Sayfa 3/4 İlkİlk 1234 SonSon
32 sonuçtan 21 ile 30 arası

  1. #21
    Huseyni çevrimdışı Müdavim
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    12.056
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 210288


    Cevap: Onuncu Risale - Sayfa: 286


    Ve keza, sağ yanımızda fakr yarası, solda da acz, zaaf cerihası vardır. Eğer Kur’ân’ın ilâçlarıyla tedavi edersen, fakrımız rahmet-i Rahmân’ın ziyafetine şevk ve iştiyaka inkılâp edecektir. Acz ve zâfımız da Kadîr-i Mutlakın dergâh-ı izzetine iltica için bir davet tezkeresi gibi olur.

    Ve keza, bizler uzun bir seferdeyiz. Buradan kabre, kabirden haşre, haşirden ebed memleketine gitmek üzereyiz. O yollarda zulümatı dağıtacak bir nur ve bir erzak lâzımdır. Güvendiğimiz akıl ve ilimden ümit yok. Ancak Kur’ân’ın güneşinden, Rahmân’ın hazinesinden tedarik edilebilir. Eğer bizleri bu seferden geri bırakacak bir çareniz varsa, pekâlâ. Ve illâ sükût ediniz. Kur’ân-ı dinleyelim, bakalım ne emrediyor:
    فَلاَ تَغُرَّنَّكُمُ الْحَيوةُ الدُّنْيَا وَلاَ يَغُرَّنَّكُمْ بِاللهِ الْغَرُورُ1

    Hülâsa:
    Ayık olan sana tâbi olmaz. Ancak siyaset şarabıyla veya şöhret hırsıyla veya rikkat-i cinsiyeyle veya felsefenin dalâletiyle veya medeniyetin sefahetiyle sarhoş olanlar senin meşrep ve mesleğine tâbi olurlar. Fakat insanın başına indirilen darbeler ve yüzüne vurulan tokatlar, onun sarhoşluğunu izâle ile ayıltacaktır.


    Ve keza, insan hayvan gibi yalnız zaman-ı hal ile müptelâ ve meşgul değildir. Belki müstakbelin korkusu ve mazinin hüzün ve kederiyle hal elemlerine mâruzdur. Fakat kendisini şakî, dâll, ahmaklardan addetmeyen adam, Kur’ân’ın şu beşaretini dinlesin:

    اَلاَ اِنَّ اَوْلِيَاءَ اللهِ لاَخَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلاَ هُمْ يَحْزَنُونَ اَلَّذِينَ اٰمَنُوا وَكَانُوا يَتَّقُونَ لَهُمُ الْبُشْرٰى فِى الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا وَفِى اْلاٰخِرَةِ لاَ تَبْدِيلَ لِكَلِمَاتِ اللهِ ذٰلِكَ هُوَ الْفَوْزُ الْعَظِيمُ 2


    Not
    Dipnot-1 “Sakın dünya hayatı sizi aldatmasın. O çok aldatıcı şeytan da Allah ile aldatmasın (Yani, Onun veya âhireti yapmayacak diye sizi aldatmasın!).” Lokman Sûresi, 31:33.
    Dipnot-2 “Bilin ki, Allah’ın dostları için ne bir korku vardır, ne de onlar mahzun olurlar. “Onlar îmân eden ve Allah’ın emir ve yasaklarına karşı gelmekten sakınan takvâ ehlidir. “Dünya hayatında da, âhirette de onlar için müjde vardır. Allah’ın sözlerinde değişiklik olmaz. En büyük ödül işte budur.” Yûnus Sûresi, 10:62-64.



    Kadîr-i Mutlak: herşeye gücü yeten, sınırsız güç ve kudret sahibi Allah Rahmân: çok merhamet sahibi olan ve şefkatle bütün yaratıkların rızkını veren Allah
    acz: güçsüzlük addetmek: saymak, kabul etmek
    beşaret: müjde, sevindirici haber ceriha: yara
    dalâlet: doğru yoldan sapma, sapkınlık dergâh-ı izzet: izzet sahibi Allah’ın kapısı
    dâll: hak yoldan sapan ebed: sonsuzluk
    elem: acı, keder erzak: rızıklar, yenilecek ve içilecek şeyler
    fakr: muhtaçlık haşir: âhirette diriltilerek Allah’ın huzurunda toplanma
    hâl: şimdiki zaman hülâsa: özet
    illâ: aksi halde, yoksa iltica: sığınma
    inkılâp etmek: değişmek, dönüşmek izâle: giderme, ortadan kaldırma, yok etme
    iştiyak: çok şiddetli arzu ve istek keza: bunun gibi
    mazi: geçmiş meşrep: hareket tarzı, metod
    mâruz: tesiri altında olma müptelâ: bağımlı
    müstakbel: gelecek nur: aydınlık
    rahmet-i Rahmân: rahmet ve şefkat tecellîsi bütün varlıkları kuşatan Allah’ın rahmeti rikkat-i cinsiye: insanın kendi cinsinden olana acıması
    sefahet: yasak zevk ve eğlencelere düşkünlük, beyinsizce davranış, yararı zarardan ayırt edememe sefer: yolculuk
    sükût etmek: susmak tedarik etmek: elde etmek
    tezkere: belge tâbi olmak: bağlı olmak, uymak
    zaaf: zayıflık, güçsüzlük zaman-ı hâl: şimdiki zaman
    zulümat: karanlık; inkâr ve inaçsızlıktan doğan karanlıklar şakî: haydut, yol kesici; günahkâr, mutsuz
    şevk: şiddetli arzu ve istek

    Yazar : Risale Forum

  2. #22
    Huseyni çevrimdışı Müdavim
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    12.056
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 210288


    Cevap: Onuncu Risale - Sayfa: 287




    وَالتِّينِ وَالزَّيْتُونِ وَطُورِسِينِينَ 1

    ilâ âhir-i sûre...

    İ’lem eyyühe’l-aziz! Herbir masnuda tahakkuk eden kemâl-i sanat, Sâniin her mekânda ve her masnuun yanında bulunmasına delâlet ettiği gibi, hiçbir mekânda ve hiçbir masnuun yanında bulunmamasına da delâlet eder.

    Ve keza, insan, herbir şeye muhtaç olduğu cihetle, herşeyin melekûtu elinde ve herşeyin hazinesi yanında olan Zât-ı Akdesten maadâ kimseye ibadet edemez.

    Ve keza insan vücut, icad, hayır, ef’al cihetiyle pek küçük, nâkıs olmakla karıncadan, arıdan ednâ, örümcekten daha zayıftır. Fakat adem, tahrip, şer, infial cihetiyle semâvat, arz, cibalden daha büyüktür. Meselâ, Hasenat yaptığı zaman, habbe habbe yapar. Seyyiat yaparsa kubbe kubbe yapar. Evet, meselâ küfür seyyiesi bütün mevcudatı tahkir eder, kıymetten düşürür.

