Sayfa 1/9 12345 ... SonSon
86 sonuçtan 1 ile 10 arası

  1. #1
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.223
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61880


    Otuz İkinci Söz

    Otuz İkinci Söz
    Şu Söz Üç Mevkıftır

    Yirmi İkinci Sözün Sekizinci Lem’asını izah eden bir zeyildir.
    Mevcudat-ı âlem vahdâniyete şehadet ettikleri elli beş lisandan—ki Katre risalesinde onlara işaret edilmiş—birinci lisanına bir tefsirdir ve لَوْ كَانَ فِيهِمَاۤ اٰلِهَةٌ اِلاَّ اللهُ لَفَسَدَتَا âyetinin pek çok hakaikinden, temsil libası giydirilmiş bir hakikattir.

    Birinci Mevkıf

    1

    لَوْ كَانَ فِيهِمَاۤ اٰلِهَةٌ اِلاَّ اللهُ لَفَسَدَتَا 2لاَۤ اِلٰهَ اِلاَّ اللهُ وَحْدَهُ لاَ شَرِيكَ لَهُ لَهُ الْمُلْكُ وَلَهُ الْحَمْدُ يُحْيِى وَيُمِيتُ وَهُوَ حَىٌّ لاَ يَمُوتُ بِيَدِهِ الْخَيْرُ وَهُوَ عَلٰى كُلِّ شَىْءٍ قَدِيرٌ وَاِلَيْهِ الْمَصِيرُ 3

    BİR RAMAZAN gecesinde, şu kelâm-ı tevhidînin on bir cümlesinin herbirinde, birer tevhid mertebesi ve birer müjde bulunduğunu ve o mertebelerden yalnız



    Not
    Dipnot-1
    “Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla.”
    Dipnot-2
    “Eğer göklerde ve yerde Allah’tan başka ilâhlar olsaydı, ikisi de harap olup giderdi.” Enbiyâ Sûresi, 21:22.
    Dipnot-3
    “Allah’tan başka ibadete lâyık hiçbir ilâh yoktur. O birdir ve hiçbir şeriki yoktur. Mülk umumen Onundur; hamd bütünüyle Ona aittir. Hayatı veren de, ölümü veren de Odur. O, kendisine ölüm ârız olmayan Hayy-ı Ezelîdir. Bütün hayır Onun elindedir. Onun kudreti herşeye yeter. Herkesin ve herşeyin dönüşü de Onadır.” Buharî, Ezân 155, Teheccüd 21, Umre 12, Cihad 133, Bed’ü’l-Halk 11, Mağâzî 29, Daavât 18, 52, Rikâk 11, I’tisâm 3; Müslim, Zikir 28, 30, 74, 75, 76, Vitir 24, Cihad 158, Edeb 101; Tirmizî, Mevâkıt 108, Hac 104, Daavât 35, 36; Nesâî, Sehiv 83-86, Menâsik 163, 170, Îmân 12; İbni Mâce, Ticârât 40, Menâsik 84, Edeb 58, Dua 10, 14, 16; Ebû Dâvud, Menâsik 56; Dârîmî, Salât 88, 90, Menâsik 34, İsti’zân 53, 57; Muvatta’, Hac 127, 243, Kur’ân 20, 22.




    Katre Risalesi: Mesnevî-i Nuriye adlı eserde yer almaktadır hakaik: gerçekler, doğrular (bk. ḥ-ḳ-ḳ)
    hakikat: gerçek, doğru (bk. ḥ-ḳ-ḳ) izah eden: açıklayan
    kelâm-ı tevhidî: Allah’ın birliğini ifade eden söz (bk. k-l-m; v-ḥ-d) libas: elbise
    lisan: dil mevcudat-ı âlem: kâinattaki varlıklar (bk. v-c-d; a-l-m)
    mevkıf: bölüm, kısım, durak tefsir: açıklama, yorum (bk. f-s-r)
    temsil: kıyaslama tarzında benzetme, analoji (bk. m-s̱-l) tevhid: birleme; herşeyin bir olan Allah’a ait olduğunu bilme ve inanma (bk. v-ḥ-d)
    vahdâniyet: Allah’ın birliği (bk. v-ḥ-d) zeyil: ilâve, ek
    şehadet: şahitlik, tanıklık (bk. ş-h-d)

    Benzer Konular
    Futuhu'l - Gayb Otuz İkinci Makale Hak Sevgisine Başkasını Katmamak
    Futuhu'l - Gayb Otuz İkinci Makale Hak Sevgisine Başkasını Katmamak HAK SEVGİSİNE BAŞKASINI KATMAMAK Birçok sözlerini işitiyorum, en çok şunları söylüyorsun: -" Kimi sevsem aramız açılıyor.
    Otuz İkinci Lem'a
    Otuz İkinci Lem'a Otuz İkinci Lem’a Eski Said’in en son telifi ve yirmi gün Ramazan’da telif edilen, kendi kendine manzum gelen “Lemeât” risalesidir. Sözler mecmuasında neşredilmiştir. ...
    Otuz Üçüncü Söz'ün Otuz İkinci Penceresini izah eder misiniz?
    Otuz Üçüncü Söz'ün Otuz İkinci Penceresini izah eder misiniz? Otuz Üçüncü Söz´ün Otuz İkinci Penceresini izah eder misiniz? Devami...
    Otuz Üçüncü Söz'ün İkinci Penceresini izah eder misiniz?
    Otuz Üçüncü Söz'ün İkinci Penceresini izah eder misiniz? Otuz Üçüncü Söz'ün İkinci Penceresini izah eder misiniz? Devami...
    Yazar : Risale Forum

  2. #2
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.223
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61880


    Otuz İkinci Söz - Sayfa 805

    Lâ şerîke lehu’daki mânâyı, basit avâmın fehmine gelecek bir muhavere-i temsiliye ve bir münazara-i faraziye tarzında ve lisan-ı hâli lisan-ı kàl suretinde söylemiştim. Bana hizmet eden kıymettar kardeşlerimin ve mescid arkadaşlarımın arzuları ve istemeleri üzerine o muhavereyi yazıyorum. Şöyle ki:

    Bütün tabiatperest, esbabperest ve müşrik gibi umum envâ-ı ehl-i şirkin ve küfrün ve dalâletin tevehhüm ettikleri şeriklerin namına bir şahıs farz ediyoruz ki, o şahs-ı farazî, mevcudat-ı âlemden birşeye rab olmak istiyor ve hakikî mâlik olmak dâvâ etmektedir.

    İşte, o müddeî, evvelâ mevcudatın en küçüğü olan bir zerreye rast gelir. Ona rab ve hakikî mâlik olmakta olduğunu, zerreye tabiat lisanıyla, felsefe diliyle söyler. O zerre dahi, hakikat lisanıyla ve hikmet-i Rabbânî diliyle der ki:“Ben hadsiz vazifeleri görüyorum. Ayrı ayrı her masnua girip işliyorum. Eğer bütün o vezâifi bana gördürecek, sende ilim ve kudret varsa—

    “Hem benim gibi had ve hesaba gelmeyen zerrat içinde beraber gezip iş görüyoruz.HAŞİYE-1 Eğer bütün emsalim o zerreleri de istihdam edip emir tahtına alacak bir hüküm ve iktidar sende varsa—
    Not

    Haşiye-1
    Evet, müteharrik herbir şey, zerrattan seyyârâta kadar, kendilerinde olan sikke-i samediyet ile vahdeti gösterdikleri gibi, harekâtlarıyla dahi, gezdikleri bütün yerleri vahdet namına zaptederler, kendi Mâlikinin mülküne idhal ederler. Hareket etmeyen masnuat ise, nebâtattan nücum-u sevâbite kadar, birer mühr-ü vahdâniyet hükmündedirler ki, bulunduğu mekânı, kendi Sâniinin mektubu olduğunu gösterirler. Demek herbir nebat, herbir meyve birer mühr-ü vahdâniyet, birer sikke-i vahdettirler ki, mekânlarını ve vatanlarını, vahdet namına, Sânilerinin mektubu olduğunu gösterirler. Elhasıl, herbir şey, hareketiyle bütün eşyayı vahdet namına zapteder. Demek bütün yıldızları elinde tutmayan, birtek zerreye rab olamaz.



