Sayfa 9/9 İlkİlk ... 56789
84 sonuçtan 81 ile 84 arası

  1. #81
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 525 + 37882


    Cevap: Otuzuncu Lem'a - Sayfa 635

    <style media="all" type="text/css">body { font-family: 'Trebuchet MS',Arial,serif; font-size: 12pt; }.listlevel1WW8Num1 { margin-top: 0pt; margin-bottom: 0pt; list-style-type: disc; clear: left; }.listlevel2WW8Num1 { margin-top: 0pt; margin-bottom: 0pt; clear: left; }.listlevel3WW8Num1 { margin-top: 0pt; margin-bottom: 0pt; list-style-type: square; clear: left; }.listlevel4WW8Num1 { margin-top: 0pt; margin-bottom: 0pt; list-style-type: disc; clear: left; }.listlevel5WW8Num1 { margin-top: 0pt; margin-bottom: 0pt; clear: left; }.listlevel6WW8Num1 { margin-top: 0pt; margin-bottom: 0pt; list-style-type: square; clear: left; }.listlevel7WW8Num1 { margin-top: 0pt; margin-bottom: 0pt; list-style-type: disc; clear: left; }.listlevel8WW8Num1 { margin-top: 0pt; margin-bottom: 0pt; clear: left; }.listlevel9WW8Num1 { margin-top: 0pt; margin-bottom: 0pt; list-style-type: square; clear: left; }</style>
    • İkinci yüzü: Şuûnât-ı İlâhiyeye âyinedarlık eder. Yani, kendi hayatıyla Zât-ı Hayy-ı Kayyûmun hayatına işaret ettiği gibi, kendi hayatında inkişaf eden sem’ ve basar gibi duyguların vasıtasıyla, Zât-ı Hayy-ı Kayyûmun sem’ ve basar gibi sıfatlarına âyinedarlık eder, bildirir.
    • Hem insan, hayatında bulunan ve inkişaf etmeyen ve his ve hassasiyet suretinde galeyan eden ve kesretli bir surette olan çok ince hayatî duygular, mânâlar ve hisler vasıtasıyla, Zât-ı Hayy-ı Kayyûmun şuûnât-ı kudsiyesine âyinedarlık eder. Meselâ, o hassasiyet içinde, sevmek, iftihar etmek, memnun olmak, mesrur olmak, müferrah olmak gibi mânâlarla—Zât-ı Akdesin kudsiyetine ve gınâ-yı mutlakına münasip ve lâyık olmak şartıyla—o neviden olan şuûnâtına âyinedarlık eder.


    Hem insan, nasıl ki hayat-ı câmiasıyla Zât-ı Zülcelâlin sıfât ve şuûnâtına bir mikyas-ı marifettir ve cilve-i esmâsına bir fihristedir ve şuurlu bir âyinedir ve hâkezâ çok cihetlerle Zât-ı Hayy-ı Kayyûma âyinedarlık eder. Öyle de, insan şu kâinatın hakaiklerine bir vâhid-i kıyasîdir, bir fihristedir, bir mikyastır ve bir mizandır. Meselâ, kâinatta Levh-i Mahfuzun gayet kat’î bir delil-i vücudu ve bir nümunesi, insandaki kuvve-i hafızadır. Ve âlem-i misalin vücuduna kat’î delil ve nümune, kuvve-i hayaliyedir. HAŞİYE-1 Ve kâinattaki ruhanîlerin bir delil-i vücudu




    Not
    Haşiye-1 Evet, nasıl ki insanın anâsırları kâinatın unsurlarından; ve kemikleri taş ve kayalarından; ve saçları nebat ve eşcârından; ve bedeninde cereyan eden kan ve gözünden, kulağından, burnundan ve ağzından akan ayrı ayrı suları arzın çeşmelerinden ve madenî sularından haber veriyorlar, delâlet edip onlara işaret ediyorlar. Aynen öyle de, insanın ruhu âlem-i ervahtan; ve hafızaları Levh-i Mahfuzdan; ve kuvve-i hayaliyeleri âlem-i misalden; ve hâkezâ herbir cihazı bir âlemden haber veriyorlar ve onların vücutlarına kat’î şehadet ederler.







