Sayfa 1/6 12345 ... SonSon
58 sonuçtan 1 ile 10 arası

  1. #1
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 525 + 37882


    Yirmi Sekizinci Lem'a



    Yirmi Sekizinci Lem’a

    Eskişehir Hapishanesinde ihtilattan ve konuşmaktan memnû’ olduğum zamanda karşımdaki kardeşlerime teselli için yazdığım kısacık fıkraların bir kısmıdır. 1

    Birinci Nükte

    Risale-i Nur’dan haber veren İkinci Keramet-i Aleviye Risalesi 2







    İkinci Nükte

    Hakikatli bir teselli

    Eskişehir'de tevkifhânede Risale-i Nur şakirdlerine yazılan fıkralardır.

    Aziz kardeşlerim,

    Sizin için pek çok müteessirdim, elem beni eziyordu. Fakat bana ihtar edildi ki; kader ve kısmetinizde, beraber bu hapishânenin suyunu içmek ve ekmeğini yemek vardı. Bir eser-i rahmet-i İlâhiye ve bir cilve-i inâyet-i Rabbâniyye olarak bu suyu ve bu ekmeği beraber yememizin ve içmemizin en kolayı ve en hafifi ve en hayırlısı ve sevablısı ve Risale-i Nur şakirdlerinin en menfaatli bir dershâneleri ve en feyizli bir çilehâneleri ve düşmanlarına karşı ne derece ihtiyatlı davranmak lâzım geldiğini tâlim eden en hassas bir imtihan meydanı ve her birinde ayrı ayrı güzel meziyetleri bulunan bu arkadaşların birbirinin âlî meziyetlerinden ve güzel hasletlerinden ve birbiriyle tesis ve tecdid-i uhuvvetlerinden istifade etmek ve ders almak için en nurlu bir dershâne, bir tekke suretinde gördüğümden, bu vaziyetten değil şekvâ, belki bütün ruhumla şükür ettim. Evet, mesleğimiz şükürdür. Ve her şeyde bir vech-i rahmeti, bir cihet-i nimeti görmektir.

    Umumunuzun elemleriyle müteellim kardeşiniz Said Nursî




    Not
    Dipnot-1 Risale-i Nur’un telifinden sonra Üstad Bediüzzaman’ın bizzat kendisinin yazdığı ve bazılarını da talebelerine yazdırdığı Risale-i Nur’un fihristesindeki tanzime göre 28. Lem’a sıraya konulmuştur. Nâşirler

    Dipnot-2 İkinci Keramet-i Aleviye Risalesi Sikke-i Tasdik-i Gaybî ve teksir Lem’alar’da yer aldığından buraya konulmamıştır.






    Eskişehir Hapishanesi/Eskişehir: (bk. bilgiler – Eskişehir) Said Nursî: (bk. bilgiler – Bediüzzaman Said Nursî)
    aziz: çok değerli, izzetli cihet-i nimet: nimet yönü
    cilve-i inâyet-i İlâhiye: Allah’ın inâyetinin, yardımının bir yansıması elem: acı, keder
    eser-i rahmet-i İlâhiye: Allah’ın herşeyi kuşatan sonsuz rahmetinin eseri feyiz: ilim, irfan, mânevî gıda
    fıkra: bölüm, ifade haslet: huy, özellik, karakter
    ihtilat: karışıp görüşmek ihtiyatlı: tedbirli
    istifade etmek: faydalanmak, yararlanmak kader: Allah’ın meydana gelecek şeyleri olmadan önce takdir edip planlaması
    memnu’: yasaklı meslek: gidilen yol, metod
    müteellim: elemlenen, acı çeken müteessir: üzüntülü, kederli
    tekke: zikir ve ibâdet için toplanılan yer tesis ve tecdid-i uhuvvet: kardeşliği kurma ve devamlı pekiştirme
    tevkifhâne: tutukevi, hapishane tâlim eden: ders veren, öğreten
    umum: herkes vech-i rahmet: rahmet yönü
    âli: yüksek çilehane: yalnız başına ve çile içinde ibadet edilen yer
    şakird: talebe, öğrenci şekvâ: şikayet
    şükür: teşekkür etme, Allah’ın nimetlerine karşı minnet duyma

    Benzer Konular
    Yirmi Sekizinci Söz ? Giriş, Cennete Dair ? 1
    Yirmi Sekizinci Söz ? Giriş, Cennete Dair ? 1 Devami...
    Yirmi Sekizinci Söz'e serlevha edilen; Bakara Sûresi Yirmi Beşinci Ayetin, tefsirini
    Yirmi Sekizinci Söz'e serlevha edilen; Bakara Sûresi Yirmi Beşinci Ayetin, tefsirini Devami...
    G.M - Yirmi Sekizinci Mektubun 4. Mes’elesinin Neşredilmeyen 3. Noktası
    G.M - Yirmi Sekizinci Mektubun 4. Mes’elesinin Neşredilmeyen 3. Noktası Yirmi Sekizinci Mektubun 4. Mes’elesinin Neşredilmeyen 3. Noktasıdır: ÜÇÜNCÜ NOKTA: Ehl-i siyaset çoktan beri anlamışlar ki ben siyasetle alâkadar değilim. Değil şimdi, hattâ oniki seneye yakındır ki “Eûzü billahi mi
    Yirmi Sekizinci Söz
    Yirmi Sekizinci Söz Yirmi Sekizinci Söz “Cennete dairdir” Şu sözün iki makamı var. Birinci Makam, Cennetin bazı letâifine işaret eder. Fakat Onuncu Sözde on iki hakikat-i kàtıa ile gayet kat’î bir surette ve bu Sözün
    Yazar : Risale Forum

  2. #2
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 525 + 37882


    Cevap: Yirmi Sekizinci Lem'a - Sayfa 419

    <META name=description content=""><META name=keywords content=""><STYLE type=text/css media=all> body {font-family:'Trebuchet MS',Arial,serif;font-size:12.0pt} </STYLE>
    Üçüncü Nükte

    (Sadâkatte namdar, safvet-i kalbde mümtaz Süleyman Rüştü ile bir muhâvere-i lâtife münasebetiyle)

    Büyük bir âyetin küçük bir nüktesidir.

    Şöyle ki: Güz mevsiminde, sineklerin terhisat zamanına yakın bir vakitte, hodgâm insanlar, cüz’î tâcizleri için sinekleri itlâf etmek üzere hapishanedeki odamızda bir ilâç istimâl ettiler. Benim fazla rikkatime dokunmuştu. Odamda çamaşır ipi vardı. Bilâhare, o insanların inadına, sinekler daha ziyade çoğaldılar. Akşam vaktinde, o küçücük kuşlar, o ip üstünde gayet muntazam diziliyorlardı. Çamaşırları sermek için Rüştü’ye dedim: “Bu küçücük kuşlara ilişme; başka yere ser.” O da, kemâl-i ciddiyetle, dedi ki: “Bu ip bize lâzımdır; sinekler başka yerde kendilerine yer bulsun.”