    Ve keza, insanın bir cihetle kıl kadar bir ihtiyarı, zerre kadar bir iktidarı, şuâ kadar bir hayatı, dakika kadar bir ömrü, cüz’î bir cüz kadar mevcudiyeti varsa da, diğer cihetle hadsiz bir acz ve fakrı da vardır. Kadîr-i Mutlak ve Ganiyy-i Mutlakın tecelliyatına geniş bir mâkes olur.

    Ve keza, insan hayat-ı dünyeviye cihetiyle bir çekirdek olup, pek büyük semere ve sümbüller vermek için kendisine tevdi edilen cihazatı, bazı maddeleri elde



    Not
    Dipnot-1 “Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla. Yemin olsun incire ve zeytine. Ve Sînâ Dağına.” Tîn Sûresi, 95:1-2.




    Ganiyy-i Mutlak: sınırsız zenginliğe sahip olan Allah Kadîr-i Mutlak: herşeye gücü yeten, sınırsız güç ve kudret sahibi Allah
    Sâni: herşeyi san’atlı bir şekilde yaratan Allah Zat-ı Akdes: bütün kusurlardan, çirkinliklerden, eksiklikten, benzer ve ortak edinmekten sonsuz derecede yüce olan Allah
    acz: güçsüzlük adem: yokluk, hiçlik
    arz: yeryüzü cibal: dağlar
    cihazat: cihazlar, donanım cihet: yön
    cüz: parça, bölüm cüz’î: ferd, birey
    delâlet etmek: işaret etmek ednâ: en basit, en aşağı
    ef’al: fiiller, hareketler fakr: muhtaçlık
    habbe: dane hadsiz: sınırsız
    hasenat: iyi ameller, hayırlar hayat-ı dünyeviye: dünya hayatı
    hayır: iyilik icad: var etme
    ihtiyar: seçme, tercih etme gücü iktidar: güç, kuvvet
    ilâ âhir-i sûre: sûrenin sonuna kadar infial: fiilden etkilenme, bir etkinin gücü altında hareket etme
    i’lem eyyühe’l-aziz: ey aziz kardeşim bil ki! kemal-i san’at: eksiksiz ve mükemmel san’at
    keza: bunun gibi küfür: Allah’ı veya Allah’ın kesin olarak bildirdiği herhangi bir şeyi inkâr etme (k-f-r)
    kıymet: değer maadâ: başka, dışında
    masnu: san’at eseri varlık melekût: varlığın iç yüzü, hakikati
    mevcudat: varlıklar mevcudiyet: var olma hâli
    mâkes: yansıma yeri, ayna nâkıs: eksik
    semere: meyve, sonuç semâvat: gökler
    seyyiat: kötülükler, günahlar seyyie: kötülük
    tahakkuk eden: gerçekleşen tahkir etmek: aşağılamak
    tahrip: bozma, yok etme tecelliyat: tecellîler; yansımalar
    tevdi edilen: bırakılan, emanet edilen vücut: var olma
    zerre: en küçük madde parçası şer: kötülük
    şuâ: ışık hüzmesi, parıltı

    Yazar : Risale Forum

  3. #23
    Huseyni çevrimdışı Müdavim
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    12.056
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 210288


    Cevap: Onuncu Risale - Sayfa: 288


    etmek için tavuk gibi toprakları, gübreleri, necisleri eşmeye sarf eder, faidesiz tefessüh eder. Ve hayat-ı mâneviye cihetiyle emelleri ebede kadar uzanan bir şecere-i bâkıyedir.

    Ve keza, insan fiil ve sa’yi cihetiyle zayıf bir hayvan olup dâire-i sa’yi pek dardır. İnfial, sual, dua cihetiyle Rahmân-ı Rahîmin aziz bir misafiridir. Dairesi hayal kadar geniştir.


    Ve keza, insanın hayat-ı hayvaniyeden aldığı lezzet bir serçe kuşunun lezzeti kadar değildir. Çünkü, insanda hüzün, keder, korku var, onda yoktur. Fakat cihazat, hissiyat, duygular, istidatlar itibarıyla hayvanların en âlâsından fazla lezzet alır. İnsanın şu vaziyetine dikkat edilirse anlaşılır ki, bu kadar cihazat, bu hayat için olmayıp, ancak bir hayat-ı bâkiye için kendisine verilmiştir.

    Ve keza, insan saltanat-ı rububiyetin mehâsinine nâzır ve esmâ-i kudsiyenin cilvelerine dellâl ve kalem-i kudretle yazılan mektubat-ı İlâhiyeyi mütalâa ile mütefekkir olduğu cihetle, eşref-i mahlûkat ve halife-i arz olmuştur.

    يَاۤ اَيُّهَا النَّاسُ اَنْتُمُ الْفُقَرَاءُ اِلَى اللهِ... 1

    İ’lem eyyühe’l-aziz! İnsandaki kusur sonsuz olduğu gibi, acz, fakr ve ihtiyacına da nihayet yoktur. İnsana tevdi edilen açlık ile nimetlerin lezzetleri tebarüz ettiği gibi; insandaki kusur, kemâlât-ı Sübhâniye derecelerine bir mirsaddır. İnsandaki fakr, gınâ-i rahmetin derecelerine bir mikyastır. İnsandaki acz, kudret



    Not
    Dipnot-1 “Ey insanlar, hepiniz Allah’a muhtaçsınız. Allah ise hiçbir şeye muhtaç değildir ve her türlü övgüye lâyıktır.” Fâtır Sûresi, 35:15.


    Rahmân-ı Rahîm: rahmet ve merhameti bütün varlıkları kaplayan ve her bir varlığa hususî rahmet ve merhamet tecellîleri olan Allah acz: güçsüzlük
    aziz: çok değerli, izzetli cihazat: cihazlar, donanım
    cihet: yön cilve: görüntü, akis
    dellâl: ilân edici, duyurucu dâire-i sa’y: çalışma alanı
    ebed: sonsuzluk emel: arzu, istek
    esmâ-i kudsiye: Allah’ın kutsal isimleri; her türlü kusur ve noksandan yüce olan İlâhî isimler eşref-i mahlûkat: yaratıkların en şereflisi
    fakr: muhtaçlık gınâ-i rahmet: rahmetin zenginliği, rahmet ve merhametin geniş tecellîleri
    halife-i arz: yeryüzü halifesi; yeryüzünde Allah’ın emirlerini yerine getirip Onun namına tasarrufta bulunan ve varlıklar üzerinde Onun adına egemen olan insan hayat-ı bâkiye: devamlı ve kalıcı olan âhiret hayatı
    hayat-ı hayvaniye: hayvanî hayat hayat-ı mâneviye: mânevî hayat, maddî olmayan hayat
    hissiyat: hisler, duygular infial: fiilden etkilenme, bir tesirin gücü altında hareket etme
    istidat: yetenek, ruhî nitelik ve özellikler itibarıyla: açısından
    i’lem eyyühe’l-aziz: ey aziz kadreşim bil ki! kalem-i kudret: kudretin kalemi; varlıkların ve olayların düzenli olarak vücuda gelişinde bir kalem gibi eserini gösteren İlâhî güç ve iktidar
    kemalât-ı Sübhâniye: bütün eksikliklerden yüce olan Allah’ın sonsuz mükemmellikteki sıfatları, nitelikleri keza: bunun gibi
    kudret: güç, iktidar mehâsin: güzellikler
    mektubat-ı İlâhiye: İlâhî mektuplar; Allah’ın birer mektup gibi yazdığı ve san’atla yarattığı eserler, varlıklar mikyas: ölçek, ölçü birimi
    mirsad: dürbün; projektör mütalâa: dikkatle okuma, inceleme
    mütefekkir: düşünen, tefekkür eden necis: pis
    nihayet: son nimet: iyilik, lütuf, ihsan
    nâzır: bakan, gözeten saltanat-ı rububiyet: rubûbiyet saltanatı; kâinatın idare ve tedbirinde tecellî eden İlâhî isimlerin egemenliği
    sarf etmek: harcamak sa’y: çalışma
    sual: isteme tebarüz etme: ortaya çıkma, belirip görünme
    tefessüh etmek: bozulmak tevdi edilen: emanet olarak verilen
    vaziyet: durum âlâ: yüksek, üstün
    şecere-i bâkıye: bakî, sonsuz bir ağaç

