Sayfa 1/4 1234 SonSon
31 sonuçtan 1 ile 10 arası

  1. #1
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.226
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61890


    On Üçüncü Söz




    وَنُنَزِّلُ مِنَ الْقُرْاٰنِ مَا هُوَ شِفَاۤءٌ وَرَحْمَةٌ لِلْمُؤْمِنِينَ 1
    وَمَا عَلَّمْنَاهُ الشِّعْرَ وَمَا يَنْبَغِى لَهُ 2


    KUR’ÂN-I HAKÎM ile felsefe ulûmunun mahsul-ü hikmetlerini, ders-i ibretlerini, derece-i ilimlerini muvazene etmek istersen, şu gelecek sözlere dikkat et.

    İşte, Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyân’ın, bütün kâinattaki âdiyat namıyla yad olunan, harikulâde ve birer mucize-i kudret olan mevcudat üstündeki âdet ve ülfet perdesini keskin beyanatıyla yırtıp, o hakaik-ı acibeyi zîşuura açıp, nazar-ı ibretlerini celb edip, ukûle tükenmez bir hazine-i ulûm açar.

    Felsefe hikmeti ise, bütün harikulâde olan mucizat-ı kudreti âdet perdesi içinde saklayıp cahilâne ve lâkaydâne üstünde geçer. Yalnız harikulâdelikten düşen ve intizam-ı hilkatten huruç eden ve kemâl-i fıtrattan sukut eden nadir fertleri nazar-ı dikkate arz eder, onları birer ibretli hikmet diye zîşuura takdim eder. Meselâ, en cami’ bir mucize-i kudret olan insanın hilkatini âdi deyip lâkaytlıkla bakar. Fakat insanın kemâl-i hilkatinden huruç etmiş, üç ayaklı yahut iki başlı bir insanı bir velvele-i istiğrabla nazar-ı ibrete teşhir eder. Meselâ, en lâtif ve

    Not

    Dipnot-1
    “Biz Kur’ân’dan mü’minler için bir şifa ve rahmet olan şeyi indiriyoruz.” İsrâ Sûresi, 17:82.

    Dipnot-2
    “Biz Peygambere şiir öğretmedik; bu ona yakışmaz da.” Yâsin Sûresi, 36:69.




    <table border="0" cellpadding="0" cellspacing="2"><tbody><tr><td>Kur’ân-ı Hakîm: her âyet ve sûresinde sayısız hikmet ve faydalar bulunan Kur’ân (bk. ḥ-k-m)</td><td>Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyân: açıklamalarıyla benzerini yapmakta akılları âciz bırakan Kur’ân (bk. a-c-z; b-y-n)</td></tr><tr><td>beyanat: açıklamalar (bk. b-y-n)</td><td>cahilâne: cahilce, bilgisizce</td></tr><tr><td>cami’: kapsamlı (bk. c-m-a)</td><td>celb etmek: çekmek</td></tr><tr><td>derece-i ilim: ilim derecesi (bk. a-l-m)</td><td>ders-i ibret: ibret dersi</td></tr><tr><td>hakaik-ı acibe: şaşırtıcı ve hayrette bırakan gerçekler (bk. ḥ-ḳ-ḳ)</td><td>harikulâde: olağanüstü, hayranlık verici</td></tr><tr><td>hazine-i ulûm: ilimler hazinesi (bk. a-l-m)</td><td>hikmet: herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde olması veya yapılması (bk. ḥ-k-m)</td></tr><tr><td>hilkat: yaratılış (bk. ḫ-l-ḳ)</td><td>huruç etme: çıkma</td></tr><tr><td>intizam-ı hilkat: yaratılıştaki düzen (bk. n-ẓ-m; ḫ-l-ḳ)</td><td>kemâl-i fıtrat: yaratılıştaki mükemmellik (bk. k-m-l; f-ṭ-r)</td></tr><tr><td>kemâl-i hilkat: yaratılıştaki mükemmelik, kusursuzluk (bk. k-m-l; ḫ-l-ḳ)</td><td>kâinat: evren, yaratılmış herşey (bk. k-v-n)</td></tr><tr><td>lâkaydâne: ilgisizce, duyarsızca</td><td>lâtif: güzel, hoş (bk. l-ṭ-f)</td></tr><tr><td>mahsul-ü hikmet: hikmet ürünü, neticesi (bk. ḥ-k-m)</td><td>mevcudat: varlıklar (bk. v-c-d)</td></tr><tr><td>muvazene: karşılaştırma (bk. v-z-n)</td><td>mu’cize-i kudret: Allah’ın kudret mu’cizesi (bk. a-c-z; ḳ-d-r)</td></tr><tr><td>nam: ad</td><td>nazar-ı dikkat: dikkatli bakış (bk. n-ẓ-r)</td></tr><tr><td>nazar-ı ibret: ibretle bakış (bk. n-ẓ-r)</td><td>sukut eden: düşen</td></tr><tr><td>teşhir etme: sergileme </td><td>ukûl: akıllar</td></tr><tr><td>ulûm: ilimler (bk. a-l-m)</td><td>velvele-i istiğrab: garip karşılayarak bağırma, hayret feryadı</td></tr><tr><td>yad olunan: anılan</td><td>zîşuur: şuur sahibi, bilinçli (bk. ẕî; ş-a-r)</td></tr><tr><td>âdet: alışkanlık</td><td>âdi: normal, basit, sıradan</td></tr><tr><td>âdiyat: alışılmış olan sıradan şeyler</td><td>ülfet: alışkanlık, gaflet</td></tr></tbody></table>

    Benzer Konular
    Risale-i Nur Soru Cevap 19 : Üçüncü Lem'a (Üçüncü Bölüm)
    Risale-i Nur Soru Cevap 19 : Üçüncü Lem'a (Üçüncü Bölüm) Bismillahirrahmanirrahim Beraber anlamak ümidiyle kardeşlerimiz çekinmeden istifadelerini paylaşabilirler.. Anlaşılmayan hususlar sorulabilir. ÜÇÜNCÜ NÜKTE Şu dünyada zamanın fenâ ve zevâl-i eşyadaki tesiratı
    Muhâkemat Dersleri: 53 - Üçüncü Makale, Üçüncü Maksad
    Muhâkemat Dersleri: 53 - Üçüncü Makale, Üçüncü Maksad Okuyan ve Anlatan: Şadi EREN (Prof. Dr.) "Haşr-ı cismanîdir. Evet, hilkat onsuz olmaz ve abestir. Neam, haşir haktır ve doğrudur. Burhanın en vâzıhı, Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâmdır." Yer: Muhakemat
    Muhâkemat Dersleri: 49 - Üçüncü Makale, İkinci Maksad, Üçüncü Meslek
    Muhâkemat Dersleri: 49 - Üçüncü Makale, İkinci Maksad, Üçüncü Meslek Okuyan ve Anlatan: Şadi EREN (Prof. Dr.) "Yani: Zaman-ı halin, yani Asr-ı Saadetin sahifesinde dört nükte, bir noktayı nazar-ı dikkate almak gerektir" Yer: Muhakemat, Üçüncü Makale (Unsur'u-l Akide), İki
    Otuz Üçüncü Söz´ün Yirmi Üçüncü Pencere'sini izah eder misiniz?
    Otuz Üçüncü Söz´ün Yirmi Üçüncü Pencere'sini izah eder misiniz? Otuz Üçüncü Söz´ün Yirmi Üçüncü Pencere'sini izah eder misiniz? Devami...
    Otuz Üçüncü Söz'ün Üçüncü Penceresini izah eder misiniz?
    Otuz Üçüncü Söz'ün Üçüncü Penceresini izah eder misiniz? Otuz Üçüncü Söz'ün Üçüncü Penceresini izah eder misiniz? Devami...
    Yazar : Risale Forum

  2. #2
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.226
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61890


    Onüçüncü Söz - Sayfa 201

    umumî bir mucize-i rahmet olan, bütün yavruların hazine-i gaybdan muntazam iâşelerini âdi görüp küfran perdesini üstüne çeker. Fakat intizamdan şüzuz etmiş, kabilesinden cüda olmuş, yalnız olarak gurbete düşmüş, denizin altında olan bir böceğin bir yeşil yaprakla iâşesini görür, ondan tecellî eden lütuf ve keremle bütün hâzır balıkçıları ağlatmak ister.HAŞİYE-1

    İşte, Kur’ân-ı Kerîmin ilim ve hikmet ve marifet-i İlâhiye cihetiyle servet ve gınâsı; ve felsefenin ilim ve ibret ve marifet-i Sâni cihetindeki fakr ve iflâsını gör, ibret al!

