Sayfa 5/5 İlkİlk 12345
46 sonuçtan 41 ile 46 arası

  1. #41
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.223
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61880


    Otuz Birinci Söz - Sayfa 798

    On Dokuzuncu ve Otuz BirinciSözlerin Zeyli

    Şakk-ı Kamer mu’cizesine dairdir (a.s.m.)




    اِقْتَرَبَتِ السَّاعَةُ وَانْشَقَّ الْقَمَرُ وَاِنْ يَرَوْا اٰيَةً يُعْرِضُوا وَيَقُولُوا سِحْرٌ مُسْتَمِرٌّ 1

    KAMER GİBİ parlak bir mu’cize-i Ahmediye (a.s.m.) olan inşikak-ı kameri, evhâm-ı fâside ile inhisâfa uğratmak isteyen feylesoflar ve onların muhakemesiz mukallitleri diyorlar ki: “Eğer inşikak-ı kamer vuku bulsaydı, umum âleme malûm olurdu; bütün tarih-i beşerin nakletmesi lâzım gelirdi.


    Elcevap: İnşikak-ı kamer, dâvâ-yı nübüvvete delil olmak için, o dâvâyı işiten ve inkâr eden hazır bir cemaate, gecede, vakt-i gaflette, âni olarak gösterildiğinden, hem ihtilâf-ı metâli ve sis ve bulutlar gibi rüyete mâni esbabın vücudu ile beraber, o zamanda medeniyet taammüm etmediğinden ve hususî kaldığından ve tarassudât-ı semâviye pek az olduğundan, bütün etraf-ı âlemde görülmek, umum tarihlere geçmek elbette lâzım değildir.2 Şakk-ı kamer yüzünden bu evham bulutlarını dağıtacak çok noktalardan, şimdilik Beş Noktayı dinle.

    BİRİNCİ NOKTAO zaman, o zemindeki küffârın gayet şedit derecede inatları tarihen malûm ve meşhur olduğu halde, Kur’ân-ı Hakîmin3وَانْشَقَّ الْقَمَرُdemesiyle şu vak’ayı

    Not
    Dipnot-1
    “Kıyamet yaklaştı, ay yarıldı. Onlar ise, ne zaman bir mu’cize görseler yüz çevirir ve ‘Bu daimî bir sihirdir’ derler.” Kamer Sûresi, 54:1-2.
    Dipnot-2
    bk. en-Nevevî, Şerhu Sahîhi Müslim 17:143; İbni Kuteybe, Te’vilü Muhtelifi’l-Hadis 1:21-25.
    Dipnot-3
    “Ve Ay yarıldı.” Kamer Sûresi, 54:1.



    Kur’ân-ı Hakîm: her âyet ve sûresinde sayısız hikmet ve faydalar bulunan Kur’ân (bk. ḥ-k-m) cemaat: topluluk (bk. c-m-a)
    dâvâ-yı nübüvvet: peygamberlik iddiası (bk. n-b-e) esbab: sebepler (bk. s-b-b)
    etraf-ı âlem: dünyanın her tarafı (bk. a-l-m) evham: kuruntular, şüpheler
    evhâm-ı fâside: asılsız, boş kuruntular feylesof: felsefeci
    hususî: özel ihtilâf-ı metâli: Ay’ın doğuşunun zaman olarak, farklı yerlerde farklı oluşu
    inhisâf: ay tutulması; gözden düşürme, perdeleme inkâr: kabul etmeme, inanmama (bk. n-k-r)
    kamer: ay küffâr: kâfirler (bk. k-f-r)
    malûm: bilinen (bk. a-l-m) muhakemesiz: değerlendiremeyen, akıl yürütemeyen (bk. ḥ-k-m)
    mukallit: taklitçi mu’cize: bir benzerini yapma konusunda başkalarını âciz bırakan olağanüstü şey (bk. a-c-z)
    mu’cize-i Ahmediye: Hz. Muhammed’in mu’cizesi (bk. a-c-z; ḥ-m-d) mâni: engel
    rüyet: görme taammüm: yayılma, genelleşme
    tarassudât-ı semâviye: gökyüzünü gözetlemeler (bk. s-m-v) tarih-i beşer: insanlık tarihi
    umum: bütün vakt-i gaflet: dalgınlık vakti, uyku anı (bk. ğ-f-l)
    vak’a: olay vuku bulmak: meydana gelmek
    vücud: varlık (bk. v-c-d) zemin: yer
    zeyl: ilâve, ek âlem: dünya (bk. a-l-m)
    şakk-ı kamer/inşikak-ı kamer: Peygamberimizin (a.s.m.) bir işaretiyle Ay’ın ikiye bölünmesi mu’cizesi
    Yazar : Risale Forum

