Sayfa 1/2 12 SonSon
12 sonuçtan 1 ile 10 arası

  1. #1
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.159
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61430


    Dokuzuncu Söz



    فَسُبْحَانَ اللهِ حِينَ تُمْسُونَ وَحِينَ تُصْبِحُونَ وَلَهُ الْحَمْدُ فِى السَّمٰوَاتِ وَاْلاَرْضِ وَعَشِيًّا وَحِينَ تُظْهِرُونَ1

    EY BİRADER! Benden, namaz
    ın şu muayyen beş vakte2 hikmet-i tahsisini soruyorsun. Pek çok hikmetlerinden yalnız birisine işaret ederiz.


    Evet, herbir namazın vakti, mühim bir inkılâp başı olduğu gibi, azîm bir tasarruf-u İlâhînin âyinesi ve o tasarruf içinde ihsânât-ı külliye-i İlâhiyenin birer mâkesi olduğundan, Kadîr-i Zülcelâle o vakitlerde daha ziyade tesbih ve tazim ve hadsiz nimetlerinin iki vakit ortasında toplanmış yekûnuna karşı şükür ve hamd demek olan namaza emredilmiştir. Şu ince ve derin mânâyı bir parça fehmetmek için, Beş Nükteyi nefsimle beraber dinlemek lâzım.

    BİRİNCİ NÜKTE

    Namazın mânâsı, Cenâb-ı Hakkı tesbih ve tâzim ve şükürdür. Yani,

    • celâline karşı kavlen ve fiilen Sübhânallah deyip takdis etmek;
    • hem, kemâline karşı lâfzen ve amelen Allahu ekber deyip tâzim etmek;


    Not
    Dipnot-1 “Haydi siz akşama erdiğinizde ve sabaha kavuştuğunuzda Allah’ı tesbih edin. Göklerde ve yerde hamd ve övgü Ona mahsustur. İkindi vaktinde de ve öğle vaktine erişince de Allah’ı tesbih edip namaz kılın.” Rum Sûresi, 30:17-18.

    Dipnot-2
    Namazın beş vakte tahsisi konusunda yukarıdaki âyetlerle birlikte bk. Bakara Sûresi, 2:238. Buhârî, Zekât 1, 41, 64, Meğâzî 60, Tevhid 1; Müslim; Îmân 8, 29, 31, 259, Mesâcid 166; Tirmizî, Zekât 2, 6; Ebû Dâvûd, Salât 1, 9, Vitr 2, Zekât 5; Nesâî, Salat 1, 4, 6, Sıyâm 1, Îmân 23, Zekât 1, 46; İbni Mâce, İkâmetü’s-Salât 194, Zekât 1; Dârimî, Tahâret 1, Ezan 208, Zekât 1.



    Allahu ekber: “Allah en büyüktür” (bk. k-b-r) Cenâb-ı Hak: Hakkın ta kendisi olan şeref ve yücelik sahibi Allah (bk. ḥ-ḳ-ḳ)
    Kadîr-i Zülcelal: kudreti herşeyi kuşatan ve sonsuz haşmet ve yücelik sahibi Allah (bk. ḳ-d-r; ẕü; c-l-l) Sübhanallah: “Allah her türlü eksiklikten sonsuz derecede yücedir” anlamında bir tesbih (bk. s-b-ḥ)
    amelen: davranışla azîm: çok büyük (bk. a-ẓ-m)
    birader: kardeş celâl: haşmet, ihtişam, yücelik, (bk. c-l-l)
    fehmetmek: anlamak fiilen: fiil ve davranışla (bk. f-a-l)
    hadsiz: sayısız hamd: övgü ve şükür (bk. ḥ-m-d)
    hikmet: sebep, gaye, fayda (bk. ḥ-k-m) hikmet-i tahsisi: ait kılınmasının hikmeti, gayesi (bk. ḥ-k-m)
    ihsânât-ı külliye-i İlâhiye: Allah’ın herşeyi kuşatan bağış ve iyilikleri (bk. ḥ-s-n; k-l-l; e-l-h) inkılâp: değişim, dönüşüm
    kavlen: sözle kemâl: kusursuzluk, mükemmellik (bk. k-m-l)
    lâfzen: sözlü olarak muayyen: belirli
    mâkes: yansıma yeri mühim: önemli
    nefis: kişinin kendisi (bk. n-f-s) nükte: ince anlamlı söz
    takdis: Allah’ın her türlü eksiklik ve çirkinlikten yüce olduğunu ilân etme (bk. ḳ-d-s) tasarruf: herşeyi dilediği gibi kullanma ve yönetme (bk. ṣ-r-f)
    tasarruf-u İlâhî: Allah’ın faaliyet ve icraatları (bk. ṣ-r-f; e-l-h) tesbih: Allah’ı her türlü noksan ve kusurdan yüce tutarak şanına layık ifadelerle anma (bk. s-b-ḥ)
    tâzim: Allah’ın sonsuz azamet ve büyüklüğünü dile getirme (bk. a-ẓ-m) yekûn: toplam
    ziyade: fazla âyine: ayna

    Benzer Konular
    On Dokuzuncu Lem'a
    On Dokuzuncu Lem'a On Dokuzuncu Lem’a İktisat Risalesi İktisat ve kanaate, israf ve tebzîre dairdir. كُلُوا وَاشْ
    Dokuzuncu Şuâ
    Dokuzuncu Şuâ Dokuzuncu Şuâ (Onuncu Sözün mühim bir zeyli ve lâhikasının birinci parçası) ال 
    Dokuzuncu Lem'a
    Dokuzuncu Lem'a Dokuzuncu Lem’a Bu lem’ayı herkes okumasın. Vahdetü’l-vücudun ince kusurlarını herkes göremez ve muhtaç değil. بِاسْمِهِ http://www.
    On Dokuzuncu Söz
    On Dokuzuncu Söz On Dokuzuncu Söz Risalet-i Ahmediyeye dairdir وَمَا مَدَحْتُ مُحَمَّداً &#
    Dokuzuncu Şua
    Dokuzuncu Şua Onuncu Söz'ün Mühim Bir Zeyli ve Lâhikasının Birinci Parçası) بِسْمِ اللّهِ الرّحْمنِ 
    Yazar : Risale Forum
    Konu TaLHa tarafından (31-01-2013 Saat 11:54 ) değiştirilmiştir.

  2. #2
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.159
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61430


    Dokuzuncu Söz - Sayfa 71

    • hem, cemâline karşı kalben ve lisanen ve bedenen Elhamdülillâh deyip şükretmektir.

    Demek, tesbih ve tekbir ve hamd, namazın çekirdekleri hükmündedirler. Ondandır ki, namazın harekât ve ezkârında, bu üç şey her tarafında bulunuyorlar. Hem ondandır ki, namazdan sonra, namazın mânâsını tekid ve takviye için, şu kelimât-ı mübareke, otuz üç defa tekrar edilir;1 namazın mânâsı şu mücmel hülâsalarla tekid edilir.

    İKİNCİ NÜKTE

    İbadetin mânâsı şudur ki: Dergâh-ı İlâhîde abd kendi kusurunu ve acz ve fakrını görüp kemâl-i Rububiyetin ve kudret-i Samedâniyenin ve rahmet-i İlâhiyenin önünde hayret ve muhabbetle secde etmektir.

    Yani, Rububiyetin saltanatı, nasıl ki ubûdiyeti ve itaati ister. Rububiyetin kudsiyeti, paklığı dahi ister ki, abd, kendi kusurunu görüp, istiğfar ile ve Rabbini bütün nekaisten pak ve müberra ve ehl-i dalâletin efkâr-ı batılasından münezzeh ve muallâ ve kâinatın bütün kusurâtından mukaddes ve muarra olduğunu, tesbih ile, Sübhanallah ile ilân etsin.

    Hem de Rububiyetin kemâl-i kudreti dahi ister ki, abd, kendi zaafını ve mahlûkatın aczini görmekle, kudret-i Samedâniyenin azamet-i âsârına karşı istihsan ve hayret içinde Allahu ekber deyip, huzû ile rükûa gidip, Ona iltica ve tevekkül etsin.

