Sayfa 9/9 İlkİlk ... 56789
86 sonuçtan 81 ile 86 arası

  1. #81
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.223
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61880


    Otuz İkinci Söz - Sayfa 884

    yani hadd-i bülûğa vasıl olmadan vefat eden çocuklar,1وِلْدَانٌ مُخَلَّدُونَ ile tabir edilen Cennet çocukları şeklinde ve Cennete lâyık bir tarzda, gayet süslü, sevimli bir surette, onları Cennette dahi peder ve validelerinin kucaklarına verir, veledperverlik hislerini memnun eder, ebedî o zevki ve o lezzeti onlara verir. Zira çocuklar sinn-i teklife girmediklerinden, ebedî, sevimli, şirin çocuk olarak kalacaklar.2 Dünyadaki her lezzetli şeyin en âlâsı Cennette bulunur.3 Yalnız, çok şirin olan veledperverlik, yani çocuklarını sevip okşamak zevki, Cennet tenasül yeri olmadığından, Cennette yoktur zannedilirdi. İşte bu surette o dahi vardır. Hem en zevkli ve en şirin bir tarzda vardır.4 İşte, kablelbülûğ evlâdı vefat edenlere müjde!

    BEŞİNCİ İŞARET: Dünyada 5 اَلْحُبُّفِىاللهِhükmünce salih ahbaplara muhabbetin neticesi, Cennette 6 عَلٰى سُرُرٍ مُتَقَابِلِينَ ile tabir edilen, karşı karşıya kurulmuş Cennet iskemlelerinde oturup, hoş, şirin, güzel, tatlı bir surette, dünya maceralarını ve kadîm olan hatıratlarını birbirine nakledip eğlendirmeleri suretinde, firaksız, sâfi bir muhabbet ve sohbet suretinde ahbaplarıyla görüştüreceği, Kur’ân’ın nassıyla sabittir.7

    ALTINCI İŞARET: Enbiya ve evliyaya Kur’ân’ın tarif ettiği tarzda muhabbetin neticesi, o enbiya ve evliyanın şefaatlerinden berzahda, haşirde istifade etmekle beraber, gayet ulvî ve onlara lâyık makam ve füyuzattan o muhabbet vasıtasıyla istifaza etmektir.8 Evet, 9 اَلْمَرْءُ مَعَ مَنْ اَحَبَّ sırrınca, âdi bir adam, en yüksek bir makama, muhabbet ettiği âli-makam bir zâtın tebaiyetiyle girebilir.

    Not
    Dipnot-1
    “Ebediyen yaşlanmayacak çocuklar...” Vâkıa Sûresi, 56:17; İnsan Sûresi, 76:19.
    Dipnot-2
    “Fakat şer’an yedi yaşına gelen bir çocuğa namaz gibi farzlara peder ve valideleri onları alıştırmak için, teşvikkârâne emretmek ve on yaşına girse şiddetle namaz kıldırmak ve alıştırmak şeriatta var. Demek, “Vacip olmadığı halde, nafile nevinden yedi yaşından hadd-i bülûğa kadar büyükler gibi namaz kılıp oruç tutan çocuklar, mütedeyyin büyükler gibi büyük mükâfatı görmek için otuz üç yaşında olacaklar”. bk. Risale-i Nur Külliyatı-2, Nesil Yayınları, s. 1836 (Emirdağ Lâhikası-II).
    Dipnot-3
    bk. Bakara Sûresi, 2:25; Tevbe Sûresi, 9:72; Fâtır Sûresi, 35:33; Yâsîn Sûresi, 36:55.
    Dipnot-4
    bk. Tirmizî, Sıfatü’l-Cennet 23; İbni Mâce, Zühd 39; Dârimî, Rikâk 110; Müsned 3:80.
    Dipnot-5
    “Allah için sevmek” Ebû Dâvûd, Sünnet 15; Tirmizî, Kıyâmet 60; Müsned 3:438, 440.
    Dipnot-6
    “Karşılıklı kurulmuş koltuklarda...” Hicr Sûresi, 15:47; Sâffât Sûresi, 37:44.
    Dipnot-7
    bk. Yâsîn Sûresi, 36:56; Dehr Sûresi, 76:13; Mutaffifin Sûresi, 83:23.
    Dipnot-8
    bk. Âl-i İmran Sûresi, 3:31; Buhârî, Tevhid 19,24, Müslim, Îman 322, 327, 334-345.
    Dipnot-9
    “Kişi sevdiğiyle beraberdir.” Buhari, Edeb 96; Müslim, Birr 165; Tirmizi, Zühd 50, Daavât 98.




