıyas (bk. n-s-b) nizam: düzen (bk. n-ẓ-m)
    nâzım: düzenleyen (bk. n-ẓ-m) nücûm: yıldızlar
    san’at-ı İlâhîye: Allah’ın sanatı (bk. ṣ-n-a; e-l-h) tabiat: doğa, canlı cansız bütün varlıklar, maddî âlem (bk. ṭ-b-a)
    tahallül: sızma, içine girme tedahül: müdahele etme, karışma
    tefavüt eylemek: farklılık göstermek tâbi’: tab eden, yapan
    zerre: atom, maddenin en küçük parçası zîruh: ruh sahibi (bk. ẕî; r-v-ḥ)
    şümûs: güneşler


    Yazar : Risale Forum

  2. #12
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.226
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61890


    Lemeât - Sayfa 952

    Cezbe düşer zîşuur, ger Zülcemâl görünse, etse tecellî daim pürşâşaa bîhicap.Bir Vâcibü’l-Vücuda, Sahib-i Celâl ve Cemâl, şu fıtrat-ı zîşuur kat’î şehadet-meab.Bir şahidi o cezbe; hem diğeri incizap.

    • • •

    Fıtratın şehadeti sadıkadır

    Fıtratta yalan yoktur; ne dediyse doğrudur. Çekirdeğin lisanı,Meyl-i nümüv der: “Ben sünbüllenip meyvedar...” Doğru çıkar beyanı.Yumurtanın içinde, derin derin söyler hayatın meyelânıKi, “Ben piliç olurum, izn-i İlâhî ola.” Sadık olur lisanı.Bir avuç su, bir demir gülle içinde eğer niyet etse incimad, bürudetin zamanı.İçindeki inbisat meyli der: “Genişlen, bana lâzım fazla yer.” Bir emr-i bîemânî...Metin demir çalışır, onu yalan çıkarmaz. Belki onda doğruluk, hem de sıdk-ı cenanî,O demiri parçalar. Şu meyelânlar bütün birer emr-i tekvinî, birer hükm-ü Yezdânî,Birer fıtrî şeriat, birer cilve-i irade. İrade-i İlâhî, idare-i ekvânî,Emirleri şunlardır: Birer birer meyelân, birer birer imtisal, evâmir-i Rabbânî.Vicdandaki tecellî aynen böyle cilvedir ki incizap ve cezbe iki musaffâ cânı,İki mücellâ camdır. Akseder içinde cemâl-i lâyezâlî, hem de nur-u imanî.

    • • •

    Nübüvvet beşerde zaruriyedir

    Karıncayı emirsiz, arıyı yâsupsuz bırakmayan kudret-i ezeliye, elbette,Beşeri de bırakmaz şeriatsiz, nebîsiz. Sırr-ı nizam-ı âlem böyle ister elbette.




    Sahib-i Celâl ve Cemâl
    : sonsuz haşmet, görkem ve güzellik sahibi (bk. c-l-l; c-m-l)
    Vâcibü’l-Vücud: varlığı zorunlu olan, var olmak için hiçbir sebebe ihtiyacı olmayan Allah (bk. v-c-b; v-c-d)
    Zülcemâl: sonsuz güzellik sahibi Allah (bk. ẕü; c-m-l) beyan: açıklama (bk. b-y-n)
    beşer: insanlık bîhicap: perdesiz, örtüsüz
    bürudet: soğukluk cemâl-i lâyezâlî: son bulmayan güzellik (bk. c-m-l; z-v-l)
    cezb: çekim cezbe: çekim
    cilve: görünme (bk. c-l-y) cilve-i irade: İlâhî iradenin görünümü (bk. c-l-y; r-v-d)
    emr-i bîemânî: amansız, acımasız emir emr-i tekvinî: Allah’ın yaratılışa koyduğu kanun (bk. k-v-n)
    evâmir-i Rabbânî: Allah’ın emirleri (r-b-b) fıtrat: yaratılış, mizaç (bk. f-ṭ-r)
    fıtrat-ı zîşuur: şuurlu, bilinçli yaratılış (bk. f-ṭ-r; ẕî; ş-a-r) fıtrî şeriat: yaratılışa ait kanun (bk. f-ṭ-r; ş-r-a)
    ger: eğer hükm-i Yezdanî: Allah’ın hükmü (bk. ḥ-k-m)
    idare-i ekvânî: âlemlerin, varlıkların idaresi (bk. k-v-n) imtisal: emre uyma
    inbisat: genişleme, yayılma incimad: donma, katılaşma
    incizap: cezb edilme, çekilme irade-i İlâhî: Allah’ın iradesi, dilemesi (bk. r-v-d; e-l-h)
    izn-i İlâhî: Allah’ın izni (bk. e-l-h) kat’î: kesin
    kudret-i ezeliye: Cenâb-ı Hakkın başlangıcı olmayan sonsuz kudreti (bk. ḳ-d-r; e-z-l) lisan: dil
    metin: sağlam meyelân: meyletme, yönelme
    meyl: eğilim, istek ve arzu meyl-i nümüv: gelişme ve büyüme eğilimi, isteği
    meyvedar: meyveli, verimli musaffâ: arınmış, safileşmiş (bk. ṣ-f-y)
    mücellâ: cilâlı, parlak nebî: peygamber (bk. n-b-e)
    nur-u imanî: iman nuru (bk. n-v-r; e-m-n) nübüvvet: peygamberlik (bk. n-b-e)
    pürşâşaa: göz alıcı parlaklıkta, çok gösterişli sadık: doğru, gerçek (bk. ṣ-d-ḳ)
    sıdk-ı cenanî: kalpten gelen doğruluk (bk. ṣ-d-ḳ) sırr-ı nizam-ı âlem: âlemin düzenindeki sır (bk. n-ẓ-m; a-l-m)
    tecellî: yansıma, görünme (bk. c-l-y) yâsup: arı beyi
    zaruriye: zorunlu zîşuur: şuur sahibi, bilinçli (bk. ẕî; ş-a-r)
    şehadet: şahitlik, tanıklık (bk. ş-h-d) şehadet-meab: şahitlik alanı (bk. ş-h-d)
    şeriat: Allah tarafından bildirilen İlâhî emir ve yasaklara dayanan hükümlerin hepsi (bk. ş-r-a)


    Yazar : Risale Forum

  3. #13
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.226
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61890


    Lemeât - Sayfa 953

    Meleklerde Mirac, insanlarda şakk-ı kamer gibidir


    Bir mirac-ı kerametle melekler, gördüler elhak ki müsellem bir nübüvvette muazzam bir velâyet var.O parlak zât, burâka binmiş de berk olmuş, kamervâri serâser âlem-i nuru da görmüştür.Şu şehadet âleminde münteşir insanlara hissî büyük bir mu’cize nasıl ki

    وَانْشَقَّ الْقَمَرُ 1 dir.2

    Bu Miracdır âlem-i ervahtaki sakinlere en büyük bir mu’cize ki
    3 سُبْحَانَ الَّذِۤى اَسْرٰى dır.