    Levh-i Mahfuz: herşeyin bütün ayrıntılarıyla yazıldığı kader levhası, Allah’ın ilminin bir adı Zât-ı Akdes: bütün kusurlardan, çirkinliklerden, eksiklikten, benzer ve ortak edinmekten sonsuz derecede yüce olan Allah
    Zât-ı Hayy-ı Kayyûm: her an diri olup her canlıya hayat veren ve herşeyi ayakta tutan zât, Allah Zât-ı Zülcelâl: büyüklük ve haşmet sahibi Allah
    anâsır: unsurlar arz: yeryüzü
    basar: görme cereyan: akım
    cihaz: alet cihet: taraf, yön
    cilve-i esmâ: Allah’ın isimlerinin görüntüsü, yansıması delil-i vücud: varlığının ispatı
    delâlet: delil olma, işaret etme eşcâr: ağaçlar
    fihriste: içindekiler, içerik galeyan etmek: coşup taşmak
    gınâ-yı mutlak: sınırsız zenginlik hakaik: gerçekler
    hassasiyet: duyarlı olma hayat-ı câmia: çok kapsamlı olan hayat
    hayatî: hayatla bağlantılı haşiye: dipnot
    hâkezâ: bunun gibi iftihar etmek: övünmek
    inkişaf etmek: açığa çıkmak kat’i: kesin
    kesretli: çok sayıda kudsiyet: kusur ve noksandan uzak oluş, kutsallık
    kuvve-i hafıza: hafıza duygusu, bellek kuvve-i hayaliye: hayal duygusu
    kâinat: evren mesrur olmak: sevinmek
    mikyas: ölçek mikyas-ı marifet: Allah’ı tanıma ölçüsü
    mizan: terazi müferrah olmak: ferahlamak, rahatlamak
    nebat: bitki nevi: çeşit, tür
    nümune: örnek ruhanî: maddî yapısı olmayan ve gözle görülemeyen ruh âlemine ait varlık
    sem’: işitme suret: biçim, şekil
    sıfât: sıfatlar, özellikler vâhid-i kıyasî: ölçü birimi
    vücud: var olma âlem: dünya, evren
    âlem-i ervah: ruhlar âlemi âlem-i misal: bütün varlıkların ve olayların görüntülerinin yansıdığı madde ötesi âlem
    âyinedar: bir şeyin özelliklerini yansıtan, ayna olan âyinedarlık etmek: ayna olmak, yansıtmak, göstermek
    şehadet eden: şahidlik eden şuurlu: bilinçli
    şuûnat-ı İlâhiye: Cenâb-ı Allah’ın işleri ve icraatları şuûnât: Allah’ın yüce sıfatlarının mahiyetlerinde bulunan ve onları tecelliye sevk eden özellikler
    şuûnât-ı kudsiye: Allah’ın tertemiz ve noksansız olan işleri, mukaddes özellikler


    Yazar : Risale Forum

  2. #82
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 525 + 37882


    Cevap: Otuzuncu Lem'a - Sayfa 636

    <style media="all" type="text/css">body { font-family: 'Trebuchet MS',Arial,serif; font-size: 12pt; }</style>ve nümunesi, insandaki kuvvelerdir ve lâtifelerdir. Ve hâkezâ, insan, küçük bir mikyasta, kâinattaki hakaik-i imaniyeyi şuhud derecesinde gösterebilir.

