Sayfa 1/9 12345 ... SonSon
84 sonuçtan 1 ile 10 arası

  1. #1
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 528 + 37882


    Otuzuncu Lem'a

    <style media="all" type="text/css">body { font-family: 'Trebuchet MS',Arial,serif; font-size: 12pt; }</style>
    Otuzuncu Lem’a

    Otuz Birinci Mektubun Otuzuncu Lem’ası ve Eskişehir Hapishanesinin bir meyvesi, Altı Nüktedir.

    Denizli Medrese-i Yusufiyesinin bir ders-i âzamı Meyve Risalesi olduğu ve Afyon Medrese-i Yusufiyesinin kıymettar bir ders-i ekmeli el-Hüccetü’z-Zehrâ olması gibi, Eskişehir Medrese-i Yusufiyesinin gayet kuvvetli bir ders-i âzamı da, İsm-i Âzamı taşıyan altı ismin altı nüktesini beyan eden bu Otuzuncu Lem’adır.

    İsm-i Âzamdan Hayy-ı Kayyûma dair parçada pek derin ve geniş meseleleri herkes birden bilemez ve zevk etmez, fakat hissesiz de kalmaz.
    Birinci Nükte

    İsm-i Kuddûs’ün bir nüktesine dairdir.

    Bu Küddûs nüktesi, Otuzuncu Sözün Zeylinin Zeyli olması münasiptir.



    وَاْلاَرْضَ فَرَشْنَاهَا فَنِعْمَ الْمَاهِدُونَ 1


    âyetinin bir nüktesi ve bir İsm-i Âzam veyahut İsm-i Âzamın altı nurundan bir nuru olan Kuddûs isminin bir cilvesi, Şaban-ı Şerifin âhirinde, Eskişehir Hapishanesinde bana göründü. Hem mevcudiyet-i İlâhiyeyi kemâl-i zuhurla, hem vahdet-i Rabbâniyeyi kemâl-i vuzuhla gösterdi. Şöyle ki, gördüm:

    Bu kâinat ve bu küre-i arz, daim işler bir büyük fabrika ve her vakit dolar boşalır bir han,



    Not
    Dipnot-1 “Yeri de döşeyip düzenledik. Biz ne güzel donatıcıyız!” Zâriyât Sûresi, 51:48.






    Afyon: (bk. bilgiler) Denizli: (bk. bilgiler)
    Eskişehir: (bk. bilgiler) Eskişehir Hapishanesi: (bk. bilgiler – Eskişehir)
    Hayy-ı Kayyûm: her an diri olan ve herşeyi ayakta tutan Allah beyan: açıklama, anlatım
    cilve: görünme, yansıma daim: devamlı, sürekli
    ders-i ekmel: mükemmel bir ders ders-i âzam: büyük bir ders
    el-Hüccetü’z-Zehrâ: Bediüzzaman Said Nursi’nin Afyon hapishanesinde iken kaleme aldığı ve iman hakikatlerinin anlatıldığı Risale-i Nur Külliyatı’ndan bir eser ismi-i Kuddûs: Allah’ın her türlü kusurdan ve çirkinlikten uzak olduğunu ve her şeyi tertemiz yaptığını ifade eden ismi
    kemâl-i vuzuh: tam bir açıklık kemâl-i zuhur: tam olarak görünme, ortaya çıkma
    kâinat: evren, yaratılmış herşey küre-i arz: yerküre, dünya
    kıymettar: değerli lem’a: parıltı
    medrese-i Yusufiye: Hz. Yusuf’un (a.s.) hapiste kalmasına benzetilerek, iman ve Kur’ân hizmetinden dolayı tutuklananların hapsedildiği yer mânâsında hapishane mevcudiyet-i İlâhiye: Cenâb-ı Hakkın varlığı
    nükte: derin ve ince anlamlı söz vahdet-i Rabbâniye: herşeyi terbiye ve idare eden Allah’ın birliği
    zevk etmek: zevk almak zeyl: ilâve, ek
    âhir: son âyet: Kur’ân’da yer alan her bir cümle
    İsm-i Âzam: Cenâb-ı Hakkın binbir isminden en büyük ve mânâca diğer isimleri kuşatmış olan ismi Şaban-ı Şerif: mübârek üç aylardan ikincisi ve Hicrî aylardan sekizincisi olan Şaban ayı



    Benzer Konular
    NATO'nun otuzuncu üyesi olacaklar
    NATO'nun otuzuncu üyesi olacaklar https://www.risalehaber.com/d/news/207450.jpg NATO'nun otuzuncu üyesi olacaklar Makedonya'da temaslarda bulunan NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg, "NATO sizi ittifakın 30. üyesi olarak kabul etmeye hazırdır.&q
    İsm-i Kuddüs - Otuzuncu Lem’a Birinci Nükte
    İsm-i Kuddüs - Otuzuncu Lem’a Birinci Nükte Açıklamalı Risale-i Nur Dersleri - Dr. Burhan Sabaz İsm-i Azam Risalesi olan Otuzuncu Lem’a’ dan silsile şeklinde devam edecek ola
    Video Kütüphanesi - İsm-i Ferd - Otuzuncu Lem'a - Dördüncü Nükte
    Video Kütüphanesi - İsm-i Ferd - Otuzuncu Lem'a - Dördüncü Nükte İsm-i Ferd - Otuzuncu Lem'a - Dördüncü Nükte (click here to watch and comment) İsm-i Ferd - Otuzuncu Lem'a - Dördüncü Nükte (35 dakika 57 Saniye) Uploaded on 03
    Otuzuncu Söz
    Otuzuncu Söz Tılsım-ı kâinatı keşfeden Kur’ân-ı Hakîmin mühim bir tılsımını halleden Otuzuncu Söz Ene ve zerre’den ibaret bir elif, bir nokta’dır. Şu Söz İki Maksattır. Birinci Maksat ene’nin ma
    Otuzuncu Lem’anın Dördüncü Nüktesi
    Otuzuncu Lem’anın Dördüncü Nüktesi Otuzuncu Lem’anın Dördüncü Nüktesi بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ ال
    Yazar : Risale Forum

  2. #2
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 528 + 37882


    Cevap: Otuzuncu Lem'a - Sayfa 556

    <style media="all" type="text/css">body { font-family: 'Trebuchet MS',Arial,serif; font-size: 12pt; }</style>bir misafirhanedir. Halbuki böyle işlek fabrikalar, hanlar ve misafirhaneler muzahrafatla, enkazlarla, süprüntülerle çok kirleniyorlar, bulaşık oluyorlar ve ufunetli maddeler her tarafında teraküm ediyorlar. Eğer pek çok dikkatle bakılmazsa ve tanzif edilmezse ve süpürülüp temizlenmezse, içinde durulmaz; insan onda boğulur.

