Sayfa 1/5 12345 SonSon
46 sonuçtan 1 ile 10 arası

  1. #1
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.226
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61890


    Otuz Birinci Söz

    Otuz Birinci Söz

    Mirac-ı Nebeviyeye (a.s.m.) dairdir

    İHTAR: Mirac meselesi, erkân-ı imaniyenin usulünden sonra terettüp eden bir neticedir. Ve erkân-ı imaniyenin nurlarından medet alan bir nurdur. Erkân-ı imaniyeyi kabul etmeyen dinsiz mülhidlere karşı, elbette bizzat ispat edilmez. Çünkü, Allah’ı bilmeyen, Peygamberi tanımayan ve melâikeyi kabul etmeyen veya semâvâtın vücudunu inkâr eden adamlara Miracdan bahsedilmez; evvelâ o erkânı ispat etmek lâzım geliyor. Öyle ise, biz, Miracda istib’âd ile vesveseye düşen bir mü’mini muhatap ittihaz ederek, ona karşı serd-i kelâm edip ara sıra, makam-ı istimâda olan mülhidi nazara alıp serd-i kelâm edeceğiz. Bazı Sözlerde hakikat-i Miracın bir kısım lem’aları zikredilmiştir. İhvanlarımın ısrarıyla, ayrı ayrı o lem’aları hakikatin aslıyla birleştirmek ve kemâlât-ı Ahmediyenin (a.s.m.) cemâline birden bir âyine yapmak için, inayeti Allah’tan istedik.



    سُبْحَانَ الَّذِىۤ اَسْرٰى بِعَبْدِهِ لَيْلاً مِنَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ اِلَى الْمَسْجِدِ اْلاَقْصَا الَّذِى بَارَكْنَا حَوْ لَهُ لِنُرِيَهُ مِنْ اٰيَاتِنَاۤ اِنَّهُ هُوَ السَّمِيعُ الْبَصِيرُ 1اِنْ هُوَ اِلاَّ وَحْىٌ يُوحىٰ عَلَّمَهُ شَدِيدُ الْقُوٰى ذُومِرَّةٍ فَاسْتَوٰى


    Not
    Dipnot-1 “Âyetlerimizden bir kısmını ona göstermek için kulunu bir gece Mescid-i Haramdan alıp, çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksâya seyahat ettiren Allah, her türlü noksandan münezzehtir. Şüphesiz ki O herşeyi hakkıyla işiten, herşeyi hakkıyla görendir.” İsrâ Sûresi, 17:1.


    Mirac-ı Nebeviye: Peygamberimizin (a.s.m.) Allah’ın huzuruna yükselişi ve bütün kâinat âlemlerini gezdiği yolculuk (bk. a-r-c; n-b-e) cemâl: güzellik (bk. c-m-l)
    erkân: esaslar, şartlar (bk. r-k-n) erkân-ı imaniye: imanın şartları, esasları (bk. r-k-n; e-m-n)
    evvelâ: ilk olarak hakikat: gerçek, doğru (bk. ḥ-ḳ-ḳ)
    hakikat-i Mirac: Miracın aslı ve esası, gerçek mahiyeti (bk. ḥ-ḳ-ḳ; a-r-c) ihtar: hatırlatma
    ihvan: kardeşler inayet: yardım (bk. a-n-y)
    inkâr: inanmama, kabul etmeme (bk. n-k-r) istib’ad: akıldan uzak görme
    ittihaz: edinme, kabul etme kemâlât-ı Ahmediye: Peygamberimiz Hz. Muhammed’in üstün özellikleri, mükemmellikleri (bk. k-m-l; ḥ-m-d)
    lem’a: parıltı makam-ı istimâ: dinleme makamı (bk. s-m-a)
    medet: yardım melâike: melekler (bk. m-l-k)
    mülhid: dinsiz, inkârcı mü’min: imanlı, Allah’a inanan (bk. e-m-n)
    nazar: dikkat (bk. n-ẓ-r) semâvât: gökler (bk. s-m-v)
    serd-i kelâm etmek: söz söylemek (bk. k-l-m) terettüp: sırası gelme
    usul: esas vesvese: şüphe, kuruntu
    vücud: varlık (bk. v-c-d) zikredilmek: anılmak, belirtilmek
    âyine: ayna


    Benzer Konular
    Otuz Birinci Pencere, Birinci Nokta, İkinci ve Üçüncü Vecih arasındaki farkı izah ede
    Otuz Birinci Pencere, Birinci Nokta, İkinci ve Üçüncü Vecih arasındaki farkı izah ede Devami...
    Futuhu'l - Gayb Otuz Birinci Makale Allah İçin Buğz
    Futuhu'l - Gayb Otuz Birinci Makale Allah İçin Buğz https://fbcdn-sphotos-a.akamaihd.net/hphotos-ak-snc7/404808_369163636428550_302886839722897_1519190_1944103313_n.jpg ALLAH İÇİN BUĞZ Bir kimseye buğzettiğin zaman, onun işlerini kitaba arz et. İman ölçülerine vur.
    Otuz Birinci Lem'a
    Otuz Birinci Lem'a Otuz Birinci Lem’a Şuâlara inkısam etmiş olup, On Dördüncü Şuâ Afyon mahkemesi müdafaası ve mektupları ve On Beşinci Şuâ ise “el-hüccetü’z-Zehr┠olarak tesmiye edilmiş ve neşredilmiştir. HAŞİYE-1 ...
    Otuz Üçüncü Söz'ün Otuz Birinci Penceresini izah eder misiniz?
    Otuz Üçüncü Söz'ün Otuz Birinci Penceresini izah eder misiniz? Otuz Üçüncü Söz´ün Otuz Birinci Penceresini izah eder misiniz? Devami...
    Yazar : Risale Forum

  2. #2
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.226
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61890


    Otuz Birinci Söz - Sayfa 759

    وَهُوَ بِاْلاُفُقِ اْلاَعْلٰى ثُمَّ دَنَا فَتَدَلىّٰ فَكَانَ قَابَ قَوْسَيْنِ اَوْ اَدْنىٰ فَاَوْحٰىۤ اِلٰى عَبْدِهِ مَاۤاَوْحٰى مَا كَذَبَ الْفُؤَادُ مَارَاٰى اَفَتُمَارُونَهُ عَلٰى مَايَرٰى وَلَقَدْ رَاٰهُ نَزْ لَةً اُخْرٰى عِنْدَ سِدْرَةِ الْمُنْتَهٰى عِنْدَهَا جَنَّةُ الْمَاْوٰى اِذْ يَغْشَى السِّدْرَةَ مَا يَغْشٰى مَا زَاغَ الْبَصَرُ وَمَاطَغٰى لَقَدْ راَىٰ مِنْ اٰيَاتِ رَبِّهِ الْكُبْرىٰ 1

    EVVELKİ âyet-i azîmenin azîm hazinesinden, yalnız 2اِنَّهُ zamirinde bir düstur‑u belâğate istinad eden iki remzin meselemize münasebeti olduğu için, i’caz bahsinde beyan edildiği üzere yazacağız.

    İşte, Kur’ân-ı Hakîm, Habib-i Ekrem Aleyhi Efdalüssalâtü ve Ekmelüsselâmın Miracının mebdei olan, Mescid-i Haramdan Mescid-i Aksâya olan seyeranını zikrettikten sonra 3اِنَّهُ هُوَ السَّمِيعُ الْبَصِيرُder. Ve şu kelâm ile, Sûre-i وَالنَّجْمِ اِذَا هَوٰى 4 da işaret olunan müntehâ-yı Miraca remzeden اِنَّهُdaki zamir, ya Cenâb-ı Hakka râcidir veyahut Peygamberedir.