    İşte bu sırdandır ki, Kur’ân-ı Hakîm, nihayetsiz parlak, yüksek hakikatleri cami’ olduğundan, şiirin hayalâtından müstağnidir. Evet, Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyanın i’caz derecesindeki kemâl-i nizam ve intizamı ve kitab-ı kâinattaki intizâmât-ı san’atı muntazam üslûplarıyla tefsir ettikleri halde, manzum olmadığının diğer bir sebebi de budur ki:

    Âyetlerinin herbir necmi, vezin kaydı altına girmeyip ta ekser âyetlere bir nevi merkez olsun ve kardeşi olsun ve mâbeynlerinde mevcut münasebet-i mâneviyeye rabıta olmak için, o daire-i muhîta içindeki âyetlere birer hatt-ı münasebet teşkil etmesidir. Güya, serbest herbir âyetin ekser âyetlere bakar birer gözü, müteveccih birer yüzü var. Kur’ân içinde binler Kur’ân bulunur ki, herbir meşrep sahibine birisini verir. Nasıl ki, Yirmi Beşinci Sözde beyan edildiği gibi, Sûre-i İhlâs içinde, otuz altı Sûre-i İhlâs miktarınca, herbiri zi’l-ecniha olan altı cümlenin terkibatından müteşekkil bir hazine-i ilm-i tevhid bulunuyor ve tazammun ediyor.

    Evet, nasıl ki semâda olan intizamsız yıldızların sureten adem-i intizamı cihetiyle

    Not

    Haşiye-1
    Amerika‘da aynen bu vakıa olmuştur.



    <table border="0" cellpadding="0" cellspacing="2"><tbody><tr><td>Kur’ân-ı Hakîm: her âyet ve sûresinde sayısız hikmet ve faydalar bulunan Kur’ân (bk. ḥ-k-m)</td><td>Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyan: açıklamalarıyla benzerini yapmakta akılları âciz bırakan Kur’ân (bk. a-c-z; b-y-n)</td></tr><tr><td>adem-i intizam: düzensizlik, düzenin yokluğu (bk. n-ẓ-m)</td><td>beyan edilmek: açıklanmak (bk. b-y-n)</td></tr><tr><td>cami’: kapsayan, içine alan (bk. c-m-a)</td><td>cihet: yön</td></tr><tr><td>cüda olmak: ayrı düşmek</td><td>daire-i muhîta: kuşatıcı, geniş daire</td></tr><tr><td>ekser: pekçok (bk. k-s̱-r)</td><td>fakr: fakirlik, ihtiyaç hali (bk. f-ḳ-r)</td></tr><tr><td>gınâ: zenginlik (bk. ğ-n-y)</td><td>hatt-ı münasebet: bağlantı hattı, ilgi bağı (bk. n-s-b)</td></tr><tr><td>hayalât: hayaller (bk. ḫ-y-l) </td><td>hazine-i gayb: görünmeyen hazine (bk. ğ-y-b)</td></tr><tr><td>hazine-i ilm-i tevhid: Allah’ın birliğini gösteren ilim hazinesi (bk. a-l-m; v-ḥ-d) </td><td>haşiye: dipnot, açıklayıcı not</td></tr><tr><td>hikmet: herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde olması veya yapılması (bk. ḥ-k-m)</td><td>iaşe: beslenme, geçim (bk. a-y-ş)</td></tr><tr><td>intizam: düzen (bk. n-ẓ-m)</td><td>intizamsız: düzensiz (bk. n-ẓ-m)</td></tr><tr><td>intizâmât-ı san’at: san’attaki düzenlilik (bk. n-ẓ-m; ṣ-n-a)</td><td>i’câz: mu’cize oluş, bir benzerini yapmakta başkalarını aciz bırakma (bk. a-c-z)</td></tr><tr><td>kemâl-i nizam ve intizam: mükemmel bir düzen ve tertip (bk. k-m-l; n-ẓ-m)</td><td>kerem: ikram, bağış, iyilik (bk. k-r-m)</td></tr><tr><td>kitab-ı kâinat: kâinat kitabı; bir kitap gibi yazılmış bütün evren (bk. k-t-b; k-v-n) </td><td>küfran: iyilik bilmeme, nankörlük (bk. k-f-r)</td></tr><tr><td>lütuf: iyilik, ihsan, bağış (bk. l-ṭ-f)</td><td>manzum: şiir gibi vezinli yazılmış eser (bk. n-ẓ-m)</td></tr><tr><td>marifet-i Sâni: herşeyi sanatlı bir şekilde yaratan Allah’ı tanıma ve bilme (bk. a-r-f; ṣ-n-a)</td><td>marifet-i İlâhiye: Allah’ı tanıma ve bilme (bk. a-r-f; e-l-h)</td></tr><tr><td>mevcut: var olan (bk. v-c-d)</td><td>meşrep: mânevî haz ve feyiz alınan yol, usül</td></tr><tr><td>muntazam: düzenli, tertipli (bk. n-ẓ-m)</td><td>mu’cize-i rahmet: Allah’ın rahmet mu’cizesi (bk. a-c-z; r-ḥ-m)</td></tr><tr><td>mâbeyn: ara</td><td>münasebet-i mâneviye: mânevî ilişki, bağlantı (bk. n-s-b; a-n-y) </td></tr><tr><td>müstağni: ihtiyaç duymayan, muhtaç olmayan (bk. ğ-n-y)</td><td>müteveccih: yönelmiş</td></tr><tr><td>müteşekkil: meydana gelmiş, oluşmuş</td><td>necm: kısım, durak; yıldız</td></tr><tr><td>nevi: çeşit, tür</td><td>nihayetsiz: sonsuz</td></tr><tr><td>rabıta: bağ, ilgi</td><td>sema: gökyüzü (bk. s-m-v)</td></tr><tr><td>sureten: görünüşte (bk. ṣ-v-r)</td><td>tazammun: içine alma, içerme</td></tr><tr><td>tecellî: görünme, yansıma (bk. c-l-y)</td><td>tefsir etme: açıklama, yorumlama (bk. f-s-r)</td></tr><tr><td>terkibat: birleşimler, sentezler</td><td>teşkil: meydana getirme</td></tr><tr><td>umumî: genel</td><td>uslûp: ifade tarzı</td></tr><tr><td>vakıa: olay</td><td>vezin: şiirdeki ahenk ölçüsü</td></tr><tr><td>zi’l-ecniha: çok yönlü (bk. ẕi)</td><td>âdi: basit, normal, sıradan</td></tr><tr><td>şüzuz etmek: kural dışı kalmak</td></tr></tbody></table>
    Yazar : Risale Forum

  3. #3
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.226
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61890


    Onüçüncü Söz - Sayfa 202

    herbir yıldız, kayıt altına girmeyip herbirisi ekser yıldızlara bir nevi merkez olarak daire-i muhîtasındaki birer birer herbir yıldıza, mevcudat beynindeki nisbet-i hafiyeye işaret olarak, birer hatt-ı münasebet uzatıyor. Güya herbir tek yıldız, necm-i âyet gibi, umum yıldızlara bakar birer gözü, müteveccih birer yüzü vardır.

    İşte, intizamsızlık içinde kemâl-i intizamı gör, ibret al. 1 وَمَا عَلَّمْنَاهُ الشِّعْرَ nın bir sırrını bil.

    Hem âyet-i وَمَا يَنْبَغِى لَهُ 2 sırrını da bununla anla ki: Şiirin şe’ni, küçük ve sönük hakikatleri, büyük ve parlak hayallerle süslendirip beğendirmek ister. Halbuki Kur’ân’ın hakikatleri o kadar büyük, âli, parlak ve revnaktardır ki, en büyük ve parlak hayal, o hakikatlere nisbet edilse, gayet küçük ve sönük kalır. Meselâ,

    يَوْمَ نَطْوِى السَّمَاۤءَ كَطَىِّ السِّجِلِّ لِلْكُتُبِ 3 يُغْشِى الَّيْلَ النَّهَارَ يَطْلُبُهُ حَثِيثاً4 اِنْ كَانَتْ اِلاَّ صَيْحَةً وَاحِدَةً فَاِذَا هُمْ جَمِيعٌ لَدَيْنَا مُحْضَرُونَ 5

    gibi hadsiz hakikatleri buna şahittir.