    Hem Rububiyetin nihayetsiz hazine-i rahmeti de ister ki, abd, kendi ihtiyacını ve bütün mahlûkatın fakr ve ihtiyâcâtını sual ve dua lisanıyla izhar ve Rabbinin ihsan ve in’âmâtını şükür ve senâ ile ve Elhamdü lillâh ile ilân etsin.


    Not
    Dipnot-1 bk. Müslim, Mesâcid 144, 146; Tirmizî, Deavât 25; Nesâî, Sehv 92; İbni Mâce, İkâmetü’s-Salât 32.



    Allahu ekber: “Allah en büyüktür” (bk. k-b-r) Elhamdü lillâh: “her türlü teşekkür ve övgü Allah’a aittir” (bk. ḥ-m-d)
    Rab: herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri veren, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulunduran Allah (bk. r-b-b) Sübhanallah: Allah her türlü eksiklikten sonsuz derecede yücedir (bk. s-b-ḥ)
    abd: kul (bk. a-b-d) acz: güçsüzlük (bk. a-c-z)
    azamet-i âsar: eserlerin büyüklüğü (bk. a-ẓ-m) cemâl: sonsuz güzellik (bk. c-m-l)
    dergâh-ı İlâhî: Cenab-ı Allah’ın rahmet kapısı (bk. e-l-h) dua: yalvarma, yakarma (bk. d-a-v)
    efkâr-ı bâtıla: asılsız, boş düşünceler (bk. f-k-r) ehl-i dalâlet: hak yoldan sapmış, inançsız kimseler (bk. ḍ-l-l)
    ezkâr: zikirler fakr: fakirlik, ihtiyaç hali (bk. f-ḳ-r)
    hamd: şükür ve övgü (bk. ḥ-m-d) harekât: hareketler
    hazine-i rahmet: Allah’ın rahmet hazinesi (bk. r-ḥ-m) huzû: Allah’ın büyüklüğünü düşünerek boyun eğme
    hülâsa: esas, öz ihsan: iyilik, bağış (bk. ḥ-s-n)
    ihtiyâcât: ihtiyaçlar (bk. ḥ-v-c) iltica: sığınma
    in’âmat: nimetler (bk. n-a-m) istihsan: beğenme, güzel bulma (bk. ḥ-s-n)
    istiğfar: bağışlanma dileme (bk. ğ-f-r) izhar: gösterme (bk. ẓ-h-r)
    kelimât-ı mübâreke: mübarek kelimeler, sözler (bk. k-l-m; b-r-k) kemâl-i Rubûbiyet: Allah’ın herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri vermesinin, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulundurmasının mükemmelliği (bk. k-m-l; r-b-b)
    kemâl-i kudret: kudretin mükemmelliği (bk. k-m-l; ḳ-d-r) kudret-i Samedâniye: herşey Kendisine muhtaç olduğu halde Kendisi hiçbir şeye muhtaç olmayan Allah’ın kudreti (bk. ḳ-d-r; ṣ-m-d)
    kudsiyet: kusur ve noksandan uzak oluş, kutsallık (bk. ḳ-d-s) kusurât: kusurlar
    kâinat: evren, yaratılmış herşey (bk. k-v-n) lisanen: dille
    mahlûkat: yaratıklar (bk. ḫ-l-ḳ) muarrâ: temiz, pak, arınmış
    muhabbet: sevgi (bk. ḥ-b-b) mukaddes: kusur ve eksiklikten yüce, kutsal (bk. ḳ-d-s)
    muâllâ: yüce müberrâ: arınmış, temiz
    mücmel: özetlenmiş (bk. c-m-l) münezzeh: kusur ve eksiklikten arınmış, temiz (bk. n-z-h)
    nekâis: noksanlıklar, eksiklikler rahmet-i İlâhiye: Allah’ın şefkat ve merhameti (bk. r-ḥ-m; e-l-h)
    rububiyet: Rablık; Allah’ın herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri vermesi, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulundurması (bk. r-b-b) saltanat: egemenlik (bk. s-l-ṭ)
    senâ: övgü sual: isteme
    takviye: güçlendirme, destekleme tekbir: Allah’ın büyüklüğünü dile getirme (bk. k-b-r)
    tekid: kuvvetlendirme tesbih: Allah’ı her türlü kusurdan yüce tutarak şanına layık ifadelerle anma (bk. s-b-ḥ)
    tevekkül: Allah’a dayanma ve güvenme (bk. v-k-l) ubûdiyet: Allah’a kulluk (bk. a-b-d)
    Yazar : Risale Forum
    Konu TaLHa tarafından (31-01-2013 Saat 11:54 ) değiştirilmiştir.

  3. #3
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.159
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61430


    Dokuzuncu Söz - Sayfa 72

    Demek, namazın ef’âl ve akvâli bu mânâları tazammun ediyor ve bunlar için taraf-ı İlâhîden vaz edilmişler.

    ÜÇÜNCÜ NÜKTE

    Nasıl ki insan şu âlem-i kebirin bir misal-i musağğarıdır ve Fâtiha-i Şerife şu Kur’ân-ı Azîmüşşânın bir timsal-i münevveridir. Namaz dahi, bütün ibâdâtın envaını şamil bir fihriste-i nuraniyedir ve bütün esnâf-ı mahlûkatın elvân-ı ibadetlerine işaret eden bir harita-i kudsiyedir.

    DÖRDÜNCÜ NÜKTE

    Nasıl ki haftalık bir saatin saniye ve dakika ve saat ve günlerini sayan milleri birbirine bakarlar, birbirinin misalidirler ve birbirinin hükmünü alırlar. Öyle de, Cenâb-ı Hakkın bir saat-i kübrâsı olan şu âlem-i dünyanın saniyesi hükmünde olan gece ve gündüz deveranı ve dakikaları sayan seneler ve saatleri sayan tabakat-ı ömr-ü insan ve günleri sayan edvâr-ı ömr-ü âlem birbirine bakarlar, birbirinin misalidirler ve birbirinin hükmündedirler ve birbirini hatırlatırlar.

    Meselâ, fecir zamanı, tulûa kadar, evvel-i bahar zamanına, hem insanın rahm-ı mâdere düştüğü âvânına, hem semâvât ve arzın altı gün hilkatinden birinci gününe benzer ve hatırlatır ve onlardaki şuûnât-ı İlâhiyeyi ihtar eder.

    Zuhr zamanı ise, yaz mevsiminin ortasına, hem gençlik kemâline, hem ömr-ü dünyadaki hilkat-i insan devrine benzer ve işaret eder ve onlardaki tecelliyât-ı rahmeti ve füyuzât-ı nimeti hatırlatır.
    Asr zamanı ise, güz mevsimine, hem ihtiyarlık vaktine, hem Âhirzaman Peygamberinin (aleyhissalâtü vesselâm) asr-ı saadetine benzer ve onlardaki şuûnât-ı İlâhiyeyi ve in’âmât-ı Rahmâniyeyi ihtar eder.