    Her ne ise... Bu lâtife münâsebetiyle, seher vaktinde, sinek ve karınca gibi kesretli küçük hayvanlardan bahis açıldı. Ona dedim ki:Böyle nüshaları çoğalan nevilerin ehemmiyetli vazifeleri ve kıymetleri vardır. Evet, bir kitap, kıymeti nisbetinde nüshaları teksir edilir. Demek, sinek cinsi de ehemmiyetli vazifesi ve büyük kıymeti var ki, Fâtır-ı Hakîm, o küçücük kaderî mektupları ve kudret kelimelerinin nüshalarını çok teksir etmiş. Evet, Kur’ân-ı Hakîmin

    يَآ اَيُّهَا النَّاسُ ضُرِبَ مَثَلٌ فَاسْتَمِعُوا لَهُ اِنَّ الَّذِينَ تَدْعُونَ مِنْ دُونِ اللهِ لَنْ يَخْلُقُوا ذُبَابًا وَلَوِ اجْتَمَعُوا لَهُ وَاِنْ يَسْلُبْهُمُ الذُّبَابُ شَيْئًا لاَ يَسْتَنْقِذُوهُ مِنْهُ ضَعُفَ الطَّالِبُ وَالْمَطْلُوبُ 1




    Not
    Dipnot-1 “Ey insanlar, size bir misal getirildi. Şimdi onu dinleyin: Sizin Allah’ı bırakıp da taptıklarınızın hepsi bir araya gelse de, aslâ bir sinek bile yaratamazlar. Sinek onlardan birşey kapacak olsa, onu da geri alamazlar. İsteyen de âciz, istenen de...” Hac Sûresi, 22:73.






    Fâtır-ı Hakîm
    : her şeyi hikmetle ve benzersiz olarak yoktan yaratan Allah
    Süleyman Rüştü/Rüştü: (bk. bilgiler – Süleyman Rüştü Çakın)
    bilâhare: daha sonra cüz’î: küçük
    derc edilen: yerleştirilen güz: sonbahar
    hodgâm: bencil istimâl etmek: kullanmak
    itlâf etmek: telef etmek, öldürmek kaderî: kaderle belirlenmiş
    kemâl-i ciddiyetle: çok ciddî olarak kesretli: çok sayıda
    kudret: güç, iktidar lâtife: şaka, nükte, espri
    mecmua: yazılı metinlerin bir araya getirilmesiyle oluşan eser muhâvere-i lâtife: karşılıklı olarak yapılan güzel ve nükteli bir sohbet
    mümtaz: seçkin, üstün namdar: namlı, şan ve şöhret sahibi
    nevi: çeşit, tür neşredilmek: yayınlanmak
    nisbetinde: oranında nükte: ince ve derin anlamlı söz
    nüsha: kopya, birbirinin aynısı olan rikkat: acıma, yufka yüreklilik
    safvet-i kalb: kalp temizliği seher vakti: tan yerinin ağarmaya başladığı zaman
    teksir etmek: çoğaltmak terhisat: görevin sona ermesi
    tâciz: rahatsızlık verme âyet: Kur’ân’da yer alan her bir cümle


    Yazar : Risale Forum

  3. #3
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 525 + 37882


    Cevap: Yirmi Sekizinci Lem'a - Sayfa 420

    <!-- This file was converted to xhtml by Writer2xhtml ver. 0.5 beta2. See [Linkleri Görebilmek için Üye olmanız Gerekmektedir.Üye olmak için Tıklayınız.] for more info. --> <META name=description content=""><META name=keywords content=""><STYLE type=text/css media=all> body {font-family:'Trebuchet MS',Arial,serif;font-size:12.0pt} </STYLE>yani, “Cenâb-ı Haktan başka, bütün esbab ve ulûhiyetleri ehl-i dalâlet tarafından dâvâ edilen âliheler içtimâ etse, bir sineği halk edemezler. Yani, sineğin hilkati öyle bir mûcize-i Rabbâniyedir ve bir âyet-i tekvîniyedir ki, bütün esbab toplansa, onun mislini yapamazlar, o âyet-i Rabbâniyeye muâraza edemezler, taklidini yapamazlar” meâlindeki âyetine ehemmiyetli bir mevzu teşkil eden ve Nemrud’u mağlûp eden; ve Hazret-i Mûsâ (a.s.) onların tâcizlerine karşı müştekiyâne, “Yâ Rab, bu muacciz mahlûkları ne için bu kadar çoğaltmışsın?” deyince, ilhâmen cevap gelmiş ki: “Sen bir defa sineklere itiraz ettin. Bu sinekler çok defa sual ediyorlar ki: ‘Yâ Rab, bu koca kafalı beşer Seni yalnız bir lisân ile zikrediyor. Bazı da gaflet ediyor. Eğer yalnız kafasından bizleri halk etseydin, binler lisân ile Sana zikredecek bizim gibi mahlûklar olurlardı” diye, Hazret-i Mûsâ’nın (a.s.) şekvâsına bin itiraz kuvvetinde hikmet-i hilkatini müdafaa eden sineğin; hem gayet nezâfetperver, her vakit abdest alır gibi yüzünü, gözünü, kanatlarını temizleyen bu tâife, elbette mühim bir vazifesi vardır. Hikmet-i beşeriyenin nazarı kàsırdır; daha o vazifeyi ihâta edememiş.

    Evet, Cenâb-ı Hak, nasıl ki deniz yüzünü temizlemek ve her günde milyarlarla vefiyat bulunan hayvânât-ı bahriye cenazelerini
    HAŞİYE-1 toplamak ve deniz yüzünü cenazelerle âlûde, müstekreh manzaradan kurtarmak için, sıhhiye memurları


    Not
    Haşiye-1 Evet, bir balık, binler yumurta, binler yavru ve bazan bir milyon yumurtadan ibâret olan havyardan çıkan tevellüdât-ı semekiyeye nisbeten vefiyatları bulunacak—tâ ki muvâzene-i bahriye muhâfaza edilebilsin. Rahîmiyet-i İlâhiyenin lâtif cilvelerindendir ki, valide balıkların yavrularıyla nisbetsiz bir tefâvüt-ü cismîde bulunduklarından, yavrulara valideleri kumandanlık edemiyorlar. Sokuldukları yere giremedikleri için, Hakîm ve Rahîm, yavrular içinde onlara küçük bir kumandan çıkarıp, validelik vazifesini o küçük kumandancıklara gördürür.





