Sayfa 1/2 12 SonSon
14 sonuçtan 1 ile 10 arası

  1. #1
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.226
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61890


    On Dokuzuncu Söz

    On Dokuzuncu Söz

    Risalet-i Ahmediyeye dairdir

    وَمَا مَدَحْتُ مُحَمَّداً بِمَقَالَتِى وَلٰكِنْ مَدَحْتُ مَقَالَتِى بِمُحَمَّدٍ عَلَيْهِ الصَّلاَةُ وَالسَّلاَمُ 1

    Evet, şu Söz güzeldir. Fakat onu güzelleştiren, güzellerin güzeli olan evsâf-ı Muhammediyedir.

    On Dört Reşahâtı tazammun eden On Dördüncü Lem’anın

    BİRİNCİ REŞHASI2 Rabbimizi bize tarif eden üç büyük, küllî muarrif var: Birisi şu kitab-ı kâinattır ki, bir nebze şehadetini on üç Lem’a ile Arabî Nur Risalesinden On Üçüncü Dersten işittik. Birisi şu kitab-ı kebîrin âyet-i kübrâsı olan Hâtemü’l-Enbiyâ Aleyhissalâtü Vesselâmdır. Birisi de Kur’ân-ı Azîmüşşandır. Şimdi, şu ikinci burhan-ı nâtıkı olan Hâtemü’l-Enbiyâ Aleyhissalâtü Vesselâmı tanımalıyız, dinlemeliyiz.

    Evet, o burhanın şahs-ı mânevîsine bak:

    Sath-ı arz bir mescid, Mekke bir mihrap, Medine bir minber; o burhan-ı bâhir olan Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselâm bütün ehl-i imana imam, bütün insanlara hatip, bütün enbiyaya reis, bütün evliyaya seyyid, bütün enbiya ve evliyadan mürekkep bir halka-i zikrin serzâkiri; bütün enbiya hayattar kökleri, bütün evliya tarâvettar semereleri bir şecere-i nuraniyedir ki, herbir dâvâsını, mu’cizatlarına


    Not
    Dipnot-1 “Ben sözlerimle Muhammed’i (a.s.m.) övmüş olmadım; aslında sözlerimi Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâmla övmüş ve güzelleştirmiş oldum.” İmam Rabbânî, Mektubat, 1:58.

    Dipnot-2
    Bu risalenin yeri için bk. Mesnevî-i Nuriye, Nokta Risalesi, Nurun İlk Kapısı, On Dördüncü Ders, On Dördüncü Lem’a.




    <table border="0" cellpadding="0" cellspacing="2"><tbody><tr><td>Arabî: Arapça</td><td>Hâtemü’l-Enbiyâ: peygamberlerin sonuncusu olan Hz. Muhammed (a.s.m.) (bk. n-b-e)</td></tr><tr><td>Kur’ân-ı Azimüşşan: şanı yüce Kur’ân</td><td>Medine: (bk. bilgiler)</td></tr><tr><td>Mekke: (bk. bilgiler)</td><td>Risalet-i Ahmediye: Hz. Muhammed’in peygamberliği, elçiliği (bk. r-s-l; ḥ-m-d)</td></tr><tr><td>aleyhissalâtü vesselâm: Allah’ın salât ve selâmı onun üzerine olsun (bk. ṣ-l-v; s-l-m)</td><td>burhan: delil</td></tr><tr><td>burhan-ı bâhir: açık delil</td><td>burhan-ı nâtık: konuşan delil</td></tr><tr><td>ehl-i iman: iman edenler (bk. e-m-n)</td><td>enbiya: peygamberler (bk. n-b-e)</td></tr><tr><td>evliya: veliler, Allah dostları (bk. v-l-y)</td><td>evsâf-ı Muhammediye: Hz. Muhammed’in (a.s.m.) vasıfları, özellikleri (bk. v-ṣ-f; ḥ-m-d)</td></tr><tr><td>halka-i zikir: zikir halkası</td><td>hatip: hitap eden, konuşan (bk. ḫ-ṭ-b)</td></tr><tr><td>hayattar: canlı (bk. ḥ-y-y)</td><td>kitab-ı kebîr: büyük kitap, kâinat (bk. k-t-b; k-b-r)</td></tr><tr><td>kitab-ı kâinat: kâinat kitabı (bk. k-t-b; k-v-n)</td><td>küllî: geniş, kapsamlı (bk. k-l-l)</td></tr><tr><td>lem’a: parıltı</td><td>mihrap: imamın cemaate namaz kıldırdığı yer</td></tr><tr><td>minber: hutbe okunan yer</td><td>muarrif: tanıtıcı, tarif edici (bk. a-r-f)</td></tr><tr><td>mürekkep: –den oluşmuş</td><td>nebze: az miktar</td></tr><tr><td>reşahât: sızıntılar, damlalar</td><td>reşha: sızıntı, damla</td></tr><tr><td>sath-ı arz: yeryüzü</td><td>semere: meyve</td></tr><tr><td>serzâkir: zikredenlerin başı</td><td>seyyid: efendi</td></tr><tr><td>tarâvettar: tap taze</td><td>tazammun: içine alma</td></tr><tr><td>âyet-i kübrâ: en büyük delil (bk. k-b-r)</td><td>şahs-ı mânevî: mânevî şahıs (bk. a-n-y)</td></tr><tr><td>şecere-i nuraniye: nurlu ağaç (bk. n-v-r)</td><td>şehadet: şahitlik, tanıklık (bk. ş-h-d)</td></tr></tbody></table>

    Benzer Konular
    On Dokuzuncu Lem'a
    On Dokuzuncu Lem'a On Dokuzuncu Lem’a İktisat Risalesi İktisat ve kanaate, israf ve tebzîre dairdir. كُلُوا وَاشْ
    Dokuzuncu Şuâ
    Dokuzuncu Şuâ Dokuzuncu Şuâ (Onuncu Sözün mühim bir zeyli ve lâhikasının birinci parçası) ال 
    Dokuzuncu Lem'a
    Dokuzuncu Lem'a Dokuzuncu Lem’a Bu lem’ayı herkes okumasın. Vahdetü’l-vücudun ince kusurlarını herkes göremez ve muhtaç değil. بِاسْمِهِ http://www.
    Dokuzuncu Söz
    Dokuzuncu Söz فَسُبْحَانَ اللهِ حِينَ تُم&#
    Dokuzuncu Şua
    Dokuzuncu Şua Onuncu Söz'ün Mühim Bir Zeyli ve Lâhikasının Birinci Parçası) بِسْمِ اللّهِ الرّحْمنِ 
    Yazar : Risale Forum

  2. #2
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.226
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61890


    On Dokuzuncu Söz - Sayfa 320

    istinat eden bütün enbiya ve kerametlerine itimat eden bütün evliya tasdik edip imza ediyorlar.

    Zira, o Lâ ilâhe illâllah der, dâvâ eder. Bütün sağ ve sol, yani mazi ve müstakbel taraflarında saf tutan o nuranî zâkirler, aynı kelimeyi tekrar ederek, icmâ ile, mânen Sadakte ve bilhakkı natakte derler.

    Hangi vehmin haddi var ki, böyle hesapsız imzalarla teyid edilen bir müddeâya parmak karıştırsın?

    İKİNCİ REŞHA

    O nuranî burhan-ı tevhid, nasıl ki iki cenâhın icmâ ve tevatürüyle teyid ediliyor. Öyle de, Tevrat ve İncil gibi kütüb-ü semâviyeninHAŞİYE-1 yüzler işârâtı1 ve irhâsâtın binler rumuzâtı2 ve hâtiflerin meşhur beşârâtı ve kâhinlerin mütevatir şehâdâtı3 ve şakk-ı kamer4 gibi binler mu’cizâtının delâlâtı ve şeriatın hakkaniyeti ile teyid ve tasdik ettikleri gibi, zâtında gayet kemâldeki ahlâk-ı hamîdesi ve vazifesinde nihayet hüsnündeki secâyâ-yı gàliyesi ve kemâl-i emniyeti ve kuvvet-i imanını ve gayet itminanını ve nihayet vüsukunu gösteren fevkalâde takvâsı, fevkalâde ubûdiyeti, fevkalâde ciddiyeti, fevkalâde metaneti, dâvâsında nihayet derecede sadık olduğunu güneş gibi âşikâre gösteriyor.

    ÜÇÜNCÜ REŞHA

    Eğer istersen, gel, Asr-ı Saadete, Ceziretü’l-Araba gideriz. Hayalen olsun, onu vazife başında görüp ziyaret ederiz.


    Not
    Haşiye-1 Hüseyin-i Cisrî Risale-i Hamidiye’sinde yüz on dört işârâtı o kitaplardan çıkarmıştır. Tahriften sonra bu kadar bulunsa, elbette daha evvel çok tasrihat varmış.

