Sayfa 3/4 İlkİlk 1234 SonSon
34 sonuçtan 21 ile 30 arası

  1. #21
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.223
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61880


    Otuzuncu Söz - Sayfa 744

    gelecek neslindeki intizamata medar ve ilim ve emr-i İlâhînin bir ünvanı olan İmam-ı Mübînin düsturları ve imlâsı tahtında ve zaman-ı hazır ve âlem-i şehadetten teşkil ve icad-ı eşyada tasarrufa medar ve kudret ve irade-i İlâhiyenin bir ünvanı olan Kitab-ı Mübînden istinsah ile ve seyyal zamanın hakikati ve sahife‑i misaliyesi olan Levh-i Mahv, İsbatta kelimât-ı kudreti yazmak ve çizmekten gelen harekâttır ve mânidar ihtizazattır.


    Levh-i Mahfuz: herşeyin bütün ayrıntılarıyla yazıldığı kader levhası, Allah’ın ilminin bir adı (bk. ḥ-f-ẓ) Levh-i Mahv, İsbat: bir şeyin yıkılıp tekrar kuruluşunu gösteren mânevî levha; yaz boz tahtası, levhası
    ahmaklık: akılsızlık basîrâne: görerek (bk. b-ṣ-r)
    cereyan eden: akan cilve: görüntü, yansıma (bk. c-l-y)
    cüz-ü ihtiyar: insandaki çok az seçme ve tercih etme gücü (bk. c-z-e; ḫ-y-r) daire-i mümkinat: kâinat dairesi; varlığı ile yokluğu imkân dahilinde olan ve Allah’ın var etmesine bağlı olan âlem (bk. m-k-n)
    defter-i ekber: en büyük defter (bk. k-b-r) düstur: prensip, kural
    ehl-i gaflet ve dalâlet ve felsefe: gaflete dalan, hak yoldan sapan ve felsefeyle uğraşan kimseler (bk. ğ-f-l) emr-i İlâhî: Allah’ın emri (bk. e-l-h)
    eşya: varlıklar fenâ: geçicilik, ölümlülük (bk. f-n-y)
    hakikat: gerçek mahiyet, içyüz (bk. ḥ-ḳ-ḳ) hakikat-i zaman: zamanın gerçek mahiyeti, aslı, içyüzü (bk. ḥ-ḳ-ḳ)
    harekât: hareketler harekât-ı zerrât: atomların hareketleri
    hâşâ: asla, kesinlikle öyle değil icad: var etme, yaratma (bk. v-c-d)
    icad-ı eşya: varlıkların yaratılması (bk. v-c-d) ihtizaz: titreşim
    ihtizazat: titreşimler imlâ: yazdırma
    intizamat: düzenler (bk. n-ẓ-m) irade: dileme, tercih etme (bk. r-v-d)
    irade-i Rabbâniye: Rab olan Allah’ın iradesi, tercihi, dilemesi (bk. r-v-d; r-b-b) irade-i İlâhiye: Allah’ın iradesi, dilemesi ve tercihi (bk. r-v-d; e-l-h)
    istinsah: yazarak çoğaltma kader: Allah’ın meydana gelecek hadiseleri olmadan önce takdir etmesi, planlaması (bk. ḳ-d-r)
    kelimât-ı kudret: kudret kelimeleri (bk. k-l-m; ḳ-d-r) kitabet: yazım (bk. k-t-b)
    kitabet-i kudret: kudret kitabı (bk. k-t-b; ḳ-d-r) kudret: güç, kuvvet, iktidar (bk. ḳ-d-r)
    kudret-i fâtıra: yaratıcı kudret (bk. ḳ-d-r; f-ṭ-r) kudret-i İlâhiye: Allah’ın güç ve kuvveti (bk. ḳ-d-r; e-l-h)
    kâinat: evren, yaratılmış herşey (bk. k-v-n) küllî: kapsamlı ve büyük (bk. k-l-l)
    lâ ya’lemu’l-ğaybe illâllah: Allah’tan başka kimse gaybı bilmez (bk. a-l-m; ğ-y-b) mazhar: sahip olan (bk. ẓ-h-r)
    mecmua-i kavânin: kanunlar kitabı (bk. c-m-a; ḳ-n-n) medar: dayanak, kaynak
    mesâil: meseleler mevcudat: varlıklar (bk. v-c-d)
    mevt: ölüm (bk. m-v-t) miktar-ı muayyen: belirlenmiş miktar
    mânidar: anlamlı (bk. a-n-y) mütebeddil: değişken
    nehr-i azîm: büyük bir nehir gibi akıp giden zaman (bk. a-ẓ-m) sahife-i misaliye: misal âlemi ile ilgili sayfa (bk. m-s̱-l)
    seyyal: akıcı silsile-i mevcudat: yaratıklar zinciri (bk. v-c-d)
    suret: şekil, görüntü (bk. ṣ-v-r) tahrik etmek: harekete geçirmek
    tahtında: altında tasarruf: kullanma, yönetme (bk. ṣ-r-f)
    tesmiye: isimlendirme (bk. s-m-v) teşhis: şekil ve suret verme
    teşkil: oluşma, oluşturma zaman-ı hazır: şimdiki zaman
    zerrât: atomlar, en küçük madde parçaları âlem-i gayb: görünmeyen, fakat mahiyeti Allah tarafından bilinen başka dünyalar (bk. a-l-m; ğ-y-b)
    âlem-i şehadet: görünen âlem, dünya (bk. a-l-m; ş-h-d) âyet: delil
    şekl-i mahsus: özel şekil


    Yazar : Risale Forum

  2. #22
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.223
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61880


    Otuzuncu Söz - Sayfa 745

    BİRİNCİ NOKTA
    İki Mebhastır.

    BİRİNCİ MEBHAS: Her zerrede, hem hareketinde, hem sükûnetinde iki güneş gibi iki nur-u tevhid parlıyor. Çünkü, Onuncu Sözün Birinci İşaretinde icmâlen ve Yirmi İkinci Sözde tafsilen ispat edildiği gibi, herbir zerre, eğer memur-u İlâhî olmazsa ve Onun izni ve tasarrufuyla hareket etmezse ve ilim ve kudretiyle tahavvül etmezse, o vakit herbir zerrenin nihayetsiz bir ilmi, hadsiz bir kudreti, herşeyi görür bir gözü, herşeye bakar bir yüzü, herşeye geçer bir sözü bulunmak lâzım gelir. Çünkü, anâsırın herbir zerresi, herbir cism-i zîhayatta muntazaman işler veya işleyebilir. Eşyanın intizamatı ve kavânin-i teşekkülâtı birbirine muhaliftir. Onların nizamatı bilinmezse işlenilmez, işlenilse de yanlışsız yapılmaz. Halbuki yanlışsız yapılıyor. Öyle ise, o hizmet eden zerreler, ya bir ilm-i muhit sahibinin izin ve emriyle ve ilim ve iradesiyle işliyorlar; veyahut kendilerinde öyle bir muhit ilim ve kudret bulunmak lâzım geliyor.

    Evet, havanın herbir zerresi, herbir zîhayatın cismine, herbir çiçeğin herbir meyvesine, herbir yaprağın binasına girip işleyebilir. Halbuki onların teşkilâtları ayrı ayrı tarzdadır, başka başka nizamatı var. Bir incir meyvesinin fabrikası, faraza, çuha makinesi gibi olsa, bir nar meyvesinin fabrikası da şeker makinesi gibi olacaktır. Ve hâkezâ, o binaların, o cisimlerin programları birbirinden başkadır. Şimdi, şu zerre-i havaiye bütün onlara girer veya girebilir ve gayet hakîmâne ve üstadâne, yanlışsız olarak işler, vaziyetler alır. Vazifesi bittikten sonra kalkar, gider.

