Sayfa 3/3 İlkİlk 123
23 sonuçtan 21 ile 23 arası

  1. #21
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.223
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61880


    Yirmi Altıncı Söz - Sayfa 643

    unutmuş, kendinden haberi yok. Mevti düşünse, başkasına verir. Fenâ ve zevâli görse, kendine almaz. Ve külfet ve hizmet makamında nefsini unutmak, fakat ahz-ı ücret ve istifade-i huzuzat makamında nefsini düşünmek, şiddetle iltizam etmek, nefs-i emmârenin muktezasıdır.

    Şu makamda tezkiyesi, tathiri, terbiyesi, şu hâletin aksidir. Yani, nisyân-ı nefis içinde nisyan etmemek. Yani, huzuzat ve ihtirasatta unutmak; ve mevtte ve hizmette düşünmek...

    ÜÇÜNCÜ HATVEDE:

    1 مَاۤ اَصَابَكَ مِنْ حَسَنَةٍ فَمِنَ اللهِ وَمَاۤ اَصَابَكَ مِنْ سَيِّئَةٍ فَمِنْ نَفْسِكَ dersini verdiği gibi, nefsin muktezası, daima iyiliği kendinden bilip fahr ve ucbe girer. Bu Hatvede, nefsinde yalnız kusuru ve naksı ve aczi ve fakrı görüp, bütün mehâsin ve kemâlâtını, Fâtır-ı Zülcelâl tarafından ona ihsan edilmiş nimetler olduğunu anlayıp, fahr yerinde şükür ve temeddüh yerinde hamd etmektir.

    Şu mertebede tezkiyesi, 2 قَدْ اَفْلَحَ مَنْ زَكّٰيهَا sırrıyla şudur ki: Kemâlini kemâlsizlikte, kudretini aczde, gınâsını fakrda bilmektir.


    DÖRDÜNCÜ HATVEDE:

    3 كُلُّ شَىْءٍ هَاِلكٌ اِلاَّ وَجْهَهُ dersini verdiği gibi, nefis kendini serbest ve müstakil ve bizzat mevcut bilir. Ondan, bir nevi rububiyet dâvâ eder; mâbuduna karşı adâvetkârâne bir isyanı taşır. İşte, gelecek şu hakikati derk etmekle ondan kurtulur. Hakikat şöyledir ki:

    Herşey, nefsinde mânâ-yı ismiyle fânidir, mefkuttur, hâdistir, mâdumdur. Fakat

    Not

    Not
    Dipnot-1
    “Sana her ne iyilik erişirse Allah’tandır. Sana her ne kötülük gelirse, o da kendi nefsindendir.” Nisâ Sûresi, 4:79.


    Dipnot-2
    “Nefsini günahlardan arındıran kurtuluşa ermiştir.” Şems Sûresi, 91:9.


    Dipnot-3
    “Herşey helâk olup gidicidir-Ona bakan yüzü müstesnâ.” Kasas Sûresi, 28:88.



    Fâtır-ı Zülcelâl: sonsuz haşmet ve yücelik sahibi olan ve herşeyi harika, üstün sanatıyla yaratan Allah (bk. f-ṭ-r; ẕü; c-l-l) acz: âcizlik, güçsüzlük (bk. a-c-z)
    adâvetkârâne: düşmancasına ahz-ı ücret: ücret alma
    bizzat: kendisi derk etmek: anlamak
    dâvâ etmek: iddia etmek fahr: övünme, gurur
    fakr: fakirlik, ihtiyaç hali (bk. f-ḳ-r) fenâ: göçüp gitme, ölümlülük (bk. f-n-y)
    fâni: gelip geçici, ölümlü (bk. f-n-y) gınâ: zenginlik (bk. ğ-n-y)
    hakikat: gerçek (bk. ḥ-ḳ-ḳ) hamd: övgü ve şükür (bk. ḥ-m-d)
    hatve: basamak, mertebe huzuzat: haz ve lezzet veren şeyler
    hâdis: sonradan olan (bk. ḥ-d-s̱) hâlet: durum, hal
    ihsan: bağış, iyilik (bk. ḥ-s-n) ihtirasat: ihtiraslar, aşırı istekler, tutkular
    iltizam: taraf tutma, taraftarlık istifade-i huzuzat: hazlardan, lezzetlerden istifade
    kemâl: mükemmellik, kusursuzluk (bk. k-m-l) kemâlât: mükemmellikler, üstün özellikler (bk. k-m-l)
    kudret: güç, iktidar (bk. ḳ-d-r) külfet: zorluk
    mefkut: kayıp, bilinmeyen mehâsin: güzellikler, iyilikler (bk. ḥ-s-n)
    mevcut: var (bk. v-c-d) mevt: ölüm (bk. m-v-t)
    mukteza: bir şeyin gereği mâbud: kendisine ibadet edilen (bk. a-b-d)
    mâdum: yok, ölü mânâ-yı ismî: bir şeyin bizzat kendisine bakan ve kendisini tanıtan mânâsı (bk. a-n-y; s-m-v)
    müstakil: bağımsız naks: noksanlık, eksiklik
    nefis: kişinin kendisi; insanı daima kötülüğe, yasak zevk ve isteklere teşvik eden duygu (bk. n-f-s) nefs-i emmâre: insanı daima kötülüğe, yasak zevk ve isteklere teşvik eden duygu (bk. n-f-s)
    nevi: tür, çeşit nisyan: unutmak
    nisyân-ı nefis: nefsi unutmak (bk. n-f-s) rububiyet: rablık (bk. r-b-b)
    sır: gizli gerçek, gizem tathir: temizleme
    temeddüh: böbürlenme tezkiye: temizleme
    ucb: kibir, kendini beğenme zevâl: gelip geçicilik, yokluk (bk. z-v-l)
    şükür: verdiği nimetlerden dolayı Allah’a memnuniyetini sunma (bk. ş-k-r)