  2. #42
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.223
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61880


    Otuz Birinci Söz - Sayfa 799

    umum âleme ihbar ettiği halde, Kur’ân’ı inkâr eden o küffardan hiçbir kimse, şu âyetin tekzibine, yani ihbar ettiği şu vakıanın inkârına ağız açmamışlar. Eğer o zamanda o hadise o küffarca kat’î ve vaki bir hadise olmasaydı, şu sözü serrişte ederek gayet dehşetli bir tekzibe ve Peygamberin iptal-i dâvâsına hücum göstereceklerdi. Halbuki, şu vak’aya dair siyer ve tarih, o vak’a ile münasebettar küffârın adem-i vukuuna dair hiçbir şeyini nakletmemişlerdir. Yalnız,
    وَيَقُولُوا سِحْرٌ مُسْتَمِرٌّ 1 âyetinin beyan ettiği gibi, tarihçe menkul olan şudur ki: O hadiseyi gören küffar “Sihirdir demişler ve “Bize sihir gösterdi. Eğer sair taraflardaki kervan ve kafileler görmüşlerse hakikattir. Yoksa bize sihir etmiş” demişler. Sonra, sabahleyin Yemen ve başka taraflardan gelen kafileler ihbar ettiler ki, “Böyle bir hadiseyi gördük.” Sonra küffar, Fahr-i Âlem (a.s.m.) hakkında—hâşâ!—”Yetim-i Ebu Talibin sihri semâya da tesir etti” dediler.2


    İKİNCİ NOKTA

    Sa’d-ı Taftazanî gibi eâzım-ı muhakkikînin ekseri demişler ki: “İnşikak-ı kamer, parmaklarından su akması, umum bir orduya su içirmesi, camide hutbe okurken dayandığı kuru direğin mufarakat-i Ahmediyeden (a.s.m.) ağlaması, umum cemaatin işitmesi gibi mütevatirdir.3 Yani, öyle tabakadan tabakaya bir cemaat-i kesire nakletmiştir ki, kizbe ittifakları muhaldir. Halley gibi meşhur bir kuyruklu yıldızın bin sene evvel çıkması gibi mütevatirdir. Görmediğimiz Serendip Adasının vücudu gibi tevatürle vücudu kat’îdir” demişler. İşte böyle gayet kat’î ve şuhudî mesâilde teşkikât-ı vehmiye yapmak akılsızlıktır. Yalnız muhal olmamak kâfidir. Halbuki, şakk-ı kamer, bir volkanla inşikak eden bir dağ gibi mümkündür.


    Not
    Dipnot-1
    “Bu daimî bir sihirdir’ derler.” Kamer Sûresi, 54:2.
    Dipnot-2
    bk. Tirmizî, Tefsîru’l-Kur’ân 54; Müsned 3:165; et-Taberî, Câmiu’l-Beyân 27:84-85; el-Kurtubî, el-Câmi’ li Ahkâmi’l-Kur’ân 17:126; el-Beyhakî, Delâilü’n-Nübüvve 2:268.
    Dipnot-3
    bk. el-İcî, Kitabü’l-Mevakıf 3:405-406; el-Âmidî, Gayetü’l-Meram 1:356; İbni Teymiyye, el-Cevabü’s-Sahih 1:414; 2:44; eş-Şehristânî, el-Fark Beyne’l-Firâk 1:313; et-Teftâzânî, Şerhu’l-Mekâsıd 5:17.



