Sayfa 2/3 İlkİlk 123 SonSon
23 sonuçtan 11 ile 20 arası

  1. #11
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.222
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61880


    Yirmi Altıncı Söz - Sayfa 633

    Nazarî ise, o çekirdekte, ondan halk olunacak ağacın müddet-i hayatındaki geçireceği tavırlar, vaziyetler, şekiller, hareketler, tesbihatlardır ki, “tarihçe-i hayat” namıyla tabir edilen, vakit be vakit değişen tavırlar, vaziyetler, şekiller, fiiller, o ağacın dalları, yaprakları gibi intizamlı birer kaderî miktarı vardır.Madem en âdi ve basit eşyada böyle kaderin tecellîsi var. Elbette umum eşyanın vücudundan evvel yazılı olduğunu ifade eder ve az bir dikkatle anlaşılır. Şimdi, vücudundan sonra herşeyin sergüzeşt-i hayatı yazıldığına delil ise, âlemde Kitab-ı Mübîn ve İmam-ı Mübînden haber veren bütün meyveler ve Levh-i Mahfuzdan haber veren ve işaret eden, insandaki bütün kuvve-i hafızalar birer şahittir, birer emâredir.

    Evet, herbir meyve, bütün ağacın mukadderât-ı hayatı, onun kalbi hükmünde olan çekirdeğinde yazılıyor. İnsanın sergüzeşt-i hayatıyla beraber, kısmen âlemin hâdisât-ı maziyesi, kuvve-i hafızasında öyle bir surette yazılıyor ki, güya hardal küçüklüğünde bu kuvvecikte, dest-i kudret, kalem-i kaderiyle insanın sahife-i a’mâlinden küçük bir senet istinsah ederek, insanın eline verip dimağının cebine koymuş—tâ muhasebe vaktinde onunla hatırlatsın. Hem, tâ mutmain olsun ki, bu fenâ ve zevâl hercümercinde bekà için pek çok âyineler var ki, Kadîr‑i Hakîm, zâillerin hüviyetlerini onlarda tersim edip ibkà ediyor. Hem bekà için pek çok levhalar var ki, Hafîz-i Alîm, fânilerin mânâlarını onlarda yazıyor.

    Elhasıl: Madem en basit ve en aşağı derece-i hayat olan nebâtat hayatı bu derece kaderin nizamına tâbidir. Elbette, en yüksek derece-i hayat olan hayat-ı insaniye, bütün teferruatıyla kaderin mikyasıyla çizilmiştir ve kalemiyle yazılıyor.




    Hafîz-i Alîm: herşeyi koruyup saklayan, ilmi herşeyi kuşatan sonsuz ilim sahibi Allah (bk. ḥ-f-ẓ; a-l-m) Kadîr-i Hakîm: herşeyi hikmetle yapan ve sonsuz güç ve kudret sahibi Allah (bk. ḳ-d-r; ḥ-k-m)
    Kitab-ı Mübîn: Allah’ın ap açık kudret defteri olan kâinat, Allah’ın kudret ve iradesinin genel bir kanunlar defteri (bk. k-t-b; b-y-n) Levh-i Mahfuz: herşeyin bütün ayrıntılarıyla yazıldığı kader levhası (bk. ḥ-f-ẓ)
    bekà: kalıcı ve sürekli olma (bk. b-ḳ-y) derece-i hayat: hayat derecesi (bk. ḥ-y-y)
    dest-i kudret: Allah’ın kudret eli (bk. ḳ-d-r) dimağ: beyin
    elhasıl: özetle, sonuç olarak emâre: işaret, belirti
    eşya: varlıklar fenâ: gelip geçicilik, ölümlülük (bk. f-n-y)
    fâni: geçici, ölümlü (bk. f-n-y) hadisât-ı maziye: geçmişe ait olan olaylar
    halk olunmak: yaratılmak (bk. ḫ-l-ḳ) hardal: çok küçük tohumları olan bir bitki
    hayat-ı insaniye: insan hayatı (bk. ḥ-y-y) hercümerc: karma karışıklık, dağınıklık
    hüviyet: suret, kimlik ibkà etme: bakileştirme, sürekli ve kalıcı hale getirme (bk. b-ḳ-y)
    intizamlı: düzenli, tertipli (bk. n-ẓ-m) istinsah etmek: kopyasını çıkarmak, yazmak
    kader: Allah’ın meydana gelecek hadiseleri olmadan önce takdir etmesi, plânlaması (bk. ḳ-d-r) kaderî: kaderle belirlenmiş (bk. ḳ-d-r)
    kalem-i kader: kader kalemi (bk. ḳ-d-r) kuvve-i hafıza: hafıza duygusu, bellek (bk. ḥ-f-ẓ)
    mikyas: ölçek muhasebe: hesaba çekilme, sorgulanma
    mukadderât-ı hayatiye: kader kalemiyle yazılmış hayat programı (bk. ḳ-d-r; ḥ-y-y) mutmain: şüphesiz, tam kanaatle inanan
    müddet-i hayat: hayat süresi (bk. ḥ-y-y) nam: ad
    nazarî: teorik (bk. n-ẓ-r) nebâtat: bitkiler
    nizam: düzen, kanun (bk. n-ẓ-m) sahife-i a’mal: iş ve davranışların yazıldığı sahifeler
    senet: belge sergüzeşt-i hayat: hayat sürüveni (bk. ḥ-y-y)
    suret: şekil, biçim (bk. ṣ-v-r) tabir edilen: adlandırılan (bk. a-b-r)
    tarihçe-i hayat: hayat hikâyesi (bk. ḥ-y-y) tecellî: görünme (bk. c-l-y)
    teferruat: ayrıntılar tersim etmek: resimlemek
    tesbihat: Allah’ı noksan sıfatlardan yüce tutan sözler (bk. s-b-ḥ) tâbi: bağlı
    umum: bütün vakit be vakit: her zaman, her an
    vaziyet: durum vücud: varlık (bk. v-c-d)
    zevâl: geçip gitme, yok olma (bk. z-v-l) zâil: geçici, yok olucu (bk. z-v-l)
    âdi: basit, sıradan âlem: kâinat, evren (bk. a-l-m)
    âyine: ayna İmam-ı Mübîn: Allah’ın ilim ve emirlerinin, eşyanın geçmiş ve geleceğe ait kaidelerinin yazıldığı defter (bk. b-y-n)


    Yazar : Risale Forum

  2. #12
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.222
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61880


    Yirmi Altıncı Söz - Sayfa 634

    Evet, nasıl katreler buluttan haber verir; reşhalar su menbaını gösterir; senetler, cüzdanlar bir defter-i kebirin vücuduna işaret ederler. Öyle de, şu meşhudumuz olan, zîhayatlardaki intizam-ı maddî olan bedihî kader ve intizam-ı mânevî ve hayatî olan nazarî kaderin reşhaları, katreleri, senetleri, cüzdanları hükmünde olan meyveler, nutfeler, tohumlar, çekirdekler, suretler, şekiller, bilbedâhe, Kitab-ı Mübîn denilen irade ve evâmir-i tekvîniyenin defterini ve İmam-ı Mübîn denilen ilm-i İlâhînin bir divanı olan Levh-i Mahfuzu gösterir.

