5 sonuçtan 1 ile 5 arası

  1. #1
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 515 + 37862


    Üçüncü Mektub

    Üçüncü Mektub

    بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ 1

    وَاِنْ مِنْ شَىْءٍ اِلاَّ يُسَبِّحُ بِحَمْدِهِ 2



    O malûm talebesine gönderilen mektubun bir parçasıdır.


    HAMİSEN: Bir mektupta, buradaki hissiyatıma hissedar olmak arzusunu yazmıştın. İşte binden birini işit.Bir gece, yüz tabakalık irtifada, bir katran ağacının başındaki yuvada, semânın yıldızlarla yaldızlanmış güzel yüzüne baktım; Kur’ân-ı Hakîmin
    فَلاَ اُقْسِمُ بِالْخُنَّسِ اَلْجَوَارِ الْكُنَّسِ 3 kaseminde ulvî bir nur-u i’câz ve parlak bir sırr-ı belâğat gördüm. Evet, seyyar yıldızlara ve istitar ve intişarlarına işaret eden şu âyet, gayet âli bir nakş-ı san’at ve âli bir levha-i ibret, nazar-ı temâşâya gösteriyor.

    Evet, şu seyyareler, kumandanları olan güneşin dairesinden çıkıyorlar, sabit yıldızlar dairesine girerek semâda yeni yeni nakışları ve san’atları gösteriyorlar. Bazan kendileri gibi parlak bir yıldıza omuz omuza verir, güzel bir vaziyet gösteriyorlar. Bazan küçük yıldızlar içine girip bir kumandan suretini gösteriyorlar. Hususuyla bu mevsimde, akşamdan sonra, ufukta Zühre yıldızı ve fecirden evvel diğer parlak bir arkadaşı, gayet şirin ve güzel bir vaziyet gösteriyorlar. Sonra, vazife-i teftişiyelerini ve nakş-ı san’atta mekiklik hizmetini ifadan sonra yine dönüp, sultanları olan güneşin şâşaalı dairesine girip gizleniyorlar. Şimdi, şu hunnes, künnes tabir edilen seyyarelerle şu zeminimizi kâinat fezasında birer




    Not
    Dipnot-1 Her türlü noksan sıfatlardan yüce olan Allah’ın adıyla.

    Dipnot-2 “Hiçbir şey yoktur ki Allah’ı hamd ile tesbih etmesin.” İsrâ Sûresi, 17:44.

    Dipnot-3 “Yemin olsun gizlenen ve açığa çıkan yıldızlara.” Tekvir Sûresi, 81:15-16.





    Kur’ân-ı Hakîm: her âyet ve sûresinde sayısız hikmet ve faydalar bulunan Kur’ân (bk. ḥ-k-m) Zühre: Çoban Yıldızı
    fecir: tan yerinin ağarması, sabah feza: uzay, gökyüzü
    gayet: son derece hamisen: beşinci olarak
    hissedar: pay sahibi, ortak hissiyat: hisler, duygular
    hunnes künnes: gizlenen ve açığa çıkan yıldızlar; takım yıldızlar, genellikle yedi gezegene birden verilen bir isimdir hususuyla: özellikle
    ifa: yerine getirme intişar: açığa çıkma, yayılma
    irtifa: yükseklik istitar: gizlenme, saklanma
    kasem: yemin katran ağacı: (bk. bilgiler – Çam Dağı)
    kâinat: evren, yaratılmış herşey (bk. k-v-n) levha-i ibret: ibret tablosu
    malûm: bilinen (bk. a-l-m) mekik: nakış dokumada kullanılan âlet
    nakş-ı san’at: san’atlı nakış, işleme (bk. n-ḳ-ş; ṣ-n-a) nazar-ı temâşâ: temâşâ bakışı, içtenlikle seyredip bakma (bk. n-ẓ-r)
    nur-u i’câz: mu’cizelik nuru (bk. n-v-r; a-c-z) semâ: gök (bk. s-m-v)
    seyyar: gezen, dolaşan seyyare: gezegen
    suret: biçim, şekil (bk. ṣ-v-r) sırr-ı belâğat: belâğat sırrı; düzgün, kusursuz, yerinde ve hâlin ve makamın icabına göre söz söyleme sırrı (bk. b-l-ğ)
    tabir edilme: adlandırılma (bk. a-b-r) ulvî: yüksek, yüce
    vazife-i teftişiye: teftiş görevi, denetleme vazifesi âli: yüce, yüksek
    şaşaalı: gösterişli, göz alıcı