    Mağrib zamanı ise, güz mevsiminin âhirinde pek çok mahlûkatın gurubunu,



    Fatiha-i Şerife: Fatiha Sûresi Kur’ân-ı Azîmüşşan: şanı yüce Kur’ân (bk. a-ẓ-m)
    akvâl: sözler aleyhissalâtü vesselâm: Allah’ın salât ve selâmı onun üzerine olsun (bk. ṣ-l-v; s-l-m)
    arz: yer asr: ikindi
    asr-ı saadet: Peygamberimizin yaşadığı dönem, mutluluk asrı deveran: dönüş
    edvâr-ı ömr-ü âlem: dünyanın ömür devirleri (bk. a-l-m) ef’al: fiiller, hareketler (bk. f-a-l)
    elvân-ı ibadet: renk renk, çeşit çeşit ibadet (bk. a-b-d) envâ: çeşitler, türler
    esnâf-ı mahlûkat: yaratılmışların sınıfları, çeşitleri (bk. ḫ-l-ḳ) evvel-i bahar: baharın başlangıcı
    fecir: tan yerinin ağarması, sabah fihriste-i nuraniye: nurlu fihriste (bk. n-v-r)
    füyuzât-ı nimet: nimetlerin bolluğu, bereketi (bk. f-y-ḍ; n-a-m) gurup: batış, ölüm
    güz: sonbahar harita-i kudsiye: kutsal harita (bk. ḳ-d-s)
    hilkat: yaratılış (bk. ḫ-l-ḳ) hilkat-i insan: insanın yaratılışı (bk. ḫ-l-ḳ)
    ibâdat: ibadetler (bk. a-b-d) ihtar etmek: hatırlatmak
    in’âmât-ı Rahmâniye: Allah’ın sonsuz şefkat ve merhametiyle bağışladığı nimetler (bk. n-a-m; r-ḥ-m) kemâl: olgunluk, mükemmellik (bk. k-m-l)
    mahlûkat: yaratıklar (bk. ḫ-l-ḳ) mağrib: akşam
    misal: benzer, örnek (bk. m-s̱-l) misal-i musağğar: küçültülmüş nümune (bk. m-s̱-l)
    rahm-ı mâder: anne karnı (bk. r-ḥ-m) saat-i kübrâ: çok büyük saat (bk. k-b-r)
    semavat: gökler (bk. s-m-v) tabakat-ı ömr-ü insan: insan ömrünün aşamaları
    taraf-ı İlâhîden: Allah tarafından (bk. e-l-h) tazammun: içine alma
    tecelliyât-ı rahmet: rahmet yansımaları, görüntüleri (bk. c-l-y; r-ḥ-m) timsal-i münevver: nurlu örnek (bk. m-s̱-l; n-v-r)
    tulû: güneşin doğuşu vaz edilmek: konulmak, yerleştirilmek
    zuhr: öğle Âhirzaman Peygamberi: dünya hayatının kıyamete yakın son devresinde gönderilen Peygamberimiz Hz. Muhammed (a.s.m.) (bk. e-ḫ-r)
    âhir: son (bk. e-ḫ-r) âlem-i dünya: dünya âlemi (bk. a-l-m)
    âlem-i kebir: büyük âlem, evren (bk. a-l-m; k-b-r) âvân: anlar, vakitler
    ömr-ü dünya: dünyanın ömrü şuûnât-ı İlâhiye: Cenab-ı Allah’ın işleri, fiilleri ve tasarrufları (bk. ş-e-n; e-l-h)
    şâmil: kapsayan
    Yazar : Risale Forum
    Konu TaLHa tarafından (31-01-2013 Saat 11:55 ) değiştirilmiştir.

  4. #4
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.159
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61430


    Dokuzuncu Söz - Sayfa 73

    hem insanın vefatını, hem dünyanın kıyamet iptidasındaki harabiyetini ihtar ile tecelliyât-ı celâliyeyi ifham ve beşeri gaflet uykusundan uyandırır, ikaz eder.

    İşâ vakti ise, âlem-i zulümat nehar âleminin bütün âsârını siyah kefeniyle setretmesini, hem kışın beyaz kefeni ile ölmüş yerin yüzünü örtmesini, hem vefat etmiş insanın bakıye-i âsârı dahi vefat edip nisyan perdesi altına girmesini, hem bu dar-ı imtihan olan dünyanın bütün bütün kapanmasını ihtar ile Kahhâr-ı Zülcelâlin celâlli tasarrufâtını ilân eder.

    Gece vakti ise, hem kışı, hem kabri, hem âlem-i berzahı ifham ile, ruh-u beşer rahmet-i Rahmâna ne derece muhtaç olduğunu insana hatırlatır. Ve gecede teheccüd ise, kabir gecesinde ve berzah karanlığında ne kadar lüzumlu bir ışık olduğunu bildirir, ikaz eder ve bütün bu inkılâbat içinde Cenâb-ı Mün’im-i Hakikînin nihayetsiz nimetlerini ihtar ile, ne derece hamd ve senâya müstehak olduğunu ilân eder.

    İkinci sabah ise, sabah-ı haşri ihtar eder. Evet, şu gecenin sabahı ve şu kışın baharı ne kadar makul ve lâzım ve kat’i ise, haşrin sabahı da, berzahın baharı da o kat’iyettedir.

    Demek, bu beş vaktin herbiri bir mühim inkılâp başında olduğu ve büyük inkılâpları ihtar ettiği gibi, kudret-i Samedâniyenin tasarrufât-ı azîme-i yevmiyesinin işaretiyle, hem senevî, hem asrî, hem dehrî, kudretin mucizâtını ve rahmetin hedâyâsını hatırlatır. Demek asıl vazife-i fıtrat ve esas-ı ubûdiyet ve kat’i borç olan farz namaz, şu vakitlerde lâyıktır ve enseptir.

    BEŞİNCİ NÜKTE

    İnsan fıtraten gayet zayıftır. Halbuki herşey ona ilişir, onu müteessir ve müteellim


    Cenâb-ı Mün’im-i Hakikî: gerçek nimet verici olan yüce Allah (bk. n-a-m; ḥ-ḳ-ḳ) Kahhâr-ı Zülcelâl: mutlak üstünlük sahibi olan, haşmet ve yüceliği sonsuz Allah (bk. ḳ-h-r; ẕü; c-l-l)
    asrî: yüzyıllık bakiye-i âsâr: geride kalan eserler, izler (bk. b-ḳ-y)
    berzah: kabir âlemi beşer: insan
    celâlli: haşmetli, ihtişamlı, heybetli (bk. c-l-l) dehrî: çağları içine alan
    dâr-ı imtihan: imtihan yeri ensep: en uygun (bk. n-s-b)
    esas-ı ubûdiyet: kulluğun esası, özü (bk. a-b-d) fıtraten: yaratılış gereği (bk. f-ṭ-r)
    gaflet: duyarsızlık, mânevî sorumluluklarından habersiz davranma hali (bk. ğ-f-l) hamd: övgü ve şükür (bk. ḥ-m-d)
    harabiyet: yok oluş, yıkılış haşir: öldükten sonra âhirette tekrar diriltilip Allah’ın huzurunda toplanma (bk. ḥ-ş-r)
    hedâyâ: hediyeler, armağanlar ifham: anlatma
    ihtar: hatırlatma ikaz: uyarma
    inkılâbat: büyük değişimler, dönüşümler inkılâp: değişim, dönüşüm
    iptida: başlangıç işâ: yatsı
    kat’iyet: kesinlik kat’î: kesin
    kudret: güç, iktidar (bk. ḳ-d-r) kudret-i Samedâniye: herşey Ona muhtaç olduğu halde Kendisi hiçbir şeye muhtaç olmayan Allah’ın kudreti (bk. ḳ-d-r; ṣ-m-d)
    kıyamet: dünyanın sonu, varlığın bozulup dağılması (bk. ḳ-v-m) lâzım: gerekli
    makul: akla uygun mu’cizât: mu’cizeler, bir benzerini yapma konusunda başkalarını âciz bırakan olağanüstü şeyler (bk. a-c-z)
    mühim: önemli müstehak: lâyık (bk. ḥ-ḳ-ḳ)
    müteellim etme: acı verme müteessir etme: üzme, etkileme
    nehar: gündüz nihayetsiz: sonsuz
    nisyan: unutkanlık rahmet: şefkat, merhamet, ihsan (bk. r-ḥ-m)
    rahmet-i Rahmân: rahmeti sonsuz olan Allah’ın şefkat ve merhameti (bk. r-ḥ-m) ruh-u beşer: insan ruhu (bk. r-v-ḥ)
    sabah-ı haşr: haşir sabahı (bk. ḥ-ş-r) senevî: yıllık
    senâ: övme, yüceltme setretme: örtme
    tasarrufât: tasarruflar, herşeyi dilediği gibi kullanma ve yönetme (bk. ṣ-r-f) tasarrufât-ı azîme-i yevmiye: hergün meydana gelen büyük tasarruflar, faaliyetler (bk. ṣ-r-f; a-ẓ-m)
    tecelliyat-ı celâliye: Allah’ın sınırsız haşmet ve yüceliğini gösteren yansımalar (bk. c-l-y; c-l-l) teheccüd: gece sabah vaktinden önce kılınan namaz
    vazife-i fıtrat: yaratılış görevi (bk. f-ṭ-r) âlem-i berzah: kabir âlemi (bk. a-l-m)
    âlem-i zulümat: karanlıklar âlemi (bk. a-l-m; ẓ-l-m) âsar: eserler, izler
    Yazar : Risale Forum
    Konu TaLHa tarafından (31-01-2013 Saat 11:55 ) değiştirilmiştir.

