Sayfa 4/4 İlkİlk 1234
34 sonuçtan 31 ile 34 arası

  1. #31
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.226
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61890


    Otuzuncu Söz - Sayfa 754

    göre onlara tecellî eden esmânın hesabına ve şerefine olarak birer mânevî letâfet, birer mânevî nur, birer makam, birer mânevî ders almalarını gösteriyor.

    Elhasıl: Madem Sâni-i Hakîm herşey için o şeye münasip bir nokta-i kemâl ve ona lâyık bir mertebe-i feyz-i vücut tayin edip ve o şeye, o nokta-i kemâle sa’y edip gitmek için bir istidat vererek ona sevk ediyor. Ve bütün nebâtât ve hayvânâtta şu kanun-u rububiyet câri olmakla beraber, cemâdatta dahi câridir ki, âdi toprağa, elmas derecesine ve cevahir-i âliye mertebesine bir terakkiyat veriyor. Ve şu hakikatte muazzam bir kanun-u rububiyetin ucu görünüyor.

    Hem madem o Hâlık-ı Kerîm, tenasül kanun-u azîminde istihdam ettiği hayvânâta ücret olarak, birer maaş gibi, birer lezzet-i cüz’iye veriyor. Ve arı ve bülbül gibi, sair hidemât-ı Rabbâniyede istihdam olunan hayvanlara birer ücret-i kemâl verir; şevk ve lezzete medar birer makam veriyor. Ve şunda bir muazzam kanun-u keremin ucu görünüyor.

    Hem madem herşeyin hakikati, Cenâb-ı Hakkın bir isminin tecellîsine bakar, ona bağlıdır, ona âyinedir. O şey ne kadar güzel bir vaziyet alsa, o ismin şerefinedir; o isim öyle ister. O şey bilse, bilmese, o güzel vaziyet, hakikat nazarında matluptur. Ve şu hakikatten, gayet muazzam bir kanun-u tahsin ve cemâlin ucu görünüyor.

    Hem madem Fâtır-ı Kerîm, düstur-u kerem iktizasıyla, birşeye verdiği makamı ve kemâli, o şeyin müddeti ve ömrü bitmesiyle, o kemâli geriye almıyor. Belki, o zîkemâlin meyvelerini, neticelerini, mânevî hüviyetini ve mânâsını, ruhlu ise ruhunu ibkà ediyor. Meselâ, dünyada insanı mazhar ettiği kemâlâtın mânâlarını, meyvelerini ibkà ediyor. Hattâ, müteşekkir bir mü’minin yediği zâil meyvelerin şükrünü, hamdini, mücessem bir meyve-i Cennet suretinde tekrar ona veriyor. Ve şu hakikatte, muazzam bir kanun-u rahmetin ucu görünüyor.