    Benzer Konular
    On Sekizinci Mektub'un Üçüncü Mesele-i Mühimmesi Hakkında Bilgi Verir Misiniz?
    On Sekizinci Mektub'un Üçüncü Mesele-i Mühimmesi Hakkında Bilgi Verir Misiniz? Devami...
    Muhâkemat Dersleri: 49 - Üçüncü Makale, İkinci Maksad, Üçüncü Meslek
    Muhâkemat Dersleri: 49 - Üçüncü Makale, İkinci Maksad, Üçüncü Meslek Okuyan ve Anlatan: Şadi EREN (Prof. Dr.) "Yani: Zaman-ı halin, yani Asr-ı Saadetin sahifesinde dört nükte, bir noktayı nazar-ı dikkate almak gerektir" Yer: Muhakemat, Üçüncü Makale (Unsur'u-l Akide), İki
    Açıklamalı - 29. Mektub - Ramazan Risalesi - Üçüncü Nükte
    Açıklamalı - 29. Mektub -  Ramazan Risalesi -  Üçüncü Nükte 29. MEKTUP ÜÇÜNCÜ NÜKTE Oruç, hayat-ı içtimaiye-i insaniyeye baktığı cihetle çok hikmetlerinden bir hikmeti şudur ki
    Otuz Üçüncü Söz´ün Yirmi Üçüncü Pencere'sini izah eder misiniz?
    Otuz Üçüncü Söz´ün Yirmi Üçüncü Pencere'sini izah eder misiniz? Otuz Üçüncü Söz´ün Yirmi Üçüncü Pencere'sini izah eder misiniz? Devami...
    Otuz Üçüncü Söz'ün Üçüncü Penceresini izah eder misiniz?
    Otuz Üçüncü Söz'ün Üçüncü Penceresini izah eder misiniz? Otuz Üçüncü Söz'ün Üçüncü Penceresini izah eder misiniz? Devami...
    Yazar : Risale Forum

  2. #2
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 515 + 37862


    Cevap: Üçüncü Mektub - Sayfa 39

    gemi, birer tayyare suretinde kemâl-i intizamla döndüren ve seyr ü seyahat ettiren Zâtın haşmet-i rububiyetini ve şâşaa-i saltanat-ı ulûhiyetini güneş gibi parlaklığıyla gösteriyorlar.

    Bak bir saltanatın haşmetine ki, gemileri ve tayyareleri içinde öyleleri var ki, bin defa küre-i arz kadar bir cesamette ve bir saniyede sekiz saat mesafeyi kat’ eden sür’attedir. İşte, böyle bir Sultana ubûdiyet ve imanla intisap etmek ve şu dünyada ona misafir olmak ne kadar âli bir saadet, ne derece büyük bir şeref olduğunu kıyas et.

    Sonra kamere baktım. 1 وَالْقَمَرَ قَدَّرْناَهُ مَنَازِلَ حَتّٰى عَادَ كَالْعُرْجُونِ الْقَدِيمِ âyetinin gayet parlak bir nur-u i’câzı ifade ettiğini gördüm. Evet, kamerin takdiri ve tedviri ve tedbir ve tenviri ve zemine ve güneşe karşı gayet dakik bir hesapla vaziyetleri o kadar hayretfezâ, o derece harikadır ki, “Onu öyle tanzim eden ve takdir eden bir Kadîre hiçbir şey ağır gelmez; onu öyle yapan herşeyi yapabilir” fikrini, temâşâ eden herbir zîşuura ders verir.