    Fahr-i Âlem: bütün varlık âlemin kendisiyle övündüğü Peygamberimiz (a.s.m.) (bk. a-l-m) Sa’d-ı Taftazanî: (bk. bilgiler)
    Yemen: (bk. bilgiler) Yetim-i Ebu Talib: Ebu Talib’in Yetimi
    adem-i vuku: olayın meydana gelmemesi beyan: açıklama (bk. b-y-n)
    cemaat-i kesire: büyük ve kalabalık topluluk (bk. c-m-a; k-ss̱-r) dehşetli: korkunç
    ekser: çoğunluk (bk. k-s̱-r) eâzım-ı muhakkikîn: gerçekleri araştıran ve delilleriyle bilen büyük âlimler (bk. a-ẓ-m; ḥ-ḳ-ḳ)
    hadise: olay hakikat: gerçek, doğru (bk. ḥ-ḳ-ḳ)
    hâşâ: asla, kesinlikle öyle değil ihbar: haber verme
    inkâr: kabul etmeme, inanmama (bk. n-k-r) inşikak: bölünme, yarılma
    inşikak-ı kamer: Peygamberimizin (a.s.m.) bir işaretiyle Ay’ın ikiye bölünmesi mu’cizesi iptal-i dâvâ: iddiâyı çürütme
    ittifak: birleşme kat’î: kesin
    kizb: yalan kâfi: yeterli
    küffar: kâfirler (bk. k-f-r) menkul: nakledilen, anlatılan
    mesâil: meseleler mufarakat-i Ahmediye: Hz. Peygamberden ayrılma (bk. f-r-ḳ; ḥ-m-d)
    muhal: imkânsız münasebettar: ilişkili, bağlantılı (bk. n-s-b)
    mütevatir/tevatür: çeşitli kanallardan gelen ve doğruluğu kesin olarak kanıtlanan haber sair: diğer
    semâ: gök (bk. s-m-v) serrişte: ipucu, tutamak, bahane
    siyer: Peygamberimizin (a.s.m) hayatını konu alan ilim, İslâm tarihi tekzib: yalanlama
    teşkikât-ı vehmiye: vehmî ve asılsız şüpheler, tereddütler umum: bütün
    vaki: olmuş, meydana gelmiş vücud: varlık (bk. v-c-d)
    âlem: dünya (bk. a-l-m) şakk-ı kamer: Peygamberimizin (a.s.m.) bir işaretiyle Ay’ın ikiye bölünmesi mu’cizesi
    şuhudî: açıkça, gözle görür derecede (bk. ş-h-d)
    Yazar : Risale Forum

  3. #43
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.223
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61880


    Otuz Birinci Söz - Sayfa 800

    ÜÇÜNCÜ NOKTA

    Mu’cize, dâvâ-yı nübüvvetin ispatı için, münkirleri ikna etmek içindir, icbar için değildir. Öyle ise, dâvâ-yı nübüvveti işitenler için, ikna edecek bir derecede mu’cize göstermek lâzımdır. Sair taraflara göstermek veyahut icbar derecesinde bir bedâhetle izhar etmek, Hakîm-i Zülcelâlin hikmetine münâfi olduğu gibi, sırr-ı teklife dahi muhaliftir. Çünkü, akla kapı açmak, ihtiyarı elinden almamak, sırr-ı teklif iktiza ediyor. Eğer Fâtır-ı Hakîm, inşikak-ı kameri, feylesofların hevesatına göre bütün âleme göstermek için bir iki saat öyle bıraksaydı ve beşerin umum tarihlerine geçseydi, o vakit sair hâdisât-ı semâviye gibi, ya dâvâ-yı nübüvvete delil olmazdı, risalet-i Ahmediyeye (a.s.m.) hususiyeti kalmazdı; veyahut bedâhet derecesinde öyle bir mu’cize olacaktı ki, aklı icbar edecek, aklın ihtiyarını elinden alacak, ister istemez nübüvveti tasdik edecek; Ebu Cehil gibi kömür ruhlu, Ebu Bekr-i Sıddık gibi elmas ruhlu adamlar bir seviyede kalıp, sırr-ı teklif zayi olacaktı. İşte bu sır içindir ki, hem âni, hem gece, hem vakt-i gaflet, hem ihtilâf-ı metâli, sis ve bulut gibi sair mevânii perde ederek umum âleme gösterilmedi veyahut tarihlere geçirilmedi.

    DÖRDÜNCÜ NOKTA

    Şu hadise, gece vakti, herkes gaflette iken, âni bir surette vuku bulduğundan, etraf-ı âlemde elbette görülmeyecek. Bazı efrada görünse de, gözüne inanmayacak. İnandırsa da, elbette böyle mühim bir hadise, haber-i vahid ile tarihlere bâki bir sermaye olmayacak.

    Bazı kitaplarda “Kamer iki parça olduktan sonra yere inmiş” ilâvesi ise, ehl-i tahkik reddetmişler. “Şu mu’cize-i bâhireyi kıymetten düşürmek niyetiyle, belki bir münafık ilhak etmiş” demişler.1

    Not

    Dipnot-1
    bk. el-Vâdiî, el-Mualle 1:80; Derviş el-Hût, Esna’l-Metâlib 1:378, 1606; el-Medenî, Tahzîru’l-Müslimîn 1:163; Aliyyülkârî, el-Esrâru’l-Merfûa s.398.