    Kur’ân’ın herbir âyeti, birer necm-i sâkıp gibi, i’caz ve hidayet nurunu neşirle küfrün zulümatını nasıl dağıttığını görmek, zevk etmek istersen, kendini o asr-ı cahiliyette ve o sahrâ-yı bedeviyette farz et ki, herşey zulmet-i cehil ve gaflet altında, perde-i cümud ve tabiata sarılmış olduğu bir anda, birden Kur’ân’ın lisan‑ı ulvisinden

    يُسَبِّحُ ِللهِ مَا فِى السَّمٰوَاتِ وَمَا فِى اْلاَرْضِ الْمَلِكِ الْقُدُّوسِ الْعَزِيزِ الْحَكِيمِ 6


    Not
    Dipnot-1 “Biz Peygambere şiir öğretmedik...” Yâsin Sûresi, 36:69.

    Dipnot-2
    “...bu ona yakışmaz da.” Yâsin Sûresi, 36:69.

    Dipnot-3
    “O gün semâyı, kitap sahifelerini dürer gibi düreriz.” Enbiyâ Sûresi, 21:104.

    Dipnot-4
    “O, gündüzü, peşi sıra kovalayan gece ile örter.” A’râf Sûresi, 7:54.

    Dipnot-5
    “Tek bir sesledir ki, onların hepsi birden toplanıp huzurumuza getirilirler.” Yâsin Sûresi, 36:53.

    Dipnot-6
    “Göklerde ne var, yerde ne varsa, herşeyin hakikî sahibi olan, her türlü noksandan münezzeh bulunan, kudreti herşeye galip olan ve hikmeti herşeyi kuşatan Allah’ı tesbih eder.” Cum’a Sûresi, 62:1.




    <table border="0" cellpadding="0" cellspacing="2"><tbody><tr><td>asr-ı cahiliyet: İslâmdan önceki asır, küfür ve cehâlet asrı</td><td>beyn: ara</td></tr><tr><td>cihet: yön</td><td>daire-i muhîta: kuşatıcı, geniş daire</td></tr><tr><td>ekser: pekçok (bk. k-s̱-r)</td><td>farz etmek: varsaymak</td></tr><tr><td>hadsiz: sayısız</td><td>hakikat: gerçek, doğru (bk. ḥ-ḳ-ḳ)</td></tr><tr><td>hatt-ı münasebet: bağlantı hattı, ilgi bağı (bk. n-s-b)</td><td>hidayet: doğru ve hak yol, İslâmiyet (bk. h-d-y)</td></tr><tr><td>ibret: düşündürücü ders</td><td>intizamsızlık: düzensizlik (bk. n-ẓ-m)</td></tr><tr><td>i’câz: mu’cize oluş, bir benzerini yapmakta başkalarını aciz bırakma (bk. a-c-z)</td><td>kemâl-i intizam: tam ve mükemmel düzen (bk. k-m-l; n-ẓ-m)</td></tr><tr><td>küfür: inkâr, inançsızlık (bk. k-f-r)</td><td>lisan-ı ulviye: yüce lisan</td></tr><tr><td>mevcudat: varlıklar (bk. v-c-d)</td><td>müteveccih: yönelmiş</td></tr><tr><td>necm-i sâkıp: karanlığı delip geçen parlak yıldız</td><td>necm-i âyet: âyet yıldızı</td></tr><tr><td>nevi: çeşit, tür</td><td>neşir: yayma</td></tr><tr><td>nisbet edilmek: kıyaslanmak (bk. n-s-b)</td><td>nisbet-i hafiye: gizli bağ (bk. n-s-b)</td></tr><tr><td>nur: ışık, parlaklık (bk. n-v-r)</td><td>perde-i cümud: donuk, katı perde</td></tr><tr><td>revnaktar: göz alıcı güzellik</td><td>sahrâ-yı bedeviyet: bedeviliğin hüküm sürdüğü yer, çöl</td></tr><tr><td>tabiat: doğa, canlı cansız bütün varlıklar, maddî âlem (bk. ṭ-b-a)</td><td>zulmet-i cehil ve gaflet: cehalet ve duyarsızlık karanlığı (bk. ẓ-l-m; ğ-f-l)</td></tr><tr><td>zulümat: karanlıklar (bk. ẓ-l-m)</td><td>âli: yüksek, yüce</td></tr><tr><td>şe’n: özellik, belirleyici nitelik (bk. ş-e-n)</td></tr></tbody></table>
    Yazar : Risale Forum

  4. #4
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.226
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61890


    Onüçüncü Söz - Sayfa 203

    gibi âyetleri işit, bak: O ölmüş veya yatmış mevcudat-ı âlem, يُسَبِّحُ sadasıyla, işitenlerin zihninde nasıl diriliyorlar, huşyar oluyorlar, kıyam edip zikrediyorlar. Hem o karanlık gökyüzünde birer camid ateşpare olan yıldızlar ve yerdeki perişan mahlûkat 1 تُسَبِّحُ لَهُ السَّمٰوَاتُ السَّبْعُ وَاْلاَرْضُ sayhasıyla, işitenlerin nazarında gökyüzü bir ağız, bütün yıldızlar birer kelime-i hikmetnümâ, birer nur-u hakikat-edâ; ve arz bir kafa, ber ve bahr birer lisan ve bütün hayvanat ve nebatat birer kelime-i tesbihfeşan suretinde arz-ı dîdar eder. Yoksa, bu zamandan ta o zamana bakmakla mezkûr zevkin dekaikını göremezsin.

    Evet, o zamandan beri nurunu neşreden ve mürur-u zamanla ulûm-u müteârife hükmüne geçen ve sair neyyirât-ı İslâmiye ile parlayan ve Kur’ân’ın güneşiyle gündüz rengini alan bir vaziyet ile, yahut sathî ve basit bir perde-i ülfet ile baksan, elbette herbir âyetin ne kadar tatlı bir zemzeme-i i’caz içinde ne çeşit zulümatı dağıttığını hakkıyla göremezsin ve birçok envâ-ı i’câzı içinde bu nevi i’câzını zevk edemezsin.

    Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyanın en yüksek bir derece-i i’câzına bakmak istersen, şu temsil dürbünüyle bak. Şöyle ki:

    Gayet yüksek ve garip ve gayetle yayılmış acip bir ağaç farz edelim ki, o ağaç bir perde-i gayb altında, bir tabaka-i mestûriyet içinde saklanmış. Malûmdur ki, bir ağacın, insanın âzâları gibi, onun dalları, meyveleri, yaprakları, çiçekleri gibi bütün uzuvları arasında bir münasebet, bir tenasüp, bir muvazenet lâzımdır. Herbir cüz’ü, o ağacın mahiyetine göre bir şekil alır, bir suret verilir. İşte, hiç görünmeyen—ve halen görünmüyor—o ağaca dair, biri çıksa, bir perde üstünde onun herbir âzâsına mukabil birer resim çekse, birer hudut çizse, daldan meyveye,


    Not
    Dipnot-1 “Yedi gök ve yer ve onların içindekiler Onu (Allah’ı) tesbih eder.” İsrâ Sûresi, 17:44.




