tâate devam eyle ki, şek ve gaflet perdeleri yırtılsın. Bu dalâlât acılığından, necatın halâveti tavazzuh ile münacat lezzeti ortaya çıksın.

İ’lem eyyühe’l-aziz! Ubudiyette ancak teslimiyet vardır. Tecrübe, imtihan yoktur. Çünkü, seyyid, efendi; abdini, hizmetkârını tecrübe ve imtihan edebilir. Fakat, abd; seyyidini imtihan etmek salâhiyetinde değildir. Ve keza insan Rabbini, Hâlıkını tecrübe edemez.






Hâlık: her şeyi yaratan Allah Rab: herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri veren, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulunduran Allah
abd: köle, kul dalâlet: hak ve doğru yoldan sapkınlık
gaflet: Allah’ın emir ve yasaklarına duyarsız davranma hâli halâvet: tatlılık, hoşluk
hizmetkâr: hizmet eden kimse i’lem eyyühe’l-aziz: “Bil ey aziz, saygıdeğer kardeşim!” mânâsında muhatabı uyarmak ve dikkatini çekmek için kullanılan bir söz
keza: bunun gibi münacat: dua, Allah’a yakarış
necat: kurtuluş salâhiyet: yetki
seyyid: efendi, sahip tavazzuh: aydınlanma, açıklığa kavuşma
tecrübe: deneme teslimiyet: bağlılık, kendini Allah’ın iradesine bırakma
tâat: itaat etme, boyun eğme, emre uyma ubudiyet: kulluk
şek: şüphe, zan