Sayfa 3/6 İlkİlk 123456 SonSon
58 sonuçtan 21 ile 30 arası

  1. #21
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 523 + 37882


    Cevap: Yirmi Sekizinci Lem'a - Sayfa 438

    Onuncu Nükte






    Nev-i beşerin ağlanacak gülmelerine, endişe-i istikbal ve âkıbetbînlik adesesiyle, gayet şâşaalı bir gece bayramında, hapishane penceresinden bakarken, nazar-ı hayalime inkişaf eden bir vaziyeti beyan ediyorum. Sinemada, eski zamanda mezaristanda yatanların vaziyet-i hayatiyeleri göründüğü gibi, yakın bir istikbalde mezaristan ehli olanların müteharrik cenazelerini görmüş gibi oldum. O gülenlere ağladım. Birden bir tevahhuş, bir acımak hissi geldi. Aklıma döndüm, hakikatten sordum: “Bu hayal nedir?” Hakikat dedi ki:

    Elli sene sonra, bu kemâl-i neş’e ile gülen ve eğlenen zavallılardan elliden beşi, beli bükülmüş, yetmiş yaşlı ihtiyarlar gibi; kırk beşi, mezaristanda çürümüş bulunacaklar. O güzel simalar, o neş’eli gülmeler, zıtlarına inkılâp etmiş olacaklar. Küllü âtin karîb kaidesiyle, madem yakında gelecek şeylerin gelmiş gibi görülmesi bir derece hakikattir; elbette gördüğün hayal değildir.

    Madem dünyanın gafletkârâne gülmeleri, böyle ağlanacak acı hallerin perdesidir ve muvakkat ve zevâle mâruzdur. Elbette biçare insanların ebedperest kalbini ve aşk-ı bekàya meftun olan ruhunu güldürecek, sevindirecek, meşru dairesinde ve müteşekkirâne, huzurkârâne, gafletsiz, mâsumâne eğlencelerdir ve sevap cihetiyle bâki kalan sevinçlerdir. Bunun içindir ki, bayramlarda gaflet istilâ edip gayr-ı meşru daireye sapmamak için, rivayetlerde, zikrullaha ve şükre çok azîm tergibat vardır. Tâ ki, bayramlarda o sevinç ve sürur nimetlerini şükre çevirip, o nimeti idame ve ziyadeleştirsin. Çünkü şükür nimeti ziyadeleştirir, gaflet ise kaçırır.

    Said Nursî



    Said Nursî: (bk. bilgiler – Bediüzzaman Said Nursî) adese: mercek
    azîm: çok büyük aşk-ı bekà: devamlı ve kalıcı olma aşkı
    beyan etmek: açıklamak biçare: çaresiz
    bâki: devamlı ve kalıcı olan cihet: taraf, yön
    ebedperest: sonsuz hayata arzulu endişe-i istikbal: gelecek endişesi
    gaflet: Allah’ın emir ve yasaklarına duyarsız davranma hâli gafletkârâne: Allah’ın emirlerine karşı umursamaz ve duyarsız davranırcasına
    gayr-ı meşru: helâl olmayan, dine aykırı hakikat: gerçek, esas
    huzurkârâne: kişinin kendisini Allah’ın huzurunda hissetmesi şeklinde idame: devam
    inkişaf eden: ortaya çıkan inkılâp etmek: dönüşmek
    istikbal: gelecek istilâ etmek: işgal altına almak
    kaide: kural kemâl-i neş’e: tam bir neşe
    küllü âtin karîb: gelecekte olacak her şey yakındır meftun: düşkün
    mezaristan: mezarlık mezaristan ehli: mezardakiler
    meşru: helal, dine uygun muvakkat: geçici
    mâsumâne: günahsız bir şekilde müteharrik: hareketli
    müteşekkirâne: teşekkür ederek nazar-ı hayal: bir meseleye hayalen bakmak
    nev-i beşer: insanlar nimet: iyilik, ihsan
    nükte: ince ve derin anlamlı söz rivayet: Hz. Peygamberden (a.s.m.) aktarılan ifade, hadis-i şerif
    sima: yüz tergibat: teşvikler, istek uyandırıcı ifadeler
    tevahhuş: korkma, ürküntü vaziyet: durum, hâl
    vaziyet-i hayatiye: hayat durumu zevâl: gelip geçicilik, yokluk
    zikrullah: Allah’ı çeşitli ifadelerle anma ziyadeleştirmek: çoğaltmak
    âkıbetbîn: âkıbeti gören; ileri görüşlü şâşaalı: gösterişli, göz alıcı bir şekilde
    şükür: teşekkür etme, Allah’a karşı minnet duyma