    Mâlik: herşeyin sahibi olan Allah (bk. m-l-k) Sâni: herşeyin san’atkârı olan Allah (bk. ṣ-n-a)
    avâm: halk dalâlet: hak yoldan sapkınlık, inançsızlık (bk. ḍ-l-l)
    dâvâ: iddia elhasıl: özetle
    emir tahtına: emir altına emsal: benzerler (bk. m-s̱-l)
    envâ-i ehl-i şirk: Allah’a ortak koşanların çeşitleri esbap-perest: Allah’ı unutup sebeplere haddinden fazla değer veren (bk. s-b-b)
    eşya: varlıklar farz etmek: varsaymak
    fehm: anlayış had ve hesaba gelmemek: sonsuz ve sınırsız olmak
    hadsiz: sınırsız hakikat: gerçek, doğru (bk. ḥ-ḳ-ḳ)
    hakikî: gerçek, doğru (bk. ḥ-ḳ-ḳ) harekât: hareketler
    haşiye: dipnot, açıklayıcı not hikmet-i Rabbânî: kâinatın Rabbi tarafından herşeyin belirli gayelere yönelik olarak anlamlı, faydalı ve tam yerli yerinde yaratılması (bk. ḥ-k-m; r-b-b)
    idhal: dahil etme, içine alma iktidar: güç, kuvvet (bk. ḳ-d-r)
    istihdam: çalıştırma kudret: güç, iktidar (bk. ḳ-d-r)
    küfür: inkâr, inançsızlık (bk. k-f-r) kıymettar: kıymetli, değerli
    lisan: dil lisan-ı hâl: hâl ve durumun ifade edişi
    lisân-ı kal: sözlü olarak ifade lâ şerîke lehû: Onun (Allah’ın) ortağı asla yoktur
    masnu: san’at eseri (bk. ṣ-n-a) masnuat: san’at eserleri (bk. ṣ-n-a)
    mekân: yer (bk. m-k-n) mevcudat-ı âlem: âlemdeki varlıklar (bk. v-c-d; a-l-m)
    mevcudât: varlıklar (bk. v-c-d) muhavere: karşılıklı konuşma
    muhavere-i temsiliye: diyalog tarzında kıyaslamalı benzetme (bk. m-s̱-l) mâlik: sahip (bk. m-l-k)
    müddeî: iddia sahibi mühr-ü vahdâniyet: birlik mührü (bk. v-ḥ-d)
    mülk: sahip olunan ve hükmedilen şey (bk. m-l-k) münâzara-i faraziye: varsayıma dayalı tartışma (bk. n-ẓ-r)
    müteharrik: hareketli müşrik: Allah’a ortak koşan
    nam: ad nebat: bitki
    nebâtat: bitkiler nücûm-u sevâbit: sabit yıldızlar
    rab: herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri veren, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulunduran (bk. r-b-b) seyyârât: gezegenler
    sikke-i samediyet: hiç kimseye muhtaç olmayan ve herşey Kendisine muhtaç olan Allah’a ait mühür (bk. ṣ-m-d) sikke-i vahdet: birlik damgası (bk. v-ḥ-d)
    suret: şekil, biçim (bk. ṣ-v-r) tabiat: canlı cansız bütün varlıklar, doğa (bk. ṭ-b-a)
    tabiatperest: herşeyi tabiatın tesiriyle meydana geldiğini iddia eden, tabiatçı (bk. ṭ-b-a) tevehhüm etmek: varsaymak
    umum: bütün vahdet: birlik (bk. v-ḥ-d)
    vezâif: vazifeler zaptetmek: korumak, saklamak
    zerre: atom zerrât: atomlar
    şahs-ı farazî: olmadığı halde var sayılmış kişi şerik: Allah’a ortak koşulan şey
    Yazar : Risale Forum

  3. #3
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.223
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61880


    Otuz İkinci Söz - Sayfa 806

    “Hem kemâl-i intizamla cüz olduğum mevcutlara, meselâ kandaki küreyvât-ı hamrâya hakikî mâlik ve mutasarrıf olabilirsen, bana rab olmak dâvâ et, beni Cenâb-ı Haktan başkasına isnad et. Yoksa sus!

    “Hem bana rab olmadığın gibi, müdahale dahi edemezsin. Çünkü, vezâifimizde ve harekâtımızda o kadar mükemmel bir intizam var ki, nihayetsiz bir hikmet ve muhit bir ilim sahibi olmayan, bize parmak karıştıramaz. Eğer karışsa, karıştıracak. Halbuki, senin gibi câmid, âciz ve kör ve iki eli tesadüf ve tabiat gibi iki körün elinde olan bir şahıs, hiçbir cihette parmak uzatamaz.”

    O müddeî, maddiyyunların dedikleri gibi dedi ki: “Öyle ise sen kendi kendine mâlik ol. Neden başkasının hesabına çalışmasını söylüyorsun?”

    Zerre ona cevaben der: “Eğer güneş gibi bir dimağım ve ziyası gibi ihatalı bir ilmim ve harareti gibi şümullü bir kudretim ve ziyasındaki yedi renk gibi muhit duygularım ve gezdiğim her yere ve işlediğim her mevcuda müteveccih birer yüzüm ve bakar birer gözüm ve geçer birer sözüm bulunsaydı, belki senin gibi ahmaklık edip kendi kendime mâlik olduğumu dâvâ ederdim. Haydi, def ol git, sen benden iş bulamazsın!”

    İşte, şeriklerin vekili zerreden meyus olunca, küreyvât-ı hamrâdan iş bulacağım diye, kandaki bir küreyvât-ı hamrâya rast gelir. Ona esbab namına ve tabiat ve felsefe lisanıyla der ki: “Ben sana rab ve mâlikim.”

    O küreyvât-ı hamrâ, yani yuvarlak, kırmızı mevcut, ona hakikat lisanıyla ve hikmet-i İlâhiye diliyle der:

    “Ben yalnız değilim. Eğer sikkemiz ve memuriyetimiz ve nizamatımız bir olan kan ordusundaki bütün emsalime mâlik olabilirsen, hem gezdiğimiz ve kemâl-i hikmetle istihdam olunduğumuz bütün hüceyrât-ı bedene mâlik olacak bir dakik hikmet ve azîm kudret sende varsa, göster. Ve gösterebilirsen, belki senin dâvânda bir mânâ bulunabilir. Halbuki, senin gibi sersem ve senin elindeki sağır tabiat ve kör kuvvetle, değil mâlik olmak, belki zerre miktar karışamazsın.1 Çünkü bizdeki intizam o kadar mükemmeldir ki, ancak herşeyi görür ve işitir ve

    Not

    Dipnot-1
    bk. Ra’d Sûresi, 13:16; Ahkaf Sûresi, 46:4-5.




    ahmaklık: akılsızlık azîm: büyük (bk. a-ẓ-m)
    câmid: cansız cüz: parça (bk. c-z-e)
    dakîk: çok ince dimağ: akıl, bilinç
    dâvâ: iddia emsal: benzerler (bk. m-s̱-l)
    esbab: sebepler (bk. s-b-b) hakikat: gerçek, doğru (bk. ḥ-ḳ-ḳ)
    hakikî: gerçek, doğru (bk. ḥ-ḳ-ḳ) hararet: ısı, sıcaklık
    harekât: hareketler hikmet-i İlâhiye: İlâhî hikmet; herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde olması (bk. ḥ-k-m; e-l-h)
    hüceyrât-ı beden: beden hücreleri ihata: kuşatma
    intizam: düzenlilik (bk. n-ẓ-m) isnad: dayandırma (bk. s-n-d)
    istihdam: çalıştırma kemâl-i hikmet: tam ve mükemmel hikmet (bk. k-m-l; ḥ-k-m)
    kemâl-i intizâm: tam ve mükemmel düzen (bk. k-m-l; n-ẓ-m) kudret: güç, iktidar (bk. ḳ-d-r)
    küreyvât-ı hamrâ: alyuvarlar lisan: dil
    maddiyyun: materyalistler, herşeyi madde ile açıklamaya çalışanlar mevcut: varlık (bk. v-c-d)
    meyus: ümitsiz muhit: kuşatıcı, kapsamlı
    mutasarrıf: dilediği gibi kullanan ve idare eden (bk. ṣ-r-f) mâlik: sahip (bk. m-l-k)
    müdahale: karışma müddeî: iddia sahibi
    müteveccih: yönelik nihayetsiz: sonsuz
    nizamat: düzenler (bk. n-ẓ-m) rab: herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri veren, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulunduran (bk. r-b-b)
    sikke: daha çok maddî şeyler üzerine vurulan damga tabiat: canlı cansız bütün varlıklar, doğa (bk. ṭ-b-a)
    vezâif: vazifeler zerre: atom, en küçük madde parçası
    ziya: ışık âciz: güçsüz, zayıf (bk. a-c-z)
    şerik: Allah’a ortak koşulan şey şümullü: kapsamlı
    Yazar : Risale Forum