    Cenâb-ı Hak: Hakkın ta kendisi olan, şeref ve azamet sahibi yüce Allah (bk. ḥ-ḳ-ḳ) Fâtır-ı Kerîm: sonsuz cömertlik ve ikram sahibi olan ve herşeyi hârika, eşsiz sanatıyla yaratan Allah (bk. f-ṭ-r; k-r-m)
    Hâlık-ı Kerîm: sonsuz cömertlik ve ikram sahibi ve herşeyi yoktan yaratan Allah (bk. ḫ-l-ḳ; k-r-m) Sâni-i Hakîm: herşeyi hikmetle ve san’atla yaratan Allah (bk. ṣ-n-a; ḥ-k-m)
    cemâdat: cansız varlıklar cevahir-i âliye: değerli taşlar
    câri: geçerli, yürürlükte düstur-u kerem: cömertlik ve ikram prensibi (bk. k-r-m)
    elhasıl: özetle, sonuç olarak esmâ: isimler (bk. s-m-v)
    hakikat: gerçek mahiyet, esas, içyüz (bk. ḥ-ḳ-ḳ) hakikat nazarı: gerçeği gören bakış (bk. ḥ-ḳ-ḳ; n-ẓ-r)
    hamd: övgü, teşekkür (bk. ḥ-m-d) hayvânât: hayvanlar (bk. ḥ-y-y)
    hidemât-ı Rabbâniye: herşeyin Rabbi olan Allah’a yönelik hizmetler (bk. r-b-b) hüviyet: şahsiyet, kişilik
    ibkà etmek: kalıcı ve devamlı hale getirmek (bk. b-ḳ-y) iktiza: gerektirme
    istidat: kabiliyet, yetenek (bk. a-d-d) istihdam: çalıştırma
    kanun-u azîm: büyük kanun (bk. ḳ-n-n; a-ẓ-m) kanun-u kerem: cömertlik, bağış ve ikram kanunu (bk. ḳ-n-n; k-r-m)
    kanun-u rahmet: rahmet kanunu (bk. ḳ-n-n; r-ḥ-m) kanun-u rububiyet: Allah’ın herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri vermesi, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulundurması kanunu (bk. ḳ-n-n; r-b-b)
    kanun-u tahsin ve cemâl: güzellik kanunu (bk. ḳ-n-n; ḥ-s-n; c-m-l) kemâl: kusursuzluk, mükemmellik (bk. k-m-l)
    kemâlât: mükemmellikler (bk. k-m-l) letâfet: güzellik, hoşluk (bk. l-ṭ-f)
    lezzet-i cüz’iye: küçük ve az lezzet (bk. c-z-e) matlup: istenilen (bk. ṭ-l-b)
    mazhar: erişme, sahip olma (bk. ẓ-h-r) medar: dayanak, vesile
    mertebe: derece mertebe-i feyz-i vücut: varlığın en bereketli ve verimli hâle geldiği derece (bk. f-y-ḍ; v-c-d)
    meyve-i Cennet: Cennet meyvesi muazzam: çok büyük (bk. a-ẓ-m)
    mücessem: cisimleşmiş, maddi yapısı olan münasip: uygun (bk. n-s-b)
    müteşekkir: şükreden (bk. ş-k-r) mü’min: imanlı, Allah’a inanan (bk. e-m-n)
    nebâtât: bitkiler nokta-i kemâl: mükemmellik noktası (bk. k-m-l)
    sair: diğer sa’y: çalışma
    suret: şekil, biçim (bk. ṣ-v-r) tayin etmek: belirlemek
    tecellî: yansıma (bk. c-l-y) tenasül: üreme
    terakkiyat: ilerlemeler, yükselmeler zâil: geçici, yok olucu
    zîkemâl: kemâl sahibi, mükemmel (bk. ẕî; k-m-l) âdi: basit, sıradan
    ücret-i kemâl: varlıkların değişip mükemmelleşerek bir tür ücret kazanması (bk. k-m-l)


    Yazar : Risale Forum

  2. #32
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.226
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61890


    Otuzuncu Söz - Sayfa 755

    Hem madem Hallâk-ı Bîmisal israf etmiyor, abes işleri yapmıyor. Hattâ güz mevsiminde vazifesi bitmiş, vefat etmiş mahlûkların enkaz-ı maddiyesini bahar masnuatında istimal ediyor, onların binalarında derc ediyor. Elbette,

    1يَوْمَ تُبَدَّلُ اْلاَرْضُ غَيْرَ اْلاَرْضِ sırrıyla,وَاِنَّ الدَّارَ اْلاٰخِرَةَ لَهِىَ الْحَيَوَانُ 2 işaretiyle, şu dünyada câmid, şuursuz, ve mühim vazifeler gören zerrât-ı arziyenin, elbette taşı, ağacı, herşeyi zîhayat ve zîşuur olan âhiretin bazı binalarında derc ve istimali mukteza-yı hikmettir. Çünkü, harap olmuş dünyanın zerrâtını dünyada bırakmak veya ademe atmak israftır. Ve şu hakikatten, pek muazzam bir kanun-u hikmetin ucu görünüyor.

    Hem madem şu dünyanın pek çok âsârı ve mâneviyâtı ve meyveleri ve cin ve ins gibi mükellefînin mensucat-ı amelleri, sahâif-i ef’alleri, ruhları, cesetleri âhiret pazarına gönderiliyor. Elbette o semerâta ve mânâlara hizmet eden ve arkadaşlık eden zerrât-ı arziye dahi, vazife noktasında kendine göre tekemmül ettikten sonra, yani nur-u hayata çok defa hizmet ve mazhar olduktan sonra ve hayatî tesbihata medar olduktan sonra, şu harap olacak dünyanın enkazı içinde, şu zerrâtı dahi öteki âlemin binasında derc etmek, mukteza-yı adl ve hikmettir. Ve şu hakikatten, pek muazzam bir kanun-u adlin ucu görünüyor.