    ahbap: sevgililer, dostlar (bk. ḥ-b-b) berzah: kabir âlemi
    ebedî: sonsuz (bk. e-b-d) enbiya: peygamberler (bk. n-b-e)
    evliya: veliler (bk. v-l-y) firak: ayrılık (bk. f-r-ḳ)
    füyuzât: feyizler, nimet ve bolluklar (bk. f-y-ḍ) hadd-i bülûğ: ergenlik çağı
    haşir: öldükten sonra âhirette tekrar diriltilip Allah’ın huzurunda toplanma (bk. ḥ-ş-r) istifaza: feyizlenme (bk. f-y-ḍ)
    kablelbülûğ: büluğdan önce kadîm: eski (bk. ḳ-d-m)
    muhabbet: sevgi (bk. ḥ-b-b) nass: açık ve kesin hüküm
    peder: baba salih: iyi işler yapan, dinin emirlerine uyan kimse (bk. ṣ-l-ḥ)
    sinn-i teklif: sorumluluk yaşı suret: şekil, biçim (bk. ṣ-v-r)
    sâfi: saf, temiz (bk. ṣ-f-y) tabir edilen: adlandırılan (bk. a-b-r)
    tarif: anlatma, açıklama (bk. a-r-f) tebaiyet: tabi olma, uyma
    tenasül: üreme, nesil yetiştirme ulvî: yüce
    valide: anne vasıl olma: ulaşma
    veledperverlik: çocuk sevme ve yetiştirme âdi: normal, sıradan
    âli-makam: yüce makam sahibi âlâ: yüce
    şefaat: günahlarımızın bağışlanması için Allah katında makbul kişilerin aracılık yapması, destek olması (bk. ş-f-a)
    Yazar : Risale Forum

  2. #82
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.223
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61880


    Otuz İkinci Söz - Sayfa 885

    YEDİNCİ İŞARET: Güzel şeylere ve bahara meşrû muhabbetin, yani, “ne kadar güzel yapılmış” nazarıyla, o âsârın arkasındaki ef’âlin güzelliğini ve intizamını ve intizam-ı ef’al arkasındaki güzel esmânın cilvelerini ve o güzel esmanın arkasında sıfâtın tecelliyatını ve hâkezâ, sevmekliğin neticesi ise, dâr-ı bekâda o güzel gördüğü masnûattan bin def’a daha güzel bir tarzda esmânın cilvesini ve esmâ içindeki cemâl ve sıfâtını, Cennette görmektir. Hattâ İmam-ı Rabbânî Radıyallahü anh demiş ki: “Letâif-i Cennet, cilve-i esmânın temessülâtıdır.” Teemmel!

    SEKİZİNCİ İŞARET: Dünyada, dünyanın âhiret mezraası1 ve esmâ-i İlâhiye âyinesi olan iki güzel yüzüne karşı mütefekkirâne muhabbetin uhrevî neticesi, dünya kadar, fakat fâni dünya gibi fâni değil, bâki bir Cennet verilecektir.2 Hem dünyada yalnız zayıf gölgeleri gösterilen esmâ, o Cennetin âyinelerinde en şâşaalı bir surette gösterilecektir.

    Hem dünyayı mezraa-i âhiret yüzünde sevmenin neticesi, dünyayı fidanlık, yani ancak fidanları bir derece yetiştiren küçük bir mezraası hükmünde olacak öyle bir Cenneti verecek ki, dünyada havas ve hissiyât-ı insaniye küçük fidanlar olduğu halde, Cennette en mükemmel bir surette inkişaf ve dünyada tohumcuklar hükmünde olan istidatları, envâ-ı lezâiz ve kemâlâtla sünbüllenecek surette ona verileceği, rahmetin ve hikmetin muktezası olduğu gibi, hadisin nususuyla3 ve Kur’ân’ın işârâtıyla4 sabittir.

    Hem madem dünyanın, her hatânın başı olan mezmum muhabbeti5 değil, belki esmâya ve âhirete bakan iki yüzünü, esmâ ve âhiret için sevmiş ve ibadet-i fikriye ile o yüzleri mamur etmiş, güya bütün dünyasıyla ibadet etmiş. Elbette dünya


    Not
    Dipnot-1
    bk. el-Gazâlî, İhyâu Ulûmi’d-Dîn 4:19; es-Sehâvî, el-Makâsıdü’l-Hasene s.497; Aliyyülkârî, el-Esrâru’l-Merfûa s.205; el-Aclûnî, Keşfü’l-Hafâ 1:495.
    Dipnot-2
    bk. Buhârî, Rikâk 51, Ezan 129; Müslim, Îman 308, 311; Tirmizî, Cehennem 10.
    Dipnot-3
    bk. Buhârî, Bed’ü’l-Halk 8, Tevhid 35; Müslim, Îman 312, Cennet 2-5; Tirmizî, Tefsîru’l-Kur’ân 32:2.
    Dipnot-4
    bk. Enbiyâ Sûresi, 21:102; Secde Sûresi, 32:17; Fussilet Sûresi, 41:31; Zuhruf Sûresi, 43:71.
    Dipnot-5
    bk. el-Beyhakî, Şuabü’l-Îman 7:338; ed-Deylemî, el-Müsned 3:30.