  4. #4
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.223
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61880


    Otuz İkinci Söz - Sayfa 807

    bilir ve yapar bir zât bize hükmedebilir.1 Öyle ise sus! Vazifem o kadar mühim ve intizam o kadar mükemmeldir ki, seninle, senin böyle karma karışık sözlerine cevap vermeye vaktim yok” der, onu tard eder.

    Sonra, onu kandıramadığı için, o müddeî gider, bedendeki hüceyre tabir ettikleri menzilciğe rast gelir. Felsefe ve tabiat lisanıyla der: “Zerreye ve küreyvât-ı hamrâya söz anlattıramadım. Belki sen sözümü anlarsın. Çünkü sen gayet küçük bir menzil gibi birkaç şeyden yapılmışsın. Öyle ise ben seni yapabilirim. Sen benim masnuum ve hakikî mülküm ol” der.

    O hüceyre, ona cevaben, hikmet
    ve hakikat lisanıyla der ki:

    “Ben çendan küçücük bir şeyim. Fakat pek büyük vazifelerim, pek ince münasebetlerim ve bedenin bütün hüceyrâtına ve heyet-i mecmuasına bağlı alâkalarım var. Ezcümle, evride ve şerâyin damarlarına ve hassâse ve muharrike âsaplarına ve cazibe, dafia, müvellide, musavvire gibi kuvvelere karşı derin ve mükemmel vazifelerim var. Eğer bütün bedeni, bütün damar ve âsab ve kuvveleri teşkil ve tanzim ve istihdam edecek bir kudret ve ilim sende varsa ve benim emsalim ve san’atça ve keyfiyetçe birbirimizin kardeşi olan bütün hüceyrât-ı bedeniyeye tasarruf edecek nafiz bir kudret, şamil bir hikmet sende varsa, göster; sonra ‘Ben seni yapabilirim’ diye dâvâ et. Yoksa haydi git! Küreyvât-ı hamrâ bana erzak getiriyorlar. Küreyvât-ı beyzâ da bana hücum eden hastalıklara mukabele ediyorlar. İşim var, beni meşgul etme.

    “Hem senin gibi âciz, câmid, sağır, kör bir şey bize hiçbir cihetle karışamaz. Çünkü bizde o derece ince ve nazik ve mükemmel bir intizamHAŞİYE-1 var ki, eğer

    Not
    Dipnot-1
    bk. Lokman Sûresi, 31:28; Şûrâ Sûresi, 42:11.

    Haşiye-1
    Sâni-i Hakîm, beden-i insanı gayet muntazam bir şehir hükmünde halk etmiştir. Damarların bir kısmı telgraf ve telefon vazifesini görür. Bir kısmı da, çeşmelerin boruları hükmünde, âb-ı hayat olan kanın cevelânına medardırlar. Kan ise, içinde iki kısım küreyvât halk edilmiş. Bir kısmı “küreyvât-ı hamrâ“ tabir edilir ki, bedenin hüceyrelerine erzak dağıtıyor ve bir kanun-u İlâhî ile hüceyrelere erzak yetiştiriyor (tüccar ve erzak memurları gibi). Diğer kısmı küreyvât-ı beyzâdırlar ki, ötekilere nisbeten ekalliyettedirler. Vazifeleri, hastalık gibi düşmanlara karşı asker gibi müdafaadır ki, ne vakit müdafaaya girseler, Mevlevî gibi iki hareket-i devriye ile sür’atli bir vaziyet-i acibe alırlar. Kanın heyet-i mecmuası ise, iki vazife-i umumiyesi var: Biri bedendeki hüceyrâtın tahribatını tamir etmek, diğeri hüceyrâtın enkazlarını toplayıp bedeni temizlemektir. Evride ve şerâyin namında iki kısım damarlar var ki, biri sâfi kanı getirir, dağıtır, sâfi kanın mecrâlarıdır. Diğer kısmı, enkazı toplayan bulanık kanın mecrâsıdır ki, şu ikinci ise, kanı “ree“ denilen, nefesin geldiği yere getirirler. Sâni-i Hakîm, havada iki unsur halk etmiştir: biri azot, biri müvellidülhumuza. Müvellidülhumuza ise, nefes içinde kana temas ettiği vakit, kanı telvis eden karbon unsur-u kesifini kehribar gibi kendine çeker. İkisi imtizaç eder. Buharî hâmız-ı karbon denilen, semli havaî bir maddeye inkılâb ettirir. Hem hararet-i gariziyeyi temin eder, hem kanı tasfiye eder. Çünkü, Sâni-i Hakîm, fenn-i kimyada aşk-ı kimyevî tabir edilen bir münasebet-i şedideyi, müvellidülhumuza ile karbona vermiş ki, o iki unsur birbirine yakın olduğu vakit, o kanun-u İlâhî ile o iki unsur imtizaç ederler. Fennen sabittir ki, imtizaçtan hararet hasıl olur. Çünkü imtizaç bir nevi ihtiraktır. Şu sırrın hikmeti budur ki: O iki unsurun, herbirisinin zerrelerinin ayrı ayrı hareketleri var. İmtizaç vaktinde her iki zerre, yani onun zerresi bunun zerresiyle imtizaç eder, birtek hareketle hareket eder, bir hareket muallâk kalır. Çünkü imtizaçtan evvel iki hareket idi. Şimdi iki zerre bir oldu; her iki zerre, bir zerre hükmünde bir hareket aldı. Diğer hareket, Sâni-i Hakîmin bir kanunuyla hararete inkılâb eder. Zaten “Hareket harareti tevlid eder” bir kanun-u mukarreredir. İşte bu sırra binaen, beden-i insanîdeki hararet-i gariziye, bu imtizac-ı kimyeviye ile temin edildiği gibi, kandaki karbon alındığı için kan dahi sâfi olur. İşte nefes dahile girdiği vakit, vücudun hem âb-ı hayatını temizliyor, hem nâr-ı hayatı iş’âl ediyor. Çıktığı vakit, ağızda, mu’cizât-ı kudret-i İlâhiye olan kelime meyvelerini veriyor. Fesübhâne men tehayyere fî sun’ihi’l-ukul!