    NETİCE-İ MERAM: Madem bilmüşahede görüyoruz ki, herbir zîhayatın neşvünemâ zamanında zerreleri eğri büğrü hudutlara gider, durur. Zerreler yolunu değiştirir, o hudutların nihayetlerinde birer hikmet, birer faide, birer maslahatı semere verirler. Bilbedâhe, o şeyin miktar-ı surîsi, bir kader kalemiyle tersim edilmiştir. İşte, meşhud, bedihî kader, o zîhayatın mânevî hâlâtında dahi bir kader kalemiyle çizilmiş muntazam meyvedar hudutları, nihayetleri var olduğunu gösterir. Kudret masdardır, kader mistardır. Kudret, o maânî kitabını, o mistar üstünde yazar.

    Madem maddî ve mânevî kader kalemiyle tersim edilmiş müsmir hudutlar, hikmetli nihayetler olduğunu kat’iyen anlıyoruz. Elbette, herbir zîhayatın müddet-i hayatında geçireceği ahval ve etvârı, o kaderin kalemiyle tersim edilmiş. Çünkü, sergüzeşt-i hayatı, bir intizam ve mizanla cereyan ediyor, suretler değiştiriyor, şekiller alıyor. Madem böyle umum zîhayatta kalem-i kader hükümrandır. Elbette, âlemin en mükemmel meyvesi ve arzın halifesi ve emanet-i kübrânın hâmili olan insanın sergüzeşt-i hayatiyesi, herşeyden ziyade kaderin kanununa tâbidir.




    Kitab-ı Mübîn: Allah’ın ap açık kudret defteri olan kâinat, Allah’ın kudret ve iradesinin genel bir kanunlar defteri (bk. k-t-b; b-y-n) Levh-i Mahfuz: herşeyin bütün ayrıntılarıyla yazıldığı kader levhası, Allah’ın ilminin bir adı (bk. ḥ-f-ẓ)
    ahval: haller, davranışlar arz: yer, dünya
    bedihî: açık, aşikâr bilbedâhe: ap açık bir şekilde
    bilmüşahede: gözle görüldüğü gibi (bk. ş-h-d) cereyan etmek: meydana gelmek
    cüzdan: kimlik defter-i kebir: büyük defter (bk. k-b-r)
    divan: kayıt defteri emanet-i kübrâ: en büyük emanet (bk. e-m-n; k-b-r)
    etvâr: tavırlar evâmir-i tekvîniye: yaratılışa ait emirler (bk. k-v-n)
    halife: yeryüzünde Allah nâmına hareket eden insan (bk. ḫ-l-f) hikmet: gaye, fayda (bk. ḥ-k-m)
    hudut: sınır, uç hâlât: haller
    hâmil: taşıyıcı hükümran: hükmeden, egemen (bk. ḥ-k-m)
    ilm-i İlâhî: Allah’ın herşeyi kuşatan ilmi (bk. a-l-m; e-l-h) intizam: düzenlilik (bk. n-ẓ-m)
    intizam-ı maddî: maddî düzenlilik ve tertip (bk. n-ẓ-m) intizam-ı mânevî ve hayatî: hayata ve mânâya ait düzenlilik (bk. n-ẓ-m; a-n-y; ḥ-y-y)
    irade: dileme, seçim yapma gücü (bk. r-v-d) kader: Allah’ın meydana gelecek hadiseleri olmadan önce takdir etmesi, planlaması (bk. ḳ-d-r)
    kalem-i kader: kader kalemi (bk. ḳ-d-r) katre: damla
    kat’iyen: kesinlikle kudret: güç, iktidar (bk. ḳ-d-r)
    masdar: kaynak maslahat: fayda, yarar (bk. ṣ-l-ḥ)
    maânî: mânâlar (bk. a-n-y) menba: kaynak
    meyvedar: meyveli, verimli meşhud: görünen, bilinen (bk. ş-h-d)
    miktar-ı surî: görünürdeki miktar, ölçü (bk. ḳ-d-r; ṣ-v-r) mistar: şablon
    mizan: ölçü, denge (bk. v-z-n) muntazam: düzenli, tertipli (bk. n-ẓ-m)
    müddet-i hayat: hayat süresi (bk. ḥ-y-y) müsmir: meyveli, verimli
    nazarî: teorik (bk. n-ẓ-r) netice-i meram: maksadın neticesi
    neşvünemâ: gelişme nihayet: son
    nutfe: meni, sperm reşha: sızıntı
    semere: meyve senet: belge
    sergüzeşt-i hayat: hayat serüveni (bk. ḥ-y-y) suret: şekil, biçim (bk. ṣ-v-r)
    tersim edilme: resimlenme tâbi: bağlı
    umum: bütün vücud: varlık (bk. v-c-d)
    zerre: atom, en küçük madde parçası ziyade: fazla
    zîhayat: canlı (bk. ẕî; ḥ-y-y) âlem: kâinat (bk. a-l-m)
    İmam-ı Mübîn: Allah’ın ilim ve emirlerinin, eşyanın geçmiş ve geleceğe ait kaidelerinin yazıldığı defter (bk. b-y-n)


    Yazar : Risale Forum

  3. #13
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.222
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61880


    Yirmi Altıncı Söz - Sayfa 635

    Eğer desen: Kader bizi böyle bağlamış, hürriyetimizi selb etmiştir. İnbisat ve cevelâna müştak olan kalb ve ruh için kadere iman bir ağırlık, bir sıkıntı vermiyor mu?

    Elcevap: Kat’a ve asla! Sıkıntı vermediği gibi, nihayetsiz bir hiffet, bir rahatlık ve ravh ve reyhânı veren ve emn ü emânı temin eden bir sürur, bir nur veriyor. Çünkü, insan kadere iman etmezse, küçük bir dairede cüz’î bir serbestiyet, muvakkat bir hürriyet içinde dünya kadar ağır bir yükü, biçare ruhun omuzunda taşımaya mecburdur. Çünkü insan bütün kâinatla alâkadardır. Nihayetsiz makàsıd ve metâlibi var. Kudreti, iradesi, hürriyeti milyondan birisine kâfi gelmediği için, çektiği mânevî sıkıntı ağırlığı ne kadar müthiş ve muvahhiş olduğu anlaşılır. İşte, kadere iman, bütün o ağırlığı kaderin sefinesine atar, kemâl-i rahatla, ruh ve kalbin kemâl-i hürriyetiyle kemâlâtında serbest cevelânına meydan veriyor. Yalnız nefs-i emmârenin cüz’î hürriyetini selb eder ve firavuniyetini ve rububiyetini ve keyfemâyeşâ hareketini kırar.

