Şu hadsiz kâinatı şenlendiren, bilmüşahede rahmettir. Ve bu karanlıklı mevcudatı ışıklandıran, bilbedahe yine rahmettir. Ve bu hadsiz ihtiyacat içinde yuvarlanan mahlukatı terbiye eden, bilbedahe yine rahmettir. Ve bir ağacın bütün heyetiyle meyvesine müteveccih olduğu gibi, bütün kâinatı insana müteveccih eden ve her tarafta ona baktıran ve muavenetine koşturan, bilbedahe rahmettir. Ve bu hadsiz fezayı ve boş ve hâlî âlemi dolduran, nurlandıran ve şenlendiren, bilmüşahede rahmettir. Ve bu fâni insanı ebede namzed eden ve ezelî ve ebedî bir zâta muhatab ve dost yapan, bilbedahe rahmettir.

Sözler

---------------------------------
Kâinat: Yaratılan bütün varlıklar, evren.
Bilmüşahede: Gözle görüldüğü gibi, gözönünde olarak.
Rahmet: Merhamet, acımak, şefkat etmek, ihsan etmek.
Mevcudat: Varlıklar.
Bilbedahe: Apaçık, açık olarak, besbelli.
İhtiyacat: İhtiyaçlar.
Mahlukat: Yaratılmış varlıklar.
Müteveccih: Yönelmiş, dönmüş, bakan.
Muavenet: Yardım.
Feza: Uzay, gökyüzü.
Hâlî: Boş, ıssız, tenha.
Fâni: Geçici, gelip geçici, kaybolan.
Ebed: Sonsuzluk.
Namzed: Aday.
Ezelî: Başlangıcı olmayana ait ve alakalı.