    Halbuki bu fabrika-i kâinat ve misafirhane-i arz o derece pâk, temiz ve naziftir ve o kadar kirsiz ve bulaşıksızdır ve ufunetsizdir ki, bir lüzumsuz şey ve bir menfaatsiz madde ve tesadüfî bir kir bulunmaz. Zâhirî bulunsa da, çabuk bir istihale makinesine atılır, temizlenir.

    Demek bu fabrikaya bakan Zât, çok iyi bakıyor. Ve bu fabrikanın öyle tanzifçi bir Sahibi var ki, o koca fabrikayı ve o büyük sarayı küçük bir oda gibi süpürtür, temizler, tanzim ve tanzif eder. Ve o pek büyük fabrikanın büyüklüğü nisbetinde muzahrafatı ve enkazından kalma kirli maddeleri, süprüntüleri bulunmuyor. Belki büyüklüğü nisbetinde temizliğine ve nezafetine dikkat ediliyor.

    Bir insan, bir ayda yıkanmazsa ve küçük odasını süpürmezse çok kirlenir, pislenir. Demek bu saray-ı âlemdeki paklık, sâfilik, nuranîlik, temizlik, mütemadiyen hikmetli bir tanziften, bir dikkatli tathirden ileri geliyor. Ve eğer o daimî tathir ve süpürmek ve dikkatle bakmak olmasaydı, bir senede bütün hayvanların yüz bin milletleri arzın yüzünde boğulacaklardı. Ve semâvâtın fezasında tahribe ve mevte mazhar olan kürelerin ve peyklerin, belki yıldızların enkazları, başımızı ve diğer hayvânâtın başlarını, belki küre-i arzın başını, belki dünyamızın başını kıracaklardı, dağlar büyüklüğündeki taşları başımıza yağdıracaklardı. Ve bizi bu vatan-ı dünyevîmizden kaçıracaklardı. Halbuki, eskiden beri o yukarı âlemlerdeki tahrip ve tamirden, medar-ı ibret olarak, yalnız birkaç semâvî taşlar düşmüşse de, hiç kimsenin başını kırmamış.

    Hem zeminin yüzünde her sene mevt ve hayatın değişmeleri ve döğüşmeleri yüzünden, yüz binler hayvânat milletlerinin cenazeleri ve iki yüz bin nebâtâtın taifelerinin enkazları, ber ve bahrin yüzlerini fevkalâde öyle kirleteceklerdi ki, zîşuur, o yüzleri değil sevmek, âşık olmak, belki öyle çirkinlikten nefret edip mevte ve ademe kaçacaklardı.



    adem: yokluk, hiçlik bahr: deniz
    ber: kara daimî: devamlı, sürekli
    enkaz: yıkıntı, harabenin parçaları fabrika-i kâinat: bir fabrikayı andıran kâinat, evren
    fevkalâde: olağanüstü feza: uzay
    hayvânat: hayvanlar hikmetli: faydalı, gayeli
    istihale: dönüştürme küre-i arz: yerküre, dünya
    mazhar olmak: erişmek, nail olmak medar-ı ibret: ibret kaynağı
    menfaatsiz: faydasız mevt: ölüm
    misafirhane-i arz: yeryüzü misafirhanesi muzahrafat: atıklar, pislikler
    mütemadiyen: sürekli olarak nazif: temiz
    nebâtât: bitkiler nezafet: temizlik
    nisbetinde: oranında nuranîlik: nurluluk, parlaklık
    peyk: uydu saray-ı âlem: âlem sarayı; sarayı andıran bir güzellikte yaratılan kâinat
    semâvât: gökler semâvî: gökten gelen
    sâfilik: temizlik, arınmışlık tahrib: yok olma, bozulma
    taife: grup, topluluk tanzif: temizleme
    tanzif etmek: temizlemek tanzim etmek: düzenlemek
    tathir etmek: temizlemek teraküm etmek: birikmek
    tesadüfî: rastgele ufunet: kokuşmuşluk
    vatan-ı dünyevî: dünya vatanı zemin: yer
    zâhirî: görünüşte zîşuur: şuur sahibi
    âlem: evren


    Yazar : Risale Forum

  3. #3
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 528 + 37882


    Cevap: Otuzuncu Lem'a - Sayfa 557

    <style media="all" type="text/css">body { font-family: 'Trebuchet MS',Arial,serif; font-size: 12pt; }</style>Bir kuş kolayca kanatlarını ve bir kâtip rahatça sahifelerini temizlediği gibi, bu tayyare-i arzın ve bu tuyur-u semâviyenin kanatları ve bu kitab-ı kâinatın sahifeleri de öylece temizleniyor, güzelleşiyor ki, âhiretin hadsiz güzelliğini görmeyen ve imanla düşünmeyen insanlar, dünyanın bu temizliğine, bu güzelliğine âşık olurlar, perestiş ederler.

    Demek bu saray-ı âlem ve bu fabrika-i kâinat, ism-i Kuddûs’ün bir cilve-i âzamına mazhardır ki, o tanzif-i kudsîden gelen emirleri, değil yalnız denizlerin âkilü’l-lâhm tanzifatçıları ve karaların kartalları, belki kurtlar ve karıncalar gibi, cenazeleri toplayan sıhhiye memurları dahi dinliyorlar.

    Belki o kudsî evâmir-i tanzifiyeyi, bedende cereyan eden kandaki küreyvât-ı hamrâ ve beyzâ dahi dinleyip bedenin hüceyrâtında tanzifat yaptıkları gibi, nefes dahi o kanı tasfiye eder, temizler.

    Ve o emri, gözkapakları gözleri temizlemek ve sinekler kanatlarını süpürmek için dinledikleri gibi, koca hava ve bulut dahi dinler. Hava, zeminin sathına, yüzüne konan toz toprak süprüntülere üfler, tanzif eder. Bulut süngeri, zemin bahçesine su serper, toz toprağı yatıştırır. Sonra, gökyüzünü çok zaman kirletmemek için, çabuk süprüntülerini toplayıp kemâl-i intizamla çekilir, gizlenir. Göğün güzel yüzünü ve gözünü, silinmiş ve süpürülmüş, parıl parıl parlar gösteriyor.

    Ve o evâmir-i tanzifiyeyi, yıldızlar, unsurlar, madenler, nebatlar dinledikleri gibi, bütün zerreler dahi dinliyorlar ki, hayret-engiz tahavvülât fırtınaları içinde o zerreler nezafete dikkat ediyorlar. Bir yerde lüzumsuz toplanmıyorlar, kalabalık etmiyorlar. Mülevves olsalar çabuk temizleniyorlar. En temiz ve en nazif ve en parlak ve en pâk vaziyetleri, en güzel, en sâfi, en lâtif suretleri almak için, bir dest-i hikmet tarafından sevk olunuyorlar.

    İşte bu tek fiil, yani, birtek hakikat olan tanzif, ism-i Kuddûs gibi bir İsm-i Âzamdan, kâinatın daire-i âzamında görünen bir cilve-i âzamdır ki, doğrudan doğruya mevcudiyet-i Rabbâniyeyi ve vahdâniyet-i İlâhiyeyi, Esmâ-i Hüsnâsıyla beraber, güneş gibi, geniş ve dürbün gibi olan gözlere gösterir.