    • • •

    Kelime-i şehadetin burhanı içindedir

    Kelime-i şehadet: Vardır iki kelâmı. Birbirine şahittir, hem delil ve burhandır.Birincisi, sânîye bir burhan-ı lümmîdir. İkincisi, evvele bir burhan-ı innîdir.

    • • •

    Hayat bir çeşit tecellî-i vahdettir

    Hayat bir nur-u vahdettir; şu kesrette eder tevhid tecellî. Evet, bir cilve-i vahdet eder kesretleri tevhid ve yektâ.Hayat birşeyi herşeye eder mâlik. Hayatsız şey, ona nisbet ademdir cümle eşya.

    • • •

    Not
    Dipnot-1
    “Ay yarıldı.” Kamer Sûresi, 54:1.
    Dipnot-2
    bk. el-Îcî, Kitabü’l-Mevakıf 3:405-406; el-Âmidî, Gayetü’l-Meram 1:356; İbni Teymiyye, el-Ceva-bü’s-Sahih 1:414; 2:44; eş-Şehristânî, el-Fark Beyne’l-Firâk 1:313.
    Dipnot-3
    “Gece seyahat ettiren Allah, her türlü noksandan münezzehtir.” İsrâ Sûresi, 17:1




    Mirac: Peygamberimizin (a.s.m.) Allah’ın huzuruna yükselişi ve bütün kâinat âlemlerini gezdiği yolculuk (bk. a-r-c) adem: yokluk
    berk: şimşek burhan: güçlü delil
    burhan-ı innî: eserden müessire, yani eseri yapana, olaylardan kanuna ulaştıran delil, tümdengelim burhan-ı limmî: müessirden esere, yani eseri yapandan esere, kanundan olaylara ulaştıran delil, tümevarım
    burâk: Cennete mahsus bir binek cilve-i vahdet: Allah’ın birliğinin görüntüsü (bk. c-l-y; v-ḥ-d)
    elhak: gerçekten (bk. ḥ-ḳ-ḳ) eşya: varlıklar
    kamervâri: ay gibi kelime-i şehadet: “Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Hz. Muhammed’in onun kulu ve elçisi olduğuna şehadet ederim” ifadesi (bk. k-l-m; ş-h-d)
    kelâm: kelime, söz (bk. k-l-m) kesret: çokluk (bk. k-s̱-r)
    mirac-ı keramet: Peygamber Efendimizin (a.s.m.) veliliğinin kerâmeti olan mirca (bk. a-r-c; k-r-m) muazzam: çok büyük (bk. a-ẓ-m)
    mu’cize: bir benzerini yapma konusunda başkalarını âciz bırakan olağanüstü şey (bk. a-c-z) mâlik: sahip (bk. m-l-k)
    münteşir: yayılmış olan müsellem: doğruluğu şüphesiz kabul edilmiş (bk. s-l-m)
    nisbet: oran, kıyas (bk. n-s-b) nur-u vahdet: Allah’ın birliğinin nuru (bk. n-v-r; v-ḥ-d)
    nübüvvet: peygamberlik (bk. n-b-e) sakin: ikâmet eden, yerleşmiş olan (bk. s-k-n)
    serâser: baştan başa sânî: ikinci
    tecellî: yansıma, görünme (bk. c-l-y) tecellî-i vahdet: Allah’ın birliğinin tecellîsi, yansıması (bk. c-l-y; v-ḥ-d)
    tevhid: birleme; herşeyin bir olan Allah’a ait olduğunu bilme ve inanma (bk. v-ḥ-d) velâyet: velîlik (bk. v-l-y)
    yektâ: tek, bir âlem-i ervah: ruhlar âlemi (bk. a-l-m; r-v-h)
    âlem-i nur: nur âlemi (bk. a-l-m; n-v-r) şakk-ı kamer: Ay’ın ikiye bölünmesi mu’cizesi
    şehadet âlemi: görünen madde âlemi (bk. ş-h-d; a-l-m)


    Yazar : Risale Forum

  4. #14
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.226
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61890


    Lemeât - Sayfa 954

    Ruh, vücud-u hâricî giydirilmiş bir kanundur

    Ruh bir nuranî kanundur; vücud-u hâricî giymiş bir namustur, şuuru başına takmış.1Bu mevcut ruh, şu makul kanuna olmuş iki kardeş, iki yoldaş.Sabit ve hem daim fıtrî kanunlar gibi, ruh dahi hem âlem-i emir, hem irade vas-fından gelir.Kudret vücud-u hissî giydirir, şuuru başına takar, bir seyyâle-i lâtifeyi o cevhere sadef eder.Eğer envâdaki kanunlara kudret-i Hâlık vücud-u hâricî giydirirse, herbiri bir ruh olur.Ger vücudu ruh çıkarsa, başından şuuru indirirse, yine lâyemut kanun olur.

    • • •

    Hayatsız vücut adem gibidir


    Ziya ile hayatın herbiri, mevcudatın birer keşşafıdır. Bak: Nur-u hayat olmazsa,Vücut adem-âlûddur, belki adem gibidir. Evet, garip, yetimdir, hayatsız ger kamer’se.