    Hem öyle bir tarzda güneşi takip ediyor ki, bir saniye kadar yolunu şaşırmıyor, zerre kadar vazifesinden geri kalmıyor. Dikkatle bakana,سُبْحَانَ مَنْ تَحَيَّرَ فِى صُنْعِهِ الْعُقُولُ 2 dedirtiyor. Hususan Mayıs’ın âhirinde olduğu gibi, bazı vakitte ince hilâl şeklinde Süreyya menziline girdiği vakit, hurma ağacının eğilmiş beyaz bir dalı suretini ve Süreyya bir salkım suretini gösterdiğinden, o yeşil semâ perdesi arkasında, hayale nuranî büyük bir ağacın vücudunu tahayyül ettirir. Güya, o ağaçtan bir dalının bir sivri ucu o perdeyi delmiş,





    Not
    Dipnot-1 “Ay’a gelince, onun için de menziller takdir ettik ki, kurumuş hurma dalının ince yay halini alıncaya kadar incelir.” Yâsin Sûresi, 36:39.

    Dipnot-2 “İşlerinde, akılların hayrette kaldığı Zât, her türlü kusurdan münezzehtir.”





    Kadîr: herşeye gücü yeten, herşeyi yapabilen, sonsuz güç ve kudret sahibi Allah (bk. ḳ-d-r) Sultan: otorite, kudret, hâkimiyet ve egemenlik sahibi olan Allah (bk. s-l-ṭ)
    Süreyya: Ülker yıldızı cesamet: büyüklük
    dakik: ince gayet: son derece
    güya: sanki hayretfezâ: hayrette bırakan, hayranlık uyandıran
    haşmet: görkem haşmet-i rububiyet: Rablığın haşmeti; Allah’ın herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri vermesi, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulundurmasının görkemi (bk. r-b-b)
    hilâl: yay şeklinde görülen yeni ay hususan: özellikle
    intisap: bağlanma, mensup olma (bk. n-s-b) kamer: ay
    kat etme: aşma, yol alma kemâl-i intizam: mükemmel ve kusursuz düzen (bk. k-m-l; n-ẓ-m)
    küre-i arz: yerküre, dünya menzil: durak, yer (bk. n-z-l)
    nur-u i’câz: mu’cizelik nuru (bk. n-v-r; a-c-z) nuranî: nurlu (bk. n-v-r)
    saadet: mutluluk saltanat: egemenlik, hâkimiyet (bk. s-l-ṭ)
    semâ: gök (bk. s-m-v) seyr ü seyahat: seyir, hareket ve yolculuk
    suret: biçim, şekil (bk. ṣ-v-r) sür’at: hız
    tahayyül: hayal etme (bk. ḫ-y-l) takdir: Allah’ın ezelî ilmiyle belirlemesi (bk. ḳ-d-r)
    tanzim: düzenleme, düzene koyma (bk. n-ẓ-m) tayyare: uçak
    tedbir: idare etme, ihtiyacını karşılama (bk. d-b-r) tedvir: çekip çevirme, idare etme
    temâşâ: seyretme, hoşlanarak bakma tenvir: nurlandırma, aydınlatma (bk. n-v-r)
    ubudiyet: kulluk (bk. a-b-d) vücud: varlık (bk. v-c-d)
    zemin: yer zerre: atom, en küçük madde parçası
    zîşuur: şuur ve bilinç sahibi (bk. ẕî; ş-a-r) âhir: son (bk. e-ḫ-r)
    âli: yüce, yüksek şâşaa-i saltanat-ı ulûhiyet: Cenâb-ı Hakkın ilâhlık saltanatının göz alıcı ihtişamı (bk. s-l-ṭ; e-l-h)