    İşte, insanın mezkûr vazifeler gibi çok mühim hizmetleri var. Cemâl-i bâkîye âyinedir. Kemâl-i sermediyeye dellâl-ı muzhirdir. Ve rahmet-i ebediyeye muhtac-ı müteşekkirdir. Madem cemal, kemal, rahmet bâkidirler ve sermedîdirler; elbette o cemâl-i bâkînin âyine-i müştâkı ve o kemâl-i sermedînin dellâl-ı âşıkı ve o rahmet-i ebediyenin muhtac-ı müteşekkiri olan insan, bâki kalmak için bir dâr-ı bekàya girecek ve o bâkilere refakat için ebede gidecek ve o ebedî cemal ve o sermedî kemal ve daimî rahmete, ebedü’l-âbâdda refakat etmek gerektir, lâzımdır. Çünkü ebedî bir cemal, fâni bir müştâka ve zâil bir dosta razı olmaz. Çünkü cemal, kendini sevdiği için, sevmesine mukabil muhabbet ister. Zeval ve fenâ ise, o muhabbeti adâvete kalb eder, çevirir. Eğer insan ebede gidip bâki kalmazsa, fıtratındaki cemâl-i sermediyeye karşı olan esaslı muhabbet yerine adâvet bulunacaktır. Onuncu Sözün haşiyesinde beyan edildiği gibi, bir zaman bir dünya güzeli, bir âşıkını huzurundan çıkarıyor. O adamdaki aşk, birden adâvete dönüyor ve diyor ki: “Tuh, ne kadar çirkindir!” diyerek, kendine teselli vermek için cemâlinden küsüyor, cemâlini inkâr ediyor.

    Evet, insan bilmediği şeye düşman olduğu gibi, eli yetişmediği veyahut tutamadığı şeylerin adâvetkârâne kusurlarını arar, adeta düşmanlık etmek ister. Madem bütün kâinatın şehadetiyle Mahbub-u Hakikî ve Cemîl-i Mutlak, bütün güzel Esmâ-i Hüsnâsıyla kendini insana sevdiriyor ve insanların kendini sevmelerini istiyor; elbette ve herhalde, kendisinin hem mahbubu, hem habibi olan insana fıtrî bir adâveti verip derinden derine kendinden küstürmeyecek. Ve fıtraten en ziyade sevimli ve muhabbetli ve perestiş için yarattığı en müstesnâ mahlûku olan insanın fıtratına bütün bütün zıt olarak bir gizli adâveti,





    Cemîl-i Mutlak: sonsuz güzellik sahibi Allah Esmâ-i Hüsnâ: Allah’ın en güzel isimleri
    Mahbub-u Hakikî: gerçek sevgili, Allah adâvet: düşmanlık, kin
    adâvetkârâne: düşmancasına beyan etmek: açıklamak, anlatmak
    bâki: devamlı, sürekli, ölümsüz cemal: güzellik
    cemâl-i bâkî: kalıcı ve devamlı güzellik cemâl-i sermedî: sürekli devam eden güzellik
    daimî: devamlı, sürekli delil-i vücud: varlığı gösteren delil
    dellâl-ı muzhir: gizli güzellikleri ortaya çıkararak ilân eden dellâl-ı âşık: ilân edici âşık, hem âşık olan, hem aşkını ilân eden
    dâr-ı bekà: sonsuzluk âlemi, âhiret ebed: sonsuzluk
    ebedî: sonsuz ebedü’l-âbâd: sonsuzların sonsuzu, âhiret hayatı
    esaslı: köklü fenâ: gelip geçicilik
    fâni: geçici olan, ölümlü fıtrat: yaratılış
    fıtraten: yaratılış açısından fıtrî: doğal, yaratılıştan gelen
    habib: sevgili hakaik-i imaniye: iman hakikatleri
    haşiye: dipnot huzur: yakınında olma
    hâkezâ: bunun gibi inkâr etmek: kabul etmemek
    kemal: olgunluk, mükemmellik kemâl-i sermedi: sürekli devam eden mükemmellik
    kusur: eksiklik, hatâ kâinat: evren
    lâtife: ince duygu mahbub: sevgili
    mahlûk: varlık mezkûr: adı geçen
    mikyas: ölçek muhabbet: sevgi
    muhtac-ı müteşekkir: kendisine verilen nimetlere şükreden, pek çok şeye muhtaç olan mukabil: karşılık
    müstesnâ: seçkin, benzeri olmayan müştâk: düşkün, âşık
    nümune: örnek perestiş: aşırı derece sevme
    rahmet: İlâhî şefkat, merhamet rahmet-i ebediye: Allah’ın sonsuz şefkati
    refakat: arkadaşlık sermedî: devamlı, sürekli
    teselli vermek: avutmak, acısını dindirmek zeval: yok olma
    ziyade: çok, fazla zâil: geçip gidici, yok olucu
    âyine-i müştâk: istekli, iştiyaklı ayna şehadet: şahidlik
    şuhud: görme, şahid olma