    Yazar : Risale Forum

  2. #22
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.223
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61880


    Yirmi Altıncı Söz - Sayfa 644

    mânâ-yı harfiyle ve Sâni-i Zülcelâlin esmâsına âyinedarlık cihetiyle ve vazifedarlık itibarıyla şahittir, meşhuddur, vâciddir, mevcuttur.

    Şu makamda tezkiyesi ve tathiri şudur ki: Vücudunda adem, ademinde vücudu vardır. Yani, kendini bilse, vücut verse, kâinat kadar bir zulümat-ı adem içindedir. Yani, vücud-u şahsîsine güvenip Mûcid-i Hakikîden gaflet etse, yıldız böceği gibi bir şahsî ziya-yı vücudu, nihayetsiz zulümât-ı adem ve firaklar içinde bulunur, boğulur. Fakat enâniyeti bırakıp, bizzat nefsi hiç olduğunu ve Mûcid-i Hakikînin bir âyine-i tecellîsi bulunduğunu gördüğü vakit, bütün mevcudatı ve nihayetsiz bir vücudu kazanır. Zira, bütün mevcudat, esmâsının cilvelerine mazhar olan Zât-ı Vâcibü’l-Vücudu bulan, herşeyi bulur.




    Mûcid-i Hakikî: gerçek var edici, yaratıcı olan Allah (bk. v-c-d; ḥ-ḳ-ḳ) Sâni-i Zülcelâl: sonsuz haşmet ve yücelik sahibi san’atkâr, Allah (bk. ṣ-n-a; ẕü; c-l-l)
    Zât-ı Vâcibü’l-Vücud: varlığı zorunlu olan ve yokluğu asla düşünülemeyen Zât, Allah (bk. v-c-b; v-c-d) adem: yokluk
    cihet: yön cilve: yansıma, görüntü (bk. c-l-y)
    enâniyet: kendini beğenme esmâ: isimler (bk. s-m-v)
    firak: ayrılık (bk. f-r-ḳ) gaflet: vurdumduymazlık, umursamazlık (bk. ğ-f-l)
    itibariyle: özelliğiyle (bk. a-b-r) kâinat: evren, yaratılmış herşey (bk. k-v-n)
    mazhar: erişme, sahip olma (bk. ẓ-h-r) mevcudat: varlıklar (bk. v-c-d)
    mevcut: varlık (bk. v-c-d) meşhud: görünen, bilinen (bk. ş-h-d)
    mânâ-yı harfî: bir şeyin kendisini değil de san’atkârını, ustasını, sahibini bilip tanıtan mâna (bk. a-n-y) nefis: insanın kendisi (bk. n-f-s)
    nihayetsiz: sonsuz tathir: temizleme
    tezkiye: arındırma, temizleme vâcid: var eden, vücuda getiren (bk. v-c-d)
    vücud: varlık (bk. v-c-d) vücud-u şahsî: kendi kişisel varlığı (bk. v-c-d)
    ziya-yı vücud: varlık ışığı (bk. v-c-d) zulümât-ı adem: yokluk karanlığı (bk. ẓ-l-m)
    âyine-i tecellî: yansıma aynası (bk. c-l-y) âyinedarlık: aynalık
    şahsî: kişisel