    Peygambere göre olsa, kanun-u belâğat ve münasebet-i siyâk-ı kelâm şöyle ifade ediyor ki: Bu seyahat-i cüz’iyede bir seyr-i umumî, bir urûc-u küllî var ki,


    Not
    Dipnot-1
    “O ancak kendisine vahyolunanı söyler. Onu muazzam kuvvetlere sahip olan öğretti ki, kendisine gerçek suretiyle görünmüştür. O, ufkun en yukarısında idi. Sonra indi ve yaklaştı. Nihayet kendisine iki yay kadar, hattâ daha da yakın oldu. Sonra da vahyolunacak şeyi Kendi kuluna vahyetti. Onun gördüğünü kalbi yalanlamadı. Şimdi onun gördüğü hakkında onunla mücadele mi edeceksiniz? And olsun ki, onu bir kere daha hakikî suretinde, Sidre-i Müntehâda gördü ki, onun yanında Me’vâ Cenneti vardır. O zaman Sidre’yi Allah’ın nuru kaplamıştı. Göz ne şaştı, ne de başka birşeye baktı. And olsun ki Rabbinin âyetlerinden en büyüklerini gördü.” Necm Sûresi, 53:4-18.
    Dipnot-2
    “Şüphesiz ki O…” İsrâ Sûresi, 17:1.
    Dipnot-3
    “Şüphesiz ki O herşeyi hakkıyla işiten, herşeyi hakkıyla görendir.” İsrâ Sûresi, 17:1.
    Dipnot-4
    “Kayan yıldıza yemin olsun ki…” Necm Sûresi, 53:1.




    Aleyhi Efdalüssalâtü ve Ekmelüsselâm: en üstün selâmlar ve en mükemmel salâtlar onun üzerine olsun (bk. f-ḍ-l; ṣ-l-v; k-m-l; s-l-m) Cenâb-ı Hak: Hakkın ta kendisi olan, şeref ve azamet sahibi yüce Allah (bk. ḥ-ḳ-ḳ)
    Habib-i Ekrem: Allah’ın en sevdiği kul olan Peygamberimiz Hz. Muhammed (bk. ḥ-b-b; k-r-m) Kur’ân-ı Hakîm: her âyet ve sûresinde sayısız hikmet ve faydalar bulunan Kur’ân (bk. ḥ-k-m)
    Mescid-i Aksâ: Kudüs’te Hz. Süleyman tarafından yaptırılan mukaddes mescid Mescid-i Haram: Mekke’de içinde Kâbenin bulunduğu büyük mescid (bk. ḥ-r-m)
    Mirac: Peygamberimizin (a.s.m.) Allah’ın huzuruna yükselişi ve bütün kâinat âlemlerini gezdiği yolculuk (bk. a-r-c) azîm: büyük, yüce (bk. a-ẓ-m)
    beyan: açıklama (bk. b-y-n) düstur-u belâğat: maksada ve hale uygun düzgün ve güzel söz söyleme prensibi (bk. b-l-ğ)
    evvelki: önceki istinad: dayanma (bk. s-n-d)
    i’caz: mu’cize oluş (bk. a-c-z) kanun-u belâğat: belâğat kanunu (bk. b-l-ğ; ḳ-n-n)
    kelâm: söz (bk. k-l-m) mebde’: başlangıç
    münasebet: bağlantı, ilişki (bk. n-s-b) münasebet-i siyâk-ı kelâm: sözün gidiş münasebeti, öncesiyle ve sonrasıyla olan ilişkisi (bk. n-s-b; k-l-m)
    müntehâ-yı Mirac: Miracın en son noktası (bk. a-r-c) remz: işaret
    râci: ait, dönük seyahat-i cüz’iye: kısa zaman içindeki yolculuk (bk. c-z-e)
    seyeran: seyahat, gezinme seyr-i umumî: umumi, geniş bir seyahat
    urûc-u küllî: genel mânâda kâinat çapında bir yükseliş (bk. a-r-c; k-l-l) zikretmek: anmak, belirtmek
    âyet-i azîme: büyük ve yüce âyet (bk. a-ẓ-m)


    Yazar : Risale Forum

  3. #3
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.226
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61890


    Otuz Birinci Söz - Sayfa 760

    tâ Sidretü’l-Müntehâya, tâ Kab-ı Kavseyne kadar merâtib-i külliye-i esmâiyede gözüne, kulağına tesadüf eden âyât-ı Rabbâniyeyi ve acaib-i san’at-ı İlâhiyeyi işitmiş, görmüştür, der. O küçük, cüz’î seyahati hem küllî, hem mahşer-i acaip bir seyahatin anahtarı hükmünde gösteriyor.

    Eğer zamir Cenâb-ı Hakka râci olsa, şöyle oluyor ki: Bir abdini bir seyahatte huzuruna davet edip, bir vazife ile tavzif etmek için, Mescid-i Haramdan mecma-ı enbiya olan Mescid-i Aksâya gönderip, enbiyalarla görüştürüp, bütün enbiyaların usul-ü dinlerine vâris-i mutlak olduğunu gösterdikten sonra, tâ Sidretü’l-Müntehâya, tâ Kab-ı Kavseyne kadar mülk ve melekûtunda gezdirdi.1 İşte, çendan o bir abddir ve o seyahat bir mirac-ı cüz’îdir. Fakat bu abdin, bütün kâinata taallûk eden bir emanet beraberindedir. Hem şu kâinatın rengini değiştirecek bir nur beraberdir. Hem saadet-i ebediyenin kapısını açacak bir anahtar beraber olduğu için, Cenâb-ı Hak kendini “bütün eşyayı işitir ve görür”2 sıfatıyla tavsif eder—tâ, o emanet, o nur, o anahtarın cihanşümul ve muhit ve umum kâinata âmm ve bütün mahlûkata şamil hikmetlerini göstersin.3

    Bu sırr-ı azîmin Dört Esası var.Birincisi: Miracın sırr-ı lüzumu nedir?İkincisi: Hakikat-i Mirac nedir?Üçüncüsü: Hikmet-i Mirac nedir?

    Dördüncüsü:
    Miracın semerat ve faidesi nedir?

    Not
    Dipnot-1
    bk. İsrâ Sûresi, 17:1; Necm Sûresi, 53:4-18.
    Dipnot-2
    bk. İsrâ Sûresi, 17:1.
    Dipnot-3
    bk. İsrâ Sûresi, 17:1



    Cenâb-ı Hak: Hakkın ta kendisi olan, şeref ve azamet sahibi yüce Allah (bk. ḥ-ḳ-ḳ) Kab-ı Kavseyn: Cenab-ı Hakka en yakın olan makam; Peygamberimiz Miracda bu makamda bizzat Cenab-ı Hak ile görüşmüştür (bk. ḳ-v-b)
    Mescid-i Aksâ: Kudüs’te Hz. Süleyman tarafından yaptırılan mukaddes mescid Mescid-i Haram: Mekke’de içinde kâbenin bulunduğu büyük mescid (bk. ḥ-r-m)
    Mirac: Peygamberimizin (a.s.m.) Allah’ın huzuruna yükselişi ve bütün kâinat âlemlerini gezdiği yolculuk (bk. a-r-c) Sidretü’l-Müntehâ: yedinci kat gökte olduğu rivâyet edilen ve Peygamberimizin (a.s.m.) ulaştığı en son makam, son zirve
    abd: kul (bk. a-b-d) acaib-i san’at-ı İlâhiye: Allah’ın hayrette bırakan ve hayranlık uyandıran san’at eserleri (bk. ṣ-n-a; e-l-h)
    cihanşümul: dünya çapında cüz’î: küçük, ferdî (bk. c-z-e)
    enbiya: nebiler, peygamberler (bk. n-b-e) eşya: şeyler, varlıklar
    hakikat-i Mirac: Miracın aslı ve esası, gerçek mahiyeti (bk. ḥ-ḳ-ḳ; a-r-c) hikmet: herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, anlamlı, faydalı ve tam yerli yerinde olması (bk. ḥ-k-m)
    hikmet-i Mirac: Miracın hikmeti, gayesi ve anlamı (bk. ḥ-k-m; a-r-c) kâinat: evren, yaratılmış herşey (bk. k-v-n)
    küllî: büyük, kapsamlı (bk. k-l-l) mahlûkat: yaratıklar (bk. ḫ-l-ḳ)
    mahşer-i acaip: bütün acayip şeylerin bulunduğu alan (bk. ḥ-ş-r) mecma-i enbiya: peygamberlerin toplandığı yer (bk. c-m-a; n-b-e)
    melekût: görünmeyen mânevî iç âlem (bk. m-l-k) merâtib-i külliye-i esmâiye: Allah’ın isimlerinin büyük ve geniş mertebeleri (bk. k-l-l; s-m-v)
    mirac-ı cüz’î: ferdî bir yükseliş (bk. a-r-c; c-z-e) muhit: kapsamlı, kuşatıcı
    mülk: görünen maddî ve cismanî âlem (bk. m-l-k) râci: ait, dönük
    saadet-i ebediye: sonsuz mutluluk (bk. e-b-d) semerat: meyveler, neticeler
    sırr-ı azîm: büyük sır (bk. a-ẓ-m) sırr-ı lüzum: gerekliliğin sırrı
    taallûk etmek: ilgili olmak tavsif: vasıflandırma (bk. v-ṣ-f)
    tavzif: vazifelendirme, görevlendirme tesadüf eden: rastgelen
    umum: bütün usul-ü din: dinin esasları
    vâris-i mutlak: her yönüyle mirasçı (bk. ṭ-l-ḳ) âmm: genel, her yeri kaplayan
    âyât-ı Rabbaniye: Rabbânî âyetler; Allah’ı gösteren ve tanıtan deliller (bk. r-b-b) çendan: gerçi
    şamil: içine alan, kapsayıcı