    Yazar : Risale Forum

  3. #83
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 525 + 37882


    Cevap: Otuzuncu Lem'a - Sayfa 637

    <style media="all" type="text/css">body { font-family: 'Trebuchet MS',Arial,serif; font-size: 12pt; }</style>insanın ruhuna vermeyecek. Çünkü insan, sevdiği ve kıymetini takdir ettiği bir cemâl-i mutlaktan ebedî ayrılmaktan gelen derin yarasını, ancak ona adâvetle, ondan küsmekle ve onu inkâr etmekle tedavi edebilir. İşte, kâfirlerin Allah’ın düşmanı olması bu noktadan ileri geliyor. Öyleyse, herhalde o cemâl-i ezelî, kendisinin âyine-i müştâkı olan insan ile ebedü’l-âbâd yolunda seyahatinde beraber bulunmak için, alâ külli hal, bir dâr-ı bekàda bir hayat-ı bâkiyeye insanı mazhar edecek.

    Evet, madem insan fıtraten bir cemâl-i bâkîye müştak ve muhib bir surette halk edilmiştir. Ve madem bâkî bir cemal, zâil bir müştâka razı olamaz. Ve madem insan bilmediği veya yetişemediği veya tutamadığı bir maksuddan gelen hüzün ve elemden teselli bulmak için, o maksudun kusurunu bulmakla, belki gizli adâvet etmekle kendini teskin eder. Ve madem bu kâinat insan için halk edilmiş ve insan ise marifet ve muhabbet-i İlâhiye için yaratılmış. Ve madem bu kâinatın Hâlıkı, esmâsıyla sermedîdir. Ve madem esmâlarının cilveleri daim ve bâkî ve ebedî olacaktır. Elbette ve herhalde insan bir dâr-ı bekàya gidecek ve bir hayat-ı bâkiyeye mazhar olacaktır. Ve insanın kıymetini ve vazifelerini ve kemâlâtını bildiren, rehber-i âzam ve insan-ı ekmel olan Muhammed-i Arabî Aleyhissalâtü Vesselâm, insana dair beyan ettiğimiz bütün kemâlâtı ve vazifeleri en ekmel bir surette kendinde ve dininde göstermesiyle gösteriyor ki: Nasıl kâinat insan için yaratılmış ve kâinattan maksud ve müntehap insandır. Öyle de, insandan dahi en büyük maksud ve en kıymettar müntehap ve en parlak âyine-i Ehad ve Samed, elbette Ahmed-i Muhammeddir.

    عَلَيْهِ وَعَلٰۤى اٰلِهِ الصَّلاَةُ وَالسَّلاَمُ بِعَدَدِ حَسَنَاتِ اُمَّتِهِ يَاۤ اَللهُ يَا رَحْمٰنُ يَا رَحِيمُ،






