Sayfa 2/9 İlkİlk 123456 ... SonSon
84 sonuçtan 11 ile 20 arası

  1. #11
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 523 + 37882


    Cevap: Otuzuncu Lem'a - Sayfa 565

    <style media="all" type="text/css">body { font-family: 'Trebuchet MS',Arial,serif; font-size: 12pt; }</style>bir rahmet, bir hikmet, acaba haşri getirmemekle, umum zîşuurların hadsiz hukuk-u hayatlarını ve nihayetsiz mevcudatın nihayetsiz hukuklarını zayi eder mi? Ve, tabiri caizse, rahmet ve şefkatte ve adalet ve hikmette hadsiz hassasiyet ve dikkat gösteren bir haşmet-i Rububiyet ve kemâlâtını göstermek ve kendini tanıttırmak ve sevdirmek için bu kâinatı hadsiz harika san’atlarıyla, nimetleriyle süslendiren bir saltanat-ı Ulûhiyet, böyle, hem umum kemâlâtını, hem bütün mahlûkatını hiçe indiren ve inkâr ettiren haşirsizliğe müsaade eder mi? Hâşâ! Böyle bir cemâl-i mutlak, böyle bir kubh-u mutlaka, bilbedâhe, müsaade etmez.

    Evet, âhireti inkâr etmek isteyen adam, evvelce bütün dünyayı bütün hakaikiyle inkâr etmeli. Yoksa, dünya bütün hakaikiyle, yüz bin lisanla onu tekzip ederek bu yalanında yüz bin derece yalancılığını ispat edecek. Onuncu Söz kat’î delillerle ispat etmiştir ki, âhiretin vücudu, dünyanın vücudu kadar kat’î ve şüphesizdir.








    adalet: her hak sahibine hakkının tam ve eksiksiz verilmesi; her şeyin dengelenmesi bilbedâhe: açık bir şekilde
    cemâl-i mutlak: sınırsız güzellik evvelce: daha önce
    hadsiz: sınırsız, sayısız hakaik: gerçekler
    hassasiyet: duyarlılık haşir: âhirette diriltilerek Allah’ın huzurunda toplanma
    haşirsizlik: yeniden dirilmenin olmaması
    haşmet-i Rububiyet: Allah’ın bütün varlık âlemini kuşatan terbiye ve idareciliğinin haşmeti, görkemi
    hikmet: herşeyin belirli gayelere yönelik olarak faydalı ve yerli yerinde olması hukuk: haklar
    hukuk-u hayat: hayat boyu sahip olunan haklar hâşâ: asla öyle değil
    inkâr etmek: kabul etmemek kat’î: kesin
    kemâlât: mükemmel ve kusursuz özellikler kubh-u mutlak: mutlak çirkinlik
    kâinat: evren lisan: dil
    mahlûkat: yaratılmışlar, varlıklar mevcudat: varlıklar
    müsaade etmek: izin vermek nihayetsiz: sınırsız
    nimet: iyilik, lütuf rahmet: İlâhî şefkat, merhamet
    saltanat-ı Ulûhiyet: bütün varlıkların tek İlâhı olan ve hiçbir ortak kabul etmeyen Allah’ın saltanatı tabiri caizse: söylenmesi uygun ise
    tekzip etmek: yalanlamak umum: bütün
    vücud: varlık zayi etmek: kaybetmek
    zîşuur: akıl ve şuur sahibi âhiret: öteki dünya, öldükten sonraki sonsuz hayat


    Yazar : Risale Forum

  2. #12
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 523 + 37882


    Cevap: Otuzuncu Lem'a - Sayfa 566

    <style media="all" type="text/css">body { font-family: 'Trebuchet MS',Arial,serif; font-size: 12pt; }</style>
    İsm-i Âzamın altı nurundan üçüncü nuruna işaret eden Üçüncü Nükte

    اُدْعُ اِلٰى سَبِيلِ رَبِّكَ بِالْحِكْمَةِ 1

    âyetinin bir nüktesi ve bir İsm-i Âzam veya İsm-i Âzamın altı nurundan bir nuru olan ism-i Hakemin bir cilvesi, Ramazan-ı Şerifte Eskişehir Hapishanesinde göründü. Ona yalnız bir işaret olarak, beş noktadan ibaret Üçüncü Nükte acele olarak yazıldı, müsvedde olarak kaldı.


    ÜÇÜNCÜ NÜKTENİN BİRİNCİ NOKTASI

    Onuncu Sözde işaret edildiği gibi, ism-i Hakemin tecellî-i âzamı şu kâinatı öyle bir kitap hükmüne getirmiş ki, her sahifede yüzer kitap yazılmış; ve her satırında yüzer sayfa derc edilmiş; ve her kelimesinde yüzer satır mevcuttur; ve her harfinde yüzer kelime var; ve her noktasında kitabın muhtasar bir fihristeciği bulunur bir tarza getirmiştir. O kitabın sahifeleri, satırları, tâ noktalarına kadar yüzer cihette Nakkaşını, Kâtibini öyle vuzuhla gösteriyor ki, o kitab-ı kâinatın müşahedesi, kendi vücudundan yüz derece daha ziyade Kâtibinin vücudunu ve vahdetini ispat eder. Çünkü bir harf kendi vücudunu bir harf kadar ifade ettiği halde, kâtibini bir satır kadar ifade ediyor.

    Evet, bu kitab-ı kebîrin bir sahifesi, zemin yüzüdür. O sahifede nebâtat, hayvânat taifeleri adedince kitaplar birbiri içinde, beraber, bir vakitte, yanlışsız, gayet mükemmel bir surette, bahar mevsiminde yazıldığı gözle görünüyor.

    Bu sayfanın bir satırı, bir bahçedir. O bahçede bulunan çiçekler, ağaçlar, nebatlar adedince manzum kasideler beraber, birbiri içinde, yanlışsız yazıldığını gözümüzle görüyoruz.

    O satırın bir kelimesi, çiçek açmış, meyve vermek üzere yaprağını vermiş bir



    Not
    Dipnot-1 “Rabbinin yoluna hikmetle çağır.” Nahl Sûresi, 16:125.






