Sayfa 2/5 İlkİlk 12345 SonSon
41 sonuçtan 11 ile 20 arası

Konu: Habbe

  1. #11
    Huseyni çevrimdışı Müdavim
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    12.056
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 210288


    Cevap: Habbe - Sayfa: 164


    İ’lem eyyühe’l-aziz! Bir zerre, kocaman şemsi tecelli ile, yani in’ikâs itibarıyla istiâb eder, içine alır. Fakat küçücük iki zerreyi bizzat, yani hacimleri itibarıyla içine alamaz. Binaenaleyh, yağmurun şemsin timsaline mâkes olan katreleri gibi, kâinatın zerrat ve mürekkebatı, ilim ve iradeye müstenit kudret-i nurâniye-i ezeliyenin, tecellî ve in’ikâs itibarıyla lem’alarına mazhar olabilirler. Fakat, gözün içindeki bir hüceyre zerresi, âsab, evride, şerâyinde tesirleri görünen bir kudret, şuur ve iradeye menba olamaz. Bu acip san’at, muntazam nakış, ince hikmetin iktizasına göre, kâinatın herbir zerresi, herbir mürekkebatı, ulûhiyete mahsus muhit ve mutlak sıfatlara menbâ ve masdar olması lâzım gelir. Veya o sıfatlarla muttasıf Şems-i Ezelînin tecelliyat lem’alarına mâkes olmaları lâzımdır.

    Birinci şıkta kâinatın zerratı adedince muhalât vardır. Binaenaleyh, herbir zerre, o büyük yükün tahammülünden âciz olduğunu ikrar ile “Mûcid, Hâlık, Rab, Mâlik, Kayyum ancak Allah’tır” diye şehadetini ilân eder. Ve keza, herbir zerre, herbir mürekkebat, muhtelif lisan ve delâletleriyle şu beyti terennüm ediyorlar:

    عِبَارَاتُنَا شَتّٰى وَحُسْنُكَ وَاحِدٌ وَكُلٌّ اِلٰى ذاَكَ الْجَمَالِ يُشِيرُ 1

    Evet, herbir harf kendi vücuduna bir vecihle delâlet eder. Amma kâtibinin, sâniinin vücuduna çok vecihlerle delâlet eder. Evet,




    Not
    Dipnot-1 Sözlerimiz muhtelifse de, Senin hüsnün birdir. O sözlerin hepsi de o güzelliğe işaret eder.




    Hâlık: her şeyi yaratan Allah Kayyum: herşeyi Kendi varlığıyla ayakta tutan Allah
    Mâlik: görünen ve görünmeyen her şeyin gerçek sahibi olan Allah Mûcid: icad eden, herşeyi yaratan Allah
    Rab: herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri veren, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulunduran Allah acip: hayret verici
    beyit: iki mısradan oluşan şiir binaenaleyh: bundan dolayı
    bizzat: doğrudan delâlet: işaret etme, gösterme
    evride: toplardamarlar hikmet: herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde olması
    hüsün: güzellik ikrar: doğrulama, kabul etme, kabülü dile getirme
    iktiza: bir şeyin gereği in’ikâs: yansıma
    irade: dileme, tercih etme ve seçme gücü istiâb etmek: içine almak, kaplamak
    i’lem eyyühe’l-aziz: “Bil ey aziz, saygıdeğer kardeşim!” mânâsında muhatabı uyarmak ve dikkatini çekmek için kullanılan bir deyim katre: damla
    keza: bunun gibi, böylece kudret: güç, iktidar
    kudret-i nurâniye-i ezeliye: nuranî ve ezelî olan kudret kâinat: yaratılmış herşey, evren
    kâtib: yazan lem’a: parıltı
    lisan: dil lâzım gelmek: gerekli olmak
    mahsus: has, özgü masdar: kaynak; bir şeyin asıl çıkış yeri
    mazhar olmak: ayna olmak menbâ: kaynak
    muhalât: imkânsızlıklar, olması imkânsız olan şeyler muhit: kapsamlı, herşeyi içine alan, kuşatan
    muhtelif: çeşitli muntazam: düzenli
    mutlak: kayıtsız, sınırsız muttasıf: vasıflanmış, nitelendirilmiş
    mâkes: yansıma yeri, görüntü alanı mâkes olma: ayna olma
    mürekkebat: bir bütünü oluşturan parçalar, unsurlar müstenit: istinad eden, dayanan
    nakış: işleme, süsleme sâni: san’atkâr, san’atla iş yapan
    sıfat: özellik, nitelik tahammül: dayanma, katlanma
    tecelli: akis, yansıma tecelliyat: tecellîler; yansımalar, görüntüler
    terennüm etme: güzel sesle şiir söyleme timsal: görüntü
    ulûhiyet: ibadete ve itaat edilmeye lâyık olma, İlâhlık vecih: yön
    vücud: varlık zerrat: zerreler, atomlar
    zerre: maddenin en küçük parçası, atom âciz: güçsüz
    âsab: sinirler Şems-i Ezelî: Ezelî Güneş; başlangıcı olmayan ve bütün varlıkları yokluk karanlığından varlık aydınlığına çıkaran Allah
    şehadet: şahidlik, tanıklık şems: güneş
    şerâyin: atardamarlar şuur: bilinç

    Yazar : Risale Forum

  2. #12
    Huseyni çevrimdışı Müdavim
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    12.056
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 210288


    Cevap: Habbe - Sayfa: 165


    تَأَمَّلْ سُطُورَ الْكَاۤئِنَاتِ فَإِنَّهَا مِنَ الْمَـَلإِ اْلاَعْلٰىَ اِلَيْكَ رَسَاۤئِلُ 1

    İ’lem eyyühe’l-aziz! Cam, su, hava, âlem-i misal, ruh, akıl, hayal, zaman ve saire gibi, tecellî-i timsal akislere mahal ve mazhar olan çok şeyler vardır. Maddiyat-ı kesifenin timsalleri hem münfasıl, hem ölü hükmündedirler. Çünkü, asıllarına gayr oldukları gibi, asıllarının hâsiyetlerinden de mahrumdurlar. Nurânîlerin timsalleri ise, asıllarıyla muttasıl ve asıllarının hâsiyetlerine mâlik ve asıllarına gayr değillerdir. Binaenaleyh, Cenâb-ı Hak, şemsin hararetini hayat, ziyasını şuur, ziyadaki renkleri duygu gibi yapmış olsaydı, senin elindeki ayinede temessül eden şemsin timsali seninle konuşacaktı. Çünkü, o, timsalinde oldukça harareti, ziyası, renkleri olurdu. Hararetiyle hayat bulurdu. Ziyasıyla şuurlu olurdu. Renkleriyle de duygulu olurdu. Böyle olduktan sonra, seninle konuşabilirdi. Bu sırra binaendir ki, Resul-i Ekrem (a.s.m.), kendisine okunan bütün salâvat-ı şerifeye bir anda vakıf olur.

    İ’lem eyyühe’l-aziz! Sübhanallah ve Elhamdü lillâh cümleleri Cenâb-ı Hakkı celâl ve cemâl sıfatlarıyla zımnen tavsif ediyorlar.