    Cenâb-ı Hak
    : Hakkın tâ kendisi olan şeref ve yücelik sahibi Allah





    Hakîm
    : her işini hikmetle ve belli bir sebeple yapan Allah
    Hazret-i Mûsâ: [bk. bilgiler – Mûsâ (a.s.)] Nemrud: (bk. bilgiler)
    Rahîm: rahmeti herşeyi kuşatan, her bir varlığa ayrı ayrı şefkatini gösteren Allah beşer: insan
    cilve: görüntü, yansıma ehemmiyetli: önemli
    ehl-i dalâlet: doğru ve hak yoldan sapanlar, inançsız kimseler esbab: sebepler
    gaflet: Allah’ın emir ve yasaklarına duyarsız davranma hâli gayet: çok
    halk etme: yaratma havyar: balık yumurtası
    hayvânât-ı bahriye: deniz hayvanları haşiye: dipnot, açıklayıcı not
    hikmet-i beşeriye: insanlığın akıl yoluyla oluşturdukları felsefe bilimi hikmet-i hilkat: yaratılış hikmeti ve gayesi
    hilkat: yaratılış ibâret: meydana gelmiş, toplanmış
    ihâta etmek: içine almak, kuşatmak ilhâmen: ilham olarak, Allah’ın kalbe yerleştirmesi şeklinde
    içtimâ etmek: toplanmak kàsır: eksik, noksan
    lisân: dil, anlatma şekli lâtif: güzel, hoş
    mahlûk: varlık mağlûp etmek: yenmek
    mevzu: bahis, konu meâl: açıklama, anlam
    misil: benzer muacciz: rahatsız edici
    muhâfaza etmek: korumak, saklamak muvâzene-i bahriye: denizin dengesi
    muâraza etmek: sözle mücadele etmek, karşı gelmek mûcize-i Rabbâniye: her şeyin rabbi olan Allah’ın mucizesi
    müdafaa etmek: savunmak mühim: önemli
    müstekreh: çirkin, tiksinti uyandıran müştekiyâne: şikâyet eder şekilde
    nazar: bakış, görüş nezâfetperver: temizliğe düşkün
    nisbeten: kıyasla nisbetsiz: oransız, ölçüsüz
    rahîmiyet-i İlâhiye: Allah’ın her bir varlığa sonsuz şefkat göstermesi sual etmek: sormak
    sıhhiye memuru: sağlık görevlisi tefâvüt-ü cismî: görünüşteki farklılık
    tevellüdât-ı semekiye: balıkların yumurtadan çıkmaları teşkil eden: meydana getiren, oluşturan
    tâciz etmek: rahatsız etmek tâife: topluluk
    ulûhiyet: İlâhlık valide: anne
    vefiyat: vefatlar, ölümler yâ Rab: ey Rabbim
    zikretmek: anmak, ifade etmek âlihe: batıl ilâhlar, tanrılar
    âlûde: karışık âyet-i Rabbâniye: her şeyin rabbi olan Allah’ın âyeti, delili
    âyet-i tekvîniye: yaratılış âyeti; Cenâb-ı Hakkın var etme fiil ve kudretine dair olan delil şekvâ: şikâyet

    Yazar : Risale Forum

  4. #4
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 525 + 37882


    Cevap: Yirmi Sekizinci Lem'a - Sayfa 421

    nev’inden gayet muntazam âkilüllâhm bir kısım hayvânâtı halk etmiş. Eğer o bahriye sıhhiye memurları gayet muntazam vazifelerini îfâ etmeseydiler, deniz yüzü âyine gibi parlamayacaktı. Belki hazîn ve elîm bir bulanıklık gösterecekti.

    Hem her günde milyarlarla yabanî hayvanlar ve kuşların cenazelerini toplamakla rû-yi zemini o taaffünattan temizlemek ve zîhayatları o elîm, hazîn manzaralardan kurtarmak için, nezafet ve sıhhiye memurları hükmünde olan kartallar misilli, kerâmetkârâne, gizli ve uzak, beş altı saat mesafeden bir sevk-i Rabbânî ile o cenazenin yerini hisseden, giden ve kaldıran âkilüllâhm kuşları ve vahşî hayvanları halk etmiş. Eğer bu berriye sıhhiyeleri gayet mükemmel, intizamperver ve vazifedar olmasa idiler, zemin yüzü ağlanacak bir şekil alacaktı.

    Evet, âkilüllâhm hayvanların helâl rızıkları, vefat etmiş hayvanların etleridir. Hayatta olan hayvanların etleri onlara haramdır. Eğer yeseler, cezâ görürler.

    1 حَتّٰى يَقْتَصُّ الْجَمَّاۤءُ مِنَ الْقَرْنَاۤءِ (ev kemâ kàl). Yani, “Boynuzsuz olan hayvanın kısâsı kıyâmette boynuzludan alınır” diye ifade-i hadîsiye gösteriyor ki: Gerçi cesetleri fenâ bulur; fakat ervahları bâkî kalan hayvânât mâbeyninde dahi, onlara münâsip bir tarzda, dâr-ı bekàda mücâzat ve mükâfatları vardır. Ona binâen, canavarlara sağ hayvanların etleri haramdır, denilebilir.

    Hem küçücük hayvanların cenazelerini ve nimetin küçücük parçalarını ve tanelerini toplamak vazifesiyle karıncaları nezâfet memurları olarak, hem nimet-i İlâhiyenin küçücük parçalarını teleften ve çiğnemekten ve hakàretten ve abesiyetten sıyânet etmekle ve küçücük hayvânâtın cenazelerini toplamakla, sıhhiye memurları gibi tavzif olunmuşlar.

    Aynen onlardan daha mühim, sinekleri dahi, insanın gözüne görünmeyen, hastalıkların mikroplarını ve madde-i semmiyeyi temizlemekle, sinekler muvazzaftırlar. Değil mikropların nâkıleleri, bilâkis, muzır mikropları mass, yani, emmek



    Not
    Dipnot-1 Ahmed bin Hanbel, Müsned, 2: 235




    abesiyet
    : faydasız ve gayesiz oluş




    bahriye sıhhiye memuru
    : deniz sağlık görevlisi
    berriye sıhhiyesi: karada yaşayan sağlık görevlisi bilâkis: tersine
    binâen: dayanarak bâkî kalan: kalıcı ve sürekli olan
    dâr-ı bekà: devamlı ve kalıcı olan âhiret âlemi elîm: acı ve sıkıntı veren
    ervah: ruhlar ev kemâ kàl: veya söylediği gibi
    fenâ bulmak: yok olmak hakaret: küçüklük, değersizlik
    halk etmek: yaratmak hayvânât: hayvanlar
    hazîn: hüzün veren, acıklı ifade-i hadisiye: Hz. Peygamberden (a.s.m.) nakledilen hadisin açıklaması
    intizamperver: intizamı çok seven, herşeyi tertipli ve düzenli yapan kerâmetkârâne: kerâmetli bir şekilde
    kısâs: işlenen bir suçun cezası kıyâmet: dünyanın yıkılıp harap olmasından sonra kurulacak âhiret âlemi
    madde-i semmiye: zehirli madde mass etmek: emmek
    misilli: benzeri muntazam: düzenli
    muvazzaf: görevli muzır: zararlı
    mâbeyn: ara mücâzat: cezalandırma
    mühim: önemli mükemmel: kusursuz
    mükâfat: ödüllendirme münâsip: benzer, uygun
    nev’: tür nezafet: temizlik
    nimet: rızık olarak verilen şey, lütuf nimet-i İlâhiye: Allah’ın nimeti, yardımı
    nâkile: taşıyıcı rû-yi zemin: yeryüzü
    rızık: Allah’ın ihsan ettiği nimetler, yiyecekler sevk-i Rabbânî: her şeyin rabbi olan Allah’ın yönlendirmesi
    sıhhiye memuru: sağlık görevlisi sıyânet etmek: korumak
    taaffünat: çürümeler, kokuşmalar tavzif olunmak: vazifelendirilmek
    telef: zayi etme, yok etme vahşî: yabanî, saldırgan
    vazifedar: görevli yabanî: evcilleştirilmemiş, doğal ortamda yaşayan
    zemin: yer zîhayat: canlı
    âkilüllâhm: etçil, etle beslenen îfâ etme: yerine getirme
    Yazar : Risale Forum

