Sayfa 3/5 İlkİlk 12345 SonSon
46 sonuçtan 21 ile 30 arası

  1. #21
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.226
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61890


    Otuz Birinci Söz - Sayfa 778

    Elbette bu kadar nümuneler gösteriyorlar ki, bütün evliyaların sultanı, umum mü’minlerin imamı, umum ehl-i Cennetin reisi ve umum melâikenin makbulü olan zât-ı Ahmediyenin (a.s.m.) seyr ü sülûküne medar bir Miracı bulunması ve onun makamına münasip bir surette olması, ayn-ı hikmettir ve gayet makuldür ve şüphesiz vakidir.


    ÜÇÜNCÜ ESAS


    Hikmet-i Mirac nedir?


    Elcevap: Miracın hikmeti o kadar yüksektir ki, fikr-i beşer ulaşamıyor. O kadar derindir ki, ona yetişemiyor. O kadar incedir ve lâtiftir ki, akıl kendi başıyla göremiyor. Fakat bazı işaretlerle, hakikatleri bilinmezse de vücutları bildirilebilir. Şöyle ki:


    Şu kâinatın Hâlıkı, şu kesret tabakatında nur-u vahdetini ve tecellî-i ehadiyetini göstermek için, kesret tabakatının müntehâsından tâ mebde-i vahdete bir hayt-ı ittisal suretinde bir Miracla, bir ferd-i mümtazı, bütün mahlûkat hesabına kendine muhatap ittihaz ederek, bütün zîşuur namına makàsıd-ı İlâhiyesini ona anlatmak ve onunla bildirmek ve onun nazarıyla âyine-i mahlûkatında cemâl-i san’atını, kemâl-i rububiyetini müşahede etmek ve ettirmektir.


    Hem Sâni-i Âlemin, âsârın şehadetiyle, nihayetsiz cemâl ve kemâli vardır. Cemâl, hem kemâl, ikisi de mahbub-u lizâtihîdirler. Yani bizzat sevilirler. Öyle ise, o Cemâl ve Kemâl Sahibinin, cemâl ve kemâline nihayetsiz bir muhabbeti vardır. O nihayetsiz muhabbeti, masnuatında çok tarzlarda tezahür ediyor. Masnuatını


    Cemâl ve Kemâl Sahibi: sonsuz güzellik ve kemâl sahibi olan Allah (bk. c-m-l; k-m-l) Hâlık: herşeyin yaratıcısı Allah (bk. ḫ-l-ḳ)
    Mirac: Peygamberimizin (a.s.m.) Allah’ın huzuruna yükselişi ve bütün kâinat âlemlerini gezdiği yolculuk (bk. a-r-c) Sâni-i Âlem: bütün varlık âlemini sanatlı bir şekilde yaratan Allah (bk. ṣ-n-a; a-l-m)
    ayn-ı hikmet: hikmetin ta kendisi (bk. ḥ-k-m) cemâl: güzellik (bk. c-m-l)
    cemâl-i san’at: sanatın güzelliği (bk. c-m-l; ṣ-n-a) ehl-i Cennet: Cennet ehli
    evliya: veliler, Allah dostları (bk. v-l-y) ferd-i mümtaz: seçilmiş kişi (bk. f-r-d)
    fikr-i beşer: insanın fikri (bk. f-k-r) hakikat: gerçek mahiyet, esas, içyüz (bk. ḥ-ḳ-ḳ)
    hayt-ı ittisal: bağlayan, birleştiren bağ hikmet-i Mirac: Miracın hikmeti, gayesi ve anlamı (bk. ḥ-k-m; a-r-c)
    ittihaz: edinme, kabullenme kemâl: kusursuzluk, mükemmellik (bk. k-m-l)
    kemâl-i rububiyet: rububiyetin mükemmelliği; Allah’ın herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri vermesi, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulundurması (bk. k-m-l; r-b-b) kesret tabakatı: sayısız varlıklardan oluşan âlemler (bk. k-s̱-r)
    kâinat: evren, yaratılmış herşey (bk. k-v-n) lâtif: ince, cismanî olmayan (bk. l-ṭ-f)
    mahbub-u lizâtihî: bizzat sevilen, muhabbete lâyık olan (bk. ḥ-b-b) mahlûkat: yaratıklar (bk. ḫ-l-ḳ)
    makam: derece makbul: kabul görmüş; değer ve itibar sahibi
    makul: akla uygun makàsıd-ı İlâhiye: Allah’ın gözettiği yüce maksatlar, gayeler (bk. ḳ-ṣ-d; e-l-h)
    masnuat: san’at eseri varlıklar (bk. ṣ-n-a) mebde-i vahdet: başlangıçtaki birlik; Allah’ın birliğini gösteren asıl kaynak (bk. v-ḥ-d)
    medar: dayanak, vesile melâike: melekler (bk. m-l-k)
    muhabbet: sevgi (bk. ḥ-b-b) münasip: uygun (bk. n-s-b)
    müntehâ: en son nokta, sonuç müşahede etmek: gözlemlemek (bk. ş-h-d)
    nam: ad nazar: bakış, göz (bk. n-ẓ-r)
    nihayetsiz: sonsuz nur-u vahdet: birlik nuru (bk. n-v-r; v-ḥ-d)
    nümune: örnek, misal reis: başkan
    seyr ü sülûk: mânevî ve ruhî yolculuk suret: şekil, biçim (bk. ṣ-v-r)
    tarz: şekil, biçim tecellî-i Ehadiyet: Allah’ın birliğinin her bir yaratıkta görünmesi (bk. c-l-y; v-ḥ-d)
    tezahür: görünme, ortaya çıkma (bk. ẓ-h-r) umum: bütün
    vaki: olmuş, meydana gelmiş vücut: varlık (bk. v-c-d)
    zât-ı Ahmediye: yüksek velâyet sahibi olan Hz. Muhammed’in (a.s.m.) zâtı (bk. ḥ-m-d) zîşuur: şuurlu, bilinçli (bk. ẕî; ş-a-r)
    âsâr: eserler âyine-i mahlûk: Cenâb-ı Allah’ın isimlerine aynalık yapan yaratıklar (bk. ḫ-l-ḳ)
    şehadet: şahitlik, tanıklık (bk. ş-h-d)
    Yazar : Risale Forum

  2. #22
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.226
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61890


    Otuz Birinci Söz - Sayfa 779

    sever; çünkü masnuatının içinde cemâlini, kemâlini görür. Masnuat içinde en sevimli ve en âli, zîhayattır. Zîhayatlar içinde en sevimli ve âli, zîşuurdur. Ve zîşuurun içinde, câmiiyet itibarıyla en sevimli, insanlar içinde bulunur. İnsanlar içinde, istidadı tamamıyla inkişaf eden, bütün masnuatta münteşir ve mütecellî kemâlâtın nümunelerini gösteren fert, en sevimlidir.


    İşte, Sâni-i Mevcudat, bütün mevcudatta intişar eden tecellî-i muhabbetin bütün envâını bir noktada, bir âyinede görmek ve bütün envâ-ı cemâlini, ehadiyet sırrıyla göstermek için, şecere-i hilkatten bir meyve-i münevver derecesinde ve kalbi o şecerenin hakaik-i esasiyesini istiab edecek bir çekirdek hükmünde olan bir zâtı, o mebde-i evvel olan çekirdekten, tâ müntehâ olan meyveye kadar bir hayt-ı ittisal hükmünde olan bir Mirac ile, o ferdin, kâinat namına mahbubiyetini göstermek ve huzuruna celb etmek ve rüyet-i cemâline müşerref etmek ve ondaki hâlet-i kudsiyeyi başkasına sirayet ettirmek için, kelâmıyla taltif edip fermanıyla tavzif etmektir.


    Şimdi, şu hikmet-i âliyeye bakmak için, iki temsil dürbünüyle tarassut edeceğiz.