    Ebu Bekr-i Sıddık: (bk. bilgiler) Ebu Cehil: (bk. bilgiler)
    Fâtır-ı Hakîm: herşeyi hikmetle ve hârika üstün san’atıyla yaratan Allah (bk. f-ṭ-r; ḥ-k-m) Hakîm-i Zülcelâl: sonsuz yücelik ve heybet sahibi olan ve herşeyi hikmetle yapan Allah (bk. ḥ-k-m; ẕü; c-l-l)
    bedâhet: ap açıklık beşer: insanlık
    bâki: sürekli, kalıcı (bk. b-ḳ-y) dâvâ-yı nübüvvet: peygamberlik iddiası (bk. n-b-e)
    efrad: fertler, kişiler (bk. f-r-d) ehl-i tahkik: gerçeği araştıran ve delilleriyle bilen âlimler (bk. ḥ-ḳ-ḳ)
    etraf-ı âlem: dünyanın her tarafı (bk. a-l-m) feylesof: felsefeci
    gaflet: dalgınlık (bk. ğ-f-l) haber-i vahid: tek kişi vasıtasıyla aktarılan haber (bk. v-ḥ-d)
    hadise: olay hevesat: hevesler, arzular
    hikmet: herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde olması (bk. ḥ-k-m) hususiyet: özel oluş
    hâdisât-ı semâviye: gökyüzünde meydana gelen olaylar (bk. s-m-v) icbar: zorlama
    ihtilâf-ı metâli: Ay’ın doğuşunun zaman olarak, farklı yerlerde farklı oluşu ihtiyar: irade, tercih, seçme gücü (bk. ḫ-y-r)
    iktiza etmek: gerektirmek ilhak: eklemek, ilave etmek
    inşikak-ı kamer: Peygamberimizin (a.s.m.) bir işaretiyle Ay’ın ikiye bölünmesi mu’cizesi izhar etmek: göstermek (bk. ẓ-h-r)
    kamer: ay mevânî: maniler, engeller
    muhalif: zıt mu’cize: bir benzerini yapma konusunda başkalarını âciz bırakan olağanüstü şey (bk. a-c-z)
    mu’cize-i bâhire: apaçık mu’cize (bk. a-c-z) münafık: iki yüzlü, inanmadığı halde inanmış görünen kişi
    münkir: inkarcı, inkar eden (bk. n-k-r) münâfi: aykırı
    nübüvvet: peygamberlik (bk. n-b-e) risalet-i Ahmediye: Peygamberimiz Hz. Muhammed’in peygamberliği (bk. r-s-l; ḥ-m-d)
    sair: diğer sermaye: varlık
    suret: şekil, biçim (bk. ṣ-v-r) sırr-ı teklif: kulluk ve imtihan sırrı
    tasdik: doğruluğunu kabul etme (bk. ṣ-d-ḳ) umum: bütün
    vakt-i gaflet: insanların gafil olduğu bir dönem (bk. ğ-f-l) vuku: olma, meydana gelme
    zayi olmak: kaybolmak âlem: dünya (bk. a-l-m)
    Yazar : Risale Forum

  4. #44
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.223
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61880


    Otuz Birinci Söz - Sayfa 801

    Hem meselâ, o vakit cehalet sisiyle muhat İngiltere, İspanyada yeni gurup, Amerikada gündüz, Çinde, Japonyada sabah olduğu gibi, başka yerlerde başka esbab-ı mâniaya binaen elbette görülmeyecek. Şimdi bu akılsız muterize bak: Diyor ki, “İngiltere, Çin, Japon, Amerika gibi akvâmın tarihleri bundan bahsetmiyor; öyle ise vuku bulmamış.” Bin nefrin onun gibi Avrupa kâselislerin başına!

    BEŞİNCİ NOKTA

    İnşikak-ı kamer, kendi kendine, bazı esbaba binaen vuku bulmuş, tesadüfî, tabiî bir hadise değil ki, âdi ve tabiî kanunlarına tatbik edilsin. Belki, şems ve kamerin Hâlık-ı Hakîm
    i, Resulünün risaletini tasdik ve dâvâsını tenvir için, harikulâde olarak o hadiseyi ika etmiştir. Sırr-ı irşad ve sırr-ı teklif ve hikmet-i risaletin iktizasıyla, hikmet-i Rububiyetin istediği insanlara, ilzam-ı hüccet için gösterilmiştir. O sırr-ı hikmetin iktiza etmedikleri, istemedikleri ve dâvâ-yı nübüvveti henüz işitmedikleri aktâr-ı zemindeki insanlara göstermemek için, sis ve bulut ve ihtilâf-ı metâli haysiyetiyle, bazı memleketin kameri daha çıkmaması ve bazılarının güneşleri çıkması ve bir kısmının sabahı olması ve bir kısmının güneşi yeni gurub etmesi gibi, o hadiseyi görmeye mâni pek çok esbaba binaen gösterilmemiş. Eğer umum onlara dahi gösterilseydi, o halde ya işaret-i Ahmediyenin neticesi ve mu’cize-i nübüvvet olarak gösterilecekti; o vakit risaleti bedâhet derecesine çıkacaktı, herkes tasdike mecbur olurdu, aklın ihtiyarı kalmazdı—iman ise, aklın ihtiyarıyladır—sırr-ı teklif zayi olurdu. Eğer sırf bir hadise-i semâviye olarak gösterilseydi, risalet-i Ahmediye ile münasebeti kesilirdi ve onunla hususiyeti kalmazdı.