    <table border="0" cellpadding="0" cellspacing="2"><tbody><tr><td>Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyan: açıklamalarıyla benzerini yapmakta akılları âciz bırakan Kur’ân (bk. a-c-z; b-y-n)</td><td>acip: şaşırtıcı, hayret verici</td></tr><tr><td>arz: dünya</td><td>arz-ı dîdar etmek: kendini göstermek</td></tr><tr><td>ateşpare: ateş parçası</td><td>bahr: deniz</td></tr><tr><td>ber: kara, yer</td><td>camid: cansız, katı</td></tr><tr><td>cüz’: parça (bk. c-z-e)</td><td>dekaik: incelikler</td></tr><tr><td>derece-i i’câz: mu’cizelik derecesi (bk. a-c-z)</td><td>envâ-ı i’câz: mu’cizelik türleri (bk. a-c-z)</td></tr><tr><td>farz etmek: varsaymak</td><td>hayvanat: hayvanlar (bk. ḥ-y-y)</td></tr><tr><td>hudut: sınır</td><td>huşyar: uyanık</td></tr><tr><td>i’câz: mu’cize oluş, bir benzerini yapmakta başkalarını aciz bırakma (bk. a-c-z)</td><td>kelime-i hikmetnümâ: hikmet ifade eden kelime, hikmetli söz (bk. k-l-m; ḥ-k-m)</td></tr><tr><td>kelime-i tesbihfeşan: Allah’ı çok çok tesbih eden kelime (bk. k-l-m; s-b-ḥ)</td><td>kıyam etme: ayağa kalkma (bk. ḳ-v-m)</td></tr><tr><td>lisan: dil</td><td>mahiyet: özellik, nitelik, içyüz</td></tr><tr><td>mahlûkat: yaratıklar (bk. ḫ-l-ḳ)</td><td>mevcudat-ı âlem: kâinattaki varlıklar (bk. v-c-d; a-l-m)</td></tr><tr><td>mezkûr: sözü geçen</td><td>mukabil: karşılık </td></tr><tr><td>muvazenet: denge (bk. v-z-n)</td><td>mâlum: bilinen, belli (bk. a-l-m)</td></tr><tr><td>münasebet: ilişki, bağlantı (bk. n-s-b)</td><td>mürur-u zaman: zamanın geçmesi</td></tr><tr><td>nazar: bakış, dikkat (bk. n-ẓ-r)</td><td>nebatat: bitkiler</td></tr><tr><td>nevi: çeşit, tür</td><td>neyyirât-ı İslâmiye: İslâmın nurlu hakikatleri (bk. n-v-r; s-l-m)</td></tr><tr><td>neşretmek: yaymak</td><td>nur: ışık, parlaklık (bk. n-v-r)</td></tr><tr><td>nur-u hakikat-edâ: gerçeğin ve doğrunun ortaya çıkmasına vesile olan nur, ışık (bk. n-v-r; ḥ-ḳ-ḳ)</td><td>perde-i gayb: görünmeyen perde (bk. ğ-y-b)</td></tr><tr><td>perde-i ülfet: alışkanlık perdesi</td><td>sada: ses</td></tr><tr><td>sair: diğer </td><td>sathî: sığ, yüzeysel</td></tr><tr><td>sayha: sesleniş</td><td>suret: şekil, biçim; görüntü, resim (bk. ṣ-v-r)</td></tr><tr><td>tabakat-i mestûriyet: gizlilik tabakası</td><td>temsil: kıyaslama tarzında benzetme, analoji (bk. m-s̱-l)</td></tr><tr><td>tenasüp: uygunluk (bk. n-s-b)</td><td>ulûm-u müteârife: herkesçe bilinen bilgiler (bk. a-l-m; a-r-f) </td></tr><tr><td>uzuv: organ</td><td>zemzeme-i i’caz: mu’cizelik nağmesi ve ahengi (bk. a-c-z)</td></tr><tr><td>zikretmek: Allah’ı anmak </td><td>zulümat: karanlıklar (bk. ẓ-l-m)</td></tr><tr><td>âzâ: uzuvlar, organlar</td></tr></tbody></table>
    Yazar : Risale Forum

  5. #5
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.226
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61890


    Onüçüncü Söz - Sayfa 204

    meyveden yaprağa, bir tenasüple bir suret tersim etse ve birbirinden nihayetsiz uzak mebde’ ve müntehâsının ortasında uzuvlarının aynı şekil ve suretini gösterecek muvafık tersimatla doldursa, elbette şüphe kalmaz ki, o ressam o gaybî ağacı gayb-âşinâ nazarıyla görür, ihata eder, sonra tasvir eder.

    Aynen onun gibi, Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyanın dahi, hakikat-i mümkinata dair—ki o hakikat, dünyanın iptidasından tut, ta âhiretin en nihayetine kadar uzanmış ve ferşten Arşa ve zerreden şemse kadar yayılmış olan şecere-i hilkatin hakikatine dair—beyanat-ı Furkaniyesi, o kadar tenasübü muhafaza etmiş ve herbir uzva ve meyveye lâyık birer suret vermiştir ki, bütün muhakkikler, nihayet-i tahkikinde, Kur’ân’ın tasvirine “Maşaallah, bârekâllah” deyip, “Tılsım-ı kâinatı ve muammâ-yı hilkati keşif ve fetheden yalnız sensin, ey Kur’ân-ı Hakîm!” demişler.

    1وَ ِللهِ الْمَثَلُ اْلاَعْلٰى temsilde kusur yok, esmâ ve sıfât-ı İlâhiye ve şuûn ve ef’âl-i Rabbâniyeyi, bir şecere-i tûbâ-i nur hükmünde temsil edelim ki, o şecere‑i nuraniyenin daire-i azameti, ezelden ebede uzanıp gidiyor. Hudud‑u kibriyâsı, gayr-ı mütenahi fezâ-yı ıtlakta yayılıp ihata ediyor. Hudud-u icraatı,

    يَحُولُ بَيْنَ الْمَرْءِ وَقَلْبِهِ 2 فَالِقُ الْحَبِّ وَالنَّوٰى 3
    هُوَ الَّذِى يُصَوِّرُكُمْ فِى اْلاَرْحَامِ كَيْفَ يَشَاۤءُ 4



    Not
    Dipnot-1 “En yüce sıfatlar Allah’ındır.” Nahl Sûresi, 16:60.

    Dipnot-2
    “Allah, kişi ile onun kalbi arasına girer.” Enfâl Sûresi, 8:24.

    Dipnot-3
    “Daneleri ve çekirdekleri çatlatan Allah.” En’âm Sûresi, 6:95.

    Dipnot-4
    “Annelerinizin rahimlerinde size kendi dilediği gibi bir şekil veren de Odur.” Âl-i İmrân Sûresi, 3:6.




    <table border="0" cellpadding="0" cellspacing="2"><tbody><tr><td>Arş: göğün en yüksek katı; Allah’ın büyüklüğünün ve yüceliğinin tecelli ettiği yer (bk. a-r-ş)</td><td>Kur’ân-ı Hakîm: her âyet ve sûresinde sayısız hikmet ve faydalar bulunan Kur’ân (bk. ḥ-k-m)</td></tr><tr><td>Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyan: açıklamalarıyla benzerini yapmakta akılları âciz bırakan Kur’ân (bk. a-c-z; b-y-n)</td><td>beyanat-ı Furkaniye: hak ile batılı birbirinden ayıran Kur’ân’ın açıklamaları, izahları (bk. b-y-n; f-r-ḳ)</td></tr><tr><td>bârekâllah: Allah ne mübarek yaratmış (bk. b-r-k)</td><td>daire-i azamet: büyüklük dairesi (bk. a-ẓ-m)</td></tr><tr><td>ebed: sonu olmayan, sonsuzluk (bk. e-b-d)</td><td>esmâ ve sıfât-ı İlâhiye: Cenab-ı Allah’ın isim ve sıfatları (bk. s-m-v; v-ṣ-f; e-l-h)</td></tr><tr><td>ezel: başlangıcı olmayan, sonsuzluk (bk. e-z-l)</td><td>ferş: yer</td></tr><tr><td>fethetme: açma</td><td>fezâ-yı ıtlak: uçsuz bucaksız gökyüzü, uzay (bk. ṭ-l-ḳ)</td></tr><tr><td>gayb-âşinâ: gaybı bilen, görünmeyenden haberi olan (bk. ğ-y-b)</td><td>gaybî: görünmeyen (bk. ğ-y-b)</td></tr><tr><td>gayr-ı mütenahi: sonsuz</td><td>hakikat-i mümkinat: varlıkların gerçek yüzü, mahiyeti (bk. ḥ-ḳ-ḳ; m-k-n)</td></tr><tr><td>hudud-u icraat: icraatın sınırı, ucu</td><td>hudud-u kibriyâ: büyüklüğün sınırı, ucu (bk. k-b-r)</td></tr><tr><td>ihata: kuşatma, içine alma</td><td>iptida: başlangıç</td></tr><tr><td>keşif: gizli bir şeyi açığa çıkarma (bk. k-ş-f)</td><td>mebde’: başlangıç</td></tr><tr><td>muammâ-yı hilkat: yaratılıştaki sır ve gizlilikler (bk. ḫ-l-ḳ)</td><td>muhafaza etmek: korumak (bk. ḥ-f-ẓ)</td></tr><tr><td>muhakkik: gerçekleri araştıran ve delilleriyle bilen âlimler (bk. ḥ-ḳ-ḳ)</td><td>muvafık: uygun, yerinde</td></tr><tr><td>mâşâallah: “Allah dilemiş ve ne güzel yaratmış”</td><td>müntehâ: son</td></tr><tr><td>nazar: bakış (bk. n-ẓ-r)</td><td>nihayet: son</td></tr><tr><td>nihayet-i tahkik: araştırmanın sonucu (bk. ḥ-ḳ-ḳ)</td><td>nihayetsiz: sonsuz</td></tr><tr><td>suret: şekil, resim, görüntü (bk. ṣ-v-r)</td><td>tasvir: anlatım, ifade etme (bk. ṣ-v-r)</td></tr><tr><td>tasvir etmek: görüntüsünü çizmek, resmini yapmak (bk. ṣ-v-r)</td><td>temsil: kıyaslama tarzında benzetme, analoji (bk. m-s̱-l)</td></tr><tr><td>tenasüp: uygunluk (bk. n-s-b)</td><td>tersim etme: resimleme</td></tr><tr><td>tersimat: resimlemeler</td><td>tılsım-ı kâinat: evrenin ve yaratılan tüm varlıkların ifade ettiği sır, gizem (bk. k-v-n)</td></tr><tr><td>uzuv: organ</td><td>zerre: atom, en küçük madde parçası</td></tr><tr><td>âhiret: öteki dünya (bk. e-ḫ-r)</td><td>şecere-i hilkat: yaratılış ağacı (bk. ḫ-l-ḳ)</td></tr><tr><td>şecere-i nuraniye: nurlu ağaç (bk. n-v-r)</td><td>şecere-i tûbâ-i nur: Cennetteki nurlu Tuba ağacı (bk. n-v-r)</td></tr><tr><td>şems: güneş</td><td>şuûn ve ef’âl-i Rabbâniye: herşeyin Rabbi olan Allah’ın işleri, icraat ve fiilleri (bk. ş-e-n; f-a-l; r-b-b)</td></tr></tbody></table>
    Yazar : Risale Forum