    Dipnot-1
    bk. Mektûbat, On Dokuzuncu Mektup, On Altıncı İşaret, Birinci Kısım.

    Dipnot-2
    bk. Mektûbât, On Dokuzuncu Mektup, On Altıncı İşaret, Üçüncü Kısım.

    Dipnot-3
    bk. Mektûbât, On Dokuzuncu Mektup, On Altıncı İşaret, İkinci Kısım.

    Dipnot-4
    bk. Mektûbât, On Dokuzuncu Mektup, On Yedinci İşaret.





    <table border="0" cellpadding="0" cellspacing="2"><tbody><tr><td>Asr-ı Saadet: Peygamberimizin (a.s.m.) yaşadığı dönem, mutluluk asrı</td><td>Ceziretü’l-Arap: (bk. bilgiler)</td></tr><tr><td>Hüseyin-i Cisrî: (bk. bilgiler)</td><td>Lâ ilâhe illâllah: Allah’tan başka ilâh yoktur (bk. e-l-h)</td></tr><tr><td>ahlâk-ı hamîde: övülmüş, güzel ahlâk (bk. ḫ-l-ḳ; ḥ-m-d)</td><td>beşârât: müjdeler</td></tr><tr><td>burhan-ı tevhid: Cenab-ı Allah’ın birlik delili (bk. v-ḥ-d)</td><td>cenâh: taraf, yön</td></tr><tr><td>delâlât: delil olmalar, işaretler</td><td>enbiya: peygamberler (bk. n-b-e)</td></tr><tr><td>evliya: veliler, Allah’ın sevgili kulları (bk. v-l-y)</td><td>fevkalâde: olağanüstü</td></tr><tr><td>hakkaniyet: doğruluk (bk. ḥ-ḳ-ḳ)</td><td>haşiye: dipnot, açıklayıcı not</td></tr><tr><td>hâtif: gelecekten haber veren cinnî</td><td>hüsün: güzellik (bk. ḥ-s-n)</td></tr><tr><td>icmâ: fikir birliği (bk. c-m-a)</td><td>irhâsât: Peygamberimizde (a.s.m.) peygamber olmadan önce görülen olağanüstü haller ve hadiseler</td></tr><tr><td>istinat eden: dayanan (bk. s-n-d)</td><td>itimat: dayanma, güvenme</td></tr><tr><td>itminan: tam kanaatle inanma</td><td>işârât: işaretler</td></tr><tr><td>kemâl: mükemmellik, kusursuzluk (bk. k-m-l)</td><td>kemâl-i emniyet: güvenilirliğin mükemmelliği (bk. k-m-l; e-m-n)</td></tr><tr><td>keramet: Allah’ın bir ikramı olarak, veli kullarda görünen olağanüstü haller (bk. k-r-m)</td><td>kuvvet-i iman: imanın kuvveti (bk. e-m-n)</td></tr><tr><td>kâhin: gelecekten haber veren kimse</td><td>kütüb-ü semâviye: vahye dayanan mukaddes kitaplar (bk. k-t-b; s-m-v)</td></tr><tr><td>mazi: geçmiş zaman</td><td>metanet: sağlamlık, kararlılık</td></tr><tr><td>mu’cizât: mu’cizeler (bk. a-c-z)</td><td>mânen: mânevî olarak (bk. a-n-y)</td></tr><tr><td>müddeâ: iddia edilen şey</td><td>müstakbel: gelecek zaman</td></tr><tr><td>mütevatir: yalan üzerinde birleşmeleri mümkün olmayan topluluğun naklettiği haber</td><td>nuranî: nurlu, parlak (bk. n-v-r)</td></tr><tr><td>reşha: sızıntı, damla</td><td>rumuzât: remizler, işaretler</td></tr><tr><td>sadakte ve bilhakkı natakte: “Doğru söyledin ve hakkı konuştun” (bk. ṣ-d-ḳ; ḥ-ḳ-ḳ)</td><td>sadık: doğru (bk. ṣ-d-ḳ)</td></tr><tr><td>secâyâ-yı gàliye: çok kıymetli ve yüksek huylar</td><td>tahrif: değiştirme, bozma</td></tr><tr><td>takva: Allah’ın emir ve yasaklarına titizlikle uyma (bk. v-ḳ-y)</td><td>tasdik: doğrulama (bk. ṣ-d-ḳ)</td></tr><tr><td>tasrihat: açık şekilde anlatımlar</td><td>tevatür: çeşitli kanallardan gelen ve doğruluğu kesin olarak kanıtlanan haber</td></tr><tr><td>teyid: destekleme</td><td>ubûdiyet: kulluk (bk. a-b-d)</td></tr><tr><td>vehm: zan, kuruntu</td><td>vüsuk: doğruluk, güvenilirlik</td></tr><tr><td>zâkir: zikredenler, Allah’ı ananlar</td><td>âşikâre: açıkça</td></tr><tr><td>şakk-ı kamer: Ay’ın ikiye bölünmesi mu’cizesi</td><td>şehâdat: şahitlikler, tanıklıklar (bk. ş-h-d)</td></tr><tr><td>şeriat: İlahî kanun, İslâmiyet (bk. ş-r-a)</td></tr></tbody></table>
    Yazar : Risale Forum

  3. #3
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.226
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61890


    On Dokuzuncu Söz - Sayfa 321

    İşte, bak: Hüsn-ü sîret ve cemâl-i suretle mümtaz bir zâtı görüyoruz ki, elinde mu’ciznümâ bir kitap, lisanında hakaik-âşinâ bir hitap, bütün benî Âdeme, belki cin ve inse ve meleğe, belki bütün mevcudata karşı bir hutbe-i ezeliyeyi tebliğ ediyor. Sırr-ı hilkat-i âlem olan muammâ-i acibânesini hal ve şerh edip ve sırr-ı kâinat olan tılsım-ı muğlâkını fetih ve keşfederek, bütün mevcudattan sorulan, bütün ukulü hayret içinde meşgul eden üç müşkül ve müthiş sual-i azîm olan “Necisin? Nereden geliyorsun? Nereye gidiyorsun?” suallerine mukni, makbul cevap verir.

    DÖRDÜNCÜ REŞHA

    Bak, öyle bir ziya-yı hakikat neşreder ki, eğer onun o nuranî daire-i hakikat-i irşadından hariç bir surette kâinata baksan, elbette kâinatın şeklini bir matemhane-i umumî hükmünde ve mevcudatı birbirine ecnebî, belki düşman ve câmidâtı dehşetli cenazeler ve bütün zevilhayatı zevâl ve firakın sillesiyle ağlayan yetimler hükmünde görürsün.

    Şimdi bak, onun neşrettiği nur ile, o matemhane-i umumî, şevk u cezbe içinde bir zikirhaneye inkılâp etti. O ecnebî, düşman mevcudat, birer dost ve kardeş şekline girdi. O câmidât-ı meyyite-i sâmite, birer mûnis memur, birer musahhar hizmetkâr vaziyetini aldı. Ve o ağlayıcı ve şekvâ edici, kimsesiz yetimler, birer tesbih içinde zâkir veya vazife paydosundan şâkir suretine girdi.

    BEŞİNCİ REŞHA

    Hem o nur ile, kâinattaki harekât, tenevvüat, tebeddülât, tagayyürat, mânâsızlıktan ve abesiyetten ve tesadüf oyuncaklığından çıkıp, birer mektubat-ı Rabbâniye, birer sahife-i âyât-ı tekvîniye, birer merâyâ-yı esmâ-i İlâhiye ve âlem dahi bir kitab-ı hikmet-i Samedâniye mertebesine çıktılar.