    Eskişehir Hapishanesi: (bk. bilgiler – Eskişehir) Kâtip: yazan, varlıkları bir kitap gibi yazan Allah
    Nakkaş: her bir varlığı nakışlı şekilde yaratan Allah Ramazan-ı Şerif: Ramazan ayı
    adedince: sayısınca cihet: taraf, yön
    cilve: görünme, yansıma derc etmek: yerleştirmek
    fihriste: özet, bir kitabın içindekiler bölümü hayvânat: hayvanlar
    ism-i Hakem: Allah’ın haklıyı haksızdan ayırdığını, herbir şey hakkında küllî hüküm sahibi olduğunu ve onların hangi keyfiyette olacağına dair hükmünün bulunduğunu ifade eden ismi ism-i Âzam: Cenâb-ı Hakkın binbir isminden en büyük ve mânâca diğer isimleri kuşatmış olanı
    kaside: büyük bir şahsı övmek için yazılan şiir (burada mecazî anlamda kullanılmıştır) kitab-ı kebîr: büyük bir kitabı andıran kâinat
    kitab-ı kâinat: kâinat kitabı kâinat: evren
    manzum: kâfiyeli ve ölçülü bir şekilde yazılan mevcut: var olma
    muhtasar: kısa, özet müsvedde: karalama halinde yazı
    müşahede: gözlemleme nebat: bitki
    nebâtat: bitkiler nükte: ince ve derin anlamlı söz
    suret: biçim, şekil taife: grup, topluluk
    tarz: biçim, şekil tecellî-i âzam: en büyük yansıma, görünüm
    vahdet: birlik vuzuh: açıklık
    vücud: varlık zemin: yer
    ziyade: çok, fazla âyet: Kur’ân’da yer alan her bir cümle


    Yazar : Risale Forum

  3. #13
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 523 + 37882


    Cevap: Otuzuncu Lem'a - Sayfa 567

    <style media="all" type="text/css">body { font-family: 'Trebuchet MS',Arial,serif; font-size: 12pt; }</style>ağaçtır. İşte bu kelime, muntazam, mevzun, süslü yaprak, çiçek ve meyveleri adedince, Hakem-i Zülcelâlin medh-ü senâsına dair mânidar fıkralardır.

    Güya çiçek açmış her ağaç gibi, o ağaç dahi, Nakkaşının medîhelerini tegannî eden manzum bir kasidedir.Hem güya Hakem-i Zülcelâl, zeminin meşherinde teşhir ettiği antika ve acip eserlerine binler gözle bakmak istiyor.

    Hem güya o Sultan-ı Ezelînin o ağaca verdiği murassâ hediye ve nişanları ve formaları, hususî bayramı ve resm-i küşâdı olan baharda, padişahın nazarına arz etmek için, öyle müzeyyen, mevzun, muntazam, mânidar bir şekil almış ve öyle hikmetli bir şekil verilmiştir ki, herbir çiçeğinde, herbir meyvesinde, birbiri içinde çok vecihler ve delillerle Nakkaşının vücuduna ve esmâsına şehadet ederler.

    Meselâ, herbir çiçekte, herbir meyvede bir mizan var. Ve o mizan, bir intizam içinde; ve o intizam, tazelenen bir tanzim ve tevzin içinde; ve o tevzin ve tanzim, bir ziynet ve san’at içinde; ve o ziynet ve san’at, mânidar kokular ve hikmetli tatlar içinde bulunduğundan; herbir çiçek, o ağacın çiçekleri adedince, Hakem-i Zülcelâle işaretler ediyor.

    Ve bu bir kelime olan bu ağaçta, bir harf hükmünde olan bir meyvede bulunan bir çekirdek noktası, bütün ağacın fihristesini, programını taşıyan küçük bir sandukçadır. Ve hâkezâ, buna kıyasen, kâinat kitabının bütün satırları, sahifeleri, böyle, ism-i Hakem ve Hakîmin cilvesiyle, yalnız herbir sahifesi değil, belki herbir satırı ve herbir kelimesi ve herbir harfi ve herbir noktası, birer mu’cize hükmüne getirilmiştir ki, bütün esbab toplansa, bir noktasının nazîrini getiremezler, muaraza edemezler.

    Evet, bu Kur’ân-ı Azîm-i Kâinatın herbir âyet-i tekvîniyesi, o âyetin noktaları ve hurufu adedince mu’cizeler gösterdiklerinden, elbette serseri tesadüf, kör kuvvet,




    Hakem-i Zülcelâl: herbir şey nasıl olacaksa onun keyfiyeti hakkında genel hükmü veren sonsuz haşmet sahibi Allah Hakîm: herşeyi belirli maksat ve faydalara uygun ve tam yerli yerinde yaratan, hikmet sahibi Allah
    Kur’ân-ı Azîm-i Kâinat: büyük bir Kur’ân gibi ince ve derin mânâlar ifade eden kâinat Nakkaş: herşeyi san’atlı bir şekilde nakış nakış işleyen Allah
    Sultan-ı Ezelî: hüküm ve saltanatının başlangıcı olmayan Sultan, Allah acip: hayret verici, şaşırtıcı
    adedince: sayısınca antika: eski ve kıymetli sanat eseri
    arz etmek: sunmak, göstermek, bildirmek cilve: görünme, yansıma
    esbab: sebepler esmâ: isimler
    fihriste: özet, içindekiler bölümü forma: özel işaretli giysi
    hikmetli: belli bir amaç ve hedefe yönelik olma huruf: harfler
    hususî: özel hâkezâ: bunun gibi
    intizam: disiplin, düzen ism-i Hakem: herbir şey nasıl olacaksa, o şeyin keyfiyeti hakkında Cenâb-ı Hakkın küllî hükme sahip olduğunu bildiren ismi
    kaside: on beş beyitten az olmayan ve büyük bir şahsı övmek için yazılan şiir kâinat: evren
    kıyasen: benzeterek, kıyaslayarak manzum: kâfiyeli ve ölçülü bir şekilde yazılan
    medh ü senâ: övme ve yüceltme medîhe: övgü
    mevzun: ölçülü meşher: sergi yeri
    mizan: ölçü, denge muaraza etme: karşı koyma
    muntazam: düzenli murassâ: kıymetli taşlarla süslenmiş
    mu’cize: bir benzerini yapma konusunda başkalarını âciz bırakan olağanüstü şey mânidar: mânâlı, anlamlı
    müzeyyen: süslenmiş nazar: bakış
    nazîr: benzer, eş nişan: bir kişiyi onurlandırmak için verilen madalya
    resm-i küşâd: ilk açılış töreni sandukça: küçük sandık
    tanzim: düzenleme tegannî eden: şarkı söyleyen
    tesadüf: rastlantı tevzin: ölçülü yapma, dengeleme
    teşhir etmek: sergilemek vecih: yön
    vücud: varlık zemin: yeryüzü
    ziynet: süs âyet-i tekvîniye: maddî alemde gözle görülen âyet
    şehadet etmek: şahitlik, tanıklık etmek


    Yazar : Risale Forum

  4. #14
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 523 + 37882


    Cevap: Otuzuncu Lem'a - Sayfa 568

    <style media="all" type="text/css">body { font-family: 'Trebuchet MS',Arial,serif; font-size: 12pt; }</style>gayesiz, mizansız, şuursuz tabiat, hiçbir cihetle o hakîmâne, basîrâne olan has mizana ve gayet ince intizama karışamazlar. Eğer karışsaydılar, elbette karışık eseri görünecekti. Halbuki hiçbir cihette intizamsızlık müşahede olunmuyor.

