Bu konudaki en beğenilen mesaja bak. Tıklayınız.

Sayfa 10/10 İlkİlk ... 678910
95 sonuçtan 91 ile 95 arası

Konu: Onuncu Söz

  1. #91
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.159
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61430


    Onuncu Söz - Zeylin Üçüncü Parçası - Sayfa 172

    Bir baharı halk etmek, bir çiçek kadar Ona ehven gelir. Bütün hayvânâtı icad etmek, bir sinek icadı kadar kudretine kolay gelir bir Zâttır. Öyle bir Zâta karşı

    1مَنْ يُحْيِى الْعِظَامَ deyip kudretine karşı tâcizle meydan okunmaz.

    Sonra, 2 فَسُبْحَانَ الَّذِى بِيَدِهِ مَلَكُوتُ كُلِّ شَىْءٍ tabiriyle, herşeyin dizgini elinde, herşeyin anahtarı yanında, gece ve gündüzü, kış ve yazı bir kitabın sahifeleri gibi kolayca çevirir, dünya ve âhireti iki menzil gibi bunu kapar, onu açar bir Kadîr-i Zülcelâldir.

    Madem böyledir. Bütün delâilin neticesi olarak 3 وَاِلَيْهِ تُرْجَعُونَ yani, kabirden sizi ihyâ edip, haşre getirip huzur-u kibriyâsında hesabınızı görecektir.

    İşte, şu âyetler, haşrin kabulüne zihni müheyyâ etti, kalbi de hazır etti. Çünkü nezâirini dünyevî ef’âl ile de gösterdi.

    Hem kâh oluyor ki, ef’âl-i uhreviyesini öyle bir tarzda zikreder ki, dünyevî nezâirlerini ihsas etsin, tâ istib’âd ve inkâra meydan kalmasın.

    Meselâ 4 اِذَا الشَّمْسُ كُوِّرَتْ ilâ ahir, ve 5 اِذَا السَّمَاۤءُ انْفَطَرَتْ ilâ ahir,
    ve 6 اِذَا السَّمَاۤءُ انْشَقَّتْ ilâ ahir.

    İşte, şu sûrelerde, kıyamet ve haşirdeki inkılâbât-ı azîmeyi ve tasarrufât-ı rububiyeti öyle bir tarzda zikreder ki, insan onların nazirelerini dünyada, meselâ güzde, baharda gördüğü için, kalbe dehşet verip akla sığmayan o inkılâbâtı kolayca kabul eder. Şu üç sûrenin meâl-i icmâlîsine işaret dahi pek uzun olur. Onun için birtek kelimeyi nümune olarak göstereceğiz.


    Not
    Dipnot-1 “Çürümüş kemikleri kim diriltir?” Yâsin Sûresi, 36:78.

    Dipnot-2
    “Herşeyin hüküm ve tasarrufu elinde olan Zât, her türlü kusur ve noksandan münezzehtir.” Yâsin Sûresi, 36:83.

    Dipnot-3
    “Siz de Ona döndürüleceksiniz.” Yâsin Sûresi, 36:83.

    Dipnot-4
    “Güneş dürülüp toplandığında.” Tekvir Sûresi, 81:1.

    Dipnot-5
    “Gök yarıldığında.” İnfitar Sûresi, 82:1.

    Dipnot-6
    “Gök yarıldığında.” İnşikak Sûresi, 84:1.