    Yazar : Risale Forum

  4. #24
    Huseyni çevrimdışı Müdavim
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    12.056
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 210288


    Cevap: Onuncu Risale - Sayfa: 289


    ve kibriyâsına bir mizandır. İnsandaki tenevvü-ü hâcât, envâ-ı niam ve ihsanatına bir merdivendir. Öyleyse fıtratından gaye ubudiyettir. Ubudiyet ise, dergâh-ı izzetine kusurlarını Estağfirullah ve Sübhânallah ile ilân etmektir.



    اِنَّ اْلاَبْرَارَ لَفِى نَعِيمٍ وَاِنَّ الْفُجَّارَ لَفِى جَحِيمٍ 1

    İ’lem eyyühe’l-aziz! Herbir insan için hayat seferinde iki yol vardır. Bu iki yolun uzunluğu, kısalığı birdir. Amma birisinde ehl-i şuhud ve ehl-i vukufun şehadet ve tasdikleriyle, onda dokuz menfaat ihtimali var. İkinci yolda mesele mâkûsedir, onda dokuz zarar ihtimali vardır. İkinci yol ile gidenin ne silâhı var, ne zahiresi. Tabiî, yolda pek çok korkulara mâruz kalacağı gibi, ihtiyaçlarını def için çoklara minnet altında kalır. Fakat birinci yola sülûk edenin hem silâhı, hem erzakı beraberdir. Pek serbestâne gider. Birinci yol Kur’ân yoludur, ikinci yol ise dalâlet yoludur.

    Evet, ehl-i şuhudun, ehl-i vukufun tasdik ve şehadetleriyle sabittir ki, iman yümnüyle yürüyen emn ü eman içindedir. Ve bilâhare merkez-i hükûmete ulaştığında, onda dokuzu büyük mükâfatlara mazhar olacaklardır. Fakat, dalâlet zulümatı içinde yürüyenler esnâ-yı seferde korkudan, açlıktan herşeye ve herkese tezellül ettikten sonra, mahall-i hükûmete vâsıl olduğunda, onda dokuzu ya idam veya ebedî hapse mahkûm olacaklardır. Binaenaleyh aklı olan, zararlı birşeyi, dünyevî, ednâ bir hiffet için tercih etmez.

    Ehl-i şuhud dediğimizden maksat, evliyaullahtır. Zira velâyet sâhibi, avâmın itikad ettiği şeyleri göz ile müşahede ediyor. Kur’ân yoluyla gidenlerin silâh ve




    Not
    Dipnot-1 “İhlâs ile kulluk edenler, nimetle dolu Cennet içindedir. Günaha dalan kâfirler ise Cehennem ateşindedir.” İnfitar Sûresi, 82:12-13.



    Estağfirullah: Allah’tan af dilemek Sübhânallah: Allah her türlü eksiklikten sonsuz derecede yücedir
    avâm: halk tabakası bilâhare: daha sonra
    binaenaleyh: bundan dolayı dalâlet: doğru ve hak yoldan sapma, sapkınlık
    def: uzaklaştırma dergâh-ı izzet: izzet sahibi Allah’ın yüce kapısı
    dünyevî: dünya ile ilgili ebedî: sonsuz
    ednâ: en basit, en aşağı ehl-i vukuf: bilirkişi, bir konuda derinleşmiş olanlar
    ehl-i şuhud: gayb âlemine ait bilinmeyen hakikatleri Allah’ın lütuf ve ihsanıyla gören kimseler emn ü eman: emniyet ve korkusuzluk
    envâ-ı niam: nimetlerin çeşitleri erzak: rızıklar, yenilecek ve içilecek şeyler
    esnâ-yı sefer: yoluculuk esnasında, yolculuk sırasında evliyaullah: Allah’ın sevgili kulları
    fıtrat: yaratılış, mizaç gaye: amaç
    hiffet: hafiflik ihsanat: iyilikler, bağışlar, lütuflar
    itikad: inanç i’lem eyyühe’l-aziz: ey aziz kardeşim bil ki!
    kibriyâ: azamet, büyüklük mahall-i hükûmet: hükûmet yeri
    mahkûm olma: cezalandırılma, hüküm giyme maksat: amaç, gâye
    mazhar olmak: ulaşmak, kavuşmak menfaat: fayda, yarar
    merkez-i hükûmet: hükûmet merkezi minnet: iyilik karşısında kendini borçlu hissetmek
    mizan: ölçü, tartı mâkûse: ters, zıt
    mâruz kalmak: yüzyüze gelmek, etki alanına girmek mükâfat: ödül
    müşahede: gözlemleme, görme sefer: yolculuk
    serbestâne: serbest bir şekilde sülûk eden: bir yöne doğru giden
    tasdik: doğrulama, onaylama tenevvü-ü hâcât: ihtiyaçların çeşitliliği
    tezellül: alçalma, kendisini küçük düşürme ubudiyet: Allah’a kulluk
    velâyet: velilik vâsıl olmak: kavuşmak, ulaşmak
    yümn (yümün): kuvvet; bereket; bolluk; saadet zahire: ilerisi için saklanan yiyecek
    zulümat: dinsizlik ve inkâr karanlıkları şehadet: şahitlik

    Yazar : Risale Forum

  5. #25
    Huseyni çevrimdışı Müdavim
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    12.056
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 210288


    Cevap: Onuncu Risale - Sayfa: 290


    zahireleri ise, Kadîr-i Mutlaka, Ganiyy-i Kerîme olan tevekkül onları temin eder. Zira, tevekkül, istinad ve istimdad noktalarını tazammun ediyor. Bu noktalar da kelime-i tevhidi istilzam ediyor. Kelime-i tevhid de namazı iktiza ediyor. Namaz dahi ubudiyetin esas bir rüknüdür. Ubudiyeti emreden tekliftir. Mükellefiyetini ifa edenin, mükellefiyet müddetince, mükellefiyet-i askeriye gibi yemekleri, libasları ve sair hayat lâzimeleri hazine-i Rahmân’dan verilir. Mükellefiyet-i askeriye iki buçuk senedir. Amma mükellefiyet-i ubudiyet, müddet-i ömürdür.



