Sayfa 1/14 1234511 ... SonSon
135 sonuçtan 1 ile 10 arası

  1. #1
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.224
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61890


    Yirmi Beşinci Söz

    Yirmi Beşinci Söz

    Mu’cizât-ı Kur’âniye Risalesi

    Elde Kur’ân gibi bir mu’cize-i bâki varken,
    Başka burhan aramak aklıma zâid görünür.
    Elde Kur’ân gibi bir burhan-ı hakikat varken,
    Münkirleri ilzam için gönlüme sıklet mi gelir?
    İHTAR: Şu Sözün başında Beş Şuleyi yazmak niyet ettik. Fakat Birinci Şulenin âhirlerinde, eski hurufatla tab etmek için gayet sür’atle yazmaya mecbur olduk. Hattâ bazı gün yirmi otuz sahifeyi iki üç saat içinde yazıyorduk. Onun için, Üç Şuleyi ihtisaren, icmâlen yazarak, İki Şuleyi de şimdilik terk ettik. Bana ait kusurlar ve noksaniyetler ve işkâl ve hatalara nazar-ı insaf ve müsamaha ile bakmalarını, ihvanlarımızdan bekleriz.

    Bu Mu’cizât-ı Kur’âniye Risalesindeki ekser âyetlerin herbiri, ya mülhidler tarafından medar-ı tenkit olmuş veya ehl-i fen tarafından itiraza uğramış veya cinnî ve insî şeytanların vesvese ve şüphelerine maruz olmuş âyetlerdir. İşte, bu Yirmi Beşinci Söz öyle bir tarzda o âyetlerin hakikatlerini ve nüktelerini beyan etmiş ki, ehl-i ilhad ve fennin kusur zannettikleri noktalar i’câzın lemeâtı ve belâğat-i Kur’âniyenin kemâlâtının menşeleri olduğu, ilmî kaideleriyle ispat edilmiş. Bulantı vermemek için, onların şüpheleri zikredilmeden cevab-ı kat’î verilmiş.

    1 وَالشَّمْسُ تَجْرِى وَالْجِبَالَ اَوْتاَداً gibi, yalnız Yirminci Sözün Birinci Makamında üç dört âyette şüpheleri söylenmiş.


    Not
    Dipnot-1 “Güneş de akıp gider.” Yâsin Sûresi, 36:38. • “Dağları da birer kazık yaptık.” Nebe’ Sûresi, 78:7.




    <table border="0" cellpadding="0" cellspacing="2"><tbody><tr><td>Mu’cizât-ı Kur’âniye: Kur’ân’ın mu’cizeleri (bk. a-c-z)</td><td>belâğat-i Kur’âniye: Kur’ân’ın belâğati (bk. b-l-ğ)</td></tr><tr><td>beyan: açıklama (bk. b-y-n)</td><td>burhan: güçlü, mantıkî delil</td></tr><tr><td>burhan-ı hakikat: gerçeklik delili (bk. ḥ-ḳ-ḳ)</td><td>cevab-ı kat’i: şüphe bırakmayacak kesin cevap (bk. c-v-b)</td></tr><tr><td>cinnî: cin taifesinden olan</td><td>ehl-i fen: bilim adamları</td></tr><tr><td>ehl-i ilhad ve fen: dinsizler ve bilim adamları</td><td>ekser: pekçok (bk. k-s̱-r)</td></tr><tr><td>hakikat: gerçek, doğru (bk. ḥ-ḳ-ḳ)</td><td>hurufat: harfler</td></tr><tr><td>icmâlen: kısaca, özet olarak (bk. c-m-l)</td><td>ihtar: hatırlatma</td></tr><tr><td>ihtisaren: kısaca, özetleyerek</td><td>ihvan: kardeşler</td></tr><tr><td>ilzam: susturma</td><td>insî: insan cinsinden olan</td></tr><tr><td>işkâl: zorlaştırma, güçleştirme </td><td>i’câz: mu’cize oluş (bk. a-c-z)</td></tr><tr><td>kaide: esas, düstur</td><td>kemâlat: mükemmellikler, kusur-suzluklar (bk. k-m-l)</td></tr><tr><td>lemeât: parıltılar</td><td>maruz: bir şeyin karşısında engelsiz şekilde bulunan</td></tr><tr><td>medar-ı tenkit: tenkit nedeni</td><td>menşe: kaynak, esas</td></tr><tr><td>mu’cize-i bâki: devamlı ve kalıcı mu’cize (bk. a-c-z; b-ḳ-y)</td><td>mülhid: dinsiz, inkâr eden</td></tr><tr><td>münkir: inkârcı (bk. n-k-r)</td><td>müsamaha: hoşgörü</td></tr><tr><td>nazar-ı insaf: insaf bakışı (bk. n-ẓ-r)</td><td>noksaniyet: eksiklik</td></tr><tr><td>nükte: ince ve anlamlı söz</td><td>sür’at: hız</td></tr><tr><td>sıklet: ağırlık, mânevî sıkıntı</td><td>tab etmek: basmak</td></tr><tr><td>vesvese: şüphe, kuruntu</td><td>zikredilmek: belirtilmek, hatırlatılmak</td></tr><tr><td>zâid: fazlalık</td><td>âhir: son (bk. e-ḫ-r)</td></tr><tr><td>âyet: Kur’ân’ın herbir cümlesi</td><td>şule: ışık hüzmesi</td></tr></tbody></table>

    Benzer Konular
    Yirmi Sekizinci Söz'e serlevha edilen; Bakara Sûresi Yirmi Beşinci Ayetin, tefsirini
    Yirmi Sekizinci Söz'e serlevha edilen; Bakara Sûresi Yirmi Beşinci Ayetin, tefsirini Devami...
    Sorularla Sözler: 280. Bölüm (Yirmi Beşinci Söz /23)
    Sorularla Sözler: 280. Bölüm (Yirmi Beşinci Söz /23) Prof. Dr. Şadi EREN hocamızla gerçekleştirdiğimiz Sorularla Sözler programımızın bu bölümünde Yirmi Beşinci Söz'den soruları cevaplamaya devam ediyoruz. Devami...
    Yirmi Beşinci Lem'a
    Yirmi Beşinci Lem'a Yirmi Beşinci Lem’a Yirmi Beş Devâdır Hastalara bir merhem, bir teselli, mânevî bir reçete, bir iyâdetü’l-marîz ve geçmiş olsun makamında yazılmıştır. İHTAR VE İTİZAR: Bu mânevî reçete, bütün yazdı
    Yirmi Beşinci Lema
    Yirmi Beşinci Lema "Dikkat ettim ki: Hangi hastalıklı genci gördüm; sair gençlere nisbeten âhiretini düşünmeye başlıyor. Gençlik sarhoşluğu yok. Gaflet içindeki hayvânî hevesattan bir derece kendini kurtarıyor. Ben de bakıyordum,
    Yirmi Beşinci Lem'a - Hastalar Risalesi
    Yirmi Beşinci Lem'a - Hastalar Risalesi Yirmi Beşinci Lem’a Yirmi Beş Devâdır Hastalara bir merhem, bir teselli, mânevî bir reçete, bir iyâdetü’l-marîz ve geçmiş olsun makamında yazılmıştır. İHTAR VE İTİZAR: Bu mânevî reçete, bütün yazd
    Yazar : Risale Forum

  2. #2
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.224
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61890


    Yirmi Beşinci Söz - Sayfa 489

    Hem bu Mu’cizât-ı Kur’âniye Risalesi gerçi gayet muhtasar ve acele yazılmış ise de, fakat ilm-i belâğat ve ulûm-u Arabiye noktasında, âlimlere hayret verecek derecede âlimâne ve derin ve kuvvetli bir tarzda beyan edilmiş. Gerçi her bahsini her ehl-i dikkat tam anlamaz, istifade etmez. Fakat o bahçede herkesin ehemmiyetli hissesi var. Pek acele ve müşevveş hâletler içinde telif edildiğinden ifade ve ibaresinde kusur var olmasıyla beraber, ilim noktasında çok ehemmiyetli meselelerin hakikatini beyan etmiş.