    Elhasıl: Şakk-ı kamerin imkânında şüphe kalmadı, kat’î ispat edildi. Şimdi, vukuuna delâlet eden çok burhanlarından altısınaHAŞİYE-1 işaret ederiz. Şöyle ki:


    Not
    Haşiye-1
    Yani, altı defa icmâ suretinde, vukuuna dair altı hüccet vardır. Bu makam çok izaha lâyık iken, maatteessüf kısa kalmıştır.



    Amerika: (bk. bilgiler) Avrupa: (bk. bilgiler)
    Hâlık-ı Hakîm: herşeyi hikmetle yapan yaratıcı, Allah (bk. ḫ-l-ḳ; ḥ-k-m) Japon: (bk. bilgiler – Japonya)
    aktâr-ı zemin: yeryüzünün dört bir tarafı akvâm: kavimler, milletler
    bedâhet: ap açıklık binaen: –dayanarak
    burhan: güçlü delil cehalet: cahillik
    delâlet: delil olma, işaret etme dâvâ-yı nübüvvet: peygamberlik dâvâsı (bk. n-b-e)
    elhasıl: özetle, sonuç olarak esbab: sebepler (bk. s-b-b)
    esbab-ı mânia: engel olan sebepler (bk. s-b-b) gurup: güneşin batışı
    hadise-i semâviye: gök hâdisesi (bk. s-m-v) harikulâde: olağanüstü
    haysiyet: itibar haşiye: dipnot, açıklayıcı not
    hikmet-i Rububiyet: rububiyetin hikmeti (bk. ḥ-k-m; r-b-b) hikmet-i risalet: peygamberliğin hikmeti (bk. ḥ-k-m; r-s-l)
    hususiyet: özel oluş hüccet: delil
    icmâ: fikir birliği (bk. c-m-a) ihtilâf-ı metâli: Ay’ın doğuşunun zaman olarak, farklı yerlerde farklı oluşu
    ihtiyar: irade, tercih, seçme gücü (bk. ḫ-y-r) ika etme: yapma, yaptırma
    iktiza: gerektirme ilzam-ı hüccet: delille susturma
    imkân: olabilirlik (bk. m-k-n) inşikak-ı kamer/şakk-ı kamer: Peygamberimizin (a.s.m.) bir işaretiyle Ay’ın ikiye bölünmesi mu’cizesi
    işaret-i Ahmediye: Hz. Muhammed’in peygamberliğine işaret (bk. ḥ-m-d) kamer: ay
    kâselis: çanak yalayıcı, dalkavuk maatteessüf: ne yazık ki
    muhat: etrafı çevrilmiş, kuşatılmış muteriz: itiraz eden
    mu’cize-i nübüvvet: peygamberlik mu’cizesi (bk. a-c-z; n-b-e) mâni: engel
    münasebet: ilişki (bk. n-s-b) nefrin: nefretler, beddualar
    nübüvvet: peygamberlik (bk. n-b-e) resul: peygamber (bk. r-s-l)
    risalet: peygamberlik (bk. r-s-l) risalet-i Ahmediye: Hz. Muhammed’in peygamberliği (bk. r-s-l; ḥ-m-d)
    suret: şekil (bk. ṣ-v-r) sırr-ı hikmet: hikmetin sırrı (bk. ḥ-k-m)
    sırr-ı irşad: doğruyu ve hakkı gösterme sırrı (bk. r-ş-d) sırr-ı teklif: kulluk ve imtihan sırrı
    tabiî: doğal, tabiat gereği (bk. ṭ-b-a) tasdik: doğrulama (bk. s-d-ḳ)
    tenvir: aydınlatma (bk. n-v-r) tesadüfî: rastgele
    umum: bütün vuku: olma, meydana gelme
    zayi olmak: kaybolmak Çin: (bk. bilgiler)
    âdi: basit, sıradan İngiltere: (bk. bilgiler)
    İspanya: (bk. bilgiler) şems: güneş
    Yazar : Risale Forum

  5. #45
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.223
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61880


    Otuz Birinci Söz - Sayfa 802

    Ehl-i adalet olan Sahabelerin, vukuuna icmâı; ve ehl-i tahkik umum müfessirlerin 1وَانْشَقَّ الْقَمَرُtefsirinde onun vukuuna ittifakı;2 ve ehl-i rivâyet-i sadıka bütün muhaddisînin, pek çok senetlerle ve muhtelif tariklerle vukuunu nakletmesi;3 ve ehl-i keşif ve ilham bütün evliya ve sıddıkînin şehadeti; ve ilm-i kelâmın meslekçe birbirinden çok uzak olan imamların ve mütebahhir ulemanın tasdiki; ve nass-ı kat’î ile, dalâlet üzerine icmâları vaki olmayan ümmet-i Muhammediyenin4 o vak’ayı telâkki-i bilkabul etmesi, güneş gibi inşikak-ı kameri ispat eder.