  5. #5
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 525 + 37882


    Cevap: Yirmi Sekizinci Lem'a - Sayfa 422

    ve yemekle o mikropları imhâ, o madde-i semmiyeyi istihâleye uğratırlar, çok sârî hastalıkların önünü alırlar. Hem sıhhiye neferleri, hem tanzifat memurları, hem kimyager olduklarına ve geniş bir hikmete mazhar bulunduklarına delil ise, onların gayet kesretidir. Çünkü kıymettar, menfaattar şeyler teksir edilir. HAŞİYE-1

    Ey hodgâm insan! Sineklerin binler hikmet-i hayatiyesinden başka, sana âit bu küçücük faydasına bak, sinek düşmanlığını bırak: Çünkü, gurbette, kimsesiz, yalnızlıkta sana ünsiyet verdiği gibi, gaflete dalıp fikrini dağıtmaktan seni ikaz eder. Ve lâtif vaziyeti ve abdest alması gibi yüzünü, gözünü temizlemesiyle, sana abdest ve namaz, hareket ve nezâfet gibi vazife-i insâniyeti ihtar eder ve ders veren sineği görüyorsun.

    Hem sineğin bir sınıfı olan arılar, nimetlerin en tatlısı, en lâtifi olan balı sana yedirdikleri gibi, Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyânda, vahy-i Rabbânîye mazhariyetle serfirâz olduğundan, onları sevmek lâzım gelirken, sinek düşmanlığı, belki insana dâimâ muâvenete dostâne koşan ve her belâsını çeken o hayvânâta düşmanlığı gadirdir, haksızlıktır. Muzırların yalnız zararlarını def için mücâdele olabilir. Meselâ koyunları kurtların tecâvüzünden korumak için onlara mukàbele edilir. Acaba hararet zamanından vücudun idaresinden fazla olan kanın çoğalması ve bulaşık ve bazı mevâdd-ı muzırrayı hâmil evridede cereyan eden mülevves kana musallat, belki memur olan sivrisinek ve pireler fıtrî haccâmlar olmasınlar mı? Muhtemel...

    سُبْحَانَ مَنْ تَحَيَّرَ فِى صُنْعِهِ الْعُقُولُ 1




    Not
    Haşiye-1 Bir sineğin kanadı ve vücudu ne kadar hârika bir san’at-ı Rabbâniye olduğuna lâtifâne bir işaret olarak, meşhur Yûnus Emre‘nin bu fıkrası ne güzel bildirir: Bir sineğin kanadını kırk kağnıya yüklettim Kırkı da çekemedi, kaldı şöyle yazılı.
    Dipnot-1 San’atına, akılların hayran olduğu Allah, her türlü kusur ve noksandan münezzehtir.





    Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyân: açıklamalarıyla akılları benzerini yapmaktan âciz bırakan Kur’ân-ı Kerim Yûnus Emre: (bk. bilgiler)
    belâ: büyük sıkıntı cereyan eden: dolaşan, akan
    def: ortadan kaldırma, yok etme dostâne: dostça
    evride: toplardamar fıkra: ifade, cümle (bk f-ḳ-r)
    fıtrî: doğal, yaratılıştan gelen gadir: zulüm, acımasızlık
    gaflet: sorumsuzluk, âhiretten ve Allah’ın emir ve yasaklarından habersiz davranma gurbet: gariplik, yabancı memlekette olma
    haccâm: kan alma görevlisi hararet: ısı
    hayvânât: hayvanlar haşiye: dipnot, açıklayıcı not
    hikmet: herşeyin anlamlı ve yerli yerinde oluşu hikmet-i hayatiye: hayatta olmasındaki hikmet
    hodgâm: bencil hâmil: taşıyan
    ihtar etmek: hatırlatmak ikaz etmek: uyarmak
    imhâ: yok etme istihâle: dönüşüm, bir halden başka bir hale dönüşme
    kesret: çok kimyager: kimyacı
    kıymettar: değerli lâtif: güzel, hoş
    lâtifâne: hoş ve güzel bir şekilde madde-i semmiye: zehirli madde
    mazhar: bir şeye erişme, ayna olma mazhariyet: elde etme, erişme
    menfaattar: faydalı, yararlı mevâdd-ı muzırra: zararlı maddeler
    mukabele etmek: karşılık vermek musallat: sataşma, ilişme
    muzır: zararlı muâvenet: yardım
    mücâdele: çekişme, uğraşma, savaşma mülevves: kirli, pis
    nezâfet: temizlik nimet: Allah’ın rızık olarak verdiği yiyecek, içecek
    san’at-ı Rabbâniye: Allah’ın san’atı serfirâz: benzerlerinden üstün olan
    sârî: sirayet eden, bulaşıcı sıhhiye neferi: sağlık görevlisi
    tanzifat memuru: temizlik görevlisi tecâvüz: saldırı
    teksir edilmek: çoğaltılmak vahy-i Rabbânî: her şeyin rabbi olan Allah’ın vahyetmesi
    vazife-i insâniyet: insanlık görevi vaziyet: durum
    ünsiyet vermek: arkadaşlık etmek
    Yazar : Risale Forum

  6. #6
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 525 + 37882


    Cevap: Yirmi Sekizinci Lem'a - Sayfa 423

    Nefsimle mücâdele ettiğim bir zamanda, nefsim kendinde gördüğü nimet-i İlâhiyeyi kendi malı tevehhüm ederek gurura, iftihâra, temeddühe başladı. Ben ona dedim ki: “Bu mülk senin değil, emânettir.” O vakit nefis gurur ve iftihârı bıraktı, fakat tembelliğe başladı. “Benim malım olmayana ne bakayım? Zâyi olsun, bana ne?” dedi. Birden gördüm: Bir sinek, elime kondu, emânetullah olan gözünü, yüzünü, kanatlarını güzelce temizlemeye başladı. Bir neferin mîrî silâhını, elbisesini güzelce temizlediği gibi, sinek de temizliyordu. Nefsime dedim: “Bak.” Baktı, tam ders aldı. Sinek ise, mağrur ve tembel nefsime hoca ve muallim oldu.