    Birinci temsil: On Birinci Sözün hikâye-i temsiliyesinde tafsilen beyan edildiği gibi, nasıl ki bir sultan-ı zîşânın pek çok hazineleri ve o hazinelerde pek çok cevahirlerin envâı bulunsa, hem sanayi-i garibede çok mahareti olsa ve hesapsız fünun-u acibeye marifeti, ihatası bulunsa, nihayetsiz ulûm-u bediaya ilim ve ıttılaı olsa; her cemâl ve kemâl sahibi kendi cemâl ve kemâlini görüp ve göstermek istemesi sırrınca, elbette o sultan-ı zîfünun dahi bir meşher açmak ister ki, içinde


    Mirac: Peygamberimizin (a.s.m.) Allah’ın huzuruna yükselişi ve bütün kâinat âlemlerini gezdiği yolculuk (bk. a-r-c) Sâni-i Mevcudat: bütün varlıkları sanatlı bir şekilde yaratan Allah (bk. ṣ-n-a; v-c-d)
    beyan: açıklama (bk. b-y-n) celb etmek: çekmek
    cemâl: güzellik (bk. c-m-l) cevahir: cevherler, kıymetli taşlar
    câmiiyet: genişlik, kapsamlılık (bk. c-m-a) ehadiyet: Allah’ın her bir şeyde kendi varlığına ve sıfatlarına işaret eden birlik tecellisi (bk. v-ḥ-d)
    envâ: çeşitler, türler envâ-ı cemâl: güzelliğin çeşitleri (bk. c-m-l)
    ferd: kişi, şahıs (bk. f-r-d) ferman: emir, buyruk
    fert: kişi, şahıs (bk. f-r-d) fünun-u acibe: şaşırtıcı ve hayranlık verici ilimler
    hakaik-i esasiye: temel, esas gerçekler (bk. ḥ-ḳ-ḳ) hayt-ı ittisal: bağlayan, birleştiren bağ
    hikmet-i âliye: yüce gaye (bk. ḥ-k-m) hikâye-i temsiliye: kıyaslamalı, analojik hikâye (bk. m-s̱-l)
    hâlet-i kudsiye: mukaddes hal, durum (bk. ḳ-d-s) ihata: kapsama, kuşatma
    inkişaf: açığa çıkma, gelişme (bk. k-ş-f) intişar: yayılma
    istiab: içine alma, kaplama istidad: kabiliyet, yetenek (bk. a-d-d)
    itibariyle: özelliğiyle (bk. a-b-r) kelâm: söz, konuşma (bk. k-l-m)
    kemâl: kusursuzluk, mükemmellik (bk. k-m-l) kemâlât: mükemmellikler, üstünlükler (bk. k-m-l)
    kâinat: evren, yaratılmış herşey (bk. k-v-n) maharet: beceri, ustalık
    mahbubiyet: sevgili olma (bk. ḥ-b-b) marifet: geniş bilgi ve beceri (bk. a-r-f)
    masnuat: san’at eseri varlıklar (bk. ṣ-n-a) mebde-i evvel: ilk başlangıç
    mevcudat: varlıklar (bk. v-c-d) meyve-i münevver: nurlu meyve (bk. n-v-r)
    meşher: sergi müntehâ: en son nokta, sonuç
    münteşir: yayılmış olan mütecellî: tecellî eden, görünen (bk. c-l-y)
    müşerref etmek: şereflendirmek nam: ad
    nihayetsiz: sonsuz, sınırsız nümune: örnek, misal
    rüyet-i cemâl: Allah’ın güzelliğini seyretme (bk. c-m-l) sanayi-i garibe: benzersiz ve hayranlık verici san’atlar (bk. ṣ-n-a)
    sirayet etmek: bulaştırmak, yaymak sultan-ı zîfünun: ilim sahibi sultan (bk. s-l-ṭ; ẕî)
    sultan-ı zîşan: şan ve şeref sahibi sultan (bk. s-l-ṭ; ẕî) tafsilen: ayrıntılı olarak
    taltif etmek: lütuf ve ikramda bulunmak (bk. l-ṭ-f) tarassut: gözetleme
    tavzif etmek: görevlendirmek tecellî-i muhabbet: sevgi yansıması, görüntüsü (bk. c-l-y; ḥ-b-b)
    temsil: kıyaslama tarzında benzetme, analoji (bk. m-s̱-l) ulûm-u bedia: eşsiz derecede güzel ve benzersiz ilimler (bk. a-l-m; b-d-a)
    zîhayat: canlı (bk. ẕî; ḥ-y-y) zîşuur: şuur sahibi, bilinçli (bk. ẕî; ş-a-r)
    âli: yüce âyine: ayna
    ıttıla: bilgi sahibi olma şecere: ağaç
    şecere-i hilkat: yaratılış ağacı (bk. ḫ-l-ḳ)
    Yazar : Risale Forum

  3. #23
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.226
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61890


    Otuz Birinci Söz - Sayfa 780

    sergiler dizsin, tâ nâsın enzârına saltanatının haşmetini, hem servetinin şâşaasını, hem kendi san’atının hârikalarını, hem kendi marifetinin garibelerini izhar edip göstersin—tâ, cemâl ve kemâl-i mânevîsini iki vech ile müşahede etsin: Bir vechi, bizzat nazar-ı dekaik-âşinâsıyla görsün. Diğeri, gayrın nazarıyla baksın.

    Ve şu hikmete binaen, elbette cesîm, muhteşem, geniş bir saray yapmaya başlar. Şahane bir surette dairelere, menzillere taksim eder. Hazinelerinin türlü türlü murassaâtıyla süslendirip, kendi dest-i san’atının en güzel, en lâtif san’atlarıyla ziynetlendirir. Fünun ve hikmetinin en incelikleriyle tanzim eder. Ve ulûmunun âsâr-ı mu’cizekârâneleriyle donatır, tekmil eder. Sonra nimetlerinin çeşitleriyle, taamlarının lezizleriyle, her taifeye lâyık sofraları serer, bir ziyafet-i âmme ihzar eder. Sonra, raiyetine kendi kemâlâtını göstermek için, onları seyre ve ziyafete davet eder. Sonra birisini yaver-i ekrem yapar, aşağıdaki tabakat ve menzillerden yukarıya davet eder, daireden daireye, üst üstteki tabakalarda gezdirir. O acip san’atının makinelerini ve destgâhlarını ve aşağıdan gelen mahsulâtın mahzenlerini göstere göstere, tâ daire-i hususiyesine kadar getirir. Bütün o kemâlâtının madeni olan mübarek zâtını ona göstermekle ve huzuruyla onu müşerref eder. Kasrın hakaikini ve kendi kemâlâtını ona bildirir, seyircilere rehber tayin eder, gönderir. Tâ o sarayın sâniini, o sarayın müştemilâtıyla, nukuşuyla, acaibiyle, ahaliye tarif etsin. Ve sarayın nakışlarındaki rumuzunu bildirip ve içindeki san’atlarının işaretlerini öğretip, derunundaki manzum murassâlar ve mevzun nukuş nedir ve saray sahibinin kemâlâtını ve hünerlerini nasıl gösterirler, o saraya girenlere tarif etsin ve girmenin âdâbını ve seyrin merasimini bildirip ve görünmeyen sultan-ı zîfünun ve zîşuûna karşı marziyâtı ve arzuları dairesinde teşrifat merasimini tarif etsin.