    Kadere iman o kadar lezzetli, saadetlidir ki, tarif edilmez. Yalnız şu temsille o lezzete ve o saadete bir işaret edeceğiz. Şöyle ki:
    İki adam bir padişahın pâyitahtına giderler. O padişahın mahall-i garaip olan has sarayına girerler. Biri, padişahı bilmez, o yerlerde gàsıbâne, sârıkane tavattun etmek ister. Fakat o bahçe, o sarayın iktiza ettikleri idare ve tedbir ve varidat; ve makinelerini işlettirmek ve garip hayvânâtın erzakını vermek gibi zahmetli külfetleri görür, mütemadiyen ıztırap çeker. O cennet gibi bahçe, başına bir cehennem gibi oluyor. Herşeye acıyor, idare edemiyor. Teessüfle vaktini geçirir. Sonra da, o hırsız, edepsiz adam, tedip suretiyle hapse atılır.

    İkinci adam, padişahı tanır, padişaha kendini misafir bilir. Bütün o bahçede, o sarayda olan işler bir nizam-ı kanunla cereyan ettiğini, herşey bir programla, kemâl-i suhuletle işlediğini itikad eder. Zahmet ve külfetleri padişahın kanununa




    alâkadar: ilgili, alakalı biçare: çaresiz
    cereyan etmek: meydana gelmek cevelân: dolaşma, gezme
    cüz’î: az, küçük (bk. c-z-e) emn ü emân: güvenlik ve korkusuzluk (bk. e-m-n)
    erzak: rızıklar, yiyecek ve içecekler (bk. r-z-ḳ) firavuniyet: kendisini Firavun gibi ilah seviyesine çıkaracak derecede büyük görme
    gasıbâne: zorla ele geçirerek hayvânat: hayvanlar
    hiffet: hafiflik hürriyet: serbestlik
    iktiza: gerektirme inbisat: genişleme, yayılma
    irade: dileme, seçim, tercih (bk. r-v-d) itikad etmek: inanmak
    kader: Allah’ın meydana gelecek hadiseleri olmadan önce takdir etmesi, plânlaması (bk. ḳ-d-r) kat’a: hiçbir şekilde
    kemâl-i hürriyet: tam bir serbestlik (bk. k-m-l) kemâl-i rahat: tam bir rahatlık (bk. k-m-l)
    kemâl-i suhulet: tam bir kolaylık (bk. k-m-l) kemâlât: mükemmel özellikler, üstünlükler (bk. k-m-l)
    keyfemâyeşâ: keyfine göre, istediği şekilde kudret: güç, iktidar (bk. ḳ-d-r)
    kâfî: yeterli kâinat: evren, yaratılmış herşey (bk. k-v-n)
    külfet: zorluk külfetli: zor
    mahall-i garaip: hayret verici ve şaşırtıcı yerler makàsıd: maksatlar, gayeler (bk. ḳ-ṣ-d)
    metâlib: istekler (bk. ṭ-l-b) muvahhiş: korkutan
    muvakkat: geçici mütemadiyen: sürekli olarak
    müştak: arzulu, çok istekli nefs-i emmâre: insanı daima kötülüğe, yasak zevk ve isteklere teşvik eden duygu (bk. n-f-s)
    nihayetsiz: sonsuz nizam-ı kanun: kanun düzeni (bk. n-ẓ-m)
    pâyitaht: başkent ravh: rahatlık
    reyhân: hoş ve güzel koku rububiyet: Rablık; Allah’ın herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri vermesi, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulundurması (bk. r-b-b)
    saadet: mutluluk sefine: gemi
    selb etme: ortadan kaldırma serbestiyet: serbestlik
    suret: şekil, biçim (bk. ṣ-v-r) sârıkane: hırsızca
    sürur: mutluluk, sevinç tarif edilmek: anlatılmak (bk. a-r-f)
    tavattun etmek: vatan edinmek, yerleşmek tedbir: idare etme, çekip çevirme (bk. d-b-r)
    tedip: edeplendirme, cezalandırma teessüf: üzüntü, acı duyma
    temsil: kıyaslama tarzında benzetme, analoji (bk. m-s̱-l)


    Yazar : Risale Forum

  4. #14
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.222
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61880


    Yirmi Altıncı Söz - Sayfa 636

    bırakıp, kemâl-i safâ ile o cennet-misal bahçenin bütün lezzetlerinden istifade edip, padişahın merhametine ve idare kanunlarının güzelliğine istinaden herşeyi hoş görür, kemâl-i lezzet ve saadetle hayatını geçirir. İşte1 مَنْ اٰمَنَ بِالْقَدَرِ اَمِنَ مِنَ الْكَدَرِ sırrını anla.

    DÖRDÜNCÜ MEBHASEğer desen: Birinci Mebhasta ispat ettin ki, kaderin herşeyi güzeldir, hayırdır. Ondan gelen şer de hayırdır, çirkinlik de güzeldir. Halbuki, şu dâr-ı dünyadaki musibetler, beliyyeler o hükmü cerh ediyor.

    Elcevap: Ey şiddet-i şefkatten şedit bir elemi hisseden nefsim ve arkadaşım! Vücut hayr-ı mahz, adem şerr-i mahz olduğuna, bütün mehâsin ve kemâlâtın vücuda rücuu ve bütün maâsî ve mesâib ve nekaisin esası adem olduğu delildir.
    Madem adem şerr-i mahzdır. Ademe müncer olan veya ademi işmam eden hâlât dahi şerri tazammun eder. Onun için, vücudun en parlak nuru olan hayat, ahvâl-i muhtelife içinde yuvarlanıp kuvvet buluyor. Mütebâyin vaziyetlere girip tasaffi ediyor ve müteaddit keyfiyatı alıp matlup semeratı veriyor ve müteaddit tavırlara girip Vâhib-i Hayatın nukuş-u esmâsını güzelce gösterir. İşte, şu hakikattendir ki, zîhayatlara âlâm ve mesâib ve meşakkat ve beliyyat suretinde bazı hâlât ârız olur ki, o hâlât ile hayatlarına envâr-ı vücut teceddüt edip zulümât-ı adem tebâud ederek hayatları tasaffi ediyor. Zira, tevakkuf, sükûnet, sükût, atâlet, istirahat, yeknesaklık, keyfiyatta ve ahvalde birer ademdir. Hattâ en büyük bir lezzet, yeknesaklık içinde hiçe iner.

    Elhasıl: Madem hayat, Esmâ-i Hüsnânın nukuşunu gösterir. Hayatın başına


    Not
    Dipnot-1 “Kadere iman eden, kederden emin olur.” ed-Deylemî, el-Müsned 1:113; el-Müsâvî, Feyzu’l-Kadîr 3:187; Ali el-Müttakî, Kenzü’l-Ummâl 1:106.