    Sinek pisliği, tıp cihetiyle zararı yok bir maddedir ki, bazan tatlı bir şuruptur. Fakat sinek, yediği binler muhtelif muzır maddelerin ve mikropların ve semlerin menşei olmakla, sinekler küçücük istihâle ve tasfiye makineleri hükmüne geçmeleri hikmet-i Rabbâniyeden uzak değildir, belki şe’nindendir. Evet, arıdan başka sineklerin bazı tâifeleri var ki, HAŞİYE-1 muhtelif ve müteaffin maddeleri yerler, mütemâdiyen pislik yerine katre katre şurup damlatırlar. O semli, müteaffin maddeleri ağaçların yapraklarına yağan kudret helvası gibi tatlı, şifâlı bir şuruba tebdil ederek, bir istihâle makinesi olduklarını ispat ederler. Bu küçücük fertlerin ne kadar büyük bir milleti, bir tâifesi olduğunu göze gösterirler. “Küçüklüğümüze bakma. Tâifemizin azametine bak, ‘Sübhânallah’ de” diye lisân-ı hâl ile söylerler.








    Not
    Haşiye-1 Evet, sineğin küçücük bir tâifesini baharın âhirinde, badem ve zerdali ağaçlarının dallarında, siyah bir kütle halinde halk olunup, dala yapışık olup kalırlar. Mütemâdiyen, pislik yerine damlacıklar onlardan akıyor. O katreler bal gibi, sâir sinekler etrafına toplanırlar, emerler. Diğer bir başka tâifesi de nebâtâtın çiçeklerinin ve incir gibi bir kısım ağaçların telkîhinde istihdâm olunuyorlar. Sinek tâifelerinden yıldızlı, mumlu, ışıklı olan yıldız böceğin şâyân-ı temâşâ olduğu gibi, sinek tâifelerinden yaldızlı, altın gibi parlak kısmı da şâyân-ı dikkattir. Mızraklı sinekle, eşkıyaları hükmünde olan yabanî arıları da unutmamalıyız. Eğer Hâlik-ı Rahmân onların dizginini çekmeseydi, bu mızraklı tâifeler, pireler gibi insanlara hücum etseydiler, Nemrud’u öldürdükleri gibi, nev-i insanı da hırpalayacak idiler; وَاِنْ يَسْلُبْهُمُ الذُّبَابُ شَيْئًا لاَ يَسْتَنْقِذُوهُ âyetinin mânâ-yı işârîsini tefsir ederdi. İşte, bunlar gibi yüz namdar hâsiyetli tâifeleri bulunan sinek cinsinin büyük bir ehemmiyeti vardır ki, mezkûr azîm âyet onu mevzu yapmış;
    يَآ اَيُّهَا النَّاسُ ضُرِبَ مَثَلٌ (ilâ âhir) demiş.






    Hâlık-ı Rahmân: her şeyin yaratıcısı olan ve bütün varlıklara şefkat gösteren Allah Nemrud: (bk. bilgiler)
    Sübhânallah: Allah her türlü eksiklikten sonsuz derecede yücedir azamet: büyüklük
    azîm: büyük, yüce cihet: yön, şekil
    emânetullah: Allah’ın emâneti eşkiya: yol kesici, isyancı
    halk olunmak: yaratılmak haşiye: dipnot
    hikmet-i Rabbâniye: Allah’ın herşeyi bir fayda ve gayeye yönelik olarak, anlamlı ve yerli yerinde yaratması hâsiyetli: üstün özellikli
    ilâ âhir: ve devamı istihdam olunmak: görevlendirilmek
    istihâle: dönüşüm, bir halden başka bir hale dönüşme katre: damla
    kudret: güç, iktidar lisan-ı hâl: hâl ve beden dili
    mağrur: gururlu, kendini beğenmiş menşe: kaynak
    mevzu yapmak: konu etmek mezkûr: zikredilen, anılan
    muallim: öğretmen muzır: zararlı
    mânâ-yı işârî: işaret edilen mânâ mîrî: devlete ait
    müteaffin: kokuşmuş mütemadiyen: sürekli olarak
    namdar: şan ve şöhret sahibi nebâtât: bitkiler
    nefer: asker nefis: insanı daima kötülüğe, maddî zevk ve isteklere sevk eden güç
    nev-i insan: insan türü, insanlık nimet-i İlâhiye: Allah’ın nimeti
    sem: zehir sâir: diğer
    tasfiye: arındırma tebdil etmek: değiştirmek
    tefsir etmek: açıklamak, yorumlamak telkih: aşılama
    temeddüh: böbürlenme tevehhüm etmek: zannetmek
    tâife: grup, tür zâyi olmak: kaybolmak
    âhir: son âyet: Kur’an’da yer alan her bir cümle
    şe’n: temel özellik şâyân-ı dikkat: dikkate değer
    şâyân-ı temâşâ: seyretmeye değer
    Yazar : Risale Forum

  7. #7
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 525 + 37882


    Cevap: Yirmi Sekizinci Lem'a - Sayfa 424

    Dördüncü Nükte



    وَاَنْزَلْنَا الْحَدِيدَ فِيهِ بَأْسٌ شَدِيدٌ وَمَنَافِعُ لِلنَّاسِ 1


    âyetine dâir gayet ehemmiyet kesb etmiş. Mühim ve mütefennin bir adam bu sual ile bazı hocaları ilzâm ettiği bir suale muhtasar bir cevaptır.

    SUAL: Deniliyor ki: “Demir yerden çıkıyor; yukarıdan inmiyor ki 2 اَنْزَلْنَا denilsin. Neden 3 اَخْرَجْنَا dememiş; zâhiren muvâfık görülmeyen اَنْزَلْنَا demiş?”

    ELCEVAP: Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyân, اَنْزَلْنَا kelimesiyle, demirdeki azîm ve çok ehemmiyetli nimet cihetini ihtar etmek için اَنْزَلْنَا demiş. Çünkü yalnız demirin zâtını nazara vermiyor ki, “ihrac” desin. Belki demirdeki nimet-i azîmeyi ve nev-i beşerin demire ne derece muhtaç olduğunu ihtar içindir. Nimet ciheti ise aşağıdan yukarıya çıkmıyor, belki rahmet hazinesinden geliyor. Rahmet hazinesi elbette âlî, yukarı ve mânen yüksek mertebededir. Elbette nimet yukarıdan aşağıyadır ve muhtaç olan beşerin mertebesi aşağıdadır. Elbette in’âm, ihtiyâcın mâfevkindedir. Onun için, nimetin hazine-i rahmetten beşerin ihtiyâcına imdâd için gelmesinin hak tâbiri, اَنْزَلْنَا dır, “ihrac” değildir.




    Not
    Dipnot-1 “Biz demiri de indirdik ki, onda hem kuvvet ve şiddet, hem de insanlar için faydalar vardır.” Hadîd Sûresi, 57:25.
    Dipnot-2 İndirdik.
    Dipnot-3 Çıkardık.






    Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyan: açıklamalarıyla benzerini yapmakta akılları âciz bırakan Kur’ân azîm: büyük
    beşer: insan cihet: yön
    ehemmiyet: değer, önem emr-i İlâhiye: Allah’ın emri
    hak tâbir: en doğru tâbir, ifade hazine-i rahmet: Allah’ın rahmet hazinesi
    ihrac: dışarı çıkarma ihtar etmek: hatırlatmak
    ilzâm etmek: susturmak imdâd: yardım
    in’âm: nimet verme kelimât: kelimeler, sözler
    kesb etmek: kazanmak mertebe: derece, makam
    muhtasar: kısa, özet muvafık: uygun
    mâfevk: üst mânen: mânevî olarak
    mühim: önemli mütefennin: bilim adamı
    nazara verme: dikkati çekme nev-i beşer: insanlık
    nihâyetsiz: sınırsız nimet: Allah’ın rızık olarak verdiği, ihtiyaç duyulan herşey
    nimet-i azîme: büyük nimet rahmet: İlâhî şefkat, merhamet
    zâhiren: görünüş itibariyle âlî: yüce
    Yazar : Risale Forum

  8. #8
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 525 + 37882


    Cevap: Yirmi Sekizinci Lem'a - Sayfa 425

    Hem tedricî ihrâcat beşerin eliyle olduğu için, “ihrac” kelimesi ihsan cihetini nazar-ı gaflete hissettirmez. Evet, demirin maddesi murad olunsa, mekân-ı maddî itibarıyla ihraçtır. Fakat demirin sıfatı ve burada mânâ-yı maksudu olan “nimet” ise, mânevîdir. Bu mânâ-yı maddî, mekâna bakmıyor, belki mânevî mertebeye bakar. Rahmân’ın hadsiz mertebe-i ulviyetinin bir tecellîsi olan hazine-i rahmetten gelen nimet, elbette en yüksek makamdan en aşağı mertebeye gönderiliyor. Hak tâbiri اَنْزَلْنَا 1 dır. Bu tâbirle nev-i beşere ihtar eder ki, demir en büyük bir nimet-i İlâhiyedir.

    Evet, nev-i beşerin bütün san’atlarının mâdeni ve terakkiyâtının menbaı ve kuvvetinin medârı demirdir. İşte bu azîm nimeti ihtâr için, makam-ı imtinan ve in’âmda, kemâl-i haşmetle
    2 وَاَنْزَلْنَا الْحَدِيدَ فِيهِ بَأْسٌ شَدِيدٌ وَمَنَافِعُ لِلنَّاسِ ferman ediyor. Nasıl ki Hazret-i Dâvud’a en mühim bir mûcize olarak 3 وَاَلَنَّا لَهُ الْحَدِيدَ ferman ediyor. Yani, büyük bir peygambere büyük bir mûcize ve büyük bir nimet olarak demiri yumuşatmasını gösteriyor.

    Sâniyen: “Yukarı,” “aşağı” nisbîdir. Küre-i arzın merkezine göre yukarı ve aşağı oluyor. Hattâ bize nisbeten aşağı olan birşey, Amerika kıt’asına nazaran yukarı oluyor. Demek, merkezden sath-ı arz tarafına gelen maddeler, sath-ı arzda olanlara göre vaziyeti değişir.

    Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyân i’câz lisânı ile ifade ediyor ki: Demirin o kadar çok menâfii, o kadar geniş fevâidi vardır ki, insanın hânesi olan küre-i arzın mahzeninden çıkarılacak âdi bir madde değildir. Ve rastgele hâcâtta istimâl edilmiş fıtrî



    Not
    Dipnot-1 İndirdik.Dipnot-2 “Biz demiri de indirdik ki, onda hem kuvvet ve şiddet, hem de insanlar için faydalar vardır.” Hadîd Sûresi, 57:25.
    Dipnot-3 “Demiri de onun için yumuşattık.” Sebe’ Sûresi, 34:10.




    Amerika Kıt’ası
    : (bk. bilgiler – Amerika)




    Hazret-i Dâvud
    : [bk. bilgiler – Dâvud (a.s.)]
    Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyan: açıklamalarıyla benzerini yapmakta akılları âciz bırakan Kur’ân Rahmân: çok merhamet sahibi olan ve şefkatle bütün yaratıkların rızkını veren Allah
    azîm: büyük, yüce cihet: yön, taraf
    ferman etmek: emretmek, buyurmak fevâid: faydalar, kazançlar
    hadsiz: sınırsız hâcât: ihtiyaçlar
    hâne: ev ihrac: dışarı çıkarma
    ihrâcat: bir madeni yerin altından çıkarma işlemleri ihsan: bağış
    ihtar etmek: hatırlatmak istimâl edilmek: kullanılmak
    itibarıyla: açısından i’câz: mu’cize oluş, bir benzerini yapmakta başkalarını aciz bırakma
    kemâl-i haşmet: büyüklük ve heybetteki mükemmellik küre-i arz: yerküre, dünya
    lisan: dil mahzen: depo
    makam: derece, yer makam-ı imtinan ve in’âm: minnet ve nimeti hatırlatma yeri
    medâr: sebep, neden, kaynak mekân: yer
    mekân-ı maddî: maddî yer menba: kaynak
    menâfi: faydalar, yararlar mertebe: derece, makam
    mertebe-i ulviyet: yücelik mertebesi murad: kast edilen, istenen
    mâden: kaynak mânâ-yı maddî: maddî anlam
    mânâ-yı maksud: asıl kastedilen anlam mûcize: insanların benzerini yapmakta aciz kaldıkları olağanüstü şey
    nazar-ı gaflet: bir şeyin mânâsını anlamadan bakmak nazaran: –göre
    nev-i beşer: insanlık nimet-i İlâhiye: Allah’ın nimeti
    nisbeten: kıyasla nisbî: konumuna göre farklı hüküm alan, göreceli
    sath-ı arz: yeryüzü sâniyen: ikinci olarak, ikinci derecede
    tecellî: görünüm, yansıma tedricî: derece derece, aşamalı
    terakkiyât: ilerlemeler vaziyet: durum, hâl
    âdi: basit, sıradan
    Yazar : Risale Forum

  9. #9
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 525 + 37882


    Cevap: Yirmi Sekizinci Lem'a - Sayfa 426

    <META name=description content=""><META name=keywords content=""><STYLE type=text/css media=all> body {font-family:'Trebuchet MS',Arial,serif;font-size:12.0pt} </STYLE>bir mâden değildir. Belki Hâlık-ı Kâinatın tarafından rahmet hazinesinde ve kâinatın büyük tezgâhından ihzâr edilmiş bir nimet olarak, “Rabbü’s-Semâvâti ve’l-Arz” ünvân-ı haşmetiyle de küre-i arz sekenesinin hâcâtına medâr olmak için demiri inzâl etmiş, indirmiş diye, demirdeki umûmî menfaati ifade için, güya demirin gökten gelen rahmet, hararet ve ziyâ gibi öyle şümullü faydaları var ki, kâinat tezgâhından gönderiliyor, küre-i arzın dar anbarından değil. Belki kâinat sarayındaki büyük hazine-i rahmetten ihzâr edilerek gönderilip, küre-i arzın anbarında yerleştirilmiş; o anbardan asırların ihtiyâcına nisbeten parça parça ihraç ediliyor.