    Elhasıl, buraya kadar tahkik namına ve hasmı ilzam hesabına idi. Bundan sonraki cümleler hakikat namına ve iman hesabınadır. Evet, tahkik öyle dedi; hakikat ise diyor ki:

    Semâ-yı risaletin kamer-i münîri olan Hâtem-i Divan-ı Nübüvvet, nasıl ki, mahbubiyet derecesine çıkan ubûdiyetindeki velâyetin keramet-i uzmâsı ve mu’cize-i kübrâsı olan Miracla, yani bir cism-i arzî semâvâtta gezdirmekle semâvâtın


    Not
    Dipnot-1
    “Ve Ay yarıldı.” Kamer Sûresi, 54:1.
    Dipnot-2
    bk. el-Vâhidî, el-Vecîz fî Tefsîri’l-Kitâbi’l-Azîz 1:370; et-Taberî, Câmiu’l-Beyân 2784-87; el-Kurtubî, el Câmi’ li Ahkâmi’l-Kur’ân 17:126-127; es-Suyûtî, ed-Dürru’l-Mensûr 7:672.
    Dipnot-3
    bk. Abdullah İbni Mes’ud tariki; Buhârî, Tefsîr (54) 1; Müslim, Sıfâtu’l-Münafikîn 44-45; Tirmizî, Tefsîr 54. Abdullah İbni Ömer tariki; Müslim, Sıfâtu’l-Münâfikîn 45. Tirmizî, Tefsîr (54) 1; Müslim, Sıfâtu’l-Münâfikîn 48. Abdullah İbni Abbas tariki; Buhârî, Menâkıb 27, Menâkıbu’l-Ensâr 36, Tefsîr (54) 1; Müslim, Sıfâtu’l-Münâfikîn 48. Enes İbni Malik tariki; Buhârî, Menâkıb 27, Tefsîr (54) 1, Menâkıbu’l-Ensâr 36; Müslim, Sıfâtu’l-Münâfikîn 46; Tirmizî, Tefsîru Sûre 54; Huzeyfe İbnu’l-Yeman tariki; et-Taberî, Câmiü’l-Beyân 27:51; Abdurrezzak, el-Musannef 3:193-194; Ebû Nuaym, Hilyetü’l-Evliyâ 1:280-281. Cübeyr İbni Mut’im tariki; Tirmizî Tefsîru Sûre 54; Müsned 4:82; İbni Hibban, es-Sahih 14:422.
    Dipnot-4
    bk. Ebû Dâvûd, Fiten ve Melâhim 1;Tirmizî, Fiten 7; İbni Mâce, Fiten 7.