    Hem insanı bütün hayvânâtın mâdûnuna düşüren hadsiz zaaf ve aczi, fakr ve ihtiyâcâtı ve bütün hayvanlardan daha bedbaht eden, vasıta-ı nakl-i hüzün ve


    <table border="0" cellpadding="0" cellspacing="2"><tbody><tr><td>abesiyet: faydasızlık, gayesizlik</td><td>acz: âcizlik, güçsüzlük (bk. a-c-z)</td></tr><tr><td>bedbaht: talihsiz, bahtsız</td><td>benî Âdem: Âdemoğulları, insanlar</td></tr><tr><td>cemâl-i suret: görünüş güzelliği (bk. c-m-l; ṣ-v-r)</td><td>cin ve ins: cinler ve insanlar</td></tr><tr><td>câmidât: cansızlar</td><td>câmidât-ı meyyite-i sâmite: suskun, ölü ve cansız varlıklar</td></tr><tr><td>daire-i hakikat-ı irşad: doğru yolu gösteren hakikat dairesi (bk. ḥ-ḳ-ḳ; r-ş-d)</td><td>dehşetli: korkunç, ürküntü</td></tr><tr><td>ecnebî: yabancı</td><td>fetih: açma</td></tr><tr><td>firak: ayrılık (bk. f-r-ḳ)</td><td>hakaik-âşinâ: gerçekleri bilen (bk. ḥ-ḳ-ḳ)</td></tr><tr><td>harekât: hareketler</td><td>hayvânât: hayvanlar</td></tr><tr><td>hutbe-i ezeliye: ezelî hutbe (bk. ḫ-ṭ-b; e-z-l)</td><td>hüsn-ü sîret: ahlâk güzelliği (bk. ḥ-s-n)</td></tr><tr><td>ihtiyâcât: ihtiyaçlar (bk. ḥ-v-c)</td><td>inkılâp: dönüşme</td></tr><tr><td>keşfetmek: gizli birşeyi ortaya çıkarmak (bk. k-ş-f)</td><td>kitab-ı hikmet-i Samedâniye: Samed olan Allah’ın hikmetli kitabı (bk. k-t-b; ḥ-k-m; ṣ-m-d)</td></tr><tr><td>kâinat: evren, yaratılmış her şey (bk. k-v-n)</td><td>lisan: dil</td></tr><tr><td>makbul: kabul gören</td><td>matemhane-i umumî: herkesin yas tuttuğu yer</td></tr><tr><td>mektubat-ı Rabbâni: Rabbânî mektuplar, İlâhî mesajlar (bk. k-t-b; r-b-b)</td><td>merâyâ-yı esmâ-i İlâhiye: İlâhî isimlerin aynaları (bk. s-m-v; e-l-h)</td></tr><tr><td>mevcudat: varlıklar (bk. v-c-d)</td><td>muammâ-i acibâne: hayret verici, bilinmeyen iş</td></tr><tr><td>mukni: ikna edici</td><td>musahhar: boyun eğen</td></tr><tr><td>mu’ciznümâ: mu’cize gösteren (bk. a-c-z)</td><td>mâdûn: aşağı, alt derece</td></tr><tr><td>mûnis: canayakın, sevimli</td><td>mümtaz: seçkin</td></tr><tr><td>müşkül: zor</td><td>neşretmek: yaymak</td></tr><tr><td>nuranî: nurlu, parlak (bk. n-v-r)</td><td>reşha: sızıntı, damla</td></tr><tr><td>sahife-i âyât-ı tekvîniye: yaratılışa ait delillerin sahifesi (bk. k-v-n)</td><td>sual-i azîm: büyük soru (bk. a-z-m)</td></tr><tr><td>suret: şekil, biçim (bk. ṣ-v-r)</td><td>sırr-ı hilkat-i âlem: âlemin yaratılış sırrı (bk. ḫ-l-ḳ; a-l-m)</td></tr><tr><td>sırr-ı kâinat: evrenin sırrı (bk. k-v-n)</td><td>tagayyürat: başkalaşmalar</td></tr><tr><td>tebeddülât: değişimler</td><td>tebliğ etmek: bildirmek (bk. b-l-ğ)</td></tr><tr><td>tenevvüat: çeşitlenmeler</td><td>tesbih: Allah’ı yüce şanına layık ifadelerle anma (bk. s-b-ḥ)</td></tr><tr><td>tılsım-ı muğlâk: anlaşılması zor sır</td><td>ukul: akıllar</td></tr><tr><td>vasıta-ı nakl-i hüzün ve elem ve gam: üzüntü, acı ve sıkıntı nakleden vasıta </td><td>zaaf: zayıflık</td></tr><tr><td>zevilhayat: canlılar (bk. ḥ-y-y)</td><td>zevâl: sona erme (bk. z-v-l)</td></tr><tr><td>zikirhane: zikir edilen yer</td><td>ziya-yı hakikat: hakikat ışığı (bk. ḥ-ḳ-ḳ)</td></tr><tr><td>zâkir: zikreden</td><td>şekvâ: şikayet</td></tr><tr><td>şerh etmek: açıklamak</td><td>şevk u cezbe: şiddetli arzu ve istek ve kendinden geçme</td></tr><tr><td>şâkir: şükreden (bk. ş-k-r)</td></tr></tbody></table>
    Yazar : Risale Forum

  4. #4
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.226
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61890


    On Dokuzuncu Söz - Sayfa 322

    elem ve gam olan aklı o nurla nurlandığı vakit, insan bütün hayvanat, bütün mahlûkat üstüne çıkar. O nurlanmış acz, fakr, akıl ile, niyaz ile nazenin bir sultan ve fîzar ile nazdar bir halife-i zemin olur.

    Demek o nur olmazsa kâinat da, insan da, hattâ herşey dahi hiçe iner. Evet, elbette böyle bedî bir kâinatta böyle bir zat lâzımdır. Yoksa kâinat ve eflâk olmamalıdır.

    ALTINCI REŞHA

    İşte, o zat, bir saadet-i ebediyenin muhbiri, müjdecisi, bir rahmet-i bînihâyenin kâşifi ve ilâncısı ve saltanat-ı Rububiyetin mehâsininin dellâlı, seyircisi ve künûz-u esmâ-i İlâhiyenin keşşâfı, göstericisi olduğundan, böyle baksan-yani ubûdiyeti cihetiyle-onu bir misal-i muhabbet, bir timsal-i rahmet, bir şeref-i insaniyet, en nuranî bir semere-i şecere-i hilkat göreceksin. Şöyle baksan—yani risaleti cihetiyle—bir burhan-ı hak, bir sirac-ı hakikat, bir şems-i hidayet, bir vesile-i saadet görürsün.

    İşte, bak: Nasıl berk-i hâtıf gibi, onun nuru şarktan garbı tuttu. Ve nısf-ı arz ve hums-u beşer, onun hediye-i hidayetini kabul edip hırz-ı can etti. Bizim nefis ve şeytanımıza ne oluyor ki, böyle bir zâtın bütün dâvâlarının esası olan Lâ ilâhe illâllah’ı, bütün meratibiyle beraber kabul etmesin?

    YEDİNCİ REŞHA

    İşte, bak: Şu cezire-i vâsiada vahşî ve âdetlerine mutaassıp ve inatçı muhtelif akvâmı, ne çabuk âdât ve ahlâk-ı seyyie-i vahşiyânelerini def’aten kal’ ve ref’ ederek, bütün ahlâk-ı hasene ile teçhiz edip bütün âleme muallim ve medenî ümeme üstad eyledi. Bak, değil zahirî bir tasallut, belki akılları, ruhları, kalbleri, nefisleri fetih ve teshir ediyor. Mahbub-u kulûb, muallim-i ukul, mürebbi-i nüfus, sultan-ı ervah oldu.