  5. #5
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.159
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61430


    Dokuzuncu Söz - Sayfa 74

    eder. Hem gayet âcizdir. Halbuki belâları ve düşmanları pek çoktur. Hem gayet fakirdir. Halbuki ihtiyâcâtı pek ziyadedir. Hem tembel ve iktidarsızdır. Halbuki hayatın tekâlifi gayet ağırdır. Hem insaniyet onu kâinatla alâkadar etmiştir. Halbuki sevdiği, ünsiyet ettiği şeylerin zevâl ve firakı, mütemadiyen onu incitiyor. Hem akıl ona yüksek maksatlar ve bâki meyveler gösteriyor. Halbuki eli kısa, ömrü kısa, iktidarı kısa, sabrı kısadır.

    İşte, bu vaziyette bir ruh, fecir zamanında bir Kadîr-i Zülcelâlin, bir Rahîm-i Zülcemâlin dergâhına niyazla, namazla müracaat edip arzıhal etmek, tevfik ve medet istemek ne kadar elzem; ve peşindeki gündüz âleminde başına gelecek, beline yüklenecek işleri, vazifeleri tahammül için ne kadar lüzumlu bir nokta-i istinat olduğu bedâheten anlaşılır.

    Ve zuhr zamanında—ki o zaman gündüzün kemâli ve zevâle meyli ve yevmî işlerin âvân-ı tekemmülü ve meşâğilin tazyikinden muvakkat bir istirahat zamanı ve fâni dünyanın bekàsız ve ağır işlerin verdiği gaflet ve sersemlikten ruhun teneffüse ihtiyaç vakti ve in’âmât-ı İlâhiyenin tezahür ettiği bir andır—ruh-u beşer o tazyikten kurtulup, o gafletten sıyrılıp, o mânâsız ve bekàsız şeylerden çıkıp, Kayyûm-u Bâkî olan Mün’im-i Hakikînin dergâhına gidip el bağlayarak, yekûn nimetlerine şükür ve hamd edip ve istiâne etmek ve celâl ve azametine karşı rükû ile aczini izhar etmek ve kemâl-i bîzevâline ve cemâl-i bîmisâline karşı secde edip hayret ve muhabbet ve mahviyetini ilân etmek demek olan zuhr namazını kılmak ne kadar güzel, ne kadar hoş, ne kadar lâzım ve münasip olduğunu anlamayan insan, insan değil...

    Asr vaktinde ki, o vakit hem güz mevsim-i hazinanesini ve ihtiyarlık halet-i mahzunânesini ve âhir zaman mevsim-i elîmânesini andırır ve hatırlattırır. Hem



    Kadîr-i Zülcelâl: sonsuz yücelik ve haşmet sahibi ve herşeye gücü yeten Allah (bk. ḳ-d-r; ẕü; c-l-l) Kayyûm-u Bâkî: devamlı hayat sahibi olan ve herşeyi her an ayakta tutan Allah (bk. ḳ-v-m; b-ḳ-y)
    Mün’im-i Hakikî: gerçek nimet verici olan Allah (bk. n-a-m; ḥ-ḳ-ḳ) Rahîm-i Zülcemâl: sonsuz güzellik ve merhamet sahibi Allah (bk. r-ḥ-m; ẕü; c-m-l)
    acz: âcizlik, güçsüzlük (bk. a-c-z) alâkadar: alâkalı, ilgili
    arzıhal etmek: durumunu bildirmek asr: ikindi
    azamet: büyüklük (bk. a-ẓ-m) bedâheten: ap açık şekilde
    bekàsız: geçici, devamlı olmayan (bk. b-ḳ-y) bâkî: sürekli, devamlı (bk. b-ḳ-y)
    celâl: büyüklük, heybet, haşmet (bk. c-l-l) cemâl-i bîmisâl: benzersiz güzellik (bk. c-m-l; m-s̱-l)
    dergâh: huzur, makam elzem: çok gerekli
    fecir: tan yerinin ağarması, sabah firak: ayrılık (bk. f-r-ḳ)
    fâni: gelip geçici, ölümlü (bk. f-n-y) gaflet: dalgınlık, umursamazlık (bk. ğ-f-l)
    güz: sonbahar hamd: şükür ve övgülerini sunma (bk. ḥ-m-d)
    hâlet-i mahzunâne: üzüntülü durum ihtiyâcât: ihtiyaçlar (bk. ḥ-v-c)
    iktidar: güç, kudret (bk. ḳ-d-r) in’âmat-ı İlâhiye: Allah’ın verdiği nimetler (bk. n-a-m; e-l-h)
    istirahat: rahatlama, dinlenme istiâne: yardım dileme
    izhar: gösterme (bk. ẓ-h-r) kemâl: olgunluk (bk. k-m-l)
    kemâl-i bîzevâl: yok olmayan mükemmellik, kusursuzluk (bk. k-m-l; z-v-l) kâinat: evren, yaratılmış herşey (bk. k-v-n)
    mahviyet: tevazu, alçakgönüllülük maksat: gaye, istek (bk. ḳ-ṣ-d)
    medet: yardım mevsim-i elîmâne: acılarla dolu mevsim
    mevsim-i hazinane: hüzünlü mevsim meyl: eğilim
    meşâğil: meşguliyetler muhabbet: sevgi (bk. ḥ-b-b)
    muvakkat: geçici münasip: uygun (bk. n-s-b)
    müracaat: başvurma mütemadiyen: sürekli olarak
    niyaz: yalvarma, yakarma, dua nokta-i istinat: dayanak noktası (bk. s-n-d)
    rûh-u beşer: insan ruhu (bk. r-v-ḥ) rükû: namazda eğilmek
    tahammül: dayanma, katlanma tazyik: baskı
    tekâlif: yükümlülükler, sorumluluklar teneffüs: nefes alma, dinlenme
    tevfik: başarı, yardım tezâhür: ortaya çıkma, görünme (bk. ẓ-h-r)
    vaziyet: durum yekûn: bütün, toplam
    yevmî: günlük zevâl: gelip geçicilik, batış (bk. z-v-l)
    ziyade: çok, fazla zuhr: öğle
    âciz: güçsüz (bk. a-c-z) âhir zaman: dünya hayatının kıyamete yakın son devresi (bk. e-ḫ-r)
    âvân-ı tekemmül: tamamlanma vakti (bk. k-m-l) ünsiyet: yakınlık, dostluk
    Yazar : Risale Forum
    Konu TaLHa tarafından (31-01-2013 Saat 11:56 ) değiştirilmiştir.

  6. #6
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.159
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61430


    Dokuzuncu Söz - Sayfa 75

    yevmî işlerin neticelenmesi zamanı, hem o günde mazhar olduğu sıhhat ve selâmet ve hayırlı hizmet gibi niam-ı İlâhiyenin bir yekûn-u azîm teşkil ettiği zamanı, hem o koca güneşin ufûle meyletmesi işaretiyle insan bir misafir memur ve herşey geçici, bîkarar olduğunu ilân etmek zamanıdır. Şimdi, ebediyeti isteyen ve ebed için halk olunan ve ihsana karşı perestiş eden ve firaktan müteellim olan ruh-u insan, kalkıp, abdest alıp, şu asr vaktinde ikindi namazını kılmak için Kadîm-i Bâkî ve Kayyûm-u Sermedînin dergâh-ı Samedâniyesine arz-ı münacat ederek, zevâlsiz ve nihayetsiz rahmetinin iltifatına iltica edip, hesapsız nimetlerine karşı şükür ve hamd ederek, izzet-i Rububiyetine karşı zelilâne rükûa gidip, sermediyet-i Ulûhiyetine karşı mahviyetkârâne secde ederek, hakikî bir teselli-i kalp, bir rahat-ı ruh bulup huzur-u kibriyâsında kemerbeste-i ubûdiyet olmak demek olan asr namazını kılmak ne kadar ulvî bir vazife, ne kadar münasip bir hizmet, ne kadar yerinde bir borc-u fıtrat eda etmek, belki gayet hoş bir saadet elde etmek olduğunu, insan olan anlar.