    Esmâ-i Hüsnâ: Allah’ın güzel isimleri (bk. s-m-v; ḥ-s-n) Vâhib-i Hayat: hayatı veren Allah (bk. ḥ-y-y)
    adem: yokluk ahval: haller, durumlar
    ahvâl-i muhtelife: çeşitli haller atâlet: hareketsizlik
    beliyyat: belâlar, sıkıntılar beliyye: belâ
    cennet-misal: cennet gibi (bk. m-s̱-l) cerh etmek: çürütmek
    dâr-ı dünya: dünya yurdu elem: acı, sıkıntı
    elhasıl: özetle, sonuç olarak envâr-ı vücut: varlık nurları (bk. n-v-r; v-c-d)
    hakikat: gerçek ve doğru (bk. ḥ-ḳ-ḳ) hayr-ı mahz: iyiliğin ta kendisi
    hayır: iyilik hâlât: haller, durumlar
    hüküm: yargı (bk. ḥ-k-m) istinaden: dayanarak (bk. s-n-d)
    istirahat: dinlenme, rahatlama işmam etmek: hissettirmek
    kader: Allah’ın meydana gelecek hadiseleri olmadan önce takdir etmesi, planlaması (bk. ḳ-d-r) kemâl-i lezzet: tam bir lezzet (bk. k-m-l)
    kemâl-i safâ: tam bir huzur (bk. k-m-l) kemâlât: mükemmellikler, üstün özellikler (bk. k-m-l)
    keyfiyat: durumlar, özellikler matlup: istenilen (bk. ṭ-l-b)
    maâsî: günahlar mebhas: konu, bölüm
    mehâsin: güzellikler, iyilikler (bk. ḥ-s-n) mesâib: musibetler, sıkıntılar, felaketler
    meşakkat: zahmet, sıkıntı musibet: felaket, sıkıntı
    müncer olmak: sonuçlanmak müteaddit: birçok, çeşitli
    mütebâyin: ayrı ayrı nefs: kişinin kendisi (bk. n-f-s)
    nekais: eksiklikler, kusurlar nukuş: nakışlar, işlemeler (bk. n-ḳ-ş)
    nukuş-u esmâ: isimlerin nakışları (bk. n-ḳ-ş; s-m-v) rücu: dönme
    saadet: mutluluk semerat: meyveler, neticeler
    suret: şekil, biçim (bk. ṣ-v-r) sükûnet: durgunluk, sakinlik
    sükût: sessizlik sır: gizli gerçek, gizem
    tasaffi etme: temizlenme, safileşme (bk. ṣ-f-y) tazammun etmek: içine almak
    tebâud etmek: uzaklaşmak teceddüt etmek: yenilenmek
    tevakkuf: durma vaziyet: durum, hal
    vücut: varlık (bk. v-c-d) yeknesaklık: tekdüzelik, monotonluk
    zulümât-ı adem: yokluk karanlıkları (bk. ẓ-l-m) zîhayat: canlı (bk. ẕî; ḥ-y-y)
    âlâm: elemler, acılar ârız: ortaya çıkma
    şedit: çok şiddetli şer: kötülük
    şerr-i mahz: kötülüğün ta kendisi şiddet-i şefkat: şefkatin şiddeti (bk. ş-f-ḳ)


    Yazar : Risale Forum

  5. #15
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.222
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61880


    Yirmi Altıncı Söz - Sayfa 637

    gelen herşey hasendir. Meselâ, gayet zengin, nihayet derecede san’atkâr ve çok san’atlarda mahir bir Zât, âsâr-ı san’atını, hem kıymettar servetini göstermek için, âdi bir miskin adamı, modellik vazifesini gördürmek için, bir ücrete mukabil, bir saatte murassâ, musannâ yaptığı gömleği giydirir, onun üstünde işler ve vaziyetler verir, tebdil eder. Hem her nevi san’atını göstermek için keser, değiştirir, uzaltır, kısaltır. Acaba şu ücretli miskin adam o zâta dese, “Bana zahmet veriyorsun. Eğilip kalkmakla vaziyet veriyorsun. Beni güzelleştiren bu gömleği kesip kısaltmakla güzelliğimi bozuyorsun” demeye hak kazanabilir mi? “Merhametsizlik, insafsızlık ettin” diyebilir mi?

    İşte, onun gibi, Sâni-i Zülcelâl, Fâtır-ı Bîmisal, zîhayata göz, kulak, akıl, kalb gibi havâs ve letâifle murassâ olarak giydirdiği vücut gömleğini, Esmâ-i Hüsnânın nakışlarını göstermek için, çok hâlât içinde çevirir, çok vaziyetlerde değiştirir. Elemler, musibetler nev’inde olan keyfiyat, bazı esmâsının ahkâmını göstermek için lemeât-ı hikmet içinde bazı şuâât-ı rahmet ve o şuâât-ı rahmet içinde lâtif güzellikler vardır.




    Esmâ-i Hüsnâ: Allah’ın güzel isimleri (bk. s-m-v; ḥ-s-n) Fâtır-ı Bîmisal: benzersiz şeyleri hârika ve üstün sanatıyla yaratan Allah (bk. f-ṭ-r; m-s̱-l)
    Sâni-i Zülcelâl: haşmet ve yücelik sahibi, herşeyi sanatlı bir şekilde yapan Allah (bk. ṣ-n-a; ẕü; c-l-l) ahkâm: hükümler (bk. ḥ-k-m)
    elem: acı, sıkıntı esmâ: isimler (bk. s-m-v)
    hasen: güzel (bk. ḥ-s-n) havâs: hisler, duyular
    hâlât: haller, durumlar keyfiyat: özellikler, nitelikler
    kıymettar: kıymetli, değerli lemeât-ı hikmet: hikmet parıltıları (bk. ḥ-k-m)
    letâif: lâtifeler, duyular (bk. l-ṭ-f) lâtif: güzel, hoş (bk. l-ṭ-f)
    mahir: maharetli, becerikli miskin: fakir
    mukabil: karşılık murassâ: cevherlerle süslü
    musannâ: san’atla yapılmış (bk. ṣ-n-a) musibet: belâ, felaket
    nevi: tür, çeşit nihayet: son
    tebdil etmek: değiştirmek zîhayat: canlı (bk. ẕî; ḥ-y-y)
    âdi: basit, sıradan âsâr-ı san’at: san’at eserleri (bk. ṣ-n-a)
    şuâât-ı rahmet: rahmet ışınları (bk. r-ḥ-m)


    Yazar : Risale Forum

  6. #16
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.222
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61880


    Yirmi Altıncı Söz - Sayfa 638

    Hâtime


    Eski Said’in serkeş, müftehir, mağrur, ucüblü, riyakâr nefsini susturan, teslime mecbur eden Beş Fıkradır.

    BİRİNCİ FIKRA: Madem eşya var ve san’atlıdır. Elbette bir ustaları var. Yirmi İkinci Sözde gayet kat’î ispat edildiği gibi, eğer herşey birinin olmazsa, o vakit herbir şey bütün eşya kadar müşkül ve ağır olur. Eğer herşey birinin olsa, o zaman bütün eşya bir şey kadar âsân ve kolay olur.

    Madem zemin ve âsumânı birisi yapmış, yaratmış. Elbette, o pek hikmetli ve çok san’atkâr Zât, zemin ve âsumânın meyveleri ve neticeleri ve gayeleri olan zîhayatları başkalara bırakıp işi bozmayacak. Başka ellere teslim edip bütün hikmetli işlerini abes etmeyecek, hiçe indirmeyecek, şükür ve ibadetlerini başkasına vermeyecektir.