    <table border="0" cellpadding="0" cellspacing="2"><tbody><tr><td>Lâ ilâhe illâllah: Allah’tan başka ilâh yoktur (bk. e-l-h)</td><td>acz: âcizlik, güçsüzlük (bk. a-c-z)</td></tr><tr><td>ahlâk-ı hasene: güzel ahlâk (bk. ḫ-l-ḳ; ḥ-s-n)</td><td>ahlâk-ı seyyie-i vahşiyâne: ilkel ve kötü ahlâk (bk. ḫ-l-ḳ)</td></tr><tr><td>akvâm: kavimler</td><td>bedî: eşsiz güzel (bk. b-d-a)</td></tr><tr><td>berk-i hâtıf: göz kamaştıran şimşek</td><td>burhan-ı hak: hakkın delili (bk. ḥ-ḳ-ḳ)</td></tr><tr><td>cezire-i vâsia: geniş yarımada</td><td>def’aten: birden bire</td></tr><tr><td>dellâl: ilancı, duyurucu</td><td>eflâk: felekler, âlemler</td></tr><tr><td>fakr: fakirlik, ihtiyaç hali (bk. f-ḳ-r)</td><td>fîzar: ağlayıp inleme</td></tr><tr><td>garp: batı</td><td>halife-i zemin: yeryüzü halifesi (bk. ḫ-l-f)</td></tr><tr><td>hayvanat: hayvanlar (bk. ḥ-y-y)</td><td>hediye-i hidayet: hak ve doğru yol hediyesi (bk. h-d-y)</td></tr><tr><td>hums-u beşer: insanlığın beşte biri</td><td>hırz-ı can etmek: bağrına basıp canı gibi korumak</td></tr><tr><td>kal’ ve ref’ etmek: söküp kaldırmak</td><td>kâinat: evren, yaratılmış her şey (bk. k-v-n)</td></tr><tr><td>kâşif/keşşâf: keşfedici, açığa çıkarıcı (bk. k-ş-f)</td><td>künûz-u esmâ-i İlâhiye: Allah’ın isimlerinin hazineleri (bk. s-m-v; e-l-h)</td></tr><tr><td>mahbub-u kulûb: kalplerin sevgilisi (bk. ḥ-b-b)</td><td>mahlûkat: yaratılmışlar (bk. ḫ-l-ḳ)</td></tr><tr><td>mehâsin: güzellikler (bk. ḥ-s-n)</td><td>meratib: mertebeler, dereceler</td></tr><tr><td>misal-i muhabbet: sevgi misali (bk. m-s̱-l; ḥ-b-b)</td><td>muallim: öğretmen (bk. a-l-m)</td></tr><tr><td>muallim-i ukul: akılların öğretmeni (bk. a-l-m)</td><td>muhbir: haberci</td></tr><tr><td>mutaassıp: tutucu, inanç veya geleneklerine aşırı derecede bağlı</td><td>mürebbi-i nüfus: nefislerin terbiyecisi (bk. r-b-b; n-f-s)</td></tr><tr><td>nazdar: nazlı</td><td>nazenin: ince, duyarlı, nazlı</td></tr><tr><td>nefis: insanı maddî zevk ve isteklere sevk eden kuvvet (bk. n-f-s)</td><td>niyaz: dua, yalvarma</td></tr><tr><td>nur: ışık, aydınlık (bk. n-v-r)</td><td>nuranî: nurlu, parlak (bk. n-v-r)</td></tr><tr><td>nısf-ı arz: yeryüzünün yarısı</td><td>rahmet-i bînihâye: sonsuz rahmet (bk. r-ḥ-m)</td></tr><tr><td>risalet: peygamberlik (bk. r-s-l)</td><td>saadet-i ebediye: sonsuz mutluluk (bk. e-b-d)</td></tr><tr><td>saltanat-ı Rububiyet: Allah’ın herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri vermesi, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulundurması (bk. s-l-ṭ; r-b-b)</td><td>semere-i şecere-i hilkat: yaratılış ağacının meyvesi (bk. ḫ-l-ḳ)</td></tr><tr><td>sirac-ı hakikat: hakikatın ışığı (bk. ḥ-ḳ-ḳ)</td><td>sultan-ı ervah: ruhların sultanı (bk. s-l-ṭ; r-v-h)</td></tr><tr><td>tasallut: sataşma</td><td>teshir: boyun eğdirme</td></tr><tr><td>teçhiz etmek: donatmak</td><td>timsal-i rahmet: rahmet örneği (bk. m-s̱-l; r-ḥ-m)</td></tr><tr><td>ubûdiyet: kulluk (bk. a-b-d)</td><td>vesile-i saadet: mutluluk vesilesi</td></tr><tr><td>zahirî: görünürdeki (bk. ẓ-h-r)</td><td>âdât: âdetler</td></tr><tr><td>ümem: milletler</td><td>şark: doğu</td></tr><tr><td>şems-i hidayet: hak ve doğru yol güneşi (bk. h-d-y)</td><td>şeref-i insaniyet: insanlığın şerefi</td></tr></tbody></table>
    Yazar : Risale Forum

  5. #5
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.226
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61890


    On Dokuzuncu Söz - Sayfa 323

    SEKİZİNCİ REŞHA

    Bilirsin ki, sigara gibi küçük bir âdeti, küçük bir kavimde, büyük bir hâkim, büyük bir himmetle, ancak daimî kaldırabilir. Halbuki, bak: Bu zat, büyük ve çok âdetleri, hem inatçı, mutaassıp, büyük kavimlerden, zahirî küçük bir kuvvetle, küçük bir himmetle, az bir zamanda ref edip, yerlerine öyle secâyâ-yı âliyeyi—ki dem ve damarlarına karışmış derecede sabit olarak—vaz ve tesbit eyliyor. Bunun gibi daha pek çok harika icraatı yapıyor.

    İşte, şu Asr-ı Saadeti görmeyenlere, Ceziretü’l-Arabı gözlerine sokuyoruz. Haydi, yüzer feylesofu alsınlar, oraya gitsinler, yüz sene çalışsınlar! O zâtın o zamana nisbeten bir senede yaptığının yüzden birisini acaba yapabilirler mi?

    DOKUZUNCU REŞHA

    Hem bilirsin: Küçük bir adam, küçük bir haysiyetle, küçük bir cemaatte, küçük bir meselede, münazaralı bir dâvâda, hicapsız, pervâsız, küçük fakat hacâlet-âver bir yalanı, düşmanları yanında hilesini hissettirmeyecek derecede teessür ve telâş göstermeden söyleyemez.

    Şimdi bak bu zâta: Pek büyük bir vazifede, pek büyük bir vazifedar, pek büyük bir haysiyetle, pek büyük emniyete muhtaç bir halde, pek büyük bir cemaatte, pek büyük husumet karşısında, pek büyük meselelerde, pek büyük dâvâda, pek büyük bir serbestiyetle, bilâpervâ, bilâtereddüt, bilâhicap, telâşsız, samimî bir safvetle, büyük bir ciddiyetle, hasımlarının damarlarına dokunduracak şedit, ulvî bir surette söylediği sözlerinde hiç hilâf bulunabilir mi? Hiç hile karışması mümkün müdür? Kellâ!

    1 اِنْ هُوَ اِلاَّ وَحْىٌ يُوحٰى Evet, hak aldatmaz, hakikatbîn aldanmaz. Hak olan mesleği hileden müstağnîdir, Hakikatbînin gözüne hayalin ne haddi var ki hakikat görünsün, aldatsın?

    ONUNCU REŞHA

    İşte, bak: Ne kadar merak-âver, ne kadar cazibedar, ne kadar lüzumlu, ne kadar dehşetli hakaikı gösterir ve mesâili ispat eder. Bilirsin ki, en ziyade insanı tahrik eden meraktır. Hattâ, eğer sana denilse, “Yarı ömrünü, yarı malını versen, Kamerden ve Müşteriden biri gelir, Kamerde ve Müşteride ne var, ne yok, ahvâlini


    Not
    Dipnot-1 “Onun sözü, kendisine vahyolunandan başka birşey değildir.” Necm Sûresi, 53:4.




    <table border="0" cellpadding="0" cellspacing="2"><tbody><tr><td>Asr-ı Saadet: Peygamberimizin yaşadığı dönem, mutluluk asrı</td><td>Ceziretü’l-Arab: (bk. bilgiler)</td></tr><tr><td>Müşteri: Jüpiter gezegeni</td><td>bilâhicap: utanmaksızın (bk. lâ)</td></tr><tr><td>bilâpervâ: korkmadan (bk. lâ)</td><td>bilâtereddüt: tereddütsüz (bk. lâ)</td></tr><tr><td>cazibedar: çekici</td><td>dem: kan</td></tr><tr><td>emniyet: güven (bk. e-m-n)</td><td>feylesof: filozof, felsefeci</td></tr><tr><td>hacâlet-âver: utanç verici</td><td>hak: doğru, gerçek (bk. ḥ-ḳ-ḳ)</td></tr><tr><td>hakaik: gerçekler (bk. ḥ-ḳ-ḳ)</td><td>hakikatbîn: doğru görüşlü (bk. ḥ-ḳ-ḳ)</td></tr><tr><td>hasım: düşman</td><td>haysiyet: şeref, itibar</td></tr><tr><td>hicapsız: utanmadan</td><td>hilâf: aykırılık, terslik</td></tr><tr><td>himmet: ciddî gayret</td><td>husumet: düşmanlık (bk. lâ)</td></tr><tr><td>hâkim: idareci (bk. ḥ-k-m)</td><td>kellâ: asla öyle değil</td></tr><tr><td>merak-âver: merak verici</td><td>mesâil: meseleler (bk. m-s̱-l)</td></tr><tr><td>mutaassıp: tutucu</td><td>münazaralı: tartışmalı (bk. n-ẓ-r)</td></tr><tr><td>müstağnî: ihtiyaç duymayan (bk. ğ-n-y)</td><td>nisbeten: kıyasla, oranla (bk. n-s-b)</td></tr><tr><td>pervâsız: korkmadan, çekinmeden</td><td>ref etmek: kaldırmak</td></tr><tr><td>safvet: paklık, temizlik (bk. ṣ-f-y)</td><td>secâyâ-yı âliye: yüksek ve güzel huylar, yüksek karakter</td></tr><tr><td>tahrik eden: harekete geçiren Kamer</td><td>teessür: üzüntü</td></tr><tr><td>ulvî: yüce</td><td>vaz etmek: koymak, yerleştirmek</td></tr><tr><td>zahirî: görünürde (bk. ẓ-h-r)</td><td>şedit: şiddetli</td></tr></tbody></table>
    Yazar : Risale Forum

  6. #6
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.226
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61890


    On Dokuzuncu Söz - Sayfa 324

    sana haber verecek. Hem doğru olarak senin istikbalini ve başına ne geleceğini doğru olarak haber verecek”; merakın varsa, vereceksin.