    Yazar : Risale Forum

  3. #3
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 515 + 37862


    Cevap: Üçüncü Mektub - Sayfa 40

    bir salkımıyla beraber başını çıkarmış, Süreyya ve hilâl olmuş; ve sair yıldızlar da o gaybî ağacın meyveleri olduğunu hayale telkin eder. İşte
    1 كَالْعُرْجُونِ الْقَدِيمِteşbihinin letâfetini, belâğatini gör.
    Sonra 2 هُوَ الَّذِى جَعَلَ لَكُمُ اْلاَرْضَ ذَلُولاً فَامْشُوا فِى مَنَاكِبِهاَ âyeti hatırıma geldi ki, zemin musahhar bir sefine, bir merkûp olduğunu işaret ediyor. O işaretten, kendimi feza-yı kâinatta sür’atle seyahat eden pek büyük bir geminin yüksek bir mevkiinde gördüm. At ve gemi gibi bir merkûba binildiği zaman kıraati sünnet 3 olan 4 سُبْحاَنَ الَّذِى سَخَّرَلَنَا هٰذَا وَمَا كُنَّا لَهُ مُقْرِنِينَ âyetini okudum.

    Hem gördüm ki, küre-i arz, şu hareketle, sinema levhalarını gösteren bir makine vaziyetini aldı, bütün semâvâtı harekete getirdi, bütün yıldızları muhteşem bir ordu gibi sevke başladı. Öyle şirin ve yüksek manzaraları gösterdi ki, ehl-i fikri mest ve hayran eder. Fesübhânallah dedim, ne kadar az bir masrafla ne kadar çok ve büyük ve garip ve acip, âli ve gâli işler görülüyor! Bu noktadan, iki nükte-i imaniye hatıra geldi.


    Birincisi: Birkaç gün evvel bir misafirim bana sual etti. O şüpheli sualin esası şudur: “Cennet ve Cehennem pek çok uzaktırlar. Haydi, ehl-i Cennet, lütf-u İlâhî ile, berk ve burak gibi uçarak haşirden geçerler, Cennete giderler. Fakat ehl-i Cehennem, sakil cisimleri ve büyük ve ağır günahların yükleri altında nasıl gidecekler? Hangi vasıta ile?”

    İşte hatıra gelen şudur: Nasıl ki, meselâ Amerika’da, bütün milletler umumî bir kongreye davet edilse, her millet büyük gemisine biner, oraya gider. Öyle




    Not
    Dipnot-1 “Kurumuş hurma dalının ince yaya benzeyen hali gibi.” Yâsin Sûresi, 36:39.

    Dipnot-2 “Üzerinde gezin ve Allah’ın verdiği rızıktan yiyin diye yeryüzünü sizin emrinize veren Odur.” Mülk Sûresi, 67:15.

    Dipnot-3 bk. Müslim, Hac: 425; Ebû Dâvud, Cihad: 72, 74; Tirmizî, Daavât: 46.

    Dipnot-4 “Her türlü kusurdan münezzehtir o Allah ki, bunu bizim hizmetimize verdi. Yoksa bizim buna gücümüz yetmezdi.” Zuhruf Sûresi, 43:13.