    • • •

    Hayat sebebiyle karınca küreden büyük olur

    Ger mizanü’l-vücutla karıncayı tartarsan, onda çıkan kâinat küremize sıkışmaz.Bence küre hayevândır, başkaların zannınca meyyit olan küreyi ger getirip koyarsan,Karıncanın karşısına, o zîşuur başının nısfı bile olamaz.

    • • •

    Nasrâniyet İslâmiyete teslim olacak

    Nasrâniyet intıfâ, ya ıstıfâ bulacak. İslâma karşı teslim olup terk-i silâh edecek.



    Not
    Dipnot-1
    bk. İsrâ Sûresi, 17:85.





    Nasrâniyet
    : Hıristiyanlık
    adem: yokluk, hiçlik
    adem-âlûd: yoklukla karışık envâ: türler, çeşitler
    fıtrî: yaratılıştan gelen, doğal (bk. f-ṭ-r) ger: eğer
    hayevân: canlı (bk. ḥ-y-y) intıfâ: sönmek
    irade: dileme, tercih (bk. r-v-d) kamer: ay
    keşşâf: keşfedici, açığa çıkarıcı (bk. k-ş-f) kudret: İlâhî güç, iktidar (bk. ḳ-d-r)
    kudret-i Hâlık: herşeyi yaratan Allah’ın kudreti (bk. ḳ-d-r; ḫ-l-ḳ) kâinat: evren, yaratılmış herşey (bk. k-v-n)
    küre: dünya lâyemut: ölümsüz (bk. mâ-lâ; m-v-t)
    makul: akla uygun mevcudat: varlıklar (bk. v-c-d)
    mevcut: vücudu olan (bk. v-c-d) meyyit: ölü (bk. m-v-t)
    mizanü’l-vücut: varlık terazisi (bk. v-z-n; v-c-d) namus: kanun, nizam (bk. n-m-s)
    nur-u hayat: hayat nuru (bk. n-v-r; ḥ-y-y) nuranî: maddî yapısı olmayıp nurdan yaratılmış olan (bk. n-v-r)
    nısf: yarısı sadef: inci kabuğu
    seyyâle-i lâtife: akıcı özelliğe sahip mânevî varlık (bk. l-ṭ-f) terk-i silâh: silah bırakma, teslim olma
    vasıf: özellik, sıfat (bk. v-ṣ-f) vücud-u haricî: varlık dünyasına çıkmış; ilim dairesinden çıkıp var edilmiş olan (bk. v-c-d)
    vücud-u hissî: duyu organları ile kavranabilen varlık (bk. v-c-d) vücut: beden, varlık (bk. v-c-d)
    ziya: ışık zîşuur: şuurlu, bilinçli (bk. ẕî; ş-a-r)
    âlem-i emir: Cenâb-ı Hakkın doğrudan emriyle idare edilen âlem; kanunlar âlemi (bk. a-l-m) ıstıfâ: saflaşma, arınma (bk. ṣ-f-y)
    şuur: bilinç, idrak (bk. ş-a-r)


    Yazar : Risale Forum

  5. #15
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.226
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61890


    Lemeât - Sayfa 955

    Mükerreren yırtıldı, Purutluğa tâ geldi, Purutlukta görmedi ona salâh verecek.Perde yine yırtıldı, mutlak dalâle düştü. Bir kısmı lâkin bazı yakınlaştı tevhide; onda felâh görecek.Hazırlanır şimdidenHAŞİYE-1AŞİYE yırtılmaya başlıyor. Sönmezse safvet bulup İslâma mal olacak.Bu bir sırr-ı azîmdir. Ona remz ve işaret: Fahr-i Rusul demiştir, “İsâ, şer’im ile amel edip ümmetimden olacak.”1


    • • •

    Tebeî nazar, muhali mümkün görür

    Meşhurdur ki, îdin hilâline bakardı cemaat-i kesire. Kimse birşey görmedi.Zevâlî bir ihtiyar yemin etti ki, “Gördüm.” Halbuki gördüğü, kirpiğinin takavvüs etmiş beyaz bir kılı idi.O kıl oldu onun hilâli. O mukavves kıl nerede? Hilâl olmuş kamer nerede? Ger anladın şu remzi,Zerrattaki harekât, kirpik-i aklın olmuş, birer kıl-ı zulmettar, kör etmiş maddî gözü.Teşkil-i cümle envâ fâilini göremez, düşer başına dalâl.O hareket nerede, Nazzâm-ı kevn nerede? Onu ona vehmetmek muhaldir ender muhal!

    • • •

    Kur’ân âyine ister, vekil istemez

    Ümmetteki cumhuru, hem avâmın umumu, burhandan ziyade mehazdaki kudsiyet şevk-i itaat verir, sevk eder imtisale.



    Not
    Haşiye-1
    AŞİYE Bu dehşetli Harb-i Umumî neticesindeki vaziyete işaret eder. Belki İkinci Harb-i Umumîden tam haber verir.

    Dipnot-1
    bk. Buhârî, Enbiyâ 49, Büyû’ 102, Mezâlim 31; Müslim, Îman 24-247; Ebû Dâvûd, Melâhim 14; Tirmizî Fiten 54; İbni Mâce, Fiten 33; Müsned 2:240-272;