    ÜÇÜNCÜ NÜKTENİN İKİNCİ NOKTASI

    İki Meseledir.

    BİRİNCİ MESELESİ: Onuncu Sözde beyan edildiği gibi, nihayet kemalde bir cemal ve nihayet cemalde bir kemal, elbette kendini görmek ve göstermek, teşhir etmek istemesi, en esaslı bir kaidedir. İşte bu esaslı düstur-u umumîye binaendir ki, bu kitab-ı kebîr-i kâinatın Nakkaş-ı Ezelîsi, bu kâinatla ve bu kâinatın herbir sahifesiyle ve herbir satırıyla, hattâ harfleri ve noktalarıyla kendini tanıttırmak ve kemâlâtını bildirmek ve cemâlini göstermek ve kendisini sevdirmek için, en cüz’îden en küllîye kadar herbir mevcudun müteaddit lisanlarıyla cemâl-i kemâlini ve kemâl-i cemâlini tanıttırıyor ve sevdiriyor.

    İşte, ey gafil insan! Bu Hâkim-i Hakem-i Hakîm-i Zülcelâli ve’l-Cemal, sana karşı kendisini herbir mahlûkuyla böyle hadsiz ve parlak tarzlarda tanıttırmak ve sevdirmek istediği halde, sen Onun tanıttırmasına karşı imanla tanımazsan ve Onun sevdirmesine mukabil ubudiyetinle kendini Ona sevdirmezsen, ne derece hadsiz muzaaf bir cehalet, bir hasâret olduğunu bil, ayıl.

    İKİNCİ NOKTANIN İKİNCİ MESELESİ: Bu kâinatın Sâni-i Kadîr ve Hakîminin mülkünde iştirak yeri yoktur. Çünkü herşeyde nihayet derecede intizam bulunduğundan, şirki kabul edemez. Çünkü müteaddit eller bir işe karışırsa, o iş karışır. Bir memlekette iki padişah, bir şehirde iki vali, bir köyde iki müdür bulunsa, o memleket, o şehir, o köyün her işinde bir karışıklık başlayacağı gibi, en ednâ bir vazifedar adam, o vazifesine başkasının müdahalesini kabul etmemesi gösteriyor ki, hâkimiyetin en esaslı hassası, elbette istiklâl ve infiraddır. Demek intizam vahdeti ve hâkimiyet infiradı iktiza eder.




    Hakîm: herşeyi hikmetle, belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde yaratan Allah Hâkim-i Hakem-i Hakîm-i Zülcelâli ve’l-Cemal: herşeyin hâkimi, her varlığın küllî hükmünü veren, her şeyi hikmetle ve yerli yerinde yaratan, sonsuz büyüklük ve güzellik sahibi
    Nakkaş-ı Ezelî: başlangıcı olmayan ve bütün varlıkları bir nakış halinde yaratan Allah Sâni-i Kadîr: sonsuz güç ve iktidar sahibi ve herşeyi san’atla yaratan Allah
    basîrâne: görerek beyan etmek: açıklamak
    binaen: dayanarak cehalet: cahillik
    cemâl: güzellik cemâl-i kemâl: mükemmellikteki güzellik
    cihet: taraf, yön cüz’î: ferdî, küçük, sınırlı
    düstur-u umumîye: genel düstur, kural ednâ: en aşağı
    esaslı: köklü gafil: duyarsız, sorumsuz, âhiretten ve Allah’ın emir ve yasaklarından habersiz davranan kimse
    hadsiz: sınırsız, sayısız hakîmâne: bir maksat ve gayeye yönelik bir şekilde
    hassa: özellik hasâret: zarar, kayıp
    hâkimiyet: hükümranlık, egemenlik iktiza etmek: gerektirmek
    infirad: tek başına olma intizam: disiplin, düzen
    istiklâl: bağımsızlık iştirak: ortak olma
    kaide: kural, prensip kemâl: olgunluk, mükemmellik
    kemâl-i cemâl: güzellikteki mükemmellik kemâlât: mükemmel ve kusursuz özellikler
    kitab-ı kebîr-i kâinat: büyük kâinat kitabı kâinat: evren
    küllî: geniş ve kapsamlı lisan: dil
    mahlûk: varlık mevcud: varlık
    mizan: ölçü, denge mukabil: karşılık
    muzaaf: katmerli, kat kat mülk: sahip olunan şey
    müteaddit: birçok, çeşitli müşahede olunma: gözlemlenme
    nihayet: son derece, sınırsız nükte: derin anlamlı söz
    tabiat: canlı cansız bütün varlıklar, doğa teşhir etmek: sergilemek
    ubudiyet: kulluk vahdet: birlik
    vazifedar: görevli şirk: Allah’a ortak koşma
    şuur: bilinç


    Yazar : Risale Forum

  5. #15
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 523 + 37882


    Cevap: Otuzuncu Lem'a - Sayfa 569

    <style media="all" type="text/css">body { font-family: 'Trebuchet MS',Arial,serif; font-size: 12pt; }</style>Madem hâkimiyetin bir muvakkat gölgesi, muavenete muhtaç ve âciz insanlarda böyle müdahaleyi reddederse, elbette, derece-i rububiyette hakikî bir hâkimiyet-i mutlaka, bir Kadîr-i Mutlakta, bütün şiddetiyle müdahaleyi reddetmek gerektir. Eğer zerre kadar müdahale olsaydı, intizam bozulacaktı.

    Halbuki bu kâinat öyle bir tarzda yaratılmış ki, bir çekirdeği halk etmek için, bir ağacı halk edebilir bir kudret lâzımdır. Ve bir ağacı halk etmek için de, kâinatı halk edebilir bir kudret gerektir. Ve kâinat içinde parmak karıştıran bir şerik bulunsa, en küçük bir çekirdekte de hissedar olmak lâzım gelir. Çünkü o, onun nümunesidir. O halde, koca kâinatta yerleşmeyen iki rububiyet bir çekirdekte, belki bir zerrede yerleşmek lâzım gelir. Bu ise, muhâlâtın ve bâtıl hayâlâtın en mânâsız ve en uzak bir muhâlidir. Koca kâinatın umum ahval ve keyfiyâtını mizan-ı adlinde ve nizam-ı hikmetinde tutan bir Kadîr-i Mutlakın aczini—hattâ bir çekirdekte dahi—iktiza eden şirk ve küfür ne kadar hadsiz derecede muzaaf bir hilâf, bir hata, bir yalan olduğunu ve tevhid ne derece hadsiz muzaaf bir derecede hak ve hakikat ve doğru olduğunu bil, “Elhamdü lillâhi ale’l-îmân”1 de.