    Esmâ-i Hüsnâ: Cenâb-ı Hakkın en güzel isimleri cereyan eden: akan
    cilve-i âzam: en büyük yansıma daire-i âzam: en büyük daire
    dest-i hikmet: hikmet eli evâmir-i tanzifiye: temizliği sağlayan emirler, kanunlar
    fabrika-i kâinat: bir fabrika gibi işleyen kâinat, evren hadsiz: sayısız
    hakikat: gerçek, esas hayret-engiz: hayret verici
    hüceyrât: hücrecikler iman: Allah’a inanma
    ism-i Kuddûs: Allah’ın her türlü kusurdan ve çirkinlikten uzak olduğunu her şeyi temiz yaptığını ifade eden ismi kemâl-i intizam: mükemmel bir düzen
    kitab-ı kâinat: kâinat kitabı kudsî: her türlü kusur ve noksandan uzak
    kâinat: evren kâtip: yazıcı, yazar
    küreyvât-ı hamrâ ve beyzâ: alyuvarlar ve akyuvarlar lâtif: güzel, hoş
    mazhar: ayna olma, yansıma yeri mevcudiyet-i Rabbâniye: herşeye hâkim olan ve herşeyi istediği şekilde terbiye eden Allah’ın varlığı
    mülevves: kirli, pis nazif: temiz
    nebat: bitki nezafet: temizlik
    perestiş etmek: aşırı derece sevmek saray-ı âlem: âlem sarayı
    satıh: yüzey suret: biçim, görünüş
    sâfi: temiz, arınmış sıhhiye memuru: sağlık memuru
    tahavvülât: değişimler tanzif etmek: temizlemek
    tanzif-i kudsî: kutsal temizleme tanzifat: temizlemeler
    tasfiye etmek: arıtmak, temizlemek tayyare-i arz: uzayda uçak gibi uçan dünya
    tuyur-u semâviye: semâvî kuşlar unsur: kâinatı oluşturan temel maddeler
    vahdâniyet-i İlâhiye: Allah’ın bir ve tek olması vaziyet: durum
    zemin: yer âhiret âlemi: öteki dünya, öldükten sonraki sonsuz hayat
    âkilü’l-lâhm: etle beslenen İsm-i Âzam: Cenâb-ı Hakkın binbir isminden en büyük ve mânâca diğer isimleri kuşatmış olan ismi

    Yazar : Risale Forum

  4. #4
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 528 + 37882


    Cevap: Otuzuncu Lem'a - Sayfa 558

    <style media="all" type="text/css">body { font-family: 'Trebuchet MS',Arial,serif; font-size: 12pt; }</style>Evet, nasıl ki, Risale-i Nur’un çok cüzlerinde kat’î burhanlarla ispat edilmiş ki, ism-i Hakem ve ism-i Hakîmin bir cilvesi olan fiil-i tanzim ve nizam; ve ism-i Adl ve Âdilin bir cilvesi olan fiil-i tevzin ve mizan; ve ism-i Cemîl ve Kerîmin bir cilvesi olan fiil-i tezyin ve ihsan; ve ism-i Rab ve Rahîmin bir cilvesi olan fiil-i terbiye ve in’âm, bu daire-i âzam-ı âlemde, herbiri birtek hakikat ve birtek fiil olduklarından, birtek Zâtın vücub-u vücudunu ve vahdetini gösteriyorlar. Aynen öyle de, ism-i Kuddûsün bir mazharı ve bir cilvesi olan fiil-i tanzif ve tathir dahi, o Zât-ı Vâcibü’l-Vücudun hem güneş gibi mevcudiyetini, hem gündüz gibi vahdâniyetini gösteriyorlar.

    Ve mezkûr tanzim, tevzin, tezyin, tanzif misilli o ef’âl-i hakîmâne, âzamî dairede vahdet-i nev’iyeleri noktasında birtek Sâni-i Vâhidi gösterdikleri gibi; Esmâ-i Hüsnânın ekserîsinin, belki bin bir esmânın herbirinin böyle birer cilve-i âzamı, bu daire-i âzamda vardır. Ve o cilveden gelen fiil, büyüklüğü nisbetinde vuzuh ve kat’iyetle Vâhid-i Ehadi gösterir.

    Evet, herşeyi kanun ve nizamına itaat ettiren hikmet-i âmme; ve herşeyi süslendirip yüzünü güldüren inâyet-i şâmile; ve herşeyi sevindirip memnun eden rahmet-i vâsia; ve zîhayat herşeyi beslendirip lezzetlendiren rızk-ı umumî-i iâşe; ve herşeyi umum eşyaya münasebettar ve müstefid ve bir derece mâlik eden hayat ve ihyâ gibi, kâinatın yüzünü güldüren, ışıklandıran bedihî hakikatler ve





    Esmâ-i Hüsnâ: Cenâb-ı Hakkın en güzel isimleri Kerîm: sonsuz cömertlik ve ikram sahibi olan Allah
    Rahîm: rahmeti herşeyi kuşatan her bir varlığa ayrı ayrı şefkatini gösteren Allah Sâni-i Vâhid: tek olan ve herşeyi san’atlı yapan ve birliği herşeyi kuşatan Allah
    Vâhid-i Ehad: bir olan ve birliği her bir şeyde ayrı ayrı görülen Allah Zât-ı Vâcibü’l-Vücud: varlığı mutlaka gerekli olan, var olmak için hiçbir sebebe ihtiyacı olmayan Zât, Allah
    bedihî: açık, aşikâr burhan: güçlü ve sarsılmaz delil
    cilve: görünme, yansıma cilve-i âzam: en büyük yansıma, görünme
    cüz: kısım, bölüm daire-i âzam: en büyük daire
    daire-i âzam-ı âlem: büyük kâinat dairesi ef’âl-i hakîmâne: bir maksat ve gayeye yönelik olarak yapılan işler
    ekserî: çoğunluk esmâ: isimler
    eşya: varlıklar fiil-i tanzif ve tathir: temizleme fiili, işi
    fiil-i tanzim ve nizam: düzenleme işi ve düzen fiil-i terbiye ve in’âm: terbiye etme ve nimetlendirme fiili
    fiil-i tevzin ve mizan: birşeyi ölçülü ve dengeli yapma fiili, işi fiil-i tezyin ve ihsan: herşeyi güzel ve süslü bir şekilde yapma fiili, işi
    hakikat: esas, gerçek hikmet-i âmme: herşeyi kuşatan hikmet, gaye ve fayda
    ihyâ: hayat verme inâyet-i şâmile: herşeyi içine alan İlâhî yardım ve koruma
    ism-i Adl: Allah’ın sonsuz adalet sahibi olduğunu bildiren ismi ism-i Cemîl: Allah’ın bütün güzelliklerin kaynağı ve sonsuz güzellik sahibi olduğunu ifade eden ismi
    ism-i Hakem: Allah’ın herşeyi hükmü altında bulundurmasını ifade eden ismi ism-i Hakîm: Allah’ın herşeyi hikmetle yaptığını bildiren ismi
    ism-i Kuddûs: Allah’ın her türlü kusurdan ve çirkinlikten uzak olduğunu ve her şeyi temiz yaptığını ifade eden ismi ism-i Rab: Rab ismi
    itaat ettirmek: emre uydurmak kat’iyet: kesinlik
    kat’î: kesin kâinat: evren
    mazhar: ayna, görüntü yeri mevcudiyet: varlık
    mezkûr: adı geçen misilli: benzeri
    mâlik: sahip münasebettar: ilgili, bağlantılı
    müstefid: faydalanma, yararlanma nisbetinde: oranında
    rahmet-i vâsia: geniş rahmet rızk-ı umumî-i iâşe: bütün canlıların yaşaması için verilmiş olan umumî rızık
    tanzif: temizleme tanzim: düzenleme
    tathir: temizlik tevzin: ölçülü yapma
    tezyin: süsleme umum: bütün, genel
    vahdet: birlik, teklik vahdet-i nev’i: tür birliği
    vahdâniyet: Allah’ın bir ve benzersiz oluşu vuzuh: açıklık
    vücub-u vücud: varlığının gerekli ve zorunlu oluşu zîhayat: canlı
    Âdil: adaletle iş gören, sonsuz adalet sahibi Allah âzamî: en büyük

