10 sonuçtan 1 ile 10 arası

  1. #1
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.159
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61430


    Sekizinci Söz




    اَللهُ لاَۤ اِلٰهَ اِلاَّ هُوَ الْحَىُّ الْقَيُّومُ1
    اِنَّ الدِّينَ عِنْدَ اللهِ اْلاِسْلاَمُ2

    ŞU DÜNYA ve dünya içindeki ruh-u insanî ve insanda din
    in mahiyet ve kıymetlerini; ve eğer din-i hak olmazsa dünya bir zindan olması; ve dinsiz insan en bedbaht mahlûk olduğunu; ve şu âlemin tılsımını açan, ruh-u beşerîyi zulümâttan kurtaran Yâ Allah ve Lâ ilâhe illâllah olduğunu 3 anlamak istersen, şu temsîlî hikâyeciğe bak, dinle:


    Eski zamanda, iki kardeş uzun bir seyahate beraber gidiyorlar. Git gide ta yol ikileşti. O iki yol başında ciddî bir adamı gördüler. Ondan sordular: “Hangi yol iyidir?” O dahi onlara dedi ki: “Sağ yolda kanun ve nizama tebaiyet mecburiyeti vardır. Fakat o külfet içinde bir emniyet ve saadet vardır. Sol yolda ise serbestiyet ve hürriyet vardır. Fakat o serbestiyet içinde bir tehlike ve şekavet vardır. Şimdi intihaptaki ihtiyar sizdedir.”

    Bunu dinledikten sonra, güzel huylu kardeş sağ yola “Tevekkeltü alâllah” deyip gitti ve nizam ve intizama tebaiyeti kabul etti. Ahlâksız ve serseri olan diğer kardeş, sırf serbestlik için sol yolu tercih etti. Zahiren hafif, mânen ağır vaziyette giden bu adamı hayalen takip ediyoruz:

    İşte bu adam, dereden tepeden aşıp, git gide ta hâli bir sahrâya girdi. Birden müthiş bir sada işitti. Baktı ki, dehşetli bir arslan, meşelikten çıkıp ona hücum ediyor. O da kaçtı, ta altmış arşın derinliğinde susuz bir kuyuya rast geldi. Korkusundan

    Not

    Dipnot-1
    “Allah Teâlâ ki, Ondan başka hiçbir ilâh yoktur. Hayy Odur (Hayatı ezelî ve ebedî olan ve bütün varlıklara hayat veren Odur). Kayyum Odur (Bizzat kâim olan Odur. Varlığı sonsuza kadar devam eder, bütün varlıklar Onunla ayakta durur ve varlıkları Onunla devam eder).” Bakara Sûresi, 2:255.

    Dipnot-2
    “Şüphesiz ki Allah katında makbul olan din İslâm dinidir.” Âl-i İmran Sûresi, 3:19.

    Dipnot-3
    bk. A’lâ Sûresi, 87:14-19.



    Lâ ilâhe illâllah: Allah’tan başka ilah yoktur (bk. e-l-h) arşın: yaklaşık 68 cm’lik bir ölçü birimi
    bedbaht: talihsiz, kötü talihli din-i hak: hak din, İslâm (bk. ḥ-ḳ-ḳ)
    emniyet: güven (bk. e-m-n) hâli: boş
    ihtiyar: irade, tercih (bk. ḫ-y-r) intihap: seçme
    intizam: disiplin, düzen (bk. n-ẓ-m) külfet: zorluk
    mahiyet: esas, nitelik mahlûk: yaratık (bk. ḫ-l-ḳ)
    meşelik: orman mânen: mânevî olarak (bk. a-n-y)
    nizam: düzen (bk. n-ẓ-m) ruh-u beşerî: insan ruhu (bk. r-v-ḥ)
    ruh-u insanî: insan ruhu (bk. r-v-ḥ) saadet: mutluluk
    sada: ses sahra: ova, meydan
    tebaiyet: uyma, tabi olma temsilî: kıyaslamalı benzetme şeklinde, analojik (bk. m-s̱-l)
    tevekkeltü alâllah: “Allah’a dayandım ve güvendim” (bk. v-k-l) tılsım: sır, gizem
    zahiren: görünüşte (bk. ẓ-h-r) zulümât: karanlıklar (bk. ẓ-l-m)
    âlem: dünya (bk. a-l-m) şekavet: sıkıntı, mutsuzluk

    Benzer Konular
    Sekizinci Lem
    Sekizinci Lem Sekizinci Lem Devami...
    Sekizinci Söz'ün başındaki ayet ile Sekizinci Söz arasındaki ilişkiyi izah eder misin
    Sekizinci Söz'ün başındaki ayet ile Sekizinci Söz arasındaki ilişkiyi izah eder misin Devami...
    On Sekizinci Lem'a
    On Sekizinci Lem'a On Sekizinci Lem’a Sikke-i Tasdik-i Gaybî ve teksir Lem’alar mecmuasında neşredilmiştir.
    Sekizinci Lem'a
    Sekizinci Lem'a Sekizinci Lem’a Kerâmet-i Gavsiye Risalesidir. Sikke-i Tasdik-i Gaybî Mecmuasında ve teksir Lem’alar Mecmuasında neşredilmiştir.
    On Sekizinci Söz
    On Sekizinci Söz On Sekizinci Söz Bu Sözün iki makamı var. İkinci Makamı daha yazılmamıştır. Birinci Makamı Üç Noktadır. BİRİNCİ NOKTA
    Yazar : Risale Forum
    Konu TaLHa tarafından (31-01-2013 Saat 10:49 ) değiştirilmiştir.