    Fahr-i Rusul: bütün peygamberlerin övünç kaynağı Hz. Muhammed (bk. r-s-l) Harb-i Umumî: I. Dünya Savaşı
    Nazzâm-ı kevn: kâinata ve bütün varlık âlemine düzen veren Allah (bk. n-ẓ-m; k-v-n) Purutluk: Protestanlık
    avâm: halk burhan: güçlü delil
    cemaat-i kesire: büyük bir topluluk (bk. c-m-a; k-s̱̱-r) cumhur: çoğunluk
    dalâl: hak yoldan sapkınlık, inançsızlık (bk. ḍ-l-l) dehşetli: korkunç
    felâh: kurtuluş fâil: işi yapan (bk. f-a-l)
    ger: eğer harekât: hareketler
    haşiye: dipnot, açıklayıcı not hilâl: yay biçimindeki ay
    imtisal: uyma kamer: ay
    kirpik-i akl: akıl kirpiği kudsiyet: kusur ve noksandan uzak oluş, kutsallık (bk. ḳ-d-s)
    kıl-ı zulmettar: büyük bir hakikatin önünü kapatan bir kıl (bk. ẓ-l-m) mehaz: kaynak
    muhal: olması imkânsız muhal ender muhal: imkansızlık içinde imkansızlık
    mukavves: yay şeklinde mutlak: kesin (bk. ṭ-l-ḳ)
    mükerreren: defalarca, tekrarla mümkün: olabilir (bk. m-k-n)
    nazar: bakış (bk. n-ẓ-r) remz: işaret
    safvet: safilik, pâklık (bk. ṣ-f-y) salâh: iyileşme, düzelme (bk. ṣ-l-ḥ)
    sırr-ı azîm: büyük sır (bk. a-ẓ-m) takavvüs: yay gibi olma
    tebeî: dolaylı, başka bir şeye tabi olan tevhid: birleme; herşeyin bir olan Allah’a ait olduğunu bilme ve inanma (bk. v-ḥ-d)
    teşkil-i cümle envâ: bütün türleri meydana getirme umum: bütün, genel
    vehmetmek: vehme kapılmak, kuruntulanmak zerrat: zerreler, atomlar
    zevâlî: geçip gidici, ölüme yakın (bk. z-v-l) ziyade: çok, fazla
    âyine: ayna îd: bayram
    ümmet: Hz. Peygambere inanıp onun yolundan giden mü’minler İsâ: (bk. bilgiler)
    şer’: şeriat, Allah tarafından bildirilen İlâhî emir ve yasaklara dayanan hükümlerin hepsi (bk. ş-r-a) şevk-i itaat: itaat etme arzusu, isteği


    Yazar : Risale Forum

  6. #16
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.226
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61890


    Lemeât - Sayfa 956

    Şeriat, yüzde doksanı müsellemât-ı şer’î, zaruriyât-ı dinî birer elmas sütundur.İçtihadî, hilâfî, fer’î olan mesâil, yüzde ancak on olur. Doksan elmas sütunu, on altının sahibiKesesine koyamaz, ona tâbi kılamaz. Elmasların madeni, Kur’ân ve hem hadistir. Onun malı; oradan her zaman istemeli.Kitaplar, içtihadlar Kur’ân’ın âyinesi, yahut dürbün olmalı. Gölge, vekil istemez o Şems-i Mu’cizbeyan.

    • • •

    Mubtıl, bâtılı hak nazarıyla alır

    İnsandaki fıtratı mükerrem olduğundan, kasten hakkı arıyor. Bazan gelir eline, bâtılı hak zanneder; koynunda saklıyor.Hakikati kazarken, ihtiyarı olmadan dalâl düşer başına; hakikattir zanneder, kafasına geçirir.

    • • •

    Kudretin âyineleri çoktur


    Kudret-i Zülcelâlin pek çoktur mir’atları. Herbiri ötekinden daha eşeff ve eltaf pencereler açıyor bir âlem-i misale.Sudan havaya kadar, havadan tâ esire, esirden tâ misale, misalden tâ ervâha, ervahtan tâ zamana, zamandan tâ hayale,Hayalden fikre kadar muhtelif âyineler, daima temsil eder şuûnât-ı seyyâle.Kulağınla nazar et âyine-i havaya: Kelime-i vahide, olur milyon kelimat.Acip istinsah eder o kudretin kalemi, şu sırr-ı tenasülât.

    • • •


    acip: hayrette bırakıcı, hayranlık verici bâtıl: gerçek dışı, yalan
    dalâl: dalâlet, hak yoldan sapkınlık (bk. ḍ-l-l) eltaf: çok lâtif, çok hoş ve güzel (bk. l-ṭ-f)
    ervâh: ruhlar (bk. esir: bütün kâinatı kaplayan madde
    eşeff: çok parlak, çok şeffaf fer’î: esasa ait olmayan, ayrıntı
    fıtrat: yaratılış (bk. f-ṭ-r) hadis: Peygamberimize ait söz, emir veya davranışlar (bk. ḥ-d-s̱)
    hak: doğru, gerçek (bk. ḥ-ḳ-ḳ) hakikat: doğru, gerçek (bk. ḥ-ḳ-ḳ)
    hilâfî: ihtilaflı olan ihtiyar: irade, tercih, seçim (bk. ḫ-y-r)
    istinsah etmek: nüshasını çıkarmak, çoğaltmak içtihad: dinen kesin olarak belirtilmeyen bir konuda Kur’ân ve hadisten hüküm çıkarma (bk. c-h-d)
    içtihadî: içtihadla ilgili olan (bk. c-h-d) kelimat: kelimeler (bk. k-l-m)
    kelime-i vahide: bir tek kelime (bk. k-l-m; v-ḥ-d) kudret: Allah’ın güç ve iktidarı (bk. ḳ-d-r)
    kudret-i Zülcelâl: sonsuz haşmet ve heybet sahibi Allah’ın sonsuz kudreti (bk. ḳ-d-r; ẕü; c-l-l) maden: kaynak
    mesâil: meseleler (bk. m-s̱-l) mir’at: ayna
    misal: görüntü (bk. m-s̱-l) mubtıl: iptal eden, bozup yanlışa düşüren, batıl ve boş şey ortaya çıkaran
    muhtelif: çeşitli mükerrem: şerefli, saygıdeğer (bk. k-r-m)
    müsellemât-ı şer’î: doğruluğuna şüphe olmayan, şeriatın hükümleri; kabul ve tasdik edilmiş genel düsturları (bk. s-l-m; ş-r-a) nazar etme: bakıp düşünme (kulakla işitip akılla düşünme) (bk. n-ẓ-r)
    sırr-ı tenasülât: çoğalma, üreme sırrı, esprisi tâbi: uyan
    zaruriyât-ı dinî: dince yapılması zorunlu olan ve hükmü açıkça belirtilen emirler âlem-i misal: görüntü âlemi; bütün varlıkların ve olayların görüntülerinin yansıdığı madde ötesi âlem (bk. a-l-m)
    âyine: ayna âyine-i hava: hava aynası
    Şems-i Mu’cizbeyan: mu’cizeli açıklamalarıyla varlık âlemini aydınlatan güneş, Kur’ân-ı Kerim (bk. a-c-z; b-y-n) şeriat: Allah tarafından bildirilen emir ve yasaklara dayanan hükümlerin hepsi (bk. ş-r-a)
    şuûnât-ı seyyâle: akıp giden haller, işler, faaliyetler (bk. ş-e-n)