    Yazar : Risale Forum

  4. #4
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.226
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61890


    Otuz Birinci Söz - Sayfa 761

    BİRİNCİ ESAS

    Miracın sırr-ı lüzumu

    Meselâ, deniliyor ki: Cenâb-ı Hak1 اَقْرَبُ اِلَيْهِ مِنْ حَبْلِ الْوَرِيدِ dir, herşeye herşeyden daha yakındır. Cisimden, mekândan münezzehtir.2 Her velî, kalbi içinde Onunla görüşebilir.3 Neden dolayı velâyet-i Ahmediye (a.s.m.), Mirac gibi uzun bir seyahatin neticesinden sonra, her velînin kendi kalbinde muvaffak olduğu münâcâta muvaffak oluyor?

    Elcevap: Şu sırr-ı gàmızı iki temsille fehme takrib ediyoruz. On İkinci Sözün sırr-ı i’câz-ı Kur’ân ve sırr-ı Mirac hakkında olan şu iki temsili dinle:

    Birinci temsil: Bir sultanın iki çeşit mükâlemesi, sohbeti, görüşmesi vardır; iki tarzda hitabı, iltifatı vardır:Birisi, âmi bir raiyetiyle, cüz’î bir iş için, hususî bir hacete dair, has bir telefonla sohbet etmektir.

    Diğeri, saltanat-ı uzmâ ünvanıyla ve hilâfet-i kübrâ namıyla ve hâkimiyet-i âmme haysiyetiyle ve evâmirini etrafa neşir ve teşhir maksadıyla, o işlerle alâkadar bir elçisiyle veya o evâmirle münasebettar büyük bir memuruyla konuşmaktır, sohbet etmektir ve haşmetini izhar eden ulvî bir fermanla bir mükâlemedir.

    İşte, 4وَ ِللهِ الْمَثَلُ اْلاَعْلٰى şu temsil gibi, şu kâinat Hâlıkının ve Mâlikü’l-Mülk ve’l-Melekûtun ve Hâkim-i Ezel ve Ebedin iki tarzda mükâlemesi, sohbeti, iltifatı


    Not
    Dipnot-1
    “Ona şahdamarından daha yakın.” Kaf Sûresi, 50:16.
    Dipnot-2
    bk. İsrâ Sûresi, 17:43; Enbiyâ Sûresi, 21:22.
    Dipnot-3
    bk. El-Cürcânî, et-Ta’rîfat 1:76.
    Dipnot-4
    “En yüce sıfatlar Allah’a aittir.” Nahl Sûresi, 16:60.




    Cenâb-ı Hak: Hakkın ta kendisi olan, şeref ve azamet sahibi yüce Allah (bk. ḥ-ḳ-ḳ) Hâkim-i Ezel ve Ebed: varlığının başı ve sonu olmayan, hâkimiyeti zaman öncesinden sonsuza kadar devam eden Allah (bk. ḥ-k-m; e-z-l; e-b-d)
    Hâlık: herşeyin yaratıcısı olan Allah (bk. ḫ-l-ḳ) Mirac: Peygamberimizin (a.s.m.) Allah’ın huzuruna yükselişi ve bütün kâinat âlemlerini gezdiği yolculuk (bk. a-r-c)
    Mâlikü’l-Mülk ve’l-Melekût: görünen ve görünmeyen bütün mülkün ve âlemlerin sahibi olan Allah (bk. m-l-k) alâkadar: alâkalı, ilgili
    cüz’î: ferdî, kişisel (bk. c-z-e) evâmir: emirler
    fehm: anlayış ferman: emir, buyruk
    hacet: ihtiyaç (bk. ḥ-v-c) has: özel
    haysiyet: özellik haşmet: heybet, görkem
    hilâfet-i kübrâ: en büyük halifelik (bk. ḫ-l-f; k-b-r) hitab: konuşma (bk. ḫ-ṭ-b)
    hususî: özel hâkimiyet-i âmme: genel hâkimiyet, hükümranlık (bk. ḥ-k-m)
    iltifat: önem ve değer vererek, lütufla hitap ve muamele etme izhar: gösterme (bk. ẓ-h-r)
    kâinat: evren, yaratılmış herşey (bk. k-v-n) maksat: gaye (bk. ḳ-ṣ-d)
    mekân: yer muvaffak: başarılı
    mükâleme: konuşma (bk. k-l-m) münasebettar: ilişkili, bağlantılı (bk. n-s-b)
    münezzeh: arınmış, yüce (bk. n-z-h) münâcât: dua, Allah’a yakarış (bk. n-c-v)
    nam: ad neşir: yayma
    raiyet: vatandaş saltanat-ı uzmâ: en büyük saltanat, egemenlik (bk. s-l-ṭ; a-ẓ-m)
    semerat: meyveler, neticeler sırr-ı Mirac: Miracın sırrı, özü (bk. a-r-c)
    sırr-ı gàmız: anlaşılması zor sır sırr-ı i’caz-ı Kur’ân: Kur’ân’ın mu’cize oluşunun sırrı, espirisi (bk. a-c-z)
    sırr-ı lüzum: gerekliliğin sırrı takrib: yaklaştırma
    temsil: kıyaslama tarzında benzetme, analoji (bk. m-s̱-l) teşhir: sergileme
    ulvî: yüce velâyet-i Ahmediye: Peygamberimizin velâyeti (bk. v-l-y; ḥ-m-d)
    velî: Allah dostu (bk. v-l-y) âmi: basit, sıradan


    Yazar : Risale Forum

  5. #5
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.226
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61890


    Otuz Birinci Söz - Sayfa 762

    vardır: Birisi cüz’î ve has, diğeri küllî ve âmm. İşte, Mirac, velâyet-i Ahmediyenin (a.s.m.) bütün velâyâtın fevkinde bir külliyet, bir ulviyet suretinde bir tezahürüdür ki, bütün kâinatın Rabbi ismiyle, bütün mevcudatın Hâlıkı ünvanıyla Cenâb-ı Hakkın sohbetine ve münâcâtına müşerrefiyettir.

    İkinci temsil: Bir adam, elindeki bir âyineyi güneşe karşı tutar. O âyine, kendi miktarınca bir ışık ve yedi rengi hâvi bir ziyayı, bir aksi, şemsten alır; onun nisbetinde güneşle münasebettar olur, sohbet eder. Ve o ışıklı âyineyi karanlıklı hanesine veya dam altındaki küçük, hususî bağına tevcih etse, güneşin kıymeti nisbetinde değil, belki o âyinenin kabiliyeti miktarınca istifade edebilir.