    Hâtem-i Divan-ı Nübüvvet: peygamberlik meclisinin mührü olan Peygamberimiz (bk. n-b-e) Mirac: Peygamberimizin (a.s.m.) Allah’ın huzuruna yükselişi ve bütün kâinat âlemlerini gezdiği yolculuk (bk. a-r-c)
    Sahabe: Hz. Peygamberi (a.s.m.) dünya gözüyle gören ve onun yolundan giden Müslümanlar cism-i arzî: dünyaya ait cisim, beden
    dalâlet: hak yoldan sapkınlık, inançsızlık (bk. ḍ-l-l) ehl-i adalet: adaletle davranan kimseler (bk. a-d-l)
    ehl-i keşif ve ilham: görünmeyen ve bilinmeyen âlemlere ait olan hakikatleri Cenâb-ı Allah’ın lütfu ve yardımıyla bilen kimseler (bk. k-ş-f) ehl-i rivâyet-i sadıka: Peygamberimizden duyulan şeyleri dosdoğru bir şekilde nakleden kimseler (bk. s-d-ḳ)
    ehl-i tahkik: gerçeği araştıran ve delilleriyle bilen âlimler (bk. ḥ-ḳ-ḳ) elhasıl: özetle, sonuç olarak
    evliya: veliler (bk. v-l-y) hakikat: gerçek (bk. ḥ-ḳ-ḳ)
    hasm: düşman icmâ: fikir birliği, birleşme (bk. c-m-a)
    ilm-i kelâm: iman hakikatlerini ispat eden ve açıklayan bilim dalı (bk. a-l-m; k-l-m) ilzam: susturma, cevap veremez hale getirme
    inşikak-ı kamer: Peygamberimizin (a.s.m.) bir işaretiyle Ay’ın ikiye bölünmesi mu’cizesi ittifak: birleşme, birlik
    kamer-i münîr: nurlandıran ve aydınlatan ay keramet-i uzmâ: en büyük keramet (bk. k-r-m; a-ẓ-m)
    mahbubiyet: sevgili olma; Allah’ın muhabbetine erişme (bk. ḥ-b-b) meslek: usül, metod
    muhaddisîn: hadis ilmiyle uğraşan âlimler (bk. ḥ-d-s̱) muhtelif: çeşitli
    mu’cize-i kübrâ: en büyük mu’cize (bk. a-c-z; k-b-r) müfessir: Kur’ân-ı Kerimi tefsir eden, yorumlayan kimse (bk. f-s-r)
    mütebahhir: ilmi derin olan nam: ad
    nass-ı kat’î: Kur’ân ve Hadis’in hükmüyle kesinlik kazanan hususlar semâ-yı risalet: peygamberlik semâsı, göğü (bk. s-m-v; r-s-l)
    semâvat: gökler (bk. s-m-v) senet: hadis naklinde Hz. Peygambere varıncaya kadar uzanan isimler zinciri
    sıddıkîn: daima doğruluk üzere ve Allah’a ve peygambere sadakatte en ileride olanlar (bk. ṣ-d-ḳ) tahkik: doğruluğunu araştırma (bk. ḥ-ḳ-ḳ)
    tarik: yol (bk. ṭ-r-ḳ) tasdik: doğrulama, onaylama (bk. ṣ-d-ḳ)
    tefsir: Kur’ân’ın mânâ bakımından izahı, yorumu (bk. f-s-r) telâkki-i bilkabul: kabul ile karşılama
    ubûdiyet: kulluk (bk. a-b-d) ulema: âlimler (bk. a-l-m)
    umum: bütün vak’a: olay
    velâyet: velilik (bk. v-l-y) vuku: olma, meydana gelme
    ümmet-i Muhammediye: Peygamberimiz Hz. Muhammed’e inanıp onun yolundan giden Müslümanlar (bk. ḥ-m-d) şehadet: şahitlik, tanıklık (bk. ş-h-d)
    Yazar : Risale Forum

  6. #46
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.223
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61880


    Otuz Birinci Söz - Sayfa 803

    sekenesine ve âlem-i ulvî ehline rüçhaniyeti ve mahbubiyeti gösterildi ve velâyetini ispat etti. Öyle de, arza bağlı, semâya asılı olan kameri, bir arzlının işaretiyle iki parça ederek, arzın sekenesine, o arzlının risaletine öyle bir mu’cize gösterildi ki, zât-ı Ahmediye (a.s.m.), kamerin açılmış iki nuranî kanadı gibi, risalet ve velâyet gibi iki nuranî kanadıyla, iki ziyadar cenahla evc-i kemâlâta uçmuş, tâ Kab-ı Kavseyne çıkmış; hem ehl-i semâvât, hem ehl-i arza medar-ı fahr olmuştur.


    عَلَيْهِ وَعَلٰۤى اٰلِهِ الصَّلاَةُ وَالتَّسْلِيمَاتُ مِْلأَ اْلاَرْضِ وَالسَّمٰوَاتِ 1سُبْحَانَكَ لاَعِلْمَ لَنَاۤ اِلاَّ مَاعَلَّمْتَنَاۤ اِنَّكَ اَنْتَ الْعَلِيمُ الْحَكِيمُ 2
    اَللّٰهُمَّ بِحَقِّ مَنِ انْشَقَّ الْقَمَرُ بِاِشَارَتِهِ اجْعَلْ قَلْبِى وَقُلوُبَ طَلَبَةِ رَسَاۤئِلِ النُّورِ الصَّادِقِينَ كَالْقَمَرِ فِى مُقَابَلَةِ شَمْسِ الْقُرْاٰنِ اٰمِينَ اٰمِينَ 3




    Not
    Dipnot-1
    Ona ve âline, yer ve gökler dolusunca salât ve selâm olsun.
    Dipnot-2
    “Seni her türlü noksandan tenzih ederiz. Senin bize öğrettiğinden başka bilgimiz yoktur. Muhakkak ki ilmi ve hikmeti herşeyi kuşatan Sensin.” Bakara Suresi, 2:32.
    Dipnot-3
    Allahım! Bir işaretiyle ay parçalanan zâtın hürmetine, benim kalbimi ve Risale-i Nur’un sadık talebelerinin kalblerini, Kur’ân güneşine mukabil bir ay hükmüne getir. Âmin, âmin.