  2. #2
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.159
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61430


    Sekizinci Söz - Sayfa 63

    kendini içine attı. Yarısına kadar düşüp elleri bir ağaca rast geldi, yapıştı. Kuyunun duvarında göğermiş olan o ağacın iki kökü var. İki fare, biri beyaz, biri siyah, o iki köke musallat olup kesiyorlar. Yukarıya baktı, gördü ki, arslan, nöbetçi gibi kuyunun başında bekliyor. Aşağıya baktı, gördü ki, dehşetli bir ejderha, içindedir. Başını kaldırmış, otuz arşın yukarıdaki ayağına takarrüp etmiş. Ağzı kuyu ağzı gibi geniştir. Kuyunun duvarına baktı, gördü ki, ısırıcı muzır haşarat, etrafını sarmışlar. Ağacın başına baktı, gördü ki, bir incir ağacıdır. Fakat, harika olarak, muhtelif çok ağaçların meyveleri, cevizden nara kadar, başında yemişleri var.

    İşte, şu adam, sû-i fehminden, akılsızlığından anlamıyor ki, bu adi bir iş değildir. Bu işler tesadüfî olamaz. Bu acip işler içinde garip esrar var. Ve pek büyük bir işleyici var olduğunu intikal etmedi. Şimdi bunun kalbi ve ruh ve aklı şu elîm vaziyetten gizli feryad ü figan ettikleri halde, nefs-i emmâresi, güya birşey yokmuş gibi tecâhül edip, ruh ve kalbin ağlamasından kulağını kapayıp, kendi kendini aldatarak, bir bahçede bulunuyor gibi, o ağacın meyvelerini yemeye başladı. Halbuki o meyvelerin bir kısmı zehirli ve muzır idi.

    Bir hadis-i kudsîde Cenâb-ı Hak buyurmuş: 1 اَناَ عِنْدَ ظَنِّ عَبْدِى بِى Yani, “Kulum Beni nasıl tanırsa, onunla öyle muamele ederim.” İşte bu bedbaht adam, sûizan ve akılsızlığıyla, gördüğünü adi ve ayn-ı hakikat telâkki etti ve öyle de muamele gördü ve görüyor ve görecek. Ne ölüyor ki kurtulsun, ne de yaşıyor; böylece azap çekiyor. Biz de şu meş’umu bu azapta bırakıp döneceğiz. Ta öteki kardeşin halini anlayacağız.

    İşte şu mübarek akıllı zât gidiyor. Fakat biraderi gibi sıkıntı çekmiyor. Çünkü güzel ahlâklı olduğundan güzel şeyleri düşünür, güzel hülyalar eder, kendi kendine ünsiyet eder. Hem biraderi gibi zahmet ve meşakkat çekmiyor. Çünkü nizamı bilir, tebaiyet eder, teshilât görür. Asayiş ve emniyet içinde serbest gidiyor.

    İşte, bir bahçeye rast geldi. İçinde hem güzel çiçek ve meyveler var; hem bakılmadığı için murdar şeyler de bulunuyor. Kardeşi dahi böyle birisine girmişti.


    Not
    Dipnot-1 bk. Buhari, Tevhid: 15, 35; Müslim, Tevbe: 1, Zikr: 2, 19; Tirmizi, Zühd: 51, Da’avât: 131; İbn-i Mâce, Edeb: 58; Dârimî, Rikak: 22; Müsned, 2:251, 315, 391, 412, 445, 482, 516, 517, 524, 534, 539, 3:210, 277, 491, 4:106.



    Cenâb-ı Hak: Hakkın ta kendisi olan şeref ve yücelik sahibi Allah (bk. ḥ-ḳ-ḳ) acip: şaşırtıcı, hayret verici
    adi: normal, basit, sıradan arşın: yaklaşık 68 cm’lik bir ölçü birimi
    asayiş: kanuna uygunluk, korkusuzluk ayn-ı hakikat: gerçeğin ta kendisi (bk. ḥ-ḳ-ḳ)
    azap: acı, sıkıntı bedbaht: talihsiz
    birader: kardeş elîm: üzücü, acı verici
    emniyet: güven (bk. e-m-n) esrar: sırlar
    feryad ü figan: bağırıp çağırma, ağlayıp sızlama göğermiş: yeşermiş
    hadîs-i kudsî: mânâsı Allah tarafından Peygamberimize ilham edilen, kelimeleri peygamberimize ait olan hadîs (bk. ḥ-d-s; ḳ-d-s) haşarat: zehirli böcekler
    hülya: hayal (bk. ḫ-y-l) intikal etmek: anlamak, kavramak
    meşakkat: sıkıntı meş’um: kötü, uğursuz
    muamele etmek: davranmak muhtelif: çeşitli
    murdar: pis musallat olmak: saldırmak
    muzır: zararlı mübarek: hayırlı (bk. b-r-k)
    nefs-i emmâre: insanı daima kötülüğe, yasak zevk ve isteklere teşvik eden duygu (bk. n-f-s) nizam: düzen, kanun (bk. n-ẓ-m)
    sû-i fehm: kötü anlayış sûizan: kötü düşünce
    takarrüp etmek: yaklaşmak tebaiyet etmek: uymak
    tecâhül etmek: bilmezlikten gelmek telâkki etmek: zannetmek
    tesadüfî: rastgele teshilat: kolaylıklar
    vaziyet: durum ünsiyet: dostluk, alışkanlık
    Yazar : Risale Forum
    Konu TaLHa tarafından (31-01-2013 Saat 10:50 ) değiştirilmiştir.