    Yazar : Risale Forum

  5. #5
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 528 + 37882


    Cevap: Otuzuncu Lem'a - Sayfa 559

    <style media="all" type="text/css">body { font-family: 'Trebuchet MS',Arial,serif; font-size: 12pt; }</style>vahdânî fiiller, ziya güneşi gösterdiği gibi, birtek Zât-ı Hakîm, Kerîm, Rahîm, Rezzâk, Hayy ve Muhyîyi bilbedâhe gösteriyorlar. Eğer herbiri birer burhan-ı bâhir-i vahdâniyet olan o yüzer geniş fiillerden tek birisi Vâhid-i Ehade verilmezse, yüzer vecihte muhaller lâzım gelir.

    Meselâ, onlardan değil hikmet, inayet, rahmet, iaşe, ihyâ gibi bedihî hakikatler ve vahdanî deliller, belki yalnız tanzif fiili Kâinat Hâlıkına verilmezse, o vakit ehl-i dalâletin o meslek-i küfrîsinde lâzım gelir ki, ya tanzifle alâkadar zerreden, sinekten tut, tâ unsurlara, yıldızlara kadar bütün mahlûkatın herbiri, koca kâinatın tezyin ve tevzin ve tanzim ve tanzifini bilecek, düşünecek ve ona göre davranacak bir kabiliyette olacak; veyahut Hâlık-ı Âlemin sıfât-ı kudsiyesi kendisinde bulunacak; veyahut bu kâinatın tezyinat ve tanzifâtı ve varidat ve masarifinin muvazenelerini tanzim etmek için, kâinat büyüklüğünde bir meclis-i meşveret bulundurulacak ve hadsiz zerreler, sinekler, yıldızlar o meclisin âzâları olacak. Ve hâkezâ, bunlar gibi hurafeli, safsatalı yüzer muhaller bulunacak, tâ ki her tarafta görünen ve müşahede olunan umumî ve ihatalı ulvî tezyin ve tathir ve tanzif vücut bulabilsin. Bu ise, bir muhal değil, belki yüz bin muhal ortaya girer.

    Evet, eğer gündüzün ziyası ve zemindeki umum parlak şeylerde temessül eden hayalî güneşçikler güneşe verilmezse ve birtek güneşin cilve-i in’ikâsıdır denilmezse, o vakit zemin yüzünde parlayan bütün cam parçalarında ve su katrelerinde ve karın şişeciklerinde, belki havanın zerrelerinde birer hakikî güneş bulunmak lâzım gelir—tâ ki o umumî ziya vücut bulabilsin.




    Hayy: gerçek hayat sahibi olan ve her canlıya hayat veren Allah Hâlık-ı Âlem: evreni ve içindeki herşeyi yaratan Allah
    Kerîm: sonsuz cömertlik ve ikram sahibi Allah Kâinat Hâlıkı: evrenin ve herşeyin sahibi olan Allah
    Muhyî: bütün canlılara hayat veren Allah Rahîm: rahmeti herşeyi kuşatan her bir varlığa ayrı ayrı şefkatini gösteren Allah
    Rezzâk: bütün varlıkların rızıklarını bol bir şekilde tekrar tekrar veren ve ihtiyaçlarını karşılayan Allah Vâhid-i Ehad: bir olan ve birliği her bir şeyde görülen Allah
    Zât-ı Hakîm: herşeyi bir maksat ve gayeye yönelik olarak hikmetle yapan Zât, Allah alâkadar: alakalı, ilgili
    bedihî: açık, aşikâr bilbedâhe: açık bir şekilde
    burhan-ı bâhir-i vahdâniyet: Allah’ın birliğini gösteren açık ve kesin delil cilve-i in’ikâs: yansımanın görüntüsü
    ehl-i dalâlet: doğru ve hak yoldan sapanlar, inançsız kimseler hadsiz: sayısız
    hakikat: doğru gerçek hakikî: asıl, gerçek
    hayalî: hayale dayalı hikmet: bir gaye ve faydaya yönelik olarak, tam yerli yerinde olma
    hurafe: delile dayanmayan saçma inanış hâkezâ: bunun gibi
    iaşe: besleme, yedirip içirme ihatalı: herşeyi kuşatan
    ihyâ: hayat verme inayet: iyilik ve yardımda bulunma
    kabiliyet: yetenek katre: damla
    kâinat: evren mahlûkat: varlıklar
    masarif: masraflar, giderler meclis-i meşveret: danışma meclisi
    meslek-i küfrî: Allah’ı inkâr etmeye dayalı yol, metod muhal: imkansız
    muvazene: denge müşahede: gözlemleme
    rahmet: İlâhî şefkat, merhamet safsata: yalan ve uydurma şey
    sıfât-ı kudsiye: her türlü eksik ve çirkinlikten uzak özellikler tanzif: temizleme
    tanzifât: temizlik işleri tanzim: düzenleme
    tathir: temizleme temessül eden: görünen
    tevzin: ölçülü yapma, dengeleme tezyin: süsleme
    tezyinat: süslemeler ulvî: yüce
    umum: bütün, genel unsur: madde, element
    vahdânî: bir tek elden çıkan, bir tek zâtı gösteren varidat: gelirler
    vecih: yön vücut bulmak: ortaya çıkmak (bk v-c-d)
    zemin: yer ziya: ışık
    âzâ: organlar


    Yazar : Risale Forum

  6. #6
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 528 + 37882


    Cevap: Otuzuncu Lem'a - Sayfa 560

    <style media="all" type="text/css">body { font-family: 'Trebuchet MS',Arial,serif; font-size: 12pt; }</style>İşte hikmet dahi bir ziyadır. Rahmet-i muhita bir ziyadır. Tezyin, tevzin, tanzim, tanzif, muhit birer ziyadırlar ki, o Şems-i Ezelînin şualarıdırlar. İşte gel, bak, dalâlet ve küfür nasıl hiç çıkılmaz bataklığa girer. Ve dalâletteki cehalet, ne derece ahmakane olduğunu gör, “Elhamdü lillâhi alâ dîni’l-İslâm ve kemâli’l-îmân” de.