    Yazar : Risale Forum

  2. #22
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 523 + 37882


    Cevap: Yirmi Sekizinci Lem'a - Sayfa 439

    On Birinci Nükte

    Bir düstur

    Risale-i Nur talebeleri, Risale-i Nur’un dâiresi hâricinde nur aramamalı ve aramaz. Eğer ararsa, Risale-i Nur’un penceresinden ışık veren mânevî güneşe bedel bir lâmbayı bulur, belki güneşi kaybeder.

    Hem Risale-i Nur’un dâiresindeki hâlis, pek kuvvetli ve her ferdine çok ruhları kazandıran ve Sahâbenin sırr-ı verâset-i Nübüvvetle meşreb-i uhuvvetkârânesini gösteren “meşreb-i hıllet ve meslek-i uhuvvet” ise, hâriç dâirelerde o pedere ve o mürşide üç cihetle zarar vermek suretiyle, bir pederi aramaya ihtiyaç bırakmaz; birtek peder yerine, pek çok ağabeyi buldurur. Elbette büyük kardeşlerin müteaddit şefkatleri, bir pederin şefkatini hiçe indirir.

    Dâireye girmeden evvel bulduğu şeyhi, her fert o şeyhini, mürşidini, dâirede dahi muhâfaza edebilir. Fakat şeyhi olmayan, dâireye girdikten sonra, ancak dâire içinde mürşid arayabilir. Hem Risaletü’n-Nur’un velâyet-i kübrâ olan sırr‑ı verâset-i Nübüvvet feyzini veren ders-i hakâik dâiresindeki ilm-i hakikat dahi dâire hâricindeki tarikatlere ihtiyaç bırakmaz. Meğer tarikati yanlış anlayıp, güzel rüyalar, hayaller, nur ve zevklere müptelâ ve âhiret faziletinden ayrı olan dünyevî ve hevesî zevkleri arzulayan ve merciiyet makamını isteyen nefisperestler ola...

    Bu dünya dârü’l-hizmettir; külfet ve meşakkat ile ücret ölçülür—dârü’l-mükâfat değil. Onun içindir ki, ehl-i hakikat keşif ve kerâmetlerdeki ezvâk ve envâra ehemmiyet vermiyorlar. Belki bazan kaçıyorlar, setrini istiyorlar.

    Hem Risale-i Nur’un dâiresi çok geniştir; şâkirtleri pek çoktur. Hârice kaçanları aramaz, ehemmiyet vermez, belki daha içine almaz. Her insanda bir kalp var. Bir kalp ise, hem dâirede, hem hâriçte olamaz.

    Hem hâriçteki irşâda hevesli zâtlar, Risale-i Nur’un şâkirtleriyle meşgul olmamalı.