    Yazar : Risale Forum

  7. #17
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.226
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61890


    Lemeât - Sayfa 957

    Temessülün aksâmı muhtelifedir

    Âyinede temessül, münkasım dört surete: Ya yalnız hüviyet, ya beraber hâsiyet, ya hüviyet hem şule-i mahiyet, ya mahiyet hüviyet.Eğer misal istersen, işte insan ve hem şems, melek ve hem kelime. Kesifin timsalleri, âyinede oluyor birer müteharrik meyyit.Bir ruh-u nuranînin, kendi mir’atlarında timsalleri oluyor birer hayy-ı murtabıt. Aynı olmazsa eğer, gayrı dahi olmayıp,birer nur-u münbasıt.Ger şems hayevân olaydı, olur harareti hayatı, ziya onun şuuru. Şu havassa mâliktir âyinede timsali.İşte budur şu esrarın miftahı: Cebrâil hem Sidrede,1 hem suret-i Dıhye’de, meclis-i Nebevîde,2Hem kim bilir kaç yerde! Azrâil’in bir andaAllah bilir kaç yerde ruhları kabz ediyor. Peygamberin bir anda,3Hem keşf-i evliyada, hem sadık rüyalarda ümmetine görünür, hem haşirde umum ile şefaatle görüşür.Velilerin abdalı, çok yerlerde bir anda zuhur eder, görünür.

    • • •

    Müstaid, müçtehid olabilir; müşerri’ olamaz

    İçtihadın şartını hâiz olan her müstaid, ediyor nefsi için nass olmayanda içtihad. Ona lâzım, gayra ilzam edemez.


    Not

    Dipnot-1
    bk. Buhârî, Salat 1; Müslim, Îman 259; Tirmizî, Tefsîru’l-Kur’ân 108; Nesâî, Salat 1.
    Dipnot-2
    bk. Buhârî, Menâkıb 25, Fezâilü’l-Kur’ân 1; Müslim, Îman 271, Fezâilü’s-Sahâbe 100.
    Dipnot-3
    bk. En’âm Sûresi, 6:61; Secde Sûresi, 32:11; el-Esbahânî, el-Azamet 3:334.




    Azrâil: ölüm meleği; ruhları kabz etmekle görevli melek (bk. bilgiler) Cebrâil: Allah tarafından peygamberlere vahiy getirmekle görevli melek (bk. bilgiler)
    Sidre: yedinci kat gökte olduğu rivâyet edilen bir makam abdal: evliyadan fazla nuraniyet kazanmış ve bir anda birkaç yerde görünebilen zâtlar (bk. v-l-y)
    aksâm: kısımlar, bölümler esrar: sırlar
    gayr: diğer, başkası ger: eğer
    hararet: ısı, sıcaklık havas: duyular
    hayevân: canlı (bk. ḥ-y-y) hayy-ı murtabıt: bağlı olan canlı (bk. ḥ-y-y)
    haşir: öldükten sonra âhirette tekrar diriltilip Allah’ın huzurunda toplanma (bk. ḥ-ş-r) hâiz: sahip, elde etmiş
    hâsiyet: özellik, hususiyet hüviyet: kimlik, suret
    ilzam: kendisine lâzım olanı başkasınada lüzumlu hâle getirme, gerekli kılma, dayatma içtihad: dinen kesin olarak belirtilmeyen bir konuda Kur’ân ve hadisten hüküm çıkarma (bk. c-h-d)
    kabz etme: teslim alma kesif: yoğun, katı
    keşf-i evliya: velilerin mânevî âlemlerde bazı olayları ve hakikatleri görmesi (bk. k-ş-f; v-l-y) mahiyet: asıl, esas nitelik
    meclis-i Nebevî: Peygamberimizin bulunduğu meclis (bk. n-b-e) meyyit: ölü (bk. m-v-t)
    miftah: anahtar mir’at: ayna
    misal: örnek (bk. m-s̱-l) muhtelife: çeşitli
    mâlik: sahip (bk. m-l-k) münkasım: kısımlara ayrılmış
    müstaid: istidatlı, kabiliyetli (bk. a-d-d) müteharrik: hareketli
    müçtehid: âyet ve hadisler başta olmak üzere diğer dinî delillerden hüküm çıkarma bilgi ve kabiliyetine sahip olan (bk. c-h-d) müşerri’: şeriat kanunu koyucusu; şeriat hükmünü vaz’ eden, koyan (bk. ş-r-a)
    nass: Kur’ân ve Hadisin açık ve kesin hükmü nefs: insanın kendisi (bk. n-f-s)
    nur-u münbasıt: yayılan, genişleyen nur (bk. n-v-r) ruh-u nuranî: maddî yapısı olmayıp nurdan yaratılmış aydınlık ruh (bk. r-v-h; n-v-r)
    sadık: doğru (bk. ṣ-d-ḳ) suret: şekil, biçim (bk. ṣ-v-r)
    suret-i dıhye: (bk. bilgiler – Dıhye) temessül: görünme, belirme (bk. m-s̱-l)
    timsal: suret, görüntü (bk. m-s̱-l) umum: bütün
    veli: Allah dostu (bk. v-l-y) ziya: ışık
    zuhur: görünme, ortaya çıkma (bk. ẓ-h-r) âyine: ayna
    ümmet: Hz. Peygambere inanıp onun yolundan giden mü’minler şefaat: af için aracılık (bk. ş-f-a)
    şems: güneş şule-i mahiyet: mahiyete, özelliğe ait parıltı
    şuur: bilinç, idrak (bk. ş-a-r)


    Yazar : Risale Forum

  8. #18
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.226
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61890


    Lemeât - Sayfa 958

    Ümmeti davetle teşri’ edemez. Fehmi, şeriatten olur, lâkin şeriat olamaz. Müçtehid olabilir, fakat müşerri’ olamaz.İcmâ ile cumhurdur, sikke-i şer’î görür. Bir fikre davet etmek, zann-ı kabul-ü cumhur şart-ı evvel oluyor.Yoksa davet bid’attır, reddedilir. Ağzına tıkılır, onda daha çıkamaz.