  3. #3
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.159
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61430


    Sekizinci Söz - Sayfa 64

    Fakat murdar şeylere dikkat edip meşgul olmuş, midesini bulandırmış, hiç istirahat etmeden çıkıp gitmişti. Bu zât ise, “Herşeyin iyisine bak” kaidesiyle amel edip, murdar şeylere hiç bakmadı. İyi şeylerden iyi istifade etti. Güzelce istirahat ederek çıkıp gidiyor.

    Sonra, git gide, bu dahi evvelki biraderi gibi bir sahrâ-i azîmeye girdi. Birden, hücum eden bir arslanın sesini işitti, korktu. Fakat biraderi kadar korkmadı. Çünkü, hüsn-ü zannıyla ve güzel fikriyle, “Şu sahrânın bir hâkimi var. Ve bu arslan o hâkimin taht-ı emrinde bir hizmetkâr olması ihtimali var” diye düşünüp tesellî buldu. Fakat yine kaçtı. Ta altmış arşın derinliğinde bir susuz kuyuya rast geldi, kendini içine attı. Biraderi gibi, ortasında bir ağaca eli yapıştı, havada muallâk kaldı. Baktı, iki hayvan, o ağacın iki kökünü kesiyorlar. Yukarıya baktı arslan, aşağıya baktı bir ejderha gördü. Aynı kardeşi gibi, bir acip vaziyet gördü. Bu dahi tedehhüş etti—fakat kardeşinin dehşetinden bin derece hafif. Çünkü güzel ahlâkı ona güzel fikir vermiş; ve güzel fikir ise, ona herşeyin güzel cihetini gösteriyor. İşte, bu sebepten şöyle düşündü ki:

    “Bu acip işler birbiriyle alâkadardır. Hem bir emirle hareket ederler gibi görünüyor. Öyle ise bu işlerde bir tılsım vardır. Evet, bunlar bir gizli hâkimin emriyle dönerler. Öyle ise ben yalnız değilim. O gizli hâkim bana bakıyor, beni tecrübe ediyor, bir maksat için beni bir yere sevk edip davet ediyor.”
    Şu tatlı korku ve güzel fikirden bir merak neş’et eder ki: “Acaba beni tecrübe edip kendini bana tanıttırmak isteyen ve bu acip yolla bir maksada sevk eden kimdir?”

    Sonra, tanımak merakından, tılsım sahibinin muhabbeti neş’et etti. Ve şu muhabbetten, tılsımı açmak arzusu neş’et etti. Ve o arzudan, tılsım sahibini razı edecek ve hoşuna gidecek bir güzel vaziyet almak iradesi neş’et etti.

    Sonra, ağacın başına baktı, gördü ki, incir ağacıdır. Fakat başında binlerle ağacın meyveleri vardır. O vakit bütün bütün korkusu gitti. Çünkü kat’î anladı ki, bu incir ağacı bir listedir, bir fihristedir, bir sergidir. O mahfî hâkim, bağ ve bostanındaki meyvelerin nümunelerini, bir tılsım ve bir mucize ile o ağaca takmış ve kendi misafirlerine ihzar ettiği et’imeye birer işaret suretinde o ağacı tezyin etmiş olmalı. Yoksa, bir tek ağaç, binler ağaçların meyvelerini vermez.

    Sonra niyaza başladı. Ta tılsımın anahtarı ona ilham oldu. Bağırdı ki:


    acip: tuhaf, şaşırtıcı alâkadar: alâkalı, ilgili
    amel etmek: davranmak arşın: yaklaşık 68 cm’lik bir ölçü birimi
    birader: kardeş bostan: bahçe
    cihet: yön, taraf dehşet: korku, ürküntü
    et’ime: yiyecekler evvelki: önceki
    hizmetkâr: hizmetçi hâkim: hükmedici, yönetici (bk. ḥ-k-m)
    hüsn-ü zan: güzel düşünce (bk. ḥ-s-n) ihzar etmek: hazırlamak (bk. ḥ-ḍ-r)
    ilham: kalbe gelme, gönüle doğma irade: istek, arzu (bk. r-v-d)
    istifade: faydalanma kaide: prensip, kural
    kat’î: kesin mahfî: gizli
    maksat: gaye, amaç (bk. ḳ-ṣ-d) muhabbet: sevgi (bk. ḥ-b-b)
    murdar: pis muâllak: asılı
    mu’cize: benzerini yapma noktasında başkalarını âciz bırakan olağanüstü şey (bk. a-c-z) neş’et etmek: doğmak, meydana gelmek
    niyaz: dua, yakarış nümune: örnek
    sahrâ: ova, meydan sahrâ-i azîme: büyük ova, meydan (bk. a-ẓ-m)
    sevk etmek: göndermek suret: şekil (bk. ṣ-v-r)
    taht-ı emrinde: emri altında tecrübe etmek: denemek
    tedehhüş etmek: dehşete kapılmak, korkmak tezyin etmek: süslemek (bk. z-y-n)
    tılsım: sır, gizem vaziyet almak: davranış sergilemek
    Yazar : Risale Forum
    Konu TaLHa tarafından (31-01-2013 Saat 10:50 ) değiştirilmiştir.

  4. #4
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.159
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61430


    Sekizinci Söz - Sayfa 65

    “Ey bu yerlerin hâkimi! Senin bahtına düştüm. Sana dehalet ediyorum ve sana hizmetkârım ve senin rızanı istiyorum ve seni arıyorum.”

    Ve bu niyazdan sonra, birden kuyunun duvarı yarılıp, şahane, nezih ve güzel bir bahçeye bir kapı açıldı. Belki, ejderha ağzı o kapıya inkılâb etti ve arslan ve ejderha iki hizmetkâr suretini giydiler ve onu içeriye davet ediyorlar. Hattâ o arslan, kendisine musahhar bir at şekline girdi.