    <table border="0" cellpadding="0" cellspacing="2"><tbody><tr><td>Kadîr-i Zülcelâl: sonsuz haşmet ve yücelik sahibi ve herşeye gücü yeten Allah (bk. ḳ-d-r; ẕü; c-l-l)</td><td>delâil: deliller, işaretler</td></tr><tr><td>dünyevî: dünyaya ait</td><td>ef’âl: fiiller, işler (bk. f-a-l)</td></tr><tr><td>ef’âl-i uhreviye: âhirete ait işler (bk. f-a-l; e-ḫ-r) </td><td>ehven: kolay</td></tr><tr><td>güz: sonbahar</td><td>halk etmek: yaratmak (bk. ḫ-l-ḳ)</td></tr><tr><td>hayvânât: hayvanlar (bk. ḥ-y-y)</td><td>haşir: öldükten sonra âhirette tekrar diriltilip Allah’ın huzurunda toplanma (bk. ḥ-ş-r)</td></tr><tr><td>huzur-u kibriyâ: sonsuz büyüklük sahibi olan Allah’ın huzuru (bk. ḥ-ḍ-r; k-b-r)</td><td>icad: var etme, yaratma (bk. v-c-d)</td></tr><tr><td>ihsas etmek: hissettirmek</td><td>ihyâ: hayat verme, diriltme (bk. ḥ-y-y)</td></tr><tr><td>inkâr: inanmama, kabul etmeme (bk. n-k-r)</td><td>inkılâbât: büyük değişimler</td></tr><tr><td>inkılâbât-ı azîme: çok büyük değişimler (bk. a-ẓ-m)</td><td>istib’âd: akıldan uzak görme </td></tr><tr><td>kudret: güç, iktidar (bk. ḳ-d-r)</td><td>kâh: bazan</td></tr><tr><td>kıyamet: dünyanın sonu, varlığın bozulup dağılması, kâinatın ölümünden sonra, bütün ölülerin dirilip ayağa kalkmaları, mahşerde toplanmaları (bk. ḳ-v-m)</td><td>menzil: ev, mekan (bk. n-z-l)</td></tr><tr><td>meâl-i icmâlî: kısaca açıklama (bk. c-m-l)</td><td>müheyyâ: hazırlama</td></tr><tr><td>nazire: benzer, örnek (bk. n-ẓ-r)</td><td>nezâir: benzerler, örnekler (bk. n-ẓ-r)</td></tr><tr><td>nümune: örnek</td><td>tabir: ifade</td></tr><tr><td>tarz: şekil, biçim</td><td>tasarrufât-ı rububiyet: Allah’ın her şeyi dilediği gibi kullanması ve yönetmesi (bk. ṣ-r-f; r-b-b)</td></tr><tr><td>tâciz: rahatsız etme</td><td>zikretmek: anmak, belirtmek</td></tr><tr><td>âhiret: öteki dünya (bk. e-ḫ-r)</td></tr></tbody></table>
    Yazar : Risale Forum

  2. #92
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.159
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61430


    Onuncu Söz - Zeylin Üçüncü Parçası - Sayfa 173

    Meselâ 1 اِذَا الصُّحُفُ نُشِرَتْ kelimesi ifade eder ki, haşirde herkesin bütün a’mâli bir sahife içinde yazılı olarak neşrediliyor. Şu mesele, kendi kendine çok acaip olduğundan, akıl ona yol bulamaz. Fakat sûrenin işaret ettiği gibi, haşr-i baharîde başka noktaların naziresi olduğu gibi, şu neşr-i suhuf naziresi pek zâhirdir. Çünkü, her meyvedar ağacın ve çiçekli bir otun da amelleri var, fiilleri var, vazifeleri var, esmâ-i İlâhiyeyi ne şekilde göstererek tesbihat etmişse ubûdiyetleri var. İşte, onun, bütün bu amelleri tarih-i hayatlarıyla beraber umum çekirdeklerinde, tohumcuklarında yazılıp, başka bir baharda, başka bir zeminde çıkar. Gösterdiği şekil ve suret lisanıyla, gayet fasih bir surette, analarının ve asıllarının a’mâlini zikrettiği gibi, dal, budak, yaprak, çiçek ve meyveleriyle, sahife-i a’mâlini neşreder. İşte, gözümüzün önünde bu hakîmâne, hafîzâne, müdebbirâne, mürebbiyâne, lâtifâne şu işi yapan Odur ki, der: اِذَا الصُّحُفُ نُشِرَتْ

    Başka noktaları buna kıyas eyle, kuvvetin varsa istinbat et. Sana yardım için bunu da söyleyeceğiz: İşte,اِذَا الشَّمْسُ كُوِّرَتْ 2 şu kelâm, tekvir lâfzıyla, yani “sarmak ve toplamak” mânâsıyla parlak bir temsile işaret ettiği gibi, nazirini dahi ima eder.