    İKİNCİ FIKRA: Sen, ey mağrur nefsim! Üzüm ağacına benzersin. Fahirlenme! Salkımları o ağaç kendi takmamış; başkası onları ona takmış.

    ÜÇÜNCÜ FIKRA: Sen, ey riyakâr nefsim! “Dine hizmet ettim” diye gururlanma.

    1 اِنَّ اللهَ لَيُؤَيِّدُ هٰذَا الدِّينَ بِالرَّجُلِ الْفَاجِرِ sırrınca, müzekkâ olmadığın için, belki sen kendini o recül-ü fâcir bilmelisin. Hizmetini, ubûdiyetini, geçen nimetlerin şükrü ve vazife-i fıtrat ve farize-i hilkat ve netice-i san’at bil, ucüb ve riyadan kurtul.

    DÖRDÜNCÜ FIKRA: Hakikat ilmini, hakikî hikmeti istersen, Cenâb-ı Hakkın marifetini kazan. Çünkü, bütün hakaik-i mevcudat, ism-i Hakkın şuââtı ve esmâsının tezâhürâtı ve sıfâtının tecelliyâtıdırlar. Maddî ve mânevî, cevherî-arazî, herbir şeyin, herbir insanın hakikati, birer ismin nuruna dayanır ve hakikatine istinad ederler. Yoksa, hakikatsiz, ehemmiyetsiz bir surettir. Yirminci Sözün âhirinde şu sırra dair bir nebze bahsi geçmiştir.

    Not

    Dipnot-1 “Muhakkak ki Allah, bu dini fâcir adamla da teyid ve takviye eder.” (Buhari, Cihad: 182, Meğâzî: 38, Kader: 5; Müslim, İmân: 178; İbn-i Mâce, Fiten: 35; Dârimî, Siyer: 73; Müsned, 2:309, 5:45.).



    Cenâb-ı Hak: Hakkın ta kendisi olan şeref ve yücelik sahibi Allah (bk. ḥ-ḳ-ḳ) Eski Said: (bk. bilgiler)
    abes: anlamsız, faydasız arazî: sonradan ortaya çıkan, ilinti
    bahis: konu cevherî: asıl, temel, öz
    esmâ: isimler (bk. s-m-v) eşya: varlıklar
    fahirlenmek: övünmek, gururlanmak farize-i hilkat: yaratılış görevi (bk. ḫ-l-ḳ)
    fıkra: bölüm hakaik-ı mevcudat: varlıkların gerçek mahiyeti (bk. ḥ-ḳ-ḳ; v-c-d)
    hakikat: birşeyin aslı esası, gerçek mahiyeti (bk. ḥ-ḳ-ḳ) hakikî: gerçek ve doğru (bk. ḥ-ḳ-ḳ)
    hikmet: herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde olması (bk. ḥ-k-m) hikmetli: herşeyi bir gayeye yönelik olarak, anlamlı ve tam yerli yerine koyma (bk. ḥ-k-m)
    hâtime: sonuç, son bölüm ism-i Hak: Allah’ın varlığının hak olup her hakkın sahibi olduğunu bildiren ismi (bk. s-m-v; ḥ-ḳ-ḳ)
    istinad: dayanma (bk. s-n-d) kat’î: kesin bir şekilde
    marifet: Allah’ı tanıma, bilme (bk. a-r-f) mağrur: gururlu
    müftehir: kendisiyle övünen müzekkâ: temiz olmuş, temizlenmiş
    müşkül: zor nebze: az miktar
    nefis: kişinin kendisi; insanı daima kötülüğe, yasak zevk ve isteklere teşvik eden duygu (bk. n-f-s) netice-i san’at: san’atın neticesi (bk. ṣ-n-a)
    recül-ü fâcir: günahkâr adam riya: gösteriş
    riyakâr: gösterişi seven serkeş: başkaldıran, isyan eden
    suret: şekil, görüntü (bk. ṣ-v-r) tecelliyât: tecelliler, yansımalar (bk. c-l-y)
    tezâhürât: görünmeler, belirmeler (bk. ẓ-h-r) ubûdiyet: kulluk, ibadet (bk. a-b-d)
    ucüb: kendini beğenme, kibir vazife-i fıtrat: yaratılış vazifesi (bk. f-ṭ-r)
    zemin: yeryüzü zîhayat: canlı (bk. ẕî; ḥ-y-y)
    âhir: son (bk. e-ḫ-r) âsumân: gökyüzü
    âsân: kolay şuâât: ışınlar, parıltılar


    Yazar : Risale Forum

  7. #17
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.222
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61880


    Yirmi Altıncı Söz - Sayfa 639

    Ey nefis! Eğer şu dünya hayatına müştaksan, mevtten kaçarsan, kat’iyen bil ki, hayat zannettiğin hâlât, yalnız bulunduğun dakikadır. O dakikadan evvel bütün zamanın ve o zaman içindeki eşya-yı dünyeviye, o dakikada meyyittir, ölmüştür. O dakikadan sonra bütün zamanın ve onun mazrufu, o dakikada ademdir, hiçtir. Demek güvendiğin hayat-ı maddiye, yalnız bir dakikadır. Hattâ bir kısım ehl-i tetkik, “bir âşiredir, belki bir ân-ı seyyâledir” demişler. İşte, şu sırdandır ki, bazı ehl-i velâyet, dünyanın, dünya cihetiyle ademine hükmetmişler.

    Madem böyledir. Hayat-ı maddiye-i nefsiyeyi bırak; kalb ve ruh ve sırrın derece-i hayatlarına çık, bak: Ne kadar geniş bir daire-i hayatları var! Senin için meyyit olan mazi, müstakbel, onlar için hayydır, hayattar ve mevcuttur.

    Ey nefsim! Madem öyledir, sen dahi kalbim gibi ağla ve bağır ve de ki:

    Dikkat
    Fâniyim, fâni olanı istemem. Âcizim, âciz olanı istemem.
    Ruhumu Rahmân’a teslim eyledim; gayr istemem.
    İsterim, fakat bir yâr-ı bâki isterim.Zerreyim, fakat bir Şems-i Sermed isterim.
    Hiç ender hiçim; fakat bu mevcudatı birden isterim.



    BEŞİNCİ FIKRA: Şu fıkra, Arabî geldiği için Arabî yazıldı. Hem şu fıkra-i Arabiye, Allahu ekber zikrinde otuz üç mertebe-i tefekkürden bir mertebeye işarettir.