    Halbuki, şu zat öyle bir Sultanın ahbârını söylüyor ki, memleketinde Kamer, bir sinek gibi, bir pervane etrafında döner. O Arz olan o pervane ise, bir lâmba etrafında pervaz eder. Ve o Güneş olan lâmba ise, o Sultanın binler menzillerinden bir misafirhanesinde, binler misbahlar içinde bir lâmbasıdır.

    Hem öyle acaip bir âlemden hakikî olarak bahsediyor ve öyle bir inkılâptan haber veriyor ki, binler küre-i arz bomba olsa, patlasalar, o kadar acip olmaz. Bak, onun lisanında اِذَا السَّمَاۤءُ انْفَطَرَتْ اَلْقَارِعَةُ 1 اِذَا الشَّمْسُ كُوِّرَتْ gibi sûreleri işit. Hem öyle bir istikbalden doğru olarak haber veriyor ki, şu dünyevî istikbal ona nisbeten bir katre serap hükmündedir.

    Hem öyle bir saadetten pek ciddî olarak haber veriyor ki, bütün saadet-i dünyeviye ona nisbeten bir berk-i zâilin bir şems-i sermede nisbeti gibidir.

    ON BİRİNCİ REŞHA

    Böyle acip ve muammâ-âlûd şu kâinatın perde-i zahiriyesi altında, elbette ve elbette böyle acaip bizi bekliyor. Böyle acaibi haber verecek, böyle harika ve fevkalâde mu’ciznümâ bir zat lâzımdır.
    Hem bu zâtın gidişatından görünüyor ki, o görmüş ve görüyor ve gördüğünü söylüyor.

    Hem bizi nimetleriyle perverde eden şu semâvât ve arzın İlâhı bizden ne istiyor, marziyâtı nedir; pek sağlam olarak bize ders veriyor.

    Hem bunlar gibi daha pek çok merak-âver, lüzumlu hakaikı ders veren bu zâta karşı herşeyi bırakıp ona koşmak, onu dinlemek lâzım gelirken, ekser insanlara ne olmuş ki, sağır olup kör olmuşlar, belki divane olmuşlar ki bu hakkı görmüyorlar, bu hakikati işitmiyorlar, anlamıyorlar?

    ON İKİNCİ REŞHA

    İşte, şu zat, şu mevcudat Hâlıkının vahdâniyetinin hakkaniyeti derecesinde hak bir burhan-ı nâtık, bir delil-i sadık olduğu gibi, haşrin ve saadet-i ebediyenin dahi bir burhan-ı katıı, bir delil-i sâtııdır. Belki, nasıl ki o zat, hidayetiyle saadet-i


    Not
    Dipnot-1 “Güneş dürülüp toplandığında...” Tekvir Sûresi, 81:1 • “Gök yarıldığı zaman...” İnfitar Sûresi, 82:1 • “Çarpacak olan felâket...” Kària Sûresi, 101:1.




    <table border="0" cellpadding="0" cellspacing="2"><tbody><tr><td>Arz: Dünya</td><td>Hâlık: yaratıcı Allah (bk. ḫ-l-ḳ)</td></tr><tr><td>Kamer: Ay</td><td>Sultan: otorite, kudret ve egemenlik sahibi olan Allah (bk. s-l-ṭ)</td></tr><tr><td>ahbâr: haberler</td><td>ahvâl: haller, durumlar</td></tr><tr><td>arz: yeryüzü </td><td>berk-i zâil: bir an parlayıp yok olan şimşek</td></tr><tr><td>burhan-ı katı: sağlam delil</td><td>burhan-ı nâtık: konuşan delil</td></tr><tr><td>delil-i sadık: doğru delil (bk. ṣ-d-ḳ)</td><td>delil-i sâtı: parlak delil</td></tr><tr><td>ekser: çoğunluk (bk. k-s̱-r)</td><td>hakaik: gerçekler (bk. ḥ-ḳ-ḳ)</td></tr><tr><td>hakikî: gerçek, doğru (bk. ḥ-ḳ-ḳ)</td><td>hakkaniyet: doğruluk (bk. ḥ-ḳ-ḳ) </td></tr><tr><td>haşir: öldükten sonra âhirette yeniden diriltilip Allah’ın huzurunda toplanma (bk. ḥ-ş-r)</td><td>hidayet: hak ve doğru yolda oluş (bk. h-d-y)</td></tr><tr><td>inkılâp: değişim, dönüşüm</td><td>istikbal: gelecek</td></tr><tr><td>katre: damla</td><td>kâinat: evren, yaratılmış her şey (bk. k-v-n)</td></tr><tr><td>küre-i arz: yerküre, dünya</td><td>marziyât: Allah’ın rızasına uygun işler</td></tr><tr><td>menzil: mekan, yer (bk. n-z-l)</td><td>merak-âver: merak verici</td></tr><tr><td>mevcudat: varlıklar (bk. v-c-d)</td><td>misbah: lamba</td></tr><tr><td>muammâ-âlûd: anlaşılması zor ve karışık</td><td>mu’ciznümâ: mu’cize gösteren (bk. a-c-z)</td></tr><tr><td>nisbet: kıyas, oran (bk. n-s-b)</td><td>nisbeten: kıyasla (bk. n-s-b)</td></tr><tr><td>perde-i zahiriye: görünürdeki perde (bk. ẓ-h-r)</td><td>pervaz etmek: uçmak</td></tr><tr><td>perverde etmek: beslemek</td><td>saadet: mutluluk</td></tr><tr><td>saadet-i dünyeviye: dünyaya ait mutluluk</td><td>saadet-i ebediye: sonsuz mutluluk (bk. e-b-d)</td></tr><tr><td>semâvat: gökler (bk. s-m-v)</td><td>serap: göz aldanması</td></tr><tr><td>vahdâniyet: birlik (bk. v-ḥ-d)</td><td>şems-i sermed: devamlı ve sürekli güneş</td></tr></tbody></table>
    Yazar : Risale Forum

  7. #7
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.226
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61890


    On Dokuzuncu Söz - Sayfa 325

    ebediyenin sebeb-i husulü ve vesile-i vusulüdür; öyle de, duasıyla, niyazıyla o saadetin sebeb-i vücudu ve vesile-i icadıdır. Haşir meselesinde geçen1 şu sırrı, makam münasebetiyle tekrar ederiz.
    İşte, bak: O zat öyle bir salât-ı kübrâda dua ediyor ki, güya şu cezire, belki arz, onun azametli namazıyla namaz kılar, niyaz eder.

    Bak, hem öyle bir cemaat-i uzmâda niyaz ediyor ki, güya benî Âdemin zaman-ı Âdemden asrımıza, kıyamete kadar bütün nuranî, kâmil insanlar, ona ittibâ ile iktidâ edip duasına âmin diyorlar.
    Hem bak, öyle bir hâcet-i âmme için dua ediyor ki, değil ehl-i arz, belki ehl-i semâvât, belki bütün mevcudat, niyazına, “Evet, yâ Rabbenâ, ver, biz dahi istiyoruz” deyip iştirak ediyorlar.

    Hem öyle fakirâne, öyle hazinâne, öyle mahbubâne, öyle müştakâne, öyle tazarrukârâne niyaz ediyor ki, bütün kâinatı ağlattırıyor, duasına iştirak ettiriyor.

    Bak, hem öyle bir maksat, öyle bir gaye için dua ediyor ki, insanı ve âlemi, belki bütün mahlûkatı esfel-i sâfilînden, sukuttan, kıymetsizlikten, faidesizlikten, âlâ-yı illiyyîne, yani kıymete, bekàya, ulvî vazifeye çıkarıyor.

    Bak, hem öyle yüksek bir fizâr-ı istimdatkârâne ve öyle tatlı bir niyaz-ı istirhamkârâne ile istiyor, yalvarıyor ki, güya bütün mevcudata ve semâvâta ve Arşa işittirip, vecde getirip, duasına “Âmin Allahümme âmin” dedirtiyor.

    Bak, hem öyle Semî, Kerîm bir Kadîrden, öyle Basîr, Rahîm bir Alîmden hâcetini istiyor ki, bilmüşahede, en hafî bir zîhayatın en hafî bir hâcetini, bir niyazını görür, işitir, kabul eder, merhamet eder. Çünkü istediğini—velev lisan-ı hâl ile olsun—verir. Ve öyle bir suret-i hakîmâne, basîrâne, rahîmânede verir ki, şüphe bırakmaz, bu terbiye ve tedbir öyle bir Semî ve Basîr ve öyle bir Kerîm ve Rahîme hastır.