    Radıyallahü anh: “Allah ondan razı olsun” bâki: sürekli, devamlı (bk. b-ḳ-y)
    cemâl: güzellik (bk. c-m-l) cilve: görüntü, akis (bk. c-l-y)
    cilve-i esmâ: Allah’ın isimlerinin görüntüsü, yansıması (bk. c-l-y; s-m-v) dâr-ı bekà: sonsuzluk yurdu (bk. b-ḳ-y)
    ef’âl: fiiller (bk. f-a-l) envâ-ı lezâiz ve kemâlât: lezzetlerin ve mükemmelliklerin çeşitleri (bk. k-m-l)
    esmâ: Allah’ın isimleri (bk. s-m-v) esmâ-i İlâhiye: Allah’ın isimleri (bk. s-m-v; e-l-h)
    fâni: geçici, ölümlü (bk. f-n-y) hatâ: yanlışlık, suç, günah
    havas: hisler, duyular hikmet: herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde olması (bk. ḥ-k-m)
    hissiyât-ı insaniye: insanın hisleri, duyuları hâkezâ: böylece, bunun gibi
    ibadet-i fikriye: düşünme ibadeti (bk. a-b-d; f-k-r) inkişaf: açılma, gelişme (bk. k-ş-f)
    intizam: düzenlilik (bk. n-ẓ-m) intizam-ı ef’al: fiillerin, işlerin düzenliliği (bk. n-ẓ-m; f-a-l)
    istidat: kabiliyet, yetenek (bk. a-d-d) işârât: işaretler
    letâif-i Cennet: Cennetin güzellikleri (bk. l-ṭ-f) mamur: imar edilmiş, şenlendirilmiş
    masnûat: san’at eseri varlıklar (bk. ṣ-n-a) mezmum: aşağılanmış, kınanmış
    mezraa: tarla mezraa-i âhiret: âhiretin tarlası (bk. e-ḫ-r)
    meşrû: helâl, dine uygun (bk. ş-r-a) muhabbet: sevgi (bk. ḥ-b-b)
    mukteza: bir şeyin gereği mütefekkirâne: varlıklar üzerinde Allah’ı tanımayı sonuç verecek şekilde düşünerek (bk. f-k-r)
    nazar: bakış (bk. n-ẓ-r) nusus: nasslar, kesin ve açık hükümler
    rahmet: şefkat, merhamet (bk. r-ḥ-m) suret: şekil, biçim (bk. ṣ-v-r)
    sıfât: sıfatlar, Allah’ın yüce Zâtını niteleyen kutsal özellikler (bk. v-ṣ-f) tecellîyat: tecellîler, yansımalar (bk. c-l-y)
    teemmel: “derin ve dikkatlice düşün!” temessülât: belirmeler, görünmeler (bk. m-s̱-l)
    uhrevî: âhirete ait (bk. e-ḫ-r) âhiret: öteki dünya, öldükten sonraki hayat (bk. e-ḫ-r)
    âsâr: eserler İmam-ı Rabbânî: (bk. bilgiler)
    şâşaalı: gösterişli, parlak
    Yazar : Risale Forum

  3. #83
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.223
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61880


    Otuz İkinci Söz - Sayfa 886

    kadar bir mükâfat alması, mukteza-yı rahmet ve hikmettir. Hem madem âhiretin muhabbetiyle onun mezraasını1 sevmiş ve Cenâb-ı Hakkın muhabbetiyle âyine-i esmâsını sevmiş. Elbette dünya gibi bir mahbub ister. O da dünya kadar bir Cennettir.

    Sual: O kadar büyük ve hâli bir Cennet neye yarar?

    Elcevap: Nasıl ki, eğer mümkün olsaydı, hayal sür’atiyle zemin aktârını ve yıldızların ekserini gezsen, “Bütün âlem benimdir” diyebilirsin. Melâike ve insan ve hayvanların iştirakleri, senin o hükmünü bozmaz. Öyle de, o Cennet dahi dolu olsa, “O Cennet benimdir” diyebilirsin. Hadiste “Bazı ehl-i Cennete verilen beş yüz senelik bir Cennet“ sırrı,2 Yirmi Sekizinci Sözde ve İhlâs Lem’asında beyan edilmiştir.