    Yazar : Risale Forum

  3. #23
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.223
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61880


    Yirmi Altıncı Söz - Sayfa 645

    Hâtime
    Şu acz, fakr, şefkat, tefekkür tarikindeki Dört Hatvenin izahatı, hakikatin ilmine, şeriatin hakikatine, Kur’ân’ın hikmetine dair olan yirmi altı adet Sözlerde geçmiştir. Yalnız, şurada bir iki noktaya kısa bir işaret edeceğiz. Şöyle ki:

    Evet, şu tarik daha kısadır. Çünkü dört hatvedir. Acz, elini nefisten çekse, doğrudan doğruya Kadîr-i Zülcelâle verir. Halbuki, en keskin tarik olan aşk, nefisten elini çeker, fakat mâşuk-u mecazîye yapışır. Onun zevâlini bulduktan sonra Mahbûb-u Hakikîye gider.

    Hem şu tarik daha eslemdir. Çünkü nefsin şatahat ve bâlâpervâzâne dâvâları bulunmaz. Çünkü, acz ve fakr ve kusurdan başka nefsinde bulmuyor ki, haddinden fazla geçsin.

    Hem bu tarik daha umumî ve cadde-i kübrâdır. Çünkü, kâinatı, ehl-i vahdetü’l-vücud gibi, huzur-u daimî kazanmak için idama mahkûm zannedip Lâ mevcude illâ Hû hükmetmeye veyahut ehl-i vahdetü’ş-şuhud gibi, huzur-u daimî için kâinatı nisyan-ı mutlak hapsinde hapse mahkûm tahayyül edip Lâ meşhude illâ Hû demeye mecbur olmuyor. Belki, idamdan ve hapisten gayet zâhir olarak Kur’ân affettiğinden, o da sarf-ı nazar edip ve mevcudatı kendileri hesabına hizmetten azlederek Fâtır-ı Zülcelâl hesabına istihdam edip Esmâ-i Hüsnâsının mazhariyet ve âyinedarlık vazifesinde istimal ederek, mânâ-yı harfî nazarıyla onlara bakıp, mutlak gafletten kurtulup huzur-u daimîye girmektir; herşeyde Cenâb-ı Hakka bir yol bulmaktır. Elhasıl, mevcudatı mevcudat hesabına hizmetten azlederek, mânâ-yı ismiyle bakmamaktır.