    ÜÇÜNCÜ NOKTA

    Sâni-i Kadîr, ism-i Hakem ve Hakîmi ile, bu âlem içinde binler muntazam âlemleri derc etmiştir. O âlemler içinde en ziyade kâinattaki hikmetlere medar ve mazhar olan insanı bir merkez, bir medar hükmünde yaratmış. Ve o kâinat dairesinin en mühim hikmetleri ve faideleri insana bakıyor. Ve insan dairesi içinde dahi, rızkı bir merkez hükmüne getirmiş; âlem-i insanîde ekser hikmetler, maslahatlar, o rızka bakar ve onunla tezahür eder. Ve insanda, şuur ve rızıkta zevk vasıtasıyla, ism-i Hakîmin cilvesi parlak bir surette görünüyor. Ve şuur-u



    Not
    Dipnot-1
    İman nimetini veren Allah’a şükürler olsun.







    Kadîr-i Mutlak: herşeye gücü yeten, sınırsız güç ve kuvvet sahibi, Allah Sâni-i Kadîr: herşeye gücü yeten ve herşeyi san’atla yaratan Allah
    acz: güçsüzlük ahvâl: hâller, durumlar
    bâtıl: hak olmayan cilve: görünme, yansıma
    derc etmek: yerleştirmek derece-i rububiyette: bütün kâinatı kaplayan terbiye ve idare edicilik seviyesinde
    ekser: çok hadsiz: sınırsız, sayısız
    hakikat: doğru gerçek hakikî: asıl, doğru, gerçek
    halk etme: yaratma hayâlât: hayaller
    hikmet: fayda, gaye hilâf: ayrılık, terslik
    hissedar: pay sahibi hâkimiyet: hükümranlık, egemenlik
    hâkimiyet-i mutlaka: sınırsız ve tam bir egemenlik iktiza eden: gerektiren
    intizam: düzen, tertip ism-i Hakem ve Hakîm: herbir şey nasıl olacaksa, o şeyin keyfiyeti hakkında Cenâb-ı Hakkın genel bir hükme sahip olduğunu ve bütün eşyayı ve zerreleri o hükme göre bir düzen içinde gayelerine sevk ettiğini ifade eden Allah’ın iki ismi
    ism-i Hakîm: Allah’ın herşeyi hikmetle yaptığını bildiren ismi keyfiyat: durumlar, özellikler
    kudret: güç, iktidar kâinat: evren
    küfür: Allah’ı inkâr etmek maslahat: fayda, gaye
    mazhar olan: erişen, sahip olan medar: dayanak noktası, kaynak
    mizan-ı adl: adalet terazisi muavenet: yardım
    muhâl: imkansız muhâlât: imkânsız olan şeyler
    muntazam: düzenli muvakkat: geçici
    muzaaf: katmerli, kat kat mühim: önemli
    nizam-ı hikmet: Cenâb-ı Hakkın hikmetinin verdiği düzen nümune: örnek
    rububiyet: Allah’ın bütün varlık âlemini kuşatan egemenliği, yaratıcılığı, idaresi ve terbiyesi rızık: Allah’ın ihsan ettiği nimetler, yiyecekler
    suret: biçim, şekil tevhid: Allah’ı bir olarak bilme ve ilân etme
    tezahür etmek: ortaya çıkmak, görünmek umum: bütün
    vasıta: araç ziyade: çok, fazla
    âciz: güçsüz âlem: dünya, evren
    âlem-i insanî: insanlık âlemi şerik: Allah’a ortak koşulan şey
    şirk: Allah’a ortak koşma şuur: bilinç


    Yazar : Risale Forum

  6. #16
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 523 + 37882


    Cevap: Otuzuncu Lem'a - Sayfa 570

    <style media="all" type="text/css">body { font-family: 'Trebuchet MS',Arial,serif; font-size: 12pt; }</style>insanî vasıtasıyla keşfolunan yüzer fenlerden herbir fen, Hakem isminin, bir nevide bir cilvesini tarif ediyor.

    Meselâ, tıp fenninden sual olsa, “Bu kâinat nedir?” Elbette diyecek ki: “Gayet muntazam ve mükemmel bir eczahane-i kübrâdır. İçinde herbir ilâç güzelce ihzar ve istif edilmiştir.”

    Fenn-i kimyadan sorulsa, “Bu küre-i arz nedir?” Diyecek: “Gayet muntazam ve mükemmel bir kimyahanedir.”

    Fenn-i makine diyecek: “Hiçbir kusuru olmayan, gayet mükemmel bir fabrikadır.”

    Fenn-i ziraat diyecek: “Nihayet derecede mahsuldar, her nevi hububu vaktinde yetiştiren muntazam bir tarladır ve mükemmel bir bahçedir.”

    Fenn-i ticaret diyecek: “Gayet muntazam bir sergi ve çok intizamlı bir pazar ve malları çok san’atlı bir dükkândır.”

    Fenn-i iaşe diyecek: “Gayet muntazam, bütün erzâkın envâını câmi bir ambardır.”

    Fenn-i rızık diyecek: “Yüz binler leziz taamlar beraber, kemâl-i intizamla içinde pişirilen bir matbah-ı Rabbânî ve bir kazan-ı Rahmânîdir.”

    Fenn-i askeriye diyecek ki: “Arz bir ordugâhtır. Her bahar mevsiminde yeni taht-ı silâha alınmış ve zemin yüzünde çadırları kurulmuş dört yüz bin muhtelif milletler o orduda bulunduğu halde, ayrı ayrı erzakları, ayrı ayrı libasları, silâhları, ayrı ayrı talimatları, terhisatları, kemâl-i intizamla, hiçbirini unutmayarak ve şaşırmayarak, birtek Kumandan-ı Âzamın emriyle, kuvvetiyle, merhametiyle, hazinesiyle, gayet muntazam yapılıp idare ediliyor.”

    Ve fenn-i elektrikten sorulsa, “Bu âlem nedir?” Elbette diyecek:

    Bu muhteşem saray-ı kâinatın damı, gayet intizamlı, mizanlı, hadsiz elektrik lâmbalarıyla tezyin edilmiştir. Fakat o kadar harika bir intizam ve mizanladır ki, başta güneş olarak, küre-i arzdan bin defa büyük o semâvî lâmbalar, mütemadiyen