    وَمَا هٰذِهِ الْحَيٰوةُ الدُّنْيَا اِلاَّ لَهْوٌ وَلَعِبٌ وَاِنَّ الدَّارَ اْلاٰخِرَةَ لَهِىَ الْحَيَوَانُ 1

    İ’lem eyyühe’l-aziz! İnsan bir yolcudur. Sabâvetten gençliğe, gençlikten ihtiyarlığa, ihtiyarlıktan kabre, kabirden haşre, haşirden ebede kadar yolculuğu devam eder. Her iki hayatın levazımatı, Mâlikü’l-Mülk tarafından verilmiştir. Fakat o levazımatı, cehlinden dolayı tamamen bu hayat-ı fâniyeye sarf ediyor. Halbuki, o levazımattan lâakal onda biri dünyevî hayata, dokuzu hayat-ı bakiyeye sarf etmek gerektir. Acaba birkaç memleketi gezmek için hükûmetten yirmi dört lira harcırah alan bir memur, ilk dahil olduğu memlekette yirmi üç lirayı sarf ederse, öteki yerlerde ne yapacaktır? Hükûmete ne cevap verecektir? Böyle yapan kendisine akıllı diyebilir mi? Binaenaleyh, Cenâb-ı Hak her iki hayat levazımatını elde etmek için yirmi dört saatlik bir vakit vermiştir. Çoğunu aza, azını çoğa vermek suretiyle, yirmi üç saat kısa ve fâni olan dünya hayatına, hiç olmazsa bir saati de beş namaza ve bâki ve sonsuz uhrevî hayata sarf etmek lâzımdır ki, dünyada paşa, âhirette gedâ olmasın!



    Not
    Dipnot-1 “Bu dünya hayatı bir oyun ve oyalanmadan başka birşey değildir. Asıl hayata mazhar olan ise âhiret yurdudur.” Ankebut Sûresi, 29:64.



    Cenab-ı Hak: Hakkın tâ kendisi olan şeref ve yücelik sahibi Allah Ganiyy-i Kerîm: cömertliği, ikramı sonsuz ve zenginliği sınırsız olan Allah
    Kadîr-i Mutlak: herşeye gücü yeten, sınırsız güç ve kudret sahibi Allah Mâlikü’l-Mülk: bütün mülkün gerçek sahibi Allah
    binaenaleyh: bundan dolayı bâki: devamlı, kalıcı, ölümsüz
    cehl: cahillik, bilgisizlik dünyevî: dünya ile ilgili
    ebed: sonsuzluk fâni: geçici olan, ölümlü
    gedâ: köle harcırah: yol masrafı için verilen para
    hayat-ı bakiye: devamlı ve kalıcı âhiret hayatı hayat-ı fâniye: geçici dünya hayatı
    hazine-i Rahmân: rahmet ve merhameti bütün varlıkları kaplayan Allah’ın hazinesi haşir: âhirette diriltilerek Allah’ın huzurunda toplanma
    ifa eden: yerine getiren iktiza etmek: gerektirmek
    istilzam etmek: gerekli kılmak istimdad: yardım isteme
    istinad: dayanak i’lem eyyühe’l-aziz: ey aziz kardeşim bil ki!
    kelime-i tevhid: Allah’tan başka ilâh yoktur mânâsında “Lâ ilâhe illâllah” sözü levazımat: ihtiyaçlar, gereçler
    libas: elbise lâakal: en az
    lâzime: gerekli şey müddet: süre
    müddet-i ömür: yaşam süresi mükellefiyet: yükümlülük, zorunlu görev
    mükellefiyet-i askeriye: askerî yükümlülük, askerlikteki zorunlu görev mükellefiyet-i ubudiyet: kulluğa ait yükümlülük, sorumluluk
    rükün: esas, şart sabâvet: çocukluk
    sair: başka sarf etmek: harcamak
    suret: yol, tarz tazammun etmek: içine almak, kapsamak
    teklif: Allah’ın yükümlü tutması temin etmek: sağlamak
    tevekkül: Allah’a dayanma ve güvenme ubudiyet: kulluk
    uhrevî: âhirete dair, âhirete yönelik zahire: ilerisi için saklanan yiyecek

    Yazar : Risale Forum

  6. #26
    Huseyni çevrimdışı Müdavim
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    12.056
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 210288


    Cevap: Onuncu Risale - Sayfa: 291


    İ’lem eyyühe’l-aziz! Gafil olan insan, kendi vazifesini terk eder, Allah’ın vazifesiyle meşgul olur. Evet, insan, gafletten dolayı, iktidarı dahilinde kolay olan ubudiyet vazifesinin terkiyle, zayıf kalbiyle rububiyet vazife-i sakîlesinin altına girer, altında ezilir. Ve aynı zamanda bütün istirahatini kaybetmekle âsi, şakî, hâin adamların partisine dahil olur.

    Evet, insan bir askerdir. Askerlik vazifesi başka, hükûmetin vazifesi başkadır. Askerlik vazifesi tâlim, cihad gibi din ve vatanı koruyacak işlerdir. Hükûmetin vazifesi ise, erzakını, libasını, silâhını vermektir. Binaenaleyh, erzakını temin için askerliğe ait vazifesini terk edip ticaretle-meselâ-iştigal eden bir asker, şakî ve hâin olur. Bu itibarla, insanın Allah’a karşı ubudiyet, vazifesidir. Terk-i kebâir, takvâsıdır. Nefis ve şeytanla uğraşması, cihadıdır.


    Amma gerek nefsine, gerek evlât ve taallûkatına hayat malzemesini tedarik etmek Allah’ın vazifesidir. Evet, madem hayatı veren Odur. O hayatı koruyacak levazımatı da O verecektir. Yalnız, hükûmetin asker için ofislerde cem ettiği erzakı askerlere taşıttırdığı, temizlettirdiği, öğüttürdüğü, pişirttiği gibi, Cenâb-ı Hak da hayat için lâzım olan levazımatı küre-i arz ofisinde yaratıp cem ettikten sonra, o erzakın toplanmasını ve sair ahvalini insana yaptırır ki, insana bir meşguliyet, bir eğlence olsun ve atâlet, betâlet azabından kurtulsun.