    Celâl sıfatını tazammun eden Sübhanallah, abdin ve mahlûkun Allah’tan baid olduklarına nâzırdır. Cemâl sıfatını içine alan Elhamdü lillâh, Cenâb-ı Hakkın rahmetiyle abde ve mahlûkata karib olduğuna işarettir. Meselâ, biri kurb, diğeri bu’d olmak üzere, bize nâzır, şemsin iki ciheti vardır. Kurb cihetiyle, hararet ve ziyayı veriyor. Bu’d cihetiyle, insanların mazarratlarından tâhir ve sâfi kalıyor. Bu itibarla insan şemse karşı yalnız kabil olabilir, fâil ve müessir olamaz.



    Not
    Dipnot-1 Kâinatın satırlarını dikkatle mütalâa et. Zira onlar, yüce semâvî meclisten sana gönderilmiş mektuplardır.




    Cenâb-ı Hak: Hakkın tâ kendisi olan, sonsuz şeref ve yücelik sahibi Allah Resul-i Ekrem: Allah’ın en şerefli ve değerli elçisi olan Hz. Muhammed (a.s.m.)
    Sübhanallah: “Allah her türlü eksiklikten sonsuz derecede yücedir” anlamında bir tesbih abd: kul
    akis: yansıma asıl: bir şeyin kendisi
    baid olmak: uzak olmak binaen: dayanarak
    binaenaleyh: bundan dolayı bu’d: uzaklık
    celâl: azamet, yücelik, haşmet cemâl: güzellik
    cihet: yön, taraf elhamdü lillâh: “ezelden ebede her türlü hamd ve övgü, şükür ve minnet Allah’a mahsustur”
    fâil: işi yapan, fiil sahibi, özne gayr: başka
    hararet: ısı hâsiyet: özellik
    i’lem eyyühe’l-aziz: “Bil ey aziz, saygıdeğer kardeşim!” mânâsında muhatabı uyarmak ve dikkatini çekmek için kullanılan bir söz kabil: alıcı; bir şeyin karşısında olma, karşısında durarak ondan gelen şeyleri alma, kabul etme
    karib: yakın; Allah’ın kula olan yakınlığı kurb: yakın; yakınlık
    maddiyat-ı kesife: kesif, şeffaf olmayan maddeler mahal: yer
    mahlûk: yaratılmış olan varlık, yaratık mahlûkat: yaratılmışlar, yaratılmış olan varlıklar
    mahrum: yoksun mazarrat: zararlar, ziyanlar
    mazhar: ayna, yansıma yeri muttasıl: yapışık, bitişik
    mâlik: sahip müessir: tesir sahibi, tesir eden, etken
    münfasıl: ayrılmış, ayrık nurânî: nurlu, parlak
    nâzır: bakan rahmet: İlâhî şefkat, merhamet
    sair: başka salâvat-ı şerife: Peygamberimize (a.s.m.) edilen rahmet ve esenlik duaları
    sâfi: temiz, arınmış sıfat: özellik, nitelik
    tavsif etmek: özelliklerini anlatmak tazammun etmek: içine almak, kapsamak
    tecellî-i timsal: görüntünün belirmesi, yansıması temessül etme: belirme, görünme, aksetme
    timsal: görüntü, benzer tâhir: temiz
    vâkıf olmak: etraflıca bilmek ziya: ışık
    zımnen: içinde bulundurmakla, dolaylı olarak âlem-i misal: bütün varlıkların ve olayların görüntülerinin yansıdığı madde ötesi âlem
    şems: güneş şuur: bilinç

    Yazar : Risale Forum

  3. #13
    Huseyni çevrimdışı Müdavim
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    12.056
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 210288


    Cevap: Habbe - Sayfa: 166


    Kezalik—bilâ teşbih—Cenâb-ı Hak rahmetiyle bize karib olduğu cihetle ona hamd ediyoruz. Biz ondan uzak olduğumuz cihetle Onu tesbih ediyoruz. Binaenaleyh, rahmetiyle kurbuna bakarken hamdet. Ondan baid olduğuna bakarken tesbih et. Fakat her iki makamı karıştırma. Ve her iki nazarı birleştirme ki, hak ve istikamet mültebis olmasın. Lâkin iltibas ve mezc olmadığı takdirde, her iki makamı ve her iki nazarı hem tebdil, hem cem edebilirsin. Evet, Sübhanallahi ve bihamdihî her iki makamı cem eden bir cümledir.

    İ’lem eyyühe’l-aziz! Dört şey için dünyayı kesben değil, kalben terketmek lâzımdır:

    1. Dünyanın ömrü kısa olup, sür’atle zeval ve guruba gider. Zevalin elemiyle, visalin lezzeti zeval buluyor.

    2. Dünyanın lezâizi zehirli bala benzer. Lezzeti nisbetinde elemi de vardır.

    3. Seni intizar etmekte ve senin de sür’atle ona doğru gitmekte olduğun kabir, dünyanın ziynetli, lezzetli şeylerini hediye olarak kabul etmez. Çünkü dünya ehlince güzel addedilen şey, orada çirkindir.

    4. Düşmanlar ve haşerat-ı muzırra arasında bir saat durmakla dost ve büyükler meclisinde senelerce durmak arasındaki muvazene, kabir ile dünya arasındaki aynı muvazenedir. Maahaza, Cenâb-ı Hak da bir saatlik lezzeti terk etmeye davet ediyor ki, senelerce dostlarınla beraber rahat edesin. Öyle ise, kayıtlı ve kelepçeli olarak sevk edilmezden evvel, Allah’ın davetine icabet et.

    Fesübhanallah, Cenâb-ı Hakkın insanlara fazl ü keremi o kadar büyüktür ki, insana vedia olarak verdiği malı, büyük bir semeni ile insandan satın alır, ibka ve himaye eder. Eğer insan o malı temellük edip Allah’a satmazsa, büyük bir belâya düşer. Çünkü o malı uhdesine almış oluyor. Halbuki kudreti taahhüde