    Diğeri ise, âyineyi bırakır, doğrudan doğruya güneşe karşı çıkar, haşmetini görür, azametini anlar. Sonra pek yüksek bir dağa çıkar, güneşin pek geniş şâşaa-i saltanatını görür ve bizzat, perdesiz onunla görüşür. Sonra döner, hanesinden veya bağının damından geniş pencereler açar, gökteki güneşe karşı yollar yapar, hakikî güneşin daimî ziyasıyla sohbet eder, konuşur. Ve böylece, minnettârâne bir sohbet edebilir ve diyebilir: “Ey yeryüzünü ışığıyla yaldızlayan ve zeminin vechini ve bütün çiçeklerin yüzlerini güldüren dünya güzeli, gök nazdarı olan nazenin güneş! Onlar gibi benim haneciğimi, bahçeciğimi ısındırdın ve ışıklandırdın—bütün dünyayı ışıklandırdığın ve yeryüzünü ısındırdığın gibi.” Halbuki, evvelki âyine sahibi böyle diyemez. O âyine kaydı altında güneşin aksi ise, âsârı mahduttur, o kayda göredir.

    İşte, Şems-i Ezel ve Ebed Sultanı olan Zât-ı Ehad ve Samedin tecellîsi, mahiyet-i insaniyeye, hadsiz merâtibi tazammun eden iki suretle tezahür eder:

    Birincisi: Âyine-i kalbe uzanan bir nisbet-i Rabbâniye ile bir tezahürdür ki,


    Cenâb-ı Hak: Hakkın ta kendisi olan, şeref ve azamet sahibi yüce Allah (bk. ḥ-ḳ-ḳ) Hâlık: herşeyin yaratıcısı Allah (bk. ḫ-l-ḳ)
    Mirac: Peygamberimizin (a.s.m.) Allah’ın huzuruna yükselişi ve bütün kâinat âlemlerini gezdiği yolculuk (bk. a-r-c) Rab: herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri veren, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulunduran Allah (bk. r-b-b)
    Zât-ı Ehad ve Samed: herşey Kendisine muhtaç olduğu halde Kendisi hiçbir şeye muhtaç olmayan ve birliği herbir şeyde görünen Allah (bk. v-ḥ-d; ṣ-m-d) akis: yansıma
    azamet: büyüklük (bk. a-ẓ-m) cüz’î: ferdî (bk. c-z-e)
    daimî: sürekli evvelki: önceki
    fevkinde: üstünde hadsiz: sınırsız
    hakikî: gerçek (bk. ḥ-ḳ-ḳ) hane: ev
    has: özel haşmet: ihtişam, görkem
    hususî: özel hâvi: içine alan
    iltifat: önem ve değer vererek, lütufla hitap ve muamele etme istifade: faydalanma, yararlanma
    kabiliyet: yetenek kayt: sınır
    kâinat: evren, yaratılmış herşey (bk. k-v-n) külliyet: genellik, kapsamlılık (bk. k-l-l)
    küllî: genel, bütün (bk. k-l-l) mahdut: sınırlı
    mahiyet-i insaniye: insanın mahiyeti, iç yüzü merâtib: mertebeler
    mevcudat: varlıklar (bk. v-c-d) minnetterâne: minnet ve şükran duyarak
    münasebettar: ilgili, bağlantılı (bk. n-s-b) münâcât: Allah’a yalvarış, dua (bk. n-c-v)
    müşerrefiyet: şereflenme nazdar: nazlı, cilveli
    nazenin: ince, hoş, duyarlı nisbet: oran (bk. n-s-b)
    nisbet-i Rabbâniye: İlâhî bağ (bk. n-s-b; r-b-b) suret: şekil, biçim (bk. ṣ-v-r)
    tazammun eden: içine alan tecellî: yansıma (bk. c-l-y)
    temsil: kıyaslama tarzında benzetme, analoji (bk. m-s̱-l) tevcih: yöneltme
    tezahür: belirme, görünme, ortaya çıkma (bk. ẓ-h-r) ulviyet: yücelik
    vech: yüz velâyet-i Ahmediye: Hz. Muhammed’in velâyeti (bk. v-l-y; ḥ-m-d)
    velâyât: velâyetler, velîlikler (bk. v-l-y) yaldızlamak: parlatmak
    zemin: yer ziya: ışık
    âmm: genel âsâr: eserler
    âyine: ayna âyine-i kalb: kalp aynası
    Şems-i Ezel ve Ebed Sultanı: ezel ve ebedin sultanı olan Güneş; bu tabir ezelden ebede kadar bütün varlık âlemini aydınlatan Allah için bir benzetme olarak kullanılır (bk. e-z-l; e-b-d; s-l-ṭ) şems: güneş
    şâşaa-i saltanat: saltanatın gösterişi (bk. s-l-ṭ)


    Yazar : Risale Forum

  6. #6
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.226
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61890


    Otuz Birinci Söz - Sayfa 763

    herkes istidadına ve tayy-ı merâtipte seyr ü sülûküne, esmâ ve sıfâtın tecelliyâtına nisbeten cüz’î ve küllî o Şems-i Ezelînin nuruna ve sohbetine ve münâcâtına mazhariyeti var. Galip esmâ ve sıfâtın zılâlinde giden velâyetlerin derecâtı bu kısımdan ileri gelir.

    İkincisi: İnsanın câmiiyeti ve şecere-i kâinatın en münevver meyvesi olduğundan, bütün kâinatta cilveleri tezahür eden Esmâ-i Hüsnâyı birden âyine-i ruhunda gösterebilmesi cihetiyle, Cenâb-ı Hak, tecellî-i zâtıyla ve Esmâ-i Hüsnânın âzamî mertebede nev-i insanın mânen en âzam bir ferdine tecellî-i âzam tezahür eder ki, bu tezahür ve tecellî, Mirac-ı Ahmedî (a.s.m.) sırrıdır ki, onun velâyeti, risaletine mebde’ olur.

    Velâyet ki, zıllden geçer, ikinci temsilin birinci adamına benzer. Risalette zıll yoktur; doğrudan doğruya Zât-ı Zülcelâlin ehadiyetine bakar, ikinci temsilin ikinci adamına benzer. Mirac ise, velâyet-i Ahmediyenin (a.s.m.) keramet-i kübrâsı, hem mertebe-i ulyâsı olduğundan, risalet mertebesine inkılâb etmiş. Miracın bâtını velâyettir; halktan Hakka gitmiş. Zâhir-i Mirac risalettir; Haktan halka geliyor. Velâyet, kurbiyet merâtibinde sülûktür; çok merâtibin tayyına ve bir derece zamana muhtaçtır. Nur-u âzam olan risalet ise, akrebiyet-i İlâhiyenin inkişafı sırrına bakar ki, bir ân-ı seyyale kâfidir. Onun için hadiste denilmiş: “Bir anda dönmüş, gelmiş.”1Şimdi, makam-ı istimâda bulunan mülhide deriz ki: Madem bu kâinat gayet

    Not
    Dipnot-1
    bk. es-Suyûtî, el-Hasâisu’l-Kübrâ 1:272; Kâdı İyâz, eş-Şîfâ s.166; Aliyyülkârî, Şerhu’ş-Şifâ 1:409.