    Ey insan! Rahm-ı mâderde iken, tıfl iken, ihtiyar ve iktidardan mahrum bir vaziyette iken, seni pek leziz rızıklar ile besleyen Allah, sen hayatta kaldıkça o rızkı verecektir. Baksana: Her bahar mevsiminde sath-ı arzda yaratılan enva-ı erzakı kim yaratıyor ve kimler için yaratıyor? Senin ağzına getirip sokacak değil ya! Yahu, eğlencelere, bahçelere gidip dallarda sallanan o güleç yüzlü leziz meyveleri koparıp yemek zahmet midir? Allah insaf versin!

    Hülâsa: Allah’ı itham etmekle işini terk edip Allah’ın işine karışma ki, nankör âsiler defterine kaydolmayasın.



    Cenâb-ı Hak: Hakkın ta kendisi olan sonsuz şeref ve yücelik sahibi Allah ahval: haller, durumlar
    atâlet: hareketsizlik, tembellik azap: acı, sıkıntı, ceza
    betâlet: âvârelik; işsizlik binaenaleyh: bundan dolayı
    cem etmek: toplamak cihad: mücadele, din uğrunda çaba harcama
    dahil: iç dahil olmak: katılmak
    enva-ı erzak: rızık türleri erzak: rızıklar, yenilecek ve içilecek şeyler
    evlât: çocuk gafil: Allah’ı düşünmeyen ve maddî-mânevî sorumluluklarından habersiz olan
    gaflet: âhirete, Allah’ın emir ve yasaklarına duyarsız davranma hâli, umursamazlık hükûmet: ülke yönetimi, idare
    hülâsa: kısaca, özet iktidar: güç, iktidar
    insaf: merhamet ve adalet dairesinde hareket istirahat: rahat, huzur
    itibar: göz önünde bulundurmak, dikkate almak ittiham etmek: suçlamak
    iştigal: meşgul olma, uğraşma i’lem eyyühe’l-aziz: ey aziz kardeşim bil ki!
    küre-i arz: yerküre, dünya levazımat: gerekli olan şeyler
    leziz: lezzetli, tatlı libas: elbise
    mahrum: yoksun nefis: bir kimsenin kendisi; insanı daima kötülüğe, maddî zevk ve isteklere sevk eden duygu
    rahm-ı mâder: ana rahmi rububiyet: Rablık; Allah’ın herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri vermesi, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulundurması
    rızık: Allah’ın ihsan ettiği nimetler, yiyecekler sair: diğer
    sath-ı arz: yeryüzü taallûkat: yakın akrabalar
    takvâ: Allah’tan korkup emir ve yasaklarına titizlikle uyma tedarik: elde etme
    temin: hazırlama; bulma terk-i kebâir: büyük günahları terk etme
    tâlim: öğretme, eğitme tıfl: bebek; çocuk
    ubudiyet: kulluk vazife: görev
    vazife-i sakîle: ağır görev vaziyet: durum, hâl
    zahmet: zorluk âsi: isyankâr
    şakî: haydut, yol kesici; günahkâr

    Yazar : Risale Forum

  7. #27
    Huseyni çevrimdışı Müdavim
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    12.056
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 210288


    Cevap: Onuncu Risale - Sayfa: 292


    اُدْعُونِى اَسْتَجِبْ لَكُمْ 1

    İ’lem eyyühe’l-aziz! “Bazı dualar icabete iktiran etmez” diye iddiada bulunma. Çünkü dua bir ibadettir. İbadetin semeresi âhirette görünür. Dünyevî maksatlar ise, namaz vakitleri gibi, dualar ibadeti için birer vakittirler. Duaların semeresi değillerdir. Meselâ, şemsin tutulması küsuf namazına, yağmursuzluk yağmur namazına birer vakittir.

    Ve keza, zâlimlerin tasallutu ve belâların nüzulü, bazı hususî dualara vakittir. Bu vakitler bâki kaldıkça, o namazlar, o dualar yapılır. Eğer bu vakitlerde dünyevî maksatlar hasıl olursa, zaten nurun alâ nur. Ve illâ, “İcabet duaya iktiran etmedi” diyemezsin. Ancak, “Henüz vakit inkıza etmemiş, duaya devam lâzımdır” diyebilirsin. Çünkü o maksatlar duaların mukaddemesidir, neticesi değillerdir. Cenâb-ı Hakkın duaların icabetine vaad etmesi ise, icabet ayn-ı kabul değildir. Yani, icabet kabulü istilzam etmez. Duaya herhalde cevap verilir. Cevapsız bırakılmaz. Matluba olan is’af ise, Mucîbin hikmetine tâbidir. Meselâ, doktoru çağırdığın zaman, herhalde “Ne istersin?” diye cevap verir. Fakat “Bu yemeği veya bu ilâcı bana ver” dediğin vakit, bazan verir, bazan hastalığına, mizacına mülâyim olmadığından vermez.


    Adem-i kabul esbabından biri de, duayı ibadet kastıyla yapmayıp, matlubun tahsiline tahsis ettiğinden, aksülâmel olur. O dua ibadetinde ihlâs kırılır, makbul olmaz.

    İ’lem eyyühe’l-aziz! İnkılâplar neticesinde, her iki taraf arasında geniş geniş dereler husule geliyor. O dereler üstünde her iki âlemle münasebettar köprüler lâzımdır ki, her iki âlem arasında gidiş geliş olsun. Lâkin o köprülerin inkılâbat cinslerine göre şekilleri, mahiyetleri mütebayin, isimleri mütenevvi olur. Meselâ, uyku, âlem-i yakaza ile âlem-i misal arasında bir köprüdür. Berzah, dünya ile


    Not
    Dipnot-1 “Bana dua edin, size cevap vereyim.” Mü’min Sûresi, 40:60.


    Cenâb-ı Hak: Hakkın ta kendisi olan sonsuz şeref ve yücelik sahibi Allah Mucîb: duâlara cevap veren Allah
    adem-i kabul: kabul etmeme aksülâmel: tepki, reaksiyon
    ayn-ı kabul: aynen kabul etme, aynısını verme belâ: musibet, sıkıntı
    berzah: kabir âlemi bâki: devamlı, kalıcı, ölümsüz
    dünyevî: dünya ile ilgili esbab: sebebler
    hasıl olmak: meydana gelmek hikmet: gaye, fayda
    husul: meydana gelme hususî: özel
    icabet: cevap verme ihlâs: ibadet ve davranışlarda sadece Allah rızasını gözetme; samimiyet
    iktiran: sebeple sonucunun beraber olması; duaya hemen karşılık verilmesi, dua ile beraber cevabın görünmesi illâ: yoksa, böyle olmazsa
    inkılâbat: büyük değişimler inkılâp: değişim
    inkıza etmek: tamamlanmak, bir şey tamamlanıp sona ermek istilzam etmek: gerektirmek
    is’af: yardım isteğini yerine getirme i’lem eyyühe’l-aziz: ey aziz kardeşim bil ki!
    kast: amaç, hedef keza: bunun gibi
    küsuf: güneş tutulması lâkin: ama, fakat
    mahiyet: asıl, esas nitelik makbul: kabul görmüş olma
    maksat: amaç, gaye matlub: istenilen, arzu edilen şey
    mizac: huy, tabiat, yaratılış mukaddeme: başlangıç
    mülâyim: uygun münasebettar: alâkalı, ilgili
    mütebayin: ayrı ayrı mütenevvi: çeşit çeşit
    nurun alâ nur: nur üstüne nur, iyiden de iyi nüzul: inme
    semere: meyve tahsil: elde etme, kazanma
    tahsis etmek: ait kılmak, ayırmak tasallut: sataşma, baskı kurma, hâkim olma
    tâbi: bağlı vaad etmek: söz vermek
    zâlim: zulmeden, acımasız âlem: dünya
    âlem-i misal: bütün varlıkların ve olayların görüntülerinin yansıdığı madde ötesi âlem âlem-i yakaza: uyanıklık âlemi
    şems: güneş