    Cenâb-ı Hak: Hakkın tâ kendisi olan, sonsuz şeref ve yücelik sahibi Allah Sübhanallahi ve bihamdihî: Allah her türlü eksiklikten sonsuz derecede yücedir ve ezelden ebede her türlü hamd ve övgü, şükür ve minnet Allah’a mahsustur
    addedilen: sayılan baid: uzak
    bilâ teşbih: benzetme olmaksızın; Allah’ı yaratılmışlara benzemekten uzak tutmak için kullanılır binaenaleyh: bundan dolayı
    cem etmek: toplamak, bir araya getirmek cihet: yön, taraf
    dünya ehlince: dünyada yaşayanlarca elem: acı, keder, üzüntü
    fazl: lütuf, ihsan fesübhanallah: “Allah’ı her türlü kusur, ayıp ve eksiklerden tenzih ederim” mânâsında bir şaşkınlık ifadesi olarak kullanılır
    gurub: batma, batış hak: gerçek
    hamd etmek: şükür ve övgülerini sunmak haşerat-ı muzırra: zararlı böcekler
    himaye etmek: korumak ibka: sürekli ve kalıcı hale getirme
    icabet etmek: davete uymak, çağrıya cevap vermek iltibas: karışma
    intizar etmek: beklemek istikamet: doğruluk
    i’lem eyyühe’l-aziz: “Bil ey aziz, saygıdeğer kardeşim!” mânâsında muhatabı uyarmak ve dikkatini çekmek için kullanılan bir söz kalben terketme: kalbini bağlamama
    karib: yakın; Allah’ın kula olan yakınlığı kerem: Allah’ın cömertlik ve ikramı
    kesben: çalışma ve kazanma olarak kezâlik: bunun gibi, böylece
    kudret: güç, iktidar kurb: yakınlık; Allah’ın kula olan yakınlığı
    lezâiz: lezzetler lâkin: ama, fakat
    maahaza: bununla beraber, bununla birlikte makam: derece, yer
    meclis: topluluk mezc olma: karışma
    muvazene: karşılaştırma mültebis olmak: karışmak
    nazar: bakış; bakış açısı nisbet: oran
    rahmet: İlâhî şefkat, merhamet semen: kıymet, değer; para, fiyat
    sevk edilmek: gönderilmek sür’at: hız
    taahhüd: sorumluluğunu üstlenme, güvence verme tebdil: değiştirme
    temellük etme: sahiplenme tesbih etmek: Allah’ı her türlü kusurdan yüce tutarak, şanına lâyık ifadelerle anmak
    uhde: sorumluluğunu üstlenme, üzerine alma vedia: emanet, ödünç
    visal: kavuşma zeval: yokluk
    zeval bulmak: yok olmak, sona ermek ziynet: süs

    Yazar : Risale Forum

  4. #14
    Huseyni çevrimdışı Müdavim
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    12.056
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 210288


    Cevap: Habbe - Sayfa: 167


    kâfi gelmiyor. Çünkü, arkasına alırsa, beli kırılır, eliyle tutarsa, kaçar, tutulmaz. En nihayet meccânen fena olur gider, yalnız günahları miras kalır.

    İ’lem eyyühe’l-aziz! “Geceye benzeyen gençliğim zamanında gözlerim uyumuş idi. Ancak ihtiyarlık sabahıyla uyandım” mealinde olan
    وَعَيْنِى قَدْ نَامَتْ بِلَيْلِ شَبِيبَتِى وَلَمْ تَنْتَبِهْ اِلاَّ بِصُبْحِ مَشِيبِ
    şiirin şümulüne dahilim. Çünkü gençliğimde en yüksek bir intibah şahikasına çıktığımı sanıyordum. Şimdi anlıyorum ki, o intibah, intibah değilmiş. Ancak, uykunun en derin kuyusunda bulunmaktan ibaret imiş. Binaenaleyh, medenîlerin iftihar ila dem vurdukları tenevvür-ü intibahları, benim gençlik zamanımdaki intibah kabilesinden olsa gerektir.

    Onların misali, rüyasında güya uyanıp, rüyasını halka hikâye eden nâim meselidir. Halbuki, rüyasında onun o intibahı uykunun hafif perdesinden derin ve kalın bir perdeye intikal ettiğine işarettir. Böyle bir nâim ölü gibidir; yarı buçuk uykuda bulunan insanları nasıl ikaz edebilir?

    Ey uykuda iken kendilerini ayık zannedenler! Umûr-u diniyede müsamaha veya teşebbühle medenîlere yanaşmayın. Çünkü, aramızdaki dere pek derindir; doldurup hatt-ı muvasalayı temin edemezsiniz. Ya siz de onlara iltihak edersiniz, veya dalâlete düşer, boğulursunuz

    İ’lem eyyühe’l-aziz! Mâsiyetin mahiyetinde, bilhassa devam ederse, küfür tohumu vardır. Çünkü, o mâsiyete devam eden, ülfet peyda eder, sonra ona âşık ve müptelâ olur. Terkine imkân bulamayacak dereceye gelir. Sonra o mâsiyetinin ikaba mûcip olmadığını temenniye başlar. Bu hal böylece devam ettikçe, küfür tohumu yeşillenmeye başlar. En nihayet, gerek ikabı ve gerek dârü’l-ikabı inkâra sebep olur.

    Ve keza, mâsiyete terettüp eden hacâletten dolayı, o mâsiyetin mâsiyet olmadığını iddia etmekle, o mâsiyete muttali olan melekleri bile inkâr eder. Hattâ şiddet-i hacâletten, yevm-i hesabın gelmeyeceğini temenni eder. Şayet yevm-i





    bilhassa: özellikle binaenaleyh: bundan dolayı
    dalâlet: doğru yoldan sapkınlık dem vurmak: söz etmek
    dârü’l-ikab: günahkârların azap diyarı; Cehennem fena olmak: yok olmak
    hacâlet: utanç hatt-ı muvasala: birleşme çizgisi, ortak çizgi, ortak yol
    hikâye etmek: anlatmak, aktarmak iftiharla: övünerek
    ikab: ceza ikaz etmek: uyarmak
    iltihak etmek: katılmak inkâr etmek: reddetmek, inanmama
    intibah: uyanış, uyanma intikal etmek: geçmek, ulaşmak
    i’lem eyyühe’l-aziz: “Bil ey aziz, saygıdeğer kardeşim!” mânâsında muhatabı uyarmak ve dikkatini çekmek için kullanılan bir söz kabile: tür, benzer, gibi
    keza: bunun gibi küfür: Allah’ın kesin olarak bildirdiği herhangi bir şeyi inkâr etme (k-f-r)
    mahiyet: asıl nitelik, temel özellik meal: anlam
    meccânen: ücretiz, bedava medenî: medeniyet ehli, çağdaş kimseler; burada insanı yasak zevk ve eğlenceye sevkeden medeniyete, Avrupa medeniyetine mensup olan kimseler kastediliyor
    mesel: misal, örnek misal: yansıma, görüntü
    muttali olma: haberdar olma, bilme mâsiyet: günah, isyan
    mûcip olma: gerektirme müptelâ: bağımlı, düşkün
    müsamaha: hoşgörü nihayet: son
    nâim: uyuyan temennî: bekleme, umma
    temin etmek: sağlamak tenevvür-ü intibah: uyanışdaki nurlanma, aydınlanma
    terettüp etme: bir şeyin sonucu olarak meydana gelme, ortaya çıkma teşebbüh: benzemek
    umûr-u diniye: dine ait işler, meseleler ülfet peyda etme: alışkanlık kazanma
    şahika: zirve şiddet-i hacâlet: büyük utanç, şiddetli utangaçlık
    şümul: kapsam

    Yazar : Risale Forum

  5. #15
    Huseyni çevrimdışı Müdavim
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    12.056
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 210288


    Cevap: Habbe - Sayfa: 168


    hesabı nefyeden ednâ bir vehmi bulursa, o vehmi kocaman bir burhan addeder. En nihayet nedâmet edip terk etmeyenlerin kalbi küsufa tutulur, mahvolur, gider. El-iyâzü Billâh!