    Birinci: Evet, Cenâb-ı Hak tarafından adem ve esir ve semâ perdelerini açıp, güneş gibi dünyayı ışıklandıran pırlanta-misal bir lâmbayı, hazine-i rahmetinden çıkarıp dünyaya gösterdi. Dünya kapandıktan sonra, o pırlantayı perdelerine sarıp kaldıracak.

    İkinci: Veya, ziya metâını neşretmek ve zeminin kafasına ziyayı zulmetle münavebeten sarmakla muvazzaf bir memur olduğunu ve her akşam o memura metâını


    Not
    Dipnot-1 “Defterler açıldığında.” Tekvir Sûresi, 81:10.

    Dipnot-2
    “Güneş dürülüp toplandığında.” Tekvir Sûresi, 81:1.




    <table border="0" cellpadding="0" cellspacing="2"><tbody><tr><td>Cenâb-ı Hak: Hakkın ta kendisi olan şeref ve yücelik sahibi Allah (bk. ḥ-ḳ-ḳ)</td><td>adem: yokluk, hiçlik</td></tr><tr><td>amel: davranış, iş</td><td>a’mâl: davranışlar, işler</td></tr><tr><td>esir: kâinatı kapladığına inanılan madde</td><td>esmâ-i İlâhiye: Allah’ın isimleri (bk. s-m-v; e-l-h)</td></tr><tr><td>fasih: güzel, düzgün ve açık konuşan (bk. f-ṣ-ḥ)</td><td>hafîzâne: koruyup gözeterek, esirgeyerek ve saklayarak (bk. ḥ-f-ẓ)</td></tr><tr><td>hakîmâne: hikmetli bir şekilde, herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde olması (bk. ḥ-k-m)</td><td>hazine-i rahmet: rahmet hazinesi (bk. r-ḥ-m)</td></tr><tr><td>haşir: öldükten sonra âhirette tekrar diriltilip Allah’ın huzurunda toplanma (bk. ḥ-ş-r)</td><td>haşr-i baharî: bahardaki diriliş, bahar mevsiminde bitkilerin ve hayvanların dirilişi (bk. ḥ-ş-r)</td></tr><tr><td>ima: işaret</td><td>istinbat: bir söz veya bir işten gizli bir mânâ ve hüküm çıkarma</td></tr><tr><td>kelâm: söz (bk. k-l-m)</td><td>kıyas: karşılaştırma</td></tr><tr><td>lâfız: söz, kelime</td><td>lâtifâne: hoş ve güzel bir şekilde (bk. l-ṭ-f)</td></tr><tr><td>metâ: kıymetli eşya</td><td>meyvedar: meyveli, meyve veren</td></tr><tr><td>muvazzaf: görevli</td><td>müdebbirâne: tedbirli bir şekilde, herşeyi önceden düşünerek (bk. d-b-r)</td></tr><tr><td>münavebeten: nöbetleşerek</td><td>mürebbiyâne: terbiye ederek ve yetiştirerek (bk. r-b-b)</td></tr><tr><td>nazir: benzer (bk. n-ẓ-r)</td><td>nazire: benzer, örnek (bk. n-ẓ-r)</td></tr><tr><td>neşr-i suhuf: hesapların görülmesi için amel defterlerinin meydana çıkarılıp herkesin hesabının görülmesi</td><td>neşredilmek: yayılmak</td></tr><tr><td>pırlanta-misal: pırlanta gibi (bk. m-s̱-l)</td><td>sahife-i a’mâl: iş ve davranışların yazıldığı sahifeler</td></tr><tr><td>semâ: gök (bk. s-m-v)</td><td>suret: tarz, biçim (bk. ṣ-v-r)</td></tr><tr><td>tarih-i hayat: hayatın tarihi (bk. ḥ-y-y)</td><td>temsil: kıyaslama tarzında benzetme, analoji (bk. m-s̱-l)</td></tr><tr><td>tesbihat: Allah’ı öven ve kusurdan yüce tutan sözler ve varlıkların hal diliyle bu anlamı ifade etmesi (bk. s-b-ḥ)</td><td>ubûdiyet: kulluk (bk. a-b-d)</td></tr><tr><td>umum: bütün</td><td>zemin: yer </td></tr><tr><td>ziya: ışık</td><td>zulmet: karanlık (bk. ẓ-l-m)</td></tr><tr><td>zâhir: açık (bk. ẓ-h-r)</td></tr></tbody></table>
    Yazar : Risale Forum