    Sâni-i Hakîm: herşeyi san’atla ve hikmetle yaratan Allah (bk. ṣ-n-a; ḥ-k-m) alâka: bağlantı
    beden-i insan: insan bedeni cazibe: çekim
    cevelân: dolaşma, akma câmid: cansız
    dafia: itme dâvâ: iddia
    ekalliyet: azınlık emsal: benzerler (bk. m-s̱-l)
    erzak: rızıklar; yiyecek ve içecekler (bk. r-z-ḳ) evride: toplardamarlar
    ezcümle: örneğin hakikat: gerçek, doğru (bk. ḥ-ḳ-ḳ)
    hakikî: gerçek, doğru (bk. ḥ-ḳ-ḳ) halk etmek: yaratmak (bk. ḫ-l-ḳ)
    hassâse: hissetme duygusu haşiye: dipnot, açıklayıcı not
    heyet-i mecmua: genel yapı, bütün (bk. c-m-a) hikmet: herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde olması (bk. ḥ-k-m)
    hüceyre: hücre hüceyrât: hücrecikler
    hüceyrât-ı bedeniye: beden hücreleri intizam: düzen (bk. n-ẓ-m)
    istihdam: çalıştırma kanun-u İlâhî: Allah’ın koyduğu kanun (bk. ḳ-n-n; e-l-h)
    keyfiyet: nitelik, özellik, esas kudret: güç, iktidar (bk. ḳ-d-r)
    kuvve: duyu küreyvat: kürecikler, hücreler
    küreyvât-ı beyzâ: akyuvarlar küreyvât-ı hamrâ: alyuvarlar
    lisan: dil masnu: san’at eseri (bk. ṣ-n-a)
    medar: dayanak, vesile menzil: mekân, yer (bk. n-z-l)
    muharrike: harekete geçiren duygu, refleks mukabele: karşılık verme
    muntazam: düzenli (bk. n-ẓ-m) musavvire: şekil veren duyu (bk. ṣ-v-r)
    müdafaa: savunma müddeî: iddia sahibi
    münasebet: ilişki, bağlantı (bk. n-s-b) müvellide: doğurgan
    nisbeten: oranla, kıyasla (bk. n-s-b) nâfiz: derinlere işleyen; etkili
    tabiat: canlı cansız bütün varlıklar, doğa (bk. ṭ-b-a) tanzim: düzenleme (bk. n-ẓ-m)
    tard etmek: kovmak tasarruf: dilediği gibi kullanma ve yönetme (bk. ṣ-r-f)
    teşkil: şekillendirme, bir araya getirme zerre: atom, en küçük madde parçası
    âb-ı hayat: hayat suyu (bk. ḥ-y-y) âciz: güçsüz, zayıf (bk. a-c-z)
    âsab: vücuttaki sinirler çendan: gerçi
    şerâyin: atardamarlar şâmil: kapsamlı
    Yazar : Risale Forum

  5. #5
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.223
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61880


    Otuz İkinci Söz - Sayfa 808

    bize hükmeden bir Hakîm-i Mutlak ve Kadîr-i Mutlak ve Alîm-i Mutlak olmazsa intizamımız bozulur, nizamımız karışır.”1Sonra o müddeî onda da meyus oldu. Bir insanın bedenine rast gelir. Yine kör tabiat ve serseri felsefe lisanıyla, tabiiyyunun dedikleri gibi der ki: “Sen benimsin. Seni yapan benim. Veya sende hissem var.”

    Not
    Dipnot-1
    bk. Kehf Sûresi, 17:37; Meryem Sûresi, 19:67; Mü’minûn Sûresi, 23:12-14; Secde Sûresi, 32:7; Fâtır Sûresi, 35:11; Yâsîn Sûresi, 36:77.



    Alîm-i Mutlak: bilgisi herşeyi kuşatan, sınırsız ilim sahibi olan Allah (bk. a-l-m; ṭ-l-ḳ) Hakîm-i Mutlak: sınırsız hikmet sahibi olan Allah (bk. ḥ-k-m; ṭ-l-ḳ)
    Kadîr-i Mutlak: sınırsız güç ve kuvvet sahibi olan Allah (bk. ḳ-d-r; ṭ-l-ḳ) Mevlevî: Mevlevîlik tarikatına mensup kimse
    Sâni-i Hakîm: herşeyi hikmetle yaratan ve herşeyin san’atkârı olan Allah (bk. ṣ-n-a; ḥ-k-m) aşk-ı kimyevî: kimyasal birleşme
    beden-i insanî: insan bedeni, vücudu binaen: –dayanarak
    buharî: buhar halinde evride: toplardamarlar
    fenn-i kimya: kimya bilimi fennen: bilimsel olarak
    fesübhâne men tehayyere fî sun’ihi’l-ukul: her türlü eksiklikten yücedir o Zat ki, işleri karşısında akıllar hayrete düşer (bk. s-b-ḥ) halk etmek: yaratmak (bk. ḫ-l-ḳ)
    hararet: ısı, sıcaklık hararet-i gariziye: doğal ısı, vücut ısısı
    hareket-i devriye: dairesel hareket havaî: gaz halinde
    heyet-i mecmua: genel yapı, bütün (bk. c-m-a) hikmet: herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde olması (bk. ḥ-k-m)
    hâmız-ı karbon: karbondioksit hâsıl olmak: meydana gelmek
    hüceyrât: hücrecikler ihtirak: yanma
    imtizaç: karışma, birleşme imtizâc-ı kimyevî: kimyasal bileşim
    inkılâb etmek: dönüşmek inkılâb ettirmek: dönüştürmek
    intizam: düzen (bk. n-ẓ-m) iş’al etmek: tutuşturmak
    kanun-u mukarrare: yerleşmiş kanun (bk. ḳ-n-n) kanun-u İlahî: Allah’ın koyduğu kanun (bk. ḳ-n-n; e-l-h)
    kehribar: elektrik lisan: dil
    mecrâ: kanal meyus: ümitsiz
    muallâk: asılı, boşta mucizât-ı kudret-i İlâhiye: Allah’ın kudret mucizeleri (bk. a-c-z; ḳ-d-r; e-l-h)
    müdafaa: savunma müddeî: iddia sahibi
    münasebet-i şedide: çok sıkı ilişki (bk. n-s-b) müvellidülhumuza: oksijen
    nam: ad nizam: kanun, düzen (bk. n-ẓ-m)
    nâr-ı hayat: hayat ateşi (bk. ḥ-y-y) ree: akciğer
    semli: zehirli sâfî: saf, temiz (bk. ṣ-f-y)
    tabiat: doğa, canlı cansız bütün varlıklar (bk. ṭ-b-a) tabiiyyun: herşeyi tabiatın tesiriyle meydana geldiğini iddia edenler (bk. ṭ-b-a)
    tahribat: yıkımlar, bozulmalar tasfiye: arıtma, temizleme (bk. ṣ-f-y)
    telvis eden: kirleten tevlid etmek: doğurmak, sebep olmak
    unsur: element unsur-u kesif: yoğun element
    vazife-i umumiye: genel vazife vaziyet-i acibe: şaşırtıcı durum
    zerre: atom, en küçük madde parçası âb-ı hayat: hayat suyu, kan (bk. ḥ-y-y)
    şerâyin: atardamarlar
    Yazar : Risale Forum

  6. #6
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.223
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61880


    Otuz İkinci Söz - Sayfa 809

    Cevaben, o beden-i insan, hakikat ve hikmet diliyle ve intizamının lisan-ı hâliyle der ki:

    “Eğer bütün emsalim ve yüzümüzdeki sikke-i kudret ve turra-i fıtrat bir olan bütün insanların bedenlerine hakikî mutasarrıf olacak bir kudret ve ilim sende varsa—

    “hem sudan ve havadan tut, tâ nebâtat ve hayvânâta kadar benim erzakımın mahzenlerine mâlik olacak bir servetin ve bir hâkimiyetin varsa—

    “hem ben kılıf olduğum gayet geniş ve yüksek olan ruh, kalb, akıl gibi letâif-i mâneviyeyi benim gibi dar, süflî bir zarfta yerleştirerek, kemâl-i hikmetle istihdam edip ibadet ettirecek, sende nihayetsiz bir kudret, hadsiz bir hikmet varsa, göster. Sonra ‘Ben seni yaptım’ de. Yoksa sus!

    “Hem bendeki intizam-ı ekmelin şehadetiyle ve yüzümdeki sikke-i vahdetin delâletiyle, benim Sâniim herşeye kadîr, herşeye alîm, herşeyi görür ve herşeyi işitir bir Zâttır. Senin gibi sersem âcizin parmağı Onun san’atına karışamaz, zerre miktar müdahale edemez.”1

    O şeriklerin vekili, bedende dahi parmak karıştıracak yer bulamaz. Gider, insanın nev’ine rast gelir. Kalbinden der ki: “Belki bu dağınık, karma karışık olan cemaat içinde, şeytan onların ef’âl-i ihtiyariye ve içtimaiyelerine karıştığı gibi, belki ben de ahvâl-i vücudiye ve fıtriyelerine karışabileceğim ve parmak karıştıracak bir yer bulacağım. Ve onda bir yer bulup, beni tard eden bedene ve beden hüceyresine hükmümü icra ederim.”