    Said Nursî




    <table border="0" cellpadding="0" cellspacing="2"><tbody><tr><td>Mu’cizât-ı Kur’âniye: Kur’ân’ın mu’cizeleri (bk. a-c-z)</td><td>bahis: konu</td></tr><tr><td>beyan: açıklama (bk. b-y-n)</td><td>ehl-i dikkat: dikkat sahipleri</td></tr><tr><td>hakikat: gerçek, doğru (bk. ḥ-ḳ-ḳ)</td><td>hâlet: hal, durum</td></tr><tr><td>ibare: yazılış</td><td>ilm-i belâğat: belâğat ilmi (bk. a-l-m; b-l-ğ)</td></tr><tr><td>istifade: faydalanma</td><td>muhtasar: kısaca, sınırlandırılmış</td></tr><tr><td>müşevveş: dağınık, karışık, düzensiz</td><td>telif edilmek: yazılmak</td></tr><tr><td>ulûm-u Arabiye: Arapça ilimler (bk. a-l-m)</td><td>âlimane: âlimlere yakışır surette (bk. a-l-m)</td></tr></tbody></table>
    Yazar : Risale Forum

  3. #3
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.224
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61890


    Yirmi Beşinci Söz - Sayfa 490

    Mu’cizât-ı Kur’âniye Risalesi



    قُلْ لَئِنِ اجْتَمَعَتِ اْلاِنْسُ وَالْجِنُّ عَلٰۤى اَنْ يَاْتوُا بِمِثْلِ هٰذَا الْقُرْاٰنِ لاَ يَاْتُونَ بِمِثْلِهِ وَلَوْ كَانَ بَعْضُهُمْ لِبَعْضٍ ظَهِيراً 1

    Mahzen-i mu’cizat ve mu’cize-i kübrâ-yı Ahmediye (a.s.m.) olan Kur’ân-ı Hakîm-i Mu’cizü’l-Beyanın hadsiz vücuh-u i’câzından kırka yakın vücuh-u i’câziyeyi Arabî risalelerimde ve Arabî Risale-i Nur’da ve İşârâtü’l-İ’câz namındaki tefsirimde ve geçen şu yirmi dört Sözlerde işaretler etmişiz. Şimdi, onlardan yalnız beş vechini bir derece beyan ve sair vücuhu içlerinde icmâlen derc ederek ve bir mukaddime ile onun tarif ve mahiyetine işaret edeceğiz.

    Mukaddime

    Üç cüzdür.
    BİRİNCİ CÜZ: Kur’ân nedir, tarifi nasıldır?

    Elcevap: On Dokuzuncu Sözde beyan edildiği ve sair Sözlerde ispat edildiği gibi,
    Kur’ân,

    • şu kitab-ı kebir-i kâinatın bir tercüme-i ezeliyesi,
    • ve âyât-ı tekvîniyeyi okuyan mütenevvi dillerinin tercüman-ı ebedîsi,
    • ve şu âlem-i gayb ve şehadet kitabının müfessiri,
    • ve zeminde ve gökte gizli esmâ-i İlâhiyenin mânevî hazinelerinin keşşafı,
    • ve sutûr-u hâdisâtın altında muzmer hakaikin miftahı,



    Not
    Dipnot-1 “De ki: And olsun, eğer bu Kur’ân’ın benzerini getirmek için insanlar ve cinler bir araya toplanıp da hepsi birbirine yardımcı olsalar, yine de onun benzerini getiremezler.” İsrâ Sûresi, 17:88.




    <table border="0" cellpadding="0" cellspacing="2"><tbody><tr><td>Arabî: Arapça </td><td>Kur’ân-ı Hakîm-i Mu’cizü’l-Beyan: ifade ve açıklamalarıyla mu’cize olan ve sayısız hikmetleri içinde bulunduran Kur’ân (bk. ḥ-k-m; a-c-z; b-y-n)</td></tr><tr><td>Mu’cizât-ı Kur’âniye: Kur’ân’ın mu’cizeleri (bk. a-c-z)</td><td>beyan: açıklama (bk. b-y-n)</td></tr><tr><td>cüz: kısım, bölüm (bk. c-z-e)</td><td>derc etmek: yerleştirmek</td></tr><tr><td>esmâ-i İlâhiye: Allah’ın isimleri (bk. s-m-v; e-l-h)</td><td>hadsiz: sayısız</td></tr><tr><td>hakaik: hakikatler, gerçekler (bk. ḥ-ḳ-ḳ)</td><td>icmâlen: kısaca, özetle</td></tr><tr><td>keşşaf: keşf edici, açığa çıkarıcı (bk. k-ş-f)</td><td>kitab-ı kebir-i kâinat: büyük kâinat kitabı (bk. k-t-b; k-b-r; k-v-n)</td></tr><tr><td>mahiyet: iç yüz, asıl esas</td><td>mahzen-i mu’cizât: mu’cizeler mahzeni, deposu (bk. a-c-z)</td></tr><tr><td>miftah: anahtar</td><td>mukaddime: giriş (bk. ḳ-d-m)</td></tr><tr><td>muzmer: gizli, saklı</td><td>mu’cize-i kübrâ-yı Ahmediye: Peygamberimizin en büyük mu’cizesi (bk. a-c-z; k-b-r; ḥ-m-d)</td></tr><tr><td>müfessir: tefsirci, yorumcu (bk. f-s-r) </td><td>mütenevvi: çeşitli</td></tr><tr><td>nam: ad</td><td>risale: küçük kitap (bk. r-s-l)</td></tr><tr><td>sair: diğer</td><td>sutûr-u hâdisât: olaylar dizisi</td></tr><tr><td>tarif: tanım, açıklama (bk. a-r-f)</td><td>tefsir: Kur’ân’ın mânâ bakımından izahı, yorumu (bk. f-s-r)</td></tr><tr><td>tercüman-ı ebedî: ebedî, sonsuz tercüman (bk. e-b-d)</td><td>tercüme-i ezeliye: zamanüstü tercüme (bk. e-z-l)</td></tr><tr><td>vech: yön</td><td>vücuh: yönler</td></tr><tr><td>vücuh-u i’câz: mu’cizelik yönleri (bk. a-c-z)</td><td>zemin: yeryüzü</td></tr><tr><td>âlem-i gayb: görünmeyen âlem (bk. a-l-m; ğ-y-b)</td><td>âlem-i şehadet: görünen âlem (bk. a-l-m; ş-h-d)</td></tr><tr><td>âyât-ı tekvîniye: yaratılışa ait </td></tr></tbody></table>
    Yazar : Risale Forum

  4. #4
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.224
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61890


    Yirmi Beşinci Söz - Sayfa 491

    • ve âlem-i şehadette âlem-i gaybın lisanı,
    • ve şu âlem-i şehadet perdesi arkasında olan âlem-i gayb cihetinden gelen iltifâtât-ı ebediye-i Rahmâniye ve hitâbât-ı ezeliye-i Sübhâniyenin hazinesi,
    • ve şu İslâmiyet âlem-i mânevîsinin güneşi, temeli, hendesesi,
    • ve avâlim-i uhreviyenin mukaddes haritası,
    • ve Zât ve sıfât ve esmâ ve şuûn-u İlâhiyenin kavl-i şârihi, tefsir-i vâzıhı, burhan-ı kàtıı, tercüman-ı sâtıı,
    • ve şu âlem-i insaniyetin mürebbîsi,
    • ve insaniyet-i kübrâ olan İslâmiyetin mâ ve ziyası,
    • ve nev-i beşerin hikmet-i hakikiyesi,
    • ve insaniyeti saadete sevk eden hakikî mürşidi ve hâdîsi,
    • ve insana hem bir kitab-ı şeriat,
    • hem bir kitab-ı dua,
    • hem bir kitab-ı hikmet,
    • hem bir kitab-ı ubûdiyet,
    • hem bir kitab-ı emir ve davet,
    • hem bir kitab-ı zikir,
    • hem bir kitab-ı fikir,
    • hem bütün insanın bütün hâcât-ı mâneviyesine merci olacak çok kitapları tazammun eden tek, câmi’ bir kitab-ı mukaddestir.
    • Hem bütün evliya ve sıddıkîn ve urefâ ve muhakkıkînin muhtelif meşreplerine ve ayrı ayrı mesleklerine, herbirindeki meşrebin mezâkına lâyık ve o meşrebi tenvir edecek ve herbir mesleğin mesâkına muvafık ve onu tasvir edecek birer risale ibraz eden mukaddes bir kütüphane hükmünde bir kitab-ı semâvîdir.