    اَللهُ اَكْبَرُ اِذْ هُوَ الْقَدِيرُ الْعَلِيمُ الْحَكِيمُ الْكَرِيمُ الرَّحِيمُ الْجَمِيلُ النَّقَّاشُ اْلاَزَلِىُّ الَّذِى مَاحَقِيقَةُ هٰذِهِ الْكَاۤئِنَاتِ كُلاًّ وَجُزْءاً وَصَحَاۤئِفَ وَطَبَقَاتٍ، وَمَا حَقَاۤئِقُ هٰذِهِ الْمَوْجُودَاتِ كُلِّيّاً وَجُزْئِيّاً وَوُجوُدًا وَبَقَاۤءً، اِلاَّ خُطُوطُ قَلَمِ قَضَاۤئِهِ وَقَدَرِهِ، وَتنْظِيمِهِ وَتقْدِيرِهِ بِعِلْمٍ وَحِكْمَةٍ، وَنقُوشُ پَرْكَارِ عِلْمِهِ وَحِكْمَتِهِ وَتصْوِيرِهِ وَتدْبِيرِهِ بِصُنْعٍ وَعِنَايَةٍ، وَتزْيِينَاتُ يَدِ بَيْضَاۤءِ صُنْعِهِ وَعِنَايَتِهِ وَتَزْيِينِهِ وَتَنْوِيرِهِ بِلُطْفٍ وَكَرَمٍ، وَاَزَاهِيرُ لَطَاۤئِفِ لُطْفِهِ وَكَرَمِهِ وَتَوَدُّدِهِ وَتَعَرُّفِهِ بِرَحْمَةٍ وَنِعْمَةٍ، وَثَمَرَاتُ



    Allahu ekber: “Allah en büyüktür” (bk. k-b-r) Arabî: Arapça
    Rahmân: rahmeti sonsuz, yarattıklarını esirgeyip koruyan, şefkat eden ve rızıklandıran Allah (bk. r-ḥ-m) adem: yokluk
    cihet: yön, taraf daire-i hayat: hayat alanı (bk. ḥ-y-y)
    derece-i hayat: hayat derecesi (bk. ḥ-y-y) ehl-i tetkik: dikkatle ve titizlikle araştıran kimseler
    ehl-i velâyet: veliler, Allah dostları (bk. v-l-y) eşya-yı dünyeviye: dünyaya ait şeyler
    fâni: geçici, ölümlü (bk. f-n-y) fıkra: bölüm
    fıkra-i Arabiye: Arapça bölüm gayr: başkası
    hayat-ı maddiye: maddî hayat (bk. ḥ-y-y) hayat-ı maddiye-i nefsiye: hayatın madde ve nefse bakan yönü (bk. ḥ-y-y; n-f-s)
    hayattar: canlı (bk. ḥ-y-y) hayy: diri (bk. ḥ-y-y)
    hiç ender hiç: hiç içinde hiç hâlât: haller, durumlar
    kat’iyen: kesinlikle mazi: geçmiş zaman
    mazruf: içinde olanlar mertebe-i tefekkür: tefekkür mertebesi (bk. f-k-r)
    mevcudat: varlıklar (bk. v-c-d) mevcut: var olan (bk. v-c-d)
    mevt: ölüm (bk. m-v-t) meyyit: ölü (bk. m-v-t)
    müstakbel: gelecek zaman müştak: aşık, çok düşkün
    nefis: kişinin kendisi (bk. n-f-s) yâr-ı bâki: daimi ve sürekli dost (bk. b-ḳ-y)
    zerre: en küçük madde parçası âciz: güçsüz (bk. a-c-z)
    ân-ı seyyâle: bir anda akıp giden zaman dilimi âşire: saatin dakika ve saniye gibi on birim küçüğü olan zaman dilimi
    Şems-i Sermed: devamlı olarak herşeyi nurlandıran ve aydınlatan Allah


    Yazar : Risale Forum

  8. #18
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.222
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61880


    Yirmi Altıncı Söz - Sayfa 640

    فَيَّاضِ رَحْمَتِهِ وَنِعْمَتِهِ وَتَرَحُّمِهِ وَتَحَنُّنِهِ بِجَمَالٍ وَكَمَالٍ، وَلمَعَاتُ وَتَجَلِّيَاتُ جَمَالِهِ وَكَمَالِهِ بِشَهَادَاتِ تَفَانِيَةِ الْمَرَايَا، وَسَيَّالِيَةِ الْمَظَاهِرِ مَعَ بَقَاءِ الْجَمَالِ الْمُجَرَّدِ السَّرْمَدِىِّ الدَّاۤئِمِ التَّجَلِّى، وَالظُّهُورِ عَلٰى مَرِّ الْفُصُولِ وَالْعُصُورِ وَالدُّهُورِ، وَدَاۤئِمِ اْلاِنْعَامِ عَلٰى مَرِّ اْلاَنَامِ وَاْلاَيَّامِ وَاْلاَعْوَامِ.نَعَمْ فَاْلاَثَرُ الْمُكَمَّلُ يَدُلُّ ذَا عَقْلٍ عَلَى الْفِعْلِ الْمُكَمَّلِ، ثُمَّ الْفِعْلُ الْمُكَمَّلُ يَدُلُّ ذَا فَهْمٍ عَلَى اْلاِسْمِ الْمُكَمَّلِ، ثُمَّ اْلاِسْمُ الْمُكَمَّلُ يَدُلُّ بِالْبَدَاهَةِ عَلَى الْوَصْفِ الْمُكَمَّلِ، ثُمَّ الْوَصْفُ الْمُكَمَّلُ يَدُلُّ بِالضَّرُورَةِ عَلَى الشَّأْنِ الْمُكَمَّلِ، ثُمَّ الشَّأْنُ الْمُكَمَّلُ يَدُلُّ بِالْيَقِينِ عَلٰى كَمَالِ الذَّاتِ بِمَا يَلِيقُ بِالذَّاتِ وَهُوَ الْحَقُّ الْيَقِينِ.نَعَمْ تَفَانِى الْمِرْاٰةِ، زَوَالُ الْمَوْجُودَاتِ مَعَ التَّجَلِّى الدَّاۤئِمِ مَعَ الْفَيْضِ الْمُلاَزِمِ، مِنْ اَظْهَرِ الظَّوَاهِرِ، اَنَّ الْجَمَالَ الظَّاهِرَ لَيْسَ مُلْكُ الْمَظَاهِرِ، مِنْ اَفْصَحِ تِبْيَانٍ، مِنْ اَوْضَحِ بُرْهَانٍ لِلْجَمَالِ الْمُجَرَّدِ ِلـْلاِحْسَانِ الْمُجَدَّدِ لِلْوَاجِبِ الْوُجُودِ، لِلْباَقِى الْوَدُودِ. اَللّٰهُمَّ صَلِّ عَلٰى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ مِنَ اْلاَزَلِ اِلَى اْلاَبَدِ عَدَدَ مَافِى عِلْمِ اللهِ وَعَلٰۤى اٰلِهِ وَصَحْبِهِ وَسَلِّمْ. 1