    Yazar : Risale Forum

  8. #28
    Huseyni çevrimdışı Müdavim
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    12.056
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 210288


    Cevap: Onuncu Risale - Sayfa: 293


    âhiret arasında ayrı bir köprüdür. Ve misal, âlem-i cismaniyle âlem-i ruhanî arasında bir köprüdür. Bahar, kış ile yaz arasında ayrı bir nevi köprüdür. Kıyamette ise, inkılâp bir değildir. Pek çok ve büyük inkılâplar olacağından, köprüsü de pek garip, acip olması lâzım gelir.İ’lem eyyühe’l-aziz! İnsanın ba’delmevt, Hâlık-ı Rahmân ve Rahime rücûu hakkında ilânat yapan şu; اِلَيْهِ مَرْجِعُكُمْ 1 وَاِلَيْهِ تُرْجَعُونَ 2 وَاِلَيْهِ الْمَصِيرُ 3 وَاِلَيْهِ الْمَاٰبُ 4 gibi âyetlerde büyük bir beşâret ve tesellî olduğu gibi, ehl-i isyana da büyük tehditleri imâ vardır.

    Evet, bu âyetlerin sarahatine göre, ölüm, zeval, firak, adem kapısı ve zulümat kuyusu olmayıp ancak Sultan-ı Ezel ve Ebedin huzuruna girmek için bir medhaldir. Bu beşaretin işaretiyle, kalb adem-i mutlak korkusundan, eleminden kurtulur. Evet, küfrün tazammun ettiği cehennem-i mâneviyeye bak:


    5 اَنَا عِنْدَ ظَنِّ عَبْدِى بِى hadîs-i kudsîsi sırrınca, Cenâb-ı Hak kâfirin zan ve itikadını daimî bir azab-ı elîme kalb eder. Sonra, iman ve yakîn ile, Cenâb-ı Hakkın likasından sonra, rızasından sonra, rüyetinden sonra mü’minler için hasıl



    Not
    Dipnot-1 “Hepinizin dönüşü Onadır.” En’âm Sûresi, 6:60; Yûnus Sûresi, 10:4.
    Dipnot-2 “Hepiniz Ona döndürüleceksiniz.” Bakara Sûresi, 2:245.
    Dipnot-3 “Herkesin dönüşü sadece Onun huzurunadır.” Mâide Sûresi, 5:18.
    Dipnot-4 “Sadece dönüş Onadır.” Ra’d Sûresi, 13:36.
    Dipnot-5 “Kulum beni nasıl tanırsa, onunla öyle muamele ederim.” Buharî, Tevhid: 15, 35; Müslim, Tevbe: 1, Zikr, 2, 19; Tirmizî, Zühd: 51, Daavât: 131; İbni Mâce, Edeb: 58; Dârimî, Rikak: 22; Müsned, 2:251, 315, 391, 412, 445, 482, 516, 517, 524, 534, 539, 3:210, 277, 491, 4:106.


    Cenâb-ı Hak: Hakkın ta kendisi olan sonsuz şeref ve yücelik sahibi Allah Hâlık-ı Rahmân ve Rahim: Rahmeti herşeyi kaplayan ve herbir varlıkta rahmet ve şefkati tecelli eden yaratıcı, Allah
    Sultan-ı Ezel ve Ebed: saltanatının başlangıcı ve sonu olmayan Sultan; hüküm ve saltanatı ezelden ebede devam eden Sultan, Allah acip: acayip, tuhaf, şaşırtıcı
    adem: hiçlik, yokluk adem-i mutlak: sınırsız yokluk; bir daha geri gelmemek üzere her şeyiyle beraber yokluğa gitme
    azab-ı elîm: acı veren azap ba’delmevt: ölümden sonra
    beşâret: müjde, sevindirici haber cehennem-i mâneviye: bu dünyadayken hissedilen manevî cehennem azabı
    daimî: devamlı ehl-i isyan: isyan edenler
    elem: acı, keder, sıkıntı firak: ayrılık
    hadis-i kudsî: Mânası, Peygamberimiz'e (a.s.m.) vahy veya ilham edilen, ifade tarzı kendisinden olan kutsal söz hasıl olmak: meydana gelmek
    ilânat: ilânlar, duyurular imâ: dolaylı olarak işarette bulunma, üstü kapalı bir şekilde belirtme
    inkılâp: değişim itikad: güçlü inanç
    kalb etmek: dönüştürmek kâfir: Allah’ı veya Allah’ın kesin olarak bildirdiği şeylerden birini inkâr eden kimse
    küfür: Allah’ı veya Allah’ın kesin olarak bildiği herhangi bir şeyi inkâr etme kıyamet: dünyanın sonu, varlığın bozulup dağılması
    lika: kavuşma, buluşma; Cennet’te Allah ile buluşma lâzım: gerekli
    medhal: kapı, giriş misal: aynadaki görüntü; bütün varlıkların ve olayların görüntülerinin yansıdığı madde ötesi âlem
    mü’min: iman eden, Allah’a ve Onun gönderdiği şeylere inanan nevi: çeşit, tür
    rücû: dönme, dönüş rüyet: Cennet’te Allah’ın güzelliğini görme, seyretme
    rıza: memnuniyet sarahat: açıklık
    tazammun etmek: içermek, içine almak tesellî: avutma, acısını dindirme
    yakîn: kesin inanma zan: şüphe, zannetmek, sanmak
    zeval: geçip gitme, sona erme zulümat: karanlıklar
    âlem-i cismani: maddî âlem âlem-i ruhanî: maddî yapısı olmayan ve gözle görülemeyen ruh âlemi
    âyet: Kur’ân’ın her bir cümlesi İ’lem eyyühe’l-aziz: ey aziz kadreşim bil ki!

    Yazar : Risale Forum

  9. #29
    Huseyni çevrimdışı Müdavim
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    12.056
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 210288


    Cevap: Onuncu Risale - Sayfa: 294


    olan lezzetlerin derecelerine bak. Hattâ Cehennem-i cismanî, ârif olan mü’min için, âsiye kâfirin cehennem-i mânevîsine nisbeten cennet gibidir.