    <table border="0" cellpadding="0" cellspacing="2"><tbody><tr><td>avâlim-i uhreviye: âhiret âlemleri (bk. a-l-m; e-ḫ-r)</td><td>burhan-ı katı: kesin delil</td></tr><tr><td>cihet: yön, taraf</td><td>câmi’: kapsamlı (bk. c-m-a)</td></tr><tr><td>esmâ: isimler (bk. s-m-v)</td><td>evliya: veliler, Allah dostları (bk. v-l-y)</td></tr><tr><td>hendese: plan ve geometri</td><td>hikmet-i hakikiye: her şeyin belirli gayelere yönelik olarak, olması gereken keyfiyette bulunduğunu gösteren gerçek ilim, bilgi (bk. ḥ-k-m; ḥ-ḳ-ḳ)</td></tr><tr><td>hitâbât-ı ezeliye-i Sübhâniye: kusur ve aczden yüce olan Allah’ın ezelî konuşmaları (bk. ḫ-ṭ-b; e-z-l; s-b-ḥ)</td><td>hâcât-ı mâneviye: mânevî ihtiyaçlar (bk. ḥ-v-c; a-n-y)</td></tr><tr><td>hâdî: hidâyet edici (bk. h-d-y)</td><td>ibraz etmek: meydana koymak</td></tr><tr><td>iltifâtât-ı ebediye-i Rahmâniye: sonsuz merhamet sahibi Allah’ın teveccühleri (bk. e-b-d; r-ḥ-m)</td><td>insaniyet-i kübrâ: en büyük insanlık (bk. k-b-r)</td></tr><tr><td>kavl-i şârih: açıklayıcı söz</td><td>kitab-ı dua: dua kitabı (bk. k-t-b; d-a-v)</td></tr><tr><td>kitab-ı emir ve davet: davet ve emir kitabı (bk. k-t-b)</td><td>kitab-ı fikir: fikir kitabı (bk. k-t-b; f-k-r)</td></tr><tr><td>kitab-ı hikmet: hikmet kitabı (bk. k-t-b; ḥ-k-m)</td><td>kitab-ı mukaddes: her türlü kusur ve noksandan yüce kutsal kitap (bk. k-t-b; ḳ-d-s) </td></tr><tr><td>kitab-ı semâvî: Allah’ın gönderdiği kitap (bk. k-t-b; s-m-v)</td><td>kitab-ı ubûdiyet: kulluk kitabı (bk. k-t-b; a-b-d)</td></tr><tr><td>kitab-ı zikir: zikir kitabı (bk. k-t-b)</td><td>kitab-ı şeriat: şeriat kitabı (bk. k-t-b; ş-r-a)</td></tr><tr><td>lisan: dil</td><td>merci: kaynak</td></tr><tr><td>meslek: yol, usül</td><td>mesâk: maksat</td></tr><tr><td>mezâk: zevk</td><td>meşreb: manevi haz ve feyiz alınan yol</td></tr><tr><td>muhakkikîn: gerçekleri araştıran ve delilleriyle bilen âlimler (bk. ḥ-ḳ-ḳ)</td><td>muhtelif: çeşitli</td></tr><tr><td>mukaddes: kutsal, her türlü kusur ve noksandan uzak (bk. ḳ-d-s)</td><td>muvafık: uygun</td></tr><tr><td>: su</td><td>mürebbî: terbiye edici (bk. r-b-b)</td></tr><tr><td>mürşid: doğru yolu gösterici (bk. r-ş-d)</td><td>nev-i beşer: insanlık</td></tr><tr><td>risale: kitap (bk. r-s-l)</td><td>saadet: mutluluk</td></tr><tr><td>sıddıkîn: daima doğruluk üzere ve Allah’a ve peygambere sadakatte en ileride olanlar (bk. ṣ-d-ḳ)</td><td>sıfât: vasıflar, özellikler (bk. v-ṣ-f)</td></tr><tr><td>tasvir etmek: anlatmak, ifade etmek (bk. ṣ-v-r)</td><td>tazammun etmek: içine almak</td></tr><tr><td>tefsir-i vâzıh: açık yorum (bk. f-s-r)</td><td>tenvir etmek: nurlandırmak (bk. n-v-r)</td></tr><tr><td>tercüman-ı satı: parlak tercüman</td><td>urefâ: ârifler, Allah’ı isim ve sıfatlarıyla hakkıyla tanıyanlar (bk. a-r-f)</td></tr><tr><td>ziya: ışık</td><td>âlem-i gayb: görünmeyen âlem (bk. a-l-m; ğ-y-b)</td></tr><tr><td>âlem-i insaniyet: insanlık âlemi (bk. a-l-m)</td><td>âlem-i mânevî: mânevî alem (bk. a-l-m; a-n-y)</td></tr><tr><td>âlem-i şehadet: görünen âlem (bk. a-l-m; ş-h-d)</td><td>şuûn-u İlâhiye: İlâhî fiiller, işler (bk. ş-e-n; e-l-h)</td></tr></tbody></table>
    Yazar : Risale Forum

  5. #5
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.224
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61890


    Yirmi Beşinci Söz - Sayfa 492

    İKİNCİ CÜZ VE TETİMME-İ TARİF: Kur’ân Arş-ı Âzamdan, İsm-i Âzamdan, her ismin mertebe-i âzamından geldiği için, On İkinci Sözde beyan ve ispat edildiği gibi,

    Kur’ân,


    • bütün âlemlerin Rabbi itibarıyla Allah’ın kelâmıdır;
    • hem bütün mevcudatın İlâhı ünvanıyla Allah’ın fermanıdır;
    • hem bütün semâvât ve arzın Hâlıkı namına bir hitaptır;
    • hem rububiyet-i mutlaka cihetinde bir mükâlemedir;
    • hem saltanat-ı âmme-i Sübhâniye hesabına bir hutbe-i ezeliyedir;
    • hem rahmet-i vâsia-i muhîta nokta-i nazarında bir defter-i iltifâtât-ı Rahmâniyedir;
    • hem Ulûhiyetin azamet-i haşmeti haysiyetiyle, başlarında bazan şifre bulunan bir muhabere mecmuasıdır;
    • hem İsm-i Âzamın muhitinden nüzul ile Arş-ı Âzamın bütün muhâtına bakan ve teftiş eden hikmetfeşan bir kitab-ı mukaddestir.

    Ve şu sırdandır ki, “Kelâmullah” ünvanı, kemâl-i liyakatle Kur’ân’a verilmiş ve daima da veriliyor. Kur’ân’dan sonra sair enbiyanın kütüp ve suhufları derecesi gelir. Sair nihayetsiz kelimât-ı İlâhiyenin ise, bir kısmı dahi has bir itibarla, cüz’î bir ünvanla, hususî bir tecelliyle, cüz’î bir isimle ve has bir rububiyetle ve mahsus bir saltanatla ve hususî bir rahmetle zahir olan ilhâmât suretinde bir mükâlemedir. Melek ve beşer ve hayvânâtın ilhamları, külliyet ve hususiyet itibarıyla çok muhteliftir.