    Hakem: herbir şey nasıl olacaksa o şeyin keyfiyeti hakkında genel hüküm veren küllî hüküm sahibi Allah Kumandan-ı Âzam: en büyük komutan, Allah
    ambar: zahire ve kuru gıdaları koymaya yarayan büyük depo arz: yeryüzü
    cilve: görünme, yansıma câmi: içine alan
    dam: tavan eczahane-i kübrâ: büyük eczane
    envâ: türler erzak: rızıklar, yenilecek ve içilecek şeyler
    fen: bilim fenn-i askeriye: askerlik bilimi
    fenn-i elektrik: elektrik bilimi fenn-i iaşe: geçim bilimi
    fenn-i kimya: kimya bilimi fenn-i makine: makine bilimi
    fenn-i rızık: yiyecek ve içecek bilimi, aşçılık fenn-i ticaret: ticaret bilimi
    fenn-i ziraat: tarım bilimi hadsiz: sınırsız, sayısız
    hubub: tohum ihzar etmek: hazırlamak
    intizam: disiplin, düzen intizamlı: düzenli, tertipli
    istif etmek: düzgünce yerleştirmek kazan-ı Rahmânî: Rahmanî kazan
    kemâl-i intizam: mükemmel bir düzen keşif: gizli birşeyi açığa çıkarma
    kimyahane: kimya deneylerinin yapıldığı laboratuvar kâinat: evren
    küre-i arz: yerküre, dünya libas: elbise
    mahsuldar: verimli matbah-ı Rabbânî: Rabbanî mutfak
    merhamet: acıma, şefkat mizan: ölçü, denge
    mizanlı: ölçülü muhtelif: çeşitli
    muhteşem: görkemli muntazam: düzenli, tertipli
    nevi: çeşit nihayet: son
    ordugâh: ordunun konakladığı yer saray-ı kâinat: kâinat sarayı
    semâvî: gökyüzünde olan taam: yemek, yiyecek
    taht-ı silâh: silâh altı, askerlik görevine alınma talimat: eğitimler
    terhisat: görevin sona ermesi tezyin etmek: süslemek
    tıp fenni: tıp bilimi vasıtasıyla: aracılığıyla
    zemin: yer âlem: dünya, evren
    şuur-u insanî: insandaki bilinç


    Yazar : Risale Forum

  7. #17
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 523 + 37882


    Cevap: Otuzuncu Lem'a - Sayfa 571

    <style media="all" type="text/css">body { font-family: 'Trebuchet MS',Arial,serif; font-size: 12pt; }</style>yandıkları halde muvazenelerini bozmuyorlar, patlak vermiyorlar, yangın çıkarmıyorlar. Sarfiyatları hadsiz olduğu halde, vâridatları ve gazyağları ve madde-i iştialleri nereden geliyor? Neden tükenmiyor? Neden yanmak muvazenesi bozulmuyor? Küçük bir lâmba dahi muntazam bakılmazsa söner. Kozmoğrafyaca, küre-i arzdan bir milyondan ziyade büyük ve bir milyon seneden ziyade yaşayan güneşi HAŞİYE-1 kömürsüz, yağsız yandıran, söndürmeyen Hakîm-i Zülcelâlin hikmetine, kudretine bak, “Sübhânallah” de. Güneşin müddet-i ömründe geçen dakikaların âşirâtı adedince “Mâşaallah, bârekâllah, lâ ilâhe illâ Hû” söyle.

    Demek bu semâvî lâmbalarda gayet harika bir intizam var. Ve onlara çok dikkatle bakılıyor. Güya o pek büyük ve pek çok kütle-i nâriyelerin ve gayet çok kanâdil-i nuriyelerin buhar kazanı ise, harareti tükenmez bir Cehennemdir ki, onlara nursuz hararet veriyor. Ve o elektrik lâmbalarının makinesi ve merkezî fabrikası daimî bir Cennettir ki, onlara nur ve ışık veriyor; ism-i Hakem ve Hakîmin cilve-i âzamıyla, intizamla yanmakları devam ediyor.

    Ve hâkezâ, bunlara kıyasen, yüzer fennin herbirisinin kat’î şehadetiyle, noksansız bir intizam-ı ekmel içinde, hadsiz hikmetler, maslahatlarla bu kâinat tezyin edilmiştir. Ve o harika ve ihatalı hikmetle mecmu-u kâinata verdiği intizam ve hikmetleri, en küçük bir zîhayat ve bir çekirdekte, küçük bir mikyasta derc etmiştir. Ve malûm ve bedihîdir ki, intizamla gayeleri ve hikmetleri ve faydaları takip etmek, ihtiyar ile, irade ile, kast ile, meşiet ile olabilir, başka olamaz. İhtiyarsız,



    Not
    Haşiye-1 Acaba dünya sarayını ısındıran güneş sobasına veyahut lâmbasına ne kadar odun ve kömür ve gazyağı lâzım olduğu hesap edilsin. Hergün yanması için—kozmoğrafyanın sözüne bakılsa—bir milyon küre-i arz kadar odun yığınları ve binler denizler kadar gazyağı gerektir. Şimdi düşün: Onu odunsuz, gazsız, daimî ışıklandıran Kadîr-i Zülcelâlin haşmetine, hikmetine, kudretine, güneşin zerreleri adedince “Sübhânallah, mâşaallah, bârekâllah” de.






    Hakîm
    : herşeyi hikmetle belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde yaratan Allah




    Hakîm-i Zülcelâl
    : sonsuz haşmet ve yücelik sahibi ve herşeyi hikmetle yapan Allah
    Kadîr-Zülcelâl: sonsuz büyüklük, haşmet ve kudret sahibi olan Allah bedihî: açık, aşikâr
    bârekâllah: Allah hayırlı ve bereketli kılmış cilve-i âzam: en büyük yansıma, görünme
    daimî: devamlı, sürekli derc etmek: yerleştirmek
    hadsiz: sınırsız, sayısız hararet: ısı
    haşiye: dipnot haşmet: görkem
    hikmet: fayda, gaye; herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde yaratılması hâkezâ: bunun gibi
    ihatalı: kapsamlı ihtiyar: dileme, seçim gücü
    intizam: tertip, düzen intizam-ı ekmel: çok mükemmel düzen, tertip
    irade: dileme, tercih, seçme gücü ism-i Hakem: herbir şey nasıl olacaksa, o şeyin keyfiyeti hakkında Cenâb-ı Hakkın küllî hükme sahip olduğunu bildiren ismi
    kanâdil-i nuriye: ışık veren kandiller kast: amaç, hedef
    kat’î: kesin kozmoğrafya: astronomi, gök bilimi
    kudret: güç, iktidar kâinat: evren
    küre-i arz: yerküre, dünya kütle-i nâriye: yanan ve ışık veren gök cismi
    kıyasen: kıyaslayarak lâ ilâhe illâ Hû: Allah’tan başka ilâh yoktur
    madde-i iştial: yakıt malûm: bilinen
    maslahat: fayda, gaye mecmu-u kâinat: kâinatın tamamı
    meşiet: dilek, arzu mikyas: ölçü
    muntazam: düzenli muvazene: denge
    mâşallah: “Allah’ın istediği olur” anlamında hayret ve memnunluk ifade etmek için kullanılır müddet-i ömür: yaşam süresi
    mütemadiyen: sürekli olarak sarfiyat: harcamalar
    semâvî: gökyüzünde olan sübhanallah: “Allah her türlü eksiklikten sonsuz derecede yücedir”
    tezyin etmek: süslemek vâridat: gelirler
    ziyade: çok, fazla zîhayat: canlı
    âşirât: dakikanın sâniye, sâlise gibi on birim küçüğü olan zaman dilimleri şehadet: şahid olma, tanıklık etme


    Yazar : Risale Forum

  8. #18
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 523 + 37882


    Cevap: Otuzuncu Lem'a - Sayfa 572

    <style media="all" type="text/css">body { font-family: 'Trebuchet MS',Arial,serif; font-size: 12pt; }</style>iradesiz, kastsız, şuursuz esbab ve tabiatın işi olmadığı gibi, müdahaleleri dahi olamaz.