    İ’lem eyyühe’l-aziz! Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyânın i’câz ve belâgatine dair Lemeat nâmındaki eserimde izah edilen bazı lem’aları dinleyeceksin:

    1. Kur’ân’ın okunuşunda yüksek bir selâset vardır ki, lisanlara ağır gelmez.


    2. Büyük bir selâmet vardır ki, lâfzan ve mânen hatâdan sâlimdir.

    3. Âyetler arasında büyük bir tesanüt vardır ki, kârgir binalar gibi, âyetleri birbirine dayanarak bünye-i Kur’âniyeyi sarsılmaktan vikaye ediyor.

    4. Büyük bir tenâsüp, tecâvüp, teâvün vardır ki, âyetleri birbirine ecnebî olmadığı gibi, birbirinin vuzuhuna yardım, istizahına cevap veriyor.

    5. Parça parça, ayrı ayrı zamanlarda nâzil olduğu halde, şiddet-i tenâsüpten sanki bir defada nâzil olmuştur.


    6. Esbab-ı nüzul ayrı ayrı ve mütebâyin olduğu halde, şiddet-i tesânütten, sanki sebep birdir.

    7. Mükerrer, mütefavit suallere cevap olduğu halde şiddet-i imtizaç ve ittihaddan sanki sual birdir.

    8. Müteaddit, mütegayir hâdisâta beyan olduğu halde, kemâl-i intizamdan, sanki hâdise birdir ve bir hâdiseye cevaptır.

    9. “Tenezzülât-ı İlâhiye” ile tâbir edilen, muhatapların fehimlerine yakın ve münasip üslûplar üzerine nâzil olmuştur.




    Kur’ân-ı Mucizü’l-Beyân: ifade ve açıklamalarıyla benzerini yapmaktan akılları âciz bırakan Kur’ân-ı Kerim Lemeat: Risale-i Nur Külliyatı’nda yer alan bir eser
    belâgat: sözün düzgün, kusursuz, yerinde, hâlin ve makamın icabına göre söylenmesi beyan olma: açıklama, izah
    burhan: güçlü ve sarsılmaz kesin delil bünye-i Kur’âniye: Kur’ân’ın yapısı
    ecnebî: yabancı ednâ: en basit, en küçük
    el-iyâzü billâh: Allah korusun esbab-ı nüzul: iniş sebepleri; Kur’ân-ı Kerim âyetlerinin gelmesine neden olan olaylar
    fehim: anlayış, kavrayış gücü hâdise: olay
    hâdisât: olaylar istizah: izahını isteme, açıklama isteme
    ittihad: birlik, birleşme izah edilmek: açıklanmak
    i’câz: mu’cize oluş, bir benzerini yapmaktan başkalarını aciz bırakma i’lem eyyühe’l-aziz: “Bil ey aziz, saygıdeğer kardeşim!” mânâsında muhatabı uyarmak ve dikkatini çekmek için kullanılan bir söz
    kemâl-i intizam: mükemmel bir düzen, sistem kârgir: taş ve harçla yapılmış olan
    küsufa tutulma: güneş tutulması gibi kararma lem’a: parıltı
    lisan: dil lâfzan: kelime olarak, söz ve ifade olarak
    muhatap: hitap edilen mükerrer: tekrarlanan
    münasip: uygun müteaddit: çeşitli
    mütebâyin: birbirinden ayrı, farklı mütefavit: ayrı, farklı
    mütegayir: farklı nedâmet etmek: pişman olmak
    nefiy: inkâr etme, uzak görme nâzil olma: inme
    selâmet: kusur ve hatalardan arınmış sağlam olma, düzgünlük ve doğruluk selâset: sözün akıcı olma hâli; ifadedeki âhenk, açıklık, kolaylık ve akıcılık
    sual: soru sâlim: sağlam, eksiksiz
    tecâvüp: birbirinin ihtiyacına cevap verme tenezzülât-ı İlâhiye: Allah’ın Kur’ân-ı Kerim’de konuları kullarının anlayabilecekleri şekilde bildirmesi, onların anlayış seviyelerine göre hitap etmesi
    tenâsüp: birbirine uyumluluk, uygunluk tesanüt: dayanışma
    teâvün: birbirine yardım etme, yardımlaşma tâbir edilmek: ifade edilmek, isimlendirilmek
    vehim: kuruntu, varsayım, olmayan şeyi varmış gibi gösteren düşünce vikaye etmek: korumak
    vuzuh: açıklık üslûp: ifade tarzı
    şiddet-i imtizaç: tam bir uyum; birbiriyle tam bir uyum içinde karışma, birleşme şiddet-i tenâsüp: büyük uyum, tam bir uygunluk
    şiddet-i tesânüt: tam, büyük bir dayanışma

    Yazar : Risale Forum

  6. #16
    Huseyni çevrimdışı Müdavim
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    12.056
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 210288


    Cevap: Habbe - Sayfa: 169


    10. Bütün zaman ve mekânlarda gelip geçen insanlara tevcih-i kelâm ettiği halde, suhulet-i beyandan dolayı sanki muhatap birdir.

    11. İrşadın gayelerine isal için tekrarları, tahkik ve takriri ifade eder. Maahaza, tekrarları halel vermez. İadesi, zevki izale etmez. Tekerrür ettikçe misk gibi kokar.

    12. Kur’ân kalblere kuvvet ve gıdadır, ruhlara şifâdır. Gıdanın tekrarı, kuvveti arttırır. Tekrar etmekle daha melûf ve menus olduğundan lezzeti artar.

    13. İnsan maddî hayatında, her anda havaya, her vakit suya, her zaman ve hergün gıdaya, her hafta ziyaya muhtaçtır. Bunların tekerrürü haddizatında tekerrür olmayıp, ihtiyaçların tekerrürü içindir. Kezâlik, insan, hayat-ı ruhiyesi cihetiyle Kur’ân’da zikredilen bütün nevilere muhtaçtır. Bazı nevilere her anda muhtaçtır: Hüvallah gibi. Çünkü ruh bununla nefes alıyor. Bazı nevilere her vakit, bazılarına her zaman muhtaçtır. İşte, hayat-ı kalbiyenin ihtiyaçlarına binaen, Kur’ân tekrarlar yapıyor. Meselâ, Bismillâh, hava-i nesîmî gibi kalbi ve ruhu tatmin ettiğinden, kesret-i ihtiyaca binaen Kur’ân’da çok tekrar edilmiştir.

    14. Kıssa-i Mûsâ gibi bazı hâdisât-ı cüz’iyenin tekrarı, o hâdisenin büyük bir düsturu tazammun ettiğine işarettir.

    Hülâsa: Kur’ân hem zikirdir, hem fikirdir, hem hikmettir, hem ilimdir, hem hakikattir, hem şeriattır, hem sadırlara şifa, mü’minlere hüdâ ve rahmettir.