  3. #93
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.159
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61430


    Onuncu Söz - Zeylin Üçüncü Parçası - Sayfa 174

    toplattırıp gizlettiği gibi, kâh olur bir bulut perdesiyle alışverişini az yapar, kâh olur ay onun yüzüne karşı perde olur, muamelesini bir derece çeker; metâını ve muamelât defterlerini topladığı gibi, elbette o memur bir vakit o memuriyetten infisal edecektir. Hattâ hiçbir sebeb-i azl bulunmazsa, şimdilik küçük, fakat büyümeye yüz tutmuş yüzündeki iki leke büyümekle, güneş, yerin başına izn-i İlâhî ile sardığı ziyayı emr-i Rabbânî ile geriye alıp, güneşin başına sarıp, “Haydi, yerde işin kalmadı,” der. “Cehenneme git, sana ibadet edip senin gibi bir memur-u musahharı sadakatsizlikle tahkir edenleri yak” der, 1 اِذَا الشَّمْسُ كُوِّرَتْ fermanını lekeli siyah yüzüyle yüzünde okur.



    Not
    Dipnot-1 “Güneş dürülüp toplandığında.” Tekvir Sûresi, 81:1.




    <table border="0" cellpadding="0" cellspacing="2"><tbody><tr><td>emr-i Rabbânî: herşeyin Rabbi olan Allah’ın emri (bk. r-b-b)</td><td>ferman: emir, buyruk</td></tr><tr><td>infisal etmek: görevinden ayrılmak</td><td>izn-i İlâhî: Allah’ın izni (bk. e-l-h)</td></tr><tr><td>kâh: bazan</td><td>memur-u musahhar: emre itaat eden memur</td></tr><tr><td>metâ: kıymetli eşya</td><td>muamele: davranış, iş</td></tr><tr><td>muamelât: işler</td><td>sadakat: bağlılık (bk. ṣ-d-ḳ)</td></tr><tr><td>sebeb-i azil: memurluktan çıkarılma sebebi</td><td>tahkir: hakaret, aşağılama</td></tr></tbody></table>
    Yazar : Risale Forum

  4. #94
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.159
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61430


    Onuncu Söz - Zeylin Beşinci Parçası - Sayfa 175

    Zeylin Beşinci Parçası1

    Evet, nass-ı hadisle, nev-i beşerin en mümtaz şahsiyetleri olan yüz yirmi dört bin enbiyanın2 icmâ ve tevatürle, kısmen şuhuda ve kısmen hakkalyakîne istinaden, müttefikan âhiretin vücudundan ve insanların oraya sevk edileceğinden ve bu kâinat Hâlıkının kat’î vaad ettiği âhireti getireceğinden haber verdikleri gibi; onların verdikleri haberi keşif ve şuhud ile, ilmelyakîn suretinde tasdik eden yüz yirmi dört milyon evliyanın o âhiretin vücuduna şehadetleriyle ve bu kâinatın Sâni-i Hakîminin bütün esmâsı bu dünyada gösterdikleri cilveleriyle bir âlem-i bekàyı bilbedâhe iktiza ettiklerinden, yine âhiretin vücuduna delâletiyle; ve her sene, baharda, rû-yi zeminde ayakta duran had ve hesaba gelmez ölmüş ağaçların cenazelerini emr-i كُنْ فَيَكُونُ 3 ile ihyâ edip ba’sü ba’delmevt’e mazhar eden ve haşir ve neşrin yüz binler nümunesi olarak nebâtat taifelerinden ve hayvânat milletlerinden üç yüz bin nevileri haşir ve neşreden hadsiz bir kudret-i ezeliye ve hesapsız ve israfsız bir hikmet-i ebediye ve rızka muhtaç bütün zîruhları kemâl-i şefkatle gayet harika bir tarzda iâşe ettiren ve her baharda az bir zamanda had ve hesaba gelmez envâ-ı ziynet ve mehâsini gösteren bir rahmet-i bâkiye


    Not
    Dipnot-1 Bu kısım, aynı zamanda Yirmi Altıncı Lem’a’nın Beşinci Ricâsının haşirle ilgili bir parçasıdır.