    İşte, müteharrik havanın müteharrik zerresi, ya nebâtâta ve hayvânâta, hattâ meyvelerine ve çiçeklerine giydirilen suretlerin, miktarların teşkilâtını, biçimini bilmesi lâzım geldiği; veyahut onlar bir bilenin emir ve iradesiyle memur olması lâzım geldiği gibi:Sakin toprak, sakin olan herbir zerresi, bütün çiçekli nebâtâtın ve meyvedar ağaçların tohumlarına medar ve menşe olmak kabil olduğundan, hangi tohum gelse ve o zerrede, yani misliyet itibarıyla bir zerre hükmünde olan bir avuç toprakta


    anâsır: unsurlar, elementler cisim: beden
    cism-i zîhayat: canlı bedeni (bk. ẕî; ḥ-y-y) eşya: varlıklar
    faraza: varsayalım ki hadsiz: sınırsız
    hakîmâne: hikmetli biçimde (bk. ḥ-k-m) hayvânât: hayvanlar (bk. ḥ-y-y)
    hâkezâ: böylece, bunun gibi icmâlen: kısaca, özetle (bk. c-m-l)
    ilm-i muhit: herşeyi kuşatan ilim (bk. a-l-m) intizamat: düzenler (bk. n-ẓ-m)
    irade: dileme, tercih, seçme (bk. r-v-d) itibar: özellik (bk. a-b-r)
    kabil: mümkün kavânin-i teşekkülât: Allah’ın varlıkları yaratmada ortaya koyduğu kanunlar; oluşum kanunları (bk. ḳ-n-n)
    kudret: güç, kuvvet (bk. ḳ-d-r) mebhas: bölüm, konu
    medar: dayanak, kaynak, sebep memur: görevli
    memur-u İlâhî: Allah’ın memuru (bk. e-l-h) menşe: kaynak
    meyvedar: meyveli misliyet: benzerlik (bk. m-s̱-l)
    muhalif: zıt muhit: herşeyi kuşatan, kapsamlı
    muntazaman: düzenli olarak (bk. n-ẓ-m) müteharrik: hareketli
    nebâtât: bitkiler nihayetsiz: sonsuz
    nizamat: düzenler, kanunlar (bk. n-ẓ-m) nur-u tevhid: her şeyin bir olan Allah’a ait olmasından doğan nur, ışık (bk. n-v-r; v-ḥ-d)
    sakin: durgun, hareketsiz suret: şekil, biçim (bk. ṣ-v-r)
    sükûnet: durgunluk, hareketsizlik tafsilen: ayrıntılı olarak
    tahavvül etmek: değişmek, dönüşmek tasarruf: kullanma ve yönetme (bk. ṣ-r-f)
    teşkilât: yapı, kuruluş vaziyet: durum, hal
    zerre: atom, en küçük madde parçası zerre-i havaiye: hava molekülü
    zîhayat: canlı (bk. ẕî; ḥ-y-y) çuha: tüysüz ince, sık dokunmuş yün kumaş
    üstadâne: ustaca, maharetli bir şekilde


    Yazar : Risale Forum

  3. #23
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.223
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61880


    Otuzuncu Söz - Sayfa 746

    kendine mahsus bir fabrika ve bütün levazımatına ve teşkilâtına lâzım bütün cihazatı bulunduğundan, o zerrede ve o zerrenin kulübeciği olan o bir avuç toprakta, eşcar ve nebatat ve çiçekler ve meyveler envâı adedince muntazam mânevî makine ve fabrikaları bulunması; veyahut mu’cizekâr, herşeyi hiçten icad eder ve herşeyin herşeyini ve her cihetini bilir bir ilim ve kudret bulunması lâzımdır; veyahut bir Kadîr-i Mutlak,1 bir Alîm-i Külli Şeyin2 emir3 ve izniyle,4 havl ve kuvvetiyle5 o vazifeler gördürülür.

    Evet, nasıl ki bir acemî, ham, âmi, âdi, hem kör bir adam Avrupa’ya gitse, bütün fabrikalara, destgâhlara girse, üstadâne kemâl-i intizamla herbir san’atta, herbir binada işler, öyle eserler yapar ki, nihayet derecede hikmetli, san’atlı, herkesi hayrette bırakıyor. Zerre miktar şuuru olan bilir ki, o adam kendi başıyla işlemiyor; belki bir üstad-ı küll ona ders verir, işlettirir.

    Hem nasıl ki bir kör, âciz, yerinden kalkamıyor, basit bir kulübeciğinde oturmuş bir adam bulunuyor. Halbuki o kulübeciğe bir dirhem gibi küçük bir taş, kemik ve pamuk gibi birer madde veriliyor. Halbuki o kulübecikten batmanlarla şeker, toplarla çuha, binlerle mücevherat, gayet san’atlı, murassaatlı libaslar, lezzetli taamlar çıkıp gelse, zerre miktar aklı olan demeyecek mi ki, “O adam, gayet mu’cizekâr bir zâtın menşe-i mu’cizâtı olan fabrikasının bir mandalı veyahut miskin bir kapıcısıdır”?

    Aynen öyle de, havanın zerreleri, herbiri birer mektubât-ı Samedâniye, birer antika-i san’at-ı Rabbâniye, birer mu’cize-i kudret, birer hârika-i hikmet olan nebâtât ve eşcar, ezhar ve esmardaki harekât ve hidematları, bir Sâni-i Hakîm-i
    Not

    Dipnot-1
    bk. Mâide Sûresi, 5:120.
    Dipnot-2
    bk. Bakara Sûresi, 2:231.
    Dipnot-3
    bk. A’râf Sûresi, 7:54; İbRahîm Sûresi, 14:32; Yâsin Sûresi, 36:82.
    Dipnot-4
    bk. Bakara Sûresi, 2:255; Âl-i İmran Sûresi, 3:145; Nisâ Sûresi, 4:64; Mâide Sûresi, 5:110; Yûnus Sûresi, 10:100.
    Dipnot-5
    bk. Kehf Sûresi, 18:39.



    Alîm-i Külli Şey: herşeyi bilen ve herşey ilmi dahilinde olan Allah (bk. a-l-m; k-l-l) Avrupa: (bk. bilgiler)
    Kadîr-i Mutlak: herşeye gücü yeten, sınırsız güç ve kudret sahibi Allah (bk. ḳ-d-r; ṭ-l-ḳ) Sâni-i Hakîm-i Zülcelâl: herşeyi san’atla ve hikmetle yaratan, sonsuz büyüklük ve haşmet sahibi Allah (bk. ṣ-n-a; ḥ-k-m; ẕü)
    antika-i san’at-ı Rabbâniye: Rab olan Allah’ın san’at antikası (bk. ṣ-n-a; r-b-b) batman: yaklaşık sekiz kg. ağırlığında bir ağırlık ölçüsü
    cihazat: cihazlar, donanım cihet: yön, taraf
    destgâh: işyeri, tezgâh dirhem: yaklaşık üç grama denk olan bir ağırlık ölçüsü
    envâ: çeşitler, türler esmar: meyveler
    ezhar: çiçekler eşcar: ağaçlar
    ham: tecrübesiz, olgunlaşmamış harekât: hareketler
    havl: güç hidemat: hizmetler
    hikmet: herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, anlamlı, faydalı ve tam yerli yerinde olması (bk. ḥ-k-m) hârika-i hikmet: hikmet hârikası; Cenâb-ı Hakkın her şeyi belirli fayda ve gayelere yönelik olarak tam yerli yerinde yaratma sıfatının olağanüstü eseri (bk. ḥ-k-m)
    icad: yaratma, var etme (bk. v-c-d) kemâl-i intizam: mükemmel derecede düzenlilik (bk. k-m-l; n-ẓ-m)
    kudret: güç, kuvvet, iktidar (bk. ḳ-d-r) levazımat: gerekli şeyler
    libas: elbise mahsus: özgü
    mektubat-ı Samedâniye: Allah tarafından gönderilmiş birer mektup gibi, şuur sahiplerine İlâhî san’atı anlatan eserler (bk. k-t-b; ṣ-m-d) menşe-i mu’cizât: olağanüstü şeylerin kaynağı (bk. a-c-z)
    miskin: zavallı muntazam: düzenli (bk. n-ẓ-m)
    murassaatlı: değerli taşlarla süslenmiş mu’cize-i kudret: Allah’ın kudret mu’cizesi (bk. a-c-z; ḳ-d-r)
    mu’cizekâr: mu’cize gösteren (bk. a-c-z) mücevherat: kıymetli taşlar
    nebâtât: bitkiler nihayet: son
    taam: yiyecek teşkilât: yapı, kuruluş, oluşum
    zerre: atom, en küçük madde parçası âciz: güçsüz (bk. a-c-z)
    âdi: basit, sıradan âmi: cahil, tahsil görmemiş
    çuha: tüysüz ince, sık dokunmuş yün kumaş üstad-ı küll: her çeşit ilimde çok bilgisi olan hoca (bk. k-l-l)
    üstadâne: ustaca, maharetli bir şekilde şuur: bilinç, idrak (bk. ş-a-r)