    Not

    Dipnot-1
    Allah en büyüktür, o Kadîr, Alîm, Hakîm, Kerîm, Rahîm, Cemîl olan Ezelî Nakkaş’tır ki, bu kâinatın sayfaları ve tabakalarıyla, küll ve cüz olarak hakikati ve bu mevcudatın külliyet ve cüz’iyet ve vücut ve bekà itibarıyla hakikati, Onun kazâ ve kader kaleminin ilim ve hikmetle tanzim ve takdir ettiği hatları; ilim ve hikmet pergelinin sun’ ve inâyetle tasvir ve tedbir ettiği nakışları; sun’ ve inâyetinin yed-i beyzâsının lütuf ve keremle süsleyip aydınlattığı zinetleri, tezyinatı, lütuf ve kereminin ve teveddüd ve taarrüfünün lâtifelerinden rahmet ve nimetle açan çiçekleri; rahmet ve nimetinin ve terahhum ve tahannününün feyzinden cemâl ve kemâl ile çıkan meyveleri; ve, aynaların fâniliği ve mazharların seyyâliyetiyle beraber, onlarda tecellî eden o mücerred ve sermedî cemâlin bâki kalarak, gelip geçen mevsimler ve asırlar ve dehirler üzerinde tecelliyat ve zuhurâtının ve gelip geçen mahlûkat ve günler ve seneler üzerindeki in’âmâtının devam etmesinin şehâdetiyle, Onun cemâl ve kemâlinin tecelliyat ve lemeâtından başka birşey değildir. Evet, eserin mükemmelliği, akıl sahipleri için, fiilin mükemmelliğine delâlet eder. Mükemmel fiil ise, fehim sahipleri için, ismin mükemmelliğine delâlet eder. İsmin mükemmelliği, bilbedâhe sıfâtın mükemmelliğine; sıfâtın mükemmelliği ise, bizzarure şe’nin mükemmelliğine; şe’nin mükemmelliği ise, hakkalyakîn derecesinde bir kat’iyetle ve o zâta lâyık bir şekilde, zâtın mükemmelliğine delâlet eder.Evet, aynaların fâniliği ve mevcudatın zevâliyle beraber tecelliyâtın ve füyuzâtın devam etmesi, bütün zuhurattan daha zâhir bir surette, onlarda görünen cemâlin mazharlara ait olmadığına delâlet eder ve en fasih bir lisanla ve en vâzıh bir burhanla gösterir ki, o tecelliyat, Vâcibü’l-Vücudun ve Bâkî-i Vedûdun mücerred cemâlinin ve mazharlar üzerinde daimî yenilenen ihsânâtının cilveleridir. Allahım! Efendimiz Muhammed ‘e, âl ve ashâbına, ezelden ebede, ilm-i İlâhînin mevcudatı adedince salât ve selâm et.
    Yazar : Risale Forum

  9. #19
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.222
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61880


    Yirmi Altıncı Söz - Sayfa 641

    Zeyl


    Bu küçücük zeylin büyük bir ehemmiyeti var. Herkese menfaatlidir.

    CENÂB-I HAKKA vâsıl olacak tarikler pek çoktur. Bütün hak tarikler Kur’ân’dan alınmıştır. Fakat tarikatlerin bazısı, bazısından daha kısa, daha selâmetli, daha umumiyetli oluyor. O tarikler içinde, kàsır fehmimle Kur’ân’dan istifade ettiğim “acz ve fakr ve şefkat ve tefekkür” tarikidir.

    Evet, acz dahi, aşk gibi, belki daha eslem bir tariktir ki, ubûdiyet tarikiyle mahbubiyete kadar gider. Fakr dahi Rahmân ismine isal eder. Hem şefkat dahi, aşk gibi, belki daha keskin ve daha geniş bir tariktir ki, Rahîm ismine isal eder. Hem tefekkür dahi, aşk gibi, belki daha zengin, daha parlak, daha geniş bir tariktir ki, Hakîm ismine isal eder.

    Şu tarik, hafî tarikler misillü, “letâif-i aşere“ gibi on hatve değil; ve tarik-i cehriye gibi “nüfus-u seb’a” yedi mertebeye atılan adımlar değil; belki Dört Hatveden ibarettir. Tarikatten ziyade hakikattir, şeriattir.

    Yanlış anlaşılmasın; acz ve fakr ve kusurunu Cenâb-ı Hakka karşı görmek demektir. Yoksa onları yapmak veya halka göstermek demek değildir.

    Şu kısa tarikin evrâdı, ittibâ-ı sünnettir; ferâizi işlemek, kebâiri terk etmektir. Ve bilhassa, namazı tâdil-i erkânla kılmak, namazın arkasındaki tesbihatı yapmaktır.


    Birinci Hatveye 1 فَلاَ تُزَكُّوۤا اَنْفُسَكُمْ âyeti işaret ediyor.


    Not

    Dipnot-1 “Nefislerinizi temize çıkarmayın.” Necm Sûresi, 53:32.



    Cenâb-ı Hak: Hakkın ta kendisi olan şeref ve yücelik sahibi Allah (bk. ḥ-ḳ-ḳ) Hakîm: herşeyi hikmetle, belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde yaratan Allah (bk. ḥ-k-m)
    Rahmân: kullarına karşı çok merhametli olan ve rahmet eserleri bütün varlık âlemini kuşatan Allah (bk. r-ḥ-m) Rahîm: rahmeti herşeyi kuşatan, sonsuz şefkat ve merhamet sahibi Allah (bk. r-ḥ-m)
    acz: âcizlik, güçsüzlük (bk. a-c-z) bilhassa: özellikle
    ehemmiyet: önem eslem: en selâmetli, en güvenli (bk. s-l-m)
    evrâd: zikirler fakr: fakirlik, ihtiyaç hali (bk. f-ḳ-r)
    fehm: anlayış, kavrayış ferâiz: farzlar, Allah’ın kesin emirleri
    hafî: gizli hak: doğru (bk. ḥ-ḳ-ḳ)
    hakikat: gerçek, doğru (bk. ḥ-ḳ-ḳ) hatve: basamak, mertebe
    isal etmek: ulaştırmak istifade: faydalanma
    ittibâ-ı sünnet: Hz. Peygamberin sünnetine uyma (bk. s-n-n) kebâir: büyük günahlar (bk. k-b-r)
    kàsır: eksik, noksan letâif-i aşere: on lâtife, on duygu (bk. l-ṭ-f)
    mahbubiyet: sevgili olma; Allah’ın muhabbetine erişme (bk. ḥ-b-b) menfaat: yarar, fayda
    misillü: gibi (bk. m-s̱-l) nüfus-u seb’a: nefsin yedi mertebesi (bk. n-f-s)
    selâmetli: güvenli, esenlikli (bk. s-l-m) tarik: yol (bk. ṭ-r-ḳ)
    tarik-i cehriye: açık olarak ve yüksek sesle zikir eden tarikat (bk. ṭ-r-ḳ) tarikat: mânevî ilerlemeye götüren yol (bk. ṭ-r-ḳ)
    tefekkür: Allah’ı tanımayı sonuç verecek şekilde varlıklar üzerinde düşünme (bk. f-k-r) tesbihat: Allah’ı noksan sıfatlardan yüce tutan sözler (bk. s-b-ḥ)
    tâdil-i erkân: namazı şartlarına uygun şekilde kılma (bk. r-k-n) ubûdiyet: kulluk (bk. a-b-d)
    umumiyetli: genel, kapsayıcı vâsıl olmak: ulaşmak
    zeyl: ek, ilâve ziyade: fazla, çok
    şefkat: içten ve karşılıksız merhamet, sevgi (bk. ş-f-ḳ) şeriat: Allah tarafından bildirilen İlâhî emir ve yasaklara dayanan hükümlerin hepsi (bk. ş-r-a)


    Yazar : Risale Forum

  10. #20
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.222
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61880


    Yirmi Altıncı Söz - Sayfa 642

    İkinci Hatveye

    1
    وَلاَ تَكُونُوا كَالَّذِينَ نَسُوا اللهَ فَاَنْسٰيهُمْ اَنْفُسَهُمْ âyeti işaret ediyor.