    Dipnot-2
    bk. Müsned, 5:266; Veliyyüddin Tebrizî, Mişkâtü’l-Mesâbîh, 3:122; İbnü’l-Kayyım el-Cevzî, Zâdü’l-Meâd, (Tahkik: el-Arnavud), 1:43-44.

    Dipnot-3
    “(Cenâb-ı Hak) Birşeyin olmasını murad ettiği zaman, Onun işi sadece ‘Ol’ demektir; o da oluverir.” Yâsin Sûresi, 36:82.




    <table border="0" cellpadding="0" cellspacing="2"><tbody><tr><td>Hâlık: herşeyi yaratan Allah (bk. ḫ-l-ḳ)</td><td>Sâni-i Hakîm: herşeyi hikmetle ve sanatla yaratan Allah (bk. ṣ-n-a; ḥ-k-m)</td></tr><tr><td>ba’sü bâde’l-mevt: öldükten sonra tekrar diriltilme (bk. m-v-t)</td><td>bilbedâhe: ap açık bir şekilde</td></tr><tr><td>cilve: görünüm, yansıma (bk. c-l-y)</td><td>delâlet: delil olma, işaret etme</td></tr><tr><td>enbiya: peygamberler (bk. n-b-e)</td><td>envâ-ı ziynet ve mehâsin: süs ve güzelliklerin çeşitleri (bk. z-y-n; ḥ-s-n)</td></tr><tr><td>esmâ: isimler (bk. s-m-v)</td><td>evliya: veliler, Allah dostları (bk. v-l-y)</td></tr><tr><td>had ve hesaba gelmemek: sonsuz ve sınırsız olmak</td><td>hadsiz: sınırsız</td></tr><tr><td>hakkalyakin: bizzat yaşayarak kesin bilgi edinme (bk. ḥ-ḳ-ḳ; y-ḳ-n) </td><td>hayvânat: hayvanlar (bk. ḥ-y-y)</td></tr><tr><td>haşir ve neşir: öldükten sonra âhirette tekrar diriltilerek Allah’ın huzurunda toplanma ve tekrar dağılıp yayılma (bk. ḥ-ş-r)</td><td>hikmet-i ebediye: Allah’ın sonsuz hikmeti; herşeyi belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde yaratması (bk. ḥ-k-m; e-b-d)</td></tr><tr><td>iaşe ettiren: besleyen (bk. a-y-ş)</td><td>icmâ: fikir birliği (bk. c-m-a)</td></tr><tr><td>ihyâ: hayat verme, diriltme (bk. ḥ-y-y)</td><td>iktiza: gerektirme</td></tr><tr><td>ilmelyakin: kesin bilgiye dayanarak, kuşkuya yer bırakmayacak biçimde öğrenme (bk. a-l-m; y-ḳ-n)</td><td>istinaden: dayanarak (bk. s-n-d)</td></tr><tr><td>kat’î: kesin</td><td>kemâl-i şefkat: tam bir şefkat (bk. k-m-l; ş-f-ḳ)</td></tr><tr><td>keşif: mânevî âlemlerde bazı olayları ve hakikatleri görme (bk. k-ş-f)</td><td>kudret-i ezeliye: varlığının başlangıcı olmayan ve ezelden beri var olan Allah’ın kudreti (bk. ḳ-d-r; e-z-l)</td></tr><tr><td>kâinat: evren, yaratılmış herşey (bk. k-v-n)</td><td>mazhar etmek: eriştirmek (bk. ẓ-h-r)</td></tr><tr><td>mümtaz: seçkin, üstün</td><td>müttefikan: ittifakla, birleşerek</td></tr><tr><td>nass-ı hadis: hadisin metni ve kesin hükmü (bk. h-d-s̱)</td><td>nebâtat: bitkiler</td></tr><tr><td>nev: çeşit, tür</td><td>nev-i beşer: insanlık</td></tr><tr><td>rahmet-i bâkiye: devamlı olan şefkat ve merhamet (bk. r-ḥ-m; b-ḳ-y)</td><td>rû-yi zemin: yeryüzü</td></tr><tr><td>sevk edilmek: gönderilmek</td><td>suret: şekil (bk. ṣ-v-r)</td></tr><tr><td>taife: topluluk</td><td>tasdik etmek: doğrulamak, onaylamak (bk. ṣ-d-ḳ)</td></tr><tr><td>tevatür: doğruluğu kesin olarak kanıtlanan haber</td><td>vaad etmek: söz vermek (bk. v-a-d)</td></tr><tr><td>vücud: varlık (bk. v-c-d)</td><td>zeyl: ilâve, ek</td></tr><tr><td>zîruh: ruh sahibi (bk. ẕî; r-v-ḥ)</td><td>âhiret: öteki dünya, öldükten sonraki hayat (bk. e-ḫ-r)</td></tr><tr><td>âlem-i bekà: sonsuz ve kalıcı âlem (bk. a-l-m; b-ḳ-y) </td><td>şuhud: gözle görme (bk. ş-h-d)</td></tr></tbody></table>
    Yazar : Risale Forum