    • • •

    Nur-u akıl kalbden gelir


    Zulmetli münevverler bu sözü bilmeliler: Ziya-yı kalbsiz olmaz nur-u fikir münevver.O nur ile bu ziya mezc olmazsa zulmettir; zulüm ve cehli fışkırır. Nurun libasını giymiş bir zulmet-i müzevver.Gözünde bir nehar var; lâkin ebyaz ve muzlim. İçinde bir sevad var ki bir leyl-i münevver.O içinde bulunmazsa, o şahm-pâre göz olmaz, sende birşey göremez. Basiretsiz basar da para etmez.Ger fikret-i beyzâda süveydâ-i kalb olmazsa, halita-i dimağî ilim ve basiret olmaz. Kalbsiz akıl olamaz.

    • • •

    Dimağda merâtib-i ilim muhtelifedir, mültebise


    Dimağda merâtip var, birbiriyle mültebis, ahkâmları muhtelif. Evvel tahayyül olur, sonra tasavvur gelir.Sonra gelir taakkul, sonra tasdik ediyor, sonra iz’an oluyor, sonra gelir iltizam, sonra itikad gelir.İtikadın başkadır, iltizamın başkadır. Herbirinden çıkar bir hâlet. Salâbet itikaddan,


    ahkâm: hükümler (bk. ḥ-k-m) basar: görme sıfatı (bk. b-ṣ-r)
    basiret: kalp gözü ile görme (bk. b-ṣ-r) basiretsiz: ileriyi göremeyen, kavrayışı ve sezgisi olmayan (bk. b-ṣ-r)
    bid’a: dine aykırı olduğu halde dinî bir mesele gibi gösterilen sonradan ortaya konmuş işler, uygulamalar (bk. b-d-a) cehl: cahillik, bilgisizlik
    cumhur: çoğunluk, aynı hükmü kabul edenler dimağ: beyin, akıl
    ebyaz: beyaz, aydınlık fehm: anlayış, kavrayış
    fikret-i beyzâ: beyaz fikir (bk. f-k-r) ger: eğer
    halita-i dimağî: beyindeki karışım hâlet: durum, hal
    icmâ: fikir birliği (bk. c-m-a) iltizam: taraftarlık
    itikad: inanç iz’an: kesin şekilde inanma
    leyl-i münevver: aydınlık gece (bk. n-v-r) libas: elbise
    merâtib-i ilim: ilmin mertebeleri, dereceleri (bk. a-l-m) merâtip: mertebeler, dereceler
    mezc olma: karışma, bütünleşme muhtelife: çeşitli
    muzlim: karanlık (bk. ẓ-l-m) mültebis: birbirine karıştırılmış
    münevver: aydın, aydınlanmış (bk. n-v-r) müçtehid: âyet ve hadisler başta olmak üzere diğer dinî delillerden hüküm çıkarma bilgi ve kabiliyetine sahip olan (bk. c-h-d)
    müşerri’: şeriat kanunu koyucusu; şeriat hükmlerini vaz’ eden, koyan (şeriatı Allah ve Resulü’nden başkası koyamaz) (bk. ş-r-a) nehar: gündüz
    nur-u akıl: aklın nuru (bk. n-v-r) nur-u fikir: fikir nuru, düşünce ışığı (bk. n-v-r; f-k-r)
    salâbet: sağlamlık sevad: karartı
    sikke-i şer’î: şeriatın mührü, damgası (bk. ş-r-a) süveydâ-i kalb: manevî kalbin ortasında olduğu kabul edilen öz nokta
    taakkul: akıl yürütme tahayyül: hayal etme (bk. ḫ-y-l)
    tasavvur: zihinde şekillendirme, tasarlama (bk. ṣ-v-r) tasdik: doğrulama, onaylama (bk. ṣ-d-ḳ)
    teşri’ etme: şeriat kanunu koyma; şeriat hükümlerini vaz’ etme, koyma (Şeriat hükümlerini koyma Allah ve Resulüne aittir.) (bk. ş-r-a) zann-ı kabul-ü cumhur: çoğunluğun kuvvetle kabulü
    ziya: ışık ziya-yı kalb: kalp ışığı
    zulmet: karanlık (bk. ẓ-l-m) zulmet-i müzevver: yalancı aydınlık; aydın gibi görünen aldatıcı karanlık (bk. ẓ-l-m)
    ümmet: Hz. Peygambere inanıp onun yolundan giden mü’minler şahm-pâre: yağ parçası
    şart-ı evvel: ilk şart şeriat: Allah tarafından bildirilen İlâhî emir ve yasaklara dayanan hükümlerin hepsi (bk. ş-r-a)


    Yazar : Risale Forum

  9. #19
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.226
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61890


    Lemeât - Sayfa 959

    Taassup iltizamdan, imtisal iz’andan, tasdikten iltizam, taakkulde bîtaraf, bîbehre tasavvurda,Tahayyülde safsata hâsıl olur, mezcine eğer olmaz muktedir.Bâtıl şeyleri güzel tasvir etmek, her demde, Sâfi olan zihinleri cerhtir, hem idlâli.


    • • •

    Hazmolmayan ilim telkin edilmemeli


    Hakikî mürşid-i âlim, koyun olur, kuş olmaz; hasbî verir ilmini.Koyun verir kuzusuna hazmolmuş musaffâ sütünü.Kuş veriyor ferhine lüab-âlûd kayyını.
    • • •

    Tahrip esheldir; zayıf tahripçi olur

    Vücud-u cümle ecza, şart-ı vücud-u külldür. Adem ise oluyor bir cüz’ün ademiyle; tahrip eshel oluyor.Bundandır ki, âciz adam, sebeb-i zuhur-u iktidar-ı müsbete hiç yanaşmaz. Menfîce müteharrik, daim tahripkâr olur.
    • • •

    Kuvvet hakka hizmetkâr olmalı

    Hikmetteki desâtir, hükûmette nevâmis, hakta olan kavânin, kuvvetteki kavâid birbiriyle olmazsa müstenid ve müstemid,Cumhur-u nasta olmaz ne müsmir ve müessir. Şeriatte şeâir kalır mühmel, muattal; umur-u nasta olmaz müstenid ve mu’temid.