    İşte ey tembel nefsim ve ey hayalî arkadaşım! Geliniz, bu iki kardeşin vaziyetlerini muvazene edelim. Ta, iyilik nasıl iyilik getirir ve fenalık nasıl fenalık getirir, görelim, bilelim.

    Bakınız, sol yolun bedbaht yolcusu, her vakit ejderhanın ağzına girmeye muntazırdır, titriyor. Ve şu bahtiyar ise, meyvedar ve revnaktar bir bahçeye davet edilir.

    Hem o bedbaht, elîm bir dehşette ve azîm bir korku içinde kalbi parçalanıyor. Ve şu bahtiyar ise, leziz bir ibret, tatlı bir havf, mahbub bir marifet içinde garip şeyleri seyir ve temâşâ ediyor.

    Hem o bedbaht, vahşet ve meyusiyet ve kimsesizlik içinde azap çekiyor. Ve şu bahtiyar ise, ünsiyet ve ümit ve iştiyak içinde telezzüz ediyor.

    Hem o bedbaht, kendini vahşî canavarların hücumuna maruz bir mahpus hükmünde görüyor. Ve şu bahtiyar ise, bir aziz misafirdir ki, misafiri olduğu mihmandar-ı kerîmin acip hizmetkârlarıyla ünsiyet edip eğleniyor.

    Hem o bedbaht, zahiren leziz, mânen zehirli yemişleri yemekle azabını tâcil ediyor. Zira o meyveler, nümunelerdir: Tatmaya izin var, ta asıllarına talip olup müşteri olsun. Yoksa hayvan gibi yutmaya izin yoktur. Ve şu bahtiyar ise, tadar, işi anlar, yemesini tehir eder ve intizar ile telezzüz eder.
    Hem o bedbaht kendi kendine zulmetmiş. Gündüz gibi güzel bir hakikati ve parlak bir vaziyeti, basiretsizliğiyle kendisine muzlim ve zulümatlı bir evham, bir cehennem şekline getirmiş. Ne şefkate müstehaktır ve ne de kimseden şekvâya hakkı vardır. Meselâ, bir adam, güzel bir bahçede, ahbaplarının ortasında, yaz mevsiminde, hoş bir ziyafetteki keyfe kanaat etmeyip kendini pis müskirlerle


    acip: tuhaf, şaşırtıcı ahbap: dostlar, sevgililer (bk. ḥ-b-b)
    azap: acı, sıkıntı aziz: izzetli, şerefli, değerli (bk. a-z-z)
    azîm: büyük (bk. a-ẓ-m) baht: talih, kader
    bahtiyar: talihli basiretsizlik: ferasetsizlik, ileriyi görememek (bk. b-ṣ-r)
    bedbaht: talihsiz dehalet: sığınma
    elîm: üzücü, acı evham: vehimler, kuruntular
    fenalık: kötülük (bk. f-n-y) havf: korku
    hizmetkâr: hizmetçi hâkim: hükmedici, idareci (bk. ḥ-k-m)
    ibret: uyanıklığa sebep olan ders inkılâb: dönüşme
    intizar: bekleme iştiyak: şiddetli arzu ve istek
    kanaat: yetinme, razı olma leziz: lezzetli
    mahbub: sevimli (bk. ḥ-b-b) marifet: tanıma, bilme (bk. a-r-f)
    maruz: karşısında ve tesiri altında kalmış meyusiyet: ümitsizlik
    meyvedar: meyveli mihmandar-ı kerîm: ikramı seven, çok cömert ev sahibi (bk. k-r-m)
    muntazır: hazır musahhar: boyun eğmiş
    muvazene: karşılaştırma (bk. v-z-n) muzlim: karanlıklı (bk. ẓ-l-m)
    mânen: mânevî olarak (bk. a-n-y) müskir: sarhoşluk veren içki
    müstehak: lâyık (bk. ḥ-ḳ-ḳ) nefis: kişinin kendisi (bk. n-f-s)
    nezih: temiz, hoş (bk. n-z-h) niyaz: dua, yakarış
    nümune: örnek revnaktar: göz alıcı güzellikte
    rıza: memnuniyet suret: şekil (bk. ṣ-v-r)
    talip olmak: istemek (bk. ṭ-l-b) tehir etmek: ertelemek, sonraya bırakmak
    telezzüz etmek: lezzetlenmek temâşa: hoşlanarak bakma, seyretme
    tâcil: çabuklaştırma vaziyet: durum
    zahiren: görünüşte (bk. ẓ-h-r) zulümat: karanlıklar (bk. ẓ-l-m)
    ünsiyet: dostluk, alışkanlık ünsiyet etmek: dostluk kurmak
    şefkat: merhamet, acıma (bk. ş-f-ḳ) şekvâ: şikâyet
    Yazar : Risale Forum
    Konu TaLHa tarafından (31-01-2013 Saat 10:50 ) değiştirilmiştir.

  5. #5
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.159
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61430


    Sekizinci Söz - Sayfa 66

    sarhoş edip kendisini kış ortasında, canavarlar içinde, aç, çıplak tahayyül edip bağırmaya ve ağlamaya başlasa, nasıl şefkate lâyık değil, kendi kendine zulmediyor, dostlarını canavar görüp tahkir ediyor. İşte bu bedbaht dahi öyledir.

    Ve şu bahtiyar ise, hakikati görür. Hakikat ise güzeldir. Hakikatin hüsnünü derk etmekle, hakikat sahibinin kemâline hürmet eder, rahmetine müstehak olur. İşte, “Fenalığı kendinden, iyiliği Allah’tan bil”1 olan hükm-ü Kur’ânînin sırrı zâhir oluyor.