    Mağrib vaktinde ki, o zaman hem kışın başlamasında yaz ve güz âleminin nazenin ve güzel mahlûkatının vedâ-yı hazinânesi içinde gurub etmesinin zamanını andırır. Hem insanın vefatıyla bütün sevdiklerinden bir firâk-ı elîmâne içinde ayrılıp kabre girmek zamanını hatırlatır. Hem dünyanın zelzele-i sekerat içinde vefatıyla, bütün sekenesi başka âlemlere göçmesi ve bu dar-ı imtihan lâmbasının söndürülmesi zamanını andırır, hatırlatır ve zevâlde gurub eden mahbuplara perestiş edenleri şiddetle ikaz eder bir vakittir.

    İşte, akşam namazı için, böyle bir vakitte, fıtraten bir cemâl-i bâkîye âyine-i müştak olan ruh-u beşer,



    Kadîm-i Bâkî: varlığının başlangıcı olmayan ve sürekli hayat sahibi Allah (bk. ḳ-d-m; b-ḳ-y) Kayyûm-u Sermedî: varlığı sürekli olan ve herşeyi her an ayakta tutan Allah (bk. ḳ-v-m)
    arz-ı münacat: yalvarıp yakarma, kurtuluş isteme (bk. n-c-v) asr: ikindi
    borc-u fıtrat: yaratılış borcu (bk. f-ṭ-r) bîkarar: kararsız
    cemâl-i bâkî: kalıcı ve devamlı güzellik (bk. c-m-l, b-ḳ-y) dergâh-ı Samedâniye: herşey Kendisine muhtaç olduğu halde Kendisi hiçbir şeye muhtaç olmayan Allah’ın yüce katı (bk. ṣ-m-d)
    dâr-ı imtihan: imtihan yeri ebed/ebediyet: sonsuzluk (bk. e-b-d)
    eda etmek: yerine getirmek firak: ayrılık (bk. f-r-ḳ)
    firâk-ı elîmâne: acı ve üzüntü verici ayrılık (bk. f-r-ḳ) fıtraten: yaratılış itibarıyla (bk. f-ṭ-r)
    gurub etmek: batmak güz: sonbahar
    hakikî: gerçek, doğru (bk. ḥ-ḳ-ḳ) halk olunma: yaratılma (bk. ḫ-l-ḳ)
    hamd: şükür ve övgü (bk. ḥ-m-d) huzur-u kibriyâ: sonsuz büyüklük sahibi Allah’ın yüce huzuru (bk. ḥ-ḍ-r; k-b-r)
    ihsan: iyilik, ikram, bağış (bk. ḥ-s-n) iltica: sığınma
    iltifat: iyilik ve güzellikle muamele izzet-i Rubûbiyet: her varlığı yaratılış amacına hikmetli bir biçimde ulaştırarak terbiye ve idare eden Allah’ın şeref ve yüceliği (bk. a-z-z; r-b-b)
    kemerbeste-i ubûdiyet: kulluk için el bağlayıp Allah’ın huzurunda durma (bk. a-b-d) mahbup: sevgili (bk. ḥ-b-b)
    mahlûkat: yaratıklar (bk. ḫ-l-ḳ) mahviyetkârâne: alçak gönüllülükle
    mazhar: sahip olma (bk. ẓ-h-r) mağrib: akşam
    meyletmek: yönelmek, yüz tutmak münasip: uygun (bk. n-s-b)
    müteellim: acı çeken nazenin: ince, narin, nazik
    niam-ı İlâhiye: Allah’ın verdiği nimetler (bk. n-a-m; e-l-h) nihayetsiz: sonsuz
    perestiş: taparcasına düşkünlük rahat-ı ruh: ruh rahatlığı (bk. r-v-ḥ)
    rahmet: merhamet, şefkat (bk. r-ḥ-m) ruh-u beşer: insan ruhu (bk. r-v-ḥ)
    rûh-u insan: insan ruhu (bk. r-v-ḥ) rükû: namazda eğilmek
    saadet: mutluluk secde: namazda yere kapanmak
    sekene: sakinler, oturanlar (bk. s-k-n) selâmet: esenlik, güven (bk. s-l-m)
    sermediyet-i Ulûhiyet: Allah’ın ortak kabul etmeyen ilâhlığının sonsuzluğu ve sürekliliği (bk. e-l-h) teselli-i kalp: kalbin tesellisi, rahatı
    teşkil: oluşturma ufûl: batış
    ulvî: yüce vedâ-yı hazînâne: hüzünlü vedâ
    yekûn-ü azîm: büyük toplam (bk. a-ẓ-m) yevmî: günlük
    zelilâne: zayıflık içinde zelzele-i sekerat: ölüm anındaki sarsıntı
    zevâl: batış, koyboluş (bk. z-v-l) zevâlsiz: yok olmayan (bk. z-v-l)
    âlem: dünya (bk. a-l-m) âyine-i müştak: Allah’ın güzel isimlerini bir ayna gibi üzerinde aksettiren ve Onun sonsuz güzelliğine düşkün olan insan
    Yazar : Risale Forum
    Konu TaLHa tarafından (31-01-2013 Saat 11:56 ) değiştirilmiştir.

  7. #7
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.159
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61430


    Dokuzuncu Söz - Sayfa 76

    • şu azîm işleri yapan ve bu cesîm âlemleri çeviren, tebdil eden Kadîm-i Lemyezel ve Bâkî-i Lâyezâlin Arş-ı Azametine yüzünü çevirip, bu fânilerin üstünde Allahu ekber deyip, onlardan ellerini çekip, hizmet-i Mevlâ için el bağlayıp, Dâim-i Bâkînin huzurunda kıyam edip Elhamdü lillâh demekle kusursuz kemâline, misilsiz cemâline, nihayetsiz rahmetine karşı hamd ü senâ edip;

    1 اِيَّاكَ نَعْبُدُ وَاِيَّاكَ نَسْتَعِينُ demekle muinsiz Rububiyetine, şeriksiz Ulûhiyetine, vezirsiz Saltanatına karşı arz-ı ubûdiyet ve istiâne etmek;

    • hem nihâyetsiz kibriyâsına, hadsiz kudretine ve aczsiz izzetine karşı rükûa gidip bütün kâinatla beraber zaaf ve aczini, fakr ve zilletini izhar etmekle 2سُبْحَانَ رَبِّىَ الْعَظِيمُ deyip, Rabb-i Azîmini tesbih edip;


    • hem zevâlsiz cemâl-i Zâtına, tağayyürsüz sıfât-ı kudsiyesine, tebeddülsüz kemâl-i sermediyetine karşı secde edip, hayret ve mahviyet içinde terk-i mâsivâ ile muhabbet ve ubûdiyetini ilân edip, hem bütün fânilere bedel bir Cemîl-i Bâkî, bir Rahîm-i Sermedî bulup 3سُبْحَانَ رَبِّىَ اْلاَعْلٰى demekle zevâlden münezzeh, kusurdan müberrâ Rabb-i Âlâsını takdis etmek;


    Not
    Dipnot-1 “Ancak Sana kulluk eder, ancak Senden yardım isteriz.” Fâtiha Sûresi, 1:5.

    Dipnot-2
    Büyük ve yüce olan Rabbimi her türlü noksandan tenzih ederim.

    Dipnot-3
    En yüce olan Rabbimi her türlü noksandan tenzih ederim.