    Not
    Dipnot-1 bk. Onuncu Söz, Mukaddime, Dördüncü İşaret, Beşinci Hakikat.




    <table border="0" cellpadding="0" cellspacing="2"><tbody><tr><td>Allahümme âmin: ey Allahım, kabul eyle (bk. e-m-n)</td><td>Alîm: sonsuz ilim sahibi ve ilmi her şeyi kuşatan Allah (bk. a-l-m)</td></tr><tr><td>Arş: Allah’ın hüküm ve egemenliğinin tecelli ettiği yer (bk. a-r-ş)</td><td>Basîr: her şeyi gören Allah (bk. b-ṣ-r)</td></tr><tr><td>Kadîr: sonsuz güç ve kudret sahibi Allah (bk. ḳ-d-r)</td><td>Kerîm: sonsuz cömertlik ve ikram sahibi Allah (bk. k-r-m)</td></tr><tr><td>Rahîm: sonsuz şefkat ve merhamet sahibi Allah (bk. r-ḥ-m)</td><td>Semî: her şeyi işiten Allah (bk. s-m-a)</td></tr><tr><td>arz: yeryüzü</td><td>azametli: büyük (bk. a-z-m)</td></tr><tr><td>basîrâne: görerek (bk. b-ṣ-r)</td><td>bekà: süreklilik, sonsuzluk (bk. b-ḳ-y)</td></tr><tr><td>benî Âdem: Âdemoğulları, insanlar</td><td>bilmüşahede: görüldüğü gibi (bk. ş-h-d)</td></tr><tr><td>cemaat-i uzmâ: büyük cemaat (bk. c-m-a; a-ẓ-m)</td><td>cezire: yarımada</td></tr><tr><td>ehl-i arz: yeryüzündekiler</td><td>ehl-i semâvat: göktekiler (bk. s-m-v)</td></tr><tr><td>esfel-i sâfilîn: aşağıların en aşağısı</td><td>fakirâne: muhtaç bir şekilde (bk. f-ḳ-r)</td></tr><tr><td>fizâr-ı istimdatkârâne: yardım isteyerek inleyip ağlamak</td><td>hafî: gizli</td></tr><tr><td>hazinâne: hüzünlü bir şekilde</td><td>haşir: öldükten sonra âhirette yeniden diriltilip Allah’ın huzurunda toplanma (bk. ḥ-ş-r)</td></tr><tr><td>hâcet: ihtiyaç (bk. ḥ-v-c)</td><td>hâcet-i âmme: genel ihtiyaç (bk. ḥ-v-c)</td></tr><tr><td>iktida: uyma</td><td>ittibâ: tabi olma, uyma</td></tr><tr><td>iştirak etmek: katılmak</td><td>kâinat: evren, yaratılmış her şey (bk. k-v-n)</td></tr><tr><td>kâmil: kemâl ve fazilet sahibi (bk. k-m-l)</td><td>lisan-ı hâl: hal ve beden dili</td></tr><tr><td>mahbubâne: sevimli bir şekilde (bk. ḥ-b-b)</td><td>mahlukât: yaratılmışlar (bk. ḫ-l-ḳ)</td></tr><tr><td>mevcudat: varlıklar (bk. v-c-d)</td><td>müştakâne: iştiyakla, çok isteyerek</td></tr><tr><td>niyaz: dua, yalvarma</td><td>niyaz-ı istirhamkârâne: rahmet dilercesine dua (bk. r-ḥ-m)</td></tr><tr><td>nuranî: nurlu, aydınlık (bk. n-v-r)</td><td>rahîmâne: merhametli bir şekilde (bk. r-ḥ-m) </td></tr><tr><td>saadet: mutluluk</td><td>saadet-i ebediye: sonsuz mutluluk (bk. e-b-d)</td></tr><tr><td>salât-ı kübrâ: en büyük namaz (bk. ṣ-l-v; k-b-r)</td><td>sebeb-i husul: meydana gelme sebebi</td></tr><tr><td>sebeb-i vücud: varlık sebebi (bk. v-c-d)</td><td>semâvât: gökler (bk. s-m-v)</td></tr><tr><td>sukut: düşüş, alçalış</td><td>suret-i hakîmâne: hikmetli bir şekilde (bk. ṣ-v-r ; ḥ-k-m)</td></tr><tr><td>tazarrukârâne: yalvarıp yakararak</td><td>tedbir: idare etme (bk. d-b-r)</td></tr><tr><td>ulvî: yüce</td><td>vecd: coşku</td></tr><tr><td>velev: eğer, hatta</td><td>vesile-i icad: var ediliş vesilesi (bk. v-c-d)</td></tr><tr><td>vesile-i vusul: kavuşma vesilesi</td><td>yâ Rabbenâ: ey Rabbimiz (bk. r-b-b)</td></tr><tr><td>zaman-ı Âdem: Âdem Peygamberin (a.s.) zamanı</td><td>zîhayat: canlı (bk. ẕî; ḥ-y-y) </td></tr><tr><td>âlâ-yı illiyyîn: yücelerin en yücesi</td><td>âmin: Allahım kabul eyle (bk. e-m-n)</td></tr></tbody></table>
    Yazar : Risale Forum

  8. #8
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.226
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61890


    On Dokuzuncu Söz - Sayfa 326

    ON ÜÇÜNCÜ REŞHA

    Acaba bütün efâzıl-ı benî Âdemi arkasına alıp, arz üstünde durup, Arş-ı Âzama müteveccihen el kaldırıp dua eden şu şeref-i nev-i insan ve ferîd-i kevn ü zaman ve bihakkın fahr-i kâinat ne istiyor?
    Bak, dinle: Saadet-i ebediye istiyor. Bekà istiyor. Lika istiyor. Cennet istiyor. Hem, merâyâ-yı mevcudatta ahkâmını ve cemâllerini gösteren bütün esmâ-i kudsiye-i İlâhiye ile beraber istiyor. Hattâ, eğer rahmet, inâyet, hikmet, adalet gibi hesapsız o matlubun esbab-ı mucibesi olmasaydı, şu zâtın tek duası, baharımızın icadı kadar kudretine hafif gelen şu Cennetin binasına sebebiyet verecekti.

    Evet, nasıl ki onun risaleti şu dâr-ı imtihanın açılmasına sebebiyet verdi. Öyle de, onun ubûdiyeti dahi öteki dârın açılmasına sebeptir. Acaba ehl-i akıl ve tahkike 1 لَيْسَ فِى اْلاِمْكَانِ اَبْدَعُ مِمَّا كَانَ dedirten şu meşhud intizam-ı fâik, şu rahmet içinde kusursuz hüsn-ü san’at ve misilsiz cemâl-i Rububiyet, hiç böyle bir çirkinliği, böyle bir merhametsizliği, böyle bir intizamsızlığı kabul eder mi ki, en cüz’î, en ehemmiyetsiz arzuları, sesleri ehemmiyetle işitip ifa etsin; en ehemmiyetli, en lüzumlu arzuları ehemmiyetsiz görüp işitmesin, anlamasın, yapmasın? Hâşâ ve kellâ!. Yüz bin defa hâşâ! Böyle bir cemâl, böyle bir çirkinliği kabul etmez, çirkin olmaz.

    Yahu, ey hayalî arkadaşım! Şimdilik kâfidir, geri gitmeliyiz. Yoksa, yüz sene şu zamanda, şu cezirede kalsak, yine o zâtın garaib-i icraatını ve acaib-i vezâifini, yüzden birisine tamamen ihata edip temâşâsında doyamayız. Şimdi, gel, üstünde döneceğimiz her asra birer birer bakacağız. Bak, nasıl her asır, o şems-i


    Not
    Dipnot-1 “İmkân dairesinde, şu varlık âleminden daha mükemmeli, daha üstünü yoktur.” İmam-ı Gazâlî, İhyâu Ulûmi’d-Dîn 4:258; İbni Arabî, el-Fütûhâtü’l-Mekkiyye, 1:53, 4:154.