    <table border="0" cellpadding="0" cellspacing="2"><tbody><tr><td>Arş-ı Âzam: Allah’ın sınırsız egemenliğinin ve büyüklüğünün tecelli ettiği yer (bk. a-r-ş; a-ẓ-m)</td><td>Hâlık: yaratıcı Allah (bk. ḫ-l-ḳ)</td></tr><tr><td>Rab: herbir varlığı terbiye edip idaresi ve tasarrufu altında bulunduran Allah (bk. r-b-b)</td><td>Ulûhiyet: ilâhlık (bk. e-l-h)</td></tr><tr><td>arz: yer, dünya</td><td>azamet-i haşmet: ihtişamın büyüklüğü (bk. a-ẓ-m)</td></tr><tr><td>beyan: açıklama (bk. b-y-n)</td><td>beşer: insan</td></tr><tr><td>cihet: yön</td><td>cüz: kısım, bölüm (bk. c-z-e)</td></tr><tr><td>cüz’î: ferde bakan (bk. c-z-e)</td><td>defter-i iltifâtât-ı Rahmâniye: sonsuz merhamet sahibi olan Allah’ın iltifatlarını içine alan defter (bk. r-h-m)</td></tr><tr><td>enbiya: peygamberler (bk. n-b-e)</td><td>ferman: buyruk, emir</td></tr><tr><td>has: özel</td><td>haysiyetiyle: münasebetiyle</td></tr><tr><td>hayvânât: hayvanlar (bk. ḥ-y-y)</td><td>hikmetfeşan: hikmet yayan (bk. ḥ-k-m)</td></tr><tr><td>hitap: konuşma (bk. ḫ-ṭ-b)</td><td>hususiyet: özel oluş</td></tr><tr><td>hususî: özel</td><td>hutbe-i ezeliye: ezelî, zamanüstü hutbe (bk. ḫ-t-b; e-z-l)</td></tr><tr><td>ilham: Allah tarafından kalbe gelen mânâ</td><td>ilhamat: ilhamlar, Allah tarafından kalbe gelen mânâlar</td></tr><tr><td>itibar: özellik</td><td>kelimât-ı İlâhiye: Allah’a ait kelimeler (bk. k-l-m; e-l-h)</td></tr><tr><td>kelâm: söz (bk. k-l-m)</td><td>kelâmullah: Allah’ın kelâmı, sözü (bk. k-l-m)</td></tr><tr><td>kemâl-i liyakat: tam layık olma (bk. k-m-l)</td><td>kitab-ı mukaddes: her türlü kusur ve noksandan yüce kitap (bk. k-t-b; ḳ-d-s) </td></tr><tr><td>külliyet: genel, kapsamlılık (bk. k-l-l)</td><td>kütüp: kitaplar (bk. k-t-b)</td></tr><tr><td>mecmua: kitap (bk. c-m-a)</td><td>melek: nurdan yaratılmış varlık (bk. m-l-k)</td></tr><tr><td>mertebe-i âzam: en büyük mertebe (bk. a-ẓ-m)</td><td>mevcudat: varlıklar (bk. v-c-d)</td></tr><tr><td>muhabere: haberleşme</td><td>muhit: kapsayan, kuşatıcı</td></tr><tr><td>muhât: kapsama alanı</td><td>mükâleme: karşılıklı konuşma (bk. k-l-m)</td></tr><tr><td>nihayetsiz: sonsuz, sınırsız</td><td>nokta-i nazar: bakış noktası (bk. n-ẓ-r)</td></tr><tr><td>nüzul: inme (bk. n-z-l)</td><td>rahmet: şefkat, merhamet (bk. r-ḥ-m)</td></tr><tr><td>rahmet-i vâsia-i muhîta: Allah’ın herşeyi kuşatan geniş rahmeti (bk. r-ḥ-m)</td><td>rububiyet: Rablık; Allah’ın herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri vermesi, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulundurması (bk. r-b-b)</td></tr><tr><td>rubûbiyet-i mutlaka: Allah’ın herşeyi kuşatan sınırsız ve sonsuz rablığı (bk. r-b-b; ṭ-l-ḳ)</td><td>sair: diğer</td></tr><tr><td>saltanat: hakimiyet, egemenlik (bk. s-l-ṭ)</td><td>saltanat-ı âmme-i Sübhâniye: her türlü kusurdan yüce olan Allah’ın herşeyi kuşatan egemenliği (bk. s-l-ṭ; s-b-ḥ)</td></tr><tr><td>semâvat: gökler (bk. s-m-v)</td><td>suhuf: bâzı peygamberlere gelen sahife halindeki kitaplar</td></tr><tr><td>suret: şekil, biçim (bk. ṣ-v-r)</td><td>tecelli: yansıma (bk. c-l-y)</td></tr><tr><td>teftiş: denetleme</td><td>tetimme-i tarif: tanımın tamamlayıcısı, devamı (bk. a-r-f)</td></tr><tr><td>zahir olmak: görünmek (bk. ẓ-h-r)</td><td>İlâh: kendisine ibadet edilen, Allah (bk. e-l-h)</td></tr><tr><td>İsm-i Âzam: Cenab-ı Hakkın binbir isminden en büyük ve mânâca diğer isimleri kuşatmış olanı (bk. s-m-v; a-ẓ-m)</td></tr></tbody></table>
    Yazar : Risale Forum

  6. #6
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.224
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61890


    Yirmi Beşinci Söz - Sayfa 493

    ÜÇÜNCÜ CÜZ:

    Kur’ân,

    • asırları muhtelif bütün enbiyanın kütüplerini ve meşrepleri muhtelif bütün evliyanın risalelerini ve meslekleri muhtelif bütün asfiyanın eserlerini icmâlen tazammun eden,
    • ve cihât-ı sittesi parlak ve evham ve şübehâtın zulümâtından musaffâ,
    • ve nokta-i istinadı, bilyakîn, vahy-i semâvî ve kelâm-ı ezelî,
    • ve hedefi ve gayesi, bilmüşahede, saadet-i ebediye,
    • içi, bilbedâhe, hâlis hidayet,
    • üstü, bizzarure, envâr-ı iman,
    • altı, biilmilyakîn, delil ve burhan,
    • sağı, bittecrübe, teslim-i kalb ve vicdan,
    • solu, biaynilyakîn, teshir-i akıl ve iz’an,
    • meyvesi, bihakkılyakîn, rahmet-i Rahmân ve dâr-ı cinân,
    • makamı ve revacı, bilhads-i sâdık, makbul-ü melek ve ins ü cân bir kitab-ı semâvîdir.

    Kur’ân’ın tarifine dair üç cüz’ündeki sıfatların herbiri başka yerlerde kat’î ispat edilmiş veya ispat edilecektir. Dâvâmız mücerret değil, herbirisi burhan-ı kat’î ile müberhendir.





    <table border="0" cellpadding="0" cellspacing="2"><tbody><tr><td>asfiya: Hz. Peygamberin yolundan giden ilim ve velayet sahibi insanlar (bk. ṣ-f-y)</td><td>biaynilyakîn: gözle görür kesinlikte (bk. y-ḳ-n)</td></tr><tr><td>bihakkılyakîn: yaşamış gibi bir kesinlikte (bk. ḥ-ḳ-ḳ; y-ḳ-n)</td><td>biilmilyakîn: ilmî delillerle elde edilen kesinlikte (bk. a-l-m; y-ḳ-n)</td></tr><tr><td>bilbedâhe: ap açık</td><td>bilhads-i sâdık: doğru bir sezgiyle (bk. ṣ-d-ḳ)</td></tr><tr><td>bilmüşahede: göründüğü üzere (bk. ş-h-d)</td><td>bilyakîn: şüphesiz, tereddütsüz (bk. y-ḳ-n)</td></tr><tr><td>bittecrübe: tecrübeyle</td><td>bizzarure: zorunlu olarak</td></tr><tr><td>burhan: mantıkî, güçlü delil</td><td>burhan-ı kat’î: sağlam delil</td></tr><tr><td>cihât-ı sitte: altı yön</td><td>cüz: bölüm, kısım (bk. c-z-e)</td></tr><tr><td>dâr-ı cinân: cennet yurdu</td><td>enbiya: peygamberler (bk. n-b-e)</td></tr><tr><td>envâr-ı iman: iman nurları (bk. n-v-r; e-m-n)</td><td>evham: vehimler, kuruntular</td></tr><tr><td>evliya: veliler, Allah dostları (bk. v-l-y)</td><td>hidayet: doğru yol (bk. h-d-y)</td></tr><tr><td>hâlis: saf, katıksız (bk. ḫ-l-ṣ)</td><td>icmâlen: kısaca, özetle (bk. c-m-l)</td></tr><tr><td>kat’î: kesin olarak</td><td>kelâm-ı ezelî: ezelî söz (bk. k-l-m; e-z-l) </td></tr><tr><td>kitab-ı semâvî: İlâhî kitap (bk. k-t-b; s-m-v)</td><td>kütüp: kitaplar (bk. k-t-b)</td></tr><tr><td>makbul-ü melek ve ins ve cânn: cinler, insanlar ve meleklerin kabul edip beğendiği şey (bk. m-l-k)</td><td>meslek: yol, usül</td></tr><tr><td>meşrep: mânevî haz ve feyiz alınan yol; usül, metod</td><td>muhtelif: çeşitli</td></tr><tr><td>musaffâ: arınmış, safileşmiş (bk. ṣ-f-y)</td><td>müberhen: delillerle ispatlanmış</td></tr><tr><td>mücerret: soyut</td><td>nokta-i istinad: dayanak noktası (bk. s-n-d)</td></tr><tr><td>rahmet-i Rahmân: rahmeti sınırsız olan Allah’ın şefkat ve merhameti (bk. r-ḥ-m)</td><td>revac: kıymet, değer</td></tr><tr><td>risale: kitap (bk. r-s-l)</td><td>saadet-i ebediye: sonsuz mutluluk (bk. e-b-d)</td></tr><tr><td>tazammun: içine alma, içerme</td><td>teshir-i akıl ve izân: aklı ve idraki etki ve itaat altına alma</td></tr><tr><td>teslim-i kalb ve vicdan: kalbin ve vicdanın teslim oluşu (bk. s-l-m)</td><td>vahy-i semâvî: Allah’ın peygambere vahyettiği şey (bk. v-ḥ-y; s-m-v)</td></tr><tr><td>zulümât: karanlıklar (bk. ẓ-l-m)</td><td>şübehât: şüpheler</td></tr></tbody></table>
    Yazar : Risale Forum

  7. #7
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.224
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61890


    Yirmi Beşinci Söz - Sayfa 494

    Birinci Şule
    Bu Şulenin Üç Şuası var.