    İ’lem eyyühe’l-aziz! Fıtrat-ı insaniyenin garip bir hali, gaflet zamanında letâif ile havâssın hükümlerini, iltibas ile birbirine benzetir, tefrik edemez. Meselâ, el ile gözü birbirine benzetip hizmetlerini ve vazifelerini tefrik edemeyen bir mecnun, yüksekte gözüyle gördüğü birşeyi almak için elini uzatıyor. El gözün komşusu olduğu münasebetle, onun yaptığı işi el de yapabilir zanneder.



    binaen: dayanarak bismillâh: Allah’ın adıyla
    cihet: yön, taraf düstur: kural, kanun
    fıtrat-ı insaniye: insanın yaratılışı, tabiatı gaflet: Allah’ın emir ve yasaklarına duyarsız olma hâli
    garip: tuhaf, şaşırtıcı, ilginç gaye: amaç
    haddizatında: aslında, esasen hakikat: doğru, gerçek
    halel vermek: zarar vermek hava-i nesîmî: hafif ve hoşça esen rüzgâr, tatlı, hoş hava
    havâs: duygular, hisler hayat-ı kalbiye: kalbe ait hayat
    hayat-ı ruhiye: ruha ait, ruhsal hayat hikmet: ilim, yüksek bilgi
    hâdise: olay hâdisât-ı cüz’iye: ferdî hâdiseler, bireysel olaylar
    hüdâ: hidayet, doğru yolu gösterme, doğru yol hüküm: yargı, bir şeyi diğer bir şeye olumlu veya olumsuz olarak isnad etme; “namaz farz bir ibadettir” gibi
    hülâsa: özet olarak hüvallah: “O Allah’tır”
    iltibas: karıştırma irşad: doğru yol gösterme
    isal: ulaştırma, eriştirme izale etmek: gidermek, ortadan kaldırmak
    i’lem eyyühe’l-aziz: “Bil ey aziz, saygıdeğer kardeşim!” mânâsında muhatabı uyarmak ve dikkatini çekmek için kullanılan bir söz kesret-i ihtiyac: büyük ihtiyaç, ihtiyacının çokluğu
    kezâlik: bunun gibi kıssa-i Mûsâ: Hz. Mûsâ’nın (a.s.) kıssası
    letâif: insanın mânevi yapısında bulunan ince duygular maahaza: bununla beraber, bununla birlikte
    mecnun: deli melûf: kendisine ısınılan, dostluk ve yakınlık kurulan, dost
    menus: alışılmış, yabancılık hissedilmeyen misk: güzel koku
    muhatap: hitap edilen nevi: çeşit, tür
    rahmet: İlâhî şefkat, merhamet ruh: hayat kaynağı, can, cevher
    sadır: kalp, göğüs suhulet-i beyan: açıklamanın kolaylığı
    tahkik: kesin olduğunu teyit etme; bir hüküm ve gerçekliği ispat edip kuvvetle ifade etme takrir: yerleştirme, sağlamlaştırma; ders verme
    tatmin etmek: doyurmak tazammun etmek: içine almak, kapsamak
    tefrik etmek: ayırmak, ayırd etmek tekerrür: tekrarlanma
    tevcih-i kelâm: sözü birine yöneltme, seslenme, biriyle konuşma zikir: Allah’ı anma
    zikredilen: anlatılan, belirtilen ziya: ışık
    şeriat: Allah tarafından bildirilen hükümlerin hepsi

    Yazar : Risale Forum

  7. #17
    Huseyni çevrimdışı Müdavim
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    12.056
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 210288


    Cevap: Habbe - Sayfa: 170


    Kezâlik, insan-ı gafil, kendi şahsına ait ednâ, cüz’î bir tanzimden âciz olduğu halde, gururuyla, hayaliyle Cenâb-ı Hakkın ef’âline tahakkümle el uzatıyor.

    Yine insanın fıtratında acip bir hal: İnsanın efradı arasında cismen ve sureten ayrılık varsa da pek azdır. Amma mânen ve ruhen, aralarında zerre ile şems arasındaki ayrılık kadar bir ayrılık vardır. Fakat sair hayvanat öyle değildir. Meselâ, balık ile kuş, kıymet-i ruhiyece birbirine pek yakındırlar. En küçüğü, en büyüğü gibidir. Çünkü insanın kuvve-i ruhiyesi tahdit edilmemiştir. Enaniyet ile o kadar aşağı düşerler ki, zerreye müsavi olur. Ubudiyet ile de o kadar yükseğe çıkıyor ki, iki cihanın güneşi olur: Hazret-i Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm gibi.

    İ’lem eyyühe’l-aziz! Eşyada esas bekadır, adem değildir. Hattâ ademe gittiklerini zannettiğimiz kelimat, elfaz, tasavvurat gibi serîüzzeval olan bazı şeyler de ademe gitmiyorlar. Ancak suretlerini ve vaziyetlerini değişerek, zevalden masun kalıp bazı yerlerde tahassun ile, adem-i mutlaka gitmezler. Fen dedikleri hikmet-i cedide, bu sırra vakıf olmuş ise de, vuzuhuyla vakıf olamamıştır. Ve aynı zamanda, “Âlemde adem-i mutlak yoktur. Ancak terekküp ve inhilâl vardır” diye ifrat ve hatâ etmiştir. Çünkü, âlemde Cenâb-ı Hakkın sun’uyla terkip vardır. Allah’ın izniyle tahlil vardır. Allah’ın emriyle icad ve idam vardır.

    يَفْعَلُ اللهُ مَايَشَاۤءُ 1 وَيَحْكُمُ مَا يُرِيدُ 2

    İ’lem eyyühe’l-aziz! Kabir, âlem-i âhirete açılmış bir kapıdır. Arka ciheti rahmettir, ön ciheti ise azaptır. Bütün dost ve sevgililer o kapının arka cihetinde duruyorlar.




    Not
    Dipnot-1 “Allah dilediğini yapar.” İbrahim Sûresi, 14:27.

    Dipnot-2
    “Allah dilediği gibi hükmeder.” Mâide Sûresi, 5:1.