    Yazar : Risale Forum

  4. #24
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.223
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61880


    Otuzuncu Söz - Sayfa 747

    Zülcelâlin, bir Fâtır-ı Kerîm-i Zülcemâlin emir ve iradesiyle hareket ettiğini; ve toprağın zerreleri dahi, herbiri birer ayrı makine ve destgâh, birer ayrı matbaa, birer ayrı hazine, birer ayrı antika ve Sâni-i Zülcelâlin esmâsını ilân eden birer ayrı ilânnâme ve kemâlâtını söyleyen birer ayrı kaside hükmünde olan o tohumcuklarının, o çekirdeklerinin sünbüllerine, ağaçlarına menşe ve medar olmaları, emr-i كُنْ فَيَكُونُ 1’ amâlik, herşey emrine musahhar bir Sâni-i Zülcelâlin emriyle, izniyle, iradesiyle, kuvvetiyle olması, iki kere iki dört eder gibi kat’îdir. Âmennâ.

    İKİNCİ MEBHAS:
    Zerrâtın harekâtındaki vazifelere, hikmetlere küçük bir işarettir.

    Evet, akılları gözlerine sukut etmiş maddiyyunların hikmetsiz hikmetleri, abesiyet esasına istinad eden felsefeleri nazarında tesadüfle bağlı olan tahavvülât-ı zerrâtı bütün düsturlarına üssül’esas tutup, masnuat-ı İlâhiyeye masdar göstermişler. Nihayetsiz hikmetlerle müzeyyen masnuatı hikmetsiz, mânâsız, karma karışık birşeye isnad etmeleri ne kadar hilâf-ı akıl olduğunu, zerre miktar şuuru bulunan bilir.

    Şimdi, Kur’ân-ı Hakîmin hikmeti nokta-i nazarında tahavvülât-ı zerrâtın pek çok gayeleri, hikmetleri ve vazifeleri vardır.

    2 وَاِنْ مِنْ شَىْءٍ اِلاَّ يُسَبِّحُ بِحَمْدِهِ gibi çok âyetlerle hikmetlerine ve vazifelerine işaret eder. Numune olarak birkaçına işaret ediyoruz.

    Birincisi: Cenâb-ı Vâcibü’l-Vücudun tecelliyât-ı icadiyesini tecdid ve tazelendirmek için, her birtek ruhu model gibi ederek, her sene mu’cizât-ı kudretinden taze birer ceset giydirmek ve her birtek kitaptan ayrı ayrı bin muhtelif kitabı,


    Not
    Dipnot-1
    “(Cenâb-ı Hak) Birşeyin olmasını murad ettiği zaman, Onun işi sadece ‘Ol’ demektir; o da oluverir.” Yâsin Sûresi, 36:82.
    Dipnot-2
    “Hiçbir şey yoktur ki, Onu hamd ile tesbih etmesin.” İsrâ Sûresi, 17:44.



    Cenâb-ı Vâcibü’l-Vücud: varlığı zorunlu olan, var olmak için hiçbir sebebe ihtiyacı bulunmayan, şeref ve yücelik sahibi Allah (bk. v-c-b; v-c-d) Fâtır-ı Kerîm-i Zülcemâl: sonsuz güzellik, lütuf ve cömertlik sahibi ve herşeyi hârika üstün sanatıyla yaratan Allah (bk. f-ṭ-r; ḥ-k-m; ẕü; c-m-l)
    Kur’ân-ı Hakîm: her âyet ve sûresinde sayısız hikmet ve faydalar bulunan Kur’ân (bk. ḥ-k-m) Sâni-i Zülcelâl: herşeyi san’atla yapan, sonsuz haşmet ve yücelik sahibi Allah (bk. ṣ-n-a; ẕü; c-l-l)
    abesiyet: faydasızlık, gayesizlik antika: eski ve kıymetli sanat eseri
    destgâh: işyeri, tezgâh düstur: prensip, kural
    esmâ: isimler (bk. s-m-v) harekât: hareketler
    hikmet: herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, anlamlı, faydalı ve tam yerli yerinde olması (bk. ḥ-k-m) hikmetsiz hikmet: faydasız, gayesiz ilim; felsefe (bk. ḥ-k-m)
    hilâf-ı akıl: akla aykırı ilânnâme: ilan panosu
    irade: dileme, tercih, istek(bk. r-v-d) isnad etme: dayandırma (bk. s-n-d)
    istinad: dayanma (bk. s-n-d) kaside: şiir
    kat’î: kesin kemâlât: mükemmellikler (bk. k-m-l)
    maddiyyun: materyalistler, herşeyi maddeye bağlayanlar masdar: kaynak
    masnuat: san’at eseri varlıklar (bk. ṣ-n-a) masnuat-ı İlâhiye: Allah’ın sanatla yarattığı varlıklar (bk. ṣ-n-a; e-l-h)
    mebhas: bölüm, konu medar: dayanak, kaynak, sebep
    menşe: kaynak muhtelif: çeşitli
    musahhar: boyun eğmiş mu’cizât-ı kudret: Allah’ın kudret mu’cizeleri (bk. a-c-z; ḳ-d-r)
    mâlik: sahip (bk. m-l-k) mânâ: anlam (bk. a-n-y)
    müzeyyen: süslü (bk. z-y-n) nazar: bakış, görüş (bk. n-ẓ-r)
    nihayetsiz: sonsuz nokta-i nazar: bakış noktası (bk. n-ẓ-r)
    numune: örnek sukut: düşme, alçalma
    tahavvülât-ı zerrât: atomların değişim, dönüşüm ve hareketleri tecdid: yenileme
    tecelliyât-ı icadiye: Allah’ın yarattığı eserler, icad görüntüleri(bk. c-l-y; v-c-d) tesadüf: rastlantı
    vazife: görev zerre: atom, en küçük madde parçası
    zerrât: atomlar, en küçük madde parçaları âmennâ: inandık (bk. e-m-n)
    üssül’esas: temel esas şuur: bilinç, idrak (bk. ş-a-r)


    Yazar : Risale Forum

  5. #25
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.223
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61880


    Otuzuncu Söz - Sayfa 748

    hikmetiyle istinsah etmek ve birtek hakikati başka başka surette göstermek ve kâinatların ve âlemlerin ve mevcudatların taife taife arkasından gelmelerine yer vermek ve zemin hazırlamak için, Fâtır-ı Zülcelâl, kudretiyle zerrâtı tahrik ve tavzif etmiştir.