    Kur’ân-ı Azîmüşşân, bu küçük anbardaki parça parça çıkarılan demiri, yalnız “sarf etmek” mânâsını ifade etmek istemiyor. Belki Hazine-i Kübrâdan o nimet‑i azîmeyi küre-i arz ile beraber indirdiğini ifade etmek için; yani, bu küre-i arz hânesine en lâzım şey demirdir ki, Hâlık-ı Zülcelâl, güya küre-i arzı güneşten ayırıp insanlar için indirdiği zaman, demiri de beraber inzâl etmiş ve ekser ihtiyâc-ı beşer onunla temin edilmiştir. Kur’ân-ı Hakîm, “Bu demirle işlerinizi görünüz ve onu çıkarmaya çalışarak istifade ediniz” diye, mûcizâne ferman ediyor.

    Bu âyette hem def-i a’dâya, hem celb-i menâfie medâr iki nimet beyan ediyor. Nüzûl-u Kur’ân’dan evvel demirle ehemmiyetli menâfi-i beşeriye temin edildiği görülmüş. Fakat istikbalde demirin gayet hârika ve muhayyirü’l-ukùl bir surette, denizde, havada ve karada gezerek küre-i arzı musahhar edip, mevt-âlûd bir hârika kuvveti gösterdiğini ifade için, 1 فِيهِ بَأْسٌ شَدِيدٌ kelimesiyle, ihbâr-ı gaybî nev’inden bir lem’a-i i’câz gösteriyor.








    Not
    Dipnot-1 “Onda kuvvet ve şiddet vardır.” Hadid Sûresi, 57:25.






    Hazine-i Kübrâ: Allah’ın sonsuz nimetlerinin bulunduğu hazine Hâlık-ı Kâinat: evreni ve bütün varlıkları yaratan Allah
    Hâlık-ı Zülcelâl: sonsuz büyüklük ve görkem sahibi, her şeyin yaratıcısı olan Allah Kur’ân-ı Azîmüşşan: şan ve şerefi yüce olan Kur’ân
    Kur’ân-ı Hakîm: her âyet ve sûresinde sayısız hikmet ve faydalar bulunan Kur’ân Rabbü’s-Semâvâti ve’l-Arz: göklerin ve yerin Rabbi
    asır: yüzyıl beyan etmek: açıklamak
    celb-i menâfi: faydalı şeylerin çekilmesi def-i a’dâ: düşmanların uzaklaştırılması
    ekser: pek çok evvel: önce
    ferman etmek: buyurmak fıtrî: doğal, yaratılıştan gelen
    hararet: ısı, sıcaklık hazine-i rahmet: Allah’ın sonsuz rahmet hazinesi
    ihbâr-ı gaybî: gaybla ilgili haber; önceden haber verme ihraç etmek: bir mâdeni yer altından çıkarmak
    ihtiyac-ı beşer: insanın ihtiyacı ihzar edilmek: hazırlanmak
    inzal etmek: indirmek istikbal: gelecek
    kâinat: evren küre-i arz: yerküre, dünya
    lem’a-i i’câz: mu’cizelik parıltısı medâr: kaynak, sebep
    menfaat: yarar, fayda menâfi-i beşeriye: insanlığın yararına olan şeyler
    mevt-âlûd: ölümle karışık mucizâne: mucizeli bir şekilde
    muhayyirü’l-ukùl: akıllara şaşkınlık veren musahhar etmek: boyun eğdirmek, bir şeyin emrine vermek
    nev’inden: türünden nimet: Allah’ın rızık olarak verdiği, ihtiyaç duyulan herşey
    nimet-i azîme: çok büyük ve değerli nimet nisbeten: bağlantılı olarak
    nüzûl-u Kur’ân: Kur’ân’ın indirilmesi rahmet: İlâhî şefkat, merhamet
    sarf etmek: harcamak, kullanmak sekene: bir yerde ikâmet edenler, sakinler
    surette: şekilde tezgâh: üretim yeri
    umûmî: genel ziyâ: ışık, parlaklık
    âyet: Kur’ân’da yer alan her bir cümle ünvân-ı haşmet: görkem ve heybetli oluşu ifade eden isim
    şümullü: kapsamlı


    Yazar : Risale Forum

  10. #10
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 525 + 37882


    Cevap: Yirmi Sekizinci Lem'a - Sayfa 427

    Beşinci Nükte

    Geçmiş nükteden bahsederken hüdhüd-ü Süleyman’dan bahis açıldı. Israrcı ve sualci bir kardeşimiz:HAŞİYE-1 “Hüdhüdün, Cenâb-ı Hakkı tavsifte1 يَخْرُجُ الْخَبْءَ فِى السَّمٰوَاتِ وَاْلاَرَضِ diyerek mühim makamda, mühim evsâf-ı İlâhiye içinde, nisbeten hafif bu vasfın zikrine sebep nedir?”

    Elcevap: Beliğ bir kelâmın bir meziyeti şudur ki, söyleyenin ziyade meşgul olduğu san’atını, meşgalesini ihsâs etsin. Hüdhüd-ü Süleymanî ise, suyu az olan sahrâ-yı Ceziretü’l-Arabda gizli su yerlerini ferâsetle, kerâmetvâri keşfeden bedevî arîfleri gibi, hayvan ve tuyûrun arîfi olarak ve Hazret-i Süleyman Aleyhisselâma küngânlık eden ve su buldurup çıkarttıran mübârek ve vazifedar bir kuş olmakla, kendi san’atının mikyasçığıyla Cenâb-ı Hakkın semâvât ve arzdaki mahfiyâtı çıkarmakla mâbûdiyetini ve mescûdiyetini ispat ettiğini, kendi san’atçığıyla bilip ifade ediyor.

    Evet, hüdhüd pek güzel görmüş. Çünkü, toprak altındaki had ve hesaba gelmeyen tohumların, çekirdeklerin, mâdenlerin muktezâ-yı fıtrîsi, aşağıdan yukarıya çıkmak değildir. Çünkü ecsâm-ı sakîle ihtiyarsız, ruhsuz olduğu için, kendi yukarıya çıkamaz; yukarıdan kendi kendine aşağıya düşebilir. Aşağıdan, hususan toprak sıkleti altında gizlenen bir cisim, câmid omuzundaki ağır yükü silkip çıkmak, kat’iyyen kendi kendine olamaz. Demek bir kudret-i hârika ile çıkarılıyor.

    İşte, hüdhüd, berâhîn-i mâbûdiyet ve mescûdiyetin en gizlisini ve en mühimmini kendi arîfliğiyle bilmiş, bulmuş; Kur’ân-ı Hakîm onun hakkındaki ifadesine bir i’câz vermiştir.