    Allahu ekber: “Allah en büyüktür” (bk. k-b-r) Arş-ı Azamet: Allah’ın sınırsız egemenliğinin ve büyüklüğünün tecelli ettiği yer (bk. a-r-ş; a-ẓ-m)
    Bâki-i Lâyezâl: hiçbir zaman yok olmayan, varlığı kalıcı ve sürekli olan Allah (bk. b-ḳ-y; lâ; z-v-l) Cemîl-i Bâki: sonsuz güzellik sahibi ve varlığı sürekli ve kalıcı olan Allah (bk. c-m-l; b-ḳ-y)
    Dâim-i Bâki: varlığı kalıcı ve sürekli olan Allah (bk. b-ḳ-y) Elhamdü lillâh: “hamd ve şükür yalnızca Allah’a mahsustur” (bk. ḥ-m-d)
    Kadîm-i Lemyezel: varlığının başlangıcı ve sonu olmayan Allah (bk. ḳ-d-m; z-v-l) Rabb-i Azîm: sonsuz büyüklük sahibi ve herşeyin Rabbi olan Allah (bk. r-b-b; a-ẓ-m)
    Rabb-i Âlâ: herşeyden yüce olan Rab (bk. r-b-b) Rahîm-i Sermedî: varlığı sürekli olan ve yarattığı varlıklara sonsuz merhameti ve şefkatiyle davranan Allah (bk. r-ḥ-m)
    Saltanat: egemenlik (bk. s-l-ṭ) Ulûhiyet: İlâhlık (bk. e-l-h)
    arz-ı ubûdiyet: kulluğu sergileme (bk. a-b-d) azîm: büyük (bk. a-ẓ-m)
    cemâl: güzellik (bk. c-m-l) cemâl-i Zat: Zâtının güzelliği (bk. c-m-l)
    cesîm: cüsseli, çok büyük fakr: fakirlik, ihtiyaç hali (bk. f-ḳ-r)
    fâni: gelip geçici, ölümlü (bk. f-n-y) hadsiz: sınırsız
    hamd ü senâ: şükretme ve övme (bk. ḥ-m-d) hizmet-i Mevlâ: dostumuz ve gözeticimiz olan Allah’ın hizmetinde bulunma
    istiâne etmek: yardım dilemek izhar: gösterme (bk. ẓ-h-r)
    izzet: şeref, yücelik, üstünlük (bk. a-z-z) kemâl: mükemmellik, kusursuzluk (bk. k-m-l)
    kemâl-i sermediyet: tam ve kusursuz süreklilik (bk. k-m-l) kibriyâ: azamet, büyüklük (bk. k-b-r)
    kudret: güç, iktidar (bk. ḳ-d-r) kâinat: evren, yaratılmış herşey (bk. k-v-n)
    kıyâm etmek: ayakta durmak (bk. ḳ-v-m) mahviyet: alçakgönüllülük
    misilsiz: benzersiz (bk. m-s̱-l) muhabbet: sevgi (bk. ḥ-b-b)
    muinsiz: yardımcısız müberra: arınmış, temiz
    münezzeh: arınmış, kusurdan uzak ve yüce (bk. n-z-h) nihayetsiz: sonsuz
    rububiyet: Rablık; Allah’ın herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri vermesi, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulundurması (bk. r-b-b) rükûa gitmek: namazda eğilmek
    secde etmek: namazda yere kapanmak sıfât-ı kudsiye: kutsal sıfatlar, kusursuz özellikler (bk. v-ṣ-f; ḳ-d-s)
    takdis etmek: Allah’ın her türlü eksiklikten pak ve yüce olduğunu dile getirmek (bk. ḳ-d-s) tağayyürsüz: hiçbir zaman değişmeyen
    tebdil: değiştirme tebeddülsüz: hiçbir zaman değişmeyen
    terk-i mâsivâ: Allah’tan başka herşeyi terketmek tesbih: Allah’ı her türlü kusurdan yüce tutarak şanına layık ifadelerle anma (bk. s-b-ḥ)
    ubûdiyet: kulluk (bk. a-b-d) vezirsiz: yardımcısız
    zaaf: zayıflık zevâl: yok olup gitme (bk. z-v-l)
    zevâlsiz: yok olmayan (bk. z-v-l) zillet: aşağılık, horluk
    âlem: dünya (bk. a-l-m) şeriksiz: ortaksız
    Yazar : Risale Forum
    Konu TaLHa tarafından (31-01-2013 Saat 11:57 ) değiştirilmiştir.

  8. #8
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.159
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61430


    Dokuzuncu Söz - Sayfa 77

    • sonra teşehhüd edip, oturup, bütün mahlûkatın tahiyyât-ı mübarekelerini ve salâvât-ı tayyibelerini kendi hesabına o Cemîl-i Lemyezel ve Celîl-i Lâyezâle hediye edip ve Resul-i Ekremine selâm etmekle biatını tecdid ve evamirine itaatini izhar edip ve imanını tecdid ile tenvir etmek için şu kasr-ı kâinatın intizam‑ı hakîmânesini müşahede edip Sâni-i Zülcelâlin vahdâniyetine şehadet etmek;


    • hem saltanat-ı Rububiyetin dellâlı ve mübelliğ-i marziyâtı ve kitab-ı kâinatın tercüman-ı âyâtı olan Muhammed-i Arabî Aleyhissalâtü Vesselâmın risaletine şehadet etmek demek olan mağrib namazını kılmak ne kadar latîf, nazif bir vazife, ne kadar aziz, leziz bir hizmet, ne kadar hoş ve güzel bir ubûdiyet, ne kadar ciddî bir hakikat ve bu fâni misafirhanede bâkiyâne bir sohbet ve dâimâne bir saadet olduğunu anlamayan adam, nasıl adam olabilir

    İşâ vaktinde ki, o vakit gündüzün ufukta kalan bakıye-i âsârı dahi kaybolup gece âlemi kâinatı kaplar. Mukallibü’l-Leyli ve’n-Nehâr1 olan Kadîr-i Zülcelâlin o beyaz sahifeyi bu siyah sahifeye çevirmesindeki tasarrufât-ı Rabbâniyesiyle, yazın müzeyyen yeşil sahifesini kışın bârid beyaz sahifesine çevirmesindeki Musahhıru’ş-Şemsi ve’l-Kamer2 olan Hakîm-i Zülkemâlin icraat-ı İlâhiyesini hatırlatır.

    Hem mürur-u zamanla ehl-i kuburun bakiye-i âsârı dahi şu dünyadan kesilmesiyle


    Not
    Dipnot-1 bk. Nur Sûresi, 24:44.

    Dipnot-2
    bk. Râd Sûresi, 13:2.