  5. #95
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.159
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61430


    Onuncu Söz - Zeylin Beşinci Parçası - Sayfa 176

    ve bir inâyet-i daime bilbedâhe âhiretin vücudunu istilzam ile ve şu kâinatın en mükemmel meyvesi ve Hâlık-ı Kâinatın en sevdiği masnuu ve kâinatın mevcudatıyla en ziyade alâkadar olan insandaki şedit, sarsılmaz, daimi olan aşk-ı bekà ve şevk-i ebediyet ve âmâl-i sermediyet, bilbedâhe işaret ve delâletiyle, bu âlem-i fâniden sonra bir âlem-i bâki ve bir dâr-ı âhiret ve bir dâr-ı saadet bulunduğunu o derece kat’î bir surette ispat ederler ki, dünyanın vücudu kadar, bilbedâhe âhiretin vücudunu kabul etmeyi istilzam ederler.HAŞİYE-1

    Madem Kur’ân-ı Hakîmin bize verdiği en mühim bir ders, iman-ı bil’âhirettir; ve o iman da bu derece kuvvetlidir; ve o imanda öyle bir rica ve bir teselli var ki, yüz bin ihtiyarlık birtek şahsa gelse, bu imandan gelen teselli mukabil gelebilir. Biz ihtiyarlar “Elhamdü lillâhi alâ kemâli’l-îmân” deyip ihtiyarlığımıza sevinmeliyiz.



    Not
    Haşiye-1 Evet, sübutî bir emri ihbar etmenin kolaylığı ve inkâr ve nefyetmenin gayet müşkül olduğu bu temsilden görünür. Şöyle ki: Biri dese, “Meyveleri süt konserveleri olan gayet harika bir bahçe küre-i arz üzerinde vardır”; diğeri dese, “Yoktur.” ispat eden, yalnız onun yerini veyahut bazı meyvelerini göstermekle, kolayca dâvâsını ispat eder. İnkâr eden adam, nefyini ispat etmek için bütün küre-i arzı görmek ve göstermekle dâvâsını ispat edebilir. Aynen öyle de, Cenneti ihbar edenler, yüz binler tereşşuhâtını, meyvelerini, âsârını gösterdiklerinden kat’-ı nazar, iki şahid-i sadıkın sübutuna şehadetleri kâfi gelirken; onu inkâr eden, hadsiz bir kâinatı, hadsiz ebedî zamanı temâşâ etmek ve görmek ve eledikten sonra inkârını ispat edebilir, ademini gösterebilir. İşte, ey ihtiyar kardeşler, iman-ı âhiretin ne kadar kuvvetli olduğunu anlayınız.