    • • •



    adem: yokluk bâtıl: gerçek dışı, hak olmayan
    bîbehre: hissesi olmayan, nasipsiz bîtaraf: tarafsız
    cerh: yaralama cumhur-u nas: halkın çoğunluğu
    cüz’: parça (bk. c-z-e) dem: zaman, vakit
    desâtir: düsturlar, prensipler eshel: daha kolay
    ferh: yavru hakikî: gerçek, doğru (bk. ḥ-ḳ-ḳ)
    hasbî: samimi, karşılıksız hazmolma: sindirilme
    hikmet: ilim, yüksek bilgi (bk. ḥ-k-m) hizmetkâr: hizmetçi
    hâsıl olma: meydana gelme hükûmet: idare, yönetim (bk. ḥ-k-m)
    idlâl: hak yoldan çıkarma, saptırma (bk. ḍ-l-l) iltizam: taraftarlık
    imtisal: emre uyma, boyun eğme iz’an: kesin şekilde inanma
    kavâid: kurallar kavânin: kanunlar (bk. ḳ-n-n)
    kayy: kusmuk lüab-âlûd: tükrükle karışık
    menfîce: olumsuzca mezc: karışma, bütünleşme
    muattal: kullanılmaz olmuş muktedir: güç ve iktidar sahibi (bk. ḳ-d-r)
    musaffâ: arınmış, safileşmiş (bk. ṣ-f-y) mu’temid: itimad eden, güvenen
    mu’temid (olma): itimad edilen, güvenilen olma (bk. s-n-d) müessir: tesirli, etkili
    mühmel: ihmale uğramış mürşid-i âlim: yol gösterici âlim (bk. r-ş-d; a-l-m)
    müsmir: meyveli müstemid (olma): yardım eden, yardım talebine cevap veren olma
    müstenid (olma): dayanılan, dayanak noktası olma müteharrik: hareket eden
    nevâmis: kanunlar (bk. n-m-s) safsata: yalan ve uydurma şey
    sebeb-i zuhur-u iktidar-ı müsbet: olumlu iş ve icraatı meydana çıkarma sebebi (bk. s-b-b; ẓ-h-r; ḳ-d-r) sâfî: saf, temiz (bk. ṣ-f-y)
    taakkul: akıl yürütme taassup: aşırı derecede, körükörüne bağlılık
    tahayyül: hayal etme (bk. ḫ-y-l) tahrip: yıkıp bozma, yok etme
    tahripkâr: tahrip eden tasavvur: zihinde şekillendirme, tasarlama (bk. ṣ-v-r)
    tasdik: doğrulama, onaylama (bk. ṣ-d-ḳ) tasvir: anlatma, ifade etme (bk. ṣ-v-r)
    telkin: fikir aşılama, öğüt verme umur-u nas: insanlara ait işler
    vücud-u cümle eczâ: parçaların toplam varlığı (bk. v-c-d; c-z-e) âciz: güçsüz, zayıf (bk. a-c-z)
    şart-ı vücud-u küll: bütünün varlığının şartı (bk. v-c-d; k-l-l) şeriat: Allah tarafından bildirilen İlâhî emir ve yasaklara dayanan hükümlerin hepsi (bk. ş-r-a)
    şeâir: işaretler, İslâma sembol olmuş iş ve ibadetler (bk. ş-a-r)


    Yazar : Risale Forum

  10. #20
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.226
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61890


    Lemeât - Sayfa 960

    Bazan zıd, zıddını tazammun eder

    Zaman olur ki zıd, zıddını saklarmış. Lisan-ı siyasette lâfz mânânın zıddıdır. Adalet külâhınıHAŞİYE-1AŞİYE 1 Zulüm başına geçirmiş. Hamiyet libasını, hıyanet ucuz giymiş. Cihad ve hem gazâya, bağy ismi takılmış. Esaret-i hayvanî,istibdad-ı şeytanî, hürriyet nam verilmiş. Zıdlarda emsal olmuş, suretlerde tebâdül, isimlerde tekabül, makamlarda becâyiş-i mekânî.

    • • •

    Menfaati esas tutan siyaset canavardır


    Menfaat üzere çarhı kurulmuş olan siyaset-i hazıra müfterisdir, canavar.Aç olan canavara karşı tahabbüp etsen, merhametini değil, iştihasını açar.Sonra döner geliyor; tırnağının, hem dişinin kirasını senden ister.

    • • •

    Kuvâ-yı insaniye tahdit edilmediğinden cinayâtı büyük olur

    Hayvanın hilâfına, insandaki kuvveler fıtrî tahdit olmamış. Onda çıkan hayr ü şer, lâyetenâhî gider.Onda olan hodgâmlık, bundan çıkan hodbinlik, gurur, inat birleşse, öyle günah oluyorHAŞİYE-2AŞİYE 2 ki beşer şimdiye kadarOna isim bulmamış. Cehennemin lüzumuna delil olduğu gibi, cezası da yalnız Cehennem olabilir.Hem meselâ, bir adam tek yalancı sözünü doğru göstermek için, İslâmın felâketini kalben arzu eder.Şu zaman da gösterdi: Cehennem lüzumsuz olmaz, Cennet ucuz değildir.