  6. #6
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.226
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61890


    Onüçüncü Söz - Sayfa 205

    hududundan tut, ta

    وَالسَّمٰوَاتُ مَطْوِيَّاتٌ بِيَمِينِهِ1 خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَاْلاَرْضَ فِى سِتَّةِ اَيَّامٍ 2
    وَسَخَّرَ الشَّمْسَ وَالْقَمَرَ 3

    hududuna kadar uzanmış o hakikat-i nuraniyeyi, bütün dal ve budaklarıyla, gayat ve meyveleriyle, o kadar tenasüple ve birbirine uygun, birbirine lâyık, birbirini kırmayacak, birbirinin hükmünü bozmayacak, birbirinden tevahhuş etmeyecek bir surette o hakaik-ı esmâ ve sıfâtı ve şuûn ve ef’âli beyan etmiştir ki, bütün ehl-i keşif ve hakikat ve daire-i melekûtta cevelân eden bütün ashab-ı irfan ve hikmet, o beyanat-ı Furkaniyeye karşı “Sübhanallah” deyip, “Ne kadar doğru, ne kadar mutabık, ne kadar güzel, ne kadar lâyık!” diyerek tasdik ediyorlar.

    Meselâ, bütün daire-i imkân ve daire-i vücuba bakan hem o iki şecere-i azîmenin birtek dalı hükmünde olan imanın erkân-ı sittesi ve o erkânın bütün dal ve budakları, ta en ince meyve ve çiçekler aralarında o kadar bir tenasüp gözetilerek tasvir eder ve o derece bir muvazenet suretinde tarif eder ve o mertebe bir tenasüp tarzında izhar eder ki, akl-ı beşer idrakinden âciz ve hüsnüne hayran kalır.

    Ve o iman dalının bir budağı hükmünde olan İslâmiyetin erkân-ı hamsesi aralarında ve o erkânın ta en ince teferruatı ve en küçük âdâbı ve en uzak gayâtı ve en derin hikemiyâtı ve en cüz’î semerâtına varıncaya kadar, aralarında hüsn-ü tenasüp ve kemâl-i münasebet ve tam bir muvazenet muhafaza edildiğine delil: O Kur’ân-ı cami’in nusus ve vücuhundan ve işarat ve rümuzundan çıkan Şeriat-ı


    Not
    Dipnot-1 “Gökler Onun kudret elinde dürülmüştür.” Zümer Sûresi, 39:67.

    Dipnot-2
    “Gökleri ve yeri altı günde yaratan Odur.” Hûd Sûresi, 11:7.

    Dipnot-3
    “Güneşi ve ayı da emrine boyun eğdirdi.” Ra’d Sûresi, 13:2.




    <table border="0" cellpadding="0" cellspacing="2"><tbody><tr><td>Kur’ân-ı cami’: herşeyi içinde bulunduran Kur’ân-ı Kerim (bk. c-m-a)</td><td>Sübhanallah: “Allah her türlü eksiklikten sonsuz derecede yücedir” (bk. s-b-ḥ)</td></tr><tr><td>akl-ı beşer: insan aklı</td><td>ashab-ı irfan ve hikmet: ilim ve hikmet sahibi kimseler (bk. a-r-f; ḥ-k-m)</td></tr><tr><td>beyan: açıklama (bk. b-y-n)</td><td>beyanat-ı Furkaniye: hak ile batılı birbirinden ayıran Kur’ân’ın açıklamaları, izahları (bk. b-y-n; f-r-ḳ)</td></tr><tr><td>cevelân eden: dolaşan, gezen</td><td>cüz’î: küçük (bk. c-z-e)</td></tr><tr><td>daire-i imkân: bir şeyin var veya yok olabilme ihtimallerini içine alan daire, kâinat (bk. m-k-n)</td><td>daire-i melekût: varlıkların iç yüzüyle alakalı görünmeyen daire (bk. m-l-k)</td></tr><tr><td>daire-i vücub: hiç değişikliğe uğramayan, varlığı zorunlu ve vasıflarının zıddı düşünülemeyen ilâhlık dairesi (bk. v-c-b)</td><td>ehl-i keşif ve hakikat: gayb âlemine ait bilinmeyen hakikatleri Cenâb-ı Allah’ın lütfu ve ihsanıyla bilen kimseler (bk. k-ş-f; ḥ-ḳ-ḳ) </td></tr><tr><td>erkân: esaslar, şartlar (bk. r-k-n)</td><td>erkân-ı hamse: beş esas, şart (bk. r-k-n)</td></tr><tr><td>erkân-ı sitte: altı esas, şart (bk. r-k-n)</td><td>gayat: gayeler, amaçlar </td></tr><tr><td>hakaik-ı esmâ ve sıfât ve şuûn ve ef’âl: Cenâb-ı Allah’ın isim, sıfat, iş ve fiillerinin hakikatleri (bk. ḥ-ḳ-ḳ; s-m-v; v-ṣ-f; ş-e-n; f-a-l)</td><td>hakikat-i nuraniye: nurlu, parlak gerçek (bk. ḥ-ḳ-ḳ; n-v-r)</td></tr><tr><td>hikemiyât: hikmetli söz ve düşünceler (bk. ḥ-k-m)</td><td>hudut: sınır, uç</td></tr><tr><td>hüsn: güzellik (bk. ḥ-s-n)</td><td>hüsn-ü tenasüp: güzel bir uygunluk (bk. ḥ-s-n; n-s-b)</td></tr><tr><td>idrak: anlayış, kavrayış</td><td>izhar etmek: göstermek (bk. ẓ-h-r)</td></tr><tr><td>işarat: işaretler, deliller</td><td>kemâl-i münasebet: mükemmel bir uygunluk (bk. k-m-l; n-s-b)</td></tr><tr><td>mutabık: uygun</td><td>muvazenet: denge, denklik (bk. v-z-n)</td></tr><tr><td>nusus: nasslar, açık hükümler</td><td>rümuz: remizler, işaretler</td></tr><tr><td>semerât: meyveler, neticeler</td><td>suret: şekil, biçim (bk. ṣ-v-r)</td></tr><tr><td>tasdik etmek: doğrulamak, onaylamak (bk. ṣ-d-ḳ)</td><td>tasvir: anlatma, ifade etme (bk. ṣ-v-r)</td></tr><tr><td>teferruat: ayrıntılar</td><td>tenasüp: uygunluk (bk. n-s-b)</td></tr><tr><td>tevahhuş: korkmak, ürkmek</td><td>vücuh: vecihler, yönler</td></tr><tr><td>âciz: güçsüz (bk. a-c-z)</td><td>âdâb: davranış kuralları</td></tr><tr><td>Şeriat-ı Kübrâ-yı İslâmiye: İslâmın büyük ve yüce kanunları (bk. ş-r-a; k-b-r; s-l-m)</td></tr></tbody></table>
    Yazar : Risale Forum

  7. #7
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.226
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61890


    Onüçüncü Söz - Sayfa 206

    Kübrâ-yı İslâmiyenin kemâl-i intizamı ve muvazeneti ve hüsn‑ü tenasübü ve resaneti, cerh edilmez bir şahid-i âdil, şüphe getirmez bir burhan-ı kàtı’dır.