    acaib: şaşırtıcı ve garip şeyler acip: hayret verici, şaşırtıcı
    ahali: halk binaen: –dayanarak
    cemâl ve kemâl-i mânevî: manevî güzellik ve mükemmellik (bk. c-m-l; k-m-l; a-n-y) cesîm: çok büyük
    daire-i hususiyet: özel daire derun: içyüz
    dest-i san’at: san’at eli (bk. ṣ-n-a) destgâh: iş yeri
    enzâr: bakışlar, dikkatler (bk. n-ẓ-r) fünun: fenler, ilimler
    garibe: hayret verici ve şaşırtıcı şey gayrın nazarı: başkasının bakışı (bk. n-ẓ-r)
    hakaik: gerçek mahiyetler, esaslar, içyüzler (bk. ḥ-ḳ-ḳ) haşmet: göz kamaştırıcı büyüklük, görkem
    hikmet: herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde olması (bk. ḥ-k-m) hüner: beceri, ustalık
    izhar etmek: göstermek (bk. ẓ-h-r) kasr: saray
    kemâlât: mükemmellikler, kusursuzluklar (bk. k-m-l) leziz: lezzetli
    lâtif: güzel, hoş (bk. l-ṭ-f) maden: kaynak
    mahsûlat: ürünler mahzen: depo
    manzum: düzenli (bk. n-ẓ-m) marifet: geniş bilgi ve beceri (bk. a-r-f)
    marziyât: hoşa giden, razı olunan şeyler menzil: oda, ev, yer (bk. n-z-l)
    merasim: tören mevzun: ölçülü (bk. v-z-n)
    muhteşem: ihtişamlı, görkemli murassaât: değerli mücevherlerle süslenmiş şeyler
    murassâ: değerli taşlarla ve mücevherlerle süslenmiş şeyler müşahede etmek: gözlemlemek (bk. ş-h-d)
    müşerref etmek: şereflendirmek müştemilât: içindekiler
    nazar-ı dekaik-âşinâ: inceliklere nüfuz eden bakış (bk. n-ẓ-r) nukuş: nakışlar, işlemeler (bk. n-ḳ-ş)
    nâs: insanlar raiyet: halk
    rumuz: işaretler sultan-ı zîfünun: ilim sahibi sultan (bk. s-l-ṭ; ẕî)
    suret: şekil, biçim (bk. ṣ-v-r) sâni: sanatkâr (bk. ṣ-n-a)
    taam: yiyecek tabakat: tabakalar, dereceler
    taife: topluluk, grup taksim: kısımlara ayırma, bölüştürme
    tanzim: düzenleme (bk. n-ẓ-m) tarif etmek: anlatmak, tanıtmak (bk. a-r-f)
    tayin: görevlendirme tekmil: tamamlama (bk. k-m-l)
    teşrifat: kabul töreni, protokol ulûm: ilimler (bk. a-l-m)
    vecih: yön, şekil yâver-i ekrem: çok değerli, yüksek rütbeli memur (bk. k-r-m)
    ziyafet-i âmme: genel ziyafet ziynetlendirmek: süslendirmek (bk. z-y-n)
    zîşuûn: icraat sahibi (bk. ẕî; ş-e-n) âdâb: görgü kuralları
    âsâr-ı mu’cizekârâne: olağanüstü eserler (bk. a-c-z) şâşaa: gösteriş, göz alıcılık
    Yazar : Risale Forum

  4. #24
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.226
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61890


    Otuz Birinci Söz - Sayfa 781

    Aynen öyle de, 1وَ ِللهِ الْمَثَلُ اْلاَعْلٰى Ezel-Ebed Sultanı olan Sâni-i Zülcelâl, nihayetsiz kemâlâtını ve nihayetsiz cemâlini görmek ve göstermek istemiştir ki, şu âlem sarayını öyle bir tarzda yapmıştır ki, herbir mevcut pek çok dillerle Onun kemâlâtını zikreder, pek çok işaretlerle cemâlini gösterir. Esmâ-i Hüsnâsının herbir isminde ne kadar gizli mânevî defineler ve herbir ünvan-ı mukaddesesinde ne kadar mahfî letâif bulunduğunu, şu kâinat bütün mevcudatıyla gösterir. Ve öyle bir tarzda gösterir ki, bütün fünun, bütün desâtiriyle, şu kitab-ı kâinatı zaman-ı Âdem’den beri mütalâa ediyor. Halbuki o kitap esmâ ve kemâlât-ı İlâhiyeye dair ifade ettiği mânâların ve gösterdiği âyetlerin öşr-ü mişarını daha okuyamamış.

    İşte şöyle bir saray-ı âlemi, kendi kemâlât ve cemâl-i mânevîsini görmek ve göstermek için bir meşher hükmünde açan Celîl-i Zülcemâl, Cemîl-i Zülcelâl, Sâni-i Zülkemâlin hikmeti iktiza ediyor ki, şu âlem-i arzdaki zîşuurlara nisbeten abes ve faidesiz olmamak için, o sarayın âyetlerinin mânâsını birisine bildirsin. O saraydaki acaibin menbalarını ve netâicinin mahzenleri olan avâlim-i ulviyede birisini gezdirsin ve bütün onların fevkine çıkarsın ve kurb-u huzuruna müşerref etsin ve âhiret âlemlerinde gezdirsin. Umum ibâdına bir muallim ve saltanat-ı rububiyetine bir dellâl ve marziyât-ı İlâhiyesine bir mübelliğ ve saray-ı âlemindeki âyât-ı tekvîniyesine bir müfessir gibi, çok vazifelerle tavzif etsin. Mu’cizat nişanlarıyla imtiyazını göstersin. Kur’ân gibi bir fermanla o şahsı, Zât‑ı Zülcelâlin has ve sadık bir tercümanı olduğunu bildirsin.

    Not
    Dipnot-1
    “En yüce sıfatlar Allah’ındır.” Nahl Sûresi, 16:60.



    Celîl-i Zülcemâl: sınırsız güzelliğiyle beraber, sonsuz yücelik ve heybet sahibi olan Allah (bk. c-l-l; ẕü; c-m-l) Cemîl-i Zülcelâl: sınırsız yücelik ve heybetiyle beraber, sonsuz güzellik sahibi Allah (bk. c-m-l; ẕü; c-l-l)
    Esmâ-i Hüsnâ: Cenâb-ı Hakkın güzel isimleri (bk. s-m-v; ḥ-s-n) Ezel ve Ebed Sultanı: başlangıç ve sonu olmaksızın, hüküm ve saltanatı ezelden ebede devam eden Sultan (bk. e-z-l; e-b-d; s-l-ṭ)
    Sâni-i Zülcelâl: herşeyi san’atlı bir şekilde yapan, sonsuz haşmet ve yücelik sahibi Allah (bk. ṣ-n-a; ẕü; c-l-l) Sâni-i Zülkemâl: sonsuz kemâl sahibi ve herşeyi sanatla yaratan Allah (bk. ṣ-n-a; ẕü; k-m-l)
    Zât-ı Zülcelâl: sonsuz yücelik ve haşmet sahibi olan Zât, Allah (bk. ẕü; c-l-l) abes: anlamsız, gayesiz
    acaib: şaşırtıcı ve garip şeyler avâlim-i ulviye: yüce âlemler (bk. a-l-m)
    cemâl: güzellik (bk. c-m-l) cemâl-i mânevî: mânevî güzellik (bk. c-m-l; a-n-y)
    dellâl: ilan edici, duyurucu desâtir: düsturlar, prensipler
    esmâ ve kemâlât-ı İlâhiye: Cenâb-ı Allah’ın isimleri ve Ona ait mükemmellikler (bk. s-m-v; k-m-l; e-l-h) ferman: buyruk
    fevkine: üstüne fünun: fenler, ilimler
    has: özel hikmet: herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde olması (bk. ḥ-k-m)
    ibâd: kullar (bk. a-b-d) iktiza: gerektirme
    imtiyaz: farklılık, ayrıcalık kemâlât: mükemmellikler, üstün özellikler (bk. k-m-l)
    kitab-ı kâinat: kâinat kitabı, evren (bk. k-t-b; k-v-n) kurb-u huzur: Allah’ın yüce huzuruna yakınlık (bk. ḥ-ḍ-r)
    kâinat: evren, yaratılmış herşey (bk. k-v-n) letâif: güzellikler, incelikler (bk. l-ṭ-f)
    mahfî: gizli mahzen: depo
    marziyât-ı İlâhiye: Allah’ın razı olduğu şeyler (bk. e-l-h) menba: kaynak
    mevcudat: varlıklar (bk. v-c-d) mevcut: varlık (bk. v-c-d)
    meşher: sergi muallim: öğretmen (bk. a-l-m)
    mu’cizât: mu’cizeler, yaratma noktasında bütün sebepleri âciz bırakan şeyler (bk. a-c-z) mübelliğ: tebliğ edici, bildirici (bk. b-l-ğ)
    müfessir: yorumlayıcı (bk. f-s-r) mütalâa: etraflıca inceleyip düşünme
    müşerref etmek: şereflendirmek netâic: neticeler
    nihayetsiz: sonsuz nisbeten: oranla, kıyasla (bk. n-s-b)
    nişan: alâmet, işaret sadık: doğru sözlü (bk. s-d-ḳ)
    saltanat-ı Rububiyet: rububiyetin, Rablığın egemenliği (bk. s-l-ṭ; r-b-b) saray-ı âlem: dünya sarayı (bk. a-l-m)
    tavzif: görevlendirme umum: bütün
    zaman-ı Âdem: Hz. Âdem’in yaşadığı dönem zikretmek: anmak
    zîşuur: şuur sahibi, bilinçli (bk. ẕî; ş-a-r) âhiret: öteki dünya (bk. e-ḫ-r)
    âlem: dünya, kâinat (bk. a-l-m) âlem-i arz: dünya âlemi (bk. a-l-m)
    âyet: delil âyât-ı tekvîniye: yaratılışa ait deliller (bk. k-v-n)
    öşr-ü mişar: yüzde bir ünvan-ı mukaddes: her türlü kusur ve çirkinlikten yüce ünvan (bk. ḳ-d-s)
    Yazar : Risale Forum

  5. #25
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.226
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61890


    Otuz Birinci Söz - Sayfa 782

    İşte, Miracın pek çok hikmetlerinden, şu temsil dürbünüyle bir ikisini nümune olarak gösterdik. Sairlerini kıyas edebilirsin.