    İkincisi:
    Mâlikü’l-Mülki Zülcelâl, şu dünyayı, bahusus rû-yi zemin tarlasını bir mülk suretinde yaratmıştır. Yani, neşvünemâya, taze taze mahsulât vermeye kabil bir surette müheyyâ etmiştir-tâ ki, nihayetsiz mu’cizât-ı kudretini orada ekip biçsin. İşte, şu zemin yüzündeki tarlasında zerrâtı hikmetle tahrik ederek intizam dairesinde tavzif edip her asırda, her fasılda, her ayda, belki her günde, belki her saatte mu’cizât-ı kudretinden yeni yeni birer kâinat gösterir, yeryüzü avlusuna başka başka mahsulât verdirir. Nihayetsiz hazine-i rahmetinin hedâyâsını, nihayetsiz kudretinin mu’cizâtının numunelerini harekât-ı zerrâtla izhar eder.

    Üçüncüsü: Nihayetsiz tecelliyât-ı esmâ-i İlâhiyenin nakışlarını göstermekle, o esmânın cilvelerini ifade için, mahdut bir zeminde hadsiz nukuş göstermek, küçük bir sahifede nihayetsiz maânîleri ifade edecek olan hadsiz âyatları yazmak için, Nakkâş-ı Ezelî, zerrâtı kemâl-i hikmetle tahrik edip kemâl-i intizamla tavzif etmiştir.

    Evet, geçen senenin mahsulâtıyla şu senenin mahsulâtının mahiyetleri bir hükmündedir. Fakat maânîleri başka başkadır. Taayyünât-ı itibariyeyi değiştirmekle maânîleri değişir ve çoğalır. Taayyünât-ı itibariye ve teşahhusât-ı muvakkate, tebdil edildikleri ve zâhiren fâni oldukları halde, onların maânî-i cemîleleri muhafaza olunup sabit ve bâki kalır. Şu ağacın geçen bahardaki yaprak ve çiçek ve meyvelerinin ruhları olmadığından, şu bahardaki emsalinin hakikatçe aynılarıdır.


    Fâtır-ı Zülcelâl: sonsuz haşmet ve yücelik sahibi olan ve herşeyi hârika, üstün san’atıyla yaratan Allah (bk. f-ṭ-r; ẕü; c-l-l) Mâlikü’l-Mülk-i Zülcelâl: bütün mülkün gerçek sahibi, sonsuz büyüklük ve haşmet sahibi olan Allah (bk. m-l-k; ẕü; c-l-l)
    Nakkâş-ı Ezelî: herşeyi zatına has olarak nakış nakış işleyen, evveli olmayan Allah (bk. n-ḳ-ş; e-z-l) avlu: bahçe
    bahusus: özellikle bâki: devamlı, sürekli (bk. b-ḳ-y)
    cilve: yansıma, görüntü (bk. c-l-y) emsal: benzerler (bk. m-s̱-l)
    esmâ: isimler (bk. s-m-v) fasıl: mevsim
    fâni: gelip geçici, ölümlü (bk. f-n-y) hadsiz: sınırsız
    hakikat: gerçek, doğru (bk. ḥ-ḳ-ḳ) harekât-ı zerrât: atomların hareketleri
    hazine-i rahmet: Allah’ın rahmet hazinesi (bk. r-ḥ-m) hedâyâ: hediyeler
    hikmet: herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, anlamlı, faydalı ve tam yerli yerinde olması (bk. ḥ-k-m) intizam: düzen (bk. n-ẓ-m)
    istinsah etmek: yazarak çoğaltmak izhar: gösterme, meydana çıkarma (bk. ẓ-h-r)
    kabil: kabiliyetli, yetenekli kemâl-i hikmet: tam ve mükemmel bir hikmet (bk. k-m-l; ḥ-k-m)
    kemâl-i intizam: mükemmel ve kusursuz düzen (bk. k-m-l; n-ẓ-m) kudret: güç, iktidar (bk. ḳ-d-r)
    kâinat: evren, yaratılmış herşey (bk. k-v-n) mahdut: sınırlı
    mahiyet: öz nitelik, özellik mahsulât: ürünler
    maânî: mânâlar, anlamlar (bk. a-n-y) maânî-i cemîle: güzel mânâlar, anlamlar (bk. a-n-y; c-m-l)
    mevcudat: varlıklar (bk. v-c-d) muhafaza: koruma (bk. ḥ-f-ẓ)
    mu’cizât: mu’cizeler (bk. a-c-z) mu’cizât-ı kudret: Allah’ın kudret mucizeleri (bk. a-c-z; ḳ-d-r)
    müheyyâ: hazırlanmış mülk: sahip olunan ve hükmedilen yer (bk. m-l-k)
    neşvünemâ: büyüyüp gelişme nihayetsiz: sonsuz
    nukuş: nakışlar, işlemeler (bk. n-ḳ-ş) numune: örnek
    rû-yi zemin: yeryüzü suret: şekil, görüntü (bk. ṣ-v-r)
    taayyünât-ı itibariye: farazî taayyünler; muhtemel şekil ve keyfiyetler (bk. a-b-r) tahrik: harekete geçirme
    taife: topluluk, grup tavzif: vazifelendirme, görevlendirme
    tebdil: değiştirme tecelliyât-ı esmâ-i İlâhiye: Allah’ın isimlerinin tecellileri, yansımaları (bk. c-l-y; s-m-v; e-l-h)
    teşahhusât-ı muvakkate: varlıkların geçici olarak belli bir şekil ve görünüm almaları zemin: yer
    zerrât: atomlar, en küçük madde parçaları zâhiren: görünüşte (bk. ẓ-h-r)
    âlem: dünya (bk. a-l-m) âyât: âyetler, deliller


    Yazar : Risale Forum

  6. #26
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.223
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61880


    Otuzuncu Söz - Sayfa 749

    Yalnız teşahhusât-ı itibariyede fark var. Fakat o itibarî teşahhuslar, her vakit tecelliyâtı tazelenmekte olan şuûnât-ı esmâ-i İlâhiyenin maânîlerini ifade için, şu bahardakiler ayrı teşahhusatla onların yerine geldiler.

    Dördüncüsü: Hadsiz âlem-i misal gibi gayet geniş âlem-i melekût ve gayr-ı mahdut sair uhrevî âlemlere birer mahsulât veya tezyinat veya levazımat gibi onlara münasip şeyleri yetiştirmek için, şu dar mezraa-i dünyada, zemin yüzünün destgâhında ve tarlasında, Hakîm-i Zülcelâl, zerrâtı tahrik edip kâinatı seyyale ve mevcudatı seyyare ederek, şu küçük zeminde o pek büyük âlemlere pek çok mahsulât-ı mâneviye yetiştiriyor. Nihayetsiz hazine-i kudretinden nihayetsiz bir seyli dünyadan akıttırıp âlem-i gayba ve bir kısmını âhiret âlemlerine döküyor.

    Beşincisi:
    Nihayetsiz kemâlât-ı İlâhiyeyi, hadsiz celevât-ı cemâliyeyi ve gayetsiz tecelliyât-ı celâliyeyi ve gayr-ı mütenâhi tesbihat-ı Rabbâniyeyi şu dar ve mahdut zeminde ve mütenâhi ve az bir zamanda göstermek için, zerrâtı kemâl-i hikmetle, kudretiyle tahrik edip, kemâl-i intizamla tavzif ederek, mütenâhi bir zamanda, mahdut bir zeminde, gayr-ı mütenâhi tesbihat yaptırıyor, gayr-ı mahdut tecelliyât-ı cemâliye ve celâliye ve kemâliyesini gösteriyor, çok hakaik-i gaybiye ve çok semerât-ı uhreviye ve fânilerin bâki olan hüviyet ve suretlerinden pek çok nukuş-u misaliye ve çok mânidar nüsuc-u levhiyeyi icad ediyor. Demek, zerreyi tahrik eden, şu makàsıd-ı azîmeyi, şu hikem-i cesîmeyi gösteren bir Zâttır. Yoksa, herbir zerrede güneş gibi bir dimağ bulunması lâzım gelir.