    Onun için, beşerin nev’ine, yine sağır tabiat ve sersem felsefe lisanıyla der ki: “Siz çok karışık birşey görünüyorsunuz. Ben size rab ve mâlikim. Veyahut hissedarım” der.

    O vakit nev-i insan, hak ve hakikat lisanıyla, hikmet ve intizamın diliyle der ki:


    Not
    Dipnot-1
    bk. Hicr Sûresi,15:26; Nahl Sûresi, 16:4; Kehf Sûresi, 18:37; Meryem Sûresi, 19:67; Mü’minûn Sûresi, 23:12-14; Lokman Sûresi, 31:28; Secde Sûresi, 32:7; Fâtır Sûresi, 35:11.




    Sâni: herşeyi mükemmel ve san’atlı bir şekilde yaratan Allah (bk. s-n-a) ahvâl-i vücudiye ve fıtriye: beden ve yaratılışlarına ait hâller (bk. v-c-d; f-ṭ-r)
    alîm: bilen (bk. a-l-m) beden-i insan: insan bedeni
    beşer: insan cemaat: topluluk (bk. c-m-a)
    delâlet: delil olma, işaret etme ef’âl-i ihtiyariye ve içtimâiye: hür iradeye ve sosyal hayata dair fiiller (bk. f-a-l; ḫ-y-r; c-m-a)
    emsal: benzerler (bk. m-s̱-l) erzak: rızıklar, yenilecek ve içilecek şeyler (bk. r-z-ḳ)
    hadsiz: sınırsız hak: doğru (bk. ḥ-ḳ-ḳ)
    hakikat: gerçek, doğru (bk. ḥ-ḳ-ḳ) hakikî: gerçek (bk. ḥ-ḳ-ḳ)
    hayvânât: hayvanlar hikmet: herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde olması (bk. ḥ-k-m)
    icra etmek: yerine getirmek intizam: düzen (bk. n-ẓ-m)
    intizam-ı ekmel: en mükemmel düzen (bk. n-ẓ-m; k-m-l) istihdam: kullanma, çalıştırma
    kadîr: güç ve iktidar sahibi (bk. ḳ-d-r) kemâl-i hikmet: mükemmel bir hikmet (bk. k-m-l; ḥ-k-m)
    kudret: güç, kuvvet (bk. ḳ-d-r) letâif-i maneviye: mânevî duygular (bk. l-ṭ-f; a-n-y)
    lisan: dil lisan-ı hâl: hal dili
    mahzen: depo mutasarrıf: tasarruf sahibi, dilediği gibi kullanan ve yöneten (bk. ṣ-r-f)
    mâlik: sahip (bk. m-l-k) müdahale: karışma
    nebâtat: bitkiler nev-i insan: insan türü, insanlık
    nev’: tür, çeşit nihayetsiz: sonsuz
    rab: herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri veren, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulunduran (bk. r-b-b) sikke-i kudret: Allah’ın kudretini gösteren mühür (bk. ḳ-d-r)
    sikke-i vahdet: Allah’ın birliğini gösteren mühür (bk. v-ḥ-d) süflî: aşağılık
    tabiat: doğa, canlı cansız bütün varlıklar (bk. ṭ-b-a) tard etmek: kovmak
    turra-i fıtrat: yaratılış mührü (bk. f-ṭ-r) zerre: atom, en küçük madde parçası
    âciz: güçsüz, zayıf (bk. a-c-z) şehadet: şahitlik, tanıklık (bk. ş-h-d)
    şerik: Allah’a ortak koşulan şey
    Yazar : Risale Forum

  7. #7
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.223
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61880


    Otuz İkinci Söz - Sayfa 810

    “Eğer bütün küre-i arza giydirilen ve nev’imiz gibi bütün hayvânat ve nebâtâtın yüz binler envâından rengârenk atkı ve iplerden kemâl-i hikmetle dokunan ve dikilen gömleği ve yeryüzüne serilen ve yüz binler zîhayat envâından nesc olunan ve gayet nakışlı bir surette icad edilen haliçeyi yapacak ve her vakit kemâl-i hikmetle tecdid edip tazelendirecek bir kudret ve hikmet sende varsa-

    “hem, eğer biz meyve olduğumuz küre-i arza ve çekirdek olduğumuz âlemde tasarruf edecek ve hayatımıza lâzım maddeleri mîzan-ı hikmetle aktâr-ı âlemden bize gönderecek bir muhit kudret ve şamil bir hikmet sende varsa—

    “ve yüzümüzdeki sikke-i kudret bir olan bütün gitmiş ve gelecek emsalimizi icad edecek bir iktidar sende varsa, belki bana rububiyet dâvâ edebilirsin. Yoksa, haydi sus! Benim nev’imdeki karma karışıklığa bakıp parmak karıştırabilirim deme. Çünkü intizam mükemmeldir. O karma karışık zannettiğin vaziyetler, kudretin kader kitabına göre kemâl-i intizamla bir istinsahtır. Çünkü, bizden çok aşağı olan ve bizim taht-ı nezaretimizde bulunan hayvânat ve nebâtâtın kemâl-i intizamları gösteriyor ki, bizdeki karışıklıklar bir nevi kitabettir.1

    “Hiç mümkün müdür ki, bir haliçenin her tarafına yayılan bir atkı ipini san’atkârâne yerleştiren, haliçenin ustasından başkası olsun? Hem bir meyvenin mucidi, ağacının mucidinden başkası olsun? Hem çekirdeği icad eden, çekirdekli cismin sâniinden başkası olsun?

    “Hem gözün kördür. Yüzümdeki mu’cizât-ı kudreti, mahiyetimizdeki havârık‑ı fıtratı görmüyorsun. Eğer görsen anlarsın ki, benim Sâniim öyle bir Zâttır ki, hiçbir şey Ondan gizlenemez,2 hiçbir şey Ona nazlanıp ağır gelemez.3 Yıldızlar, zerreler kadar Ona kolay gelir.4 Bir baharı bir çiçek kadar suhuletle icad eder.5 Koca kâinatın fihristesini, kemâl-i intizamla benim mahiyetimde derc

    Not
    Dipnot-1
    bk. Bakara Sûresi, 2:164; Âl-i İmran Sûresi, 3:190; Ra’d Sûresi, 13:16; Tâhâ Sûresi, 20:50; Rûm Sûresi, 30:22; Câsiye Sûresi, 45:4.
    Dipnot-2
    bk. Âl-i İmran Sûresi, 3:5, 29; İbrahim Sûresi, 14:38; Ahzâb Sûresi, 33:54; Mü’min Sûresi, 40:16; A’lâ Sûresi; 87:7.
    Dipnot-3
    bk. Âl-i İmran Sûresi, 3:83; Ra’d Sûresi, 13:15; Fussilet Sûresi, 41:11.
    Dipnot-4
    bk. En’âm Sûresi, 6:97; A’râf Sûresi, 7:54; Nahl Sûresi, 16:12; Tâhâ Sûresi, 22:88.
    Dipnot-5
    bk. Mü’min Sûresi, 40:57; Şûrâ Sûresi, 42:29; Kaf Sûresi, 50:15; Nâziât Sûresi, 79:27.