    <table border="0" cellpadding="0" cellspacing="2"><tbody><tr><td>Arş-ı Âzam: Cenab-ı Hakkın yücelik ve egemenliğinin tecelli ettiği yer (bk. a-r-ş; a-z-m)</td><td>Ebû Bayezid-i Bistâmî: (bk. bilgiler)</td></tr><tr><td>Ebû Hanife: (bk. bilgiler-İmâm-ı Âzam)</td><td>acaib-i vezâif: vazifelerin şaşırtıcılıkları</td></tr><tr><td>ahkâm: hükümler (bk. ḥ-k-m)</td><td>arz: yeryüzü</td></tr><tr><td>bekà: devamlılık, sonsuzluk (bk. b-ḳ-y)</td><td>bihakkın: gerçek anlamıyla (bk. ḥ-ḳ-ḳ)</td></tr><tr><td>cemâl: güzellik (bk. c-m-l)</td><td>cemâl-i Rububiyet: Allah’ın bütün mahlukâtı terbiye ediciliğinin güzelliği (bk. c-m-l; r-b-b)</td></tr><tr><td>cezire: yarımada</td><td>cüz’î: küçük, basit (bk. c-z-e)</td></tr><tr><td>dâr: yer</td><td>dâr-ı imtihan: imtihan yeri</td></tr><tr><td>efâzıl-ı benî Âdem: insanlığın en faziletlileri (bk. f-ḍ-l)</td><td>ehl-i akıl ve tahkik: gerçeği araştıran akıl sahipleri (bk. ḥ-ḳ-ḳ)</td></tr><tr><td>esbab-ı mucibe: gerektirici sebepler (bk. s-b-b; c-v-b)</td><td>esmâ-i kudsiye-i İlâhiye: Allah’ın mukaddes isimleri (bk. s-m-v; ḳ-d-s; e-l-h)</td></tr><tr><td>fahr-i kâinat: bütün âlemin kendisiyle övündüğü Peygamberimiz (a.s.m.) (bk. k-v-n)</td><td>ferîd-i kevn ü zaman: zaman ve varlığın bir tanesi (bk. f-r-d; k-v-n)</td></tr><tr><td>feyiz: ilham, bolluk, bereket (bk. f-y-ḍ)</td><td>garaib-i icraat: icraatın gariplikleri</td></tr><tr><td>hikmet: herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde olması (bk. ḥ-k-m)</td><td>hâşâ ve kellâ: asla ve asla</td></tr><tr><td>hüsn-ü san’at: sanat güzelliği (bk. ḥ-s-n; ṣ-n-a)</td><td>icad: var etme, yaratma (bk. v-c-d)</td></tr><tr><td>ifa etme: yerine getirme</td><td>ihata etmek: kavramak</td></tr><tr><td>intizam: düzenlilik (bk. n-ẓ-m)</td><td>intizam-ı fâik: üstün düzenlilik (bk. n-ẓ-m)</td></tr><tr><td>inâyet: bütün yararların, hikmetlerin ve faydaların kaynağı olan düzenlilik (bk. a-n-y)</td><td>kudret: güç, iktidar (bk. ḳ-d-r)</td></tr><tr><td>lika: Allah’a kavuşma</td><td>matlup: istek (bk. ṭ-l-b)</td></tr><tr><td>merâyâ-yı mevcudat: varlıklar aynası (bk. v-c-d)</td><td>meşhud: görünen (bk. ş-h-d)</td></tr><tr><td>misilsiz: benzersiz (bk. m-s̱-l)</td><td>müteveccihen: yönelerek</td></tr><tr><td>risalet: peygamberlik (bk. r-s-l)</td><td>saadet-i ebediye: sonsuz mutluluk (bk. e-b-d)</td></tr><tr><td>temâşâ: seyretme</td><td>ubûdiyet: kulluk (bk. a-b-d)</td></tr><tr><td>Şâfiî: (bk. bilgiler-İmâm-ı Şâfiî)</td><td>şems-i hidayet: hidayet güneşi (bk. h-d-y) </td></tr><tr><td>şeref-i nev-i insan: insanlığın şerefi</td></tr></tbody></table>
    Yazar : Risale Forum

  9. #9
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.226
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61890


    On Dokuzuncu Söz - Sayfa 327


    Bistâmî, Şah-ı Geylânî, Şah-ı Nakşibend, İmam-ı Gazâlî, İmam-ı Rabbânî gibi milyonlar münevver meyveler veriyor.

    Meşhudâtımızın tafsilâtını başka vakte tâlik edip, o mu’ciznümâ ve hidayet-edâya, bir kısım kat’î mu’cizâtına işaret eden bir salâvat getirmeliyiz.

    عَلٰى مَنْ اُنْزِلَ عَلَيْهِِِ الْفُرْقَانُ الْحَكِيمُ مِنَ الرَحْمٰنِ الرَّحِيمِ مِنَ الْعَرْشِ الْعَظِيمِ، سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ اَلْفُ اَلْفِ صَلاَةٍ وَاَلْفُ اَلْفِ سَلاَمٍ بِعَدَدِ حَسَنَاتِ اُمَّتِهِ. عَلٰى مَنْ بَشَّرَ بِرِسَالَتِهِ التَّوْرٰيةُ وَاْلاِنْجِيلُ وَالزَّبُورُ وَبَشَّرَ بِنُبُوَّتِهِ اْلاِرْهَاصَاتُ وَهَوَاتِفُ الْجِنِّ وَاَوْلِيَاۤءُ اْلاِنْسِ وَكَوَاهِنُ الْبَشَرِ وَانْشَقَّ بِاِشَارَتِهِ الْقَمَرُ سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ اَلْفُ اَلْفِ صَلاَةٍ وَسَلاَمٍ بِعَدَدِ اَنْفَاسِ اُمَّتِهِ عَلٰى مَنْ جَآئَتْ لِدَعْوَتِهِ الشَّجَرُ، وَنَزَلَ سُرْعَةً بِدُعَاۤئِهِ اْلمَطَرُ، وَاَظَلَّتْهُ الْغَمَامَةُ مِنَ الْحَرِّ وَشَبَعَ مِنْ صَاعٍ مِنْ طَعَامِهِ مِاٰۤتٌ مِنَ الْبَشَرِ، وَنَبَعَ الْمَآءُ مِنْ بَيْنِ اَصَابِعِهِ ثَلاَثَ مَرَّاتٍ كَالْكَوْثَرِ، وَاَنْطَقَ اللهُ لَهُ الضَّبَّ وَالظَّبْىَ وَالْجِذْعَ وَالزِّرَاعَ وَالْجَمَلَ وَالْجَبَلَ وَالْحَجَرَ وَالْمَدَرَ صَاحِبِ الْمِعْرَاجِ وَمَا زَاغَ الْبَصَرُ سَيِّدِنَا وَشَفِيعِنَا مُحَمَّدٍ اَلْفُ اَلْفِ صَلاَةٍ وَسَلاَمٍ بِعَدَدِ كُلِّ الْحُروُفِ الْمُتَشَكِّلَةِ فِى اْلكَلِمَاتِ الْمُتَمَثِّلَةِ بِاِذْنِ الرَحْمٰنِ فِى مَرَايَا تَمَوُّجاَتِ الْهَوَاۤءِ عِنْدَ قِرَاءَةِ كُلِّ كَلِمَةٍ مِنَ الْقُرْاٰنِ مِنْ كُلِّ قَارِئٍ مِنْ اَوَّلِ النُّزُولِ اِلٰۤى اٰخِرِ الزَّماَنِ. وَاغْفِرْ لَناَ وَارْحَمْناَ يَآ اِلٰهَنَا بِكُلِّ صَلاَةٍ مِنْهَا.. اٰمِينَ.1


    Not
    Dipnot-1 Rahmânü’r-Rahîmden, Arş-ı Âzamdan gelen Furkan-ı Hakîmin kendisine indiği Efendimiz Muhammed’e, ümmetinin hasenatı adedince milyonlar salât ve milyonlar selâm olsun. Risaleti Tevrat, İncil ve Zebur’da müjdelenen; nübüvveti irhâsâtla, cinlerin hâtifleriyle, insanlık âleminin evliyalarıyla, beşerin kâhinleriyle müjdelenen; bir işaretiyle ay parçalanan Efendimiz Muhammed’e, ümmetinin hasenâtı adedince milyonlar salât ve selâm olsun. Davetine ağaçların koşup geldiği, duâsıyla yağmurun hemen iniverdiği, sıcaktan korumak için bulutların ona gölge yaptığı, bir ölçek yemeğiyle yüzlerce insanın doyduğu, parmaklarının arasından üç defa kevser gibi suların çağladığı, onun hürmetine Allah’ın, kertenkeleyi, ceylânı, ağaç kütüğünü, zehirli keçinin kolunu, deveyi, dağı, taşı ve toprağı konuşturduğu, Miracın sahibi ve gözünün asla şaşmadığı o mu’cize-i kübrâda ruyetullaha mazhar olan Efendimiz ve Şefîimiz Muhammed’e, Kur’ân’ın ilk indiği zamandan kıyamete kadar onu okuyan herbir okuyucunun okuduğu herbir kelimenin hava dalgalarının aynalarına Rahmân’ın izniyle yansıyan bütün kelimelerinin bütün harfleri adedince, milyonlar salât ve selâm olsun. Bütün bu salâvatlardan herbiri hürmetine bizi bağışla, ey İlâhımız, bize merhamet et. Âmin.