    Cenâb-ı Hak: Hakkın ta kendisi olan, şeref ve azamet sahibi yüce Allah (bk. ḥ-ḳ-ḳ) Esmâ-i Hüsnâ: Allah’ın güzel isimleri (bk. s-m-v; ḥ-s-n)
    Hak: herşeyi hakkıyla yaratan, varlığı hak olan ve her hakkın sahibi olan Allah (bk. ḥ-ḳ-ḳ) Mirac-ı Ahmedî: Peygamberimizin (a.s.m.) Allah’ın huzuruna yükselişi ve bütün mânevî âlemleri gezdiği yolculuk (bk. a-r-c; ḥ-m-d)
    Zâhir-i Mirac: Miracın açık ve aşikâr yönleri (bk. ẓ-h-r; a-r-c) Zât-ı Zülcelâl: sonsuz yücelik ve haşmet sahibi olan Zât, Allah (bk. ẕü; c-l-l)
    akrebiyet-i İlâhiye: İlâhî yakınlık, Allah’ın kula olan yakınlığı (bk. e-l-h) bâtın: içyüz
    cihet: yön cilve: yansıma, akis (bk. c-l-y)
    câmiiyet: kapsamlılık (bk. c-m-a) cüz’î: ferdî (bk. c-z-e)
    derecât: dereceler ehadiyet: birlik; Allah’ın isimlerinin tek bir şeyde tecellî etmesi, görünmesi (bk. v-ḥ-d)
    esmâ: isimler (bk. s-m-v) hadis: Peygamberimize ait veya Onun onayladığı söz, emir veya davranış (bk. ḥ-d-s̱)
    inkişaf: açılma, gelişme (bk. k-ş-f) inkılâb etmek: dönüşmek
    istidad: kabiliyet, yetenek (bk. a-d-d) keramet-i kübrâ: en büyük keramet (bk. k-r-m; k-b-r)
    kurbiyet: yakınlık, kulun Allah’a yakınlığı kâfi: yeterli
    kâinat: evren, yaratılmış herşey (bk. k-v-n) küllî: genel, bütün (bk. k-l-l)
    makam-ı istimâ: dinleme makamı (bk. s-m-a) mazhariyet: erişme, sahip olma (bk. ẓ-h-r)
    mebde’: başlangıç mertebe: derece
    mertebe-i ulyâ: en yüce mertebe merâtib: mertebeler
    mânen: mânevî olarak (bk. a-n-y) mülhid: dinsiz, inkârcı
    münevver: nurlu, aydınlık (bk. n-v-r) münâcât: dua, yakarış (bk. n-c-v)
    nev-i insan: insanlar, insanlık türü nisbeten: oranla, kıyasla (bk. n-s-b)
    nur-u âzam: en büyük nur (bk. n-v-r; a-ẓ-m) risalet: peygamberlik (bk. r-s-l)
    seyr ü sülûk: İlâhî hakikatlere ulaşmak için bir rehberin önderliğinde çıkılan mânevî yolculuk sülûk: yol alma
    sıfât: vasıflar, özellikler (bk. v-ṣ-f) sır: gizli gerçek
    tayy: atlama, aşma tayy-ı merâtib: mertebeleri aşma
    tecelli-î zât: Allah’ın zâtının tecelli etmesi ve görünmesi (bk. c-l-y) tecelliyât: yansımalar (bk. c-l-y)
    tecellî: yansıma (bk. c-l-y) tecellî-i âzam: en büyük tecellî, yansıma (bk. c-l-y; a-z-m)
    temsil: kıyaslama tarzında benzetme, analoji (bk. m-s̱-l) tezahür: görünme, belirme (bk. ẓ-h-r)
    velâyet: velilik (bk. v-l-y) velâyet-i Ahmediye: Peygamberimiz Hz. Muhammed’in velâyeti (bk. v-l-y; ḥ-m-d)
    zıll: gölge zılâl: gölgeler
    ân-ı seyyale: bir anda akıp giden zaman dilimi âyine-i ruh: ruh aynası (bk. r-v-ḥ)
    âzam: en büyük (bk. a-ẓ-m) âzamî: en büyük (bk. a-ẓ-m)
    Şems-i Ezelî: Ezelî Güneş; bu tabir herşeyi nurlandıran Allah için bir benzetme olarak kullanılır (bk. e-z-l)


    Yazar : Risale Forum

  7. #7
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.226
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61890


    Otuz Birinci Söz - Sayfa 764

    muntazam bir memleket, gayet muhteşem bir şehir, gayet müzeyyen bir saray hükmündedir. Elbette onun bir hâkimi, bir mâliki, bir ustası vardır.

    Madem böyle haşmetli bir Mâlik-i Zülcelâl, bir Hâkim-i Zülkemâl, bir Sâni-i Zülcemâl vardır. Hem madem umum o âleme, o memlekete, o şehre, o saraya alâkadarlık gösteren ve havas ve duygularıyla umumuna münasebettar ve nazarı küllî olan bir insan vardır. Elbette o Sâni-i Muhteşem, o küllî nazarlı ve umumî şuurlu olan insan ile ulvî, âzamî bir münasebeti bulunacaktır ve ona kudsî bir hitabı ve âli bir teveccühü olacaktır.

    Hem madem Âdem Aleyhisselâmdan şimdiye kadar şu münasebete mazhar olanların içinde, âsârının şehadetiyle, yani küre-i arzın nısfını ve nev-i beşerin humsunu daire-i tasarrufuna aldığı ve kâinatın şekl-i mânevîsini değiştirdiği, ışıklandırdığı gibi, en âzamî bir mertebede o münasebeti Muhammed-i Arabî Sallallahu Aleyhi Vesellem göstermiştir. Öyle ise, o münasebetin en âzamî bir mertebesinden ibaret olan Mirac, ona elyak ve ona evfaktır.

    İKİNCİ ESAS
    Hakikat-i Mirac nedir?

    Elcevap: Zât-ı Ahmediyenin (a.s.m.) merâtib-i kemâlâtta seyr ü sülûkünden ibarettir. Yani, Cenâb-ı Hakkın tertib-i mahlûkatta tecellî ettirdiği ayrı ayrı isim ve ünvanlarla ve saltanat-ı rububiyetinde teşkil ettiği devâir-i tedbir ve icadda ve o dairelerde birer arş-ı rububiyet ve birer merkez-i tasarrufa medar olan bir


    Cenâb-ı Hak: Hakkın ta kendisi olan, şeref ve azamet sahibi yüce Allah (bk. ḥ-ḳ-ḳ) Hâkim-i Zülkemâl: sonsuz mükemmellik sahibi ve herşeye hükmeden Allah (bk. ḥ-k-m; k-m-l)
    Mirac: Peygamberimizin (a.s.m.) Allah’ın huzuruna yükselişi ve bütün kâinat âlemlerini gezdiği yolculuk (bk. a-r-c) Muhammed-i Arabî: Arapların içinden çıkan peygamberimiz Muhammed (a.s.m.) (bk. ḥ-m-d)
    Mâlik-i Zülcelâl: sonsuz haşmet ve yücelik sahibi olan, herşeyin sahibi Allah (bk. m-l-k; ẕü; c-l-l) Sallallahu Aleyhi Vesellem: Allah onun üzerine salât ve selâm eylesin (bk. s-l-m)
    Sâni-i Muhteşem: ihtişam sahibi ve herşeyi sanatlı bir şekilde yaratan Allah (bk. ṣ-n-a) Sâni-i Zülcelâl: herşeyi san’atlı bir şekilde yaratan, sonsuz haşmet ve yücelik sahibi Allah (bk. ṣ-n-a; ẕü; c-l-l)
    alâkadar: ilgili, alakalı arş-ı rububiyet: Allah’ın büyüklüğünün, hüküm ve egemenliğinin tecelli ettiği yer (bk. a-r-ş; r-b-b)
    daire-i tasarruf: faaliyet alanı (bk. ṣ-r-f) devâir-i tedbir ve icad: idare etme ve yaratma daireleri (bk. d-b-r; v-c-d)
    elyak: en layık evfak: en uygun
    gayet: sonsuz hakikat-i Mirac: Miracın aslı ve esası, gerçek mahiyeti (bk. ḥ-ḳ-ḳ; a-r-c)
    havas: hisler, duygular haşmetli: ihtişamlı, görkemli
    hitab: konuşma (bk. ḫ-ṭ-b) humsu: beşte biri
    hâkim: hükmeden, idareci (bk. ḥ-k-m) kudsî: kutsal (bk. ḳ-d-s)
    kâinat: evren, yaratılmış herşey (bk. k-v-n) küllî: kapsamlı (bk. k-l-l)
    küre-i arz: yerküre, dünya mazhar: erişme, sahip olma (bk. ẓ-h-r)
    medar: sebep, dayanak, eksen merkez-i tasarruf: idare, terbiye ve tasarruf merkezi (bk. ṣ-r-f)
    mertebe: derece, basamak merâtib-i kemâlât: fazilet ve mükemmellik mertebeleri (bk. k-m-l)
    muhteşem: ihtişamlı, görkemli muntazam: düzenli, intizamlı (bk. n-ẓ-m)
    mâlik: sahip (bk. m-l-k) münasebet: ilgi, bağlantı (bk. n-s-b)
    münasebettar: ilişkili, bağlantılı (bk. n-s-b) müzeyyen: süslü (bk. z-y-n)
    nazar: bakış (bk. n-ẓ-r) nev-i beşer: insanlık
    nısfı: yarısı saltanat-ı Rububiyet: rububiyetin, Rablığın eğemenliği (bk. s-l-ṭ; r-b-b)
    seyr ü sülûk: mânevî ve ruhî yolculuk tecellî: yansıma, İlâhî isimlerin varlıklarda eserini göstermesi (bk. c-l-y)
    tertib-i mahlûkat: varlıkların mükemmel bir düzenlemeyle yaratılması (bk. ḫ-l-ḳ) teveccüh: ilgi, yönelme
    teşkil etmek: oluşturmak ulvî: yüce
    umum: genel umumî: umumla ilgili, herkese ait
    zât-ı Ahmediye: Peygamberimiz Hz. Muhammed’in zâtı, şahsiyeti (bk. ḥ-m-d) Âdem: (bk. bilgiler)
    âlem: dünya (bk. a-l-m) âli: yüce
    âsâr: eserler âzamî: en büyük, en fazla (bk. a-ẓ-m)
    şehadet: şahitlik (bk. ş-h-d) şekl-i mânevî: mânevî şekil, görüntü (bk. a-n-y)
    şuur: bilinç, idrak (bk. ş-a-r)