    Arkadaş! Âlem-i bekaya delâlet eden berâhinden maadâ, arkasında saflar teşkil edip dualarına bir ağızdan “Âmin! Âmin!” söyleyen enbiya, evliya, sıddikîn imamları, Mahbub-u Ezelînin Habib-i Ekremi Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâmın tazarruatı, duaları, âlem-i bekada insanın bekasına pek büyük burhan ve kâfi bir vesiledir. Çünkü, kâinatı serâpâ istilâ eden şu hüsünler, güzellikler, cemâller, kemâller, o Habibin tazarruatını işitmemek veya kabul etmemek kadar çirkin, kabih, kusur, naks addedilecek birşeye müsaade eder mi? Cenâb-ı Hak bütün nekaisten, çirkin şeylerden münezzeh, müberrâ değil midir? Elbette münezzehtir.


    İ’lem eyyühe’l-aziz! Cenâb-ı Hakkın verdiği nimetleri söyleyip ilân ve tahdis‑i nimet etmek, bazan gurura ve kibre incirar eder. Tevazu kastıyla da o nimetleri ketmetmek iyi değildir. Binaenaleyh, ifrat ve tefritten kurtulmak için istikamet mizanına müracaat edilmeli. Şöyle ki:

    Herbir nimetin iki veçhi vardır. Bir veçhi insana aittir ki, insanı tezyin eder, medar-ı lezzeti olur. Halk içinde temayüze sebep olur. Mucib-i fahr olur, sarhoş olur. Mâlik-i Hakikîyi unutur. En nihayet kibir ve gurur kuyusuna düşürtür.

    İkinci veçhi ise, in’am edene bakar ki, keremini izhar, derece-i rahmetini ilân, in’âmını ifşa, esmâsına şehadet eder. Binaenaleyh, tevazu, ancak birinci vecihte



    Aleyhissalâtü Vesselâm: Allah’ın salât ve selâmı onun üzerine olsun Cehennem-i cismanî: cismen, bedenen yaşanacak olan cehennem azabı
    Cenâb-ı Hak: Hakkın ta kendisi olan sonsuz şeref ve yücelik sahibi Allah Habib: sevgili; burada Peygamber Efendimiz (a.s.m.) kastedilmektedir
    Habib-i Ekrem: Allah’ın en sevdiği şerefli kul olan Peygamber Efendimiz (a.s.m.) Mahbûb-u Ezelî: Ezelî Sevgili; bütün yaratılmışlar tarafından çok sevilen ve varlığı ezelî olan Allah
    Muhammed (a.s.m): (bk. bilgiler) Mâlik-i Hakikî: herşeyin gerçek sahibi olan Allah
    addetmek: saymak beka: devamlılık ve kalıcılık, sonsuzluk
    berâhin: güçlü deliller binaenaleyh: bundan dolayı
    burhan: güçlü delil, kanıt cehennem-i mânevî: bu dünyadayken hissedilen mânevî cehennem azabı
    cemal: güzellik delâlet etmek: delil olmak, işaret etmek
    derece-i rahmet: rahmet derecesi enbiya: nebiler, peygamberler
    esmâ: Allah’ın isimleri evliya: Allah dostları velîler
    hüsün: güzellik ve iyilik ifrat: aşırılık
    ifşa: yayma, duyurma ilân: duyuru
    imam: bir ilimde sözü delil kabul edilebilecek derecede derin ve geniş bilgi sahibi olan âlim incirar: bir sona doğru çekilip dayanma
    in’am: nimet verme istikamet: doğru yolda olma
    istilâ etmek: ele geçirmek izhar: açığa çıkarma, gösterme
    i’lem eyyühe’l-aziz: ey aziz kardeşim bil ki! kabih: çirkin
    kast: amaç, hedef kemal: mükemellik, olgunluk
    kerem: cömertlik, ikram ketmetmek: söylemeyerek gizlemek, üstünü örtmek
    kibir: gurur, kendini büyük görme kâfi: yeterli
    kâfir: Allah’ı veya Allah’ın kesin olarak bildirdiği şeylerden birini inkâr eden kimse kâinat: evren
    maadâ: başka, dışında, ötesinde medâr-ı lezzet: lezzet kaynağı
    mizan: ölçü, denge mucib-i fahr: övünme sebebi
    müberrâ: temiz, pâk münezzeh: arınmış, kusur ve eksiklikten yüce
    müracaat: başvurma mü’min: iman eden, Allah’a ve Onun gönderdiği şeylere inanan
    naks: eksiklik, noksanlık nekais: eksiklikler, kusurlar
    nihayet: son nimet: iyilik, lütuf, ihsan
    nisbeten: kıyasla, oranla serâpâ: tepeden tırnağa, baştan başa
    sıddıkîn: daima doğruluk üzere olan ve Allah’a ve peygambere bağlı yaşayan büyük insanlar tahdis-i nimet: ilâhi nimeti şükrederek anlatma
    tazarruât: yakarışlar, niyazlar tefrit: normalden aşağı olma
    temâyüz: seçkin olma; başkalarından üstün olma tevazu: alçakgönüllülük
    tezyin: süsleme, donatma teşkil etmek: oluşturmak
    vecih: yön vesile: araç, vasıta
    âlem-i beka: devamlı ve kalıcı olan âhiret âlemi ârif: irfan sahibi olan, bilen
    âsi: isyankâr şehadet etmek: şahit olmak

    Yazar : Risale Forum

  10. #30
    Huseyni çevrimdışı Müdavim
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    12.056
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 210288


    Cevap: Onuncu Risale - Sayfa: 295


    tevazu olabilir. Ve illâ küfranı tazammun etmiş olur. Tahdis-i nimet dahi, ikinci vecihle mânevî bir şükür olmakla memduh olur. Yoksa, kibir ve gururu tazammun ettiğinden mezmumdur. Tevazu ile tahdis-i nimet, şöylece bir içtimâları var:

    Bir adam hediye olarak bir palto birisine veriyor. Paltoyu giyen adama, başka bir adam “Ne kadar güzel oldun” dediğine karşı, “Güzellik paltonundur” dediği zaman, tevazu ile tahdis-i nimeti cem etmiş olur.


    İ’lem eyyühe’l-aziz! Ücret alındığı zaman veya mükâfat tevzi edildiği vakit, rekabet, kıskançlık mikrobu oynamaya başlar. Fakat iş zamanında, hizmet vaktinde o mikrobun haberi olmuyor. Hattâ tembel olan adam çalışkanı sever. Zayıf olan, kavîyi takdir ve tahsin eder. Fakat çalışmasını ister ki, iş hafif olsun, zahmetten kurtulsun.