    Hakîm-i Zülcelâl: sonsuz yücelik ve heybet sahibi olan ve herşeyi hikmetle yapan Allah (bk. ḥ-k-m; ẕü; c-l-l) bâki: devamlı, sürekli, ölümsüz (bk. b-ḳ-y)
    celevât-ı cemâliye: Allah’ın güzel isimlerinin varlıklar üzerindeki görünümleri, akisleri (bk. c-l-y; c-m-l) destgâh: işyeri, tezgâh
    dimağ: beyin fâni: gelip geçici, ölümlü (bk. f-n-y)
    gayetsiz: sonsuz gayr-ı mahdut: sınırsız
    gayr-ı mütenâhi: sonsuz hadsiz: sınırsız
    hakaik-i gaybiye: gayb âlemi ile ilgili gerçekler (bk. ğ-y-b; ḥ-ḳ-ḳ) hazine-i kudret: kudret hazinesi (bk. ḳ-d-r)
    hikem-i cesîme: büyük ve esaslı hikmetler, faydalar (bk. ḥ-k-m) hüviyet: şahsiyet
    icad: yaratma, var etme (bk. v-c-d) kemâl-i hikmet: tam ve mükemmel bir hikmet (bk. ḥ-k-m; k-m-l)
    kemâl-i intizam: mükemmel ve kusursuz düzen (bk. k-m-l; n-ẓ-m) kemâlât-ı İlâhiye: Cenâb-ı Allah’a ait mükemmellikler (bk. k-m-l; e-l-h)
    kudret: güç, iktidar (bk. ḳ-d-r) kâinat: evren, yaratılmış herşey (bk. k-v-n)
    levazımat: gerekli şeyler mahdut: sınırlı
    mahsulât: ürünler mahsulât-ı mâneviye: mânevî ürünler (bk. a-n-y)
    makàsıd-ı azîme: büyük maksatlar, gayeler (bk. ḳ-ṣ-d; a-ẓ-m) maânî: mânâlar, anlamlar (bk. a-n-y)
    mevcudat: varlıklar (bk. v-c-d) mezraa-i dünya: dünya tarlası
    mânidar: mânâlı, anlamlı (bk. a-n-y) münasip: uygun (bk. n-s-b)
    mütenâhi: sonu gelen, biten nihayetsiz: sonsuz
    nukuş-u misaliye: misal âlemiyle ilgili nakışlar (bk. n-ḳ-ş; m-s̱-l) nüsuc-u levhiye: dokunmuş, işlenmiş levhalar
    sair: başka semerât-ı uhreviye: âhirete ait meyveler (bk. e-ḫ-r)
    seyl: sel, akıntı seyyale: akıcı, akıp giden
    seyyare: gezici, gezen suret: şekil, görüntü (bk. ṣ-v-r)
    tahrik: harekete geçirme tavzif: vazifelendirme, görevlendirme
    tecelliyât: yansımalar, görünümler (bk. c-l-y) tecelliyât-ı cemâliye ve celâliye ve kemâliye: Allah’ın güzellik ve yücelik ve mükemmellikle ilgili sıfatlarının yansımaları (bk. c-l-y; c-m-l; c-l-l; k-m-l)
    tesbihat: Allah’ı öven ve kusurdan yüce tutan sözler (bk. s-b-ḥ) tesbihat-ı Rabbâniye: Allah’ı öven ve kusurdan yüce tutan sözler (bk. s-b-ḥ; r-b-b)
    tezyinat: süslemeler (bk. z-y-n) teşahhusât: şahıslanmalar, belirmeler
    teşahhusât-ı itibariye: varlıkların duruma göre çeşitli görünümler alması (bk. a-b-r) uhrevî: âhiretle ilgili (bk. e-ḫ-r)
    zemin: yer zerre: atom, en küçük madde parçası
    zerrât: atomlar, en küçük madde parçaları âlem-i gayb: görünmeyen, fakat varlığı kesin olan ve mahiyeti Allah tarafından bilinen başka dünyalar (bk. a-l-m; ğ-y-b)
    âlem-i melekût: İlâhî hükümranlığın tam olarak tecellî ettiği, görünmeyen mânâ âlemi (bk. a-l-m; m-l-k) âlem-i misal: bütün varlıkların ve olayların görüntülerinin yansıdığı madde ötesi âlem (bk. a-l-m; m-s̱-l)
    şuûnât-ı esmâ-i İlâhiye: Allah’ın isimlerinin eserleri (bk. ş-e-n; s-m-v; e-l-h)


    Yazar : Risale Forum

  7. #27
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.223
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61880


    Otuzuncu Söz - Sayfa 750

    Daha bu beş numune gibi belki beş bin hikmetle tahrik olunan zerrâtın tahavvülâtını, o akılsız feylesoflar hikmetsiz zannetmişler. Ve hakikatte biri enfüsî, diğeri âfâkî iki hareket-i cezbekârânede zikir ve tesbih-i İlâhî ile Mevlevî gibi zikreden ve deverana kalkan o zerreleri, kendi kendine, sersem gibi dönüp oynuyorlar zu’m etmişler. İşte bundan anlaşılıyor ki, onların ilimleri ilim değil, cehildir. Hikmetleri, hikmetsizliktir.

    Üçüncü Noktada altıncı, uzun bir hikmet daha söylenecektir.

    İKİNCİ NOKTA

    Herbir zerrede, Vâcibü’l-Vücudun vücuduna ve vahdetine iki şahid-i sadık vardır. Evet, zerre, acz ve cumuduyla beraber, şuurkârâne büyük vazifeleri yapmakla, büyük yükleri kaldırmakla Vâcibü’l-Vücudun vücuduna kat’î şehadet ettiği gibi; harekâtında nizamat-ı umumiyeye tevfik-i hareket edip, her girdiği yerde ona mahsus nizamatı müraat etmekle, her yerde kendi vatanı gibi yerleşmesiyle Vâcibü’l-Vücudun vahdetine ve mülk ve melekûtun mâliki olan Zâtın ehadiyetine şehadet eder. Yani, zerre kimin ise, gezdiği bütün yerler de onundur.

    Demek zerre-çünkü âcizdir, yükü nihayetsiz ağırdır ve vazifeleri nihayetsiz çoktur-bir Kadîr-i Mutlakın ismiyle, emriyle kaim ve müteharrik olduğunu bildirir. Hem kâinatın nizamat-ı külliyesini bilir bir tarzda tevfik-i hareket etmesi ve her yere mânisiz girmesi, tek bir Alîm-i Mutlakın kudretiyle, hikmetiyle işlediğini gösterir.

    Evet, nasıl ki bir nefer, takımında, bölüğünde, taburunda, alayında, fırkasında, ve hâkezâ, herbir dairede birer nisbeti ve o nisbete göre birer vazifesi olduğunu