    Risaletü’n-Nur: Risale-i Nur’un diğer bir adı Sahâbe: Hz. Peygamberi (a.s.m.) gören ve onun yolundan giden Müslümanlar
    bedel: karşılık cihet: yön
    ders-i hakâik: hakikatlere ulaştırma dersi dârü’l-hizmet: hizmet alanı
    dârü’l-mükâfat: ödüllendirme yeri dünyevî: dünya ile ilgili
    düstur: kural ehemmiyet: değer, önem
    ehl-i hakikat: doğru ve hak yolda olan kimseler envâr: nurlar
    ezvâk: zevkler, lezzetler fazilet: üstün değer
    ferd: kişi, birey feyiz: mânevî bereket, bolluk
    hevesî: zevk ve hevesten kaynaklanan hâlis: içten, ihlâslı
    hâriç: dış ilm-i hakikat: hakikat ilmi, bilgisi
    irşad: doğru yolu gösterme, uyarma kerâmet: ihsan; Allah’ın sevdiği kullarına ikram olarak verdiği olağanüstü hal ve özellik
    keşif: mânevî alemlerdeki gizli olan hakikatleri açığa çıkarma külfet: güçlük, zorluk
    makam: derece merciiyet: müracaat yeri olma
    meslek-i uhuvvet: kardeşlik mesleği meşakkat: güçlük, zorluk
    meşreb-i hıllet: yakın dostluğu öngören hareket tarzı meşreb-i uhuvvetkârâne: kardeşliği öngören hareket tarzı
    muhâfaza etmek: korumak, saklamak müptelâ: bağımlı, düşkün
    mürşid: irşad eden, doğru yolu gösteren müteaddit: çeşitli, birçok
    nefisperest: nefsin arzu ve isteklerine çok düşkün olan peder: baba
    setretme: örtme, gizleme suret: şekil, yön
    sırr-ı verâset-i Nübüvvet: Peygamber varisliğinin sırrı tarikat: İlâhî hakikatlere ulaşmak için, şeyhin gözetiminde takip edilen yol
    velâyet-i kübrâ: en büyük velilik âhiret: öteki dünya, ölümden sonraki ebedî hayat
    şeyh: bir tarikatta en üst konuma ulaşmış kimse; bir tekkede ders veren ve müritleri bulunan kimse şâkirt: talebe, öğrenci
    Yazar : Risale Forum

  3. #23
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 523 + 37882


    Cevap: Yirmi Sekizinci Lem'a - Sayfa 440

    Çünkü üç cihetle zarar görmeleri muhtemeldir. Takvâ dâiresindeki talebeler irşâda muhtaç olmadıkları gibi, hâriçte kesretli namazsızlar var. Onları bırakıp bunlarla meşgul olmak irşad değildir. Eğer bu şâkirtleri severse, evvelâ dâire içine girsin, o şâkirtlere peder değil, belki kardeş olsun—fazileti ziyade ise ağabeyleri olsun.

    Hem bu hâdisede göründü ki, Risale-i Nur’a intisâbın çok ehemmiyeti var ve çok pahalı düştü. Ve buna bu fiyatı veren ve o yolda bütün âlem-i İslâm nâmına dinsizliğe karşı mücâhede vaziyetini alan aklı başında bir adam, o elmas gibi mesleği terk edip başka mesleklere giremez.


    Said Nursî









    Said Nursî
    : (bk. bilgiler – Bediüzzaman Said Nursî)




    cihet
    : taraf, yön
    ehemmiyet: değer, önem evvelâ: ilk olarak
    fazilet: üstün değer hâriç: dış
    intisâb: bağlanma irşad: doğru yolu gösterme, uyarma
    kesretli: pek çok muhtemel: ihtimal dahilinde
    mücâhede: cihad etme, din düşmanına karşı mücadele yapma nâmına: adına
    peder: baba takvâ: Allah’tan korkup emir ve yasaklarına titizlikle uyma
    vaziyet: durum ziyade: çok, fazla
    âlem-i İslâm: İslâm dünyası şâkirt: öğrenci, talebe
    Yazar : Risale Forum

  4. #24
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 523 + 37882


    Cevap: Yirmi Sekizinci Lem'a - Sayfa 441

    On İkinci Nükte

    Aziz kardeşlerim!

    Gücenmemek şartıyla bu defa takdirkârane değil, belki tenkidkârane iki küçük meseleyi beyan edeceğim:

    Birincisi: Ben, sizleri ve Risale-i Nur’u müdâfaa için çok davalarda bulundum. O davalardaki şahidlerimin birinci sınıfı sizlerdiniz. Halbuki, inkârınızla hem beni şahidsiz bıraktınız, hem de hakkımdaki ittihamı takviye ettiniz. Çünkü, sizin kaçmanız ve inkârınız, “Demek bir şey var ki, bunlar yanaşmıyorlar” diye fikir verdi. Hem ben sizlerin nasıl tebrienize çalıştım, sizden çoluk çocukları olmayan kısmı beni yalnız bırakmamak için merdâne yanaşmak lazımdı. Fakat, iş işten geçti, yeniden yanaşmağa lüzum yok.