    Daha bunlar gibi sair farkları muvazene etsen, anlayacaksın ki, evvelkisinin nefs-i emmâresi ona bir mânevî cehennem ihzar etmiş. Ve ötekisinin hüsn-ü niyeti ve hüsn-ü zannı ve hüsn-ü hasleti ve hüsn-ü fikri, onu büyük bir ihsan ve saadete ve parlak bir fazilete ve feyze mazhar etmiş.
    Ey nefsim! Ve ey nefsimle beraber bu hikâyeyi dinleyen adam!

    Eğer bedbaht kardeş olmak istemezsen ve bahtiyar kardeş olmak istersen, Kur’ân’ı dinle ve hükmüne mutî ol ve ona yapış ve ahkâmıyla amel et.

    Şu hikâye-i temsiliyede olan hakikatleri eğer fehmettinse, hakikat-i din ve dünya ve insan ve imanı ona tatbik edebilirsin. Mühimlerini ben söyleyeceğim; incelerini sen kendin istihrac et.

    İşte, bak: O iki kardeş ise, biri ruh-u mü’min ve kalb-i salihtir. Diğeri ruh-u kâfir ve kalb-i fâsıktır. Ve o iki tarikten sağ ise, tarik-i Kur’ân ve imandır. Sol ise, tarik-i isyan ve küfrandır.

    Ve o yoldaki bahçe ise, cemiyet-i beşeriye ve medeniyet-i insaniye içinde muvakkat hayat-ı içtimaiyedir ki, içinde hayır ve şer, iyi ve fena, temiz ve pis şeyler beraber bulunur. Âkıl odur ki, “Huz mâ safâ, da’ mâ keder” kaidesiyle amel eder, selâmet-i kalble gider


    Not
    Dipnot-1 bk. Nisâ Sûresi, 4:79.



    ahkâm: hükümler (bk. ḥ-k-m) amel etmek: iş görmek, davranmak
    bahtiyar: talihli bedbaht: talihsiz
    cemiyet-i beşeriye: insan toplumu (bk. c-m-a) derk etme: algılama, kavrama
    evvelkisi: öncekisi fazilet: güzel ahlâk, üstünlük, erdem (bk. f-ḍ-l)
    fehmetmek: anlamak fena: kötü (bk. f-n-y)
    feyz: bereket, nimet (bk. f-y-ḍ) hakikat: gerçek (bk. ḥ-ḳ-ḳ)
    hakikat-i din ve dünya ve insan ve iman: dinin, dünyanın, insanın ve imanın gerçeği (bk. ḥ-ḳ-ḳ) hayat-ı içtimaiye: toplum hayatı (bk. ḥ-y-y; c-m-a)
    hayır: iyilik (bk. ḫ-y-r) hikâye-i temsiliye: kıyaslamalı benzetme şeklinde, analojik hikâye (bk. m-s̱-l)
    huz mâ safâ, da’ mâ keder: duru ve saf olanı al, karışık ve bulanık olanı bırak (bu kuralın dayandığı âyet için bk. A’raf Sûresi, 7 hükm-ü Kur’ânî: Kur’an’ın hükmü (bk. ḥ-k-m)
    hürmet: saygı gösterme (bk. ḥ-r-m) hüsn: güzellik (bk. ḥ-s-n)
    hüsn-ü fikr: güzel düşünce (bk. ḥ-s-n; f-k-r) hüsn-ü haslet: güzel özellik, huy (bk. ḥ-s-n)
    hüsn-ü niyet: güzel niyet (bk. ḥ-s-n) hüsn-ü zan: güzel düşünce (bk. ḥ-s-n)
    ihsan: iyilik, bağış, ikram (bk. ḥ-s-n) ihzar: hazırlama (bk. ḥ-ḍ-r)
    istihrac: çıkarma kaide: prensip, kural
    kalb-i fâsık: günahkâr insanın kalbi kalb-i salih: dinin emir ve yasaklarına uygun hareket eden insanın kalbi (bk. ṣ-l-ḥ)
    kemâl: mükemmellik, kusursuzluk (bk. k-m-l) mazhar etmek: kavuşturmak (bk. ẓ-h-r)
    medeniyet-i insaniye: insanlık medeniyeti mutî: itaat etme, emre uyma
    muvakkat: geçici muvazene: karşılaştırma (bk. v-z-n)
    müstehak: layık, hak etmiş (bk. ḥ-ḳ-ḳ) nefis: kişinin kendisi (bk. n-f-s)
    nefs-i emmare: insanı daima kötülüğe, yasak zevk ve isteklere teşvik eden duygu (bk. n-f-s) rahmet: şefkat, merhamet (bk. r-ḥ-m)
    ruh-u kâfir: inkâr eden, inanmayan insanın ruhu (bk. r-v-ḥ; k-f-r) ruh-u mü’min: imanlı insanın ruhu (bk. r-v-ḥ; e-m-n)
    saadet: mutluluk sair: diğer
    selâmet-i kalb: kalp huzuru, rahatlığı (bk. s-l-m) sır: gizli gerçek, gizem
    tahayyül: hayal etme (bk. ḫ-y-l) tahkir: hakaret etme
    tarik: yol (bk. ṭ-r-ḳ) tarik-i Kur’ân ve iman: Kur’ân ve iman yolu (bk. ṭ-r-ḳ; e-m-n)
    tarik-i isyan ve küfran: isyan ve küfür yolu (bk. ṭ-r-ḳ; k-f-r) tatbik: uygulama
    zâhir: görünme, ortaya çıkma (bk. ẓ-h-r) âkıl: akıllı
    şer: kötülük
    Yazar : Risale Forum
    Konu TaLHa tarafından (31-01-2013 Saat 10:51 ) değiştirilmiştir.