    Ahmed-i Muhammed: tekrar tekrar övülmüş, methedilmiş olan Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (a.s.m.) Aleyhissalâtü Vesselâm: Allah’ın salât ve selâmı üzerine olsun
    Hâlık: herşeyi yaratan Allah Muhammed-i Arabî: Arapların içinden çıkan peygamberimiz Hz. Muhammed (a.s.m.)
    adâvet: düşmanlık, kin alâ külli hal: her durumda
    beyan: açıklama, anlatım bâkî: kalıcı, sürekli
    cemâl: güzellik cemâl-i bâkî: sonsuz ve devamlı güzellik
    cemâl-i ezelî: başlangıcı ve sonu olmayan güzellik cemâl-i mutlak: sonsuz güzellik
    cilve: görüntü, yansıma daim: devamlı, sürekli
    dair: ilgili dâr-ı bekà: sonsuzluk âlemi, âhiret
    ebedî: sonsuz ebedü’l-âbâd: sonsuzların sonsuzu, âhiret hayatı
    ekmel: en mükemmel elem: acı, keder
    esmâ: Allah’ın isimleri fıtraten: yaratılış açısından
    halk etmek: yaratmak hayat-ı bâkiye: devamlı ve kalıcı âhiret hayatı
    hüzün: üzüntü inkâr etmek: inanmamak, reddetmek
    insan-ı ekmel: en mükemmel insan kemâlât: faziletler, iyilikler, üstün özellikler
    kusur: eksiksiz, hatâ kâfir: Allah'ı veya Allah’ın bildirdiği kesin olan birşeyi inkâr eden kimse
    kâinat: evren kıymettar: değerli
    maksud: kast edilen, hedef alınan şey marifet: Allah’ı tanıma ve bilme
    mazhar etmek: eriştirme, elde etme muhabbet-i İlâhiye: Allah sevgisi
    muhib: seven müntehap: seçilmiş
    müştak: âşık, düşkün rehber-i âzam: en büyük rehber
    sermedî: devamlı, sürekli seyahat: yolculuk
    suret: biçim, şekil takdir etmek: değer vermek
    teskin etmek: sakinleştirmek, rahatlatmak zâil: geçip gidici, yok olucu
    âyine-i Ehad ve Samed: tek ve hiçbir şeye muhtaç olmayan Allah’a ayna olan âyine-i müştak: Allah’ın güzel isimlerini bir ayna gibi üzerinde yansıtan ve Onun sonsuz güzelliğine düşkün olan insan


    Yazar : Risale Forum

  4. #84
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 525 + 37882


    Cevap: Otuzuncu Lem'a - Sayfa 638

    <style media="all" type="text/css">body { font-family: 'Trebuchet MS',Arial,serif; font-size: 12pt; }</style>يَافَرْدٌ يَاحَىٌّ يَاقَيُّومٌ يَاحَكَمٌ يَاعَدْلٌ يَاقُدُّوسٌ، نَسْئَلُكَ بِحَقِّ فُرْقَانِكَ الْحَكِيمِ، وَبِحُرْمَةِ حَبِيبِكَ اْلاَكْرَمِ، وَبِحَقِّ اَسْمَاۤئِكَ الْحُسْنٰى، وَبِحُرْمَةِ اِسْمِكَ اْلاَعْظَمِ، اَنْ تَحْفَظَنَا مِنْ شَرِّ النَّفْسِ وَالشَّيْطَانِ وَمِنْ شَرِّ الْجِنِّ وَاْلاِنْسَانِ؛ اٰمِينَ. 1

    سُبْحَانَكَ لاَعِلْمَ لَنَاۤ اِلاَّ مَاعَلَّمْتَنَاۤ اِنَّكَ اَنْتَ الْعَلِيمُ الْحَكِيمُ 2







    Not
    Dipnot-1 Ümmetinin hasenatı adedince ona ve âline salât ve selâm olsun. Ya Allah, yâ Rahmân, yâ Rahîm, yâ Ferd, yâ Hayy, yâ Kayyûm, yâ Hakem, yâ Adl, yâ Kuddûs! Furkan-ı Hakîminin hakkı için ve Habib-i Ekreminin hürmetine, Esmâ-i Hüsnânın hakkı için ve İsm-i Âzamın hürmetine Senden niyaz edip istiyoruz: Bizi nefsin ve şeytanın ve cin ve insanın şerrinden muhafaza buyur. Âmin.
    Dipnot-2 “Seni her türlü noksandan tenzih ederiz. Senin bize öğrettiğinden başka bilgimiz yoktur. Muhakkak ki Sen, ilmi ve hikmeti herşeyi kuşatan Alîm-i Hakîmsin.” Bakara Sûresi, 2:32.