    Demek oluyor ki, beyanat-ı Kur’âniye, beşerin ilm-i cüz’îsine, bâhusus bir ümmînin ilmine müstenid olamaz. Belki bir ilm-i muhîte istinad ediyor; ve cemî eşyayı birden görebilir, ezel-ebed ortasında bütün hakaikı bir anda müşahede eder bir Zâtın kelâmıdır.

    اَلْحَمْدُ ِللهِ الَّذِۤى اَنْزَلَ عَلٰى عَبْدِهِ الْكِتَابَ وَلَمْ يَجْعَلْ لَهُ عِوَجًا 1
    bu hakikate işaret eder.

    اَللّٰهُمَّ يَا مُنَزِّلَ الْقُرْاٰنِ بِحَقِّ الْقُرْاٰنِ وَبِحَقِّ مَنْ اُنْزِلَ عَلَيْهِ الْقُرْاٰنُ نَوِّرْ قُلُوبَنَا وَقُبوُرَنَا بِنُورِ اْلاِيمَانِ وَالْقُرْاٰنِ اٰمِينَ يَا مُسْتَعَانُ 2



    Not
    Dipnot-1 “Hamd o Allah’a mahsustur ki, kuluna kitabı indirmiş ve o kitapta hiçbir tezat ve eğriliğe yer vermemiştir.” Kehf Sûresi, 18:1.

    Dipnot-2
    Ey Kur’ân’ı indiren Allahım! Kur’ân’ın ve kendisine Kur’ân indirilen zâtın hakkı için, kalblerimizi ve kabirlerimizi iman ve Kur’ân nuruyla nurlandır. Âmin, ey kendisinden istimdad edilen Müsteân!




    <table border="0" cellpadding="0" cellspacing="2"><tbody><tr><td>beyanat-ı Kur’âniye: Kur’ân’ın açıklamaları (bk. b-y-n)</td><td>beşer: insan</td></tr><tr><td>burhan-ı kàtı’: kesin delil</td><td>bâhusus: özellikle</td></tr><tr><td>cemî: bütün (bk. c-m-a)</td><td>cerh edilmez: çürütülmez</td></tr><tr><td>ebed: sonu olmayan, sonsuzluk (bk. e-b-d)</td><td>ezel: başlangıcı olmayan, sonsuzluk (bk. e-z-l)</td></tr><tr><td>eşya: şeyler, varlıklar</td><td>hakaik: hakikatler, gerçekler (bk. ḥ-ḳ-ḳ)</td></tr><tr><td>hakikat: gerçek, doğru (bk. ḥ-ḳ-ḳ)</td><td>hüsn-ü tenasüp: güzel bir uygunluk (bk. ḥ-s-n; n-s-b)</td></tr><tr><td>ilm-i cüz’î: az ve sınırlı ilim (bk. a-l-m; c-z-e) </td><td>ilm-i muhît: herşeyi ihata edici, kuşatıcı ilim (bk. a-l-m)</td></tr><tr><td>istinad: dayanma (bk. s-n-d)</td><td>kelâm: söz, konuşma (bk. k-l-m)</td></tr><tr><td>kemâl-i intizam ve muvazenet: mükemmel düzen ve denge (bk. k-m-l; n-ẓ-m; v-z-n)</td><td>müstenid: dayanan (bk. s-n-d)</td></tr><tr><td>müşahede etme: görme (bk. ş-h-d)</td><td>resanet: sağlamlık</td></tr><tr><td>ümmî: okuma yazma bilmeyen</td><td>şahid-i âdil: adaletli ve doğruları söyleyen şahit (bk. ş-h-d; a-d-l)</td></tr></tbody></table>
    Yazar : Risale Forum

  8. #8
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.226
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61890


    Onüçüncü Sözün İkinci Makamı - Sayfa 207




    Cazibedar bir fitne içinde bulunan ve daha aklını
    kaybetmeyen bazı gençlerle bir muhaveredir.

    BİR KISIM GENÇLER tarafından, şimdiki aldatıcı ve cazibedar lehviyat ve hevesatın hücumları karşısında, “Âhiretimizi ne suretle kurtaracağız?” diye, Risale-i Nur’dan medet istediler. Ben de Risale-i Nur’un şahs-ı mânevîsi namına onlara dedim ki:

    Kabir var; hiç kimse inkâr edemez. Herkes, ister istemez oraya girecek. Ve oraya girmek için de üç tarzda, üç yoldan başka yol yok.

    Birinci yol: O kabir, ehl-i iman için bu dünyadan daha güzel bir âlemin kapısıdır.1

    İkinci yol: Âhireti tasdik eden, fakat sefahet ve dalâlette gidenlere, bir haps‑i ebedî ve bütün dostlarından bir tecrit içinde bir haps-i münferit, yalnız başına bir hapis kapısıdır.2 Öyle gördüğü ve itikad ettiği; ve inandığı gibi hareket etmediği için, öyle muamele görecek.

    Üçüncü yol: Âhirete inanmayan ehl-i inkâr ve dalâlet için, bir idam-ı ebedî kapısı, yani hem kendisini, hem bütün sevdiklerini idam edecek bir darağacıdır. Öyle bildiği için, cezası olarak aynını görecek.
    Bu iki şık bedihîdir; delil istemiyor, gözle görünür. Madem ecel gizlidir; her vakit ölüm, başını kesmek için gelebiliyor ve genç, ihtiyar farkı yoktur. Elbette, daima gözü önünde öyle büyük, dehşetli bir mesele karşısında biçare insan, o idam-ı ebedî, o dipsiz, nihayetsiz haps-i münferitten kurtulmak çaresini aramak


    Not
    Dipnot-1 bk. Buhârî, Cenâiz 68, 87; Müslim, Cennet 70; Tirmizî, Cenâiz 70, Kıyâmet 26; Nesâî, Cenâiz 110; Müsned 3:3; 4:287.

    Dipnot-2
    bk. Dârimî, Rikak 94; Müsned 3:38; İbni Ebû Şeybe, el-Musannef 7:58; Abd b. Humeyd, el-Müsned s. 290; Ebû Ya’lâ, el-Müsned 2:491, 11:522; İbni Hibbân, es-Sahîh 7:391, 392.




    <table border="0" cellpadding="0" cellspacing="2"><tbody><tr><td>bedihî: ap açık, âşikar</td><td>biçare: çaresiz</td></tr><tr><td>cazibedar: cazibeli, çekici</td><td>dalâlet: hak yoldan sapkınlık, inançsızlık (bk. ḍ-l-l)</td></tr><tr><td>darağacı: idam sehpası</td><td>dehşetli: korkunç</td></tr><tr><td>ecel: ölüm vakti</td><td>ehl-i iman: iman edenler, inananlar (bk. e-m-n)</td></tr><tr><td>ehl-i inkâr ve dalâlet: hak yoldan sapmış, inançsız kimseler (bk. n-k-r; ḍ-l-l)</td><td>fitne: ahlâkta ve toplum düzeninde azgınlık ve bozgunculuk; baştan çıkarma</td></tr><tr><td>haps-i ebedî: sonsuz bir hapis, Cehennem (bk. e-b-d)</td><td>haps-i münferit: tek başına hapis, hücre hapsi (bk. f-r-d)</td></tr><tr><td>hevesat: nefsin hoşuna giden yasak istek ve arzular</td><td>idam-ı ebedî: dirilmemek üzere sonsuz yok oluş (bk. e-b-d)</td></tr><tr><td>inkâr etmek: kabul etmemek, reddetmek (bk. n-k-r)</td><td>itikad etme: inanma</td></tr><tr><td>lehviyat: haram eğlenceler, oyunlar</td><td>medet: yardım</td></tr><tr><td>muamele: davranış; karşılık</td><td>muhavere: karşılıklı konuşma</td></tr><tr><td>nihayetsiz: sonsuz</td><td>sefahet: zevk, eğlence ve yasak şeylere düşkünlük; beyinsizlik</td></tr><tr><td>suret: şekil, biçim (bk. ṣ-v-r)</td><td>tarz: şekil</td></tr><tr><td>tasdik etmek: kabul etmek, doğrulamak (bk. ṣ-d-ḳ)</td><td>tecrit: yalnız başına bırakma</td></tr><tr><td>âhiret: öteki dünya, öldükten sonraki hayat (bk. e-ḫ-r)</td><td>âlem: dünya (bk. a-l-m)</td></tr><tr><td>âlem-i bâkî: devamlı ve kalıcı olan âhiret âlemi (bk. a-l-m; b-ḳ-y) </td><td>şahs-ı mânevî: mânevî kişilik (bk. a-n-y)</td></tr></tbody></table>
    Yazar : Risale Forum

  9. #9
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.226
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61890


    Onüçüncü Sözün İkinci Makamı - Sayfa 208

    ve kabir kapısını bir âlem-i bâkîye, bir saadet-i ebediyeye ve âlem-i nura açılan bir kapıya kendi hakkında çevirmek hadisesi, o insanın dünya kadar büyük bir meselesidir.