    DOKUZUNCU İŞARET: İman ve muhabbetullahın neticesi, ehl-i keşif ve tahkikin ittifakıyla, dünyanın bin sene hayat-ı mes’udânesi bir saatine değmeyen Cennet hayatı; ve Cennet hayatının dahi bin senesi bir saat müşahedesine değmeyen bir kudsî, münezzeh cemâl ve kemâl sahibi olan Zât-ı Zülcelâlin müşahedesi, rüyetidir ki,HAŞİYE-1 hadis-i kat’î3 ile ve Kur’ân’ın nassıyla4 sabittir. Hazret‑i Süleyman Aleyhisselâm gibi muhteşem bir kemâl ile meşhur bir zâtın rüyetine iştiyaklı bir merak, Hazret-i Yusuf Aleyhisselâm gibi bir cemâl ile mümtaz bir zâtın şuhuduna meraklı bir iştiyak, herkes vicdanen hisseder. Acaba dünyanın bütün mehâsin ve kemâlâtından binler derece yüksek olan Cennetin bütün

    Not
    Dipnot-1
    bk. el-Gazâlî, İhyâu Ulûmi’d-Dîn 4:19: es-Sehâvî, el-Makâsıdü’l-Hasene s: 497; Aliyyülkârî, el-Esrâru’l-Merfûa s. 205; el-Aclûnî, Keşfü’l-Hafâ 1:495.
    Dipnot-2
    bk. Beğavî, Şerhu’s-Sünne 15:232; es-Suyûtî, el-Fethu’l-Kebîr 1:62, 3:422; el-Heysemî, Müsnedü’l-Hâris, 2:655; Gümüşhanevî, Ramûz’l-Ehâdîs s.113.
    Haşiye-1
    Hadisin nassıyla, o şuhud, bütün lezâiz-i Cennetin o derece fevkindedir ki, onları unutturur. Ve şuhuddan sonra ehl-i şuhudun hüsn-ü cemâli o derece fazlalaşır ki, döndükleri vakit, saraylarındaki aileleri çok dikkatle, zorla onları tanıyabilirler, [el-Münzirî, et-Terğîb ve’t-Terhîb, 4:556] hadiste vârid olmuştur.
    Dipnot-3
    bk. Buhârî, Mevâkıt 16, 26, Ezan 129; Müslim, Mesâcid 211-212; Ebû Dâvûd, Sünnet 19.
    Dipnot-4
    Kıyâmet Sûresi, 75:22-23.



    Aleyhisselâm: Allah’ın selâmı onun üzerine olsun (bk. s-l-m) Cenâb-ı Hak: Hakkın ta kendisi olan, şeref ve azamet sahibi yüce Allah (bk. ḥ-ḳ-ḳ)
    Hazret-i Süleyman: (bk. bilgiler) Hazret-i Yusuf: (bk. bilgiler)
    Zât-ı Zülcelâl: sonsuz haşmet ve yücelik sahibi Zât, Allah (bk. ẕü; c-l-l) aktâr: dört bir taraf
    beyan: açıklama (bk. b-y-n) cemâl: güzellik (bk. c-m-l)
    ehl-i Cennet: Cennet ehli, Cennetlikler ehl-i keşif ve tahkik: gayb âlemine ait bilinmeyen hakikatleri Cenâb-ı Allah’ın lütfu ve ihsanıyla bilen kimseler (bk. k-ş-f; ḥ-ḳ-ḳ)
    ehl-i şuhud: şahit olanlar, kalp gözüyle görenler (bk. ş-h-d) ekser: pekçok (bk. k-s̱-r)
    fevkinde: üstünde hadis-i kat’î: doğruluğu kesin hadis (bk. ḥ-d-s̱)
    hadîs: Peygamberimize ait söz, emir veya davranış (bk. ḥ-d-s̱) hayat-ı mes’udâne: mutlu bir hayat (bk. ḥ-y-y)
    haşiye: dipnot, açıklayıcı not hâli: boş, ıssız
    hüsn-ü cemâl: maddî-mânevî güzellik (bk. ḥ-s-n; c-m-l) ittifak: birleşme, fikir birliği
    iştirak: katılma iştiyak: çok kuvvetli arzu ve istek
    kemâl: mükemmellik (bk. k-m-l) kemâlât: mükemmellikler, üstünlükler (bk. k-m-l)
    kudsî: kutsal, kusursuz ve yüce (bk. ḳ-d-s) lezâiz-i Cennet: Cennet lezzetleri
    mahbub: sevgili (bk. ḥ-b-b) mehâsin: güzellikler (bk. ḥ-s-n)
    melâike: melekler (bk. m-l-k) mezraa: tarla
    muhabbet: sevgi (bk. ḥ-b-b) muhabbetullah: Cenâb-ı Hakka duyulan sevgi (bk. ḥ-b-b)
    muhteşem: ihtişamlı, görkemli mukteza-yı rahmet ve hikmet: rahmet ve hikmetin gereği (bk. r-ḥ-m; ḥ-k-m)
    mümtaz: seçkin, üstün münezzeh: kusur ve eksiklikten arınmış, temiz (bk. n-z-h)
    müşahede: görme (bk. ş-h-d) nass: açık ve kesin hüküm
    rüyet: görme varid: söylenen, gelen
    zemin: yer âlem: kâinat, evren (bk. a-l-m)
    âyine-i esmâ: Allah’ın isimlerini gösteren ayna, varlıklar (bk. s-m-v) İhlâs Lem’ası: Yirminci Lem’a (bk. ḫ-l-ṣ)
    şuhud: görme, şahit olma (bk. ş-h-d)
    Yazar : Risale Forum