    Evet, kâinat sarayını ter temiz tutan bu ulvî, umumî tanzif, elbette ism-i Kuddûsün cilvesi ve muktezasıdır. Evet, nasıl ki bütün mahlûkatın tesbihatları ism-i Kuddûsa bakar; öyle de, bütün nezafetlerini de Kuddûs ismi ister. HAŞİYE-1 Nezafetin bu kudsî intisabındandır ki, 1 اَلنَّظَافَةُ مِنَ اْلاِيمَانِ hadisi, nezafeti imanın nurundan saymış ve 2 اِنَّ اللهَ يُحِبُّ التَّوَّابِينَ وَيُحِبُّ الْمُتَطَهِّرِينَâyeti dahi, tahareti muhabbet-i İlâhiyenin bir medarı göstermiş.







    Not
    Haşiye-1 Kötü hasletler, bâtıl itikadlar, günahlar, bid’alar mânevî kirlerden olduklarını unutmamalıyız.Dipnot-1 “Temizlik îmândandır.” Bu hususta bir çok hadis rivâyet edilmiştir. Müslim, Tahâret: 1; Dârimî, Vudû’: 2; Müsned, 5:342, 344; el-Aclûnî, Keşfü’l-Hafâ, 291.
    Dipnot-2 “Muhakkak ki Allah çok tevbe edenleri ve temiz olanları sever.” Bakara Sûresi, 2:222.






    Elhamdü lillâhi alâ dîni’l-İslâm ve kemâli’l-îmân: İslâm dinini ve kusursuz bir imanı nasip ettiği için Allah’a hamd olsun bid’a: dinde olmayıp sonradan dine aykırı şekilde ortaya çıkan şey
    bâtıl: hak olmayan cehalet: cahillik
    cilve: görünme, yansıma dalâlet: hak yoldan sapkınlık, inançsızlık
    hadis: Peygamber Efendimizin (a.s.m.) mübarek söz, fiil ve hareketi veya onun onayladığı başkasına ait söz, iş veya davranış haslet: huy, karakter
    haşiye: dipnot hikmet: herşeyin anlamlı ve bir gayeye yönelik olarak tam yerli yerinde yaratılması
    iman: inanç intisab: bağlanma, mensup olma
    ism-i Kuddûs: Allah’ın kusur ve noksanlıklardan mukaddes pak, temiz olduğunu ifade eden ismi itikad: inanç
    kudsî: her türlü kusur ve noksandan uzak kâinat: evren
    küfür: inkâr mahlûkat: varlıklar
    medar: sebep, kaynak muhabbet-i İlâhiye: Allah sevgisi
    muhit: kuşatan, kapsayan mukteza: bir şeyin gereği
    nezafet: temizlik rahmet-i muhita: herşeyi kuşatan geniş rahmet
    taharet: temizlik tanzif: temizleme
    tanzim: düzenleme tesbihat: Allah’ı her türlü kusurdan yüce tutarak şanına layık ifadelerle anma
    tevzin: ölçülü yapma, dengeleme tezyin: süsleme
    ulvî: yüce umumî: genel
    ziya: ışık âyet: Kur’ân’da yer alan her bir cümle
    Şems-i Ezelî: başlangıcı olmayan ve bütün varlıkları yokluk karanlığından varlık aydınlığına çıkaran Allah şua: ışık, parıltı


    Yazar : Risale Forum

  7. #7
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 528 + 37882


    Cevap: Otuzuncu Lem'a - Sayfa 561

    <style media="all" type="text/css">body { font-family: 'Trebuchet MS',Arial,serif; font-size: 12pt; }</style>
    Otuzuncu Lem’anın İkinci Nüktesi

    وَاِنْ مِنْ شَىْءٍ اِلاَّ عِنْدَنَا خَزَاۤئِنُهُ وَمَا نُنَزِّلُهُ اِلاَّ بِقَدَرٍ مَعْلُومٍ 1

    âyetinin bir nüktesi ve bir İsm-i Âzam veyahut İsm-i Âzamın altı nurundan bir nuru olan Adl isminin bir cilvesi, Birinci Nükte gibi, Eskişehir Hapishanesinde uzaktan uzağa göründü. Onu yakınlaştırmak için yine temsil yoluyla deriz:


    Şu kâinat öyle bir saraydır ki, o sarayda mütemadiyen tahrip ve tamir içinde çalkanan bir şehir var. Ve o şehirde her vakit harp ve hicret içinde kaynayan bir memleket var. Ve o memlekette her zaman mevt ve hayat içinde yuvarlanan bir âlem var.

    Halbuki, o sarayda, o şehirde, o memlekette, o âlemde o derece hayret-engiz bir muvazene, bir mizan, bir tevzin hükmediyor; bilbedâhe ispat eder ki, bu hadsiz mevcudatta olan hadsiz tahavvülât ve vâridat ve masarif, herbir anda umum kâinatı görür, nazar-ı teftişinden geçirir birtek Zâtın mizanıyla ölçülür, tartılır. Yoksa, balıklardan bir balık, bin yumurtacıkla ve nebâtattan haşhaş gibi bir çiçek, yirmi bin tohumla ve sel gibi akan unsurların, inkılâpların hücumuyla, şiddetle muvazeneyi bozmaya çalışan ve istilâ etmek isteyen esbab başıboş olsalardı veyahut maksatsız, serseri tesadüf ve mizansız, kör kuvvete ve şuursuz, zulmetli tabiata havale edilseydi, o muvazene-i eşya ve muvazene-i kâinat öyle bozulacaktı ki, bir senede, belki bir günde hercümerc olurdu. Yani, deniz karma karışık şeylerle dolacaktı, taaffün edecekti. Hava gazât-ı muzırra ile zehirlenecekti. Zemin ise bir mezbele, bir mezbaha, bir bataklığa dönecekti. Dünya boğulacaktı.



    Not
    Dipnot-1 “Hiçbir şey yoktur ki, hazineleri Bizim yanımızda olmasın. Herşeyi Biz ancak belirli bir miktarla indiririz.” Hicr Sûresi, 15:21.





