Dünyada sana ait çok emirler vardır. Amma ne mahiyetlerinden ve ne akibetlerinden haberin olmuyor. Biri, ceseddir. Evet cesedin genç iken latif, zarif ve güzel gül çiçeğine benzerse de, ihtiyarlığında kuru ve uyuşmuş kış çiçeğine benzer ve tahavvül eder.

Biri de, hayat ve hayvaniyettir. Bunun da sonu ölüm ve zevaldir.

Biri de insaniyettir. Bu ise, zeval ve beka arasında mütereddiddir. Daim-i Bâki'nin zikri ile muhafazası lâzımdır.

Biri de ömür ve yaşayıştır. Bunun da hududu tayin edilmiştir. Ne ileri ve ne de geri bir adım atılamaz. Bunun için elem çekme, mahzun olma. Tahammülünden âciz, tâkatinden hariç olduğun tûl-i emel yükünü yüklenme!

Biri de, vücuddur. Vücud zâten senin mülkün değildir. Onun mâliki ancak Mâlik-ül Mülk'tür. Ve senden daha ziyade senin vücuduna şefkatlidir. Binaenaleyh Mâlik-i Hakikî'nin daire-i emrinden hariç o vücuda karıştığın zaman zarar vermiş olursun. (Ümidsizliği intac eden hırs gibi.)

Biri de bela ve musibetlerdir. Bunlar zâildir, devamları yoktur. Zevalleri düşünülürse, zıdları zihne gelir, lezzet verir.

Biri de, sen burada misafirsin ve buradan da diğer bir yere gideceksin. Misafir olan kimse, beraberce götüremediği bir şeye kalbini bağlamaz. Bu menzilden ayrıldığın gibi, bu şehirden de çıkacaksın. Ve keza bu fâni dünyadan da çıkacaksın. Öyle ise, aziz olarak çıkmaya çalış. Vücudunu Mûcidine feda et. Mukabilinde büyük bir fiat alacaksın. Çünki feda etmediğin takdirde, ya bâd-i heva zâil olur, gider; veya Onun malı olduğundan yine Ona rücu eder.

Eğer vücuduna itimad edersen, ademe düşersin. Çünki ancak vücudun terkiyle vücud bulunabilir. Ve keza vücuduna kıymet vermek fikrinde isen, o vücuddan senin elinde ancak bir nokta kalabilir. Bütün vücudun cihat-ı erbaasıyla ademler içerisinde kalır. Amma o noktayı da elinden atarsan, vücudun tam manasıyla nurlar içinde kalır.

Biri de dünyanın lezzetleridir. Bu ise, kısmete bağlıdır. Talebinde kalâka düşer. Ve sür'at-i zevali itibariyle aklı başında olan onları kalbine alıp kıymet vermez.

Dünyanın akibeti ne olursa olsun, lezaizi terketmek evlâdır. Çünki akibetin ya saadettir, saadet ise şu fâni lezaizin terkiyle olur. Veya şekavettir. Ölüm ve i'dam intizarında bulunan bir adam, sehpanın tezyin ve süslendirilmesinden zevk ve lezzet alabilir mi? Dünyasının akibetini küfür saikasıyla adem-i mutlak olduğunu tevehhüm eden adam için de, terk-i lezaiz evlâdır. Çünki o lezaizin zevaliyle vukua gelen hususî ve mukayyed ademlerden adem-i mutlakın elîm elemleri her dakikada hissediliyor. Bu gibi lezzetler, o elemlere galebe edemez.





Tahavvül: Deyişmek, dönüşmek.
Hayvaniyet: Hayvanlık.
Zeval: Sona erme, son bulma, göçüp gitme.
İnsaniyet: İnsanlık.
Beka: Sonsuzluk, devamlılık.
Mütereddid: Tereddüdlü.
Daim-i Bâki: Başlangıcı ve sonu olmayıp daima var olan Allah(cc).
Elem: Acı, dert, kaygı.
Tûl-i emel: Emel uzunluğu, istek ve arzu uzunluğu, bitmek ve tükenmek bilmeyen istek.
Mâlik: Sahip. Mülk sahibi, mal sahibi.
Mâlik-ül Mülk: Mülkün sahibi, kainatın ve içindekilerin gerçek sahibi.
Binaenaleyh: Bundan dolayı.
Mâlik-i Hakikî: Gerçek sahip, her şeyin gerçek sahibi olan Allah(cc).
Daire-i emr: Emir dairesi.
İntac: Netice verme, doğurma, meydana getirme.
Zâil: Geçici, sürekli olmayan, devam etmeyen, geçen,
Keza: Böylece, bunun gibi.
Fâni: Geçici, gelip geçici, kaybolan.
Aziz: İzzetli, çok nurlu, dost ve şerefli, temiz ahlaklı.
Mûcid: İcad eden, meydana getiren.
Bâd-i heva: Boş yere, boşuboşuna.
Rücu: Dönme, dönüş, geri dönüş.
Adem: Yokluk, hiçlik.
Cihat-ı Erbaa: Dört taraf, dört yön.
Kalâka: Zahmete, sıkıntıya.
Sür'at-i zeval: Sona erme çabukluğu, son bulma hızı.
Evlâ: Daha iyi.
Fâni: Geçici, gelip geçici, kaybolan.
Şekavet: Bela ve sıkıntılara düşme, her türlü kötülükler içinde olma.
İntizar: Gözleme, bekleme.
Tezyin: Süsleme.
Saika: Sürükleyici sebep, götürücü sebep.
Adem-i mutlak: Sonsuz hiçlik.
Terk-i lezaiz: Lezzetleri terk etmek.
Evlâ: Daha iyi, birincisi, başta gelmesi lazım gelen.
Mukayyed: Kayıtlı, bağlı, bağlanmış, sınırlı.
Elîm: Acı veren.
Galebe: Yenme, üstün gelme.