  4. #84
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.223
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61880


    Otuz İkinci Söz - Sayfa 887

    mehâsin ve kemâlâtı, bir cilve-i cemâli ve kemâli olan bir Zâtın rüyeti ne kadar mergub, merak-âver ve şuhudu ne derece matlub ve iştiyakâver olduğunu kıyas edebilirsen et.

    اَللّٰهُمَّ ارْزُقْنَا فِى الدُّنْيَا حُبَّكَ وَحُبَّ مَا يُقَرِّبُنَاۤ اِلَيْكَ وَاْلاِسْتِقَامَةَ كَمَاۤ اَمَرْتَ وَفِى اْلاٰخِرَةِ رَحْمَتَكَ وَرُؤْيَتَكَ 1سُبْحَانَكَ لاَعِلْمَ لَنَاۤ اِلاَّ مَاعَلَّمْتَنَاۤ اِنَّكَ اَنْتَ الْعَلِيمُ الْحَكِيمُ 2اَللّٰهُمَّ صَلِّ وَسَلِّمْ عَلٰى مَنْ اَرْسَلْتَهُ رَحْمَةً لِلْعَالَمِينَ وَعَلٰۤى اٰلِهِ وَصَحْبِهِۤ اَجْمَعِينَ اٰمِينَ 3Tenbih

    Şu Sözün âhirinde uzun tafsilâtı uzun görme. Ehemmiyetine nisbeten kısadır; daha uzun ister.

    Bütün Sözlerde konuşan ben değilim. Belki, işârât-ı Kur’âniye namına hakikattir. Hakikat ise hak söyler, doğru konuşur. Eğer yanlış birşey gördünüz; muhakkak biliniz ki, haberim olmadan fikrim karışmış, karıştırmış, yanlış etmiş.




    Not
    Dipnot-1
    Allah’ım! Bize, dünyada Senin muhabbetini ve bizi Sana ve yaklaştıracak şeylerin muhabbetini ve Senin emrettiğin şekilde istikameti, âhirette de rahmetini ve rüyetini nasip et!
    Dipnot-2
    “Seni her türlü noksandan tenzih ederiz. Senin bize öğrettiğinden başka bilgimiz yoktur. Muhakkak ki Sen, ilmi ve hikmeti herşeyi kuşatan Alîm-i Hakîmsin.” Bakara Sûresi, 2:32.
    Dipnot-3
    Allah’ım! Âlemlere rahmet olarak gönderdiğin zâta ve bütün âl ve ashabına salât ve selâm et. Âmin.



    cilve-i cemâl ve kemâl: güzellik ve mükemmelliğin yansıması (bk. c-l-y; c-m-l; k-m-l) hak: doğru (bk. ḥ-ḳ-ḳ)
    hakikat: gerçek, doğru (bk. ḥ-ḳ-ḳ) iştiyakâver: çok şiddetle arzu edilen
    işârât-ı Kur’âniye: Kur’ân’ın işaretleri kemâlât: mükemmellikler, üstünlükler (bk. k-m-l)
    matlub: istenen (bk. ṭ-l-b) mehâsin: güzellikler (bk. ḥ-s-n)
    merak-âver: merak verici, düşündürücü mergub: rağbet edilen, beğenilen
    muhakkak: kesin (bk. ḥ-ḳ-ḳ) nam: ad
    nisbeten: kıyasla, oranla (bk. n-s-b) rüyet: görme
    tafsilât: ayrıntılar tenbih: ikaz, uyarı
    âhir: son (bk. e-ḫ-r) şuhud: görme, şahit olma (bk. ş-h-d)
    Yazar : Risale Forum