    Süreyya: Ülker yıldızı acip: şaşırtıcı
    belâğat: düzgün, kusursuz, yerinde ve halin ve makamın icabına göre söz söyleme (bk. b-l-ğ) berk: şimşek
    burak: iman ehlini Sırat köprüsünden geçirecek olan çok hızlı binek ehl-i Cehennem: Cehennem ehli, Cehennemlikler
    ehl-i Cennet: Cennet ehli, Cennetlikler ehl-i fikir: düşünen kimseler (bk. f-k-r)
    fesübhânallah: “Allah her türlü eksiklikten, kusur ve noksandan sonsuz derecede yücedir” anlamında bir hayret ifadesi (bk. s-b-ḥ) feza-yı kâinat: uzay (bk. k-v-n)
    garib: hayret verici gaybî: görünmeyen (bk. ğ-y-b)
    gâli: pahalı, kıymetli haşir: öldükten sonra âhirette tekrar diriltilip Allah’ın huzurunda toplanma (bk. ḥ-ş-r)
    hilâl: yay şeklinde görülen yeni ay küre-i arz: yerküre, dünya
    kıraat: okuma letâfet: hoşluk, güzellik (bk. l-ṭ-f)
    lütf-u İlâhî: Allah’ın ikramı, ihsanı, yardımı (bk. l-ṭ-f; e-l-h) merkûp: binek
    mest: kendinden geçme mevki: yer, konum
    muhteşem: ihtişamlı, görkemli musahhar: boyun eğen, emre uyan
    nükte-i imaniye: imana dair ince ve mânâlı husus (bk. e-m-n) sair: diğer, başka
    sakil: ağır sefine: gemi
    semâvât: gökler (bk. s-m-v) sünnet: Peygamberimizin söz, fiil ve hareketlerine dayanan yüce prensipler (bk. s-n-n)
    sür’at: hız telkin: zihinde yer ettirme, fikir aşılama
    teşbih: benzetme umumî: genel
    zemin: yer âli: yüce, yüksek

    Yazar : Risale Forum

  4. #4
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 515 + 37862


    Cevap: Üçüncü Mektub - Sayfa 41

    de, bahr-i muhît-i kâinatta, bir senede yirmi beş bin senelik uzun bir seyahate alışan küre-i arz, ahalisini alır, gider, mahşer meydanına boşaltır. Hem, her otuz üç metrede bir derece-i hararet tezayüd ettiği delâletiyle, merkez-i arzda bulunan Cehennem ateşinin hadîsçe beyan olunan derece-i hararetine muvafık iki yüz bin derece-i harareti taşıyan ve hadîsin rivâyâtına göre dünyada ve berzahta Büyük Cehennemin bazı vazifelerini gören ateşini1 Cehenneme döker; sonra emr-i İlâhî ile daha güzel ve bâki bir surete tebeddül eder, âhiret âleminden bir menzil olur.

    Hatıra gelen ikinci nükte: Sâni-i Kadîr, Fâtır-ı Hakîm, Vâhid-i Ehad, kemâl-i kudretini ve cemâl-i hikmetini ve delil-i vahdetini göstermek için, pek az birşeyle çok işleri görmek, pek küçük birşeyle pek büyük vazifeleri gördürmeyi âdet etmiştir. Bazı Sözlerde demiştim ki: Eğer bütün eşya tek bir Zâta isnad edilse, vücub derecesinde bir suhulet, bir kolaylık peydâ eder. Eğer eşya müteaddit sânilere, esbablara isnad edilse, imtinâ derecesinde bir suubet, bir müşkülât ortaya düşer. Çünkü, bir zâbit gibi veya usta gibi birtek zât, kesretli efrada ve kesretli taşlara bir fiille, bir hareketle ve suhuletle bir vaziyet verip bir netice hâsıl eder ki, eğer o vaziyeti alması ve o neticeyi istihsal etmesi, o ordudaki efrada ve o direksiz kubbedeki taşlara havale edilse, pek çok fiillerle, pek çok müşkülâtla, pek çok karışıklıklarla ancak yapılabilir.

    İşte, şu kâinattaki raks ve deveran, seyr ü cevelân ve temâşâ-i tesbihfeşan ve fusul-ü erbaa ve gece-gündüzdeki seyeran gibi ef’al, eğer vahdete verilse, birtek Zât, birtek emirle, birtek küreyi tahrik ile, mevsimlerin değişmesindeki acaib-i san’atı ve gece-gündüzün deveranındaki garaib-i hikmeti ve yıldızların ve şems


    Not

    Dipnot-1 bk. Buhârî, Bedü’l-Halk, 10; Müslim, Cennet, 30; Tirmizî, Cehennem, 7; Müsned, 2:313.