    Bu kat’î hakikat, bu üç yol ile bulunduğunda ve bu üç yolun da mezkûr üç hakikat ile olacağını ihbar eden yüz yirmi dört bin muhbir-i sadık,1 ellerinde nişane-i tasdik olan mu’cizeler bulunan enbiyalar; ve o enbiyaların haber verdikleri aynı haberleri keşif ve zevk ve şuhud ile tasdik eden ve imza basan yüz yirmi dört milyon evliyanın aynı hakikate şehadetleri; ve hadd ü hesaba gelmeyen muhakkiklerin, kat’î delilleriyle, o enbiya ve evliyanın verdikleri aynı haberleri aklen, ilmelyakîn derecesindeHAŞİYE-1 ispat ettikleri ve yüzde doksan dokuz ihtimal-i kat’î ile, “İdam ve zindan-ı ebedîden kurtulmak ve o yolu saadet-i ebediyeye çevirmek, yalnız iman ve itaat iledir” diye, ittifakan haber veriyorlar.

    Acaba yüzde bir ihtimal-i helâket bulunan bir tehlike yolunda gitmemek için birtek muhbirin sözü nazara alınsa ve onun sözünü dinlemeyip o yolda giden adamın, endişe-i helâketten gelen elem-i mânevî onun yemek iştihasını kaçırdığı halde; böyle yüz binler sadık ve musaddak muhbirlerin, yüzde yüz ihtimalle, dalâlet ve sefahet, göz önündeki kabir darağacına ve ebedî haps-i münferidine kat’î sebep olduğunu ve “İman, ubûdiyet, yüzde yüz ihtimalle o darağacını kaldırıp, o haps-i münferidi kapatıp, şu göz önündeki kabri bir hazine-i ebediyeye, bir saray-ı saadete açılan bir kapıya çeviriyor” diye ihbar eden ve emarelerini ve âsarlarını gösterdikleri halde, bu acip ve garip ve dehşetli ve azametli mesele karşısında bulunan biçare insan ve bahusus Müslüman, eğer iman ve ubûdiyeti


    Not
    Dipnot-1 Yüz yirmi dört bin nebî, üç yüz on beş (veya üç yüz on üç) resûl olduğuna dair bk. Müsned 5:265; İbni Hibbân, es-Sahîh 2:77; et-Taberânî, el-Mu’cemü’l-Kebîr 8:217; el-Hâkim, el-Müstedrek 2:652: İbni Sa’d, et-Tabakatü’l-Kübrâ 1:32, 54.

    Haşiye-1
    Onlardan birisi Risale-i Nur’dur. Meydandadır.




    <table border="0" cellpadding="0" cellspacing="2"><tbody><tr><td>acip: hayret verici, şaşırtıcı</td><td>azametli: büyük (bk. a-ẓ-m)</td></tr><tr><td>bahusus: özellikle</td><td>biçare: çaresiz</td></tr><tr><td>dalâlet: hak yoldan sapkınlık, inançsızlık (bk. ḍ-l-l)</td><td>darağacı: idam sehpası</td></tr><tr><td>ebedî: sonu olmayan, sonsuz (bk. e-b-d)</td><td>elem-i mânevî: mânevî acı, vicdan azabı (bk. a-n-y)</td></tr><tr><td>emare: işaret, belirti</td><td>enbiya: peygamberler (bk. n-b-e)</td></tr><tr><td>endişe-i helâket: yok olma endişesi</td><td>evliya: veliler, Allah dostları (bk. v-l-y)</td></tr><tr><td>hadd ü hesaba gelmemek: sonsuz ve sınırsız olmak</td><td>hakikat: gerçek, doğru (bk. ḥ-ḳ-ḳ)</td></tr><tr><td>haps-i münferit: tek başına hapis, hücre hapsi (bk. f-r-d)</td><td>hazine-i ebediye: sonu olmayan hazine (bk. e-b-d)</td></tr><tr><td>haşiye: dipnot, açıklayıcı not</td><td>ihbar eden: haber veren</td></tr><tr><td>ihtimal-i helâket: yok olma ihtimali</td><td>ihtimal-i kat’î: kesin ihtimal, olabilirlik</td></tr><tr><td>ilmelyakin: kesin bilgiye dayanarak, kuşkuya yer bırakmayacak biçimde öğrenme (bk. a-l-m; y-ḳ-n)</td><td>itaat: Allah’ın emirlerine uyma, yasaklarından sakınma</td></tr><tr><td>ittifakan: birlik halinde, birleşerek</td><td>kat’î: kesin</td></tr><tr><td>keşif: Allah tarafından ilham olunmasıyla gizli bir şeyin meydana çıkarılması (bk. k-ş-f)</td><td>mezkûr: sözü geçen</td></tr><tr><td>muhakkik: gerçekleri araştıran, hakikatleri delilleriyle bilen âlimler (bk. ḥ-ḳ-ḳ)</td><td>muhbir: haber veren</td></tr><tr><td>muhbir-i sadık: doğru sözlü haber verici, peygamber (bk. ṣ-d-ḳ)</td><td>musaddak: doğrulanan, onaylanan (bk. ṣ-d-ḳ)</td></tr><tr><td>mu’cize: peygamberler tarafından ortaya konulup bir benzerini yapmakta başkalarını aciz ve hayrette bırakan ve imana gelmelerine sebep olan olağanüstü hal ve hareketler (bk. a-c-z)</td><td>nazar: dikkat (bk. n-ẓ-r)</td></tr><tr><td>nişane-i tasdik: doğrulayıcı nişan, alamet (bk. ṣ-d-ḳ)</td><td>saadet-i ebediye: sonu olmayan, sonsuz mutluluk (bk. e-b-d)</td></tr><tr><td>sadık: doğru (bk. ṣ-d-ḳ)</td><td>saray-ı saadet: mutluluk sarayı</td></tr><tr><td>sefahet: zevk, eğlence ve yasak şeylere düşkünlük; beyinsizce davranış, budalalık</td><td>ubûdiyet: kulluk (bk. a-b-d)</td></tr><tr><td>zevk: mânevî âlemlerde iman hakikatlerinin hazzına erişme</td><td>zindan-ı ebedî: sonsuz hapis (bk. e-b-d)</td></tr><tr><td>âlem-i bâkî: devamlı ve kalıcı olan âhiret âlemi (bk. a-l-m; b-ḳ-y) </td><td>âlem-i nur: nur âlemi (bk. a-l-m; n-v-r) </td></tr><tr><td>âsar: eserler</td><td>şehadet: şahitlik, tanıklık (bk. ş-h-d)</td></tr><tr><td>şuhud: kalp gözüyle görme (bk. ş-h-d)</td></tr></tbody></table>
    Yazar : Risale Forum

  10. #10
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.226
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61890


    Onüçüncü Sözün İkinci Makamı - Sayfa 209

    olmazsa, bütün dünya saltanatı ve lezzeti birtek insana verilse, acaba o göz önündeki her vakit oraya çağırılmasına nöbetini bekleyen bir insana verdiği o endişeden gelen elîm elemi kaldırabilir mi? Sizden soruyorum.

    Madem ihtiyarlık, hastalık, musibet ve her tarafta vefiyatlar o dehşetli elemi deşiyorlar ve ihtar ediyorlar. Elbette o ehl-i dalâlet ve sefahet, yüz bin lezzeti ve zevki alsa da, yine o mânevî bir cehennem kalbinde yaşar ve yakar. Fakat pek kalın gaflet sersemliği muvakkaten hissettirmez.