    Yazar : Risale Forum

  8. #8
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.226
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61890


    Otuz Birinci Söz - Sayfa 765

    semâ tabakasında gösterdiği âsâr-ı rububiyeti birer birer o abd-i mahsusa göstermekle, o abdi, hem bütün kemâlât-ı insaniyeyi câmi’, hem bütün tecelliyât-ı İlâhiyeye mazhar, hem bütün tabakat-ı kâinata nazır ve saltanat-ı Rububiyetin dellâlı ve marziyât-ı İlâhiyenin mübelliği ve tılsım-ı kâinatın keşşafı yapmak için, burâka bindirip, berk gibi semâvâtı seyrettirip, kat’-ı merâtip ettirerek, kamervâri menzilden menzile, daireden daireye rububiyet-i İlâhiyeyi temâşâ ettirip, o dairelerin semâvâtında makamları bulunan ve ihvânı olan enbiyayı birer birer göstererek, tâ Kab-ı Kavseyn makamına çıkarmış, ehadiyet ile kelâmına ve rüyetine mazhar kılmıştır.1

    Şu yüksek hakikate iki temsil dürbünüyle bakılabilir.

    Birincisi: Yirmi Dördüncü Sözde izah edildiği gibi, nasıl ki bir padişahın kendi hükûmetinin dairelerinde ayrı ayrı ünvanları ve raiyetinin tabakalarında başka başka nam ve vasıfları ve saltanatının mertebelerinde çeşit çeşit isim ve alâmetleri vardır. Meselâ, adliye dairesinde hâkim-i âdil ve mülkiyede sultan ve askeriyede kumandan-ı âzam ve ilmiyede halife, ve hâkezâ, sair isim ve ünvanları bulunur. Herbir dairede birer mânevî tahtı hükmünde olan makam ve iskemlesi bulunur. O tek padişah, o saltanatın dairelerinde ve tabakat-ı hükûmetin mertebelerinde bin isim ve ünvana sahip olabilir. Birbiri içinde bin taht-ı saltanatı olabilir. Güya o hâkim, herbir dairede şahsiyet-i mâneviye haysiyetiyle ve telefonuyla mevcut ve hazır bulunur, bilir. Ve her tabakada kanunuyla, nizamıyla, mümessiliyle görünür, görür. Ve her mertebede, perde arkasında hükmüyle, ilmiyle, kuvvetiyle idare eder, bakar. Ve herbir dairenin başka bir merkezi, bir

    Not
    Dipnot-1
    bk. et-Taberî, Câmiu’l-Beyân 15:6; el-Ehadîsü’l-Muhtâra 6:258-259; İbni Kesîr, el-Bidâye 3:109-118; es-Süheylî, er-Ravdu’l-Ünf 2:191-194.




    Kab-ı Kavseyn: Cenab-ı Hakka en yakın olan makam; Peygamberimiz Miracda bu makamda bizzat Cenab-ı Hak ile görüşmüştür (bk. ḳ-v-b) abd: kul (bk. a-b-d)
    abd-i mahsus: özel, seçilmiş kul (bk. a-b-d) alâmet: işaret
    berk: şimşek burak: Cennete mahsus bir binek
    câmi: içine alan (bk. c-m-a) dellâl: ilan edici, duyurucu
    ehadiyet: Allah’ın isimlerinin tek bir şeyde tecellî etmesi, yansımasının görünümü; Allah’ın birliğinin tek bir kula bakan yönü (bk. v-ḥ-d) enbiya: peygamberler (bk. n-b-e)
    güya: sanki hakikat: gerçek, doğru (bk. ḥ-ḳ-ḳ)
    haysiyet: özellik hâkezâ: böylece, bunun gibi
    hâkim: hükmedici, idareci (bk. ḥ-k-m) hâkim-i âdil: adaletli hâkim, yönetici (bk. ḥ-k-m; a-d-l)
    hükûmet: yönetim (bk. ḥ-k-m) ihvân: kardeşler
    izah: açıklama kamervâri: ay gibi
    kat’-ı meratip: mertebeleri aşma, yükselme kelâm: konuşma (bk. k-l-m)
    kemâlât-ı insaniye: insana ait mükemmellikler (bk. k-m-l) keşşâf: keşfedici, açığa çıkarıcı (bk. k-ş-f)
    kumandan-ı âzam: en büyük kumandan (bk. a-ẓ-m) marziyât-ı İlâhiye: Allah’ın rızasına vesile olan iş ve hareketler (bk. e-l-h)
    mazhar: yansıma ve görünme yeri; erişme, nail olma (bk. ẓ-h-r) menzil: durak, yer, mekân (bk. n-z-l)
    mevcut: var olma (bk. v-c-d) mübelliğ: tebliğ edici, elçi (bk. b-l-ğ)
    mülkiye: yönetim dairesi (bk. m-l-k) mümessil: temsilci (bk. m-s̱-l)
    nam: ad nizam: düzen, kanun (bk. n-ẓ-m)
    nâzır: gözlemci (bk. n-ẓ-r) raiyet: halk
    rububiyet-i İlâhiye: Allah’ın bütün varlık âlemini kuşatan mâlikiyeti, yaratıcılığı ve terbiyesi (bk. r-b-b; e-l-h) rüyet: Allah’ın güzelliğini seyretme
    sair: diğer, başka saltanat: egemenlik (bk. s-l-t)
    saltanat-ı Rububiyet: rububiyetin, Rablığın eğemenliği (bk. s-l-ṭ; r-b-b) semâ: gök (bk. s-m-v)
    semâvât: gökler (bk. s-m-v) tabakat-ı hükûmet: yönetim katmanları, hiyerarşisi (bk. ḥ-k-m)
    tabakat-ı kâinat: kâinat tabakaları (bk. k-v-n) taht: makam
    taht-ı saltanat: sultanlık makamı (bk. s-l-ṭ) tecelliyât-ı İlâhiye: İlâhî isimlerin varlıklarda eserini göstermesi (bk. c-l-y; e-l-h)
    temsil: kıyaslama tarzında benzetme, analoji (bk. m-s̱-l) temâşâ ettirmek: seyrettirmek
    tılsım-ı kâinat: kâinatın gizemi, sırrı (bk. k-v-n) vasıf: özellik, sıfat (bk. v-ṣ-f)
    âsâr-ı rububiyet: Allah’ın idare ve terbiye ediciliğinin, mâlikiyet ve egemenliğinin eserleri (bk. r-b-b) şahsiyet-i mâneviye: mânevî şahsiyet (bk. a-n-y)


    Yazar : Risale Forum

  9. #9
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.226
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61890


    Otuz Birinci Söz - Sayfa 766

    menzili vardır. Ahkâmları birbirinden ayrıdır. Tabakatları birbirinden başkadır. İşte, böyle bir sultan, istediği bir zâtı bütün o dairelerinde gezdirip, her daireye mahsus saltanat-ı şahanesini ve evâmir-i hâkimânesini gösterip, daireden daireye, tabakadan tabakaya gezdirip, tâ huzuruna getirir. Sonra bütün o dairelere taallûk eden bazı evâmir-i umumiye-i külliyeyi ona tevdi eder, gönderir.