    Hem madem ruh cisme hâkim olduğu gibi, câmid maddelerde dahi, kaderin yazdığı evâmir-i tekvîniye o maddelere hâkimdir. O maddeler, kaderin mânevî yazısına göre mevki ve nizam alabilirler. Meselâ, yumurtaların envâında ve nutfelerin aksamında ve çekirdeklerin esnafında ve tohumların ecnâsında kaderin ayrı ayrı yazdığı evâmir-i tekvîniye cihetiyle ayrı ayrı makam ve nur sahibi oluyorlar. Ve o madde itibarıyla mahiyetleriHAŞİYE-1 bir hükmünde olan o maddeler,

    Not
    Dipnot-1
    “O gün yeryüzü başka bir şekle girer.” İbrahîm Sûresi, 14:48.
    Dipnot-2
    “Asıl hayata mazhar olan ise âhiret yurdudur.” Ankebut Sûresi, 29:64.

    Haşiye-1
    Evet, bütün onlar dört unsurdan mürekkeptir. Müvellidülmâ, müvellidülhumuza, azot, karbon gibi maddelerden teşkil olunuyorlar. Maddece bir sayılabilirler. Farkları yalnız kaderin mânevî yazısındadır.




    Hallâk-ı Bîmisal: eşi ve benzeri olmayan yaratıcı, Allah (bk. ḫ-l-ḳ; m-s̱-l) abes: anlamsız, gayesiz
    adem: yokluk aksam: kısımlar
    bina: yapı cihet: yön
    câmid: cansız derc: yerleştirme
    ecnâs: cinsler, türler enkaz-ı maddiye: maddi yıkıntılar
    envâ: çeşitler, türler esnaf: sınıflar
    evâmir-i tekvîniye: yaratılışa ait emirler (bk. k-v-n) güz: sonbahar
    hakikat: gerçek, doğru (bk. ḥ-ḳ-ḳ) hayatî: hayatla ilgili (bk. ḥ-y-y)
    haşiye: dipnot, açıklayıcı not hâkim: hükmeden (bk. ḥ-k-m)
    ins: insanlar istimal: kullanma
    istimal etmek: kullanmak itibarıyla: özelliğiyle (bk. a-b-r)
    kader: Allah’ın meydana gelecek hadiseleri olmadan önce takdir etmesi, planlaması (bk. ḳ-d-r) kanun-u adl: adalet kanunu (bk. ḳ-n-n; a-d-l)
    kanun-u hikmet: hikmet kanunu (bk. ḥ-k-m; ḳ-n-n) mahiyet: özellik, nitelik, esas
    mahlûk: yaratık (bk. ḫ-l-ḳ) masnuat: san’at eseri varlıklar (bk. ṣ-n-a)
    mazhar: erişme, sahip olma (bk. ẓ-h-r) medar: vesile, dayanak
    mensucat-ı amel: iş ve davranışların dokumaları mevki: yer, konum
    muazzam: çok büyük (bk. a-ẓ-m) mukteza-yı adl ve hikmet: hikmet ve adaletin gereği (bk. a-d-l; ḥ-k-m)
    mukteza-yı hikmet: Allah’ın hikmetinin gereği (bk. ḥ-k-m) mâneviyât: mânevî âleme ait olan şeyler (bk. a-n-y)
    mühim: önemli mükellefîn: yükümlüler, vazifeliler
    mürekkep: oluşmuş; bileşik müvellidülhumuza: oksijen
    müvellidülmâ: hidrojen nizam: düzen (bk. n-ẓ-m)
    nur-u hayat: hayat nuru (bk. n-v-r; ḥ-y-y) nutfe: memelilerin yaratıldığı su, meni
    sahâif-i ef’âl: fiilerin ve işlerin sahifeleri (bk. f-a-l) semerât: meyveler
    tekemmül: olgunlaşma, mükemmelleşme (bk. k-m-l) tesbihat: Allah’ı noksan sıfatlardan yüce tutan sözler (bk. s-b-ḥ)
    teşkil olunmak: oluşturulmak zerrât: atomlar, en küçük madde parçaları
    zerrât-ı arziye: yerin, maddenin yapı taşları zîhayat: canlı (bk. ẕî; ḥ-y-y)
    zîşuur: şuurlu, bilinçli (bk. ẕî; ş-a-r) âhiret: öteki dünya (bk. e-ḫ-r)
    âlem: dünya (bk. a-l-m) âsâr: eserler
    şuursuz: bilinçsiz (bk. ş-a-r)