  5. #85
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.223
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61880


    Otuz İkinci Söz - Sayfa 888

    Münâcât

    Yâ Rab! Nasıl büyük bir sarayın kapısını çalan bir adam, açılmadığı vakit, o sarayın kapısını, diğer makbul bir zâtın sarayca menus sadâsıyla çalar, tâ ona açılsın. Öyle de, biçare ben dahi, Senin dergâh-ı rahmetini, mahbub abdin olan Üveysü’l-Karânî’nin nidâsıyla ve münâcâtıyla şöyle çalıyorum. O dergâhını ona açtığın gibi, rahmetinle bana da aç. Ekulü kemâ kale:


    اِلٰهِى اَنْتَ رَبِّى وَاَنَا الْعَبْدُ وَاَنْتَ الْخَالِقُ وَاَنَا الْمَخْلُوقُوَاَنْتَ الرَّزَّاقُ وَاَنَا الْمَرْزُوقُ وَاَنْتَ الْمَالِكُ وَاَنَا الْمَمْلُوكُوَاَنْتَ الْعَزِيزُ وَاَنَا الذَّلِيلُ وَاَنْتَ الْغَنِىُّ وَاَنَا الْفَقِيرُوَاَنْتَ الْحَىُّ وَاَنَا الْمَيِّتُ وَاَنْتَ الْبَاقِى وَاَنَا الْفَانِىوَاَنْتَ الْكَرِيمُ وَاَنَا اللَّئِيمُ وَاَنْتَ الْمُحْسِنُ وَاَنَا الْمُسِيئُوَاَنْتَ الْغَفُورُ وَاَنَا الْمُذْنِبُ وَاَنْتَ الْعَظِيمُ وَاَنَا الْحَقِيرُوَاَنْتَ الْقَوِىُّ وَاَنَا الضَّعِيفُ وَاَنْتَ الْمُعْطِى وَاَنَا السَّاۤئِلُ 1


    Not
    Dipnot-1
    Ey İlâhım! Rabbim Sensin. Çünkü ben bir kulum. Nefsimin terbiyesinden âcizim. Demek beni terbiye eden Sensin. • Hem Sensin Yaratıcı. Çünkü ben yaratılmış bir varlığım, yapılıyorum. • Hem rızık veren Sensin. Çünkü ben rızka muhtacım ve ona elim yetişmiyor. Demek rızkımı veren Sensin. • Hem Sensin Mâlik, Mülkün gerçek sahibisin. Çünkü ben bir memluk ve köleyim; benden başkası bende tasarruf ediyor. Demek benim sahibim Sensin. • Hem Sen izzet sahibisin, yücesin. Ben ise zelilim; Halbuki üzerimde bir izzet ve bir onur cilvesi görünüyor. Demek Senin izzetinin aynasıyım. • Hem Sensin sınırsız zengin. Çünkü ben muhtaç ve fakirim; bana bu fakir hâlimle ulaşamayacağım bir zenginlik veriliyor. Demek mutlak zengin Sensin, veren Sensin. • Hem ölümü olmayan devamlı hayat sahibi Sensin. Çünkü ben ölümlüyüm; dirilmem ve ölmemde Senin daimî hayat sıfatının cilvesi görünüyor. • Hem Sensin Bâkî. Çünkü ben fâniyim; ömrümün sona ermesinde Senin varlığının devamlı ve bâkî olduğunu anlıyorum. • Hem Sen şeref sahibi yüceler yücesisin. Çünkü ben kötülükler içinde bocalıyorum; Demek şeref ve haysiyet Senden geliyor. • Hem sonsuz ihsan sahibi Sensin. Ben ise günâh işleyen bir kulum. Fakat pişman olup tevbe edince bana ihsan kapıları açılıyor. Demek ihsanınla bağışlayıp sonsuz güzellikler bahşeden Sensin. • Hem günahları affeden yalnız Sensin. Ben ise, günahkârım. Demek günahları affedecek Senin kapından başka kapı yoktur. • Hem büyüklük ve azamet sahibi Sensin. Ben ise hakir ve küçüğüm. Küçüklüğüme bakarak Senin büyüklüğünün her türlü övgüden daha yüce olduğunu anlıyorum. • Hem kuvveti bütün kâinatı kaplamış ve bütün varlıkları zapt ederek hükmü altına almış olan Sensin. Çünkü ben aciz ve zayıfım; bende zayıflığın aksine bir güç görünüyor. Demek güç ve kuvvet Senden geliyor. • Hem kâinatı rahmet hediyeleriyle dolduran ve istekleri en güzel şekilde karşılayan Sensin. Çünkü ben sözlerimle ve hâlimle daima yalvararak istiyorum, dileniyorum. Demek veren ve hediye eden Sensin.