    Aleyhissalâtü Vesselâm: Allah’ın salât ve selâmı onun üzerine olsun (bk. ṣ-l-v; s-l-m) Celil-i Lâyezal: varlığı sürekli, haşmet ve yüceliği sonsuz olan Allah (bk. c-l-l; lâ; z-v-l)
    Cemîl-i Lemyezel: varlığı sürekli, güzelliği sonsuz olan Allah (bk. c-m-l; z-v-l) Hakîm-i Zülkemâl: sonsuz mükemmellik sahibi, herşeyi hikmetle yapan Allah (bk. ḥ-k-m; ẕü; k-m-l)
    Kadîr-i Zülcelâl: sonsuz yücelik, haşmet, güç ve kuvvet sahibi olan Allah (bk. ḳ-d-r; ẕü; c-l-l) Muhammed-i Arabî: Arapların içinden çıkan peygamberimiz Muhammed (a.s.m.) (bk. ḥ-m-d)
    Mukallibü’l-Leyli ve’n-Nehâr: gece ve gündüzü birbiri ardına çeviren Allah Musahhırü’ş-Şemsi ve’l-Kamer: güneş ve ayı emri altında tutan ve onları hizmetimize veren Allah
    Resul-i Ekrem: Allah’ın en şerefli ve değerli elçisi olan Hz. Muhammed (a.s.m.) (bk. r-s-l; k-r-m) Sâni-i Zülcelâl: sonsuz haşmet sahibi ve herşeyi san’atlı bir şekilde yaratan Allah (bk. ṣ-n-a; ẕü; c-l-l)
    aziz: izzetli, yüce, değerli (bk. a-z-z) bakiye-i âsâr: arta kalan eserler, izler (bk. b-ḳ-y)
    biat: bağlılık yemini bâkiyâne: sonsuzluğa yakışır biçimde (bk. b-ḳ-y)
    bârid: soğuk dellâl: ilan edici, duyurucu
    dâimâne: sürekli olarak ehl-i kubur: kabirdekiler
    evamir: emirler fâni: gelip geçici, ölümlü (bk. f-n-y)
    hakikat: gerçek, doğru (bk. ḥ-ḳ-ḳ) icraat-ı İlâhiye: Allah’ın icraatları (bk. e-l-h)
    intizam-ı hakîmâne: son derece hikmetle işleyen düzen (bk. n-ẓ-m; ḥ-k-m) itaat: emre uyma
    izhar: gösterme (bk. ẓ-h-r) işâ: yatsı
    kasr-ı kâinat: kâinat sarayı (bk. k-v-n) kitab-ı kâinat: kâinat kitabı (bk. k-t-b; k-v-n)
    kâinat: evren, yaratılmış herşey (bk. k-v-n) latîf: hoş, güzel (bk. l-ṭ-f)
    leziz: lezzetli mahlûkat: yaratıklar (bk. ḫ-l-ḳ)
    mağrib: akşam mübelliğ-i marziyât: Allah’ın razı olacağı hal ve hareketleri bildiren elçi (bk. b-l-ğ)
    mürûr-u zaman: zamanın geçmesi müzeyyen: süslü (bk. z-y-n)
    müşahede: gözleme (bk. ş-h-d) nâzif: temiz, pak (bk. n-ẓ-f)
    risalet: peygamberlik (bk. r-s-l) saadet: mutluluk
    saltanat-ı Rububiyet: Allah’ın herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri vermesi, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulundurması (bk. s-l-ṭ; r-b-b) salâvât-ı tayyibe: varlıkların ibadet ve duaları, Allah’ı tesbih ve takdis eden güzel sözleri (bk. ṣ-l-v)
    tahiyyât-ı mübareke: canlıların bereket ve tebrik sebebi olan hal dilleriyle ve yaşayışlarıyla dile getirdikleri dualar (bk. ḥ-y-y; b-r-k) tasarrufât-ı Rabbâniye: herşeyi terbiye ve idare eden Allah’ın fiil ve icraatları (bk. ṣ-r-f; r-b-b)
    tecdid: yenileme tenvir: nurlandırma, aydınlatma (bk. n-v-r)
    tercüman-ı âyât: âyetlerin, delillerin tercümanı teşehhüd: namazda oturmak
    ubûdiyet: kulluk (bk. a-b-d) vahdâniyet: Allah’ın bir ve benzersiz oluşu ve ortağının olmayışı (bk. v-ḥ-d)
    şehâdet: tanıklık, şahitlik (bk. ş-h-d)
    Yazar : Risale Forum
    Konu TaLHa tarafından (31-01-2013 Saat 11:57 ) değiştirilmiştir.

  9. #9
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.159
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61430


    Dokuzuncu Söz - Sayfa 78

    bütün bütün başka âleme geçmesindeki Hâlık-ı Mevt ve Hayatın1 şuûnât-ı İlâhiyesini andırır.
    Hem dar ve fâni ve hakir dünyanın tamamen harap olup, azîm sekerâtıyla vefat edip, geniş ve bâki ve azametli âlem-i âhiretin inkişafında Hâlık-ı Arz ve Semâvâtın tasarrufât-ı celâliyesini ve tecelliyât-ı cemâliyesini andırır, hatırlattırır bir zamandır.

    Hem şu kâinatın Mâlik ve Mutasarrıf-ı Hakikîsi, Mâbud ve Mahbûb-u Hakikîsi o Zât olabilir ki, gece-gündüzü, kış ve yazı, dünya ve âhireti, bir kitabın sahifeleri gibi suhuletle çevirir, yazar, bozar, değiştirir, bütün bunlara hükmeder bir Kadîr-i Mutlak olduğunu ispat eden bir vaziyettir.
    İşte, nihayetsiz âciz, zayıf, hem nihayetsiz fakir, muhtaç, hem nihayetsiz bir istikbal zulümâtına dalmakta, hem nihayetsiz hâdisât içinde çalkanmakta olan ruh-u beşer, yatsı namazını kılmak için şu mânâdaki işâda,

    • İbrahimvâri 2 لاَۤ اُحِبُّ اْلاٰفِلِينَ deyip, Mâbûd-u Lemyezel, Mahbûb-u Lâyezâlin dergâhına namazla iltica edip ve şu fâni âlemde ve fâni ömürde ve karanlık dünyada ve karanlık istikbalde bir Bâkî-i Sermedî ile münâcât edip, bir parçacık bir sohbet-i bâkiye, birkaç dakikacık bir ömr-ü bâki içinde dünyasına nur serpecek, istikbalini ışıklandıracak, mevcudâtın ve ahbabının firak ve zevâlinden neş’et eden yaralarına merhem sürecek olan Rahmân-ı Rahîmin iltifat-ı rahmetini ve nur-u hidayetini görüp istemek;



    Not
    Dipnot-1 bk. Mülk Sûresi, 67:2.

    Dipnot-2
    “Gece bastırınca İbrahim bir yıldız gördü, ‘Rabbim budur!’ dedi. Yıldız sönünce de, ‘Ben öyle sönüp batanları tanrı diye sevmem’ (dedi).” En’âm Sûresi, 6:76.




    Bâkî-i Sermedî: varlığı kalıcı ve sürekli olan Allah (bk. b-ḳ-y) Halik-ı Mevt ve Hayat: ölümü ve hayatı yaratan Allah (bk. ḫ-l-ḳ
    Hâlik-ı Arz ve Semavat: gökleri ve yeri yaratan Allah (bk. ḫ-l-ḳ; s-m-v) Kadîr-i Mutlak: sınırsız güç ve kuvvet sahibi olan Allah (bk. ḳ-d-r; ṭ-l-ḳ)
    Mahbûb-u Hakikî: sevilen ve gerçek anlamda sevilmeye lâyık olan Allah (bk. ḥ-b-b; ḥ-ḳ-ḳ) Mahbûb-u Lâyezâl: hiçbir zaman kaybolup gitmeyecek yegane sevgili olan Allah (bk. ḥ-b-b; lâ; z-v-l)
    Mutasarrıf-ı Hakikî: gerçek tasarruf sahibi olan, her işi kendi istek ve kurallarına göre idare eden Allah (bk. ṣ-r-f; ḥ-ḳ-ḳ) Mâbud: kendisine ibadet edilen Allah (bk. a-b-d)
    Mâbûd-u Lemyezel: varlığı hiçbir zaman son bulmayan ve ibadete layık tek ilâh olan Allah (bk. a-b-d; z-v-l) Mâlik: herşeyin hakiki sahibi olan Allah (bk. m-l-k)
    Rahmân-ı Rahîm: kullarına karşı sınırsız rahmet sahibi olan ve rahmetinin eserleri dünya ve âhireti dolduran Allah (bk. r-ḥ-m) ahbab: sevgililer, dostlar (bk. ḥ-b-b)
    azametli: büyük (bk. a-ẓ-m) azîm: çok büyük (bk. a-ẓ-m)
    bâki: kalıcı ve sürekli (bk. b-ḳ-y) dergâh: Allah’ın yüce katı, huzuru
    firak: ayrılık (bk. f-r-ḳ) fâni: gelip geçici, ölümlü (bk. f-n-y)
    hakir: hor ve değersiz harap olmak: yok olmak
    hâdisat: olaylar iltica etmek: sığınmak
    iltifat-ı rahmet: Allah’ın sonsuz rahmet ve lütfuyla muamele etmesi (bk. r-ḥ-m) inkişaf: açılma, açığa çıkma (bk. k-ş-f)
    istikbal: gelecek zaman işâ: yatsı
    kâinat: evren, yaratılmış herşey (bk. k-v-n) mevcudât: varlıklar (bk. v-c-d)
    münâcat etmek: yalvarıp yakarmak, kurtuluş istemek (bk. n-c-v) neş’et etmek: doğmak
    nihayetsiz: sonsuz nûr-u hidayet: doğru yola eriştiren hidayet nuru (bk. n-v-r; h-d-y)
    rûh-u beşer: insan ruhu (bk. r-v-ḥ) sekerat: can çekişme
    sohbet-i bâkiye: sonsuzluk sırrına erişmiş sohbet (bk. b-ḳ-y) suhûletle: kolaylıkla
    tasarrufât-ı celâliye: Allah’ın sonsuz haşmetini yansıtan işleri, icraatları (bk. ṣ-r-f; c-l-l) tecelliyât-ı cemâliye: Allah’ın sonsuz güzelliğinin yansımaları, görüntüleri (bk. c-l-y; c-m-l)
    zevâl: geçicilik, yokluk (bk. z-v-l) zulümât: karanlıklar (bk. ẓ-l-m)
    âciz: güçsüz (bk. a-c-z) âhiret: öteki dünya, öldükten sonraki hayat (bk. e-ḫ-r)
    âlem: dünya (bk. a-l-m) âlem-i âhiret: âhiret âlemi, öteki dünya (bk. a-l-m; e-ḫ-r)
    ömr-ü bâkî: devamlı ve kalıcı ömür (bk. b-ḳ-y) İbrahimvâri: Hz. İbrahim (a.s.) gibi (bk. bilgiler)
    şuûnât-ı İlâhiye: Cenab-ı Allah’ın işleri, fiilleri ve icraatları (bk. ş-e-n; e-l-h)
    Yazar : Risale Forum
    Konu TaLHa tarafından (31-01-2013 Saat 11:58 ) değiştirilmiştir.