    Fâtır-ı Hakîm: herşeyi hikmetle ve harika üstün san’atıyla yoktan yaratan Allah (bk. f-ṭ-r; ḥ-k-m) Sâni-i Kadîr: sonsuz güç ve kudret sahibi ve herşeyi san’atla yaratan Allah (bk. ṣ-n-a; ḳ-d-r)
    Vâhid-i Ehad: bir olan ve birliği her bir şeyde görülen Allah (bk. v-ḥ-d) acaib-i san’at: san’at harikaları (bk. ṣ-n-a)
    ahali: halk bahr-i muhît-i kâinat: geniş kâinat denizi (bk. k-v-n)
    berzah: dünya ile âhiret arasındaki âlem, kabir âlemi beyan: açıklama (bk. b-y-n)
    bâki: devamlı, kalıcı (bk. b-ḳ-y) cemâl-i hikmet: Allah’ın hikmetinin güzelliği (bk. c-m-l; ḥ-k-m)
    delil-i vahdet: Allah’ın birlik delili (bk. v-ḥ-d) delâlet: delil olma, işaret etme
    derece-i hararet: sıcaklık derecesi deveran: dönüş
    efrad: fertler, bireyler (bk. f-r-d)
    ef’al: fiiller, hareketler (bk. f-a-l)
    emr-i İlâhî: Allah’ın emri (bk. e-l-h) esbab: sebebler (bk. s-b-b)
    eşya: şeyler, varlıklar fusul-ü erbaa: dört mevsim
    garaib-i hikmet: hikmet harikaları (bk. ḥ-k-m) hadis: Peygamberimize ait söz, emir veya davranışlar (bk. ḥ-d-s̱)
    hâsıl: meydana gelme imtinâ: imkânsızlık
    isnad: dayandırma (bk. s-n-d) istihsal: üretme, ortaya çıkarma
    kemâl-i kudret: Allah’ın kudretinin mükemmelliği (bk. k-m-l; ḳ-d-r) kesretli: çoklu (bk. k-s̱-r)
    kâinat: evren, yaratılmış herşey (bk. k-v-n) küre-i arz: yerküre, dünya
    mahşer: haşir meydanı; kıyametten sonra insanların tekrar diriltilip toplanacakları yer (bk. ḥ-ş-r) menzil: yer, mekân (bk. n-z-l)
    merkez-i arz: yerin merkezi muvafık: uygun
    müteaddit: birçok, çeşitli müşkülât: zorluklar, güçlükler
    nükte: ince ve anlamlı söz peydâ: meydana gelme, ortaya çıkma
    raks: sema, cezbeyle dönme rivâyât: rivâyetler, Peygamberimizden duyulan şeyler
    seyeran: seyahat, gezinti seyr ü cevelân: gezinme ve seyretme yeri
    suhulet: kolaylık suret: biçim, şekil (bk. ṣ-v-r)
    suûbet: zorluk sâni: san’atkâr (bk. ṣ-n-a)
    tahrik: harekete geçirme tebeddül: değişme, dönüşme
    temâşâ-i tesbihfeşan: daimî tesbih edenlerin bakışı, seyri (bk. s-b-ḥ) tezayüd: ziyadeleşme, artma
    vahdet: birlik (bk. v-ḥ-d) vücub: kesinlik, gereklilik (bk. v-c-b)
    zâbit: subay, askere kumanda eden rütbeli asker âhiret âlemi: öteki dünya, öldükten sonraki sonsuz hayat (bk. e-ḫ-r)
    şems: güneş