    Not
    Haşiye-1 Sual etmekte çalışkan, yazmakta tembellik eden Re’fet’tir.Dipnot-1 “Göklerde ve yerdeki bütün gizlilikleri meydana çıkarır...” Neml Sûresi, 27:25.





    Hazret-i Süleyman: [bk. bilgiler – Süleyman (a.s.)] Hüdhüd/Hüdhüd-ü Süleyman: Hz. Süleyman’ın (a.s.) haberleşme vasıtası olarak görevlendirdiği kuş
    Kur’ân-ı Hakîm: her âyet ve sûresinde sayısız hikmet ve faydalar bulunan Kur’ân Re’fet: (bk. bilgiler – Re’fet Barutçu)
    arz: yer arîf: bilge
    bedevî: çölde yaşayan, göçebe beliğ: sözün düzgün, kusursuz, yerinde hâlin ve makamın gereğine göre söylenmesi
    berâhîn-i mâbûdiyet: ibadet edilmeye lâyık olmanın delilleri câmid: cansız
    ecsâm-ı sakîle: ağır cisimler evsâf-ı İlâhiye: Cenâb-ı Allah’ın Zâtını niteleyen yüce sıfatlar
    ferâset: çabuk sezme ve anlama kabiliyeti had ve hesaba gelmemek: sınırsız ve sayısız olmak
    haşiye: dipnot hususan: özellikle
    ihbâr-ı gaybî: gayb âleminde olan şeyler hakkında haber verme ihsas etmek: hissettirmek
    ihtiyarsız: iradesi olmayan i’câz vermek: mucizelik özelliği vermek
    kat’iyyen: kesinlikle kelâm: ifade, söz
    kerâmetvâri: keramet gösterir gibi keşfetmek: gizli bir şeyi açığa çıkarmak
    kudret-i hârika: benzersiz kudret, güç küngânlık: su kaynağını bulma işi
    küre-i arz: yerküre, dünya lem’a-i i’câz: mu’cizelik parıltısı
    mahfiyât: gizli şeyler makam: derece, konum
    mescudiyet: secde edilmeye lâyık olma mevt-âlûd: ölümle karışık
    meziyet: üstün özellik meşgale: meşguliyet
    mikyas: ölçü muktezâ-yı fıtrî: doğal yapılarının gereği
    musahhar etmek: boyun eğdirmek, bir şeyin emrine vermek mâbûdiyet: ibadet edilmeye lâyık olma
    mübarek: bereketli nev’inden: türünden
    nisbeten: kıyasla, oranla nükte: ince ve derin anlamlı söz
    sahrâ-yı Ceziretü’l-Arab: Arap Yarımadasında bulunan çöl semâvât: gökler
    sıklet: ağırlık tavsif: özelliklerini anlatma
    tuyûr: kuşlar vazifedar: görevli
    zikir: anmak, hatırlatmak ziyade: çok, fazla
    Yazar : Risale Forum

Sayfa 1/6 12345 ... SonSon

Facebook Yorumları

Facebook Giriş

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Bu Konudaki Etiketler

112, 115, 117, 128, 135, 143, 157, 159, 160, 161, 163, 164, 169, 176, 193, 28., 427, 440, 592, 600, adaletli, adedince, aklı, akıllara, aldıkları, âlemleri, alınmış, aracı, araf, arkadaşı, arınmış, arz, askerlik, atmak, aya, âyetlerden, âyine, azlığı, ağabeyi, ağzı, bakmıyor, bana, bağlantı, bağırarak, bağış, başkasını, başlarında, başlayan, bediüzzaman, beşer, bildirir, bilimi, bilinen, bilmesi, binaen, binaenaleyh, bir adam, biri, birlik, bizleri, bizzat, budur, buldum, bulunmak, buraya, bütün, çalışıyorlar, casus, çağdaş, çağırdı, çeken, cevaben, çok, çoktur, cömertlik, çıkarılan, dadır, daire, damarı, dane, dedikleri, dediler, demeye, derece, desteklemek, deyince, değildi, değiller, değiştirmek, dikkatle, diyebilir, dizginini, duruma, düzenli, düğü, düşmanı, dış, dışında, edenleri, ediyorlar, eksiksiz, eliyle, ellerinde, emrini, engellemek, esenlik, etsek, ettir, ettirir, ettiğimiz, eşkiya, faydaya, faziletler, ferah, fikirlere, fikrini, gaflete, galebe, gayret, geçiş, gelmiyor, gelmiş, gerçekleri, gerçeklik, getirip, gidip, girdim, gitmiş, gökte, görmeye, görünmek, görünüşü, gösterme, gözümüzle, güvenme, hakikatten, hakkaniyeti, haktan, halka, hapis, harap, hararet, hayalen, herkes, herşeye, herşeyin, hevâ, hevesi, hissediyorum, hissettim, hücum, hıristiyan, ibâdet, ihata, ilham, ilhamlar, ilimle, imaniye, indirdi, insanlığı, istekleri, istiyorlar, işaret, işgal, işiniz, iştihar, iştir, jpg, kâfiri, kalblerine, kanunları, kapılmak, kardeşi, kardeşimiz, kardeşlerimin, kardeşlerimiz, kardeşlerimizi, kendisinde, kesretli, kinaye, konuşmak, koruması, koyan, kudretine, kullar, külliye, kuvvetle, kuvvetlendirmek, kısmı, kıymetini, lâzım, lisanı, lütuf, mahkeme, mâsiva, mecbur, media, medrese, menbaı, meselâ, meselede, meseledir, meseleyi, mevcudat, mevcut, meydanı, mezarlık, milleti, misli, more info, muhabbete, muhakkak, mümkü, mürşidi, musîbetin, müstehak, müş, nasılki, nefer, nefret, nihayet, nüktesine, nurdur, nurlandıran, odası, olduk, olduğuna, olduğundan, olmadı, olmasındaki, olsalar, onlardan, özellikle, öğreten, payitaht, peygamberlere, rahmet, risale-i, risale-i nur, risaleti, rububiyeti, rüyalar, sakı, sanmak, sarılmak, seciye, sekiz, sevaplı, sevmez, seyyare, sizde, sohbette, sordukları, sordular, sormuşlar, suretle, sürmek, sırra, taarruz, tahrip, takdim, takdiri, tarikatta, tecavüz, tenkid, ters, tevahhuş, teşhir, titizlik, tokada, tokat, toplamak, toplansa, tutma, ubudiyeti, ümid, umum, üstü, uygulamalar, uykunu, uyumlu, vahy, varlığının, vazifesidir, verdiği, verilmiş, veyahut, yalnızlıkta, yapıyorlar, yaratılanlar, yardımı, yarım, yayı, yazdığı, yazılan, yekvücud, yerden, yolcusu, yönden, ışık, zamanla, zeminde, zerdali, zira, zulmü, şahsî, şahsiyet, şakirdleri, şartları, şenlendiren, şerifi, şeye, şeytanları, şeytanı, şöhret, şurup

Etiket Bulutu Ana Sayfası

Sosyal İmleme

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222