    İkinci temsil: Nasıl ki bir zât-ı zîfünun, mu’ciznümâ bir kitabı telif edip yazsa—öyle bir kitap ki, her sahifesinde yüz kitap kadar hakaik, her satırında yüz sahife kadar lâtif mânâlar, herbir kelimesinde yüz satır kadar hakikatler, her harfinde yüz kelime kadar mânâlar bulunsa—bütün o kitabın maânî ve hakaikleri, o kâtib-i mu’ciznümânın kemâlât-ı mâneviyesine baksa, işaret etse, elbette öyle bitmez bir hazineyi kapalı bırakıp abes etmez. Herhalde o kitabı bazılara ders verecek, tâ o kıymettar kitap mânâsız kalıp beyhude olmasın, onun gizli kemâlâtı zâhir olup kemâlini bulsun ve cemâl-i mânevîsi görünsün, o da sevinsin ve sevdirsin. Hem o acip kitabı bütün maânîsiyle, hakaikiyle ders verecek birisini, en birinci sahifeden tâ nihayete kadar üstünde ders vere vere geçirecektir.

    Aynen öyle de, Nakkâş-ı Ezelî, şu kâinatı, kemâlâtını ve cemâlini ve hakaik-i esmâsını göstermek için öyle bir tarzda yazmıştır ki, bütün mevcudat hadsiz cihetlerle nihayetsiz kemâlâtını ve esmâ ve sıfâtını bildirir, ifade eder. Elbette bir kitabın mânâsı bilinmezse hiçe sukut eder. Bahusus böyle herbir harfi binler mânâyı tazammun eden bir kitap sukut edemez ve ettirilmez. Öyle ise, o kitabı yazan, elbette onu bildirecektir. Her taifenin istidadına göre bir kısmını anlattıracaktır. Hem umumunu, en âmm nazarlı, en küllî şuurlu, en mümtaz istidatlı bir ferde ders verecektir. Öyle bir kitabın umumunu ve küllî hakaikini ders vermek için gayet yüksek bir seyr ü sülûk ettirmek hikmeten lâzımdır. Yani, birinci sahifesi olan tabakat-ı kesretin en nihayetinden tut, tâ müntehâ sahifesi olan daire-i ehadiyete kadar bir seyeran ettirmek lâzım geliyor. İşte şu temsille Miracın ulvî hikmetlerine bir derece bakabilirsin.

    Şimdi, makam-ı istimâda olan mülhide bakıp kalbini dinleyeceğiz, ne hale girdiğini göreceğiz. işte, hatıra geliyor ki: Onun kalbi diyor, “Ben inanmaya başladım. Fakat iyi anlayamıyorum. Üç mühim müşkülüm daha var.


    Mirac: Peygamberimizin (a.s.m.) Allah’ın huzuruna yükselişi ve bütün kâinat âlemlerini gezdiği yolculuk (bk. a-r-c) Nakkaş-ı Ezelî: herşeyi zâtına has olarak nakış nakış işleyen, varlığının başlangıcı olmayan Allah (bk. n-ḳ-ş; e-z-l)
    abes: anlamsız, gayesiz, boş acip: şaşırtıcı, hayret verici
    bahusus: özellikle beyhude: boşuna, gayesiz
    cemâl: güzellik (bk. c-m-l) cemâl-i mânevî: mânevî güzellik (bk. c-m-l; a-n-y)
    cihet: yön daire-i ehadiyet: Allah’ın birlik dairesi (bk. v-ḥ-d)
    esmâ: isimler (bk. s-m-v) ferd: kişi, şahıs (bk. f-r-d)
    hadsiz: sınırsız hakaik: gerçekler, doğrular (bk. ḥ-ḳ-ḳ)
    hakaik-i esmâ: isimlerin hakikatleri (bk. ḥ-ḳ-ḳ; s-m-v) hakikat: gerçek, doğru (bk. ḥ-ḳ-ḳ)
    hikmet: herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde olması (bk. ḥ-k-m) hikmeten: İlâhî hikmetin gereği (bk. ḥ-k-m)
    istidad: kabiliyet, yetenek (bk. a-d-d) kemâl: mükemmellik (bk. k-m-l)
    kemâlât: mükemmellikler, üstün özellikler (bk. k-m-l) kemâlât-ı mâneviye: mânevî mükemmellikler, üstünlükler (bk. k-m-l; a-n-y)
    kâinat: evren, yaratılmış herşey (bk. k-v-n) kâtib-i mu’ciznümâ: mu’cize gösteren kâtip (bk. k-t-b; a-c-z)
    küllî: genel, kapsamlı (bk. k-l-l) kıymettar: kıymetli, değerli
    lâtif: ince, hoş (bk. l-ṭ-f) makam-ı istimâ: dinleme makamı (bk. s-m-a)
    maânî: mânâlar, anlamlar (bk. a-n-y) mevcudat: varlıklar (bk. v-c-d)
    mu’ciznümâ: mu’cize gösteren (bk. a-c-z) mânâ: anlam (bk. a-n-y)
    mülhid: dinsiz mümtaz: seçkin, üstün
    müntehâ: en son nokta, sonuç müşkül: zorluk, engel
    nazar: bakış, dikkat (bk. n-ẓ-r) nihayetsiz: sonsuz
    sair: diğer seyeran: seyahat, gezi
    seyr ü sülûk: mânevî ve ruhî yolculuk sukut etmek: düşmek, alçalmak
    sıfât: vasıflar, özellikler (bk. v-ṣ-f) tabakat-ı kesret: çokluk tabakaları; sayısız varlıklardan oluşan tabakalar (bk. k-s̱-r)
    taife: topluluk, grup tarz: şekil, biçim
    tazammun eden: içine alan telif: yazma
    temsil: kıyaslama tarzında benzetme, analoji (bk. m-s̱-l) ulvî: yüce
    umum: bütün zahîr: açık, âşikar (bk. ẓ-h-r)
    zât-ı zîfünun: fen ilimlerini bilen zât (bk. ẕî) âmm: genel
    şuur: bilinç, idrak (bk. ş-a-r)
    Yazar : Risale Forum

  6. #26
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.226
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61890


    Otuz Birinci Söz - Sayfa 783

    Birincisi: Şu Mirac-ı Azîm niçin Muhammed-i Arabî Aleyhissalâtü Vesselâma mahsustur?

    İkincisi: O zât nasıl şu kâinatın çekirdeğidir? Dersiniz: Kâinat onun nurundan halk olunmuş; hem kâinatın en âhir ve en münevver meyvesidir.1 Bu ne demektir?

    Üçüncüsü: Sabık beyanatınızda diyorsunuz ki: Âlem-i ulvîye çıkmak, şu âlem-i arziyedeki âsarların makinelerini, destgâhlarını ve netâicinin mahzenlerini görmek için urûc etmiştir. Ne demektir?”

    Elcevap:

    BİRİNCİ MÜŞKÜLÜNÜZ: Otuz adet Sözlerde tafsilen halledilmiştir. Yalnız şurada, zât-ı Ahmediyenin (a.s.m.) kemâlâtına ve delâil-i nübüvvetine ve o Mirac-ı Âzama en elyak o olduğuna icmâlî işaretler nev’inde bir muhtasar fihriste gösteriyoruz. Şöyle ki:

    Evvelâ: Tevrat, İncil, Zebur gibi kütüb-ü mukaddeseden, pek çok tahrifata maruz oldukları halde, şu zamanda dahi, Hüseyin-i Cisrî gibi bir muhakkik, nübüvvet-i Ahmediyeye (a.s.m.) dair yüz on dört işarî beşaretleri çıkarıp Risale-i Hamidiye’de göstermiştir.2

    Saniyen: Tarihçe sabit, Şık ve Satîh gibi meşhur iki kâhinin, nübüvvet-i Ahmediyeden (a.s.m.) biraz evvel, nübüvvetine ve Âhirzaman Peygamberi o olduğuna beyanatları gibi çok beşaretler sahih bir surette tarihen nakledilmiştir.3

    Salisen: Velâdet-i Ahmediye (a.s.m.) gecesinde Kâbedeki sanemlerin sukutuyla,4

    Not
    Dipnot-1
    bk. ed-Deylemî, el-Müsned 1:171; el-Aclûnî, Keşfü’l-Hafâ 1:311.
    Dipnot-2
    bk. Hüseyin Cisrî, Risâle-i Hamîdiye, s. 52-94.
    Dipnot-3
    bk İbni Hişâm, es-Siretü’n-Nebeviyye 1:124-127, 158, 190, 192; el-Beyhakî, Delâilü’n-Nübüvve 1:126-130; Ebû Nuayım, Delâilü’n-Nübüvve 1:122-128.
    Dipnot-4
    bk. el-Beyhakî, Delâilü’n-Nübüvve 1:19; es-Suyûtî, el-Hasâisu’l-Kübrâ 1:81.