    İkinci mesele: Seciye-i âliye-i Sahabeyi ve meşreb-i nurânî-i peygamberiyi beyan eden Risale-i Nur dairesindeki feyze kanaat etmeyip, bir kısım kardeşlerimiz tarikat hevesiyle üstadının ve kardeşlerinin şahs-ı mânevîsinin rızasını ve iznini almadan başka yerde o hevesle, hem kendine faidesi olmayarak, hem bizlere, hem Risale-i Nur’a, hem musibetzede arkadaşlarımıza, Risale-i Nur’a girmeyen rüfekamıza zarar ve müteaddid ve dikkatle bizi tecessüs eden adamların nazar-ı dikkatini celbe medar bir heveste bulundular. Ben ki, her birinizi yüz hemşehrime değiştirmediğimi resmen mahkemede iddia ettim ve beni ziyaret edenlere karşı iddia etmişim ki; Risale-i Nur talebelerinin en küçüğünü, hariç bir veliden daha ehemmiyetli gördüğümü ve Kuleönlü Ali, Lütfi gibi genç ve hâlis Risale-i Nur talebelerini hariçteki büyükçe bir veliye tercih ettiğimi çok emarelerle benden anladığınız halde, nasıl oluyor ki menfaatsiz, belki zararlı bir heves yolunda arkadaşlarının şahs-ı mânevîsinin malum ve âli makamını ve Üstadınızın





    Kuleönlü Ali: (bk. bilgiler – Küçük Ali) Lütfi: (bk. bilgiler – Abdullah Lütfi Özerdem)
    Said Nursî: (bk. bilgiler – Bediüzzaman Said Nursî) aziz: çok değerli, izzetli
    beyan etmek: açıklamak, izah et¬mek ehemmiyetli: değerli, kıymetli
    ehl-i ilim: ilim ehli olanlar, âlimler ehl-i takvâ: takvâ sahipleri; Allah’tan korkup emir ve yasaklarına titizlikle uyan kimseler
    emniyet: güven emâre: belirti, işaret
    entrika: dalavere, dolap çevirme faide: fayda, yarar
    feyiz: ilham, irfân, bereket gücenme: darılma
    hariç: bir şeyin dışında olan hemşehri: aynı şehirli olan
    heves: gelip geçici arzu ve istek huruf: harfler
    hâlis: saf, samimi hükûmet: idare, yönetim
    intişar: yayılma ittiham: suçlama, suçlu duruma düşürme
    kanaat etmek: yetinmek makam: konum, derece
    malûm: bilinen, belli medar: sebep
    menfaat: çıkar, kişisel yarar merdâne: mertçe
    meşreb-i nurânî-i peygamberî: peygamberin nurlu yolu musibetzede: belâya, sıkıntıya düşmüş olan kimse
    müdafaa: savunma müdafaat: savunmalar
    müteaddit: bir çok, çeşitli nazar-ı dikkati celb: dikkat çekme
    nazar-ı millet: milletin bakışı, düşüncesi rüfeka: refikler, arkadaşlar
    rıza: memnuniyet seciye-i âliye-i Sahabe: Sahabelerin yüksek karakteri
    takdirkârâne: takdir edercesine takviye etmek: güçlendirmek, desteklemek
    talebe: öğrenci tarikat: İlâhî hakikatlere ulaşmak için, şeyhin gözetiminde takip edilen yol
    tebrie: beraat ettirme tecessüs eden: casusluk yapan, gizlice araştıran
    tekerrür etme: tekrarlanma tenkidkârane: eleştiri şeklinde
    vasıta: aracı veli: Allah dostu
    âli: yüksek şahs-ı mânevî: belli bir kişi olmayıp bir cemaatten meydana gelen mânevî şahıs
    Yazar : Risale Forum

  5. #25
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 523 + 37882


    Cevap: Yirmi Sekizinci Lem'a - Sayfa 442

    müsellem size karşı hayırhahlığını düşünmeyip, hariçte makamı—sizce meçhul—ve hem o bîçareye zararlı bir surette şeyhlik damarını tahrik etmek suretinde sohbet etmek muvafık değildir.