    Esmâ-i Hüsnâ: Allah’ın güzel isimleri (bk. s-m-v; ḥ-s-n) Fâtır-ı Zülcelâl: sonsuz haşmet sahibi ve herşeyi harika san’atıyla yaratan Allah (bk. f-ṭ-r; ẕü; c-l-l)
    Kadîr-i Zülcelâl: kudreti herşeyi kuşatan ve sonsuz haşmet ve yücelik sahibi olan Allah (bk. ḳ-d-r; ẕü; c-l-l) Lâ mevcude illâ Hû: Ondan başka hiçbir varlık yok (bk. v-c-d)
    Lâ meşhude illâ Hû: Allah’tan başka görülen hiçbir şey yoktur (bk. ş-h-d) Mahbûb-u Hakikî: sevilen ve gerçek anlamda sevilmeye lâyık olan Allah (bk. ḥ-b-b; ḥ-ḳ-ḳ)
    acz: âcizlik, güçsüzlük (bk. a-c-z) azletmek: ayırmak, uzaklaştırmak
    bâlâpervâzâne: yüksekten konuşarak, atıp tutarak cadde-i kübrâ: büyük cadde (bk. k-b-r)
    ehl-i vahdetü’l-vücud: Allah’tan başka varlık olmadığı, herşeyin Allah’ın tecellîsi olduğunu kabul edenler (bk. v-ḥ-d; v-c-d) ehl-i vahdetü’ş-şuhud: görünen herşeyin Allah’ın varlığını gösterdiğini söyleyen kimseler (bk. v-ḥ-d; ş-h-d)
    elhasıl: özetle, sonuç olarak eslem: en güvenli (bk. s-l-m)
    fakr: fakirlik, ihtiyaç hali (bk. f-ḳ-r) gaflet: umursamazlık, âhiretten ve Allah’ın emir ve yasaklarından habersiz davranma (bk. ğ-f-l)
    had: sınır, çizgi, yetki hakikat: gerçek (bk. ḥ-ḳ-ḳ)
    hatve: basamak, mertebe hikmet: herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde olması (bk. ḥ-k-m)
    huzur-u daimî: sürekli olarak Allah’ın huzurunda bulunduğunun bilinci içinde olma (bk. ḥ-ḍ-r) hâtime: sonuç, son bölüm
    hükmetmek: kesin bir yargıya varmak (bk. ḥ-k-m) idam: yok etme
    istihdam: çalıştırma istimal: kullanma
    izahat: açıklamalar kâinat: evren, yaratılmış herşey (bk. k-v-n)
    mahkûm: hükmedilen (bk. ḥ-k-m) mazhariyet: ayna olma, görünme yeri (bk. ẓ-h-r)
    mevcudat: varlıklar (bk. v-c-d) mutlak: kesin (bk. ṭ-l-ḳ)
    mânâ-yı harfî: bir şeyin kendisini değil de san’atkârını, ustasını, sahibini bilip tanıtan mâna (bk. a-n-y) mânâ-yı ismî: bir şeyin sahibine değil de, bizzat kendisine bakan ve kendisini tanıtan mânâsı (bk. a-n-y; s-m-v)
    mâşuk-u mecazî: gerçek sevgiye layık olmadığı halde aşık olunan şeyler (bk. c-v-z) nazar: bakış (bk. n-ẓ-r)
    nefis: kişinin kendisi (bk. n-f-s) nisyan-ı mutlak: tam anlamıyla unutma (bk. ṭ-l-ḳ)
    sarf-ı nazar: görmezlikten gelmek (bk. n-ẓ-r) tahayyül: hayal etmek (bk. ḫ-y-l)
    tarik: yol (bk. ṭ-r-ḳ) tefekkür: Allah’ı tanımayı sonuç verecek şekilde düşünme (bk. f-k-r)
    umumî: genel zevâl: yokluk, geçip gitme (bk. z-v-l)
    zâhir: açık (bk. ẓ-h-r) âyinedarlık: aynalık
    şatahat: mânevî sarhoşluk ve cezbe halindeyken söylenen şeriata aykırı sözler şefkat: içten ve karşılıksız merhamet, sevgi (bk. ş-f-ḳ)
    şeriat: Allah tarafından bildirilen İlâhî emir ve yasaklara dayanan hükümlerin hepsi (bk. ş-r-a)


    Yazar : Risale Forum

Sayfa 3/3 İlkİlk 123

Facebook Yorumları

Facebook Giriş

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Bu Konudaki Etiketler

106, 113, 154, 157, 159, 160, 161, 164, 166, 176, 178, 182, 187, 592, 600, 627, 827, adalettir, adedince, altıncı söz, alınmış, anlıyoruz, araf, arınmış, arz, atan, avam, aya, âyine, bana, bazısında, bağlamış, bağış, bilinen, bilmüşahede, binaen, bir adam, biri, birlik, boğulur, cihazat, cilvelerine, çocuk, çok, çoktur, daire, davranışları, delildir, demeye, demişler, denilmez, derece, desteklemek, deyince, değiştirmek, dikkatle, divanı, diyebilir, düzenli, düğü, dışında, edilsin, ediyorsun, elbet, emrini, etmeme, ettiren, faideleri, faziletler, geçmesi, gelmiş, giydirir, gösteriş, gösterme, günahtan, güvenli, güvenme, güzelliği, hakikatine, hâkimi, haktan, halka, hangi, hapis, harekâtla, herşeye, herşeyin, hicr, hilkat, hisse, ibarettir, içindekiler, ihata, ihtiraslar, ilimle, imaniyeyi, istedin, istemez ki, isyana, işaret, jpg, kanunları, kaza, kebiri, kebirin, kendilerini, kendisinde, kitabını, külliye, kısmen, lâzım, lütuf, maddeten, mecbur, menbaı, merhametsizlik, meselâ, mevcudat, mevcut, mevsimler, misli, muhakkak, muhaldir, mukaddestir, mümkü, müş, niçin, nihayet, nurlandıran, olduğuna, olduğundan, olmadığı, olmamak, olmayı, omuzuna, onlardan, orga, özellikle, rahatla, rububiyeti, sahibi, sakı, sana, sanmak, sayılan, seçim, seçimi, seviyesi, sözlerde, surlar, sırra, tahrip, taksim, tasavvur, tokat, tutma, ücretli, ümitsizlik, umum, ustaları, üstü, varlığının, verdiği, verilmiş, veyahut, yaratılanlar, yazıldığı, ışık, zahmet, zamanla, zamanları, zira, zulmü, şartları, şatahat

Etiket Bulutu Ana Sayfası

Sosyal İmleme

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222