    Aleyhissalâtü Vesselâm: Allah’ın salât ve selâmı onun üzerine olsun (bk. ṣ-l-v; s-l-m) Hüseyin-i Cisrî: (bk. bilgiler)
    Kâbe: (bk. bilgiler) Mirac-ı Azîm/Âzam: Peygamberimizin (a.s.m.) Allah’ın huzuruna yükselişi ve bütün kâinat âlemlerini gezdiği yolculuk (bk. a-r-c; a-ẓ-m)
    Muhammed-i Arabî: Arapların içinden çıkan peygamberimiz Hz. Muhammed (bk. ḥ-m-d) Satîh: (bk. bilgiler)
    Tevrat: Hz. Mûsâ’ya indirilen kitap Zebur: Hz. Dâvud’a indirilen kitap
    beyanat: açıklamalar (bk. b-y-n) beşaret: müjdeleme
    delâil-i nübüvvet: peygamberlik delilleri (bk. n-b-e) destgâh: tezgâh
    elyak: en layık halk olunmak: yaratılmak (bk. ḫ-l-ḳ)
    icmalî: kısa, özet halinde (bk. c-m-l) işarî: işaret yoluyla
    kemâlât: mükemmellikler, faziletler, üstünlükler (bk. k-m-l) kâhin: gelecekten haber veren kimse
    kâinat: evren, yaratılmış herşey (bk. k-v-n) kütüb-ü mukaddese: mukaddes kitaplar; Tevrat, Zebur, İncil ve Kur’ân-ı Kerim (bk. k-t-b; ḳ-d-s)
    mahsus: özel mahzen: depo
    maruz: uğramış, tesirinde kalmış muhakkik: gerçekleri araştıran ve delilleriyle bilen âlimler (bk. ḥ-ḳ-ḳ)
    muhtasar: kısa, özet münevver: nurlu, aydınlanmış (bk. n-v-r)
    müşkül: zorluk, engel netâic: neticeler
    nev’: tür, çeşit nübüvvet: peygamberlik (bk. n-b-e)
    nübüvvet-i Ahmediye: Hz. Muhammed’in (a.s.m.) peygamberliği (bk. n-b-e; ḥ-m-d) sabık: geçen, önceki
    sahih: doğru, sağlam salisen: üçüncü olarak
    sanem: put saniyen: ikinci olarak
    sukut: düşme suret: şekil, biçim (bk. ṣ-v-r)
    tafsilen: ayrıntılı olarak tahrifat: değiştirmeler, bozmalar
    tarihen: tarihî olarak uruc: yükselme (bk. a-r-c)
    velâdet-i Ahmediye: Peygamberimiz Hz. Muhammed’in doğuşu (bk. ḥ-m-d) zât-ı Ahmediye: yüksek velâyet sahibi olan Hz. Muhammed’in (a.s.m.) zâtı, şahsiyeti (bk. ḥ-m-d)
    Âhirzaman Peygamberi: son peygamber olan ve dünya hayatının kıyamete yakın son devresinde gönderilen Peygamberimiz Hz. Muhammed (a.s.m.) (bk. e-ḫ-r) âhir: son (bk. e-ḫ-r)
    âlem-i arziye: dünya âlemi (bk. a-l-m) âlem-i ulvîye: yüce âlem (bk. a-l-m)
    âsar: eserler İncil: Hz. İsâ’ya (a.s.) indirilen kitap
    Şık: (bk. bilgiler)
    Yazar : Risale Forum

  7. #27
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.226
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61890


    Otuz Birinci Söz - Sayfa 784

    Kisrâ-yı Fârisin saray-ı meşhuresi olan Eyvânı inşikak etmesi1 gibi, irhasat denilen yüzer hârika tarihçe meşhurdur.

    Rabian: Bir orduya parmağından gelen suyu içirmesi2 ve câmide, bir cemaat-i azîme huzurunda kuru direğin, minberin naklinden dolayı mufarakat-i Ahmediyeden (a.s.m.) deve gibi enîn ederek ağlaması3, 4 وَانْشَقَّ الْقَمَر ُ nassıyla, şakk-ı kamer5 gibi, muhakkiklerin tahkikatıyla bine bâliğ mu’cizatla serfiraz olduğunu tarih ve siyer gösteriyor.

    Hamisen: Dost ve düşmanın ittifakıyla ahlâk-ı hasenenin şahsında en yüksek derecede; ve bütün muamelâtının şehadetiyle, secâyâ-yı sâmiye, vazifesinde ve tebliğatında en âli bir derecede; ve din-i İslâmdaki mehâsin-i ahlâkın şehadetiyle, şeriatinde en âli hısâl-i hamîde en mükemmel derecede bulunduğuna ehl-i insaf ve dikkat tereddüt etmez.

    Sadisen: Onuncu Sözün İkinci İşaretinde işaret edildiği gibi, Ulûhiyet, mukteza-yı hikmet olarak tezahür istemesine mukabil, en âzamî bir derecede zât-ı Ahmediye (a.s.m.) dinindeki âzamî ubûdiyetiyle en parlak bir derecede göstermiştir. Hem Hâlık-ı Âlemin nihayet kemâldeki cemâlini bir vasıtayla göstermek, mukteza-yı hikmet ve hakikat olarak istemesine mukabil, en güzel bir surette gösterici ve tarif edici, bilbedâhe, o zâttır.

    Not
    Dipnot-1
    bk. el-Beyhakî, Delâilü’n-Nübüvve 1:19, 126; Ebû Nuayım, Delâilü’n-Nübüvve 1:139.
    Dipnot-2
    bk. Buhârî, Vudû’ 32, 46, Menakıb 25, Eşribe 31; Müslim, Zühd 74, Fedâil 4-6; Tirmizî, Menakıb 6.
    Dipnot-3
    bk. Buhârî, Menâkıb 25, Cuma 26; Tirmizî, Menakıb 6, Cuma 10; Nesâî, Cuma 17.
    Dipnot-4
    “Ay yarıldı.” Kamer Sûresi, 54:1.
    Dipnot-5
    bk. Buhârî, Menâkıb 27, Menâkıbu’l-Ensâr 36, Tefsîr 54:1; Müslim, Sıfâtu’l-Münafikin 43-48.