    Alîm-i Mutlak: ilmi herşeyi kuşatan, sınırsız ilim sahibi Allah (bk. a-l-m; ṭ-l-ḳ) Kadîr-i Mutlak: herşeye gücü yeten, sınırsız güç ve kudret sahibi Allah (bk. ḳ-d-r; ṭ-l-ḳ)
    Mevlevî: Mevlevîlik tarikatına mensup kimse Vâcibü’l-Vücud: varlığı zorunlu olan, var olmak için hiçbir sebebe ihtiyacı bulunmayan Allah (bk. v-c-b; v-c-d)
    acz: güçsüzlük (bk. a-c-z) alay: üç taburdan oluşan askerî topluluk
    bölük: takımlardan oluşan askerî birlik cehil: cahillik, bilgisizlik
    cumud: cansızlık deveran: dönüp dolaşma
    ehadiyet: birlik (bk. v-ḥ-d) enfüsî: iç dünyaya ait
    feylesof: felsefeci fırka: tümen (bk. f-r-ḳ)
    hakikat: gerçek, doğru (bk. ḥ-ḳ-ḳ) hareket-i cezbekârâne: kendinden geçer bir şekilde hareket
    harekât: hareketler hikmet: herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, anlamlı, faydalı ve tam yerli yerinde olması (bk. ḥ-k-m)
    hikmetsizlik: anlamsızlık, gayesizlik, faydasızlık (bk. ḥ-k-m) hâkezâ: böylece, bunun gibi
    kaim: var olan, ayakta duran (bk. ḳ-v-m) kat’î: kesin
    kudret: İlâhî güç, iktidar (bk. ḳ-d-r) kâinat: evren, yaratılmış herşey (bk. k-v-n)
    mahsus: özel melekût: görünmeyen mânevî âlem (bk. m-l-k)
    mâlik: sahip (bk. m-l-k) mâni: engel
    mülk: görünen maddî ve cismanî âlem (bk. m-l-k) müraat: riayet etme, uyma
    müteharrik: hareketli nefer: asker, er
    nihayetsiz: sonsuz nisbet: bağ (bk. n-s-b)
    nizamat: düzenler, kanunlar (bk. n-ẓ-m) nizamat-ı külliye: büyük ve kapsamlı düzen (bk. n-ẓ-m; k-l-l)
    nizamat-ı umumi: genel düzen ve kanun (bk. n-ẓ-m) numune: örnek
    tabur: dört bölükten meydana gelen askerî birlik tahavvülât: değişimler, başkalaşmalar
    tahrik: harekete geçirme takım: en küçük askerî topluluk
    tarz: şekil, biçim tesbih-i İlâhî: Allah’ı her türlü kusurdan yüce tutarak şanına layık ifadelerle anma (bk. s-b-ḥ; e-l-h)
    tevfik-i hareket: uygun hareket vahdet: birlik (bk. v-ḥ-d)
    vücud: varlık (bk. v-c-d) zerre: atom, en küçük madde parçası
    zerrât: atomlar, en küçük madde parçaları zikir: Allah’ı anma
    zu’m etmek: yanlış zanda bulunmak; bâtıl kanaatte bulunmak âciz: güçsüz (bk. a-c-z)
    âfâkî: dış dünyaya ait şahid-i sadık: doğru şahit (bk. s-d-ḳ)
    şehadet: şahitlik (bk. ş-h-d) şuurkârâne: şuurlu, bilinçli bir şekilde (bk. ş-a-r)


    Yazar : Risale Forum

  8. #28
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.223
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61880


    Otuzuncu Söz - Sayfa 751

    ve o nisbetleri, o vazifeleri bilmekle tevfik-i hareket etmek, nizamat-ı askeriye tahtında talim ve talimat görmekle, bütün o dairelere kumanda eden birtek kumandan-ı âzamın emrine ve kanununa tebaiyetle oluyor. Öyle de, herbir zerre, birbiri içindeki mürekkebatta birer münasip vaziyeti, ayrı ayrı maslahatlı birer nisbeti, ayrı ayrı muntazam birer vazifesi, ayrı ayrı hikmetli neticeleri bulunduğundan, elbette o zerreyi, o mürekkebatta bütün nisbet ve vazifelerini muhafaza edip netice ve hikmetleri bozmayacak bir tarzda yerleştirmek, bütün kâinat kabza-i tasarrufunda olan bir Zâta mahsustur. Meselâ, Tevfik’inHAŞİYE-1 gözbebeğinde yerleşen zerre, gözün âsâb-ı muharrike ve hassâse ve şerâyin ve evride gibi damarlara karşı münasip vaziyet alması; ve yüzde ve sonra başta ve gövdede, daha sonra heyet-i mecmua-i insaniyede herbirisine karşı birer nisbeti, birer vazifesi, birer faidesi kemâl-i hikmetle bulunması gösteriyor ki, bütün o cismin bütün âzâsını icad eden bir Zât o zerreyi o yerde yerleştirebilir. Ve bilhassa rızık için gelen zerreler, rızık kafilesinde seyrüsefer eden o zerreler, o kadar hayretfezâ bir intizam ve hikmetle seyr ü seyahat ederler ve öyle tavırlarda, tabakalarda intizamperverâne geçip gelirler ve öyle şuurkârâne ayak atıp hiç şaşırmayarak gele gele tâ beden-i zîhayatta dört süzgeçle süzülüp rızka muhtaç âzâ ve hüceyrâtın imdadına yetişmek için kandaki küreyvât-ı hamrâya yüklenip bir kanun-u keremle imdada yetişirler. Ondan bilbedâhe anlaşılır ki, şu zerreleri binler muhtelif menzillerden geçiren, sevk eden, elbette ve elbette bir Rezzâk-ı Kerîm, bir Hallâk-ı Rahîmdir ki, kudretine nisbeten zerreler, yıldızlar omuz omuza müsavidirler.

    Hem herbir zerre öyle bir nakş-ı san’atta işler ki, ya bütün zerrâtla münasebettar, herbirisine ve umumuna hem hâkim ve hem herbirisine ve umumuna mahkûm bir vaziyette bulunmakla, o hayretfezâ san’atlı nakşı ve hikmetnümâ nakışlı

    Not
    Haşiye-1
    Nur’un birinci kâtibidir.



    Hallâk-ı Rahîm: sonsuz şefkat ve merhamet sahibi olan yaratıcı, Allah (bk. ḫ-l-ḳ; r-ḥ-m) Rezzâk-ı Kerîm: bütün yaratıkların rızıklarını veren ve pek büyük ikram ve cömertlik sahibi olan Allah (bk. r-z-ḳ; k-r-m)
    Tevfik: (bk. bilgiler-Şamlı Hafız Tevfik Göksu) beden-i zîhayat: canlı bedeni (bk. ẕî; ḥ-y-y)
    bilbedâhe: ap açık bir şekilde bilhassa: özellikle
    evride: toplardamarlar hayretfezâ: hayret verici
    heyet-i mecmua-i insaniye: insanın genel yapısı (bk. c-m-a) hikmet: gaye, fayda (bk. ḥ-k-m)
    hikmetnümâ: hikmetli (bk. ḥ-k-m) hâkim: hükmeden (bk. ḥ-k-m)
    hâşiye: dipnot, açıklayıcı not hüceyrât: hücreler
    icad eden: yaratan, var eden (bk. v-c-d) imdad: yardım
    intizam: düzenlilik (bk. n-ẓ-m) intizamperverâne: düzene uyarak (bk. n-ẓ-m)
    kabza-i tasarruf: hükmü ve yönetimi altında bulundurma (bk. ṣ-r-f) kanun-u kerem: cömertlik ve ikram kanunu (bk. k-r-m; ḳ-n-n)
    kemâl-i hikmet: tam ve mükemmel hikmet (bk. k-m-l; ḥ-k-m) kudret: güç, kuvvet, iktidar (bk. ḳ-d-r)
    kumandan-ı âzam: en büyük kumandan (bk. a-ẓ-m) kâinat: evren, yaratılmış herşey (bk. k-v-n)
    kâtib: yazıcı (bk. k-t-b) küreyvât-ı hamrâ: alyuvarlar
    mahkûm: hüküm altında olan (bk. ḥ-k-m) mahsus: özgü
    maslahat: fayda, gaye (bk. ṣ-l-ḥ) menzil: yer, mekân (bk. n-z-l)
    muhafaza: koruma (bk. ḥ-f-ẓ) muhtelif: çeşitli
    muntazam: düzenli (bk. n-ẓ-m) münasebettar: ilgili, bağlantılı (bk. n-s-b)
    münasip: uygun (bk. n-s-b) mürekkebat: bir bütünü oluşturan parçalar
    müsavi: eşit, denk nakş-ı san’at: san’atlı nakış, işleme (bk. n-ḳ-ş; ṣ-n-a)
    nisbet: bağ (bk. n-s-b) nisbeten: oranla, kıyasla (bk. n-s-b)
    nizamat-ı askeriye: askerî düzenler (bk. n-ẓ-m) seyrüsefer: gidiş geliş, yolculuk
    tahtında: altında talim: eğitim (bk. a-l-m)
    talimat: eğitimler (bk. a-l-m) tarz: şekil, biçim
    tebaiyet: tabi olma, uyma tevfik-i hareket: uygun hareket
    umum: bütün zerre: atom, en küçük madde parçası
    zerrât: atomlar, en küçük madde parçaları âsâb-ı muharrike ve hassâse: hareket ettirici, hissedici sinirler
    âzâ: organlar şerâyin: atardamarlar
    şuurkârâne: şuurlu ve bilinçli bir şekilde (bk. ş-a-r)