    BİRİNCİ ŞUA

    Derece-i i’cazda belâğat-i Kur’âniyedir. O belâğat ise, nazmın cezaletinden ve hüsn-ü metanetinden ve üslûplarının bedâatinden, garip ve müstahsenliğinden ve beyanının beraatinden, fâik ve safvetinden ve maânîsinin kuvvet ve hakkaniyetinden ve lâfzının fesahatinden, selâsetinden tevellüd eden bir belâğat-i harikulâdedir ki, benî Âdemin en dâhi ediplerini, en harika hatiplerini, en mütebahhir ulemasını muârazaya davet edip bin üç yüz senedir meydan okuyor. Onların damarlarına şiddetle dokunuyor. Muârazaya davet ettiği halde, kibir ve gururlarından başını semâvâta vuran o dâhiler, ona muâraza için ağız açamayıp, kemâl‑i zilletle boyun eğdiler.

    İşte, belâğatindeki vech-i i’câzı iki suretle işaret ederiz.

    BİRİNCİ SURET: İ’câzı vardır ve mevcuttur. Çünkü, Ceziretü’l-Arap ahalisi o asırda ekseriyet-i mutlaka itibarıyla ümmî idi. Ümmîlikleri için, mefahirlerini ve vukuat-ı tarihiyelerini ve mehâsin-i ahlâka yardım edecek durub-u emsallerini, kitabet yerine şiir ve belâğat kaydıyla muhafaza ediyorlardı. Mânidar bir kelâm, şiir ve belâğat cazibesiyle eslâftan ahlâfa hafızalarda kalıp gidiyordu. İşte, şu ihtiyac-ı fıtrî neticesi olarak, o kavmin mânevî çarşı-yı ticaretlerinde en ziyade revaç bulan, fesahat ve belâğat metâı idi. Hattâ bir kabilenin beliğ bir edibi, en büyük bir kahraman-ı millîsi gibiydi. En ziyade onunla iftihar ediyorlardı. İşte, İslâmiyetten sonra âlemi zekâlarıyla idare eden o zeki kavim, şu en revaçlı ve medar-ı iftiharları ve ona şiddet-i ihtiyaçla muhtaç olan belâğatte akvâm-ı



    <table border="0" cellpadding="0" cellspacing="2"><tbody><tr><td>Ceziretü’l-Arap: Arabistan yarım-adası (bk. bilgiler)</td><td>ahlâf: halefler, sonradan gelenler</td></tr><tr><td>bedâat: benzersizlik, eşsiz güzellik, orijinallik (bk. b-d-a)</td><td>beliğ: belâğat sahibi (bk. b-l-ğ)</td></tr><tr><td>belâğat: sözün düzgün, kusursuz, halin ve makamın icabına göre yerinde söylenmesi (bk. b-l-ğ)</td><td>belâğat-i Kur’âniye: Kur’ân’ın belâğatı (bk. b-l-ğ)</td></tr><tr><td>belâğat-i harikulâde: olağanüstü söyleyiş güzelliği (bk. b-l-ğ) </td><td>benî Âdem: Âdemoğulları, insanlar</td></tr><tr><td>beraat: harika, parlak</td><td>beyan: açıklama (bk. b-y-n)</td></tr><tr><td>cazibe: çekim</td><td>cezâlet: akıcı ve güçlü ifade, güzel anlatım (bk. c-z-l)</td></tr><tr><td>derece-i i’caz: mu’cizelik derecesi (bk. a-c-z)</td><td>durub-u emsal: meşhur atasözleri (bk. m-s̱-l)</td></tr><tr><td>dâhi: son derece zeki </td><td>edip: edebiyatçı</td></tr><tr><td>ekseriyet-i mutlaka: büyük çoğunluk (bk. k-s̱-r; ṭ-l-ḳ)</td><td>eslâf: selefler, geçmiştekiler</td></tr><tr><td>fesâhat: dilin doğru, düzgün, açık ve akıcı şekilde kullanılması (bk. f-ṣ-ḥ)</td><td>fâik: üstün</td></tr><tr><td>hakkaniyet: hak oluş, doğruluk (bk. ḥ-ḳ-ḳ)</td><td>hüsn-ü metanet: metanetin ve sağlamlığın güzelliği (bk. ḥ-s-n)</td></tr><tr><td>iftihar etmek: övünmek</td><td>ihtiyac-ı fıtrî: yaratılıştan gelen ihtiyaç (bk. ḥ-v-c; f-ṭ-r)</td></tr><tr><td>itibarıyla: özelliğiyle</td><td>i’câz: mu’cize oluş (bk. a-c-z)</td></tr><tr><td>kahraman-ı millî: millî kahraman</td><td>kelâm: söz (bk. k-l-m)</td></tr><tr><td>kemâl-i zillet: tam bir aşağılık (bk. k-m-l)</td><td>kitabet: yazım (bk. k-t-b)</td></tr><tr><td>lâfz: ifade, kelime</td><td>maânî: mânâlar (bk. a-n-y)</td></tr><tr><td>medar-ı iftihar: övünç kaynağı</td><td>mefahir: övünülecek şeyler</td></tr><tr><td>mehâsin-i ahlak: ahlakî güzellikler (bk. ḥ-s-n; ḫ-l-ḳ)</td><td>metâ: kıymetli eşya</td></tr><tr><td>mevcut: var olan (bk. v-c-d)</td><td>muâraza: sözle mücadele</td></tr><tr><td>mânidar: anlamlı (bk. a-n-y)</td><td>müstahsenlik: güzellik (bk. ḥ-s-n)</td></tr><tr><td>mütebahhir: çok bilgili</td><td>nazm: diziliş, tertip ve vezin (bk. n-ẓ-m)</td></tr><tr><td>revaç: kıymet, değer</td><td>safvet: safilik, halislik, parlak (bk. ṣ-f-y)</td></tr><tr><td>selâset: sözün akıcı olma hali; ifadedeki âhenk, açıklık, kolaylık ve akıcılık (bk. s-l-s)</td><td>semâvât: gökler (bk. s-m-v)</td></tr><tr><td>suret: şekil, biçim (bk. ṣ-v-r)</td><td>tevellüd etmek: doğmak</td></tr><tr><td>ulema: âlimler (bk. a-l-m)</td><td>vech-i i’câz: mu’cizelik yönü (bk. a-c-z)</td></tr><tr><td>vukuat-ı tarihiye: tarihî olaylar</td><td>ziyade: çok, fazla</td></tr><tr><td>âlem: dünya (bk. a-l-m)</td><td>çarşı-yı ticaret: ticaret çarşısı</td></tr><tr><td>ümmî: okuma yazma bilmeyen</td><td>üslûp: ifade tarzı</td></tr><tr><td>şiddet-i ihtiyaç: şiddetli ihtiyaç (bk. ḥ-v-c)</td><td>şua: parıltı</td></tr><tr><td>şule: ışık hüzmesi</td></tr></tbody></table>
    Yazar : Risale Forum

  8. #8
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.224
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61890


    Yirmi Beşinci Söz - Sayfa 495

    âlemden en ileride ve en yüksek mertebede idiler. Belâğat o kadar kıymettardı ki, bir edibin bir sözü için iki kavim büyük muharebe ederdi ve bir sözüyle musalâha ediyorlardı. Hattâ, onların içinde, “Muallâkat-ı Seb’a“ namıyla, yedi edibin yedi kasidesini altınla Kâbe’nin duvarına yazmışlar, onunla iftihar ediyorlardı.