    Yazar : Risale Forum

  3. #33
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.226
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61890


    Otuzuncu Söz - Sayfa 756

    hadsiz muhtelif mevcudata menşe oluyorlar, ayrı ayrı makam ve nur sahibi oluyorlar. Elbette, hidemât-ı hayatiye ve hayattaki tesbihat-ı Rabbâniyede defaatle bir zerre bulunmuşsa ve hizmet etmişse, o zerrenin mânevî alnında o mânâların hikmetlerini, hiçbir şeyi kaybetmeyen kader kalemiyle kaydetmesi, mukteza-yı ihata-i ilmîdir. Ve şunda pek muazzam bir kanun-u ilm-i muhitin ucu görünüyor.

    Öyle ise, zerrelerHAŞİYE-1 başıboş değiller.

    Netice-i kelâm: Geçmiş yedi kanun, yani kanun-u rububiyet, kanun-u kerem, kanun-u cemâl, kanun-u rahmet, kanun-u hikmet, kanun-u adl, kanun-u ihata-i ilmî gibi pek çok muazzam kanunların görünen uçları arkalarında birer İsm-i Âzam ve o İsm-i Âzamın tecellî-i âzamını gösteriyorlar. Ve o tecellîden anlaşılıyor ki, sair mevcudat gibi, şu dünyadaki tahavvülât-ı zerrât dahi, gayet âli hikmetler için kaderin çizdiği hudut üzerine kudretin verdiği evâmir-i tekvîniyeye göre hassas bir mizan-ı ilmî ile cevelân ediyorlar. Adeta başka, yüksek bir âlemeHAŞİYE-2 gitmeye hazırlanıyorlar. Öyle ise, zîhayat cisimler, o seyyah zerrelere


    Not
    Haşiye-1
    Şu cevap, yedi “madem” kelimelerine bakar.
    Haşiye-2
    Çünkü, bilmüşahede, gayet cevâdâne bir faaliyetle şu âlem-i kesif ve süflîde pek kesretle nur-u hayatı serpmek ve iş’âl etmek, hattâ en hasis maddelerde ve taaffün etmiş cisimlerde kesretle taze bir nur-u hayatı ışıklandırmak, o kesif ve hasis maddeleri nur-u hayatla letâfetlendirmek, cilâlandırmak, sarahate yakın işaret ediyor ki, gayet lâtif, ulvî, nazif, hayattar diğer bir âlemin hesabına şu kesif, câmid âlemi, zerrâtın hareketiyle, hayatın nuruyla cilâlandırıyor, eritiyor, güzelleştiriyor, güya lâtif bir âleme gitmek için ziynetlendiriyor. İşte, beşer haşrini aklına sığıştıramayan dar akıllı adamlar, Kur’ân’ın nuruyla rasat etseler görecekler ki, bütün zerrâtı bir ordu gibi haşredecek kadar muhit bir kanun-u kayyûmiyet görünüyor, bilmüşahede tasarruf ediyor.