    <table border="0" cellpadding="0" cellspacing="2"><tbody><tr><td>hidayet-edâ: hidayet verici (bk. h-d-y)</td><td>kat’i: kesin</td></tr><tr><td>meşhudât: görünenler (bk. ş-h-d)</td><td>mu’ciznümâ: mu’cize gösteren (bk. a-c-z)</td></tr><tr><td>mu’cizât: mu’cizeler (bk. a-c-z)</td><td>münevver: nurlu, aydınlanmış (bk. n-v-r)</td></tr><tr><td>salâvat: Peygamberimize edilen rahmet ve esenlik duası (bk. ṣ-l-v)</td><td>tafsilât: ayrıntılar</td></tr><tr><td>tâlik etmek: sonraya bırakmak</td><td>İmam-ı Gazâlî: (bk. bilgiler)</td></tr><tr><td>İmam-ı Rabbânî: (bk. bilgiler)</td><td>Şah-ı Geylânî: (bk. bilgiler-Abdülkâdir-i Geylânî)</td></tr><tr><td>Şah-ı Nakşibend: (bk. bilgiler)</td></tr></tbody></table>
    Yazar : Risale Forum

  10. #10
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.226
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61890


    On Dokuzuncu Söz - Sayfa 328

    Şuâât-ı Mârifetü’n-Nebî namındaki Türkçe bir risalede ve On Dokuzuncu Mektupta ve şu Sözde icmâlen işaret ettiğimiz delâil-i nübüvvet-i Ahmediyeyi (a.s.m.) beyan etmişim. Hem onda Kur’ân-ı Hakîmin vücuh-u i’câzı icmâlen zikredilmiş. Yine Lemeât namında Türkçe bir risalede ve Yirmi Beşinci Sözde Kur’ân’ın kırk vech ile mu’cize olduğunu icmâlen beyan ve kırk vücuh-u i’câzına işaret etmişim. O kırk vecihte, yalnız nazımda olan belâğati, İşârâtü’l-İ’câz namındaki bir tefsir-i Arabîde, kırk sahife içinde yazmışım. Eğer ihtiyacın varsa şu üç kitaba müracaat edebilirsin.

    ON DÖRDÜNCÜ REŞHA

    Mahzen-i mu’cizat ve mu’cize-i kübrâ olan Kur’ân-ı Hakîm, nübüvvet-i Ahmediye (a.s.m.) ile vahdâniyet-i İlâhiyeyi o derece kat’î ispat ediyor ki, başka burhana hâcet bırakmıyor. Biz de onun tarifine ve medar-ı tenkit olmuş bir iki lem’a-i i’câzına işaret ederiz.
    İşte, Rabbimizi bize tarif eden Kur’ân-ı Hakîm,

    • şu kitab-ı kebir-i kâinatın bir tercüme-i ezeliyesi,
    • şu sahâif-i arz ve semâda müstetir künûz-u esmâ-i İlâhiyenin keşşafı,
    • şu sutûr-u hâdisâtın altında muzmer hakaikın miftâhı,
    • şu âlem-i şehadet perdesi arkasındaki âlem-i gayb cihetinden gelen iltifâtât-ı Rahmâniye ve hitâbât-ı ezeliyenin hazinesi,
    • şu âlem-i mâneviye-i İslâmiyenin güneşi, temeli, hendesesi,
    • âvâlim-i uhreviyenin haritası,
    • Zât ve sıfât ve şuûn-u İlâhiyenin kavl-i şârihi, tefsir-i vâzıhı, burhan-ı nâtıkı, tercüman-ı sâtıı,
    • şu âlem-i insaniyetin mürebbîsi, hikmet-i hakikîsi, mürşid ve hâdîsi,




    <table border="0" cellpadding="0" cellspacing="2"><tbody><tr><td>Kur’ân-ı Hakîm: sayısız hikmetleri içinde bulunduran Kur’ân (bk. ḥ-k-m)</td><td>Zât ve sıfat ve şuûn-u İlâhîye: Allah’ın Zât, sıfat ve mukaddes özellikleri (bk. v-ṣ-f; ş-e-n; e-l-h)</td></tr><tr><td>belâğat: maksada ve hale uygun güzel söz söyleme (bk. b-l-ğ)</td><td>beyan: açıklama (bk. b-y-n)</td></tr><tr><td>burhan: delil</td><td>burhan-ı nâtık: konuşan delil</td></tr><tr><td>cihet: yön, taraf</td><td>delâil-i nübüvvet-i Ahmediye: Hz. Muhammed’in peygamberliğinin delilleri (bk. n-b-e; ḥ-m-d)</td></tr><tr><td>hakaik: gerçekler, doğrular (bk. ḥ-ḳ-ḳ)</td><td>hendese: plan</td></tr><tr><td>hikmet-i hakikî: gerçek hikmet (bk. ḥ-k-m; ḥ-ḳ-ḳ)</td><td>hitâbât-ı ezeliye: ezelî hitaplar (bk. ḫ-ṭ-b; e-z-l)</td></tr><tr><td>hâcet: ihtiyaç (bk. ḥ-v-c)</td><td>hâdî: doğru ve hak yolu gösterici (bk. h-d-y)</td></tr><tr><td>icmâlen: kısaca, özetle (bk. c-m-l)</td><td>iltifâtât-ı Rahmâniye: Rahmânî iltifatlar (bk. r-ḥ-m)</td></tr><tr><td>kat’î: kesin</td><td>kavl-i şârihi: açıklayıcı söz</td></tr><tr><td>keşşâf: keşfedici, açığa çıkarıcı (bk. k-ş-f)</td><td>kitab-ı kebîr-i kâinat: büyük kâinat kitabı (bk. k-t-b; k-b-r; k-v-n)</td></tr><tr><td>künûz-u esmâ-i İlâhiye: Allah’ın isimlerinin hazineleri (bk. s-m-v; e-l-h)</td><td>lem’a-i i’câz: mu’cizelik parıltısı (bk. a-c-z)</td></tr><tr><td>mahzen-i mu’cizât: mu’cizeler deposu (bk. a-c-z)</td><td>medar-ı tenkit: tenkide sebep </td></tr><tr><td>miftâh: anahtar</td><td>muzmer: gizli, saklı</td></tr><tr><td>mu’cize-i kübrâ: en büyük mu’cize (bk. a-c-z; k-b-r)</td><td>mürebbî: terbiye edici, eğitici (bk. r-b-b)</td></tr><tr><td>mürşid: doğru yolu gösterici (bk. r-ş-d)</td><td>müstetir: gizli, örtülü</td></tr><tr><td>nazım: diziliş, tertip (bk. n-ẓ-m)</td><td>nübüvvet-i Ahmediye: Hz. Muhammed’in (a.s.m.) peygamberliği (bk. n-b-e; ḥ-m-d)</td></tr><tr><td>risale: kitap (bk. r-s-l)</td><td>sahâif-i arz ve semâ: yer ve gök sayfaları (bk. s-m-v)</td></tr><tr><td>sutûr-u hâdisât: hadiselerin satırları</td><td>tefsir-i Arabî: Arapça tefsir (bk. f-s-r)</td></tr><tr><td>tefsir-i vâzıh: açık tefsir (bk. f-s-r)</td><td>tercüman-ı sâtı: parlak tercüman</td></tr><tr><td>tercüme-i ezeliye: ezelden gelen tercüme (bk. e-z-l)</td><td>vahdâniyet-i İlâhiye: Cenab-ı Allah’ın birliği (bk. v-ḥ-d; e-l-h)</td></tr><tr><td>vecih: yön</td><td>vücuh-u i’câz: mu’cizelik yönleri (bk. a-c-z)</td></tr><tr><td>zikredilmek: hatırlatılmak</td><td>âlem-i gayb: görünmeyen âlem (bk. a-l-m; ğ-y-b)</td></tr><tr><td>âlem-i insaniyet: insanlık âlemi (bk. a-l-m)</td><td>âlem-i mâneviye-i İslâmiye: İslâmiyetin mânevî âlemi (bk. a-l-m; a-n-y; s-l-m)</td></tr><tr><td>âlem-i şehadet: görünen âlem (bk. a-l-m; ş-h-d)</td><td>âvâlim-i uhreviye: âhiret âlemleri (bk. a-l-m; e-ḫ-r)</td></tr><tr><td>Şuâât-ı Mârifetü’n-Nebî: Peygamberi tanıma parıltıları, nurları (bk. a-r-f; n-b-e)</td></tr></tbody></table>
    Yazar : Risale Forum

Sayfa 1/2 12 SonSon

Facebook Yorumları

Facebook Giriş

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Bu Konudaki Etiketler

Sosyal İmleme

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222