    Adl
    : her hak sahibine hakkını veren, sonsuz adalet sahibi olan Allah



    Eskişehir Hapishanesi
    : (bk. bilgiler - Eskişehir)
    bilbedâhe: açık bir şekilde cilve: görünme, yansıma
    esbab: sebepler gazât-ı muzırra: zararlı gazlar
    hadsiz: sayısız harp: savaş
    havale etmek: bir işi başka birine bırakma hayret-engiz: hayret verici
    hercümerc: karmakarışık hicret: göç
    inkılâp: değişme, dönüşme istilâ etmek: işgal altına almak
    kâinat: evren lem’a: parıltı
    maksatsız: gayesiz, hedefsiz masarif: masraflar, giderler
    mevcudat: varlıklar mevt: ölüm
    mezbaha: hayvan kesim evi mezbele: çöplük
    mizan: ölçü, denge mizansız: ölçüsüz
    muvazene: denge muvazene-i eşya: varlıkların ölçü ve dengesi
    muvazene-i kâinat: kâinat dengesi mütemadiyen: sürekli
    nazar-ı teftiş: denetleme bakışı nebâtat: bitkiler
    nükte: ince ve derin anlamlı söz taaffün etmek: çürümek, kokuşmak
    tabiat: canlı cansız bütün varlıklar, doğa tahavvülât: değişimler
    tahrip: yıkılma temsil: benzetme, örnek
    tesadüf: rastlantı tevzin: ölçülü yapma, dengeleme
    umum: bütün unsur: madde, element
    vâridat: gelirler zemin: yeryüzü
    zulmetli: karanlıklı âlem: dünya, evren
    âyet: Kur’ân’da yer alan her bir cümle İsm-i Âzam: Cenâb-ı Hakkın binbir isminden en büyük ve mânâca diğer isimleri kuşatmış olanı
    şuursuz: bilinçsiz


    Yazar : Risale Forum

  8. #8
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 528 + 37882


    Cevap: Otuzuncu Lem'a - Sayfa 562

    <style media="all" type="text/css">body { font-family: 'Trebuchet MS',Arial,serif; font-size: 12pt; }</style>İşte, cesed-i hayvânînin hüceyrâtından ve kandaki küreyvât-ı hamrâ ve beyzâdan ve zerrâtın tahavvülâtından ve cihazat-ı bedeniyenin tenasübünden tut, tâ denizlerin vâridat ve masarifine, tâ zemin altındaki çeşmelerin gelir ve sarfiyatlarına, tâ hayvânat ve nebâtâtın tevellüdat ve vefiyatlarına, tâ güz ve baharın tahribat ve tamiratlarına, tâ unsurların ve yıldızların hidemat ve harekâtlarına, tâ mevt ve hayatın, ziya ve zulmetin ve hararet ve burudetin değişmelerine ve döğüşmelerine ve çarpışmalarına kadar, o derece hassas bir mizanla ve o kadar ince bir ölçüyle tanzim edilir ve tartılır ki, akl-ı beşer hiçbir yerde hakikî olarak hiçbir israf, hiçbir abes görmediği gibi, hikmet-i insaniye dahi herşeyde en mükemmel bir intizam, en güzel bir mevzuniyet görüyor ve gösteriyor. Belki, hikmet-i insaniye, o intizam ve mevzuniyetin bir tezahürüdür, bir tercümanıdır.

    İşte, gel, Güneş ile muhtelif on iki seyyarenin muvazenelerine bak. Acaba bu muvazene, güneş gibi, Adl ve Kadîr olan Zât-ı Zülcelâli göstermiyor mu? Ve bilhassa, seyyarattan olan gemimiz, yani küre-i arz, bir senede yirmi dört bin senelik bir dairede gezer, seyahat eder.

    Ve o harika sür’atiyle beraber, zeminin yüzünde dizilmiş, istif edilmiş eşyayı dağıtmıyor, sarsmıyor, fezaya fırlatmıyor. Eğer sür’ati bir parça tezyid veya tenkis edilseydi, sekenesini havaya fırlatıp fezada dağıtacaktı.

    Ve bir dakika, belki bir saniye muvazenesini bozsa, dünyamızı bozacak, belki başkasıyla çarpışacak, bir kıyameti koparacak.
    Ve bilhassa zeminin yüzünde, nebâtî ve hayvânî dört yüz bin taifenin tevellüdat ve vefiyatça ve iaşe ve yaşayışça rahîmâne muvazeneleri, ziya güneşi gösterdiği gibi, birtek Zât-ı Adl ve Rahîmi gösteriyor.

    Ve bilhassa o hadsiz milletlerin hadsiz efradından birtek ferdin âzâsı, cihazatı,




    Adl: her hak sahibine hakkını veren, sonsuz adalet sahibi olan Allah Kadîr: herşeye gücü yeten, sonsuz güç ve kudret sahibi Allah
    Rahîm: rahmeti herşeyi kuşatan her bir varlığa ayrı ayrı şefkatini gösteren Allah Zât-ı Adl: her hak sahibine hakkını veren, sonsuz adalet sahibi olan Zât, Allah
    Zât-ı Zülcelâl: büyüklük ve haşmet sahibi Allah abes: faydasızlık, anlamsızlık
    akl-ı beşer: insan aklı bilhassa: özellikle
    burudet: soğukluk cesed-i hayvânî: hayvanların bedeni
    cihazat-ı bedeniye: bedeni oluşturan organlar efrad: fertler, bireyler
    eşya: varlıklar ferd: kişi
    feza: uzay güz: sonbahar
    hadsiz: sayısız hakikî: asıl, gerçek
    hararet: ısı harekât: hareketler
    hayvânat: hayvanlar hayvânî: hayvansal
    hidemat: hizmetler hikmet-i insaniye: insan aklının ürünü olan fen ve felsefe ilmi
    hüceyrât: hücrecikler iaşe: besleme, yedirip içirme
    intizam: disiplin, düzen israf: boş yere harcama
    istif etmek: düzgünce yerleştirmek küre-i arz: yerküre
    küreyvât-ı hamrâ ve beyzâ: alyuvarlar ve akyuvarlar masarif: masraflar, giderler
    mevt: ölüm mevzuniyet: ölçülü olma
    mizan: ölçü, terazi muhtelif: farklı
    muvazene: denge mükemmel: eksiksiz
    nebâtât: bitkiler nebâtî: bitkisel
    rahîmâne: çok şefkatli bir şekilde sarfiyat: harcamalar
    sekene: bir yerde oturanlar, sakinler seyyarat: gezegenler
    seyyare: gezegen sür’at: hız
    tahavvülât: değişimler tahribat: tahripler, yıkımlar
    taife: grup, topluluk tamirat: tamir işlemleri
    tanzim etmek: düzenlemek tenasüb: uygunluk
    tenkis etmek: eksiltmek tevellüdat: doğumlar
    tezahür: görünme, ortaya çıkma tezyid etmek: arttırmak
    unsur: madde, element vefiyat: vefatlar, ölümler
    vâridat: gelirler zemin: yeryüzü
    zerrât: atomlar ziya: ışık
    zulmet: karanlık âzâ: organlar

    Yazar : Risale Forum

  9. #9
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 528 + 37882


    Cevap: Otuzuncu Lem'a - Sayfa 563

    <style media="all" type="text/css">body { font-family: 'Trebuchet MS',Arial,serif; font-size: 12pt; }</style>duyguları o derece hassas bir mizanla birbiriyle münasebettar ve muvazenettedir ki, o tenasüp, o muvazene, bedâhet derecesinde bir Sâni-i Adl ve Hakîmi gösteriyor.