    Sâni
    : herşeyi mükemmel ve san’atlı bir şekilde yaratan Allah (bk. s-n-a)
    aktâr-ı âlem: dünyanın her köşesi (bk. a-l-m)
    derc etmek: içine yerleştirmek emsâl: benzerler (bk. m-s̱-l)
    envâ: türler, çeşitler fihriste: indeks, katalog
    haliçe: kilim, halı havârık-ı fıtrat: yaratılış harikaları (bk. f-ṭ-r)
    hayvânât: hayvanlar (bk. ḥ-y-y) hikmet: ilim, yüksek bilgi (bk. ḥ-k-m)
    icad: var etme, yaratma (bk. v-c-d) iktidar: güç, kudret (bk. ḳ-d-r)
    intizam: düzen (bk. n-ẓ-m) istinsah: nüshasını çıkarma, çoğaltma
    kader: Allah’ın meydana gelecek hadiseleri olmadan önce takdir etmesi, planlaması (bk. ḳ-d-r) kemâl-i hikmet: tam ve mükemmel hikmet (bk. k-m-l; ḥ-k-m)
    kemâl-i intizam: mükemmel bir düzen (bk. k-m-l; n-ẓ-m) kitabet: yazım (bk. k-t-b)
    kudret: güç, iktidar (bk. ḳ-d-r) kâinat: evren, yaratılmış herşey (bk. k-v-n)
    küre-i arz: yerküre, dünya mahiyet: esas özellik, nitelik
    mucid: icad eden, yaratan (bk. v-c-d) muhît: kuşatıcı
    mu’cizât-ı kudret: Allah’ın kudret mu’cizeleri (bk. a-c-z; ḳ-d-r) mîzan-ı hikmet: hikmet terazisi (bk. v-z-n; ḥ-k-m)
    nebâtât: bitkiler nesc: dokuma
    nev’: tür, çeşit rububiyet: herbir varlığa muhtaç olduğu şeyleri verme, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulundurma (bk. r-b-b)
    san’atkârâne: san’atlı bir biçimde (bk. ṣ-n-a) sikke-i kudret: Allah’ın kudret damgası (bk. ḳ-d-r)
    suhulet: kolaylık suret: şekil, biçim (bk. ṣ-v-r)
    sâni: san’atkâr (bk. ṣ-n-a) taht-ı nezâret: gözetim altı (bk. n-ẓ-r)
    tasarruf: dilediği gibi kullanma ve yönetme (bk. ṣ-r-f) tecdid: yenileme
    zerre: atom, en küçük madde parçası zîhayat: canlı (bk. ẕî; ḥ-y-y)
    âlem: dünya (bk. a-l-m) şamil: kapsamlı
    Yazar : Risale Forum

  8. #8
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.223
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61880


    Otuz İkinci Söz - Sayfa 811

    eden bir Zâttır.1 Böyle bir Zâtın san’atına senin gibi câmid, âciz ve kör, sağır parmak karıştırabilir mi? Öyle ise sus, def ol git” der, onu tard eder.

    Sonra o müddeî gider, zeminin yüzüne serilen geniş haliçeye ve zemine giydirilen gayet müzeyyen ve münakkâş gömleğe, esbab namına ve tabiat lisanıyla ve felsefe diliyle der ki: “Sende tasarruf edebilirim ve sana mâlikim. Veya sende hissem var” diye dâvâ eder.

    O vakit, o gömlek,HAŞİYE-1 o haliçe, hak ve hakikat namına, lisan-ı hikmetle o müddeîye der ki:

    “Eğer seneler, karnlar adedince yere giydirilip, sonra intizamla çıkarılıp geçmiş zamanın ipine asılan ve yeniden giydirilecek ve kemâl-i intizamla kader dairesinde programları ve biçimleri çizilen ve tayin olunan ve gelecek zamanın şeridine takılan ve intizamlı ve hikmetli, ayrı ayrı nakışları bulunan bütün gömlekleri, haliçeleri dokuyacak, icad edecek kudret ve san’at sende varsa—

    “hem hilkat-i arzdan tâ harab-ı arza kadar, belki ezelden ebede kadar ulaşacak, hikmetli, kudretli iki mânevî elin varsa ve bütün atkılarımdaki bütün fertleri icad edecek, kemâl-i intizam ve hikmetle tamir ve tecdid edecek sende bir iktidar ve hikmet varsa—“hem bizim modelimiz ve bizi giyen ve bizi kendine peçe ve çarşaf yapan küre-i arzı elinde tutup mucid olabilirsen, bana rububiyet dâvâ et. Yoksa, haydi dışarıya! Bu yerde yer bulamazsın.

    “Hem bizde öyle bir sikke-i vahdet ve öyle bir turra-i ehadiyet vardır ki, bütün kâinat kabza-i tasarrufunda olmayan ve bütün eşyayı bütün şuûnâtıyla birden görmeyen ve nihayetsiz işleri beraber yapamayan ve her yerde hazır ve nazır

    Not
    Dipnot-1
    bk. Enbiyâ Sûresi, 21:30.
    Haşiye-1
    Fakat şu haliçe hem hayattardır, hem intizamlı bir ihtizazdadır. Her vakit nakışları kemâl-i hikmet ve intizamla tebeddül eder-tâ ki, Nessâcının muhtelif cilve-i esmâsını ayrı ayrı göstersin.



    Nessâc: dokuyucu; yeryüzünü harikâ, eşsiz ve mükemmel san’atıyla dokuyan Allah cilve-i esmâ: Allah’ın isimlerinin varlık ve olaylardaki yansımaları (bk. c-l-y; s-m-v)
    câmid: cansız dâvâ: iddia
    ebed: sonu olmayan, sonsuzluk (bk. e-b-d) esbab: sebepler (bk. s-b-b)
    ezel: başlangıcı olmayan, sonsuzluk (bk. e-z-l) eşya: varlıklar
    hak: doğru, gerçek (bk. ḥ-ḳ-ḳ) hakikat: gerçek, doğru (bk. ḥ-ḳ-ḳ)
    haliçe: kilim, halı harâb-ı arz: yeryüzünün yıkılışı
    hayattar: canlı (bk. ḥ-y-y) hazır ve nazır: bizzat bulunan ve gören (bk. n-ẓ-r)
    haşiye: dipnot, açıklayıcı not hikmet: herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde olması (bk. ḥ-k-m)
    hilkat-ı arz: yeryüzünün yaratılışı (bk. ḫ-l-ḳ) icad: var etme, yaratma (bk. v-c-d)
    ihtizâz: titreşim, sarsıntı iktidar: güç, kudret (bk. ḳ-d-r)
    intizam: düzen (bk. n-ẓ-m) kabza-i tasarruf: emri altında bulundurma (bk. ṣ-r-f)
    kader: Allah’ın meydana gelecek hadiseleri olmadan önce takdir etmesi, planlaması (bk. ḳ-d-r) karn: asır
    kemâl-i hikmet: tam ve mükemmel hikmet (bk. ḥ-k-m; k-m-l) kemâl-i intizam ve hikmet: mükemmel düzen ve hikmet (bk. k-m-l; n-ẓ-m; ḥ-k-m)
    kudret: güç, iktidar (bk. ḳ-d-r) kâinat: evren, yaratılmış herşey (bk. k-v-n)
    küre-i arz: yerküre, dünya lisan-ı hikmet: hikmet dili (bk. ḥ-k-m)
    mucid: icad eden, var eden (bk. v-c-d) muhtelif: çeşitli
    mâlik: sahip (bk. m-l-k) müddeî: iddia sahibi, iddiada bulunan
    münakkaş: nakışlı (bk. n-ḳ-ş) müzeyyen: süslü (bk. z-y-n)
    nam: ad nihayetsiz: sınırsız, sonsuz
    rububiyet: herbir varlığa muhtaç olduğu şeyleri verme, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulundurma (bk. r-b-b) sikke-i vahdet: birlik damgası (bk. v-ḥ-d)
    tabiat: doğa, canlı ve cansız bütün varlıklar (bk. ṭ-b-a) tard etmek: kovmak
    tasarruf: dilediği gibi kullanma ve yönetme (bk. ṣ-r-f) tayin olunan: belirlenen
    tebeddül: değişme tecdid: yenileme
    turra-i ehadiyet: Allah’ın birliğini herbir şeyde ayrı ayrı gösteren mühür, imza (bk. v-ḥ-d) zemin: yer
    âciz: güçsüz, zayıf (bk. a-c-z) şuûnât: özellikler, haller, işler (bk. ş-e-n)
    Yazar : Risale Forum

  9. #9
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.223
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61880


    Otuz İkinci Söz - Sayfa 812

    bulunmayan ve mekândan münezzeh olmayan ve nihayetsiz hikmet ve ilim ve kudrete mâlik olmayan, bize sahip olamaz ve müdahale edemez.”1

    Sonra o müddeî gider, “Belki küre-i arzı kandırıp orada bir yer bulurum” der. Gider, küre-i arza,HAŞİYE-1 yine esbab namına ve tabiat lisanıyla der ki: “Böyle serseri gezdiğinden, sahipsiz olduğunu gösteriyorsun. Öyle ise sen benim olabilirsin.”