    İşte, bu misal gibi, Ezel ve Ebed Sultanı olan Rabbü’l-Âlemîn için, rububiyetinin mertebelerinde ayrı ayrı, fakat birbirine bakar şe’n ve namları vardır. Ve ulûhiyetinin dairelerinde başka başka, fakat birbiri içinde görünür isim ve alâmetleri vardır. Ve haşmetli icraatında ayrı ayrı, fakat birbirine benzer tecellî ve cilveleri vardır. Ve kudretinin tasarrufâtında başka başka, fakat birbirini ihsas eder ünvanları vardır. Ve sıfatlarının tecelliyâtında başka başka, fakat birbirini gösterir mukaddes zuhuratı vardır. Ve ef’âlinin cilvelerinde çeşit çeşit, fakat birbirini ikmâl eder tasarrufâtı vardır. Ve rengârenk san’atında ve masnûatında çeşit çeşit, fakat birbirini temâşâ eder haşmetli rububiyeti vardır.

    İşte şu sırr-ı azîme binaen, kâinatı hayretfezâ acip bir tertiple tanzim etmiş. En küçük tabakat-ı mahlûkattan olan zerrâttan, tâ semâvâta ve semâvâtın birinci tabakasından, tâ Arş-ı Âzama kadar birbiri üstünde teşkilât var. Herbir semâ, bir ayrı âlemin damı ve rububiyet için bir arş ve tasarrufât-ı İlâhiye için bir merkez hükmündedir. O dairelerde ve o tabakatta, çendan, ehadiyet itibarıyla bütün esmâ bulunabilir, bütün ünvanlarla tecellî eder. Fakat, nasıl ki adliyede hâkim-i âdil ünvanı asıldır, hâkimdir; sair ünvanlar orada onun emrine bakar, ona tâbidir. Öyle de, herbir tabakat-ı mahlûkatta, herbir semâda bir isim, bir ünvan-ı İlâhî hâkimdir; sair ünvanlar da onun zımnındadır. Meselâ, ism-i Kadîre mazhar



    Arş-ı Âzam: Cenab-ı Allah’ın sınırsız egemenliğinin ve büyüklüğünün tecelli ettiği yer (bk. a-r-ş; a-ẓ-m) Rabbü’l-Âlemîn: bütün âlemlerin Rabbi olan Allah (bk. r-b-b; a-l-m)
    Sultan-ı Ezel ve Ebed: başlangıç ve sonu olmaksızın, hüküm ve saltanatı ezelden ebede devam eden Sultan, Allah (bk. s-l-ṭ; e-z-l; e-b-d) acip: ilginç, hayrete düşüren
    ahkâm: hükümler (bk. ḥ-k-m) alâmet: işaret
    arş: makam (bk. a-r-ş) binaen: –dayanarak
    cilve: görünüm, akis (bk. c-l-y) ef’âl: fiiller, işler (bk. f-a-l)
    ehadiyet: Allah’ın birliğinin varlıklarda tek tek görünmesi (bk. v-ḥ-d) esmâ: isimler (bk. s-m-v)
    evâmir-i hâkimâne: hükmedici emirler (bk. ḥ-k-m) evâmir-i umumiye-i külliye: her bir şeyi kapsayan genel emirler (bk. k-l-l)
    hayretfezâ: hayret verici, şaşırtıcı haşmetli: ihtişamlı, görkemli
    hâkim: üstün, galip (bk. ḥ-k-m) hâkim-i âdil: adaletli hâkim, yönetici (bk. ḥ-k-m; a-d-l)
    ihsas etmek: hissettirmek ikmâl: tamamlama (bk. k-m-l)
    ism-i Kadîr: Allah’ın sonsuz güç ve kuvvet sahibi olduğunu bildiren ismi (bk. s-m-v; ḳ-d-r) itibariyle: özelliğiyle (bk. a-b-r)
    kudret: güç, iktidar (bk. ḳ-d-r) kâinat: evren, yaratılmış herşey (bk. k-v-n)
    mahsus: özel masnûat: san’at eserleri (bk. ṣ-n-a)
    mazhar: görünme ve yansıma yeri (bk. ẓ-h-r) menzil: yer, mekân (bk. n-z-l)
    misal: örnek (bk. m-s̱-l) mukaddes: kusur ve eksiklikten yüce, kutsal (bk. ḳ-d-s)
    rububiyet: Rablık; Allah’ın herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri vermesi, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulundurması (bk. r-b-b) sair: diğer
    saltanat-ı şahane: son derece güzel ve mükemmel saltanat (bk. s-l-ṭ) semâ: gök (bk. s-m-v)
    semâvât: gökler (bk. s-m-v) sırr-ı azîm: büyük sır (bk. a-ẓ-m)
    taallûk etmek: ilgilendirmek, ait olmak tabakat: tabakalar
    tabakat-ı mahlûkat: varlık tabakaları (bk. ḫ-l-ḳ) tanzim: düzenleme (bk. n-ẓ-m)
    tasarruf-u İlâhî: Allah’ın tasarrufları, icraatları (bk. ṣ-r-f; e-l-h) tasarrufât: faaliyetler, kullanımlar (bk. ṣ-r-f)
    tecelliyât: yansımalar (bk. c-l-y) tecellî: yansıma, İlâhî isimlerin varlıklarda eserini göstermesi (bk. c-l-y)
    temâşâ: seyir, hoşlanarak bakma tertip: düzen
    tevdi: bırakma, emanet etme teşkilât: yapı, kuruluş
    tâbi: uyan ulûhiyet: İlâhlık (bk. e-l-h)
    zerrât: atomlar, en küçük madde parçaları zuhurât: görünümler, meydana çıkmalar (bk. ẓ-h-r)
    zımn: iç taraf âlem: dünya (bk. a-l-m)
    çendan: gerçi ünvan-ı İlâhî: Allah’ın ünvanı, ismi (bk. e-l-h)
    şe’n: iş, durum, özellik (bk. ş-e-n)


    Yazar : Risale Forum

  10. #10
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.226
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61890


    Otuz Birinci Söz - Sayfa 767

    Hazret-i İsâ Aleyhisselâm hangi semâda Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâm ile görüştüyse, işte o semâ dairesinde Cenâb-ı HakKadîr ünvanıyla bizzat orada mütecellîdir. Meselâ, Hazret-i Mûsâ Aleyhisselâmın makamı olan semâ dairesinde en ziyade hükümfermâ, Hazret-i Mûsâ Aleyhisselâmın mazhar olduğu Mütekellim ünvanıdır, ve hâkezâ...

    İşte, zât-ı Ahmediye Aleyhissalâtü Vesselâm, çünkü İsm-i Âzama mazhardır1 ve nübüvveti umumîdir2 ve bütün esmâya mazhardır.3 Elbette, bütün devâir-i rububiyetle alâkadardır. Elbette o dairelerde makam sahibi olan enbiyalarla görüşmek ve umum tabakattan geçmek, hakikat-i Miracı iktiza ediyor.