    Kab-ı Kavseyn: Cenab-ı Hakka en yakın olan makam; Peygamberimiz Miracda Cenâb-ı Hakla bu makamda bizzat görüşmüştür (bk. ḳ-v-b) arz: yer, dünya
    cenah: kanat ehl-i arz: yer ehli, dünyalılar
    ehl-i semâvat: gök ehli, melekler ve ruhanîler (bk. s-m-v) evc-i kemâlât: mükemmelliklerin en üst derecesi (bk. k-m-l)
    kamer: ay mahbubiyet: sevgili olma; Allah’ın muhabbetine erişme (bk. ḥ-b-b)
    medar-ı fahr: övünç kaynağı mu’cize: bir benzerini yapma konusunda başkalarını âciz bırakan olağanüstü şey (bk. a-c-z)
    nuranî: nurlu, parlak (bk. n-v-r) risalet: peygamberlik (bk. r-s-l)
    rüçhaniyet: üstünlük sekene: sâkinler, ikâmet edenler (bk. s-k-n)
    semâ: gök (bk. s-m-v) velâyet: velilik (bk. v-l-y)
    ziyadar: ışıklı, parlak zât-ı Ahmediye: yüksek velâyet sahibi olan Hz. Muhammed’in (a.s.m.) zâtı, şahsiyeti (bk. ḥ-m-d)
    âlem-i ulvî: yüce âlem (bk. a-l-m)
    Yazar : Risale Forum

Sayfa 5/5 İlkİlk 12345

Facebook Yorumları

Facebook Giriş

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Bu Konudaki Etiketler

103, 118, 124, 126, 127, 128, 130, 139, 143, 148, 151, 157, 159, 160, 161, 163, 164, 165, 166, 171, 176, 191, 192, 193, 194, 207, 827, abdini, açacak, acip, adaletli, adedince, adıyla, aklı, akıldan, akıllara, alâküllihal, âlemleri, anlayamıyorum, aracı, araf, arınmış, arz, aya, âyine, bahusus, bazı, bağlantı, bağış, bağışlar, başkasını, beşer, bildirip, bildirir, bilinen, bilmüşahede, binaen, bir adam, birdir, biri, birinci söz, birlik, bizleri, bizzat, budur, bulunmak, bütün, camide, çavuş, çoktur, cömertlik, çürütme, çıplak, dadır, daire, dağıtacak, dediler, demişler, derece, diyebilir, diyorsunuz, doğrular, düzenli, düğü, düşmanı, edepli, edilsin, efes turları, elbet, engeller, esasa, esenlik, etmeme, ettiren, eşsiz, fazilet, faziletler, fikrini, gece, gelmiş, general, gerçekleri, getirip, gezi, gideceğini, gidip, girdim, gitmiş, gökte, gökteki, gördüğünü, görmeye, görseler, gösteriş, gösterme, güzelliği, hakaiki, hakikat, haktan, halka, hâlıkını, hararet, havas, hayrette, haşirde, herşeye, herşeyin, hilkat, hücum, huşû, ibarettir, içindekiler, ihata, ilerleme, ilham, ilişkisi, imaniye, imaniyeyi, imanın, imdat, inkâr, isen, istekleri, işaret, jpg, kamer, kanunları, kelâm, kendilerini, kesretli, konuşmak, kudüs, kullar, külliye, kısmı, kısımdan, kıyamete, kıymetini, lam, lâzım, libası, lütuf, lüzumu, mahiyeti, makamından, mama, masnuatı, mecbur, medarı, memlekete, meselâ, mevcudat, mevcut, meydanı, meyvesini, meşhurdur, mirac, misafirhanesi, misli, muazzam, muhabbete, muhakkak, muhaldir, muhammediyenin, mümkü, müş, nail, nefer, nihayet, nüfuz, nurdur, nurlandıran, olduk, olduğuna, olduğundan, olmamak, orga, öyledir, özellikle, özgü, rabbinin, risaleti, rububiyeti, sabahı, sayan, sekiz, semeresi, sergiler, sermaye, sihri, sohbete, söylemiş, sözlerde, süre, süren, sûresi, suretle, surlar, susuz, taksim, tamamıyla, tanımayan, tasdike, terakki, teşhir, toplansa, umum, üstü, varlığının, vazifeler, verdiği, veyahut, yapması, yerden, yükseliş, yüzleri, yıldızları, ışık, zarif, zelzele, zeminde, şahsiyet, şartları, şevk, şeye

Etiket Bulutu Ana Sayfası

Sosyal İmleme

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222