    Üçüncü Hatveye

    2
    مَاۤ اَصَابَكَ مِنْ حَسَنَةٍ فَمِنَ اللهِ وَمَاۤ اَصَابَكَ مِنْ سَيِّئَةٍ فَمِنْ نَفْسِكَ âyeti işaret ediyor.

    Dördüncü Hatveye

    3 كُلُّ شَىْءٍ هَاِلكٌ اِلاَّ وَجْهَهُ âyeti işaret ediyor.

    Şu Dört Hatvenin kısa bir izahı şudur ki:

    BİRİNCİ HATVEDE:

    فَلاَ تُزَكُّوۤا اَنْفُسَكُمْ 4 âyeti işaret ettiği gibi, tezkiye-i nefis etmemek. Zira, insan, cibilliyeti ve fıtratı hasebiyle nefsini sever. Belki, evvelâ ve bizzat yalnız zâtını sever; başka herşeyi nefsine feda eder. Mâbuda lâyık bir tarzda nefsini metheder; mâbuda lâyık bir tenzihle nefsini meâyipten tenzih ve tebrie eder. Elden geldiği kadar kusurları kendine lâyık görmez ve kabul etmez. Nefsine perestiş eder tarzında, şiddetle müdafaa eder. Hattâ, fıtratında tevdi edilen ve Mâbud-u Hakikînin hamd ve tesbihi için ona verilen cihazat ve istidadı kendi nefsine sarf ederek,


    5 مَنِ اتَّخَذَ اِلٰهَهُ هَوٰيهُ sırrına mazhar olur. Kendini görür, kendine güvenir, kendini beğenir.

    İşte, şu mertebede, şu hatvede tezkiyesi, tathiri, onu tezkiye etmemek, tebrie etmemektir.

    İKİNCİ HATVEDE:


    وَلاَ تَكُونُوا كَالَّذِينَ نَسُوا اللهَ فَاَنْسٰيهُمْ اَنْفُسَهُمْ dersini verdiği gibi, kendini


    Not
    Dipnot-1
    “Allah’ı unutanlar gibi olmayın ki, Allah da onlara kendi nefislerini unutturmuştur.” Haşir Sûresi, 59:19.



    Dipnot-2
    “Sana her ne iyilik erişirse Allah’tandır. Sana her ne kötülük gelirse, o da kendi nefsindendir.” Nisâ Sûresi, 4:79.
    Dipnot-3
    “Herşey helâk olup gidicidir—Ona bakan yüzü müstesnâ.” Kasas Sûresi, 28:88.


    Dipnot-4
    “Nefislerinizi temize çıkarmayın.” Necm Sûresi, 53:32.


    Dipnot-5
    “Nefsinin arzusunu kendine mâbud edinen kimse...” Furkan Sûresi, 25:43.



    Mâbud-u Hakikî: gerçek ibadet edilmeye layık olan Allah (bk. ḥ-b-b; ḥ-ḳ-ḳ) cibilliyet: yaratılıştan gelen huy, karakter
    cihazat: cihazlar, organ ve duyular fıtrat: yaratılış (bk. f-ṭ-r)
    hamd: övgü, teşekkür (bk. ḥ-m-d) hatve: basamak, mertebe
    istidad: kabiliyet, yetenek (bk. a-d-d) izah: açıklama
    mazhar: erişme, sahip olma (bk. ẓ-h-r) methetmek: övmek
    meâyip: ayıplar, kusurlar mâbud: kendisine ibadet edilen (bk. a-b-d)
    nefis: kişinin kendisi; insanı daima kötülüğe, yasak zevk ve isteklere teşvik eden duygu (bk. n-f-s) perestiş etmek: taparcasına sevmek
    sarf etmek: harcamak sır: gizli gerçek, gizem
    tathir: temizleme tebrie: kusur ve noksandan uzak tutma
    tenzih: eksik ve çirkinliklerden arınmış tutma (bk. n-z-h) tesbih: Allah’ı her türlü kusurdan yüce tutarak şanına layık ifadelerle anma (bk. s-b-ḥ)
    tevdi etmek: bırakmak, emanet etmek tezkiye: temizleme
    tezkiye etmek: temize çıkarmak tezkiye-i nefis: nefsi temize çıkarma (bk. n-f-s)
    zira: çünkü zât: kendisi


    Yazar : Risale Forum

Sayfa 2/3 İlkİlk 123 SonSon

Facebook Yorumları

Facebook Giriş

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Bu Konudaki Etiketler

106, 113, 154, 157, 159, 160, 161, 164, 166, 176, 178, 182, 187, 592, 600, 627, 827, adalettir, adedince, altıncı söz, alınmış, anlıyoruz, araf, arınmış, arz, atan, avam, aya, âyine, bana, bazısında, bağlamış, bağış, bilinen, bilmüşahede, binaen, bir adam, biri, birlik, boğulur, cihazat, cilvelerine, çocuk, çok, çoktur, daire, davranışları, delildir, demeye, demişler, denilmez, derece, desteklemek, deyince, değiştirmek, dikkatle, divanı, diyebilir, düzenli, düğü, dışında, edilsin, ediyorsun, elbet, emrini, etmeme, ettiren, faideleri, faziletler, geçmesi, gelmiş, giydirir, gösteriş, gösterme, günahtan, güvenli, güvenme, güzelliği, hakikatine, hâkimi, haktan, halka, hangi, hapis, harekâtla, herşeye, herşeyin, hicr, hilkat, hisse, ibarettir, içindekiler, ihata, ihtiraslar, ilimle, imaniyeyi, istedin, istemez ki, isyana, işaret, jpg, kanunları, kaza, kebiri, kebirin, kendilerini, kendisinde, kitabını, külliye, kısmen, lâzım, lütuf, maddeten, mecbur, menbaı, merhametsizlik, meselâ, mevcudat, mevcut, mevsimler, misli, muhakkak, muhaldir, mukaddestir, mümkü, müş, niçin, nihayet, nurlandıran, olduğuna, olduğundan, olmadığı, olmamak, olmayı, omuzuna, onlardan, orga, özellikle, rahatla, rububiyeti, sahibi, sakı, sana, sanmak, sayılan, seçim, seçimi, seviyesi, sözlerde, surlar, sırra, tahrip, taksim, tasavvur, tokat, tutma, ücretli, ümitsizlik, umum, ustaları, üstü, varlığının, verdiği, verilmiş, veyahut, yaratılanlar, yazıldığı, ışık, zahmet, zamanla, zamanları, zira, zulmü, şartları, şatahat

Etiket Bulutu Ana Sayfası

Sosyal İmleme

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222