    Yazar : Risale Forum

Sayfa 9/9 İlkİlk ... 56789

Facebook Yorumları

Facebook Giriş

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Bu Konudaki Etiketler

112, 117, 125, 154, 157, 159, 160, 161, 164, 176, 592, 600, 627, acip, adaletli, adedince, adıyla, ahenk, aklı, akıldan, âlemleri, allah, alınmış, amellerin, anları, aracı, araf, arınmış, arz, asfiya, askerlik, atmak, aya, âyine, Âzamın, ağzı, bakıyorum, bana, basar, bağlantı, bağış, bağışlar, başkasını, başıbozuk, başıboş, bediüzzaman, beşer, bildirip, bildirir, bilimi, bilinen, bilinmez, bilmesi, bilmüşahede, binaen, bir adam, birdir, biri, birlik, bitkisel, boğulur, boşa, buldum, bulunmak, çerçevesi, cevaben, cihazat, cömertlik, daire, dağlar, dağıtacak, dediğine, delildir, derece, deyince, değiştirmek, dikkatle, dilediğini, dilemek, dininde, diriltecek, diyebilirim, dizginini, doğruları, düzenli, düğü, düşmanı, dış, dışında, edenleri, edilsin, ediyorlar, efes turları, eksiksiz, ellerinde, emrini, engiz, esenlik, etmeme, etmemesi, ettir, ettiren, ettirsin, ettiğimiz, faaliyette, faideleri, faydaya, faziletler, fıtraten, geçmesi, gelmiş, gerçekleri, getirip, gezer, gidip, gif, giydirir, giyinmiş, gökte, gökteki, görmesin, görmeye, görünmek, görünüşü, gösterme, gözümüzle, güzelliği, hakaiki, hakikatten, hakkaniyeti, hâlıkını, harap, hararet, hayalen, hazinedir, haşirde, herkes, herşeye, herşeyin, hevesi, hicr, hilkat, icadı, içindekiler, ihata, ikincisi, ilerleme, ilimle, ilişkiler, imaniye, imaniyeyi, inancı, incitmek, istediğini, işaret, işgal, işlere, jpg, kadirdir, kafasını, kalacak, kanunları, karışması, karıştıran, katılma, kaybedecek, kendilerini, kendisinde, kesretli, kitabını, koyan, kudretine, küfrü, kurulan, kuvvetle, kısmen, kısmı, kıyamete, kıymetini, lütuf, maddeten, mahkeme, mahlûktur, mahvolur, malûmdur, mânâsı, masnuatı, mecbur, mecmuası, medarı, media, medrese, menbaı, merhametin, merhametsizlik, mesel, meselâ, meselede, meseledir, meseleyi, mevcudat, mevcut, mevsimlerin, meydanı, meşhurdur, misafirhanesi, misli, mizanıyla, muazzam, muhabbettir, muhakkak, muhaldir, muhammediyenin, mukaddestir, mümkü, müstehak, müş, nail, nefret, nihayet, nüfuz, nüktesine, nuru, odası, olduk, olduğuna, olduğundan, olmamak, olsalar, onlardan, orga, öyledir, özellikle, özgü, parçalar, peygamberlere, rabbinin, rahatla, rahmeten, risale-i, risale-i nur, risaleti, rububiyeti, said nursi, sanmak, sarih, sarılmak, sayılan, seçim, senâ, sergilemek, seviyesi, seyyare, son, süre, süren, sûresi, suretle, surlar, sırra, tahrip, tamamıyla, tasavvur, taşları, teanuk, tebdili, teberrük, temsilât, terakki, ters, teşhir, toplamak, toplansa, tükenmez, tutmaz, ubudiyeti, umum, üstü, vahy, varlığının, vazgeç, vazifeler, vazifeni, vazifesidir, verdiği, verilmiş, veyahut, yanmak, yapması, yarası, yaratanı, yayı, yazılan, yazıldığı, yerden, yüzleri, yıldızlara, yıldızları, ışık, ışıkları, zahmetsiz, zamanla, zamanları, zarif, zeminde, zerrelerin, zulmet, zulmü, şahsî, şahsiyet, şartları, şefkatinin, şehadetler, şenlendiren, şeye, şeylerle, şeytanı, şöhret, şuâ

Etiket Bulutu Ana Sayfası

Sosyal İmleme

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222