    Demek bu kâinatın bütün mevcudatındaki hadsiz intizamat ve hikmetleriyle iktiza ettikleri ve gösterdikleri bir Fâil-i Muhtârı, bir Sâni-i Hakîmi bilmemek veya inkâr etmek, ne kadar acip bir cehalet ve divanelik olduğu tarif edilmez. Evet, dünyada en ziyade hayret edilecek birşey varsa, o da bu inkârdır. Çünkü kâinatın mevcudatındaki hadsiz intizâmât ve hikmetleriyle vücut ve vahdetine şahitler bulunduğu halde Onu görmemek, bilmemek, ne derece körlük ve cehalet olduğunu, en kör cahil de anlar. Hattâ, diyebilirim ki, ehl-i küfrün içinde, kâinatın vücudunu inkâr ettiklerinden ahmak zannedilen Sofestâîler, en akıllılarıdır. Çünkü, kâinatın vücudunu kabul etmekle Allah’a ve Hâlıkına inanmamak kabil ve mümkün olmadığından, kâinatı inkâra başladılar. Kendilerini de inkâr ettiler, “Hiçbir şey yok” diyerek, akıldan istifa ederek, akıl perdesi altında sair münkirlerin hadsiz akılsızlıklarından kurtulup bir derece akla yanaştılar.

    DÖRDÜNCÜ NOKTA

    Onuncu Sözde işaret edildiği gibi, bir Sâni-i Hakîm ve gayet hikmetli bir usta, bir sarayın herbir taşında yüzer hikmeti hassasiyetle takip etse, sonra o saraya dam yapmayıp, boşu boşuna harap olmasıyla, takip ettiği hadsiz hikmetleri zayi etmesini hiçbir zîşuur kabul etmediği ve bir Hakîm-i Mutlak, kemâl-i hikmetinden, bir dirhem kadar bir çekirdekten yüzer batman faydaları, gayeleri, hikmetleri dikkatle takip ettiği halde, dağ gibi koca ağaca bir dirhem kadar birtek fayda, birtek küçük gaye, birtek meyve vermek için o koca ağacın pek çok masarıfını yapmakla, kendi hikmetine bütün bütün zıt ve muhalif olarak, müsrifâne bir sefahet irtikâp etmesi hiçbir cihetle imkânı olmadığı gibi; aynen öyle de, bu kâinat sarayının herbir mevcudatına yüzer hikmet takan ve yüzer vazife ile teçhiz





    Fâil-i Muhtâr: kendi iradesiyle faaliyette bulunan, istediğini yapan Allah Hakîm-i Mutlak: sınırsız hikmet sahibi, herşeyi belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde yaratan Allah
    Hâlık: herşeyi yaratan Allah Sofestâî: kâinatın Yaratıcısını kabul etmemek için herşeyi, hattâ kendini dahi inkâr eden bir felsefî ekole bağlı kimse
    Sâni-i Hakîm: herşeyi hikmetle ve san’atlı bir şekilde yapan Allah acip: hayret verici, şaşırtıcı
    ahmak: akılsız batman: yaklaşık 8 kg ağırlığında bir ağırlık ölçüsü
    cehalet: cahillik cihet: taraf, yön
    dirhem: eskiden kullanılan ve 3 gramlık ağırlığa karşılık gelen bir ölçü birimi divanelik: akılsızlık
    ehl-i küfür: inkârcılar, inançsızlar, kâfirler esbab: sebepler
    hadsiz: sınırsız, sayısız harap olmak: yıkılmak
    hikmet: fayda, gaye; herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde yaratılması hikmetli: ilim ve yüksek bilgi sahibi
    ihtiyarsız: irade ve tercih kabiliyeti olmayan iktiza etmek: gerektirmek
    inkâr etmek: kabul etmemek, yok olduğunu iddia etmek intizâmât: intizamlar, düzenlilikler
    iradesiz: tercih ve dileme özelliği olmayan irtikâp etmek: yapmak, işlemek
    istifa etmek: terk etmek, bırakmak kabil: mümkün, olabilir
    kastsız: amaçsız kemâl-i hikmet: eksiksiz, tam ve mükemmel bir hikmet
    kâinat: evren masarıf: masraflar, harcamalar
    mevcudat: varlıklar muhalif: aykırı, zıt
    müdahale: karışma münkir: Allah’a inanmayan
    müsrifâne: israf edercesine sair: diğer, başka
    sefahet: zevk ve eğlenceye düşkünlük tabiat: canlı cansız bütün varlıklar, doğa
    teçhiz etmek: donatmak vahdet: tek olma
    vücut: varlık zayi etmek: kaybetmek
    ziyade: çok, fazla zîşuur: şuur sahibi, bilinçli
    şahit: tanık şuursuz: bilinçsiz


    Yazar : Risale Forum

  9. #19
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 523 + 37882


    Cevap: Otuzuncu Lem'a - Sayfa 573

    <style media="all" type="text/css">body { font-family: 'Trebuchet MS',Arial,serif; font-size: 12pt; }</style>eden, hattâ herbir ağaca meyveleri adedince hikmetler ve çiçekleri adedince vazifeler veren bir Sâni-i Hakîm, kıyameti getirmemekle ve haşri yapmamakla, bütün had ve hesaba gelmeyen hikmetleri ve nihayetsiz vazifeleri mânâsız, abes, boş, faydasız zayi etmesi, o Kadîr-i Mutlakın kemâl-i kudretine acz-i mutlak verdiği gibi, o Hakîm-i Mutlakın kemâl-i hikmetine hadsiz abesiyet ve faydasızlığı ve o Rahîm-i Mutlakın cemâl-i rahmetine nihayetsiz çirkinliği ve o Âdil-i Mutlakın kemâl-i adaletine nihayetsiz zulmü vermek demektir. Adeta, kâinatta herkese görünen hikmet, rahmet, adaleti inkâr etmektir. Bu ise en acip bir muhaldir ki, hadsiz bâtıl şeyler, içinde bulunur.

