İ'lem Eyyühel-Aziz!
İnsan kalben ve fikren hakaik-i İlahiyeye bakıp düşündüğü zaman, bilhâssa namaz ve ibadet esnasında, gerek şeytan tarafından, gerek nefsi tarafından pek fena, pis ve çirkin vesveseler, hatıralar, sinekler gibi kalbe, akla hücum ederler. Bu gibi hevaî, vehmî ve çirkin şeylerin def'iyle uğraşan adam, o vesveselere mağlub olur. Ancak onları mağlub edip kaçırmak çaresi, müdafaayı terk edip onlar ile uğraşmamaktır. Evet arılar ile uğraşıldıkça onlar hücumlarını arttırırlar. Onlara karışılmadığı takdirde, insanı terkeder, giderler. Hem de o gibi vesveselerin, ne hakaik-i İlahiyeye ve ne de senin kalbine bir mazarratı yoktur. Evet pis bir menzilin deliklerinden semanın güneş ve yıldızlarına, cennetin gül ve çiçeklerine bakılırsa, o deliklerdeki pislik ne bakana ve ne de bakılana bulaşmaz. Ve fena bir tesir etmez.

{(Haşiye): O çirkin sözler senin kalbinin sözleri değil. Çünki senin kalbin ondan müteessir ve müteessiftir. Belki kalbe yakın olan lümme-i şeytanîden geliyor. Meselâ: Sen namazda, Kâ'be karşısında, huzur-u İlahîde âyâtı tefekkürde olduğun bir halde, şu tedai-i efkâr seni tutup en uzak malayaniyat-ı rezileye sevkeder. Meselâ: Âyinenin içindeki yılanın timsali ısırmaz. Ateşin misali yakmaz. Ve necasetin görünmesi âyineyi telvis etmez.}


Mesnevi-i Nuriye
------------------------------
İ'lem Eyyühel-Aziz!: Ey aziz bil, ey saygıdeğer şerefli bil.

Kalben: Kalbten, yürekten, içten, gönülden

Fikren: Fikir olarak, düşünce olarak

Hakaik-i İlahiye: ilahi hakikatlar, Allah(cc) ile ilgili gerçekler (bilgiler).

Bilhâssa: Özellikle.

Esnasında: Zamanında.

Vesvese: Şüphe, kuruntu.

Hevaî: Gelip geçici boş isteklerle ilgili.

Vehmî: Vehimle ilgili, asılsız ve gerçek dışı düşünceyle.

Def': Engel olma, giderme.

Mağlub: Yenilmiş.

Mazarratı: Zararları.

Menzil: Yer

Sema: Gök, gökyüzü

Haşiye: Sayfanın kenarına veya altına yazılan ek açıklama.

Müteessir: Etkilenen, etkilenmiş, üzüntülü, üzgün.

Müteessif: Üzülen, kederlenen.

Lümme-i şeytanî: Şeytanın verdiği kuruntu.

Ayât: Ayetler

Tefekkür: Düşünmek, düşünceyi hareketlendirmek, düşünceyi çalıştırmak.

Tedai-i efkâr: Bir düşüncenin başka bir düşünceyi hatıra getirmesi, düşüncelerin birbirini hatırlatması.

Malayaniyat-ı rezile: Rezil utanç verici yersiz düşünce ve sözler.

Sevk: Gönderme, yollama.

Âyine: Ayna

Timsal: Görüntü, suret.

Misal: Örnek

Necaset: Pislik.

Telvis: Kirletme, pistetme, bulaştırma.