mezrûatın sümbüllerinde hikmet bülbülleri, hikmet âyetlerini tağannüm ve terennüm ile inşad ettikleri iman kulağıyla, basiret gözüyle dinlenilirse, tesadüf şeytanları bile kabul ile hayran olurlar.

İ’lem eyyühe’l-aziz! Tevhid ile bütün eşyayı Vâhid-i Ehade isnad etmediğin takdirde, âlemde bulunan bütün efradın mazhar oldukları tecelliyat-ı İlâhiye adedince ilâhları kabul etmek mecburiyetindesin. Evet, gözünü şemsten yumduğun ve timsalleriyle irtibatını kestiğin zaman, timsallerine mâkes olan şeylerin adedince hakikî şemslerin vücudunu kabul etmeye mecbur olursun.


İ’lem eyyühe’l-aziz! Sen bazı vecihlerden fenâya gittiğin zaman, Hâlık-ı Rahmân-ı Rahîmin ilminde, meşhudunda, malûmunda bâki kalmaklığın, senin bekan için kâfidir.

Yahu, herşeyi Sâhib-i Hakikîsine ver veya ona isnad et. Onun ismiyle al ki rahat edesin. Ve illâ, bu kadar eşyayı vücuda getirip nizam ve intizamlarını temin edecek o kadar ilâhları kabule muztar kalacaksın.




Hâlık-ı Rahmân-ı Rahîm: rahmet ve merhameti herşeyi kaplayan ve her bir varlığa hususî rahmet ve merhamet tecellîsi olan Yaratıcı, Allah Sâhib-i Hakikî: gerçek sahip olan Allah
Vâhid-i Ehad: bir olan ve birliği her şeyi kapladığı gibi her bir şeyde de görülen Allah basiret: feraset, seziş
beka: devamlılık ve kalıcılık bâki: devamlı ve kalıcı olan
efrad: fertler, bireyler fenâ: gelip geçicilik
hakikî: asıl, gerçek hikmet: varlıklardaki faydalar ve gayeler; evrendeki ve yaratılıştaki anlamlı, faydalı iş
illâ: ancak ilâh: tanrı, kendisine ibadet edilen
intizam: düzenlilik inşad: şiir vs. okuma
irtibat: bağ, ilişki isnad etmek: dayandırmak
i’lem eyyühe’l-aziz: ey aziz kardeşim bil ki! kâfi: yeterli
malûm: bilinen mazhar olmak: ulaşmak, elde etmek
mecburiyet: zorunlu olma mezruât: ekilip dikilenler
meşhud: görünen muztar: çaresiz, zorda kalan
mâkes: yansıma yeri, ayna nizam: düzen
tağannüm: şarkı vs. söylemek tecelliyât-ı İlâhiye: İlâhî isimlerin varlıklarda eserini göstermesi, yansıması
temin etmek: sağlamak terennüm: dile getirme
tevhid: birleme; her şeyin bir olan Allah’a verilmesi timsal: görüntü
vecih: yön vücud: varlık, var oluş
vücuda getirmek: var etmek, meydana getirmek âlem: dünya, evren
âyet: delil, Allah’ın varlığına işaret eden şey şems: güneş