    Eyvân: köşk, saray Hâlık-ı Âlem: bütün evreni ve varlık âlemini yoktan yaratan Allah (bk. ḫ-l-ḳ; a-l-m)
    Kisrâ-yı Fâris: eski İran hükümdarı, kralı Ulûhiyet: İlâhlık (bk. e-l-h)
    ahlâk-ı hasene: güzel ahlâk (bk. ḫ-l-ḳ; ḥ-s-n) bilbedâhe: ap açık bir şekilde
    bâliğ: erişen, ulaşan cemaat-i azîme: çok büyük topluluk (bk. c-m-a; a-ẓ-m)
    cemâl: güzellik (bk. c-m-l) din-i İslâm: İslâm dini (bk. s-l-m)
    ehl-i insaf ve dikkat: insaf sahibi ve dikkatli kimseler enîn etmek: inlemek
    hamisen: beşinci olarak hısâl-i hamîde: övülmeye lâyık güzel hasletler, huylar (bk. ḥ-m-d)
    inşikak: çatlama, bölünme irhâsât: Peygamberimizde (a.s.m.) peygamber olmadan önce görülen olağanüstü haller ve hadiseler
    ittifak: birleşme, fikir birliği kemâl: mükemmellik, kusursuzluk (bk. k-m-l)
    mehâsin-i ahlâk: ahlak güzelliği (bk. ḥ-s-n; ḫ-l-ḳ) minber: hutbe okunan yer
    muamelât: davranışlar, işler mufarakat-i Ahmediye: yüksek velâyet sahibi olan Hz. Muhammed’den (a.s.m.) ayrılma (bk. f-r-ḳ; ḥ-m-d)
    muhakkik: gerçekleri araştıran ve delilleriyle bilen âlimler (bk. ḥ-ḳ-ḳ) mukabil: karşılık
    mukteza-yı hikmet ve hakikat: hikmet ve hakikatin gereği (bk. ḥ-k-m; ḥ-ḳ-ḳ) mu’cizât: mu’cizeler, bir benzerini yapma konusunda başkalarını âciz bırakan olağanüstü şeyler (bk. a-c-z)
    nass: Kur’ân’ın açık ve kesin hükmü nihayet: son derece
    rabian: dördüncü olarak sadisen: altıncı olarak
    saray-ı meşhure: meşhur saray secâyâ-yı sâmiye: yüksek ve kıymetli seciyeler, vasıflar
    serfiraz: benzerlerinden üstün olan siyer: Peygamberimizin (a.s.m) hayatını konu alan ilim dalı
    suret: şekil, biçim (bk. ṣ-v-r) tahkikat: araştırmalar (bk. ḥ-ḳ-ḳ)
    tarif edici: tanıtıcı (bk. a-r-f) tebliğat: tebliğler, bildirilen şeyler (bk. b-l-ğ)
    tereddüt: şüphe tezahür: görünme, ortaya çıkma (bk. ẓ-h-r)
    ubûdiyet: kulluk (bk. a-b-d) zât-ı Ahmediye: yüksek velâyet sahibi olan Hz. Muhammed’in (a.s.m.) zâtı, şahsiyeti (bk. ḥ-m-d)
    âli: yüce âzamî: en çok, en büyük (bk. a-ẓ-m)
    şakk-ı kamer: Peygamberimizin (a.s.m.) bir işaretiyle Ay’ın ikiye bölünmesi mu’cizesi şehadet: şahitlik, tanıklık (bk. ş-h-d)
    şeriat: Allah tarafından bildirilen kanun ve hükümler; İslâmiyet (bk. ş-r-a)
    Yazar : Risale Forum

  8. #28
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.226
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61890


    Otuz Birinci Söz - Sayfa 785

    Hem Sâni-i Âlemin nihayet cemâlde olan kemâl-i san’atı üzerine enzâr-ı dikkati celb etmek, teşhir etmek istemesine mukabil, en yüksek bir sadâ ile dellâllık eden, yine bilmüşahede o zâttır.

    Hem bütün âlemlerin Rabbi, kesret tabakatında vahdâniyetini ilân etmek istemesine mukabil, tevhidin en âzamî bir derecede, bütün merâtib-i tevhidi ilân eden, yine bizzarure o zâttır.

    Hem Sahib-i Âlemin nihayet derecede âsârındaki cemâlin işaretiyle, nihayetsiz hüsn-ü zâtîsini ve cemâlinin mehâsinini ve hüsnünün letâifini âyinelerde mukteza-yı hakikat ve hikmet olarak görmek ve göstermek istemesine mukabil, en şâşaalı bir surette âyinedarlık eden ve gösteren ve sevip ve başkasına sevdiren, yine bilbedâhe o zâttır.

    Hem şu saray-ı âlemin Sânii, gayet hârika mu’cizeleriyle ve gayet kıymettar cevahirlerle dolu hazine-i gaybiyelerini izhar ve teşhir istemesi ve onlarla kemâlâtını tarif etmek ve bildirmek istemesine mukabil, en âzamî bir surette teşhir edici ve tavsif edici ve tarif edici, yine bilbedâhe o zâttır.

    Hem şu kâinatın Sânii, şu kâinatı envâ-ı acaip ve ziynetlerle süslendirmek suretinde yapması ve zîşuur mahlûkatını seyir ve tenezzüh ve ibret ve tefekkür için ona idhal etmesi ve mukteza-yı hikmet olarak onlara o âsar ve sanayiinin mânâlarını, kıymetlerini ehl-i temâşâ ve tefekküre bildirmek istemesine mukabil, en âzamî bir surette cin ve inse, belki ruhanîlere ve melâikelere de Kur’ân-ı Hakîm vasıtasıyla rehberlik eden, yine bilbedâhe o zâttır.


    Kur’ân-ı Hakîm: her âyet ve sûresinde sayısız hikmet ve faydalar bulunan Kur’ân (bk. ḥ-k-m) Rab: herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri veren, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulunduran Allah (bk.i)
    Sahib-i Âlem: bütün âlemin, yaratılmış herşeyin sahibi Allah (bk. a-l-m) Sâni: herşeyi san’atla yaratan Allah (bk. ṣ-n-a)
    Sâni-i Âlem: bütün varlık âlemini sanatlı bir şekilde yaratan Allah (bk. ṣ-n-a; a-l-m) bilbedâhe: ap açık bir şekilde
    bilmüşahede: gözle görüldüğü gibi (bk. ş-h-d) bizzarure: kaçınılmaz şekilde, zorunlu olarak
    celb etmek: çekmek cemâl: güzellik (bk. c-m-l)
    cemâlin mehâsini: sıfat ve fiillerin güzelliği cevahir: cevherler, kıymetli taşlar
    dellâllık: ilan edicilik, rehberlik ehl-i temâşâ ve tefekkür: Allah’ın san’at eserlerine ibretle bakan ve düşünen kimseler (bk. f-k-r)
    envâ-ı acaip: hayret verici şeylerin çeşitleri enzâr-ı dikkat: dikkatli bakışlar (bk. n-ẓ-r)
    hazine-i gaybiye: görünmeyen hazine (bk. ğ-y-b) hüsn: güzellik (bk. ḥ-s-n)
    hüsn-ü zâtî: bizzat kendine, zâta ait güzellik (bk. ḥ-s-n) hüsnünün letâifi: fiillerdeki güzelliğin hoşluğu, şirinliği
    ibret: ders çıkarma, düşündürme idhal: dahil etme, içine alma
    ins: insanlar izhar: gösterme (bk. ẓ-h-r)
    kemâl-i san’at: san’at mükemmelliği (bk. k-m-l; s-n-a) kemâlât: mükemmellikler, üstün özellikler (bk. k-m-l)
    kesret tabakatı: çokluk tabakaları; sayısız varlıklardan oluşan tabakalar (bk. k-s̱-r) kâinat: evren, yaratılmış herşey (bk. k-v-n)
    kıymettar: kıymetli, değerli letâif: güzellikler, incelikler (bk. l-ṭ-f)
    mahlûkat: yaratıklar (bk. ḫ-l-ḳ) mehâsin: güzellikler (bk. ḥ-s-n)
    melâike: melekler (bk. m-l-k) merâtib-i tevhid: Allah’ın bir olduğuna inanmanın mertebeleri, dereceleri (bk. v-ḥ-d)
    mukabil: karşılık mukteza-yı hakikat ve hikmet: İlâhî gaye ve hakikatın gereği (bk. ḥ-ḳ-ḳ; ḥ-k-m)
    mukteza-yı hikmet: İlâhî hikmetin gereği (bk. ḥ-k-m) mu’cize: bir benzerini yapma konusunda başkalarını âciz bırakan olağanüstü şey (bk. a-c-z)
    nihayet: son derece ruhanî: maddî yapısı olmayan ve gözle görülemeyen ruh âlemine ait varlık (bk. r-v-ḥ)
    sadâ: ses sanayi: san’atlar (bk. ṣ-n-a)
    saray-ı âlem: âlem sarayı (bk. a-l-m) seyir: gezme
    suret: şekil, biçim (bk. ṣ-v-r) tarif: açıklama, tanıtma (bk. a-r-f)
    tavsif: vasıflandırma, niteleme (bk. v-ṣ-f) tefekkür: Allah’ı tanımayı sonuç verecek şekilde düşünme (bk. f-k-r)
    tenezzüh: gezinti (bk. n-z-h) tevhid: birleme; herşeyin bir olan Allah’a ait olduğunu bilme ve inanma (bk. v-ḥ-d)
    teşhir: sergileme vahdâniyet: birlik, Allah’ın birliği ve ortağının olmayışı (bk. v-ḥ-d)
    ziynet: süs (bk. z-y-n) zîşuur: şuurlu, bilinçli (bk. ẕî; ş-a-r)
    âlem: evren, yaratılmışların hepsi (bk. a-l-m) âsâr: eserler
    âyine: ayna âyinedarlık: aynalık
    âzamî: en büyük, en çok (bk. a-ẓ-m) şâşaalı: gösterişli, göz alıcı bir şekilde
    Yazar : Risale Forum

  9. #29
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.226
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61890


    Otuz Birinci Söz - Sayfa 786

    Hem şu kâinatın Hâkim-i Hakîmi, şu kâinatın tahavvülâtındaki maksat ve gayeyi tazammun eden tılsım-ı muğlâkını ve mevcudatın “nereden, nereye ve ne oldukları” olan şu üç sual-i müşkilin muammâsını bir elçi vasıtasıyla umum zîşuurlara açtırmak istemesine mukabil, en vâzıh bir surette ve en âzamî bir derecede, hakaik-i Kur’âniye vasıtasıyla o tılsımı açan ve o muammâyı halleden, yine bilbedâhe o zâttır.