    İşte böyle bir zamanda, belâğat en revaçlı olduğu bir anda, Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyan nüzul etti. Nasıl ki zaman-ı Mûsâ Aleyhisselâmda sihir ve zaman-ı İsâ Aleyhisselâmda tıp revaçta idi; mu’cizelerinin mühimmi o cinsten geldi. İşte, o vakit, bülega-yı Arabı, en kısa bir sûresine mukabeleye davet etti.

    وَاِنْ كُنْتُمْ فِى رَيْبٍ مِمَّا نَزَّلْنَا عَلٰى عَبْدِنَا فَاْتوُا بِسوُرَةٍ مِنْ مِثْلِهِ 1

    fermanıyla onlara meydan okuyor. Hem der ki: “İman getirmezseniz mel’unsunuz, Cehenneme gireceksiniz.” Damarlarına şiddetle vuruyor. Gururlarını dehşetli surette kırıyor. O kibirli akıllarını istihfaf ediyor. Onları bidayeten idam-ı ebedî ile ve sonra da Cehennemde idam-ı ebedî ile beraber dünyevî idamla da mahkûm ediyor. Der: “Ya muâraza ediniz, yahut can ve malınız helâkettedir.”

    İşte, eğer muâraza mümkün olsaydı, acaba hiç mümkün müydü ki, bir iki satırla muâraza edip dâvâsını iptal etmek gibi rahat bir çare varken, en tehlikeli, en müşkülâtlı muharebe tariki ihtiyar edilsin? Evet, o zeki kavim, o siyasî millet ki, bir zaman âlemi siyasetle idare ettiği halde, en kısa ve rahat ve hafif bir yolu terk etsin, en tehlikeli ve bütün mal ve canını belâya atacak uzun bir yolu ihtiyar etsin, hiç kabil midir? Çünkü edipleri birkaç hurufatla muâraza edebilseydi, Kur’ân dâvâsından vazgeçerdi, onlar da maddî ve mânevî helâketten kurtulurlardı. Halbuki muharebe gibi dehşetli, uzun bir yolu ihtiyar ettiler. Demek muâraza-i bilhuruf mümkün değildi, muhaldi. Onun için muharebe-i bissüyufa mecbur oldular.

    Hem Kur’ân’ı tanzir etmek, taklidini yapmak için gayet şiddetli iki sebep vardı.


    Not
    Dipnot-1 “Eğer kulumuz Muhammed’e indirdiğimiz Kur’ân’dan bir şüpheniz varsa, haydi, onun benzeri bir sûre getirin.” Bakara Sûresi, 2:23.




    <table border="0" cellpadding="0" cellspacing="2"><tbody><tr><td>Aleyhisselâm: Allah’ın selâmı onun üzerine olsun (bk. s-l-m)</td><td>Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyan: açıklamalarıyla benzerini yapmakta akılları âciz bırakan Kur’ân (bk. a-c-z; b-y-n)</td></tr><tr><td>Kâbe: (bk. bilgiler)</td><td>Zaman-ı İsâ: Hz. İsâ’nın zamanı </td></tr><tr><td>akvâm-ı âlem: dünyadaki kavimler, milletler (bk. a-l-m)</td><td>belâğat: sözün düzgün, kusursuz, yerinde ve halin ve makamın icabına göre söylenmesi (bk. b-l-ğ)</td></tr><tr><td>bidayeten: ilk önce</td><td>bülega-yı Arab: Arap belâğatçıları, edebiyatçıları (bk. b-l-ğ)</td></tr><tr><td>dehşetli: korkunç </td><td>edip: edebiyatçı</td></tr><tr><td>ferman: emir, buyruk</td><td>helâket: mahvoluş, yok oluş</td></tr><tr><td>hurufat: harfler</td><td>idam-ı ebedî: sonsuz yok oluş (bk. e-b-d)</td></tr><tr><td>ihtiyar etmek: seçmek, tercih etmek (bk. ḫ-y-r)</td><td>istihfaf etmek: küçümsemek</td></tr><tr><td>kabil: mümkün</td><td>kaside: şiir</td></tr><tr><td>kibir: gurur, kendini büyük görme (bk. k-b-r)</td><td>kıymettar: kıymetli</td></tr><tr><td>mel’un: lanetlenmiş</td><td>mertebe: derece</td></tr><tr><td>muallâkat-ı Seb’a: yedi askı; Kur’ân nazil olmadan önce, meşhur Arap şâirlerinin en beğenilmiş şiirlerinden, Kâbe’nin duvarına asılmış olanları</td><td>muhal: imkânsız</td></tr><tr><td>muharebe: harp, savaş</td><td>muharebe-i bissüyuf: kılıçlarla savaşma, silahlı mücadele</td></tr><tr><td>mukabele: karşılık verme</td><td>musalâha etmek: barışmak (bk. ṣ-l-ḥ)</td></tr><tr><td>muâraza: sözle mücadele</td><td>muâraza-i bilhuruf: harflerle mücadele, yazılı ve sözlü mücadele</td></tr><tr><td>mu’cize: bir benzerini yapma konusunda başkalarını âciz bırakan olağanüstü şey (bk. a-c-z)</td><td>müşkilâtlı: zor</td></tr><tr><td>nam: ad</td><td>nüzul etmek: inmek (bk. n-z-l)</td></tr><tr><td>revaç: değer, kıymet</td><td>suret: şekil, biçim (bk. ṣ-v-r)</td></tr><tr><td>tanzir etmek: benzerini yapmak (bk. n-ẓ-r)</td><td>tarik: yol (bk. ṭ-r-ḳ)</td></tr><tr><td>zaman-ı Mûsâ: Hz. Mûsâ’nın zamanı (bk. bilgiler)</td><td>âlem: dünya (bk. a-l-m)</td></tr></tbody></table>
    Yazar : Risale Forum

  9. #9
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.224
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61890


    Yirmi Beşinci Söz - Sayfa 496

    Birisi düşmanın hırs-ı muârazası, diğeri dostlarının şevk-i taklididir ki, şu iki sâik-i şedid altında milyonlar Arabî kitaplar yazılmış ki, hiçbirisi ona benzemez. Âlim olsun, âmi olsun, her kim ona ve onlara baksa, kat’iyen diyecek ki, “Kur’ân bunlara benzemez; hiçbirisi onu tanzir edemez.” Şu halde, ya Kur’ân bütününün altındadır—bu ise bütün dost ve düşmanın ittifakıyla battaldır, muhaldir—veya Kur’ân, o yazılan umum kitapların fevkindedir.

    Eğer desen: “Nasıl biliyoruz ki, kimse muârazaya teşebbüs etmedi? Kimse kendine güvenemedi mi ki meydana çıksın? Birbirinin yardımı da mı faide etmedi?”

    Elcevap: Eğer muâraza mümkün olsaydı, alâküllihal kat’î teşebbüs edilecekti. Çünkü izzet ve namus meselesi, can ve mal tehlikesi vardı. Eğer teşebbüs edilseydi, alâküllihal, kat’î taraftar pek çok bulunacaktı. Çünkü hakka muarız ve muannit daima kesretli idi. Eğer taraftar bulsaydı, alâküllihal iştihar bulacaktı. Çünkü, küçük bir mücadele, beşerin nazar-ı istiğrabını celb edip destanlarda iştihar eder. Şöyle acip bir mücadele ve vukuat ise gizli kalamaz. İslâmiyet aleyhinde tâ en çirkin ve en şenî şeylere kadar nakledilir, meşhur olur. Halbuki, muârazaya dair, Müseylime-i Kezzâb’ın bir iki fıkrasından başka nakledilmemiş. O Müseylime’de çendan belâğat varmış. Fakat hadsiz bir hüsn-ü cemâle mâlik olan beyan-ı Kur’ân’a nisbet edildiği için, onun sözleri hezeyan suretinde tarihlere geçmiştir. İşte, Kur’ân’ın belâğatindeki i’câz, kat’iyen, iki kere iki dört eder gibi mevcuttur ki, iş böyle oluyor.
    İKİNCİ SURET: Belâğatindeki i’câz-ı Kur’ânînin hikmetini Beş Noktada beyan edeceğiz.