    O vakit, küre-i arz, hak namına ve hakikat diliyle, gök gürültüsü gibi bir sadâ ile ona der ki:

    “Halt etme! Ben nasıl serseri, sahipsiz olabilirim? Benim elbisemi ve elbisemin içindeki en küçük bir noktayı, bir ipi intizamsız bulmuş musun ve hikmetsiz ve san’atsız görmüş müsün ki bana sahipsiz, serseri dersin? Eğer hareket-i seneviyemle takriben yirmi beş bin senelikHAŞİYE-2bir mesafede bir senede gezdiğim ve kemâl-i mizan ve hikmetle vazife-i hizmetimi gördüğüm daire-i azîmeye hakikî mâlik olabilirsen; ve kardeşlerim ve benim gibi vazifedar olan on seyyareye ve gezdikleri bütün dairelere ve bizim imamımız ve biz onunla bağlı ve cazibe-i rahmetle ona takılı olduğumuz güneşi icad edip yerleştirecek ve sapan taşı gibi beni ve seyyârât yıldızları ona bağlayacak ve kemâl-i intizam ve hikmetle döndürüp istihdam edecek bir nihayetsiz hikmet ve nihayetsiz kudret sende varsa, bana rububiyet dâvâ et. Yoksa, haydi cehennem ol, git! Benim işim var; vazifeme gidiyorum.

    “Hem bizlerdeki haşmetli intizamat ve dehşetli harekât ve hikmetli teshirat gösteriyor ki, bizim ustamız öyle bir Zâttır ki, bütün mevcudat, zerrelerden yıldızlara

    Not
    Dipnot-1
    bk. Bakara Sûresi, 2:115, 148, 164, 258; Yûnus Sûresi, 10:5; Nahl Sûresi, 16:65; Furkan Sûresi, 25:2, 49: Ankebût Sûresi, 29:63, Rûm Sûresi, 30:50; Fâtır Sûresi, 35:9; Yâsîn Sûresi, 36:33.
    Haşiye-1
    Elhasıl: Zerre, o müddeîyi küreyvât-ı hamrâya havale eder. Küreyvât-ı hamrâ onu hüceyreye, hüceyre dahi beden-i insana, beden-i insan ise nev-i insana, nev-i insan onu zîhayat envâından dokunan arzın gömleğine, arzın gömleği dahi küre-i arza, küre-i arz onu güneşe, güneş ise bütün yıldızlara havale eder. Herbiri der: “Git, benden yukarıdakini zaptedebilirsen, sonra gel, benim zaptıma çalış. Eğer onu mağlûp etmezsen beni ele geçiremezsin.” Demek, bütün yıldızlara sözünü geçiremeyen, birtek zerreye rububiyetini dinletemez.
    Haşiye-2
    Bir dairenin takriben nısf-ı kutru yüz seksen milyon kilometre olsa, o daire kendisi takriben yirmi beş bin senelik mesafe olur.



    arz: yeryüzü beden-i insan: insan bedeni
    câzibe-i rahmet: rahmet çekimi (bk. r-ḥ-m) dâire-i azîme: büyük daire (bk. a-ẓ-m)
    elhasıl: özetle, sonuç olarak envâ: türler
    esbab: sebepler (bk. s-b-b) hak: doğru, gerçek (bk. ḥ-ḳ-ḳ)
    hakikat: gerçek, doğru (bk. ḥ-ḳ-ḳ) hakikî: gerçek (bk. ḥ-ḳ-ḳ)
    hareket-i seneviye: senelik hareket harekât: hareketler
    haşiye: dipnot, açıklayıcı not haşmet: heybet, görkem
    hikmet: herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde olması (bk. ḥ-k-m) icad: var etme, yaratma (bk. v-c-d)
    intizamat: düzenler, dengeler (bk. n-ẓ-m) intizamsız: düzensiz (bk. n-ẓ-m)
    istihdam: çalıştırma kemâl-i intizam ve hikmet: mükemmel bir düzen ve hikmet (bk. k-m-l; n-ẓ-m; ḥ-k-m)
    kemâl-i mizân: mükemmel ölçü ve denge (bk. k-m-l; v-z-n) kudret: güç, iktidar (bk. ḳ-d-r)
    küre-i arz: yerküre, dünya küreyvât-ı hamrâ: alyuvarlar
    lisan: dil mağlûp etme: yenme
    mekândan münezzeh: yerle ve mekânla sınırlı olmayan (bk. m-k-n; n-z-h) mevcudat: varlıklar (bk. v-c-d)
    mâlik: sahip (bk. m-l-k) müdahale: karışma
    müddeî: iddia sahibi nam: ad
    nev-i insan: insan türü, insanlık nısf-ı kutr: yarıçap
    rububiyet: herbir varlığa muhtaç olduğu şeyleri verme, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulundurma (bk. r-b-b) sadâ: ses
    seyyâre: gezegen seyyârât: gezegenler
    tabiat: doğa, canlı ve cansız bütün varlıklar (bk. ṭ-b-a) takriben: yaklaşık olarak
    teshirât: emir altına almalar vazife-i hizmet: hizmet görevi
    zaptetmek: tutmak zerre: atom
    zîhayat: canlı (bk. ẕî; ḥ-y-y)
    Yazar : Risale Forum

  10. #10
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.223
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61880


    Otuz İkinci Söz - Sayfa 813

    ve güneşlere kadar emirber nefer hükmünde Ona mutî ve musahhardırlar. Bir ağacı meyveleriyle tanzim ve tezyin ettiği gibi kolayca, güneşi seyyârâtla tanzim eder bir Hakîm-i Zülcelâl ve Hâkim-i Mutlaktır.”1

    Sonra o müddeî, yerde yer bulamadığı için gider, güneşe kalbinden der ki: “Bu çok büyük birşeydir. Belki içinde bir delik bulup bir yol açarım, yeri de musahhar ederim.” Güneşe şirk namına ve şeytanlaşmış felsefe lisanıyla, mecusîlerin dedikleri gibi der ki: “Sen bir sultansın. Kendi kendine mâliksin, istediğin gibi tasarruf edersin.”

    Güneş ise, hak namına ve hakikat lisanıyla ve hikmet-i İlâhiye diliyle ona der:

    “Hâşâ, yüz bin defa hâşâ ve kellâ! Ben musahhar bir memurum. Seyyidimin misafirhanesinde bir mumdarım. Bir sineğe, belki bir sineğin kanadına dahi hakikî mâlik olamam. Çünkü sineğin vücudunda öyle mânevî cevherler ve göz, kulak gibi antika san’atlar var ki, benim dükkânımda yok, daire-i iktidarımın haricindedir”2 der, müddeîyi tekdir eder.

    Sonra o müddeî döner, firavunlaşmış felsefe lisanıyla der ki: “Madem kendine mâlik ve sahip değilsin, bir hizmetkârsın. Esbab namına benimsin” der.

    O vakit güneş, hak ve hakikat namına ve ubûdiyet lisanıyla der ki: “Ben öyle birinin olabilirim ki, bütün emsalim olan ulvî yıldızları icad eden ve semâvâtında kemâl-i hikmetle yerleştiren ve kemâl-i haşmetle döndüren ve kemâl-i ziynetle süslendiren bir Zât olabilir.”3

    Sonra o müddeî, kalbinden der ki: “Yıldızlar çok kalabalıktırlar. Hem dağınık, karma karışık görünüyorlar. Belki onların içinde, müvekkillerim namına birşey kazanırım” der, onların içine girer. Onlara esbab namına, şerikleri hesabına ve tuğyan etmiş felsefe lisanıyla, nücumperest olan sâbiiyyunların dedikleri gibi der ki: “Sizler pek çok dağınık olduğunuzdan, ayrı ayrı hâkimlerin taht-ı hükmünde bulunuyorsunuz.”