    <table border="0" cellpadding="0" cellspacing="2"><tbody><tr><td>Hâlık-ı Kâinat: evreni, herşeyi yaratan Allah (bk. ḫ-l-ḳ; k-v-n)</td><td>Kur’ân-ı Hakîm: içinde sayısız hikmet ve faydalar bulunan Kur’ân (bk. ḥ-k-m)</td></tr><tr><td>adem: yokluk</td><td>alâkadar: ilgili</td></tr><tr><td>aşk-ı bekà: sonsuza kadar devam edebilme aşkı (bk. b-ḳ-y)</td><td>bilbedâhe: ap açık bir şekilde </td></tr><tr><td>delâlet: delil olma, işaret etme</td><td>dâr-ı saadet: mutluluk yurdu</td></tr><tr><td>dâr-ı âhiret: âhiret yurdu (bk. e-ḫ-r)</td><td>ebedî: sonsuz (bk. e-b-d)</td></tr><tr><td>elhamdü lillâhi alâ kemâli’l-îmân: mükemmel imandan dolayı Allah’a hamdolsun (bk. ḥ-m-d; e-l-h; k-m-l; e-m-n)</td><td>hadsiz: sınırsız</td></tr><tr><td>haşiye: dipnot, açıklayıcı not</td><td>ihbar etme: haber verme</td></tr><tr><td>iman-ı âhiret: âhirete iman (bk. e-m-n; e-ḫ-r) </td><td>inkâr: inanmama, kabul etmeme (bk. n-k-r)</td></tr><tr><td>inâyet-i daime: devamlı yardım, iyilik ve bağış (bk. a-n-y)</td><td>istilzam: gerektirme </td></tr><tr><td>kat-ı nazar: görmezden gelme (bk. n-ẓ-r)</td><td>kat’î: kesin</td></tr><tr><td>kâfi: yeterli</td><td>kâinat: evren, yaratılmış herşey (bk. k-v-n)</td></tr><tr><td>küre-i arz: yerküre, dünya</td><td>masnu: sanat eseri varlık (bk. ṣ-n-a)</td></tr><tr><td>mevcudat: varlıklar (bk. v-c-d)</td><td>mukabil: karşılık</td></tr><tr><td>mühim: önemli</td><td>müşkül: zor</td></tr><tr><td>nefyetmek: reddetmek, inanmamak</td><td>rica(reca): ümit</td></tr><tr><td>suret: şekil, biçim (bk. ṣ-v-r)</td><td>sübut: varlığı kesin ve gerçek olması</td></tr><tr><td>sübutî: gerçek ve kesin</td><td>temsil: kıyaslama tarzında benzetme, analoji (bk. m-s̱-l)</td></tr><tr><td>temâşâ etmek: seyretmek</td><td>tereşşuhât: sızıntılar, izler</td></tr><tr><td>ziyade: çok, fazla</td><td>âlem-i bâki: devamlı ve kalıcı âlem (bk. a-l-m; b-ḳ-y) </td></tr><tr><td>âlem-i fâni: gelip geçici, ölümlü âlem (bk. a-l-m; f-n-y) </td><td>âmâl-i sermediyet: daimî emeller ve arzular</td></tr><tr><td>âsâr: eserler</td><td>şahid-i sadık: doğru sözlü şahit (bk. ş-h-d; ṣ-d-ḳ)</td></tr><tr><td>şedit: şiddetli </td><td>şehadet: şahitlik (bk. ş-h-d)</td></tr><tr><td>şevk-i ebediyet: sonsuzluğa şiddetli istek (bk. e-b-d)</td></tr></tbody></table>
    Yazar : Risale Forum