    BİRİNCİ NOKTA: Kur’ân’ın nazmında bir cezalet-i harika var. O nazımdaki cezalet ve metaneti, İşârâtü’l-İ’câz baştan aşağıya kadar bu cezalet-i nazmiyeyi beyan eder. Saatin saniye, dakika, saati sayan ve birbirinin nizamını tekmil eden ne ise, Kur’ân-ı Hakîmin herbir cümledeki, hey’âtındaki nazım ve kelimelerindeki nizam ve cümlelerin birbirine karşı münasebâtındaki intizamı öyle bir tarzda İşârâtü’l-İ’câz’da âhirine kadar beyan edilmiştir. Kim isterse ona bakabilir



    <table border="0" cellpadding="0" cellspacing="2"><tbody><tr><td>Arabî: Arapça</td><td>Kur’ân-ı Hakîm: her âyet ve sûresinde sayısız hikmet ve faydalar bulunan Kur’ân (bk. ḥ-k-m)</td></tr><tr><td>Müseylime-i Kezzâb: (bk. bilgiler)</td><td>alâküllihal: ister istemez, her halde (bk. k-l-l)</td></tr><tr><td>battal: bâtıl, hükümsüz</td><td>belâğat: sözün düzgün, kusursuz, halin ve makamın icabına göre yerinde söylenmesi (bk. b-l-ğ)</td></tr><tr><td>beyan etmek: açıklamak (bk. b-y-n)</td><td>beyan-ı Kur’ân: Kur’ân’ın açıklaması (bk. b-y-n)</td></tr><tr><td>beşer: insanlar</td><td>celb etmek: çekmek</td></tr><tr><td>cezalet: güzel ve güçlü ifade (bk. c-z-l)</td><td>cezalet-i harika: hayranlık verici güçlü ifade (bk. c-z-l)</td></tr><tr><td>cezalet-i nazmiye: Kur’ân’ın dizilişindeki güzellik ve akıcılık (bk. c-z-l)</td><td>fevkinde: üstünde</td></tr><tr><td>fıkra: kısa yazı, bent</td><td>hadsiz: sonsuz</td></tr><tr><td>hey’ât: kısımlar, parçalar</td><td>hezeyan: saçmalama</td></tr><tr><td>hikmet: herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde olması (bk. ḥ-k-m)</td><td>hüsn-ü cemâl: maddî manevî güzellik (bk. ḥ-s-n; c-m-l)</td></tr><tr><td>hırs-ı muâraza: karşı koymak için aşırı istek</td><td>intizam: düzenlilik (bk. n-ẓ-m)</td></tr><tr><td>ittifak: birleşme</td><td>izzet: şeref, üstünlük (bk. a-z-z)</td></tr><tr><td>iştihar bulmak: meşhur olmak</td><td>i’câz: mu’cizelik (bk. a-c-z)</td></tr><tr><td>i’câz-ı Kur’ânî: Kur’ân’ın mu’cizeliği (bk. a-c-z)</td><td>kesretli: çok, fazla (bk. k-s̱-r)</td></tr><tr><td>metanet: sağlamlık</td><td>mevcut: var (bk. v-c-d)</td></tr><tr><td>muannit: inatçı</td><td>muarız: karşı gelen</td></tr><tr><td>muhal: imkansız</td><td>muâraza: sözle mücadele</td></tr><tr><td>mâlik: sahip (bk. m-l-k)</td><td>münasebât: münasebetler, bağlantılar (bk. n-s-b)</td></tr><tr><td>nazar-ı istiğrab: garip ve hayretli bakış (bk. n-ẓ-r)</td><td>nazm: diziliş, tertip ve vezin (bk. n-ẓ-m)</td></tr><tr><td>nisbet etmek: kıyaslamak (bk. n-s-b)</td><td>nizam: düzen (bk. n-ẓ-m)</td></tr><tr><td>suret: şekil, biçim (bk. ṣ-v-r)</td><td>sâik-i şedid: şiddetli sevk edici gerekçe</td></tr><tr><td>tanzir: benzerini yapma (bk. n-ẓ-r)</td><td>tekmil: tamamlama (bk. k-m-l)</td></tr><tr><td>teşebbüs etmek: başvurmak, girişmek</td><td>umum: bütün</td></tr><tr><td>vukuat: vâkıalar, olaylar</td><td>âhir: son (bk. e-ḫ-r)</td></tr><tr><td>âmi: câhil</td><td>çendan: gerçi</td></tr><tr><td>şenî: fena, kötü</td><td>şevk-i taklidi: benzerini yapma arzusu ve isteği</td></tr></tbody></table>
    Yazar : Risale Forum

  10. #10
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.224
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61890


    Yirmi Beşinci Söz - Sayfa 497

    ve bu nazımdaki cezalet-i harikayı bu surette görebilir. Yalnız bir iki misal, bir cümlenin hey’âtındaki nazmı göstermek için zikredeceğiz.

    Meselâ 1وَلَئِنْ مَسَّتْهُمْ نَفْحَةٌ مِنْ عَذَابِ رَبِّكَ Bu cümlede, azâbı dehşetli göstermek için, en azının şiddetle tesirini göstermekle göstermek ister. Demek taklîli ifade edecek; cümlenin bütün heyetleri de bu taklîle bakıp ona kuvvet verecek. İşte, لَئِنْ lâfzı, teşkiktir. Şek kıllete bakar. مَسَّ lâfzı, azıcık dokunmaktır; yine kılleti ifade eder. نَفْحَةٌ lâfzı, maddesi bir kokucuk olup kılleti ifade ettiği gibi, sîgası bire delâlet eder. Masdar-ı merre tabir-i sarfiyesinde “biricik” demektir, kılleti ifade eder.نَفْحَةٌ deki tenvin-i tenkirî, taklîli içindir ki, “O kadar küçük ki, bilinemiyor” demektir.مِنْ lâfzı, teb’îz içindir, “bir parça” demektir; kılleti ifade eder.عَذَابِ lâfzı, nekâl, ikab’a nisbeten hafif bir nevi cezadır ki, kıllete işaret eder. رَبِّكَ lâfzı, Kahhâr, Cebbar, Müntakîm’e bedel yine şefkati ihsas etmekle kılleti işaret ediyor. İşte, bu kadar kılletteki bir parça azap böyle tesirli ise, ikab-ı İlâhî ne kadar dehşetli olur, kıyas edebilirsiniz diye ifade eder. İşte şu cümlede küçük heyetler nasıl birbirine bakıp yardım eder. Maksad-ı küllîyi, herbiri kendi lisanıyla takviye eder. Şu misal bir derece lâfız ve maksada bakar.

    İkinci misal: 2وَمِمَّا رَزَقْنَاهُمْ يُنْفِقُونَ Şu cümlenin hey’âtı, sadakanın şerâit-i kabulünün beşine işaret eder.

    Birinci şart: Sadakaya muhtaç olmamak derecede sadaka vermek ki, وَمِمَّا lâfzındakiمِنْ iteb’îz ile o şartı ifade eder.


    Not
    Dipnot-1 “And olsun, Rabbinin azâbından en küçük bir esinti onlara hafifçe dokunacak olsa...” Enbiyâ Sûresi, 21:46.

    Dipnot-2
    “Onlara rızık olarak verdiğimizden bağışta bulunurlar.” Bakara Sûresi, 2:3.