    Hem şu âlemin Sâni-i Zülcelâli, bütün güzel masnuatıyla kendini zîşuur olanlara tanıttırmak ve kıymetli nimetlerle kendini onlara sevdirmesi, bizzarure, onun mukabilinde, zîşuur olanlara marziyâtı ve arzu-yu İlâhiyelerini bir elçi vasıtasıyla bildirmesini istemesine mukabil, en âlâ ve ekmel bir surette, Kur’ân vasıtasıyla o marziyat ve arzuları beyan eden ve getiren, yine bilbedâhe o zâttır.

    Hem Rabbü’l-Âlemîn, meyve-i âlem olan insana, âlemi içine alacak bir vüs’at-i istidat verdiğinden ve bir ubûdiyet-i külliyeye müheyyâ ettiğinden ve hissiyatça kesrete ve dünyaya müptelâ olduğundan bir rehber vasıtasıyla yüzlerini kesretten vahdete, fâniden bâkiye çevirmek istemesine mukabil, en âzamî bir derecede, en eblâğ bir surette, Kur’ân vasıtasıyla en ahsen bir tarzda rehberlik eden ve risaletin vazifesini en ekmel bir tarzda ifa eden, yine bilbedâhe o zâttır.

    İşte, mevcudatın en eşrefi olan zîhayat ve zîhayat içinde en eşref olan zîşuur ve zîşuur içinde en eşref olan hakikî insan ve hakikî insan içinde geçmiş vezâifi en âzamî bir derecede, en ekmel bir surette ifa eden zât, elbette o Mirac-ı Azîm ile Kab-ı Kavseyne çıkacak, saadet-i ebediye kapısını çalacak, hazine-i rahmetini açacak, imanın hakaik-i gaybiyesini görecek, yine o olacaktır.

    Sabian: Bilmüşahede, şu masnuatta gayet güzel tahsinat, nihayet derecede


    Hâkim-i Hakîm: herşeyi hikmetle yapan ve herşeye hükmeden Allah (bk. ḥ-k-m) Kab-ı Kavseyn: Cenab-ı Hakka en yakın olan makam; Peygamberimiz Miracda bu makamda bizzat Cenab-ı Hak ile görüşmüştür (bk. ḳ-v-b)
    Mirac-ı Azîm: Peygamberimizin (a.s.m.) Allah’ın huzuruna yükselişi ve bütün kâinat âlemlerini gezdiği büyük yolculuk (bk. a-r-c; a-ẓ-m) Rabbü’l-Âlemîn: âlemlerin Rabbi olan Allah (bk. r-b-b; a-l-m)
    Sâni-i Zülcelâl: herşeyi san’atlı bir şekilde yapan, sonsuz haşmet ve yücelik sahibi Allah (bk. ṣ-n-a; ẕü; c-l-l) ahsen: en güzel (bk. ḥ-s-n)
    beyan: açıklama (bk. b-y-n) bilbedâhe: ap açık bir şekilde
    bilmüşahede: gözle görüldüğü üzere (bk. ş-h-d) bizzarure: zorunlu olarak, kaçınılmaz şekilde
    bâki: sürekli, kalıcı (bk. b-ḳ-y) eblağ: en beliğ, veciz ve açık olarak (bk. b-l-ğ)
    ekmel: en mükemmel (bk. k-m-l) eşref: en şerefli
    fâni: gelip geçici, ölümlü (bk. f-n-y) hakaik-i gaybiye: gizli ve bilinmeyen gerçekler (bk. ḥ-ḳ-ḳ; ğ-y-b)
    hakaik-ı Kur’âniye: Kur’ân’ın hakikatleri (bk. ḥ-ḳ-ḳ) hakikî: gerçek (bk. ḥ-ḳ-ḳ)
    hazine-i rahmet: Allah’ın rahmet hazinesi (bk. r-ḥ-m) hissiyatça: duyguları açısından
    ifa etmek: yerine getirmek kesret: çokluk (bk. k-s̱-r)
    kâinat: evren, yaratılmış herşey (bk. k-v-n) maksat: kastedilen şey, gaye (bk. ḳ-ṣ-d)
    marziyat ve arzu-yu İlâhiye: Cenâb-ı Allah’ın istekleri ve razı olduğu şeyler (bk. e-l-h) masnuat: sanat eseri varlıklar (bk. ṣ-n-a)
    mevcudat: varlıklar (bk. v-c-d) meyve-i âlem: kâinatın meyvesi (bk. a-l-m)
    muammâ: anlaşılması zor olan sır mukabil: karşılık
    müheyyâ: hazırlama müptelâ: bağımlı, tutkun
    nihayet: son risalet: peygamberlik (bk. r-s-l)
    saadet-i ebediye: sonsuz mutluluk (bk. e-b-d) sabian: yedincisi
    sual-i müşkil: zor soru suret: şekil, biçim (bk. ṣ-v-r)
    tahavvülât: değişimler, düşünmeler tahsinat: güzelleştirmeler (bk. ḥ-s-n)
    tazammun eden: içine alan tılsım: sır, gizem
    tılsım-ı muğlâk: anlaşılması zor sır ubûdiyet-i külliye: büyük ve umumî kulluk (bk. a-b-d; k-l-l)
    umum: bütün vahdet: birlik, teklik (bk. v-ḥ-d)
    vezâif: vazifeler, görevler vâzıh: açık, aşikâr
    vüs’at-i istidat: kabiliyet genişliği (bk. a-d-d) zîhayat: hayat sahibi, canlı (bk. ẕî; ḥ-y-y)
    zîşuur: şuur sahibi, bilinçli (bk. ẕî; ş-a-r) âlem: kâinat, evren (bk. a-l-m)
    âzamî: en büyük (bk. a-ẓ-m)
    Yazar : Risale Forum

  10. #30
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.226
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61890


    Otuz Birinci Söz - Sayfa 787

    süslü tezyinat vardır. Ve bilbedâhe, şöyle tahsinat ve tezyinat, onların Sâniinde gayet şiddetli bir irade-i tahsin ve kasd-ı tezyin var olduğunu gösterir. Ve irade-i tahsin ve tezyin ise, bizzarure, o Sânide san’atına karşı kuvvetli bir rağbet ve kudsî bir muhabbet olduğunu gösterir. Ve masnuat içinde en câmi’ ve letâif‑i san’atı birden kendinde gösteren ve bilen ve bildiren ve kendini sevdiren ve başka masnuattaki güzellikleri “Maşaallah” deyip istihsan eden, bilbedâhe, o san’atperver ve san’atını çok seven Sâniin nazarında en ziyade mahbup o olacaktır.

    İşte, masnuatı yaldızlayan mezâyâ ve mehâsine ve mevcudatı ışıklandıran letâif ve kemâlâta karşı “Sübhanallah, Maşaallah, Allahu ekber” diyerek semâvâtı çınlattıran ve Kur’ân’ın nağamâtıyla kâinatı velveleye verdiren, istihsan ve takdirle, tefekkür ve teşhirle, zikir ve tevhidle ber ve bahri cezbeye getiren, yine bilmüşahede o zâttır.

    İşte, böyle bir zât ki, es-sebebü ke’l-fâil1 sırrınca, bütün ümmetin işlediği hasenâtın bir misli, onun kefe-i mizanında bulunan ve umum ümmetinin salâvatı onun mânevî kemâlâtına imdat2 veren ve risaletinde gördüğü vezâifin netâicini ve mânevî ücretleriyle beraber rahmet ve muhabbet-i İlâhiyenin nihayetsiz feyzine mazhar olan bir zât, elbette Mirac merdiveniyle Cennete, Sidretü’l-Müntehâya, Arşa ve Kab-ı Kavseyne kadar gitmek,3 ayn-ı hak, nefs-i hakikat ve mahz‑ı hikmettir.