  10. #10
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.159
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61430


    Dokuzuncu Söz - Sayfa 79

    • hem muvakkaten onu unutan ve gizlenen dünyayı o dahi unutup, dertlerini kalbin ağlamasıyla dergâh-ı rahmette döküp;


    • hem ne olur ne olmaz, ölüme benzeyen uykuya girmeden evvel son vazife-i ubûdiyetini yapıp, yevmiye defter-i amelini hüsn-ü hâtime ile bağlamak için salâta kıyam etmek,


    • yani bütün fâni sevdiklerine bedel bir Mâbud ve Mahbûb-u Bâkînin ve bütün dilencilik ettiği âcizlere bedel bir Kadîr-i Kerîmin ve bütün titrediği muzırların şerrinden kurtulmak için bir Hafîz-i Rahîmin huzuruna çıkmak;


    • hem Fâtiha ile başlamak, yani birşeye yaramayan ve yerinde olmayan, nâkıs, fakir mahlûkları medih ve minnettarlığa bedel, bir Kâmil-i Mutlak ve Ganiyy-i Mutlak ve Rahîm ve Kerîm olan Rabbü’l-Âlemîni medh ü senâ etmek, hem1اِيَّاكَ نَعْبُدُ hitabına terakki etmek, yani küçüklüğü, hiçliği, kimsesizliği ile beraber, Ezel ve Ebed Sultanı olan 2مَالِكِيِوْمِالدِّينِ’e intisabıyla şu kâinatta nazdar bir misafir ve ehemmiyetli bir vazifedar makamına girip,

    اِيَّاكَ نَعْبُدُ وَاِيَّاكَ نَسْتَعِينُ 3 demekle bütün mahlûkat namına, kâinatın cemaat-i kübrâsı ve cemiyet-i uzmâsındaki ibâdât ve istiânâtı Ona takdim etmek;

    • hem 4 اِهْدِناَ الصِّرَاطَ الْمُسْتَقِيمَ demekle, istikbal karanlığı içinde saadet-i ebediyeye giden nuranî yolu olan sırat-ı müstakime hidayeti istemek;



    Bilgi
    Dipnot-1 “(Ey Rabbimiz) ancak Sana kulluk ederiz.” Fâtiha Sûresi, 1:5.

    Dipnot-2
    “O, hesap gününün sahibidir.” Fâtiha Sûresi, 1:4.

    Dipnot-3
    “Ancak Sana kulluk eder, ancak Senden yardım isteriz.” Fâtiha Sûresi, 1:5.

    Dipnot-4
    “Bizi doğru yola ilet.” Fâtiha Sûresi, 1:6.




    Ezel ve Ebed Sultanı: varlığının başlangıcı ve sonu olmayan kudret ve hakimiyet sahibi Allah (bk. e-z-l; e-b-d; s-l-ṭ) Ganiyy-i Mutlak: sınırsız zenginliğe sahip olan Allah (bk. ğ-n-y; ṭ-l-ḳ)
    Hafîz-i Rahîm: sonsuz rahmetiyle kullarını koruyup gözeten Allah (bk. ḥ-f-ẓ; r-ḥ-m) Kadîr-i Kerîm: sonsuz cömertlik sahibi olan ve kudreti herşeye yeten Allah (bk. ḳ-d-r; k-r-m)
    Kerîm: sonsuz cömertlik ve ikram sahibi Allah (bk. k-r-m) Kâmil-i Mutlak: sınırsız mükemmellik ve kusursuzluk sahibi Allah (bk. k-m-l; ṭ-l-ḳ)
    Mahbûb-u Bâki: varlığı hiçbir zaman son bulmayan ve herşeyden daha sevgili olan Allah (bk. ḥ-b-b; b-ḳ-y) Mâbud: kendine ibadet edilen Allah (bk. a-b-d)
    Rabbü’l-Âlemîn: âlemlerin Rabbi olan Allah (bk. r-b-b; a-l-m) Rahîm: rahmeti herşeyi kuşatan Allah (bk. r-ḥ-m)
    bedel: karşılık cemaat-i kübrâ: çok büyük cemaat, topluluk (bk. c-m-a; k-b-r)
    cemiyet-i uzmâ: çok büyük cemiyet, topluluk (bk. c-m-a; a-ẓ-m) defter-i amel: insanın iyi ve kötü işlerinin kaydedildiği defter
    dergâh-ı rahmet: Allah’ın rahmet kapısı (bk. r-ḥ-m fâni: gelip geçici, ölümlü (bk. f-n-y)
    hidâyeti istemek: doğru yola ermeyi istemek (bk. h-d-y) hüsn-ü hâtime: güzel son (bk. ḥ-s-n)
    ibâdat: ibadetler (bk. a-b-d) intisap: bağlanma (bk. n-s-b)
    istikbâl: gelecek istiânât: yardım dilemeler
    kâinat: evren, yaratılmış herşey (bk. k-v-n) kıyam etmek: namazda ayağa kalkmak (bk. ḳ-v-m)
    mahlûk: yaratık (bk. ḫ-l-ḳ) mahlûkat: yaratıklar (bk. ḫ-l-ḳ)
    medh ü senâ: övme ve yüceltme medih: övme
    minnettarlık: şükran duymak, iyilik karşısında kendini borçlu hissetmek muvakkaten: geçici olarak
    muzır: zararlı şeyler nazdar: nazlı
    nuranî: nurlu, aydınlık (bk. n-v-r) nâkıs: eksik
    saadet-i ebediye: sonsuz mutluluk (bk. e-b-d) salât: namaz (bk. ṣ-l-v)
    sırât-ı müstakîm: dinin belirlediği dosdoğru yol takdim etmek: sunmak (bk. ḳ-d-m)
    terakkî etmek: yükselmek vazife-i ubûdiyet: kulluk görevi (bk. a-b-d)
    yevmiye: günlük âciz: güçsüz, zayıf (bk. a-c-z)
    şer: kötülük
    Yazar : Risale Forum
    Konu TaLHa tarafından (31-01-2013 Saat 11:58 ) değiştirilmiştir.

Sayfa 1/2 12 SonSon

Facebook Yorumları

Facebook Giriş

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Bu Konudaki Etiketler

Sosyal İmleme

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222