  6. #6
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.159
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61430


    Sekizinci Söz - Sayfa 67

    Ve o sahrâ ise, şu arz ve dünyadır. Ve o arslan ise, ölüm ve eceldir. Ve o kuyu ise, beden-i insan ve zaman-ı hayattır. Ve o altmış arşın derinlik ise, ömr-ü vasatî ve ömr-ü galibî olan altmış seneye işarettir. Ve o ağaç ise, müddet-i ömür ve madde-i hayattır. Ve o iki siyah ve beyaz hayvan ise gece ve gündüzdür.

    Ve o ejderha ise, ağzı kabir olan tarik-i berzahiye ve revâk-ı uhreviyedir. Fakat o ağız, mü’min için, zindandan bir bahçeye açılan bir kapıdır.1 Ve o haşerat‑ı muzırra ise, musibât-ı dünyeviyedir. Fakat, mü’min için, gaflet uykusuna dalmamak için tatlı ikazât-ı İlâhiye ve iltifatât-ı Rahmâniye hükmündedir.

    Ve o ağaçtaki yemişler ise, dünyevî nimetlerdir ki, Cenâb-ı Kerîm-i Mutlak, onları âhiret nimetlerine bir liste, hem ihtar edici, hem müşabihleri, hem Cennet meyvelerine müşterileri davet eden nümuneler suretinde yapmış.2

    Ve o ağacın, birliğiyle beraber muhtelif başka başka meyveler vermesi ise, kudret-i Samedâniyenin sikkesine ve rubûbiyet-i İlâhiyenin hâtemine ve saltanat‑ı Ulûhiyetin turrasına işarettir. Çünkü birtek şeyden herşeyi yapmak, yani, bir topraktan bütün nebatat ve meyveleri yapmak, hem bir sudan bütün hayvanâtı halk etmek,3 hem basit bir yemekten bütün cihazât-ı hayvaniyeyi icad etmek; bununla beraber herşeyi birtek şey yapmak, yani, zîhayatın yediği gayet muhtelifü’l-cins taamlardan o zîhayata bir lâhm-ı mahsus yapmak, bir cild-i basit dokumak gibi san’atlar, Zât-ı Ehad-i Samed olan Sultan-ı Ezel ve Ebedin sikke-i hassasıdır, hâtem-i mahsusudur, taklit edilmez bir turrasıdır. Evet, birşeyi herşey ve herşeyi birşey yapmak, herşeyin Hâlıkına has ve Kadîr-i Külli Şeye mahsus bir nişandır, bir âyettir.


    Not
    Dipnot-1 bk. Buhârî, Cenâiz 68, 87; Müslim, Cennet 70; Tirmizî, Cenâiz 70; Nesâî, Cenâiz 110; Müsned 3:3, 4:287.

    Dipnot-2
    bk. Bakara Sûresi, 2:25.

    Dipnot-3
    bk. Enbiyâ Sûresi, 21:30.




    Cenâb-ı Kerîm-i Mutlak: sınırsız ikram ve cömertlik sahibi yüce Allah (bk. k-r-m; ṭ-l-ḳ) Hâlık: herşeyi yaratan Allah (bk. ḫ-l-ḳ)
    Kadîr-i Külli Şey: herşeye gücü yeten, sonsuz kudret sahibi Allah (bk. ḳ-d-r; k-l-l) Sultan-ı Ezel ve Ebed: varlığının başlangıcı ve sonu olmayan kudret ve hâkimiyet sahibi Allah (bk. s-l-ṭ; e-z-l; e-b-d)
    Zat-ı Ehad-i Samed: herşey Ona muhtaç olduğu halde Kendisi hiçbir şeye muhtaç olmayan ve tek olan Allah (bk. v-ḥ-d; ṣ-m-d) arz: yer, dünya
    arşın: yaklaşık 68 cm’lik ölçü birimi beden-i insan: insan bedeni
    cihazât-ı hayvaniye: hayvanın organları (bk. ḥ-y-y) cild-i basit: basit cilt, deri
    dünyevî: dünyaya ait ecel: ölüm vakti
    gaflet: umursamazlık, iman hakikatlerine karşı duyarsızlık (bk. ğ-f-l) halk etmek: yaratmak (bk. ḫ-l-ḳ)
    has: özel hayvanat: hayvanlar (bk. ḥ-y-y)
    haşerat-ı muzırra: zararlı böcekler hâtem: mühür, damga
    hâtem-i mahsus: özel damga icad: var etme, yaratma (bk. v-c-d)
    ihtar edici: hatırlatıcı, ikaz edici ikazât-ı İlâhiye: Allah’ın uyarıları (bk. e-l-h)
    iltifatât-ı Rahmâniye: sonsuz merhamet sahibi Allah’ın iltifatları (bk. l-ṭ-f; r-ḥ-m) kudret-i Samedâniye: herşey Kendisine muhtaç olduğu halde Kendisi hiçbir şeye muhtaç olmayan Allah’ın kudreti (bk. ḳ-d-r; ṣ-m-d)
    lâhm-ı mahsus: özel et madde-i hayat: hayat için lüzumlu olan madde (bk. ḥ-y-y)
    muhtelifü’l-cins: çeşit çeşit, değişik türler musibât-ı dünyeviye: dünyadaki musibetler
    müddet-i ömür: ömür süresi müşabih: benzer
    mü’min: inanan (bk. e-m-n) nebatat: bitkiler
    nişan: mühür, işaret nümune: örnek
    revâk-ı uhreviye: âhirete bakan revak, kemer (bk. e-ḫ-r) rububiyet-i İlâhiye: Allah’ın herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri vermesi, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulundurması (bk. r-b-b; e-l-h)
    sahrâ: meydan, ova saltanat-ı Ulûhiyet: hiçbir ortak kabul etmeyen Allah’ın saltanatı, egemenliği (bk. s-l-ṭ; e-l-h)
    sikke: mühür, işaret sikke-i hassa: özel mühür
    suret: şekil (bk. ṣ-v-r) taam: gıda, yiyecek
    tarik-i berzahiye: kabir yolu (bk. ṭ-r-ḳ) turra: mühür, nişan
    yemiş: yiyecek zaman-ı hayat: ömür süresi (bk. ḥ-y-y)
    zîhayat: canlı (bk. ẕî; ḥ-y-y) âhiret: öteki dünya, öldükten sonraki hayat (bk. e-ḫ-r)
    âyet: delil ömr-ü galibî: çoğunlukla yaşanılan ömür süresi
    ömr-ü vasatî: ortalama ömür süresi
    Yazar : Risale Forum
    Konu TaLHa tarafından (31-01-2013 Saat 10:51 ) değiştirilmiştir.