    Ve bilhassa her ferd-i hayvânînin bedenindeki hüceyrâtın ve kan mecrâlarının ve kandaki küreyvâtın ve o küreyvattaki zerrelerin o derece ince ve hassas ve harika muvazeneleri var; bilbedâhe ispat eder ki, herşeyin dizgini elinde ve herşeyin anahtarı yanında ve birşey birşeye mâni olmuyor, umum eşyayı birtek şey gibi kolayca idare eden birtek Hâlık-ı Adl u Hakîmin mizanıyla, kanunuyla, nizamıyla terbiye ve idare oluyor.

    Haşrin Mahkeme-i Kübrâsında, mizan-ı âzam-ı adaletinde cin ve insin muvazene-i a’mâllerini istib’âd edip inanmayan, bu dünyada gözüyle gördüğü bu muvazene-i ekbere dikkat etse, elbette istib’âdı kalmaz.

    Ey israflı, iktisatsız, ey zulümlü, adaletsiz, ey kirli, nezafetsiz, bedbaht insan! Bütün kâinatın ve bütün mevcudatın düstur-u hareketi olan iktisat ve nezafet ve adaleti yapmadığından, umum mevcudata muhalefetinle, mânen onların nefretlerine ve hiddetlerine mazhar oluyorsun. Neye dayanıyorsun ki, umum mevcudatı zulmünle, mizansızlığınla, israfınla, nezafetsizliğinle kızdırıyorsun?

    Evet, ism-i Hakîmin cilve-i âzamından olan hikmet-i âmme-i kâinat, iktisat ve israfsızlık üzerinde hareket ediyor, iktisadı emrediyor.

    Ve ism-i Adlin cilve-i âzamından gelen kâinattaki adalet-i tâmme, umum eşyanın muvazenelerini idare ediyor. Ve beşere de adaleti emrediyor. Sûre-i Rahmân’da,




    Hakîm: her işini hikmetle ve belli bir sebeple yapan Allah Hâlık-ı Adl u Hakîm: herşeyi adaletle ve hikmetle yaratan Allah
    Mahkeme-i Kübrâ: âhirette Allah’ın huzurunda kurulacak olan büyük mahkeme Sâni-i Adl: herşeyi sanatlı bir şekilde yaratan ve sonsuz adâlet sahibi olan Allah
    Sûre-i Rahmân: Rahmân Sûresi, Kur’ân’ı Kerim’in 55. sûresi adalet-i tâmme: tam ve eksiksiz adalet
    bedbaht: talihsiz, bahtsız bedâhet: çok açık, âşikâr
    beşer: insan bilbedâhe: açık bir şekilde
    bilhassa: özellikle cihazat: organlar, cihazlar
    cilve-i âzam: en büyük yansıma, görünme düstur-u hareket: hareket etme kanunu, kuralı
    eşya: varlıklar ferd-i hayvânî: her bir hayvan
    haşir: öldükten sonra âhiret âleminde tekrar diriltilip Allah’ın huzurunda toplanma hiddet: öfke
    hikmet-i âmme-i kâinat: bütün kâinatta geçerli olan hikmet hüceyrât: hücrecikler
    iktisat: tutumluluk, savurganlık yapmama ins: insan, insanlar
    ism-i Adl: Allah’ın sonsuz adalet sahibi olduğunu bildiren ismi ism-i Hakîm: Allah’ın herşeyi hikmetle belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde yarattığını ifade eden ismi
    israf: savurganlık istib’âd: akıldan uzak görme
    kâinat: evren küreyvât: alyuvarlar ve akyuvarlar
    mazhar olmak: elde etmek, üzerine almak mecrâ: akım yeri
    mevcudat: varlıklar mizan: ölçü, denge
    mizan-ı âzam-ı adalet: büyük adalet terazisi muhalefet: aykırı davranma, ters düşme
    muvazene-i a’mâl: yapılan işlerin, amellerin tartılıp hesaplanması muvazene-i ekber: en büyük düzen, denge
    muvazenet/muvazene: denge, denklik mânen: manevî olarak
    mâni: engel münasebettar: bağlantılı, ilgili
    nezafet: temizlik nizam: düzen
    tenasüp: uygunluk terbiye etme: belli bir amaca erişecek şekilde geliştirme, yetiştirme
    umum: bütün zulüm: haksızlık


    Yazar : Risale Forum

  10. #10
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 528 + 37882


    Cevap: Otuzuncu Lem'a - Sayfa 564

    <style media="all" type="text/css">body { font-family: 'Trebuchet MS',Arial,serif; font-size: 12pt; }</style>
    وَالسَّمَاۤءَ رَفَعَهَا وَوَضَعَ الْمِيزَانَ اَلاَّ تَطْغَوْا فِى الْمِيزَانِ وَاَقِيمُوا الْوَزْنَ بِالْقِسْطِ وَلاَ تُخْسِرُوا الْميِزَانَ 1

    âyetindeki, dört mertebe, dört nevi mizana işaret eden, dört defa mizan zikretmesi, kâinatta mizanın derece-i azametini ve fevkalâde, pek büyük ehemmiyetini gösteriyor. Evet, hiçbir şeyde israf olmadığı gibi, hiçbir şeyde de hakikî zulüm ve mizansızlık yoktur.


    Ve ism-i Kuddûsün cilve-i âzamından gelen tanzif ve nezafet, bütün kâinatın mevcudatını temizliyor, güzelleştiriyor. Beşerin bulaşık eli karışmamak şartıyla, hiçbir şeyde hakikî nezafetsizlik ve çirkinlik görünmüyor.

    İşte, hakaik-i Kur’âniyeden ve desâtir-i İslâmiyeden olan adalet, iktisat, nezafet hayat-ı beşeriyede ne derece esaslı birer düstur olduğunu anla. Ve ahkâm-ı Kur’âniye ne derece kâinatla alâkadar ve kâinat içine kök salmış ve sarmış bulunduğunu ve o hakaiki bozmak, kâinatı bozmak ve suretini değiştirmek gibi, mümkün olmadığını bil.

    Ve bu üç ziya-yı âzam gibi, rahmet, inâyet, hafîziyet misillü yüzer ihatalı hakikatler haşri, âhireti iktiza ve istilzam ettikleri halde, hiç mümkün müdür ki, kâinatta ve umum mevcudatta hükümfermâ olan rahmet, inâyet, adalet, hikmet, iktisat ve nezafet gibi pek kuvvetli, ihatalı hakikatler, haşrin ademiyle ve âhiretin gelmemesiyle merhametsizliğe, zulme, hikmetsizliğe, israfa, nezafetsizliğe, abesiyete inkılâp etsinler?