    Yazar : Risale Forum

  5. #5
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 515 + 37862


    Cevap: Üçüncü Mektub - Sayfa 42

    ve kamerin sûrî hareketlerinde şirin temâşâ levhalarını göstermek gibi, o âli vaziyetleri ve gâli neticeleri istihsal eder. Çünkü umum mevcudat ordusu Onundur. İstese, arz gibi bir neferi, umum yıldızlara kumandan tayin eder. Koca güneşi, ahalisine ısıtıcı ve ışık verici bir lâmba; ve elvâh-ı nukuş-u kudret olan fusul‑ü erbaayı da bir mekik; ve sahaif-i kitabet-i hikmet olan gece-gündüzü de bir yay yapar. Herbir gününe, ayrı bir şekilde bir kameri göstererek, evkatın hesabı için takvimcilik yaptırır. Ve yıldızların kendilerine, raksa gelen ve cezbeden raks eden melâikenin ellerinde, süslü ve şirin, parlak, nâzenin misbahlar suretini vermek gibi, arza ait çok hikmetlerini gösterir. Eğer bu vaziyetler, umum mevcudata hükmü ve nizamı ve kanunu ve tedbiri müteveccih olan bir Zattan istenilmezse, o vakit umum güneşler, yıldızlar, hakikî hareketle ve hadsiz bir sür’atle hadsiz bir mesafeyi hergün kat’ etmeleri lâzım gelir.

    İşte, vahdette nihayetsiz suhulet ve kesrette nihayetsiz suubet bulunduğundandır ki, ehl-i san’at ve ticaret, kesrete bir vahdet verir, tâ suhulet ve kolaylık olsun. Yani, şirketler teşkil ederler.

    Elhasıl, dalâlet yolunda nihayetsiz müşkülât var; hidayet ve vahdet yolunda nihayetsiz suhulet var.


    اَلْبَاقِى هُوَ الْبَاقِى 1
    Said Nursî



    Not

    Dipnot-1 Bâkî olan sadece Odur.





    ahali: halk arz: yer, dünya
    cezbe: kendinden geçer bir hâle gelme dalâlet: hak yoldan sapkınlık, inançsızlık (bk. ḍ-l-l)
    ehl-i san’at ve ticaret: ticaret ve san’atla uğraşanlar (bk. ṣ-n-a) elhasıl: özetle, sonuç olarak
    elvâh-ı nukuş-u kudret: Allah’ın kudretinin nakışlı levhaları (bk. n-ḳ-ş; ḳ-d-r) evkat: vakitler
    fusul-ü erbaa: dört mevsim galî: pahalı, kıymetli
    hadsiz: sınırsız hakikî: gerçek (bk. ḥ-ḳ-ḳ)
    hidayet: doğru ve hak olan yol, İslâmiyet (bk. h-d-y) hikmet: gaye, fayda (bk. ḥ-k-m)
    istihsal: üretme, ortaya çıkarma kamer: ay
    kat’ etme: aşma, yol alma kesret: çokluk (bk. k-s̱-r)
    mekik: dokuma âleti
    melâike: melekler (bk. m-l-k)
    mevcudat: varlıklar (bk. v-c-d) misbah: lamba, kandil
    müteveccih: yönelik müşkülat: zorluklar, güçlükler
    nefer: asker, er nihayetsiz: sonsuz
    nizam: düzen (bk. n-ẓ-m) nâzenin: ince, nâzik
    raks: sema, cezbeyle dönme sahaif-i kitabet-i hikmet: hikmetlerle dolu yazılmış sayfalar (bk. k-t-b; ḥ-k-m)
    suhulet: kolaylık suret: biçim, şekil (bk. ṣ-v-r)
    suûbet: zorluk, güçlük sûrî: gösterişte, şeklen
    sür’at: hız tedbir: idare etme, çekip çevirme (bk. d-b-r)
    temâşâ: seyretme, hoşlanarak bakma teşkil: meydana getirme, oluşturma
    umum: bütün vahdet: birlik (bk. v-ḥ-d)
    âli: yüce, yüksek

    Yazar : Risale Forum

Facebook Yorumları

Facebook Giriş

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Bu Konudaki Etiketler

Sosyal İmleme

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222