Sayfa 10/10 İlkİlk ... 678910

Facebook Yorumları

Facebook Giriş

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Bu Konudaki Etiketler

102, 103, 104, 105, 106, 108, 112, 113, 115, 117, 118, 119, 120, 121, 124, 125, 126, 127, 128, 130, 131, 133, 134, 135, 136, 137, 138, 139, 140, 142, 143, 144, 145, 146, 147, 148, 149, 151, 152, 153, 154, 155, 157, 159, 160, 161, 162, 592, 600, açacak, acip, adalettir, adedince, adıyla, âhirette, aklı, akıldan, aldatmak, aldıkları, âlemleri, âlisi, amellerin, anlayamıyorum, anlayan, araf, arkadaşı, arınmış, arz, asfiya, atan, aya, aynen, ağzı, bahçeyi, bahusus, baskı, bağış, bağışlar, başıboş, beraberlik, beyanı, beşer, biçarelerin, bildirir, bilinmez, bilmesi, bilmüşahede, binaen, birlik, bizleri, bulamaz, bulunmak, buna, bunu, bıraktığı, cemiyetli, cesedlerin, cevaben, cihanı, cilvelerine, çok, cömertlik, dadır, daire, dağlar, dağıtacak, dedikleri, denilmez, derece, desteklemek, değiller, değiştirilemez, değiştirme, değiştirmek, dikkatle, dilemek, diriltecek, diyebilir, düzenli, düğü, düşmanı, dış, dışında, edenleri, edilirse, edilsin, ediyorlar, ediyorsun, efes turları, eksiksiz, elbet, elenmek, eliyle, ellerinde, elzemdir, esasa, esenlik, etmeme, etmemesi, ettiklerini, ettiren, ettirsin, ettiğimiz, eğlenceleri, eşsiz, faideleri, fıtraten, gayret, gelmiş, gerçekleri, gerçeklik, getirip, gezer, gezi, gibi, gideceksiniz, gidip, gidiyoruz, gif, giydirmek, görmesin, görünmek, gösteriş, gösterme, güzelliği, hakaiki, hâkeza, hakkaniyeti, halka, hâlıkını, hayalen, hayrette, hazretlerini, haşir, haşirde, herkes, herşeye, herşeyin, hevâ, heves, hevesi, hezeyan, hidayetin, hikâyeler, hücum, ibarettir, icadı, ihanet, ihata, ihyası, ilham, ilişkiler, imaniyeden, imdat, inananlar, inancı, inanmayanlar, incitmek, insanlığı, isbat, istediğini, istekleri, istinbat, iyilikle, izale, işaret, işgal, iştir, jpg, kabre, kadar, kadirdir, kafasını, kaldıracak, kalsı, kanunları, kardeşleri, kaybedecek, kebiri, kebirin, kederi, kendilerini, kendisinde, kesretli, kinaye, kitabını, konuşmak, korunması, kudretine, küfrü, kullar, külliye, kuvvetle, kırka, kısmen, kısmı, kıymetini, kıymetsiz, lâkin, lam, libası, lütuf, lüzumu, maddeten, mahkeme, mahşere, malûmdur, manevra, masnuatı, mecbur, mecmuası, medarı, mehasini, memlekete, menbaı, meramı, merhametin, merhametsizlik, mertebesini, meselâ, meselede, meseledir, meseleyi, mevcudat, mevsimlerin, meydanı, meyletmek, milleti, misafirhanesi, muazzam, muhakkak, muhaldir, muhammediyenin, muhterem, mükâfatını, mükerrem, müstaid, müstehak, mütehayyir, müş, naks, nasıl, nefer, neşretmek, nihayet, olana, olduğuna, olduğundan, olmadığı, olmamak, onlardan, oradan, orga, öyledir, özellikle, özgü, öğreten, para, parçalar, peygamberlere, rahatla, rahmet, risaleti, rububiyeti, sahte, sakı, sayılan, sekiz, semeresi, sergiler, servet, sevsin, seyyare, sözlerde, sultana, süre, süren, sûresi, suretle, surlar, sığı, sığınmak, tahrip, takdim, tamamıyla, tanımayan, tasavvur, tasdike, tebdili, tecavüz, tefsirini, ters, teşhir, tokat, toplamak, tükenmez, ücretleri, uhrevî, ümitsizlik, umum, üstü, vahy, varlığının, vazifeler, vazifelerimiz, vazifeli, verdiği, verilmiş, vesveseler, veyahut, yapması, yapılmıyor, yaratılışında, yardımı, yayı, yazılan, yazıldığı, yerden, yüzleri, yıldızları, ışık, zamanla, zamanları, zarif, zeminde, zira, zulmet, zulmü, zıttı, şartları, şehadetler, şenlendiren, şevk, şeye, şeylerle

Etiket Bulutu Ana Sayfası

Sosyal İmleme

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222