    • • •

    Bazan hayır, şerre vasıta olur

    Havastaki meziyet, filhakika sebeptir tevazu, mahviyete; olmuş maatteessüf sebeb-i tahakküme,


    Not
    Haşiye-1
    AŞİYE 1 Bu zamanı tam görmüş gibi bahseder.
    Haşiye-2
    AŞİYE 2 Bunda da bir işaret-i gaybiye var.





    bağy: isyan becâyiş-i mekânî: karşılıklı yer değiştirme (bk. m-k-n)
    beşer: insan cihad: düşmanla savaş (bk. c-h-d)
    cinayât: cinayetler emsal: benzer (bk. m-s̱-l)
    esaret-i hayvanî: hayvanî duygulara esir olma (bk. ḥ-y-y) filhakika: gerçekten, doğrusu (bk. ḥ-ḳ-ḳ)
    fıtrî: yaratılıştan (bk. f-ṭ-r) gazâ: savaş
    hamiyet: din, millet gibi mukaddes değerleri koruma duygusu ve gayreti; millî onur ve haysiyet havas: haslar, üst tabakadakiler, seçkinler
    hayr ü şer: iyilik ve kötülük (bk. ḫ-y-r) hayır: iyilik (bk. ḫ-y-r)
    haşiye: dipnot, açıklayıcı not hilâf: ters, zıt
    hodbinlik: sadece kendini görme, kibirlilik hodgâmlık: bencillik
    hıyanet: ihanet, hainlik istibdad-ı şeytanî: şeytanca baskı, zulüm
    işaret-i gaybiye: geleceğe veya bilinmeyen bir şeye işaret (bk. ğ-y-b) iştiha: iştah
    kuvve: duygu kuvâ-yı insaniye: insandaki duygular
    libas: elbise lisan-ı siyaset: siyaset dili
    lâfz: ifade, kelime lâyetenâhî: son bulmaz (bk. lâ)
    maattessüf: ne yazık ki mahviyet: alçakgönüllülük
    meziyet: üstün özellikler müfteris: yırtıcı, parçalayıcı
    sebeb-i tahakküm: baskı ve zorbalık sebebi (bk. s-b-b; ḥ-k-m) siyaset-i hazıra: şimdiki siyaset
    suret: şekil, görüntü (bk. ṣ-v-r) tahabbüp: sevgi gösterme (bk. ḥ-b-b)
    tahdit: sınırlama tazammun etme: içine alma, kapsama
    tebâdül: yer değiştirme tekabül: birbirine karşılık olma, yerini tutma
    tevazu: alçakgönüllülük şer: kötülük


    Yazar : Risale Forum

Sayfa 2/7 İlkİlk 123456 ... SonSon

Facebook Yorumları

Facebook Giriş

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Bu Konudaki Etiketler

102, 108, 112, 124, 128, 133, 146, 148, 154, 157, 159, 160, 161, 164, 169, 172, 176, 177, 179, 180, 191, 192, 197, 204, 205, 209, 271, 592, 600, 827, abdini, acip, adıyla, ahenk, aklı, aldatmaz, âlemleri, alınmış, amelin, araf, arınmış, arz, asra, aya, âyine, ağzı, bakmalı, bakmıyor, basar, baskı, bayrak, bazı, bağış, başlarında, bekçisi, benzetmek, beraberlik, beterdir, bey, beşer, biçarelerin, bilimi, bilimin, bilinen, binaen, bir adam, birdir, birlik, budur, bütünlüğü, bırakmıyor, çekiyor, cevaben, cihâ, cihanı, çoktur, cumhur, çıkarılan, dadır, daire, dane, dağlar, den, derece, değildi, değiştirme, değiştirmek, dilediğini, dinen, dinlemesin, doğrular, dünyasına, duruma, duyan, düzenli, düğü, düşmanı, dış, dışında, eceli, edendir, edilirse, edilsin, efes turları, ellerinde, emsal, engeller, engiz, esasa, esenlik, esrarlı, etmeme, ettiren, eşsiz, fazilet, ferah, fikirleri, fikrini, firdevs, galebe, ganimet, gayret, gazabı, geçirmiş, geçmesi, gelmiş, getirip, gezer, gibi, gif, girmemiş, giydirir, gökte, gökteki, görünmek, gösteriş, gösterme, gururdur, gururu, güvenli, güvenme, güzelliği, hakikat, hakikatten, halka, hallerini, harap, hararet, harbi, hasletlerin, hatası, havas, hayrette, haşimoğulları, haşirde, herşeye, herşeyin, hevâ, heves, hevesi, hicr, hoşnud, hücum, ibarettir, icadı, içindekiler, ihanet, ihata, ihyası, ikincisi, ile, ilerleme, ilham, ilim, ilimlerle, ilişkileri, imaniye, inancı, inhisar, insanlığı, istedin, istekleri, istinbat, izale, işaret, iştir, iştiyak, jpg, kabrin, kafaya, kâfiri, kaldıracak, kalmamış, kalsı, kamer, kanunları, kapılmak, karakol, kardeşi, kardeşlerimiz, kartal, karışması, kavga, kayı, kendisinde, kitabı, koyan, küçülürsü, küfrü, külâhını, kullar, kurtarıcı, kurulan, kuvvetle, kuvvettir, kısmı, kıyası, kıymetsiz, lâkin, lam, leyl, libası, lisanı, lütuf, lüzumu, mahalli, mahkeme, mahlû, mantık, maraz, mağfiret, mecbur, menbaı, meselâ, mevcut, meydanı, mezhebine, meşhurdur, milleti, misli, muazzam, muhakkak, muhaldir, muhterem, mükerrem, mümkü, müphem, müstaid, müş, nas, nefsânî, neşretmek, nihayet, niyetle, nurdur, ödü, olan, olduğuna, olduğundan, olgun, olmadı, onlardan, oradan, orga, öyledir, özellikle, parçalar, peygamberlere, rahatla, rahatı, rahm, rezil, risale-i, risale-i nur, risalesini, rumuz, safsata, sakinleştirici, sakı, sanmak, sayılan, seçim, servet, sizde, sizlere, somut, süfyan, sûresi, surlar, sıhhat, sırra, sızmak, sığı, taassub, tahrip, takdim, taksim, tamamıyla, tapan, tasavvur, tavır, taşları, tecavüz, tekini, terakki, teres, ters, tevahhuş, titreyiş, tokat, tokmak, tutma, ücretli, ümitsizlik, umum, üstü, uygulamalar, uyum, vahy, varlığının, verdiği, verilmiş, vesveseler, yapması, yardımı, yayı, yazılan, yekvücud, yok, yönden, ırkı, yüzleri, yıldızlara, yıldızları, ışık, zahmet, zahmetsiz, zamanla, zeminde, zira, zulmet, zıttı, şahsî, şahsiyet, şakirdleri, şartları, şehr, şevk, şeye, şeylerle, şirkin, şiş, şöhret

Etiket Bulutu Ana Sayfası

Sosyal İmleme

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222