    Bu tenkid—haşa—sizin umumunuza ve ekserinize ait değil, yalnız bir iki üç zatın kusurlarına da değil, kalblerinin fazla safvetinden ve tarikata ziyade heveslerindendir. Hem Isparta’nın en zaif damarı, sebeb-i ittihamımız olan tarikatı en kuvvetli sebep göstermeleri, zannederim bu mânasız tarikat hevesi sebebiyet vermiştir. Burada bu tevkifimizin en kuvvetli sebebi, bu bazı safdillerin hevesinden ve benimle de münasebetleri tarikat süsü verdiğinden tahmin ederim. Pek çok rica ederim benim bu tenkidimden gücenmeyiniz.


    Said Nursî








    On Üçüncü Nükte

    Kardeşlerim,

    Risale-i Nuru müdâfaa ve muhafazasında herkes, hatta ben de çekilsem, beş kardeşimizin çekilmemeleri gerektir. Bu arkadaşlarımız: Hüseyin Usta, Halil İbrahim, Re’fet Bey, Hüsrev ve Hakkı Efendi’lerdir. Üç evvelkilerin ihtiyarsız ihtiyatsızlığı; diğer ikisinin zâhirî düşmanlarının şahsî garazları yüzünden Risale-i Nura karşı çok fazla zarar yapılmak istenilmesine göre, Risale-i Nur ehemmiyetli bir sûrette iştihar ve intişar etmesi gibi bir nimet-i uzmâyı netice vermeseydi, bu kadar mazur ve masum Risale-i Nur şakirdlerinin teellümatına sebebiyet verdiklerinden dolayı bu kardeşlerimizin ruhları pek çok sıkılacaktı.

    İşte herkesten ziyade bu beş kardeşimizin ihtiyat edip yek-vücud bulunmaları lâzımdır.











    Hakkı Efendi: (bk. bilgiler – Hakkı Tığlı) Halil İbrahim: (bk. bilgiler – Halil İbrahim Çöllüoğlu)
    Hüseyin Usta: (bk. bilgiler – Hüseyin Zevki Usta) Hüsrev: (bk. bilgiler – Hüsrev Altınbaşak)
    Isparta: (bk. bilgiler) Re'fet Bey: (bk. bilgiler)
    Said Nursî: (bk. bilgiler – Bediüzzaman Said Nursî) bîçare: çaresiz, zavallı
    ekser: çoğunluk evvel: önce olma
    garaz: kötü kasıt hayırhah: başkasının iyiliğini isteyen
    hâşâ: asla öyle değil ihtiyarsız: iradesiz, düşünmeden
    ihtiyat etmek: önlem almak, tedbirli olmak ihtiyatsız: önlem almadan, tedbirsiz
    intişar etmek: yayılmak, dağılmak iştihar etmek: meşhur olmak, tanınmak
    mazur: mazeretli meçhul: bilinmeyen
    muhafaza: koruma muvafık: uygun, yerinde
    müdafaa: savunma münasebet: ilişki, bağlantı
    müsellem: doğruluğu şüphesiz kabul edilmiş netice verme: sonuç verme
    nimet-i uzmâ: büyük nimet nükte: ince ve derin anlamlı söz
    rica etmek: ummak, ümit etmek safdil: saf kalpli, kolay aldanan
    safvet: paklık, temizlik sebeb-i ittiham: suçlama sebebi
    sebebiyet vermek: neden olmak suret: biçim, şekil
    tahrik etmek: harekete geçirmek tarikat: İlâhî hakikatlere ulaşmak için, şeyhin gözetiminde takip edilen yol
    teellümat: elemler, acılar tenkid: eleştiri
    tevkif: tutuklama umum: bütün
    yekvücud: tek vücud zahirî: açık, görünürde
    zaif: zayıf ziyade: çok, fazla
    şakird: talebe, öğrenci şeyh: bir tarikatta en üst konuma ulaşmış kimse; bir tekkede ders veren ve müritleri bulunan kimse
    Yazar : Risale Forum

  6. #26
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 523 + 37882


    Cevap: Yirmi Sekizinci Lem'a - Sayfa 443

    On Dördüncü Nükte

    Kardeşlerim,

    Kalbime ihtâr edildi ki; nasıl ki, Mesnevi-î Şerif, şems-i Kur’ân’dan tezâhür eden yedi hakikattan bir hakikatın âyinesi olmuş, kudsî bir şerâfet almış; Mevlevîlerden başka daha çok ehl-i kalbin lâyemut bir mürşidi olmuş. Öyle de, Risâle-i Nur şems-i Kur’âniyenin ziyâsındaki elvân-ı seb’ayı ve o güneşteki renk renk, çeşit çeşit yedi nûru birden âyinesinde temessül ettirdiğinden—inşâallah—yedi cihetle şerîf ve kudsî ve yedi Mesnevî kadar ehl-i hakikata bâkî bir rehber ve bir mürşid olacak.