    Ehl-i dalâlet gelsin, baksın: Gireceği ve düşündüğü kendi kabri gibi, kendi dalâletinde ne derece dehşetli bir zulmet, bir karanlık ve yılanların, akreplerin yuvası bir kuyu olduğunu görsün. Ve âhirete iman ise, Cennet gibi güzel ve nuranî bir yol olduğunu bilsin, imana girsin.

    BEŞİNCİ NOKTA

    İki Meseledir.

    BİRİNCİ MESELE: Sâni-i Zülcelâl, ism-i Hakîmin muktezasıyla, herşeyde en hafif sureti, en kısa yolu, en kolay tarzı, en faydalı şekli ehemmiyetle takip ettiği gösteriyor ki, israf, abesiyet, faydasızlık, fıtratta yoktur. İsraf ise, ism-i Hakîmin zıddı olduğu gibi, iktisat onun lâzımıdır ve düstur-u esasıdır.

    Ey iktisatsız, israflı insan! Bütün kâinatın en esaslı düsturu olan iktisadı yapmadığından, ne kadar hilâf-ı hakikat hareket ettiğini bil; 1كُلُوا وَاشْرَبوُا وَلاَ تُسْرِفُوا âyeti ne kadar esaslı, geniş bir düsturu ders verdiğini anla.





    Not
    Dipnot-1 “Yiyin, için, fakat israf etmeyin.” A’râf Sûresi, 7:31.








    Hakîm-i Mutlak: herşeyi belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde yaratan sınırsız hikmet sahibi Allah Kadîr-i Mutlak: herşeye gücü yeten, sınırsız güç ve kuvvet sahibi Allah
    Rahîm-i Mutlak: sınırsız şefkat ve merhamet sahibi olan Allah Sâni-i Hakîm: her şeyi hikmetli ve san’atlı bir şekilde yapan Allah
    Sâni-i Zülcelâl: büyüklük ve haşmet sahibi olan ve herşeyi san’atlı bir şekilde yaratan Allah abes: boş ve faydasız
    abesiyet: faydasız ve gayesiz oluş acip: hayret verici, şaşırtıcı
    acz-i mutlak: sınırsız güçsüzlük bâtıl: hak olmayan
    cemâl-i rahmet: şefkat ve merhametteki güzellik dalâlet: hak yoldan sapkınlık, inkârcılık
    düstur: kanun düstur-u esas: temel kanun, anayasa
    ehemmiyet: önem ehl-i dalâlet: doğru ve hak yoldan sapanlar, inançsız kimseler
    esaslı: köklü fıtrat: yaratılış, mizaç
    had ve hesaba gelmemek: sonsuz ve sınırsız olmak hadsiz: sayısız
    haşir: öldükten sonra âhiret âleminde tekrar diriltilip Allah’ın huzurunda toplanma hikmet: fayda, gaye
    hilâf-ı hakikat: gerçeğe aykırı iktisat: tutumluluk, israf etmeme
    iman: Allah’a inanma inkâr etmek: kabul etmemek
    ism-i Hakîm: Allah’ın herşeyi hikmetle yaptığını bildiren ismi kemâl-i adalet: eksiksiz adalet
    kemâl-i hikmet: Allah’ın herşeyi eksiksiz bir hikmetle yapması kemâl-i kudret: Allah’ın kudretinin mükemmelliği
    kâinat: evren kıyamet: dünyanın sonu, varlığın bozulup dağılması
    muhal: imkansız mukteza: bir şeyin gereği
    nihayetsiz: sınırsız nuranî: aydınlık
    rahmet: İlâhî şefkat, merhamet suret: biçim, görünüş
    zayi etmek: kaybetmek zulmet: karanlık
    Âdil-i Mutlak: sonsuz adâlet sahibi Allah âhiret: öteki dünya, öldükten sonraki sonsuz hayat
    âyet: Kur’ân’da yer alan her bir cümle


    Yazar : Risale Forum

  10. #20
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 523 + 37882


    Cevap: Otuzuncu Lem'a - Sayfa 574

    <style media="all" type="text/css">body { font-family: 'Trebuchet MS',Arial,serif; font-size: 12pt; }</style>İKİNCİ MESELE: İsm-i Hakem ve Hakîm, bedâhet derecesinde, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın risaletine delâlet ve istilzam ediyor denilebilir.

    Evet, madem gayet mânidar bir kitap, onu ders verecek bir muallim ister. Ve gayet güzel bir cemal, kendini görecek ve gösterecek bir âyine iktiza eder. Ve gayet kemalde bir san’at, teşhirci bir dellâl ister. Elbette, herbir harfinde yüzer mânâlar, hikmetler bulunan bu kitab-ı kebîr-i kâinatın muhatabı olan nev-i insan içinde, elbette bir rehber-i ekmel, bir muallim-i ekber bulunacak. Tâ ki, o kitapta bulunan kudsî ve hakikî hikmetleri ders verecek; belki kâinattaki hikmetlerin vücudunu bildirecek; belki kâinatın hilkatindeki makasıd-ı Rabbâniyenin zuhuruna, belki husulüne vesile olacak; ve umum kâinatta Hâlık tarafından gayet ehemmiyetle izharını irade ettiği kemâl-i san’atını, cemâl-i esmâsını bildirecek, âyinedarlık edecek. Ve o Hâlık, bütün mevcudatla kendini sevdirmek ve zîşuur mahlûklarından mukabele istediğinden, o zîşuurların namına birisi o geniş tezahürât-ı rububiyete karşı geniş bir ubudiyetle mukabele edip, ber ve bahri cezbeye getirecek, semâvat ve arzı çınlatacak bir velvele-i teşhir ve takdisle o zîşuurların nazarını o san’atların Sâniine çevirecek; ve kudsî dersler ve talimatla bütün ehl-i aklın kulaklarını kendine çevirecek bir Kur’ân-ı Azîmüşşanla, o Sâni-i Hakem-i Hakîmin makasıd-ı İlâhiyesini en güzel bir surette gösterecek; ve bütün hikmetlerinin tezahürüne ve tezahürât-ı cemâliye ve celâliyesine karşı en ekmel bir mukabele edecek bir zât, güneşin vücudu gibi bu kâinata lâzımdır, zarurîdir.