    Hâşâ, yüz bin defa hâşâ! Bir sineğin hakk-ı hayatını rahîmâne muhafaza eden




    Not
    Dipnot-1 “Gökyüzünü yükseltip nizam ve ölçü verdi. Tâ ki ölçüde sınırı aşmayasınız! Ölçüyü ve tartıyı adaletle yerine getirin ve âhiretteki mizanınızı ziyana düşürmeyin!” Rahmân Sûresi, 55:7-9.





    abesiyet: faydasız ve gayesiz oluş adalet: her hak sahibine hakkının tam ve eksiksiz verilmesi
    adem: yokluk, hiçlik ahkâm-ı Kur’âniye: Kur’ân’ın hükümleri, esasları
    alâkadar: alakalı, ilgili beşer: insan, insanlar
    cilve-i âzam: en büyük yansıma, görünme derece-i azamet: büyüklük derecesi
    desâtir-i İslâmiye: İslâmiyetin düsturları, prensipleri düstur: kural
    ehemmiyet: değer, önem esaslı: köklü
    fevkalâde: olağanüstü hafîziyet: Allah’ın herşeyi koruyup saklaması
    hakaik: gerçekler hakaik-i Kur’âniye: Kur’ân’ın hakikatleri, gerçekleri
    hakikat: doğru gerçek hakikî: asıl, gerçek
    hakk-ı hayat: yaşama hakkı hayat-ı beşeriye: insan hayatı
    haşir: âhirette diriltilerek Allah’ın huzurunda toplanma hikmet: fayda, gaye
    hâşâ: asla öyle değil hükümfermâ: hüküm süren
    ihatalı: kapsamlı iktisat: tutumluluk
    iktiza etmek: gerektirmek inkılâp etmek: dönüşmek
    inâyet: Allah’tan gelen yardım, ihsan, iyilik ism-i Kuddûs: Allah’ın kusur ve noksanlıklardan mukaddes, pak ve temiz olduğunu ve her şeyi temiz yaptığını ifade eden ismi
    israf: boş yere kullanma, savurganlık istilzam etmek: gerekli kılmak, gerekli görmek
    kâinat: evren merhametsiz: acımasız
    mertebe: derece mevcudat: varlıklar
    misilli: gibi, benzeri mizan: ölçü, denge
    muhafaza eden: koruyan nevi: çeşit
    nezafet: temizlik rahmet: İlâhî şefkat, merhamet
    rahîmâne: çok şefkatli bir şekilde suret: biçim, görünüş
    tanzif: temizleme umum: bütün
    zikretmek: anmak ziya-yı âzam: en büyük ışık
    âhiret: öteki dünya, öldükten sonraki sonsuz hayat âyet: Kur’ân’da yer alan her bir cümle


    Yazar : Risale Forum

Sayfa 1/9 12345 ... SonSon

Facebook Yorumları

Facebook Giriş

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Bu Konudaki Etiketler

112, 117, 125, 154, 157, 159, 160, 161, 164, 176, 209, 592, 600, 627, acip, adaletli, adedince, adıyla, ahenk, aklı, akıldan, âlemleri, allah, alınmış, amellerin, anları, aracı, araf, arınmış, arz, asfiya, askerlik, atmak, aya, âyine, Âzamın, ağzı, bakıyorum, bana, basar, bağlantı, bağış, bağışlar, başkasını, başıbozuk, başıboş, bediüzzaman, beşer, bildirip, bildirir, bilimi, bilinen, bilinmez, bilmesi, bilmüşahede, binaen, bir adam, birdir, biri, birlik, bitkisel, boğulur, boşa, buldum, bulunmak, çerçevesi, cevaben, cihazat, cömertlik, daire, dağlar, dağıtacak, dediğine, delildir, derece, deyince, değiştirmek, dikkatle, dilediğini, dilemek, dininde, diriltecek, diyebilirim, dizginini, doğruları, düzenli, düğü, düşmanı, dış, dışında, edenleri, edilsin, ediyorlar, efes turları, eksiksiz, ellerinde, emrini, engiz, esenlik, etmeme, etmemesi, ettir, ettiren, ettirsin, ettiğimiz, faaliyette, faideleri, faydaya, faziletler, fıtraten, geçmesi, gelmiş, gerçekleri, getirip, gezer, gidip, gif, giydirir, giyinmiş, gökte, gökteki, görmesin, görmeye, görünmek, görünüşü, gösterme, gözümüzle, güzelliği, hakaiki, hakikatten, hakkaniyeti, hâlıkını, harap, hararet, hayalen, hazinedir, haşirde, herkes, herşeye, herşeyin, hevesi, hicr, hilkat, icadı, içindekiler, ihata, ikincisi, ilerleme, ilimle, ilişkiler, imaniye, imaniyeyi, inancı, incitmek, istediğini, işaret, işgal, işlere, jpg, kadirdir, kafasını, kalacak, kanunları, karışması, karıştıran, katılma, kaybedecek, kayı, kendilerini, kendisinde, kesretli, kitabını, koyan, kudretine, küfrü, kurulan, kuvvetle, kısmen, kısmı, kıyamete, kıymetini, lütuf, maddeten, mahkeme, mahlûktur, mahvolur, malûmdur, mânâsı, masnuatı, mecbur, mecmuası, medarı, media, medrese, menbaı, merhametin, merhametsizlik, mesel, meselâ, meselede, meseledir, meseleyi, mevcudat, mevcut, mevsimlerin, meydanı, meşhurdur, misafirhanesi, misli, mizanıyla, muazzam, muhabbettir, muhakkak, muhaldir, muhammediyenin, mukaddestir, mümkü, müstehak, müş, nail, nefret, nihayet, nüfuz, nüktesine, nuru, odası, olduk, olduğuna, olduğundan, olmamak, olsalar, onlardan, orga, öyledir, özellikle, özgü, parçalar, peygamberlere, rabbinin, rahatla, rahmeten, risale-i, risale-i nur, risaleti, rububiyeti, said nursi, sanmak, sarih, sarılmak, sayılan, seçim, senâ, sergilemek, seviyesi, seyyare, son, süre, süren, sûresi, suretle, surlar, sırra, tahrip, tamamıyla, tasavvur, taşları, teanuk, tebdili, teberrük, temsilât, terakki, ters, teşhir, toplamak, toplansa, tükenmez, tutmaz, ubudiyeti, umum, üstü, vahy, varlığının, vazgeç, vazifeler, vazifeni, vazifesidir, verdiği, verilmiş, veyahut, yanmak, yapması, yarası, yaratanı, yayı, yazılan, yazıldığı, yerden, yüzleri, yıldızlara, yıldızları, ışık, ışıkları, zahmetsiz, zamanla, zamanları, zarif, zeminde, zerrelerin, zulmet, zulmü, şahsî, şahsiyet, şartları, şefkatinin, şehadetler, şenlendiren, şeye, şeylerle, şeytanı, şöhret, şuâ

Etiket Bulutu Ana Sayfası

Sosyal İmleme

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222