  7. #7
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.159
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61430


    Sekizinci Söz - Sayfa 68

    Ve o tılsım ise, sırr-ı imanla açılan sırr-ı hikmet-i hilkattir. Ve o miftah ise,
    1 يَاۤ اَللهُ لاَۤاِلٰهَ اِلاَّاللهُ اَللهُ لاَ اِلٰهَ اِلاَّ هُوَ الْحَىُّ الْقَيُّومُۤ dur.

    Ve o ejderha ağzı bahçe kapısına inkılâb etmesi ise işarettir ki, kabir, ehl-i dalâlet ve tuğyan için vahşet ve nisyan içinde zindan gibi sıkıntılı ve bir ejderha batnı gibi dar bir mezara açılan bir kapı olduğu halde, ehl-i Kur’ân ve iman için, zindan-ı dünyadan bostan-ı bekàya ve meydan-ı imtihandan ravza-i cinâna ve zahmet-i hayattan rahmet-i Rahmân’a açılan bir kapıdır.2 Ve o vahşî arslanın dahi munis bir hizmetkâra dönmesi ve musahhar bir at olması ise, işarettir ki, mevt, ehl-i dalâlet için, bütün mahbubâtından elîm bir firak-ı ebedîdir. Hem kendi cennet-i kâzibe-i dünyeviyesinden ihraç ve tard ve vahşet ve yalnızlık içinde zindan-ı mezara idhal ve hapis olduğu halde, ehl-i hidayet ve ehl-i Kur’ân için, öteki âleme gitmiş eski dost ve ahbaplarına kavuşmaya vesiledir. Hem hakikî vatanlarına ve ebedî makam-ı saadetlerine girmeye vasıtadır. Hem zindan-ı dünyadan bostan-ı cinâna bir davettir. Hem Rahmân-ı Rahîmin fazlından, kendi hizmetine mukabil ahz-ı ücret etmeye bir nöbettir. Hem vazife-i hayat külfetinden bir terhistir. Hem ubûdiyet ve imtihanın talim ve talimâtından bir paydostur.

    Elhasıl: Her kim hayat-ı fâniyeyi esas maksat yapsa, zahiren bir cennet içinde olsa da, mânen cehennemdedir. Ve her kim hayat-ı bâkıyeye ciddî müteveccih ise, saadet-i dâreyne mazhardır. Dünyası ne kadar fena ve sıkıntılı olsa da, dünyasını Cennetin intizar salonu hükmünde gördüğü için hoş görür, tahammül eder, sabır içinde şükreder.

    Not

    Dipnot-1
    “Allah Teâlâ ki, Ondan başka hiçbir ilâh yoktur. Hayy Odur (Hayatı ezelî ve ebedî olan ve bütün varlıklara hayat veren Odur). Kayyum Odur (Bizzat kâim olan Odur. Varlığı sonsuza kadar devam eder, bütün varlıklar Onunla ayakta durur ve varlıkları Onunla devam eder).” Bakara Sûresi, 2:255.

    Dipnot-2
    bk. Tirmizî, Kıyamet 26; Dârimî, Rikak 94; Müsned 3:38;