    Not
    Dipnot-1
    bk. Tirmizî, İlim 14; Müsned 5:357; Ebû Hanîfe, el-Müsned 1:151.
    Dipnot-2
    bk. Ahzâb Sûresi, 33:56; Buhârî, Ezan 8, Tefsîr (17)11; Müslüm, Salat 14; Ebû Dâvûd, Salat 37.
    Dipnot-3
    bk. Necm Sûresi, 53:4-18.


    Allahu ekber: “Allah en büyüktür” (bk. k-b-r) Arş: Allah’ın büyüklük ve yüceliğinin ve herşeyi kuşatan sınırsız egemenliğinin tecelli ettiği yer (bk. a-r-ş)
    Kab-ı Kavseyn: Cenab-ı Hakka en yakın olan makam; Peygamberimiz Miracda Cenâb-ı Hakla bu makamda bizzat görüşmüştür (bk. ḳ-v-b) Maşaallah: Allah dilemiş ve ne güzel yaratmış
    Mirac: Peygamberimizin (a.s.m.) Allah’ın huzuruna yükselişi ve bütün kâinat âlemlerini gezdiği yolculuk (bk. a-r-c) Sidretü’l-Müntehâ: yedinci kat gökte olduğu rivâyet edilen ve Peygamberimizin (a.s.m.) ulaştığı en son makam
    Sâni: herşeyi sanatlı bir şekilde yaratan Allah (bk. ṣ-n-a) Sübhânallah: “Allah her türlü eksiklikten sonsuz derecede yücedir” (bk. s-b-ḥ)
    ayn-ı hak: doğrunun aynısı, kendisi (bk. ḥ-ḳ-ḳ) bahr: deniz
    ber: kara bilbedâhe: ap açık bir şekilde
    bilmüşahede: gözle görüldüğü gibi (bk. ş-h-d) bizzarure: zorunlu olarak
    cezbe: kendinden geçme hali câmi’: kapsamlı (bk. c-m-a)
    es-sebebü ke’l-fâil: “birşeye sebep olan onu yapan gibidir” (bk. s-b-b; f-a-l) feyz: bereket, nimet (bk. f-y-ḍ)
    hasenât: iyilikler, sevaplar (bk. ḥ-s-n) irade-i tahsin: güzelleştirme iradesi, isteği (bk. r-v-d; ḥ-s-n)
    istihsan: beğenme, güzel bulma (bk. ḥ-s-n) kasd-ı tezyin: süsleme kastı, süslü olsun diye bilerek süslemek (bk. ḳ-ṣ-d; z-y-n)
    kefe-i mizan: terazi kefesi (bk. v-z-n) kemâlât: mükemmel özellikler, kusursuzluklar (bk. k-m-l)
    kudsî: kutsal, kusursuz ve yüce (bk. ḳ-d-s) kâinat: evren, yaratılmış herşey (bk. k-v-n)
    letâif: güzel ve hoş şeyler (bk. l-ṭ-f) letâif-i san’at: sanattaki güzellikler (bk. l-ṭ-f; ṣ-n-a)
    mahbup: sevgili (bk. ḥ-b-b) mahz-ı hikmet: hikmetin ta kendisi (bk. ḥ-k-m)
    masnuat: sanat eseri varlıklar (bk. ṣ-n-a) mazhar: erişme, sahip olma (bk. ẓ-h-r)
    mehâsin: güzellikler (bk. ḥ-s-n) mevcudat: varlıklar (bk. v-c-d)
    mezâyâ: meziyetler, üstün özellikler misl: eş değer (bk. m-s̱-l)
    muhabbet: sevgi (bk. ḥ-b-b) muhabbet-i İlâhiye: Allah’ın sevgisi (bk. ḥ-b-b; e-l-h)
    nazarında: gözünde, bakışında nağamât: nağmeler, hoş sesler
    nefs-i hakikat: gerçeğin kendisi (bk. ḥ-ḳ-ḳ) netâic: neticeler
    nihayetsiz: sonsuz rahmet: şefkat, merhamet (bk. r-ḥ-m)
    rağbet: yöneliş, istek risalet: peygamberlik (bk. r-s-l)
    salâvat: Peygamberimize edilen rahmet ve esenlik duası (bk. ṣ-l-v) san’atperver: san’at sever (bk. ṣ-n-a)
    semâvât: gökler (bk. s-m-v) tahsin: güzelleştirme (bk. ḥ-s-n)
    tahsinat: güzelleştirmeler (bk. ḥ-s-n) takdir: birşeyin değerini anlama ve ilân etme (bk. ḳ-d-r)
    tefekkür: Allah’ı tanımayı sonuç verecek şekilde düşünme (bk. f-k-r) tevhid: Allah’ı bir olarak bilme ve ilân etme (bk. v-ḥ-d)
    tezyin: süsleme (bk. z-y-n) tezyinat: süslemeler (bk. z-y-n)
    teşhir: sergileme umum: bütün
    velvele: coşku, haykırış vezâif: vazifeler, görevler
    zikir: Allah’ı anma ziyade: çok, fazla
    ümmet: peygambere inanıp onun yolundan gidenler, mü’minler
    Yazar : Risale Forum

Sayfa 3/5 İlkİlk 12345 SonSon

Facebook Yorumları

Facebook Giriş

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Bu Konudaki Etiketler

103, 118, 124, 126, 127, 128, 130, 139, 143, 148, 151, 157, 159, 160, 161, 163, 164, 165, 166, 171, 176, 191, 192, 193, 194, 207, 209, 827, abdini, açacak, acip, adaletli, adedince, adıyla, aklı, akıldan, akıllara, alâküllihal, âlemleri, anlayamıyorum, aracı, araf, arınmış, arz, aya, âyine, bahusus, bazı, bağlantı, bağış, bağışlar, başkasını, beşer, bildirip, bildirir, bilinen, bilmüşahede, binaen, bir adam, birdir, biri, birinci söz, birlik, bizleri, bizzat, budur, bulunmak, bütün, camide, çavuş, çoktur, cömertlik, çürütme, çıplak, dadır, daire, dağıtacak, dediler, demişler, derece, diyebilir, diyorsunuz, doğrular, düzenli, düğü, düşmanı, edepli, edilsin, efes turları, elbet, engeller, esasa, esenlik, etmeme, ettiren, eşsiz, fazilet, faziletler, fikrini, gece, gelmiş, general, gerçekleri, getirip, gezi, gideceğini, gidip, girdim, gitmiş, gökte, gökteki, gördüğünü, görmeye, görseler, gösteriş, gösterme, güzelliği, hakaiki, hakikat, haktan, halka, hâlıkını, hararet, havas, hayrette, haşirde, herşeye, herşeyin, hilkat, hücum, huşû, ibarettir, içindekiler, ihata, ilerleme, ilham, ilişkisi, imaniye, imaniyeyi, imanın, imdat, inkâr, isen, istekleri, işaret, jpg, kamer, kanunları, kelâm, kendilerini, kesretli, konuşmak, kudüs, kullar, külliye, kısmı, kısımdan, kıyamete, kıymetini, lam, lâzım, libası, lütuf, lüzumu, mahiyeti, makamından, mama, masnuatı, mecbur, medarı, memlekete, meselâ, mevcudat, mevcut, meydanı, meyvesini, meşhurdur, mirac, misafirhanesi, misli, muazzam, muhabbete, muhakkak, muhaldir, muhammediyenin, mümkü, müş, nail, nefer, nihayet, nüfuz, nurdur, nurlandıran, olduk, olduğuna, olduğundan, olmamak, orga, öyledir, özellikle, özgü, rabbinin, risaleti, rububiyeti, sabahı, sayan, sekiz, semeresi, sergiler, sermaye, sihri, sohbete, söylemiş, sözlerde, süre, süren, sûresi, suretle, surlar, susuz, taksim, tamamıyla, tanımayan, tasdike, terakki, teşhir, toplansa, umum, üstü, varlığının, vazifeler, verdiği, veyahut, yapması, yerden, yükseliş, yüzleri, yıldızları, ışık, zarif, zelzele, zeminde, şahsiyet, şartları, şevk, şeye

Etiket Bulutu Ana Sayfası

Sosyal İmleme

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222