    Madem ehl-i iman ve taat, göz önünde gördüğü kabri bir hazine-i ebediyeye, bir saadet-i lâyezâlîye kendisi hakkında bir kapı olduğunu ve o ezelî mukadderat piyangosundan milyarlar altın ve elmasları kazandıracak bir bilet dahi iman vesikasıyla ona çıkmış; her vakit “Gel, biletini al” diye beklemesinden, derin, esaslı, hakikî lezzet ve zevk-i mânevî öyle bir lezzettir ki, eğer tecessüm etse ve o çekirdek bir ağaç olsa, o adama hususî bir cennet hükmüne geçtiği halde, o zevk ve lezzet-i azîmeyi terk edip, gençlik saikasıyla, o hadsiz elemlerle âlûde zehirli bir bala benzeyen sefihâne ve heveskârâne, muvakkat bir lezzet-i gayr-ı meşruayı ihtiyar eden, hayvandan yüz derece aşağı düşer. Ecnebî dinsizleri gibi de olamaz. Çünkü onlar Peygamberi inkâr etseler, diğerlerini tanıyabilirler. Peygamberleri bilmeseler de Allah’ı tanıyabilirler. Allah’ı bilmeseler de, kemâlâta medar olacak bazı güzel hasletler bulunabilir.

    Fakat bir Müslüman, hem enbiyayı, hem Rabbini, hem bütün kemâlâtı Muhammed-i Arabî Aleyhissalâtü Vesselâm vasıtasıyla biliyor. Onun terbiyesini bırakan ve zincirinden çıkan, daha hiçbir peygamberi tanımaz ve Allah’ı da tanımaz ve ruhunda kemâlâtı muhafaza edecek hiçbir esasatı bilemez. Çünkü, peygamberlerin en âhiri ve en büyükleri ve dini ve daveti umum nev‑i beşere baktığı için ve mucizatça ve dince umuma faik ve bütün nev-i beşere bütün hakaikte üstadlık edip on dört asırda parlak bir surette ispat eden ve nev-i beşerin



    <table border="0" cellpadding="0" cellspacing="2"><tbody><tr><td>Aleyhissalâtü Vesselâm: Allah’ın salât ve selâmı onun üzerine olsun (bk. ṣ-l-v; s-l-m)</td><td>Muhammed-i Arabî: Arapların içinden çıkan peygamberimiz Muhammed (a.s.m.) (bk. ḥ-m-d)</td></tr><tr><td>Rab: herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri veren, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulunduran Allah (bk. r-b-b)</td><td>ecnebî: yabancı</td></tr><tr><td>ehl-i dalâlet ve sefahet: doğru ve hak yoldan sapmış ve yasak zevk ve eğlenceye düşkün kimseler (bk. ḍ-l-l)</td><td>ehl-i iman ve taat: iman eden ve dinin emirlerine uyanlar (bk. e-m-n)</td></tr><tr><td>elem: acı, sıkıntı</td><td>elîm: elemli, acı verici</td></tr><tr><td>enbiya: peygamberler (bk. n-b-e)</td><td>esasat: esaslar, prensipler</td></tr><tr><td>ezelî: başlangıcı olmayan, sonsuzluk (bk. e-z-l)</td><td>faik: üstün</td></tr><tr><td>gaflet: umursamazlık, âhiretten ve Allah’ın emir ve yasaklarından habersiz davranma (bk. ğ-f-l)</td><td>hadsiz: sınırsız</td></tr><tr><td>hakaik: hakikatler, gerçekler (bk. ḥ-ḳ-ḳ)</td><td>hakikî: gerçek, doğru (bk. ḥ-ḳ-ḳ)</td></tr><tr><td>haslet: huy, özellik</td><td>hazine-i ebediye: sonu olmayan hazine (bk. e-b-d)</td></tr><tr><td>heveskârâne: hevesine, gelip geçici istek ve arzularına düşkün bir şekilde</td><td>ihtar: hatırlatma</td></tr><tr><td>ihtiyar: seçme, tercih etme, irade (bk. ḫ-y-r)</td><td>inkâr: inanmama, reddetme (bk. n-k-r)</td></tr><tr><td>kemâlât: faziletler, iyilikler, ahlâk ve huy güzellikleri (bk. k-m-l)</td><td>lezzet ve zevk-i mânevî: mânevî lezzet ve zevk (bk. a-n-y)</td></tr><tr><td>lezzet-i gayr-ı meşrua: dinen helâl olmayan, yasaklanmış lezzet (bk. ş-r-a)</td><td>medar: sebep, vesile</td></tr><tr><td>muhafaza: koruma (bk. ḥ-f-ẓ)</td><td>mukadderat: Allah tarafından takdir olunmuş işler, başa gelecek olaylar, kader (bk. ḳ-d-r)</td></tr><tr><td>musibet: belâ, felaket</td><td>muvakkat: geçici</td></tr><tr><td>muvakkaten: geçici olarak</td><td>mu’cizatça: mu’cizeler açısından (bk. a-c-z)</td></tr><tr><td>nev-i beşer: insanlık, insan türü</td><td>saadet-i lâyezâlî: hiç bitmeyen mutluluk, tükenmez saadet</td></tr><tr><td>saika: sevk etme</td><td>saltanat: egemenlik, hükümranlık (bk. s-l-ṭ)</td></tr><tr><td>sefihâne: yasak zevk ve eğlencelere düşkün bir şekilde; beyinsizce </td><td>suret: şekil, biçim (bk. ṣ-v-r)</td></tr><tr><td>tecessüm: cisimleşme, cisim halinde belirme</td><td>umum: bütün, genel</td></tr><tr><td>vefiyat: vefatlar, ölümler </td><td>vesika: belge</td></tr><tr><td>zevk ve lezzet-i azîme: büyük zevk ve lezzet (bk. a-ẓ-m)</td><td>âhiri: sonuncusu (bk. e-ḫ-r)</td></tr><tr><td>âlûde: bulaşmış, karışmış</td><td>üstad: hoca, öğretmen</td></tr></tbody></table>
    Yazar : Risale Forum

Sayfa 1/4 1234 SonSon

Facebook Yorumları

Facebook Giriş

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Bu Konudaki Etiketler

102, 104, 112, 115, 128, 157, 159, 160, 161, 163, 164, 176, 201, 202, 203, 204, 205, 206, 207, 208, 209, 227, 592, 827, acip, adaletli, adedince, adıyla, ahenk, âhirette, aklı, akıldan, alâküllihal, aldatmaz, aldıkları, alınmış, araf, arz, askerlik, atmak, aynen, bahusus, baskı, bağlantı, bağış, benim, bereketi, berzahta, beşer, bildim, bildirir, bilimi, bilinen, biliniz, binaen, bir adam, birdir, birlik, bitkisel, bitmeyen, budur, bulamaz, bulunmak, buna, çekiyor, çok, çıplak, dadır, daire, damarı, dedikleri, dediler, dediğine, demişler, derece, dilemek, dileyen, dinen, diye, doğruları, dünyadan, duyan, düzenli, düğü, düşmanı, dışında, eceli, edecek, ediyorlar, elemsiz, ellerinde, elzemdir, emareleri, emrini, esasa, ettirir, fazilet, faziletler, felakete, ferit, fitnesinde, fıtraten, gaflete, galebe, geçmesi, gelmiş, gerçekleri, getirip, gezer, gitmiş, gitti, gizlidir, görmeye, gösteriş, gösterme, gözümüzle, hakikatine, hallerini, hâlıkını, hapis, hastalıktan, hayrette, herşeye, herşeyin, heves, hevesi, hilkat, hizmete, hücum, içindekiler, ihata, ilham, imaniye, imdat, inananlar, istikbaldeki, işaret, işlere, jpg, kabirdeki, kabrin, kadar, kalacak, kamer, kanunları, kardeşi, kardeşleri, karışması, kayı, kaza, kazancı, kederi, kendisinde, küfrü, kullar, kısmen, kısmı, lütuf, lüzumu, mahvolur, malûmdur, mama, mânâsı, mağlup, mecbur, medrese, meselâ, mevcudat, mevcut, milleti, misli, mümkü, müphem, müstehak, müş, nasılki, nağmesi, nden, nefret, neşretmek, niyetle, nurlandıran, nuru, olduğuna, olduğundan, olmadığı, olsun, onlardan, oradan, orga, oyunlar, özellikle, parçalar, pencerelerden, peygamberlere, rahatı, rahatını, risalesinde, sakı, sakınmak, sekiz, servet, sevabı, sizde, sizdeki, sizlere, sûresi, suretle, sürmek, susuz, sığı, takdim, takdiri, tamamıyla, tamir, tanıttırır, tecavüz, tevahhuş, teşhir, tokat, tükenmez, ümitsizlik, umum, üstü, vazifeni, verdiği, vesikası, veyahut, yalandan, yanmak, yardım, yardımı, yazıldığı, yok, yıldızlara, yıldızları, ışık, zahmet, zamanla, zarif, zerrelerin, zulmet, zulmü

Etiket Bulutu Ana Sayfası

Sosyal İmleme

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222