    Rahmân-ı Rahîm: dünya ve âhirette yarattığı varlıklara sonsuz rahmet, şefkat ve merhametiyle davranan Allah (bk. r-ḥ-m) Yâ Allah Lâ ilâhe illâllah: Ey Kendisinden başka ilâh olmayan Allah (bk. e-l-h)
    ahbap: sevgililer, dostlar (bk. ḥ-b-b) ahz-ı ücret: ücret alma
    batn: karın, mide bostan-ı bekà: devamlı, sürekli bahçe (bk. b-ḳ-y)
    bostan-ı cinân: Cennet bahçeleri cennet-i kâzibe-i dünyeviye: aldatıcı dünya cenneti
    ebedî: sonsuz (bk. e-b-d) ehl-i Kur’ân ve iman: Kur’ân ve iman ehli (bk. e-m-n)
    ehl-i dalâlet: hak yoldan sapmış, inançsız kimseler (bk. ḍ-l-l) ehl-i dalâlet ve tuğyan: hak yoldan sapmış ve isyan içinde olan kimseler (bk. ḍ-l-l; ṭ-ğ-y)
    ehl-i hidayet: hak ve doğru yolda olanlar (bk. h-d-y) elhasıl: özetle, sonuç olarak
    elîm: üzücü, acı verici fazl: cömertlik, ihsan (bk. f-ḍ-l)
    fena: kötü (bk. f-n-y) firak-ı ebedî: sonsuz ayrılık (bk. f-r-ḳ; e-b-d)
    hakikî: gerçek (bk. ḥ-ḳ-ḳ) hayat-ı bâkiye: kalıcı, sürekli âhiret hayatı (bk. ḥ-y-y; b-ḳ-y)
    hayat-ı fâniye: geçici, ölümlü dünya hayatı (bk. ḥ-y-y; f-n-y) hizmetkâr: hizmetçi
    idhal: girme ihraç: çıkarılma
    inkılab: dönüşme intizar: bekleme
    mahbubât: sevilenler (bk. ḥ-b-b) makam-ı saadet: mutluluk yeri
    maksat: gaye (bk. ḳ-ṣ-d) mazhar: erişme, nail olma (bk. ẓ-h-r)
    mevt: ölüm (bk. m-v-t) meydan-ı imtihan: imtihan meydanı
    miftah: anahtar mukabil: karşılık
    munis: canayakın, dost musahhar: boyun eğen
    mânen: mânevî yönden (bk. a-n-y) müteveccih: yönelmiş
    nisyan: unutulmuşluk rahmet-i Rahmân: rahmeti sınırsız olan Allah’ın şefkat ve merhameti (bk. r-ḥ-m)
    ravza-i cinân: Cennet bahçeleri saadet-i dareyn: dünya ve âhiret mutluluğu
    sırr-ı hikmet-i hilkat: yaratılış gayesinin sırrı (bk. ḥ-k-m, ḫ-l-ḳ) sırr-ı iman: iman sırrı (bk. e-m-n)
    tahammül: katlanma, dayanma talim: eğitim (bk. a-l-m)
    talimât: emirler (bk. a-l-m) tard: kovulma
    terhis: serbest bırakılma, salıverilme tılsım: sır, gizem
    ubûdiyet: Allah’a kulluk (bk. a-b-d) vahşet: ürküntü, yalnızlık
    vazife-i hayat külfeti: hayat görevinin zorlukları (bk. ḥ-y-y) zahiren: görünüşte (bk. ẓ-h-r)
    zahmet-i hayat: hayatın zorluğu (bk. ḥ-y-y) zindan-ı dünya: dünya hapsi
    zindan-ı mezar: mezar hapsi, karanlığı âlem: dünya (bk. a-l-m)
    Yazar : Risale Forum
    Konu TaLHa tarafından (31-01-2013 Saat 10:52 ) değiştirilmiştir.

  8. #8
    TaLHa çevrimdışı Nur-u Aynım
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2006
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    8.159
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 61430


    Sekizinci Söz - Sayfa 69

    اَللّٰهُمَّ اجْعَلْناَ مِنْ اَهْلِ السَّعَادَةِ وَالسَّلاَمَةِ وَالْقُرْاٰنِ وَاْلاِيمَانِ اٰمِينَ اَللّٰهُمَّ صَلِّ وَسَلِّمْ عَلٰى سَيِّدِناَ مُحَمَّدٍ وَعَلٰۤى اٰلِهِ وَصَحْبِهِ بِعَدَدِ جَمِيعِ الْحُرُوفَاتِ الْمُتَشَكِّلَةِ فِى جَمِيعِ الْكَلِمَاتِ الْمُتَمَثِّلَةِ بِاِذْنِ الرَحْمٰنِ فِى مَرَايَا تَمَوُّجَاتِ الْهَوَاۤءِ عِنْدَ قِرَاۤئَةِ كُلِّ كَلِمَةٍ مِنَ الْقُرْاٰنِ مِنْ كُلِّ قَارِئٍ مِنْ اَوَّلِ النُّزُولِ اِلٰى اٰخِرِ الزَّمَانِ وَارْحَمْناَ وَوَالِدَيْناَ وَارْحَمِ الْمُؤْمِنِينَ وَالْمُؤْمِنَاتِ بِعَدَدِهَا بِرَحْمَتِكَ يَاۤ اَرْحَمَ الرَّاحِمِينَ اٰمِينَ وَالْحَمْدُ ِللهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ 1




    Not
    Dipnot-1 Allahım, bizi saadet, selâmet, Kur’ân ve iman ehlinden eyle Âmin. Allahım, Efendimiz Muhammed’e ve âline ve ashâbına, Kur’ân’ın ilk indiği günden kıyametin kopmasına kadar onu okuyan herbir okuyucunun okuduğu herbir kelimenin hava dalgalarının aynalarında Rahmân’ın izniyle yansıyan bütün kelimelerinin bütün harfleri sayısınca salât ve selâm et. Ve bunlar adedince, bize, anne ve babamıza, erkek ve kadın bütün mü’minlere rahmetinle merhamet et, ey merhamet edenlerin en merhametlisi. Âmin. Âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamd olsun.
    Yazar : Risale Forum
    Konu TaLHa tarafından (31-01-2013 Saat 10:52 ) değiştirilmiştir.

  9. #9
    müdavim çevrimdışı Üye Sorumlusu
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2008
    Nereden Yer
    istanbul
    Mesajlar Mesajlar
    3.922
    Blog Blog Girişleri
    2
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 853 + 66388


    Cevap: Sekizinci Söz

    Allah razı olsun.
    Yazar : Risale Forum
    Öyle şerait oluyor, tahtında az bir hareke sahibini çıkarıyor tâ âlâ-yı illiyyîn...
    Öyle hâlât oluyor ki; küçük bir hareket, kâsibini indiriyor tâ esfel-i sâfilîn...

    * * *

  10. #10
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2011
    Mesajlar Mesajlar
    1
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 22 + 10


    Cevap: Sekizinci Söz

    cok güzel ve temiz bir calisma olmus. Su anda tam ihtiyacim olan kisimdi.
    Yazar : Risale Forum

Facebook Yorumları

Facebook Giriş

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Bu Konudaki Etiketler

Sosyal İmleme

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222