    abd: kul (bk. a-b-d) biçare: çaresiz
    dergâh-ı rahmet: Allah’ın rahmet kapısı (bk. r-ḥ-m) ekulü kemâ kale: “Ben de onun dediği gibi derim”
    mahbub: sevgili (bk. ḥ-b-b) makbul: kabul gören
    menus: alışmış münâcât: Allah’a yakarış (bk. n-c-v)
    nidâ: sesleniş rahmet: şefkat, merhamet (bk. r-ḥ-m)
    sadâ: ses yâ Rab: ey Rabbim (bk. r-b-b)
    Üveysü’l-Karânî: (bk. bilgiler)
    Yazar : Risale Forum

  6. #86
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.223
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61880


    Otuz İkinci Söz - Sayfa 889

    وَاَنْتَ اْلاَمِينُ وَاَنَا الْخَاۤئِفُ وَاَنْتَ الْجَوَّادُ وَاَنَا الْمِسْكِينُوَاَنْتَ الْمُجِيبُ وَاَنَا الدَّاعِى وَاَنْتَ الشَّافِى وَاَنَا الْمَرِيض ُ

    فَاغْفِرْلِى ذُنُوبِى وَتَجَاوَزْ عَنِّى وَاشْفِ اَمْرَاضِى يَا اَللهُ يَاكَافِى يَا رَبِّ يَا وَافِى يَا رَحِيمُ يَا شَافِى يَا كَرِيمُ يَا مُعَافِى فَاعْفُ عَنِّى مِنْ كُلِّ ذَنْبٍ وَعَافِنِى مِنْ كُلِّ دَاٍۤء وَارْضَ عَنِّى اَبدًا بِرَحْمَتِكَ يَاۤ اَرْحَمَ الرَّاحِمِينَ 1وَاٰخِرُ دَعْوٰيهُمْ اَنِ الْحَمْدُ ِللهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ 2






    Not
    Dipnot-1
    Hem vadinde ve sözünde emîn olan ve güvenenlerin güvenini boşa çıkarmayan Sensin. Çünkü ben korku ve kaygı içindeyim; Sana dayanıp güvendiğimde bütün korkularımdan kurtuluyorum. Demek emîn olan ve güven veren Sensin. • Hem cömert olan Sensin. Çünkü ben miskinim ve hayatıma lâzım olan şeyleri elde etmekten acizim. Fakat acizliğime rağmen bir zenginlik içindeyim. Demek cömertçe ihsan eden Sensin. • Hem dualara cevap veren Sensin. Çünkü ben hâlimle ve dilimle daima dua edip istiyorum, niyaz edip yalvarıyorum. Arzularım yerine geliyor. İsteklerime cevap veriliyor. Demek arzu ve isteklerime cevap veren Sensin. • Hem her türlü hastalığa şifâ veren Sensin. Çünkü ben hastayım. Hastalıktan her kurtuluşumda Senin şifa verici tecellini görüyorum. Demek her türlü hastalığa şifa veren Sensin. • Benim günahlarımı affet. Hatalarımı bağışla. Hastalıklarıma şifa ver, ey bütün kemâl sıfatların sahibi ve noksan sıfatlardan münezzeh olan Allah! Ey güzel isimlerinin sonsuz hazineleri her şeyin her ihtiyacını her zaman en mükemmel şekilde karşılayan Kâfî! Ey varlıkları yaratıp onları en münasip organ ve duygularla donatan ve ihtiyaçlarını en güzel şekilde karşılayarak onları yaratılış gayelerine sevk eden Rab! Ey vaadini yerine getirmesinde şüphe olmayan ve bütün varlıkların ihtiyaçlarını kudret ve rahmetiyle gideren Vâfî! Ey rahmet ve merhameti her şeyi kuşatmakla birlikte imanlı ve ihlâslı kullarına çok özel ikram ve şefkati olan Rahîm! Ey maddî ve mânevî her çeşit hastalığa şifâ veren Şâfî! Ey sayısız rahmet meyvelerini ve nimetlerini bütün canlıların önlerine seren ve iyiliği bol olan Kerîm! Ey maddî ve mânevî dertleri gideren, afiyet ve sağlık veren Muâfî! Benim bütün günahlarımı bağışla. Benim bütün dertlerime âfiyet ver. Beni ebediyen rızana mazhar et. Rahmetinle ey merhametlilerin en merhametlisi.