    Yazar : Risale Forum

  9. #29
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.223
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61880


    Otuzuncu Söz - Sayfa 752

    san’atı bilir ve icad eder—bu ise binler defa muhaldir—veya bir Sâni-i Hakîmin kanun-u kader ve kalem-i kudretinden çıkan harekete memur birer noktadır. Nasıl ki, meselâ Ayasofya kubbesindeki taşlar, eğer mimarının emrine ve san’atına tâbi olmazlarsa, herbir taşı, Mimar Sinan gibi dülgerlik san’atında bir mahareti ve sair taşlara hem mahkûm, hem hâkim olmak, yani, “Geliniz, düşmemek, sukut etmemek için baş başa vereceğiz” diye bir hüküm sahibi olması lâzımdır. Öyle de, binler defa Ayasofya kubbesinden daha san’atlı, daha hayretli ve hikmetli olan masnuattaki zerreler, Kâinat Ustasının emrine tâbi olmazlarsa, herbirine Sâni-i Kâinatın evsâfı kadar evsâf-ı kemâl verilmesi lâzım gelir.

    Feyâ sübhanallah! Zındık maddiyyun gâvurlar, bir Vâcibü’l-Vücudu kabul etmediklerinden, zerrât adedince bâtıl âliheleri kabul etmeye, mezheplerine göre muztar kalıyorlar. İşte, şu cihette münkir kâfir ne kadar feylesof, âlim de olsa, nihayet derecede bir cehl-i azîm içindedir, bir echel-i mutlaktır.

    ÜÇÜNCÜ NOKTAŞu Nokta, Birinci Noktanın âhirinde va’d olunan altıncı hikmet-i azîmeye bir işarettir. Şöyle ki:

    Yirmi Sekizinci Sözün ikinci sualinin cevabındaki haşiyede denilmişti ki: Tahavvülât-ı zerrâtın ve zîhayat cisimlerde zerrât harekâtının binler hikmetlerinden bir hikmeti dahi zerreleri nurlandırmaktır ve âlem-i uhreviye binasına lâyık zerreler olmak için hayattar ve mânidar olmaktır. Güya cism-i hayvanî ve insa-nî, hattâ nebatî, terbiye dersini almak için gelenlere bir misafirhane, bir kışla, bir mektep hükmündedir ki, câmid zerreler ona girerler, nurlanırlar. Adeta bir talim ve talimata mazhar olurlar, letâfet peydâ ederler. Birer vazifeyi görmekle,


    Mimar Sinan: (bk. bilgiler) Sâni-i Hakîm: herşeyi hikmetle ve san’atla yapan Allah (bk. ṣ-n-a; ḥ -k-m)
    Sâni-i Kâinat: kâinatı ve herşeyi mükemmel bir sanatla yaratan Allah (bk. ṣ-n-a; k-v-n) Vâcibü’l-Vücud: varlığı zorunlu olan, var olmak için hiçbir sebebe ihtiyacı bulunmayan Allah (bk. v-c-b; v-c-d)
    bâtıl: yalan, sahte cehl-i azîm: büyük cehalet (bk. a-ẓ-m)
    cihet: yön cism-i hayvanî ve insanî ve nebâtî: hayvan ve insan ve bitki cismi, bedeni
    câmid: cansız dülgerlik: yapı ustalığı
    echel-i mutlak: kara cahil (bk. ṭ-l-ḳ) evsâf: sıfatlar, özellikler (bk. v-ṣ-f)
    evsâf-ı kemâl: mükemmel özellikler (bk. v-ṣ-f; k-m-l) feylesof: filozof, felsefeci
    feyâ sübhanallah: ey her türlü eksiklikten sonsuz derecede yüce olan Allah mânâsında bir şeyin tuhaflığını bildirmek için şaşkınlık ifadesi olarak kullanılır (bk. s-b-ḥ) gâvur/kâfir: Allah’ı veya Onun bildirdiği kesin olan şeylerden herhangi birini inkâr eden kimse (bk. k-f-r)
    güya: sanki harekât: hareketler
    hayattar: canlı (bk. ḥ-y-y) haşiye: dipnot, açıklayıcı not
    hikmet: herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, anlamlı, faydalı ve tam yerli yerinde olması (bk. ḥ-k-m) hikmet-i azîme: büyük hikmet (bk. ḥ-k-m; a-ẓ-m)
    hikmetli: faydalı, gayeli (bk. ḥ-k-m) hâkim: hükmeden (bk. ḥ-k-m)
    hüküm: karar (bk. ḥ-k-m) icad: yaratma, var etme (bk. v-c-d)
    kalem-i kudret: kudret kalemi (bk. ḳ-d-r) kanun-u kader: kader kanunu (bk. ḳ-n-n; ḳ-d-r)
    letâfet: lâtiflik, incelik (bk. l-ṭ-f) maddiyyun: materyalistler, herşeyi maddeye bağlayanlar
    maharet: beceri, hüner mahkûm: hüküm giyen, hükmedien (bk. ḥ-k-m)
    masnuat: sanat eseri varlıklar (bk. ṣ-n-a) mazhar olmak: erişmek, nail olmak (bk. ẓ-h-r)
    mektep: okul (bk. k-t-b) memur: görevli
    mezhep: tutulan yol, usül (bk. ẕ-h-b) muhal: imkansız
    muztar: mecbur, çaresiz mânidar: anlamlı (bk. a-n-y)
    münkir: inkârcı, inanmayan (bk. n-k-r) peydâ etmek: kazanmak
    sair: diğer sukut: düşme
    tahavvülât-ı zerrât: atomların değişim, dönüşüm ve hareketleri talim: eğitim (bk. a-l-m)
    talimat: eğitimler, emirler (bk. a-l-m) tâbi: uyma
    va’d: söz verme (bk. v-a-d) zerre: atom
    zerrât: atomlar, en küçük madde parçaları zîhayat: canlı (bk. ẕî; ḥ-y-y)
    zındık: dinsiz âhir: son (bk. e-ḫ-r)
    âlem-i uhreviye: âhiret âlemi (bk. a-l-m; e-ḫ-r) âlihe: ilâhlar, tanrılar (bk. e-l-h)


    Yazar : Risale Forum

  10. #30
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.223
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61880


    Otuzuncu Söz - Sayfa 753

    âlem‑i bekàya ve bütün eczasıyla hayattar olan dâr-ı âhirete zerrât olmak için liyakat kesb ederler.

    Sual: Zerrâtın harekâtında şu hikmetin bulunması neyle bilinir?

    Elcevap: Evvelâ, bütün masnuatın bütün intizamatıyla ve hikmetleriyle sabit olan Sâniin hikmetiyle bilinir. Çünkü, en cüz’î bir şeye küllî hikmetleri takan bir hikmet, seyl-i kâinatın içinde en büyük faaliyet gösteren ve hikmetli nakışlara medar olan harekât-ı zerrâtı hikmetsiz bırakmaz. Hem en küçük mahlûkatı vazifelerinde ücretsiz, maaşsız, kemâlsiz bırakmayan bir hikmet, bir hâkimiyet, en kesretli ve esaslı memurlarını, hizmetkârlarını nursuz, ücretsiz bırakmaz.