    beşer: insan bilmüşahede: gözle görüldüğü gibi (bk. ş-h-d)
    cevelân: dolaşma, gezme cevâdâne: cömertçe (bk. c-v-d)
    câmid: cansız defaat: defalarca
    evâmir-i tekvîniye: yaratılışla ilgili emirler (bk. k-v-n) hadsiz: sınırsız
    hasis: âdi, değersiz hayattar: canlı (bk. ḥ-y-y)
    haşiye: dipnot, açıklayıcı not haşr: öldükten sonra âhirette tekrar diriltilip Allah’ın huzurunda toplanma (bk. ḥ-ş-r)
    hidemât-ı hayatiye: hayata ait hizmetler, görevler (bk. ḥ-y-y) hikmet: sır, incelik; fayda, gaye (bk. ḥ-k-m)
    hudud: sınır iş’al etmek: nurlandırmak, ışıklandırmak
    kader: Allah’ın meydana gelecek hadiseleri olmadan önce takdir etmesi, planlaması (bk. ḳ-d-r) kanun-u adl: adalet kanunu (bk. ḳ-n-n; a-d-l)
    kanun-u cemâl: güzellik kanunu (bk. ḳ-n-n; c-m-l) kanun-u hikmet: hikmet kanunu (bk. ḳ-n-n; ḥ-k-m)
    kanun-u ihata-i ilmî: Allah’ın ilminin herşeyi kuşatmasının kanunu (bk. ḳ-n-n; a-l-m) kanun-u ilm-i muhit: Allah’ın herşeyi kuşatan ilminin kanunu (bk. ḳ-n-n; a-l-m)
    kanun-u kayyûmiyet: Allah’ın yarattıklarının varlıklarını ayakta tutup devam ettirme kanunu (bk. ḳ-n-n; ḳ-v-m) kanun-u kerem: cömertlik, ikram ve bağış kanunu (bk. ḳ-n-n; k-r-m)
    kanun-u rahmet: rahmet kanunu (bk. ḳ-n-n; r-ḥ-m) kanun-u rububiyet: Allah’ın bütün varlık âlemini terbiye ve idare ediciliğinin kanunu (bk. ḳ-n-n; r-b-b)
    kesif: yoğun, katı kesretle: çoklukla (bk. k-s̱-r)
    kudret: İlâhî güç, iktidar (bk. ḳ-d-r) letâfetlendirmek: güzelleştirmek (bk. l-ṭ-f)
    lâtif: güzel, hoş (bk. l-ṭ-f) menşe: kaynak
    mevcudat: varlıklar (bk. v-c-d) mizan-ı ilmî: ilmî ölçü (bk. v-z-n; a-l-m)
    muazzam: çok büyük (bk. a-ẓ-m) muhit: kuşatıcı, kapsamlı
    muhtelif: çeşitli mukteza-yı ihata-i ilmî: Allah’ın ilminin herşeyi kuşatmasının gereği (bk. a-l-m)
    nazif: temiz, pak netice-i kelâm: sözün özü (bk. k-l-m)
    nur-u hayat: hayat nuru (bk. n-v-r; ḥ-y-y) rasat: gözetleme
    sair: diğer, başka sarahat: açıklık
    seyyah: hareketli, gezici süflî: aşağılık, alçak
    taaffün etmek: bozulmak, çürümek tahavvülât-ı zerrât: atomların değişim, dönüşüm ve hareketleri
    tasarruf: herşeyi dilediği gibi kullanma ve yönetme (bk. ṣ-r-f) tecellî: yansıma (bk. c-l-y)
    tecellî-i âzam: en büyük yansıma (bk. c-l-y; a-ẓ-m) tesbihat-ı Rabbâniye: Allah’ı öven ve kusurdan yüce tutan sözler (bk. s-b-ḥ; r-b-b)
    ulvî: yüce zerre: atom, en küçük madde parçası
    zerrât: atomlar, en küçük madde parçaları ziynetlendirmek: süslendirmek (bk. z-y-n)
    zîhayat: canlı (bk. ẕî; ḥ-y-y) âlem: dünya (bk. a-l-m)
    âlem-i kesif: yoğun madde âlemi, dünya (bk. a-l-m) âli: yüce
    İsm-i Âzam: Cenâb-ı Hakkın binbir isminden en büyük ve mânâca diğer isimleri kuşatmış olanı (bk. s-m-v; a-ẓ-m)


    Yazar : Risale Forum

  4. #34
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.226
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61890


    Otuzuncu Söz - Sayfa 757

    güya birer mektep, birer kışla, birer misafirhane-i terbiye hükmündedir. Ve öyle olduğuna, bir hads-i sâdıkla hükmedilebilir.Elhasıl: Birinci Sözde denildiği ve ispat edildiği gibi, herşey Bismillâh der. İşte, bütün mevcudat gibi, herbir zerre ve zerrâtın herbir taifesi ve mahsus herbir cemaati, lisan-ı hâl ile Bismillâh der, hareket eder.1

    Evet, geçmiş Üç Nokta sırrıyla, herbir zerre, mebde-i hareketinde, lisan-ı hâl ile “Bismillâhirrahmânirrahîm” der. Yani, “Ben Allah’ın namıyla, hesabıyla, ismiyle, izniyle, kuvvetiyle hareket ediyorum.”