    Aleyhissalâtü Vesselâm: Allah’ın salât ve selâmı onun üzerine olsun Cenâb-ı Hak: Hakkın tâ kendisi olan, sonsuz şeref ve yücelik sahibi Allah
    acip: ilginç, tuhaf, acayip adem: yokluk, hiçlik
    adem-i mutlak: sınırsız yokluk beka: devamlılık ve kalıcılık
    cihan: dünya, âlem cihet: yön, taraf
    cismen: cisim ve madde açısından cüz’î: küçük, basit, bireysel
    ednâ: en basit, en küçük efrad: fertler, bireyler
    ef’âl: fiiler, işler elfaz: kelimeler, sözler
    emir: buyruk enaniyet: benlik, gurur
    eşya: varlıklar fen: bilim
    fıtrat: yaratılış, mizaç hal: durum
    hayvanat: hayvanlar hikmet-i cedide: yeni bilim
    icad: var olma, yaratılma idam: yok edilme, ortadan kaldırılma
    ifrat etmek: aşırılığa kaçmak inhilâl: dağılma, unsurların çözülüp ayrışması
    insan-ı gafil: vurdumduymaz, habersiz, sorumsuz insan; âhirete, Allah’ın emir ve yasaklarına karşı duyarsız olan insan i’lem eyyühe’l-aziz: “Bil ey aziz, saygıdeğer kardeşim!” mânâsında muhatabı uyarmak ve dikkatini çekmek için kullanılan bir söz
    kelimat: kelimeler kezâlik: bunun gibi
    kuvve-i ruhiye: ruhî güç, ruhsal güç kıymet-i ruhiyece: ruhsal özelliklerin değeri, zenginliği açısından
    masun: korunmuş, muhafaza edilmiş mânen: mânevî olarak
    müsavi olmak: denk olmak rahmet: İlâhî şefkat, merhamet
    ruhen: ruha ait olarak, ruhsal açıdan
    sair: başka
    serîüzzeval: hızla, süratle yok olup giden sun’: san’atla yapma, yaratma
    sureten: görünüşte sır: ince hakikat
    tahakküm: zorla, dilediği gibi hükmetme, baskı altına alma tahassun: sağlam korunma, iyi muhafaza edilme
    tahdit edilmek: sınırlanmak tahlil: çözülme, dağılma, ayrışma
    tanzim: düzenleme, düzene koyma tasavvurat: düşünceler, zihinde canlandırmalar, hayaller
    terekküp: oluşum, unsurların birleşmesi terkip: oluşum, unsurların bir araya getirilmesi
    ubudiyet: kulluk vuzuh: açıklık
    vâkıf olmak: bilmek, üzerinde durmak, ele almak zerre: en küçük madde parçası
    zeval: sona, yokluğa doğru gitme, yok olma âciz: güçsüz
    âlem: dünya, evren âlem-i âhiret: âhiret âlemi; öldükten sonraki sonsuz hayat
    şems: güneş

    Yazar : Risale Forum

  8. #18
    Huseyni çevrimdışı Müdavim
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    12.056
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 210288


    Cevap: Habbe - Sayfa: 171


    Senin de onlara iltihak zamanın gelmedi mi? Ve onlara gidip onları ziyaret etmeye iştiyakın yok mudur? Evet, vakit yaklaştı. Dünya kazûratından temizlenmek üzere bir gusül lâzımdır. Yoksa, onlar istikzar ile ikrah edeceklerdir.

    Eğer İmam-ı Rabbanî Ahmed-i Farukî bugün Hindistan’da hayattadır diye ziyaretine bir dâvet vuku bulsa, bütün zahmetlere ve tehlikelere katlanarak ziyaretine gideceğim. Binaenaleyh, İncil’de “Ahmed,” Tevrat’ta “Ahyed,” Kur’ân’da “Muhammed” ismiyle müsemmâ iki cihanın güneşi, kabrin arka tarafında milyonlarca Farukî Ahmed’lerle muhat olarak sâkindir. Onların ziyaretlerine gitmek için niye acele etmiyoruz? Geri kalmak hatâdır.


    Şu esâsata dikkat lâzımdır:

    1. Allah’a abd olana herşey musahhardır. Olmayana herşey düşmandır.

    2. Herşey kaderle takdir edilmiştir. Kısmetine râzı ol ki, rahat edesin.

    3. Mülk Allah’ındır; sende emaneten duruyor. O emaneti ibka edip senin için muhafaza edecek. Sende kalırsa, meccânen zâil olur, gider.

    4. Devamı olmayan birşeyde lezzet yoktur. Sen zâilsin. Dünya da zâildir. Halkın dünyası da zâildir. Kâinatın şu şekl-i hâzırı da zâildir. Bunlar saniye ve dakika ve saat ve gün gibi birbirini takiben zevale gidiyorlar.

    5. Âhirette seni kurtaracak bir eserin olmadığı takdirde, fâni dünyada bıraktığın eserlere de kıymet verme.

    İ’lem eyyühe’l-aziz! “Sübhanallah”, “Elhamdü lillah”, “Allahu ekber”—bu üç mukaddes cümlenin faidelerini ve mahall-i istimallerini dinle:

    1. Kalbinde hayat bulunan bir insan, kâinata, âleme bakarken, idrâkinden âciz, bilhassa şu boşlukta yapılan İlâhî manevraları görmekle hayretler içinde kalır. İşte bu gibi hayret ve dehşet-engiz vaziyetleri, ancak “Sübhanallah” cümlesinden nebean eden mâ-i zülâli içmekle o hayret ateşi söner.



    Ahyed: Resûl-ü Ekrem Efendimizin (a.s.m.) Tevrat’ta geçen ismi Allahuekber: “Allah en büyüktür”
    Farukî Ahmed: (bk. bilgiler – İmâm-ı Rabbânî) Hindistan: (bk. bilgiler)
    Sübhanallah: “Allah her türlü eksiklikten sonsuz derecede yücedir” Tevrat: (bk. bilgiler)
    abd: kul bilhassa: özellikle
    binaenaleyh: bundan dolayı cihan: dünya, âlem
    dehşetengiz: dehşet verici, ürpertici elhamdü lillâh: “ezelden ebede her türlü hamd ve övgü, şükür ve minnet Allah’a mahsustur”
    esâsat: esaslar, temeller fâni: geçici olan, ölümlü
    gusül: yıkanıp temizlenme; boy abdesti hayattar: canlı
    ibka etmek: devamlı ve kalıcı hale getirmek, bâki kılmak idrâk: anlayış, kavrayış
    ikrah etmek: kötü görme; tiksinme, nefret etme iltihak: bir topluluğa katılmak
    istikzar: kir ve pisliklerden nefret etme, tiksinme iştiyak: çok arzu ve istek
    i’lem eyyühe’l-aziz: “Bil ey aziz, saygıdeğer kardeşim!” mânâsında muhatabı uyarmak ve dikkatini çekmek için kullanılan bir söz kader: Allah’ın ezelî ilmi ile kâinatta olmuş ve olacak herşeyi bilip takdir etmesi, plânlaması
    kazûrat: pislikler; artık şeyler kâinat: evren, yaratılmış herşey
    mahall-i istimal: kullanma yeri meccânen: ücretsiz, bedava
    muhafaza etmek: korumak, saklamak muhat: etrafı çevrilmiş, kuşatılmış
    mukaddes: kusur ve eksiklikten uzak, yüce musahhar: boyun eğmiş, emrine verilmiş
    mâ-i zülâl: saf, temiz, soğuk ve tatlı su mülk: sahip olunan her şey
    müsemmâ: isimlendirilen nebean etme: doğma, yerden çıkma, kaynama
    razı olmak: hoşnut olmak sâkin: ikâmet eden, oturan, oturmuş
    takdir edilme: belirlenme vaziyet: durum, konum
    vuku bulmak: gerçekleşmek, meydana gelmek zeval: yokluk
    zâil: geçip gidici, yok olucu âciz: güçsüz
    âhiret: öldükten sonra yaşanacak olan sonsuz hayat âlem: evren
    İlâhî: Allah tarafından yapılan İmam-ı Rabbanî Ahmed-i Farukî: (bk. bilgiler – İmâm-ı Rabbânî)
    İncil: (bk. bilgiler) şekl-i hâzır: şu andaki şekli, mevcut hâl, durum

    Yazar : Risale Forum

  9. #19
    Huseyni çevrimdışı Müdavim
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    12.056
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 210288


    Cevap: Habbe - Sayfa: 172


    2. Aynı o insan, gördüğü leziz nimetlerden duyduğu zevkleri izhar etmekle, hamd ünvanı altında in’âmı nimette ve Mün’imi in’amda görmekle idame-i nimet ve tezyid-i lezzet talebinde bulunarak, “Elhamdü lillâh” cümlesiyle nîmetler definesini bulan adam gibi nefes alıyor.