    İkinci temsil: Nasıl ki bir sultanın ünvanlarından olan “kumandan-ı âzam” ünvanı, devâir-i askeriyenin serasker dairesi gibi küllî ve geniş daireden tut, tâ onbaşı dairesi gibi cüz’î ve hususî herbir dairede bir zuhuru, bir cilvesi vardır. Meselâ, bir nefer, o kumandanlık ünvan-ı âzamının nümunesini onbaşı şahsında görür, ona bakar, ondan emir alır. O nefer onbaşı olduğunda, çavuş dairesindeki kumandanlık dairesi nazarına çarpar, ona bakar. Sonra çavuş olsa, o vakit kumandanlık nümunesini ve cilvesini mülâzım dairesinde görür, o makamda ona mahsus bir iskemle bulunur. Ve hâkezâ, yüzbaşı, binbaşı, ferik, müşir dairelerinden herbirinde, dairelerin büyük ve küçüklüğü nisbetinde o kumandanlık ünvanını görür.

    Şimdi, bir neferi, o kumandan-ı âzam bütün devâir-i askeriyeye taallûk edecek bir vazifeyle tavzif etmek istese, bir müfettiş gibi her devâiri görüp ve görünecek bir makam vermek istese, elbette o kumandan-ı âzam, o neferi, onbaşı dairesinden tut, tâ daire-i âzamına kadar birer birer gezdirecek, tâ görsün, görülsün.

    Not
    Dipnot-1
    bk. Ebû Dâvûd, Vitr 8; Tirmizi, Deavât 64; İbni Mâce, Dua 9; Müsned 6:461; el-Hâkim, el-Müstedrek 1:683-686, 4:352; İbni Ebî Şeybe, el-Musannaf 6:47; el-Beyhakî, Şuabu’l-İman 2:437.
    Dipnot-2
    bk. Enbiyâ Sûresi, 21:107; Sebe’ Sûresi, 34:27; Saf Sûresi, 61:9.
    Dipnot-3
    bk. Kadı İyaz, eş-Şifâ 1:235-246.



    Aleyhissalâtü Vesselâm: Allah’ın salât ve selâmı onun üzerine olsun (bk. ṣ-l-v; s-l-m) Aleyhisselâm: Allah’ın selâmı onun üzerine olsun (bk. s-l-m)
    Cenâb-ı Hak: Hakkın ta kendisi olan, şeref ve azamet sahibi yüce Allah (bk. ḥ-ḳ-ḳ) Hz. Mûsâ: (bk. bilgiler)
    Hz. İsâ: (bk. bilgiler) Kadîr: herşeye gücü yeten, sonsuz güç ve kudret sahibi Allah (bk. ḳ-d-r)
    Mütekellim: ezelî kelâm sıfatına sahip olan ve varlıklara konuşma kabiliyeti veren Allah (bk. k-l-m) alâkadar: alakalı, ilgili
    cilve: görüntü, akis (bk. c-l-y) cüz’î: ferdî (bk. c-z-e)
    daire-i âzam: en büyük daire (bk. a-ẓ-m) devâir: daireler
    devâir-i askeriye: askerî daireler devâir-i rububiyet: rububiyet daireleri; Allah’ın herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri vermesi, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulundurmasının alanları (bk. r-b-b)
    enbiya: peygamberler (bk. n-b-e) esmâ: isimler (bk. s-m-v)
    ferik: general hakikat-i Mirac: Miracın aslı ve esası, gerçek mahiyeti (bk. ḥ-ḳ-ḳ; a-r-c)
    hâkezâ: böylece, bunun gibi hükümfermâ: hüküm süren (bk. ḥ-k-m)
    iktiza: gerektirme kumandan-ı âzam: en büyük kumandan (bk. a-ẓ-m)
    küllî: büyük ve kapsamlı (bk. k-l-l) mahsus: özel
    mazhar: ayna olma, yansıma yeri (bk. ẓ-h-r) müfettiş: denetleyici
    mülâzım: teğmen mütecellî: tecelli eden, görünen (bk. c-l-y)
    müşir: mareşal nazar: dikkat (bk. n-ẓ-r)
    nefer: asker, er nisbet: oran (bk. n-s-b)
    nübüvvet: peygamberlik (bk. n-b-e) nümune: örnek
    semâ: gök (bk. s-m-v) serasker: bütün Osmanlı ordularının idaresine bakan vezir, bakan
    taallûk: ilgili olmak tabakat: tabakalar
    tavzif: vazifelendirme temsil: kıyaslama tarzında benzetme, analoji (bk. m-s̱-l)
    umum: bütün umumî: genel
    ziyade: çok zuhur: görünme (bk. ẓ-h-r)
    zât-ı Ahmediye: yüksek velâyet sahibi Hz. Muhammed’in (a.s.m.) zâtı, şahsiyeti (bk. ḥ-m-d) ünvan-ı âzam: en büyük ünvan, isim (bk. a-ẓ-m)
    İsm-i Âzam: Cenab-ı Hakkın binbir isminden en büyük ve mânâca diğer isimleri kuşatmış olanı (bk. s-m-v; a-ẓ-m)


    Yazar : Risale Forum

Sayfa 1/5 12345 SonSon

Facebook Yorumları

Facebook Giriş

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Bu Konudaki Etiketler

103, 118, 124, 126, 127, 128, 130, 139, 143, 148, 151, 157, 159, 160, 161, 163, 164, 165, 166, 171, 176, 191, 192, 193, 194, 207, 209, 827, abdini, açacak, acip, adaletli, adedince, adıyla, aklı, akıldan, akıllara, alâküllihal, âlemleri, anlayamıyorum, aracı, araf, arınmış, arz, aya, âyine, bahusus, bazı, bağlantı, bağış, bağışlar, başkasını, beşer, bildirip, bildirir, bilinen, bilmüşahede, binaen, bir adam, birdir, biri, birinci söz, birlik, bizleri, bizzat, budur, bulunmak, bütün, camide, çavuş, çoktur, cömertlik, çürütme, çıplak, dadır, daire, dağıtacak, dediler, demişler, derece, diyebilir, diyorsunuz, doğrular, düzenli, düğü, düşmanı, edepli, edilsin, efes turları, elbet, engeller, esasa, esenlik, etmeme, ettiren, eşsiz, fazilet, faziletler, fikrini, gece, gelmiş, general, gerçekleri, getirip, gezi, gideceğini, gidip, girdim, gitmiş, gökte, gökteki, gördüğünü, görmeye, görseler, gösteriş, gösterme, güzelliği, hakaiki, hakikat, haktan, halka, hâlıkını, hararet, havas, hayrette, haşirde, herşeye, herşeyin, hilkat, hücum, huşû, ibarettir, içindekiler, ihata, ilerleme, ilham, ilişkisi, imaniye, imaniyeyi, imanın, imdat, inkâr, isen, istekleri, işaret, jpg, kamer, kanunları, kelâm, kendilerini, kesretli, konuşmak, kudüs, kullar, külliye, kısmı, kısımdan, kıyamete, kıymetini, lam, lâzım, libası, lütuf, lüzumu, mahiyeti, makamından, mama, masnuatı, mecbur, medarı, memlekete, meselâ, mevcudat, mevcut, meydanı, meyvesini, meşhurdur, mirac, misafirhanesi, misli, muazzam, muhabbete, muhakkak, muhaldir, muhammediyenin, mümkü, müş, nail, nefer, nihayet, nüfuz, nurdur, nurlandıran, olduk, olduğuna, olduğundan, olmamak, orga, öyledir, özellikle, özgü, rabbinin, risaleti, rububiyeti, sabahı, sayan, sekiz, semeresi, sergiler, sermaye, sihri, sohbete, söylemiş, sözlerde, süre, süren, sûresi, suretle, surlar, susuz, taksim, tamamıyla, tanımayan, tasdike, terakki, teşhir, toplansa, umum, üstü, varlığının, vazifeler, verdiği, veyahut, yapması, yerden, yükseliş, yüzleri, yıldızları, ışık, zarif, zelzele, zeminde, şahsiyet, şartları, şevk, şeye

Etiket Bulutu Ana Sayfası

Sosyal İmleme

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222