    Saniyen: Sâni-i Hakîm, anâsırı tahrik edip tavzif ederek, onlara bir ücret-i kemâl hükmünde madeniyat derecesine çıkarmasıyla ve madeniyâta mahsus tesbihatları onlara bildirmesiyle ve madeniyâtı tahrik ve tavzif edip nebâtât mertebe-i hayatiyesinin makamını vermesiyle ve nebâtâtı rızık ederek tahrik ve tavzif ile hayvânât mertebe-i letâfetini onlara ihsan etmesiyle ve hayvânâttaki zerrâtı tavzif edip rızık yoluyla hayat-ı insaniye derecesine çıkarmasıyla ve insanın vücudundaki zerrâtı süze süze tasfiye ve taltif ederek tâ dimağın ve kalbin en nazik ve lâtif yerinde makam vermesiyle bilinir ki, harekât-ı zerrât hikmetsiz değil; belki kendine lâyık bir nevi kemâlâta koşturuluyor.

    Salisen:
    Zîhayat cisimlerin zerrâtı içinde, çekirdek ve tohumdaki gibi, bir kısım zerreler öyle mânevî bir nura, bir letâfete, bir meziyete mazhar oluyorlar ki, sair zerrelere ve o koca ağaca bir ruh, bir sultan hükmüne geçer. İşte, azîm bir ağacın bütün zerrâtı içinde bir kısım zerrelerin şu mertebeye çıkmaları, o ağacın tabaka-i hayatında çok devirleri ve nazik vazifeleri görmesiyle olduğundan, gösteriyor ki, Sâni-i Hakîmin emriyle vazife-i fıtrat içinde zerrâtın envâ-ı harekâtına


    Sâni: herşeyi san’atla yaratan Allah (bk. ṣ-n-a) Sâni-i Hakîm: herşeyi hikmetle ve san’atla yaratan Allah (bk. ṣ-n-a; ḥ-k-m)
    anâsır: unsurlar, elementler azîm: büyük (bk. a-ẓ-m)
    cüz’î: küçük ve ferdî (bk. c-z-e) dimağ: beyin
    dâr-ı âhiret: âhiret yurdu (bk. e-ḫ-r) ecza: parçalar (bk. c-z-e)
    envâ-ı harekât: hareketlerin çeşitleri evvelâ: ilk olarak
    harekât: hareketler harekât-ı zerrât: atomların hareketleri
    hayat-ı insaniye: insan hayatı (bk. ḥ-y-y) hayattar: canlı (bk. ḥ-y-y)
    hayvânât: hayvanlar (bk. ḥ-y-y) hikmet: herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, anlamlı, faydalı ve tam yerli yerinde olması (bk. ḥ-k-m)
    hizmetkâr: hizmetçi hâkimiyet: egemenlik (bk. ḥ-k-m)
    ihsan etmek: ikram etmek, bağışlamak (bk. ḥ-s-n) intizamat: düzenlilikler (bk. n-ẓ-m)
    kemâlsiz: kusurlu, noksan (bk. k-m-l) kemâlât: mükemmellikler (bk. k-m-l)
    kesb etmek: kazanmak kesretli: çok (bk. k-s̱-r)
    küllî: büyük ve kapsamlı (bk. k-l-l) letâfet: hoşluk, güzellik (bk. l-ṭ-f)
    liyakat: layık olma lâtif: güzel, hoş (bk. l-ṭ-f)
    madeniyât: madenler mahlûkat: yaratıklar (bk. ḫ-l-ḳ)
    mahsus: özel makam: derece, yer
    masnuat: san’at eseri varlıklar (bk. ṣ-n-a) mazhar: erişme, sahip olma (bk. ẓ-h-r)
    medar: kaynak, dayanak mertebe: derece
    mertebe-i hayatiye: hayat mertebesi (bk. ḥ-y-y) mertebe-i letâfet: güzellik ve hoşluk derecesi (bk. l-ṭ-f)
    meziyet: üstün özellik nazik: ince, zarif
    nebâtât: bitkiler nevi: tür, çeşit
    sair: diğer salisen: üçüncü olarak
    saniyen: ikinci olarak seyl-i kâinat: kâinatın akışı, sürekli değişmesi (bk. k-v-n)
    tabaka-i hayat: hayat tabakası (bk. ḥ-y-y) tahrik: harekete geçirme
    taltif: iyilik ve lütufta bulunmak (bk. l-ṭ-f) tasfiye: arıtma, saflaştırma (bk. ṣ-f-y)
    tavzif: vazifelendirme, görevlendirme tesbihat: Allah’ı noksan sıfatlardan yüce tutan sözler (bk. s-b-ḥ)
    vazife-i fıtrat: yaratılış vazifesi (bk. f-ṭ-r) zerre: atom, en küçük madde parçası
    zerrât: atomlar, en küçük madde parçaları zîhayat: canlı (bk. ẕî; ḥ-y-y)
    âlem-i bekà: devamlı ve kalıcı olan âhiret âlemi (bk. a-l-m; b-ḳ-y) ücret-i kemâl: varlıkların değişip mükemmelleşerek bir tür ücret kazanması (bk. k-m-l)


    Yazar : Risale Forum

Sayfa 3/4 İlkİlk 1234 SonSon

Facebook Yorumları

Facebook Giriş

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Bu Konudaki Etiketler

102, 105, 112, 120, 124, 134, 136, 143, 145, 146, 154, 157, 159, 160, 161, 164, 171, 176, 184, 187, 206, 592, 600, 727, 827, acip, adaletli, adedince, adıyla, aklı, âlemi, âlemleri, allah, aracı, araf, arz, asfiya, atmak, âyine, azîm, azot, bahusus, bakıyorum, bağlantı, bağış, başkasını, başıboş, beşer, bildirir, bilinen, bilinmez, bilmesi, bilmüşahede, bir adam, birdir, biri, birlik, boz, bulunmak, bırakmıyor, çok, çoktur, cömertlik, dadır, daire, davranışları, dağlar, dediler, demeye, demişler, derece, değilim, değiller, değiştirme, diriltecek, dizginini, dünyadan, duruma, düzenli, dış, edecek, edenleri, edilsin, ediyorlar, efes turları, ejderha, elektrikle, emanetin, esmâ, esrarlı, etmeme, eşsiz, fikrini, gaflete, galebe, gazabı, geçirmiş, gelmiş, gerçekleri, gezi, gibi, gif, giydirmek, gördüğünü, görmeye, görünmek, görüyorum, gösteriş, gururu, güvenli, güvenme, güzelliği, hakikatten, hâlıkını, harap, hayrette, herşeye, herşeyin, hicr, ibarettir, içindekiler, ihata, ile, ilham, insanlığı, istekleri, itham, işaret, jpg, kadar, kâinatı, kâinatın, kanunları, kapılmak, kavga, kemik, kesretli, kitabını, kudretine, kurulan, kısmı, lütuf, mâlikim, mama, masnuatı, mecbur, mecmuası, meselâ, mevcud, mevcudat, meyvesini, muazzam, muhakkak, muhaldir, mümkü, müş, nail, naks, nefer, nihayet, nüfuz, nura, olduk, olduğuna, olduğundan, omuzuna, onlardan, orga, özellikle, özgü, pamuk, parçalar, rububiyeti, sahibidir, sakı, sanmak, savunanlar, sayılan, sekiz, seviyesi, seyyare, sözlerde, sûresi, suretle, surlar, sığı, sığınmak, taksim, takvim, tapan, tasavvur, taşları, uhrevî, ümitsizlik, üstü, varlığının, vazifeler, verdiği, verildi, verilmiş, vermişler, veyahut, yayı, yazdığı, yazıldığı, yükleri, yükseliş, yunan, yıldızlara, ışık, zarif, zeminde, zerrelerin, zulmet, zulmü, şahsiyet, şerleri, şevk, şeye

Etiket Bulutu Ana Sayfası

Sosyal İmleme

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222