    Sonra, netice-i hareketinde, herbir masnu gibi, herbir zerre, herbir taifesi, lisan-ı hâl ile 2اَلْحَمْدُِللهِرَبِّالْعَالَمِينَder ki, bir kaside-i medhiye hükmünde olan san’atlı bir mahlûkun nakşında, kudretin küçük bir kalem ucu hükmünde kendini gösterir. Belki herbiri, mânevî, Rabbânî, muazzam, hadsiz başlı bir fonoğrafın birer plâğı hükmünde olan masnuların üstünde dönen ve tahmidât-ı Rabbâniye kasideleriyle o masnuatı konuşturan ve tesbihat-ı İlâhiye neşidelerini okutturan birer iğne başı suretinde kendini gösteriyorlar.


    دَعْوٰيهُمْ فِيهَا سُبْحَانَكَ اللّٰهُمَّ وَتَـحِيَّتُهُمْ فِيهَا سَلاَمٌ وَاٰخِرُ دَعْوٰيهُمْ اَنِ الْحَمْدُ ِللهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ 3 سُبْحَانَكَ لاَعِلْمَ لَناَۤ اِلاَّ مَاعَلَّمْتَنَاۤ اِنَّكَ اَنْتَ الْعَلِيمُ الْحَكِيمُ 4 رَبَنَّا لاَ تُزِغْ قُلُوبَنَا بَعْدَ اِذْ هَدَيْتَنَا وَهَبْ لَنَا مِنْ لَدُنْكَ رَحْمَةً اِنَّكَ اَنْتَ الْوَهَّابُ 5 اَللّٰهُمَّ صَلِّ عَلٰى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ صَلاَةً تَكُونُ لَكَ رِضَاۤءً وَلِحَقِّهِ اَدَاءً وَعَلٰۤى اٰلِهِ وَصَحْبِهِ وَاِخْوَانِهِ وَسَلِّمْ وَسَلِّمْنَا وَسَلِّمْ دِينَنَا، اٰمِينَ يَا رَبَّ الْعَالَمِينَ 6



    Not
    Dipnot-1
    bk. İsrâ Sûresi, 17:44.
    Dipnot-2
    “Her türlü hamd ve övgü, şükür ve minnet, âlemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur.” Fâtiha Sûresi, 1:2.
    Dipnot-3
    “Onların Cennetteki duaları şöyledir: ‘Allahım, Seni bütün noksan sıfatlardan tenzih ederiz.’ Aralarındaki dilekleri de hep selâmdır, iyiliktir. Duaları ise şu sözlerle sona erer: ‘Ezelden ebede her türlü hamd ve övgü, şükür ve minnet, Âlemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur.” Yûnus Sûresi, 10:10.
    Dipnot-4
    “Seni her türlü noksandan tenzih ederiz. Senin bize öğrettiğinden başka bilgimiz yoktur. Muhakkak ki ilmi ve hikmeti herşeyi kuşatan Sensin.” Bakara Sûresi, 2:32.
    Dipnot-5
    “Ey Rabbimiz! Bizi doğru yola eriştirdikten sonra kalblerimizi sapıklığa meylettirme. Yüce katından bize bir rahmet bağışla. Muhakkak ki veren Sensin, dua edip istediklerimizi bize bağışlayan Sensin.” Âl-i İmrân Sûresi, 3:8.
    Dipnot-6
    Allahım! Efendimiz Muhammed’e, âline, ashabına ve ihvânına, Senin razı olacağın şekilde ve onun hakkını eda edecek bir surette salât ve selâm et, bize ve dinimize selâmet ver. Âmin, ey Rabbü’l-Âlemîn.