    Dipnot-2
    “Onların duâları, “Âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamd olsun” sözleriyle sona erer.” Yûnus Sûresi, 10:10.
    Yazar : Risale Forum

Sayfa 9/9 İlkİlk ... 56789

Facebook Yorumları

Facebook Giriş

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Bu Konudaki Etiketler

102, 103, 104, 105, 108, 112, 113, 115, 117, 118, 119, 120, 124, 125, 127, 128, 131, 133, 135, 138, 142, 143, 145, 147, 148, 151, 152, 154, 155, 157, 159, 160, 161, 163, 164, 165, 167, 169, 171, 172, 176, 179, 183, 185, 186, 187, 189, 191, 198, 205, 327, 440, 592, 600, 827, açacak, acip, adaletli, adedince, adıyla, ahenk, ahseni, aklı, âlemleri, aracı, araf, arkadaşı, arınmış, arz, asfiya, atan, atmak, aya, âyine, azarlama, azot, ağzı, bahusus, bakmıyor, basar, baskı, bazı, bağlantı, bağış, bağışlar, başkasını, başıboş, başındaki, beşer, bildirip, bildirir, bilimi, bilinen, biliniz, bilmesi, bilmüşahede, binaen, bir adam, birdir, birlik, boğulur, boşa, budur, bulamaz, bulunmak, bırakmıyor, cevaben, çizgi, çoktur, cömertlik, cömertlikte, çıkış, çınar, dadır, daire, dayanıyor, dağıtacak, dedikleri, dehr, delilden, demişler, derece, değilim, değiller, değiştirme, dikkatle, dile, dinlersen, diriltecek, diyorsunuz, diyoruz, doğrular, dünyadan, duyan, düzenli, düğü, düğümü, dış, dışında, eceli, edecek, edenleri, eder, edilsin, ediyorlar, efes turları, ejderha, elemlerin, elemsiz, emirdağ, emsal, engeller, etmeme, etsek, ettiren, ettirir, ettiğimiz, eğlenceleri, eşsiz, faideleri, farklar, fazilet, faziletler, fecr, fussilet, fıtraten, gaflete, gayret, geliyor, gelmiyor, gelmiş, gerçekleri, gerçeklik, gezer, gezi, gibi, gidiyorsunuz, gitmiş, gitti, giydirmek, gökte, göreceksin, görmeye, görmeyi, görünmek, görünüşü, görüyorum, gösterme, güvenme, güzelliği, hakaiki, hakkaniyeti, haktan, halka, harap, hararet, hastalıktan, havas, hayrette, haşirde, hendese, herşeye, herşeyin, hevâ, hevesi, hezeyan, hicr, hilkat, hücum, icadı, içindekiler, içindeyim, ihata, ilerleme, ilimle, ilk, imaniye, imdat, insan, istekleri, istemeye, istiyorlar, izale, işaret, işlere, iştiyak, jpg, kabre, kabrin, kalmamış, kamer, kandilleri, kanunları, kapılmak, kapında, kardeşi, kardeşlerimin, karışması, katılma, kavuşmuş, kehribar, kemik, kendilerini, kesretli, kolaylaştırır, konuşmak, koyan, kudretine, küfrü, kullar, külliye, kuvvetle, kısmı, kıyamete, lam, lezzetlerin, libası, lisanı, lütuf, maddi, makamlara, mâlikim, malûmdur, mama, mânâsı, masnuatı, mağlup, mecmuası, medarı, menbaı, mesel, meselâ, mevcud, mevcudat, meydanı, meyvesini, mezaristana, milleti, misafirhanesi, misafirsin, mizanıyla, muazzam, muhabbete, muhabbettir, muhakkak, muhaldir, muhterem, mukaddestir, mümkü, müstehak, müş, nail, nasıl, nefer, nefret, nefsânî, neşretmek, nihayet, nurlandıran, olduk, olduğuna, olduğundan, olgun, olsalar, onlardan, orga, öyledir, özellikle, özgü, parçalar, rahatla, rahatı, rahmet, resim, risalesinde, rububiyeti, sakı, sana, seâdeti, seçim, semeresi, sermaye, sev, seviyesi, sohbetin, somut, söylemiş, sözlerde, suretle, surlar, süsleyen, sırra, tahrik, tahrip, takdim, taksim, tamamıyla, tapan, tasavvur, taşları, tebdili, tecavüz, telvih, temsilât, ters, tevahhuş, teşhir, tokada, tokat, toplamak, tutma, ücretleri, uhrevî, ümitsizlik, umum, üstü, varlığının, vazifeler, vazifeli, verdiği, verilmiş, veyahut, yapanlar, yapması, yayı, yazılan, yüzleri, yıldızlara, yıldızları, ışık, zahmet, zahmetsiz, zelzele, zeminde, zira, zulmet, şevk, şeye, şeytanı, şirkin

Etiket Bulutu Ana Sayfası

Sosyal İmleme

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222