    Aleyhissalâtü Vesselâm: Allah’ın salât ve selâmı onun üzerine olsun Hâlık: herşeyi yaratan Allah
    Kur’ân-ı Azîmüşşan: şan ve şerefi yüce olan Kur’ân Resul-i Ekrem: Allah’ın en şerefli ve değerli elçisi olan Hz. Muhammed (a.s.m.)
    Sâni: herşeyi san’atlı bir şekilde yaratan Allah Sâni-i Hakem-i Hakîm: her varlığa hakkını veren, herşeyi hikmetle ve san’atla yaratan Allah
    arz: yeryüzü bedâhet: açıklık, aşikâr olma
    ber ve bahr: kara ve deniz cemâl: güzellik
    cemâl-i esmâ: isimlerin güzelliği cezbe: Allah aşkıyla kendinden geçme
    dellâl: ilan edici, duyurucu delâlet: delil olma, işaret etme
    ehemmiyet: değer, önem ehl-i akıl: akıl sahipleri
    ekmel: en mükemmel hakikî: asıl, gerçek
    hikmet: fayda, gaye hilkat: yaratılış
    husul: meydana gelme iktiza etmek: gerektirmek
    irade etmek: dilemek ism-i Hakem ve Hakîm: Allah’ın küllî hükmünü ve her şeyi hikmetle yarattığını ifade eden isimleri
    istilzam etmek: gerekli kılmak izhar: ortaya çıkarma, gösterme
    kemâl: mükemmellik, kusursuzluk kemâl-i san’at: eksiksiz ve mükemmel san’at
    kitab-ı kebîr-i kâinat: büyük bir kitabı andıran kâinat kudsî: her türlü kusur ve noksandan uzak
    kâinat: evren mahlûk: varlık
    makasıd-ı Rabbâniye: herşeyin Rabbi olan Allah’ın yüce maksatları, gayeleri makasıd-ı İlâhiye: Allah’ın varlıkları yaratmasındaki maksatları
    mevcudat: varlıklar muallim: öğretmen
    muallim-i ekber: en büyük öğretmen muhatap: hitab olunan, kendisine söz söylenilen
    mukabele: karşılık verme mânidar: mânâlı, anlamlı
    namına: adına nazar: bakış
    nev-i insan: insan türü, insanlık rehber-i ekmel: en mükemmel rehber
    risalet: elçilik, peygamberlik semâvât: gökler
    suret: biçim, şekil talimat: eğitimler
    tezahür: ortaya çıkma, görünme tezahürât-ı cemâliye ve celâliye: Allah’ın sonsuz güzelliğiyle birlikte heybet ve haşmetinin sürekli bir şekilde kendini göstermesi
    tezahürât-ı rububiyet: Allah’ın bütün varlık âlemini kuşatan egemenliği, yaratıcılığı, idaresi ve terbiyesinin gözle görülür olması teşhirci: sergileyici
    ubudiyet: Allah’a kulluk umum: bütün
    velvele-i teşhir ve takdis: güzellikleri dile getirme ve kusursuzluğu ilân etme sesleri vesile: aracı
    vücud: var olma zarurî: zorunlu
    zuhur etmek: ortaya çıkmak, görünmek zîşuur: şuur sahibi
    âyinedarlık: ayna tutuculuk


    Yazar : Risale Forum

Sayfa 2/9 İlkİlk 123456 ... SonSon

Facebook Yorumları

Facebook Giriş

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Bu Konudaki Etiketler

112, 117, 125, 154, 157, 159, 160, 161, 164, 176, 592, 600, 627, acip, adaletli, adedince, adıyla, ahenk, aklı, akıldan, âlemleri, allah, alınmış, amellerin, anları, aracı, araf, arınmış, arz, asfiya, askerlik, atmak, aya, âyine, Âzamın, ağzı, bakıyorum, bana, basar, bağlantı, bağış, bağışlar, başkasını, başıbozuk, başıboş, bediüzzaman, beşer, bildirip, bildirir, bilimi, bilinen, bilinmez, bilmesi, bilmüşahede, binaen, bir adam, birdir, biri, birlik, bitkisel, boğulur, boşa, buldum, bulunmak, çerçevesi, cevaben, cihazat, cömertlik, daire, dağlar, dağıtacak, dediğine, delildir, derece, deyince, değiştirmek, dikkatle, dilediğini, dilemek, dininde, diriltecek, diyebilirim, dizginini, doğruları, düzenli, düğü, düşmanı, dış, dışında, edenleri, edilsin, ediyorlar, efes turları, eksiksiz, ellerinde, emrini, engiz, esenlik, etmeme, etmemesi, ettir, ettiren, ettirsin, ettiğimiz, faaliyette, faideleri, faydaya, faziletler, fıtraten, geçmesi, gelmiş, gerçekleri, getirip, gezer, gidip, gif, giydirir, giyinmiş, gökte, gökteki, görmesin, görmeye, görünmek, görünüşü, gösterme, gözümüzle, güzelliği, hakaiki, hakikatten, hakkaniyeti, hâlıkını, harap, hararet, hayalen, hazinedir, haşirde, herkes, herşeye, herşeyin, hevesi, hicr, hilkat, icadı, içindekiler, ihata, ikincisi, ilerleme, ilimle, ilişkiler, imaniye, imaniyeyi, inancı, incitmek, istediğini, işaret, işgal, işlere, jpg, kadirdir, kafasını, kalacak, kanunları, karışması, karıştıran, katılma, kaybedecek, kendilerini, kendisinde, kesretli, kitabını, koyan, kudretine, küfrü, kurulan, kuvvetle, kısmen, kısmı, kıyamete, kıymetini, lütuf, maddeten, mahkeme, mahlûktur, mahvolur, malûmdur, mânâsı, masnuatı, mecbur, mecmuası, medarı, media, medrese, menbaı, merhametin, merhametsizlik, mesel, meselâ, meselede, meseledir, meseleyi, mevcudat, mevcut, mevsimlerin, meydanı, meşhurdur, misafirhanesi, misli, mizanıyla, muazzam, muhabbettir, muhakkak, muhaldir, muhammediyenin, mukaddestir, mümkü, müstehak, müş, nail, nefret, nihayet, nüfuz, nüktesine, nuru, odası, olduk, olduğuna, olduğundan, olmamak, olsalar, onlardan, orga, öyledir, özellikle, özgü, parçalar, peygamberlere, rabbinin, rahatla, rahmeten, risale-i, risale-i nur, risaleti, rububiyeti, said nursi, sanmak, sarih, sarılmak, sayılan, seçim, senâ, sergilemek, seviyesi, seyyare, son, süre, süren, sûresi, suretle, surlar, sırra, tahrip, tamamıyla, tasavvur, taşları, teanuk, tebdili, teberrük, temsilât, terakki, ters, teşhir, toplamak, toplansa, tükenmez, tutmaz, ubudiyeti, umum, üstü, vahy, varlığının, vazgeç, vazifeler, vazifeni, vazifesidir, verdiği, verilmiş, veyahut, yanmak, yapması, yarası, yaratanı, yayı, yazılan, yazıldığı, yerden, yüzleri, yıldızlara, yıldızları, ışık, ışıkları, zahmetsiz, zamanla, zamanları, zarif, zeminde, zerrelerin, zulmet, zulmü, şahsî, şahsiyet, şartları, şefkatinin, şehadetler, şenlendiren, şeye, şeylerle, şeytanı, şöhret, şuâ

Etiket Bulutu Ana Sayfası

Sosyal İmleme

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222