    Not
    Dipnot-1
    bk. Bakara Sûresi, 2:22, 164; Ra’d Sûresi, 13:2; İbrahim Sûresi, 14:32-33; Nahl Sûresi, 16:12; Ankebût Sûresi, 29:44, 61; Lokman Sûresi, 31:25, 29; Secde Sûresi, 32:4; Fâtır Sûresi, 35:13, 40.
    Dipnot-2
    bk. Yûnus Sûresi, 10:5; Nahl Sûresi, 16:12; Hac Sûresi, 22:18, 73; Yâsin Sûresi, 36:38.
    Dipnot-3
    bk. Yâsin Sûresi, 36:38-40; Sâffât Sûresi, 37:6; Fussilet Sûresi, 41:12; Mülk Sûresi, 67:5.




    Hakîm-i Zülcelâl: sonsuz haşmet ve yücelik sahibi ve herşeyi hikmetle yapan Allah (bk. ḥ-k-m; ẕü; c-l-l) Hâkim-i Mutlak: sınırsız egemenlik sahibi olan Allah (bk. ḥ-k-m; ṭ-l-ḳ)
    cevher: öz, maden dâire-i iktidar: gücün etkili olduğu alan (bk. ḳ-d-r)
    emirber nefer: emre hazır asker emsal: benzerler (bk. m-s̱-l)
    esbab: sebepler (bk. s-b-b) firavunlaşmak: kendisini Firavun gibi ilah seviyesine çıkaracak derecede büyük görme
    hak: doğru, gerçek (bk. ḥ-ḳ-ḳ) hakikat: gerçeklik (bk. ḥ-ḳ-ḳ)
    hakiki: gerçek (bk. ḥ-ḳ-ḳ) haricinde: dışında
    hikmet-i İlâhiye: Allah’ın gözettiği fayda ve gaye (bk. ḥ-k-m; e-l-h) hizmetkâr: hizmetçi
    hâkim: hükmeden, idareci (bk. ḥ-k-m) hâşâ ve kellâ: asla ve asla, kesinlikle öyle değil
    icad: var etme, yaratma (bk. v-c-d) kemâl-i haşmet: mükemmel bir heybet (bk. k-m-l)
    kemâl-i hikmet: mükemmel bir hikmet (bk. k-m-l; ḥ-k-m) kemâl-i ziynet: kusursuz ve mükemmel süs (bk. k-m-l; z-y-n)
    lisan: dil mecusî: ateşe tapan
    mumdar: ışık verici musahhar: boyun eğen, emre uyan
    mutî: itaatkâr, emre uyan mâlik: sahip (bk. m-l-k)
    müddeî: iddia sahibi müvekkil: vekâlet veren (bk. v-k-l)
    nam: ad nücumperest: yıldızlara tapan
    sabiiyyun: yıldızlara tapan kimseler semâvât: gökler (bk. s-m-v)
    seyyarat: gezegenler seyyid: efendi
    taht-ı hükmünde: hükmü altında (bk. ḥ-k-m) tanzim: düzenleme (bk. n-ẓ-m)
    tasarruf: dilediği gibi kullanma ve yönetme (bk. ṣ-r-f) tekdir: azarlama
    tezyin: süsleme (bk. z-y-n) tuğyan: azgınlık, taşkınlık, zulüm ve küfürde çok ileri gitme (bk. ṭ-ğ-y)
    ubûdiyet: kulluk (bk. a-b-d) ulvî: yüce
    şerik: Allah’a ortak koşulan şey şirk: Allah’a ortak koşma
    Yazar : Risale Forum

Sayfa 1/9 12345 ... SonSon

Facebook Yorumları

Facebook Giriş

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Bu Konudaki Etiketler

102, 103, 104, 105, 108, 112, 113, 115, 117, 118, 119, 120, 124, 125, 127, 128, 131, 133, 135, 138, 142, 143, 145, 147, 148, 151, 152, 154, 155, 157, 159, 160, 161, 163, 164, 165, 167, 169, 171, 172, 176, 179, 183, 185, 186, 187, 189, 191, 198, 205, 327, 440, 592, 600, 827, açacak, acip, adaletli, adedince, adıyla, ahenk, ahseni, aklı, âlemleri, aracı, araf, arkadaşı, arınmış, arz, asfiya, atan, atmak, aya, âyine, azarlama, azot, ağzı, bahusus, bakmıyor, basar, baskı, bazı, bağlantı, bağış, bağışlar, başkasını, başıboş, başındaki, beşer, bildirip, bildirir, bilimi, bilinen, biliniz, bilmesi, bilmüşahede, binaen, bir adam, birdir, birlik, boğulur, boşa, budur, bulamaz, bulunmak, bırakmıyor, cevaben, çizgi, çoktur, cömertlik, cömertlikte, çıkış, çınar, dadır, daire, dayanıyor, dağıtacak, dedikleri, dehr, delilden, demişler, derece, değilim, değiller, değiştirme, dikkatle, dile, dinlersen, diriltecek, diyorsunuz, diyoruz, doğrular, dünyadan, duyan, düzenli, düğü, düğümü, dış, dışında, eceli, edecek, edenleri, eder, edilsin, ediyorlar, efes turları, ejderha, elemlerin, elemsiz, emirdağ, emsal, engeller, etmeme, etsek, ettiren, ettirir, ettiğimiz, eğlenceleri, eşsiz, faideleri, farklar, fazilet, faziletler, fecr, fussilet, fıtraten, gaflete, gayret, geliyor, gelmiyor, gelmiş, gerçekleri, gerçeklik, gezer, gezi, gibi, gidiyorsunuz, gitmiş, gitti, giydirmek, gökte, göreceksin, görmeye, görmeyi, görünmek, görünüşü, görüyorum, gösterme, güvenme, güzelliği, hakaiki, hakkaniyeti, haktan, halka, harap, hararet, hastalıktan, havas, hayrette, haşirde, hendese, herşeye, herşeyin, hevâ, hevesi, hezeyan, hicr, hilkat, hücum, icadı, içindekiler, içindeyim, ihata, ilerleme, ilimle, ilk, imaniye, imdat, insan, istekleri, istemeye, istiyorlar, izale, işaret, işlere, iştiyak, jpg, kabre, kabrin, kalmamış, kamer, kandilleri, kanunları, kapılmak, kapında, kardeşi, kardeşlerimin, karışması, katılma, kavuşmuş, kehribar, kemik, kendilerini, kesretli, kolaylaştırır, konuşmak, koyan, kudretine, küfrü, kullar, külliye, kuvvetle, kısmı, kıyamete, lam, lezzetlerin, libası, lisanı, lütuf, maddi, makamlara, mâlikim, malûmdur, mama, mânâsı, masnuatı, mağlup, mecmuası, medarı, menbaı, mesel, meselâ, mevcud, mevcudat, meydanı, meyvesini, mezaristana, milleti, misafirhanesi, misafirsin, mizanıyla, muazzam, muhabbete, muhabbettir, muhakkak, muhaldir, muhterem, mukaddestir, mümkü, müstehak, müş, nail, nasıl, nefer, nefret, nefsânî, neşretmek, nihayet, nurlandıran, olduk, olduğuna, olduğundan, olgun, olsalar, onlardan, orga, öyledir, özellikle, özgü, parçalar, rahatla, rahatı, rahmet, resim, risalesinde, rububiyeti, sakı, sana, seâdeti, seçim, semeresi, sermaye, sev, seviyesi, sohbetin, somut, söylemiş, sözlerde, suretle, surlar, süsleyen, sırra, tahrik, tahrip, takdim, taksim, tamamıyla, tapan, tasavvur, taşları, tebdili, tecavüz, telvih, temsilât, ters, tevahhuş, teşhir, tokada, tokat, toplamak, tutma, ücretleri, uhrevî, ümitsizlik, umum, üstü, varlığının, vazifeler, vazifeli, verdiği, verilmiş, veyahut, yapanlar, yapması, yayı, yazılan, yüzleri, yıldızlara, yıldızları, ışık, zahmet, zahmetsiz, zelzele, zeminde, zira, zulmet, şevk, şeye, şeytanı, şirkin

Etiket Bulutu Ana Sayfası

Sosyal İmleme

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222