    Bismillâh: Allah’ın adıyla (bk. s-m-v) Bismillâhirrahmânirrahîm: Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla (bk. s-m-v; r-ḥ-m)
    Rabbânî: Allah’a ait (bk. r-b-b) cemaat: topluluk (bk. c-m-a)
    elhasıl: özetle, sonuç olarak fonoğraf: Gromofonun ilk şekli, ses cihazı
    hads-i sâdık: tam ve şüphesiz idrak etme ve bilme (bk. ḥ-d-s̱; s-d-ḳ) kaside: övgü şiiri
    kaside-i medhiye: metheden, öven kaside kudret: güç, iktidar (bk. ḳ-d-r)
    lisan-ı hâl: hal ve beden dili mahlûk: yaratık (bk. ḫ-l-ḳ)
    masnu: sanat eseri varlık (bk. ṣ-n-a) masnuat: sanat eseri varlıklar (bk. ṣ-n-a)
    mebde-i hareket: hareketin başlangıcı mektep: okul (bk. k-t-b)
    mevcudat: varlıklar (bk. v-c-d) misafirhane-i terbiye: terbiye etmek için kurulan misafirhane (bk. r-b-b)
    muazzam: çok büyük (bk. a-ẓ-m) netice-i hareket: hareketin sonucu
    neşide: şiir suret: şekil, biçim (bk. ṣ-v-r)
    tahmidât-ı Rabbâniye: Allah’a yapılan şükür ve övgüler (bk. ḥ-m-d; r-b-b) taife: topluluk
    tesbihat-ı İlâhiye: Allah’ı noksan sıfatlardan yüce tutan sözler (bk. s-b-ḥ; e-l-h) zerre: atom, en küçük madde parçası
    zerrât: zerreler, atomlar


    Yazar : Risale Forum

Sayfa 4/4 İlkİlk 1234

Facebook Yorumları

Facebook Giriş

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Bu Konudaki Etiketler

102, 105, 112, 120, 124, 134, 136, 143, 145, 146, 154, 157, 159, 160, 161, 164, 171, 176, 184, 187, 206, 209, 592, 600, 727, 827, acip, adaletli, adedince, adıyla, aklı, âlemi, âlemleri, allah, aracı, araf, arz, asfiya, atmak, âyine, azîm, azot, bahusus, bakıyorum, bağlantı, bağış, başkasını, başıboş, beşer, bildirir, bilinen, bilinmez, bilmesi, bilmüşahede, bir adam, birdir, biri, birlik, boz, bulunmak, bırakmıyor, çok, çoktur, cömertlik, dadır, daire, davranışları, dağlar, dediler, demeye, demişler, derece, değilim, değiller, değiştirme, diriltecek, dizginini, dünyadan, duruma, düzenli, dış, edecek, edenleri, edilsin, ediyorlar, efes turları, ejderha, elektrikle, emanetin, esmâ, esrarlı, etmeme, eşsiz, fikrini, gaflete, galebe, gazabı, geçirmiş, gelmiş, gerçekleri, gezi, gibi, gif, giydirmek, gördüğünü, görmeye, görünmek, görüyorum, gösteriş, gururu, güvenli, güvenme, güzelliği, hakikatten, hâlıkını, harap, hayrette, herşeye, herşeyin, hicr, ibarettir, içindekiler, ihata, ile, ilham, insanlığı, istekleri, itham, işaret, jpg, kadar, kâinatı, kâinatın, kanunları, kapılmak, kavga, kayı, kemik, kesretli, kitabını, kudretine, kurulan, kısmı, lütuf, mâlikim, mama, masnuatı, mecbur, mecmuası, meselâ, mevcud, mevcudat, meyvesini, muazzam, muhakkak, muhaldir, mümkü, müş, nail, naks, nefer, nihayet, nüfuz, nura, olduk, olduğuna, olduğundan, omuzuna, onlardan, orga, özellikle, özgü, pamuk, parçalar, rububiyeti, sahibidir, sakı, sanmak, savunanlar, sayılan, sekiz, seviyesi, seyyare, sözlerde, sûresi, suretle, surlar, sığı, sığınmak, taksim, takvim, tapan, tasavvur, taşları, uhrevî, ümitsizlik, üstü, varlığının, vazifeler, verdiği, verildi, verilmiş, vermişler, veyahut, yayı, yazdığı, yazıldığı, yükleri, yükseliş, yunan, yıldızlara, ışık, zarif, zeminde, zerrelerin, zulmet, zulmü, şahsiyet, şerleri, şevk, şeye

Etiket Bulutu Ana Sayfası

Sosyal İmleme

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222