    3. Aynı o insan, mahlûkat-ı acibe ve harekât-ı garîbeden aklının tartamadığı ve zihninin içine alamadığı şeyleri gördüğü zaman, “Allahü ekber” demekle rahat bulur. Yani, Hâlıkı daha azîm ve daha büyüktür. Onların halk ve tedbirleri kendisine ağır değildir.


    İ’lem eyyühe’l-aziz! İnsan, seyyiatıyla Allah’a zarar vermiş olmuyor. Ancak nefsine zarar eder. Meselâ, hariçte, vâkide ve hakikatte Allah’ın şeriki yoktur ki, onun hizbine girmekle Cenâb-ı Hakkın mülküne ve âsârına müdahale edebilsin. Ancak, şeriki zihninde düşünür, boş kafasında yerleştirir. Çünkü, hariçte şerikin yeri yoktur. O halde o kafasız, kendi eliyle kendi evini yıkıyor.

    İ’lem eyyühe’l-aziz! Allah’a tevekkül edene Allah kâfidir. Allah, Kâmil-i Mutlak olduğundan, lizatihî mahbubdur. Allah, Mûcid, Vâcibü’l-Vücud olduğundan kurbiyetinde vücut nurları, bu’diyetinde adem zulmetleri vardır. Allah, melce’ ve mence’dir. Kâinattan küsmüş, dünya ziynetinden iğrenmiş, vücudundan bıkmış ruhlara melce’ ve mence’ odur. Allah Bâkîdir; âlemin bekası ancak Onun bekasıyladır. Allah Mâliktir; sendeki mülkünü senin için saklamak üzere alıyor. Allah, Ganiyy-i Muğnîdir; herşeyin anahtarı Ondadır. Bir insan Allah’a hâlis bir abd olursa, Allah’ın mülkü olan kâinat, onun mülkü gibi olur.




    Allahüekber: “Allah en büyüktür”
    Bâkî: Kendi varlığı sonsuza kadar devam eden ve dilediği varlığa bekà veren, onları sonsuz ve kalıcı hale getiren Allah
    Cenâb-ı Hak: Hakkın tâ kendisi olan, sonsuz şeref ve yücelik sahibi Allah Ganiyy-i Muğnî: bütün varlıkların ihtiyaçlarını karşılayan ve her varlığın zenginliği Kendisinin tükenmez hazinesinden çıkan ve hiçbir şeye muhtaç olmayan sınırsız zenginlik sahibi Allah
    Hâlık: her şeyi yaratan Allah Kâmil-i Mutlak: sınırsız mükemmellik ve kusursuzluk sahibi Allah
    Mâlik: görünen ve görünmeyen her şeyin gerçek sahibi olan Allah Mûcid: icad eden, var eden Allah
    Mün’im: gerçek nimet verici olan Allah Vâcibü’l-Vücud: varlığı zorunlu olan, var olmak için hiçbir sebebe ihtiyacı bulunmayan Allah
    abd: kul adem: yokluk, hiçlik
    azîm: büyük, yüce beka: devamlılık ve kalıcılık
    bu’diyet: uzaklık elhamdü lillâh: “ezelden ebede her türlü hamd ve övgü, şükür ve minnet Allah’a mahsustur”
    hakikat: asıl, gerçek halk: yaratma
    hamd: övgü ve şükür harekât-ı garîbe: hayret verici, şaşırtıcı hareketler
    hariç: dış hizb: bir görüş üzerinde birleşen topluluk; taraftarlardan oluşan grup, parti
    hâlis: içten, ihlâslı idame-i nimet: nimetin, ihsan ve lütfun devamı, sürdürülmesi
    in’âm: nimetlendirme izhar etmek: göstermek, açığa çıkarmak
    i’lem eyyühe’l-aziz: “Bil ey aziz, saygıdeğer kardeşim!” mânâsında muhatabı uyarmak ve dikkatini çekmek için kullanılan bir söz kurbiyet: yakınlık; kulun Allah’a yakınlığı
    kâfi: yeterli kâinat: evren, bütün yaratılmışlar
    lizatihî: bizzat kendisi, kendisinin bir özelliği olarak mahbub: sevgili, sevilen
    mahlûkat-ı acibe: şaşırtıcı mahlûklar, harika yaratıklar, varlıklar melce: sığınak
    mence: kurtaracak yer müdahale etmek: karışmak
    mülk: sahip olunan şey nefis: bir kimsenin kendisi
    nimet: hayat için lâzım olan her şey; iyilik, lütuf, ihsan nur: aydınlık
    seyyiat: günahlar, kötülükler tedbir: çekip çevirme, ihtiyacını karşılama
    tevekkül etme: Allah’a dayanme ve güvenme tezyid-i lezzet: lezzeti arttırma, fazlalaştırma
    vâki: düşüncede değil, gerçek dünyadaki var olma; zihindeki bir şeyin dış dünyada da bulunması hâli, gerçekliği vücut: varlık
    ziynet: süs zulmet: karanlık
    âlem: dünya, evren âsâr: eserler
    ünvan: isim şerik: ortak

    Yazar : Risale Forum

  10. #20
    Huseyni çevrimdışı Müdavim
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    12.056
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 210288


    Cevap: Habbe - Sayfa: 173


    İ’lem eyyühe’l-aziz! Aklı başında olan insan, ne dünya umurundan kazandığına mesrur ve ne de kaybettiği şeye mahzun olmaz. Zira dünya durmuyor, gidiyor. İnsan da beraber gidiyor. Sen de yolcusun. Bak, ihtiyarlık şafağı, kulakların üstünde tulû etmiştir. Başının yarısından fazlası beyaz kefene sarılmış. Vücudunda tavattun etmeye niyet eden hastalıklar, ölümün keşif kollarıdır. Maahaza, ebedî ömrün önündedir. O ömr-ü bâkide göreceğin rahat ve lezzet, ancak bu fâni ömürde sa’y ve çalışmalarına bağlıdır. Senin o ömr-ü bâkiden hiç haberin yok. Ölüm sekeratı uyandırmadan evvel uyan!

    İ’lem eyyühe’l-aziz! Cenâb-ı Hakka malûm ve mâruf ünvanıyla bakacak olursan, meçhul ve menkûr olur. Çünkü, bu malûmiyet, örfî bir ülfet, taklidî bir sema’dır. Hakikati ilâm edecek bir ifade de değildir. Maahaza, o unvan ile fehme gelen mânâ, sıfât-ı mutlakayı beraberce alıp zihne ilka edemez. Ancak, Zât-ı Akdesi mülâhaza için bir nevi ünvandır. Amma Cenâb-ı Hakka mevcud-u meçhul ünvanıyla bakılırsa, mârufiyet şuâları bir derece tebarüz eder. Ve kâinatta tecellî eden sıfât-ı mutlaka-i muhîta ile, bu mevsufun o ünvandan tulû etmesi ağır gelmez.