    <table border="0" cellpadding="0" cellspacing="2"><tbody><tr><td>Cebbâr: azamet ve yücelik sahibi, yarattıklarına dilediğini yaptıran Allah (bk. c-b-r)</td><td>Kahhar: herşeye her zaman mutlak galip gelen ve boyun eğdiren Allah (bk. ḳ-h-r)</td></tr><tr><td>Müntakim: suç işleyene cezasını veren Allah</td><td>cezalet-i harika: hayranlık verici düzgün ifade, güzel anlatım (bk. c-z-l)</td></tr><tr><td>dehşetli: korkunç, ürkütücü</td><td>delâlet: işaret etme, delil olma</td></tr><tr><td>heyet: kısım, parça</td><td>hey’ât: parçalar, kısımlar</td></tr><tr><td>ihsas etmek: hissettirmek</td><td>ikab: âhiret azabı</td></tr><tr><td>ikab-ı İlâhî: Allah’ın azabı (bk. e-l-h)</td><td>kıllet: azlık </td></tr><tr><td>lisan: dil</td><td>lâfız: ifade, kelime</td></tr><tr><td>maksad: gaye (bk. ḳ-ṣ-d)</td><td>maksad-ı küllî: bütünündeki maksat (bk. ḳ-ṣ-d; k-l-l)</td></tr><tr><td>masdar-ı merre: fiilin bir defa yapıldığını belirten masdar</td><td>nazm: diziliş, tertip ve vezin (bk. n-ẓ-m)</td></tr><tr><td>nekâl: şiddetli azap</td><td>nevi: tür, çeşit</td></tr><tr><td>nisbeten: kıyasla (bk. n-s-b)</td><td>sadaka: Allah rızası için ihtiyaç sahibi kişilere yapılan yardım</td></tr><tr><td>suret: şekil, biçim (bk. ṣ-v-r)</td><td>sîga: kip</td></tr><tr><td>tabir-i sarfiye: gramerle ilgili ifade (bk. a-b-r)</td><td>taklîl: az gösterme, azaltma</td></tr><tr><td>takviye etmek: kuvvetlendirmek</td><td>teb’îz: parçalara bölme, ayırma</td></tr><tr><td>tenvin-i tenkirî: kelimenin belirsizliğini gösteren tenvin işareti; harf-i tarifsiz (“el” takısız) olduğu için tenvinli olan ve nekra denen kelime</td><td>teşkik: şüphede bırakma</td></tr><tr><td>zikretmek: belirtmek, anmak</td><td>şek: şüphe, tereddüt</td></tr><tr><td>şerâit-i kabul: kabul şartları</td></tr></tbody></table>
    Yazar : Risale Forum

Sayfa 1/14 1234511 ... SonSon

Facebook Yorumları

Facebook Giriş

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Bu Konudaki Etiketler

103, 104, 112, 115, 120, 133, 153, 154, 157, 159, 160, 161, 162, 164, 172, 176, 185, 527, 592, 600, 827, abdini, abese, açacak, acip, açıkladığı, adalettir, adedince, adıyla, ahenk, aile hayatı, aklı, akıldan, akıllara, alâküllihal, aldıkları, âlemleri, alınmış, amellerin, anlatımı, anlayışlar, anlıyoruz, araf, arkadaşı, arınmış, arz, asfiya, asra, asırlara, atan, atmak, avam, aya, âyetlerden, âyine, aynen, azarlama, ağzı, bahisleri, bahusus, bakmıyor, bakıyorum, bana, baskı, bazı, bağlamış, bağlantı, bağış, bağışlar, başkasını, başlarında, başlayan, başıboş, başındaki, benzetmek, bertaraf, berzahta, beşer, beşinci söz, beştir, bildim, bildirir, bilimi, bilinen, biliyorlardı, bilmüşahede, binaen, bir adam, birdir, biri, birlik, bitti, bizimle, bizleri, bozan, boğulmak, budur, bulamaz, bulunmak, buna, burcu, bırakmıyor, çarşı, cemiyetli, çerçevesi, cihâ, cihanı, cihazat, çoklar, çoktur, cömertlik, cümleyi, çıkın, çıkış, dadır, daire, dalgıçlar, davranışları, dağlar, dedikleri, dediler, delildir, deliline, demeye, demişler, derece, dersimizi, değildi, değiller, değiştirmek, dikkatle, dile, dilediğini, dilemek, diriltecek, diz, doğrular, doğruları, dünyaperest, duruma, düzenli, düğü, düğümü, düşmanı, dış, dışında, edenleri, edilsin, ediyorlar, efes turları, eliyle, elzemdir, emareleri, emirdağ, emrini, emsal, envârı, esrarlı, etmeme, etmemesi, etrafındaki, etsek, ettiklerini, ettiren, ettirir, evhamlarını, ezeliyesi, eşsiz, faideleri, fakirler, faydaya, fazilet, faziletler, fikirleri, fikrini, fussilet, fütur, fıtraten, galebe, gayret, gazabı, geçmesi, gelmiyor, gelmiş, gerçekleri, gerçeklik, getirip, gibi, gidip, gif, gitmiş, gitti, gökte, gökteki, göreceksin, görmeye, görünmek, gösteriş, gösterme, güzelliği, hadislerden, hakaiki, hakikat, hakikatine, hakikatten, hakkaniyeti, haktan, halet, halka, hâlıkını, hapis, harap, harfler, hastalıktan, hastalığından, hatası, havas, hayrette, haşirde, herşeye, herşeyin, heves, hevesi, hezeyan, hicr, hidayetin, hiddetle, hilkat, hissettim, hücum, hıristiyan, ibarettir, icadı, içindekiler, ihata, ile, ilerleme, ilham, ilimle, ilişkiler, ilmî, imaniye, imaniyeyi, imdat, inananlar, inanmayanlar, incitmek, indirdi, inkâr, insan, insanlığı, istedin, istediğini, istekleri, istinbat, istiyorlar, isyana, itham, itiraza, izale, işaret, işittim, iştihar, iştirake, iştiyak, jpg, kabre, kadirdir, kadınları, kahrı, kainatta, kalbinin, kaldıracak, kalmamış, kamer, kandilleri, kanunları, kapanmak, karanlıklarında, kardeşi, kardeşleri, kardeşlerimin, karışması, karışsı, karıştıran, kavga, kavmin, kaybedecek, kayı, kederi, kehribar, kendilerini, kesretli, kitabını, konuşmak, konuşmuş, koyan, koyup, koşuş, küçümsemek, kudretine, kudüs, küfr, küfrü, kullar, külliye, kuvvetle, kuvvetlendirmek, kırka, kısmen, kısmı, kıssalar, kıyamete, kıyası, kıymetsiz, lâkin, lam, libası, lisanı, lüzumu, mahalli, mahkeme, mahlûktur, makamından, malûmdur, mama, manevra, maraz, mağfiret, mağlup, mecbur, mecmuası, menbaı, mertebesini, mesel, meselâ, meselelere, meselesine, meseleyi, mevcudat, mevcut, mevsimlerin, meydanı, mezarlık, meşhudatı, milleti, misli, mizanıyla, muazzam, mücahede, müçtehidler, muhakkak, muhaldir, muhammediyenin, muhterem, mukaddestir, mümkü, münafıklar, mürşidi, müttefik, müş, nail, nasılki, nağmesi, nefer, nefret, neşretmek, nihayet, nüfuz, nurdur, okunuşu, olana, olduk, olduğuna, olduğundan, olmadığı, olmamak, ölmeye, olsalar, omuzuna, onlardan, oradan, orga, oyunlar, özellikle, pamuk, parçalar, peygamberlere, rabbinin, rahatla, rahatı, revaç, risalesinde, risaleti, rububiyeti, sahibidir, sakı, sanmak, sayan, seçim, sekiz, semaniye, senâ, seniyyesi, sermaye, servet, seviyesi, sevmez, sizde, son, söylemiş, sözlerde, süre, süren, sûresi, suretle, süreyyâ, surlar, sürmek, sürü, süzme, sıklet, sıraları, sırra, sızmak, tahrip, takdim, takdiri, taksim, tanıttırır, tapan, tasavvur, tasdike, tasdiklerine, taşları, tecavüz, terakki, ters, tevahhuş, teşhir, tokat, toplamak, toplansa, tükenmez, tutma, ufuk, uhrevî, ümitsizlik, umum, üstü, uydurulan, uyum, vahy, varlığının, vazifeler, vazifeli, verdiği, verilmiş, vermişler, veyahut, yapanlar, yaptık, yarası, yardımı, yarım, yayı, yazdığı, yazılan, yazıldığı, yeknesak, yerden, yetişilmez, yükseliş, yüzleri, yıldızlara, yıldızları, ışık, ışıkları, zahmet, zamanla, zamanları, zannediyorlar, zarif, zelzele, zeminde, zemzem, zikirle, zira, zulmet, zulmü, şahsî, şahsiyet, şartları, şaşkınlığı, şehr, şevk, şeye, şeylerle, şeytanları, şeytanı, şirke, şirkin, şöhret, şuâ

Etiket Bulutu Ana Sayfası

Sosyal İmleme

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222