    Dünya da umur-u dîniyeye ve a’mâl-i âhirete iş ve hizmet için kurulmuş bir fabrika olduğu cihetle ve o fabrika içerisinde işlenen ve yapılan ibadetlerin semeresi öteki âlemde göründüğüne nazaran, ibadetlerde rekabet edilmemelidir. Olduğu takdirde ihlâsı kaybolur. Ve o rekabeti yapan, halkın takdir ve tahsinleri gibi dünyevî bir mükâfatı düşünür. Zavallı düşünmüyor ki, o düşünce ile amelini adem-i ihlâs ile iptal eder. Çünkü, sevap itâsında ve ücret aldığında, nâsı, Rabb-i Nâsa şerik yapar ve halkın nefretlerine hedef olur.

    İ’lem eyyühe’l-aziz! Keramet ile istidraç mânen birbirine mübayindir. Zira keramet, mu’cize gibi, Allah’ın fiilidir. Ve o keramet sahibi de kerametin Allah’tan olduğunu bilir ve Allah’ın kendisine hâmi ve rakîb olduğunu da bilir. Tevekkül ve yakîni de fazlalaşır. Lâkin, bazan Allah’ın izniyle kerametlerine şuuru olur, bazan olmaz. Evlâ ve eslemi de bu kısımdır.

    İstidraç ise, gaflet içinde iken eşya-yı gaybiyenin inkişafından ve garip fiilleri izhar etmekten ibarettir. Fakat, bu istidraç sahibi, nefsine istinad ve iktidarına isnad



    Rabb-i Nâs: insanların Rabbi adem-i ihlâs: ihlâssızlık
    amel: iş, fiil a’mâl-i âhiret: âhirete ait işler
    cem etmek: toplamak cihetle: yönle, şekille
    dünyevî: dünya ile ilgili eslem: en selâmetli, en güvenli
    evlâ: daha iyi eşya-yı gaybiye: görünmeyen âleme ait olan varlıklar
    gaflet: âhirete, Allah’ın emir ve yasaklarına duyarsız davranma hâli, umursamazlık hâmi: koruyucu
    ibaret: meydana gelen, oluşan ihlâs: ibadet ve davranışlarda sadece Allah rızasını gözetme; samimiyet
    iktidar: güç illâ: aksi taktirde
    inkişaf: açığa çıkma istidraç: Allah tarafından günahkâr veya kâfir olan kişilere verilen olağanüstü hâl, fiil veya üstünlük
    istinad: dayanma, güvenme itâ: verme
    izhar etmek: göstermek, açığa çıkarmak içtimâ: toplanma
    i’lem eyyühe’l-aziz: ey aziz kardeşim bil ki! kavî: güçlü, kuvvetli
    keramet: Allah’ın bir ikramı olarak, Onun sevgili kullarında görünen olağanüstü hâl veya fiil kibir: büyüklenme, kendini büyük görme
    küfran: nankörlük, inkâr lâkin: ama, fakat
    memduh: övülmeye, takdire lâyık mezmum: aşağılanmış, kınanmış
    mu’cize: Allah tarafından verilip, yalnız peygamberlerin gösterebilecekleri olağanüstü harika şey mânen: mânevî olarak
    mânevî: mânâya ait, maddî olmayan mübâyin: farklı; birbirinin zıddı
    nazaran: bakarak, –göre nefis: kişinin kendisi
    nâs: insanlar rakîb: kontrol eden, gözetleyen
    semere: meyve tahdis-i nimet: ilâhi nimeti şükrederek anlatma
    tahsin: beğenme, birşeyin güzelliğini ilân etme tazammun etmek: içermek, içine almak
    tevazu: alçakgönüllülük tevekkül: Allah’a dayanma ve güvenme
    tevzi edilmek: dağıtılmak umur-u dîniye: dinin emirleri
    vecih: yön yakîn: şüphesizlik, kesin olarak inanma
    zira: çünkü âlem: dünya
    şerik: Allah’a ortak koşulan şey şuur: bilinç, anlayış, idrak

    Yazar : Risale Forum

Sayfa 3/4 İlkİlk 1234 SonSon

Facebook Yorumları

Facebook Giriş

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Bu Konudaki Etiketler

106, 131, 157, 159, 160, 161, 164, 176, 271, 592, acip, adalettir, adedince, adıyla, aklı, akıldan, alâkası, âlemi, âlemleri, âlisi, allah, amelin, araf, arınmış, arz, askerlik, atan, azlediyor, ağzı, basar, baskı, bazısında, bağlantı, bağış, bağışlar, belgeleri, bereket, bildirip, bilinen, bilmesi, binaen, binaenaleyh, bir adam, birdir, biri, birlik, bitkisel, bizleri, boğulmak, budur, buldum, bunu, cihazat, cilvelerine, çok, çoktur, cömertlik, daire, dane, dağlar, dağıtacak, dediğine, delildir, derece, değilim, değiştirmek, dikkatle, dilemek, dinlersen, diyebilir, dünyadan, düzenli, düğü, dış, dışında, edenleri, edilirse, ediyorlar, efes turları, eksiksiz, elemlerin, engellemek, envârı, etmeme, ettiren, evliya, faideleri, faydaya, fazilet, fıtraten, gaflete, geliyor, gelmiş, getirip, gezi, gibi, gidip, görmesin, görmezse, görünmek, gösterme, gururu, güvenli, güvenme, güzelliği, hakikatine, haktan, halka, hallerini, hapis, hararet, haydut, haşirde, herşeye, herşeyin, hevâ, hevesi, hizmete, hücum, hükûmetten, ibarettir, içindekiler, ihata, ile, ilerleme, ilham, ilimle, imaniye, inancı, inhisar, ister, isteğini, isyana, itham, işaret, iştir, jpg, kabre, kadar, kâfiri, kamer, kaplaması, kemik, kendisinde, kirama, konuşmak, korkudan, kudretine, küfrü, külliyat, külliye, kurulan, kuvvetiniz, kısmen, kısmı, lâkin, lam, leyl, lezzetlerin, libası, lütuf, masnuatı, mecbur, mehasini, memlekete, merhametin, meselâ, meselelere, meseleyi, mevcudat, meyletmek, misafirhanesi, mucib, muhabbete, mükâfatını, mümkü, müstehak, müş, nail, naks, nihayet, okumaktan, olana, olduğuna, olduğundan, olmayı, onlardan, orga, özellikle, parçalar, rahm, rezil, rububiyeti, sakı, sanmak, semeresi, senâ, servet, sultana, süre, sûresi, suretle, sırra, sığı, tahrip, terakki, ters, toplamak, ubudiyeti, ücretleri, uhrevî, ülke, üstü, uykunu, vahy, vardır, varlığının, vazifesidir, verdiği, verilmiş, yarası, yaratılışında, yardımı, yazdığı, yazılan, yağmursuzluk, yeri, yükseliş, yıldızları, ışık, zahmet, zamanları, zira, şevk, şeye, şeytanları, şeytanı, şöhret, şuâ

Etiket Bulutu Ana Sayfası

Sosyal İmleme

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222