    İ’lem eyyühe’l-aziz! Esmâ-i Hüsnânın herbirisi ötekileri icmâlen tazammun eder: ziyânın elvan-ı seb’ayı tazammun ettiği gibi. Ve keza, herbirisi ötekilere delil olduğu gibi, onların herbirisine de netice olur. Demek, Esmâ-i Hüsna, mir’at ve ayine gibi birbirini gösteriyor. Binaenaleyh, neticeleri beraber mezkûr kıyaslar gibi veya delilleri beraber neticeler gibi okunması mümkündür.





    Cenâb-ı Hak: Hakkın tâ kendisi olan, sonsuz şeref ve yücelik sahibi Allah Esmâ-i Hüsnâ: Cenâb-ı Hakkın en güzel isimleri
    Zât-ı Akdes: bütün kusurlardan, çirkinliklerden, eksiklikten, benzer ve ortak edinmekten sonsuz derecede yüce olan Allah binaenaleyh: bundan dolayı
    delil: işaret, alâmet; kendisine, doğru bir bakış açısıyla bakıldığında istenilen hedefe ulaştıran şey ebedî: sonu olmayan sonsuz
    elvan-ı seb’a: yedi renk; güneşin ışığındaki yedi ana renk fehim: anlayış, kavrayış gücü
    fâni: geçici olan, ölümlü hakikat: asıl, gerçek
    icmâlen: kısaca ilka etmek: bırakmak, koymak
    ilâm etmek: bildirmek, duyurmak i’lem eyyühe’l-aziz: “Bil ey aziz, saygıdeğer kardeşim!” mânâsında muhatabı uyarmak ve dikkatini çekmek için kullanılan bir söz
    keza: bunun gibi kâinat: evren, bütün yaratılmışlar
    kıyas: karşılaştırma maahaza: bununla beraber, bununla birlikte
    mahzun: hüzünlü malûm: bilinen
    malûmiyet: bilinirlik, bilinir olma menkûr: bilinmeyen; belirsiz
    mesrur: mutlu mevcud-u meçhul: bilinmeyen varlık
    mevsuf: sıfatlanan; nitelendirilen, vasıflandırılan mezkûr: ifade edilen, anılan, zikredilen
    mir’at: ayna mâruf: bilinen, tanınan
    mârufiyet: bilinirlik, tanınır olma mülâhaza: düşünme, akla getirme
    nevi: çeşit sa’y: çalışma
    sekerat: ölüm sarhoşluğu, can çekişme hali sema’: duyuş, duyma, işitme
    sıfât-ı mutlaka: Allah’ın yüce Zâtını niteleyen sınırsız ve sonsuz kutsal özellikler sıfât-ı mutlaka-i muhîta: Allah’ın yüce Zâtını niteleyen ve bütün kâinatı kuşatan sınırsız ve sonsuz kutsal özellikler
    taklidî: taklid edilen tavattun etmek: bir yeri vatan edinmek, bir yerde yerleşmek
    tazammun etmek: içine almak, kapsamak tebarüz etmek: ortaya çıkmak, belirmek, görünmek
    tecellî etme: yansıma tulû etmek: doğmak, görünmek, zuhur etmek
    umur: işler, olaylar vücud: beden
    ziyâ: ışık ömr-ü bâki: devamlı ve kalıcı ömür
    örfî: âdetlerde olan, yapılagelen şeylerden ülfet: alışkanlık
    ünvan: isim şuâ: ışın, ince ışık hüzmesi

    Yazar : Risale Forum

Sayfa 2/5 İlkİlk 12345 SonSon

Facebook Yorumları

Facebook Giriş

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Bu Konudaki Etiketler

154, 155, 157, 159, 160, 161, 162, 163, 164, 165, 166, 167, 168, 169, 171, 172, 174, 176, 177, 178, 179, 180, 181, 183, 184, 185, 186, 187, 189, 191, 192, 193, 194, 195, 205, 592, 600, abdini, acip, adaletli, adedince, adıyla, ahenk, aklı, aldatmak, âlemleri, alıntı, aracı, araf, arkadaşı, arınmış, arz, askerlik, atan, aya, ağzı, baskı, bağlantı, bağış, bekçisi, belirleyen, beslemek, beşer, bildirip, bilinen, binaen, binaenaleyh, bir adam, birdir, birlik, bitkisel, boğulur, budur, bulunmak, bütün, çalışıyor, çağdaş, cennet, cihâ, cihanı, cömertlik, çıkış, dadır, daire, dane, dedikleri, demeye, derece, değiştirme, değiştirmek, dikkatle, dile, dilediğini, diyebilir, doktora, dünyadan, durarak, düzenli, dış, dışında, edilirse, edilsin, ediyorlar, efes turları, eksiksiz, eliyle, emrini, engiz, esenlik, etmemesi, etmiyoruz, ettir, ettiren, ettirir, ettiğimiz, faideleri, felsefecileri, fikirleri, fikrini, fiyat, galebe, gayret, gece, geçirmiş, geçiş, geçmesi, gelmiyor, gelmiş, getirip, gezi, gibi, gidip, gif, göreceksin, görmezse, görünmek, gösterme, gururu, güvenme, gıdadır, hakikatten, halka, hallere, hâlıkını, hapis, hararet, hayalen, hayatım, herşeyin, hevâ, hilkat, hitaben, ibarettir, içindekiler, ihata, ilham, imanın, inananlar, insan, isen, izale, işaret, jpg, kabrimi, kabrin, kalbinin, kanunları, karıştıran, kendilerini, kendisinde, kitabı, kullar, külliye, kurulan, kuvvetle, kısmı, kıyamete, kıymetsiz, lâfza, lâkin, lütuf, mahlukat, mahvolur, makamlara, malûmdur, mama, mânâsı, menbaı, meselâ, meselede, mevcud, mevcut, meydanı, meşhudatı, misafirsin, misliyle, muhakkak, muhaldir, mümkü, müstehak, müş, nail, nefer, nefret, nihayet, nüfuz, nurlandıran, nuru, ödü, okunuşu, olana, olduğuna, olduğundan, olmaktan, olsun, ötme, otururken, özellikle, özgü, parçalar, peygamberlere, risalesini, rububiyeti, sahibi, sahibidir, sahnesi, sakı, sakınmak, sana, sânisiz, sayılan, seçim, selâm, semeresi, seniye, somut, surlar, süsleyen, sırra, sığı, sığınmak, takdiri, tamamıyla, tasavvur, tasdike, tavır, taşları, tecavüz, terki, toplamak, tükenmez, umma, üstü, uyandırmadan, uykunu, uyum, uyumlu, vâr, varlığının, verdiği, verilmiş, veyahut, vurmak, yayı, yerden, yolcusu, yolcusun, yüzleri, yıkıyor, yıldızları, ışık, zahmet, zamanları, zarif, zerrelerin, zira, şahsî, şartları, şeye, şeytanları, şeytanı, şifası, şüpheli

Etiket Bulutu Ana Sayfası

Sosyal İmleme

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222