    On Beşinci Nükte

    Kardeşlerim,

    Hafîz-i Zülcelâlin hıfz ve himayetine bakınız ki, meselemiz münasebetiyle Risale-i Nur'un risaleleri adedine muvafık olarak, yüz yirmi kusür adamın mahrem evraklarıyla istintakta oldukları halde ve ecnebîlerin entrikalarıyla ve muhalif komitecilerin dolaplarıyla mevcut ve münteşir müteaddit cemiyetlerin hiçbirisiyle, Risale-i Nur'un hiçbir şakirdinin münasebettarlığını gösterecek hiçbir madde bulunmaması, gayet zahir ve parlak bir himaye-i Rabbaniyedir. Muhafaza-i İlâhiyeye ve İmam-ı Ali (r.a.) ve Gavs-ı Âzam (k.s.), Risale-i Nur'a ait keramet-i gaybiyelerini cidden teyid eden bir inayet-i Rahmâniyedir. Kırk ikilik bir top güllesini, kırk iki mâsum ve mazlum kardeşlerimizin dergâh-ı İlâhiyeye açılan elleriyle doldurup, geri çevirip, atanların başlarında mânen patlattırdı. Bizlere, yalnız ehemmiyetsiz, sevaplı, hafif birkaç yara bereden başka olmadı. Böyle bir seneden beri doldurulan bir toptan, böyle pek az zararla kurtulmak harikadır.





    Gavs-ı Âzam: [bk. bilgiler – Abdulkâdir-i Geylânî (k.s.)] Hafîz-i Zülcelâl: sonsuz haşmet ve yücelik sahibi, büyük küçük herşeyi kaydedip koruyan Allah
    Mesnevi-î Şerif/Mesnevî: (bk. bilgiler – Mevlânâ Celâleddin-i Rûmî) Mevlevîler: Mevlevî tarikatına bağlı olanlar
    bâkî: devamlı ve kalıcı olan cemiyet: dernek
    cidden: ciddî olarak cihet: taraf, yön
    dergâh-ı İlâhiye: Allah’ın yüce katı, makamı ecnebî: yabancı
    ehl-i hakikat: doğru ve hak yolda olan kimseler ehl-i kalb: kalb ehli, mânevî derecelere yükselen kişiler
    elvân-ı seb’a: yedi renk entrika: dalavere, dolap çevirme
    hakikat: asıl, esas, gerçek mahiyet himayet: koruma
    himâye-i Rabbâniye: Allah’ın koruma ve himâyesi hıfz: koruma, muhafaza etme
    ihtâr edilmek: uyarılmak inayet-i Rahmâniye: çok merhametli ve şefkatli olan Allah’ın inayeti, yardımı
    inşaallah: Allah izin verirse istintak: konuşturma, sorgulama
    keramet-i gaybiye: gelecekle ilgili keramet komite: cemiyet, topluluk
    kudsî: her türlü kusur ve noksandan uzak lâyemut: ölümsüz
    mahrem: gizli mazlum: zulme uğramış
    mevcut: var olan muhafaza-i İlâhiye: İlâhî muhafaza, Allah’ın koruması
    muhalif: aykırı, zıt muvafık: uygun
    mânen: mânevî yönden münasebet: bağlantı, ilgi
    münasebettar: alâkalı, ilgili münteşir: yayılmış
    mürşid: irşad eden, doğru yolu gösteren müteaddit: bir çok, çeşitli
    risale: Risale-i Nur’un her bir bölümü temessül etmek: göstermek, yansıtmak
    teyid etmek: desteklemek tezâhür etmek: ortaya çıkmak, görünmek
    zahir: açık, âşikar ziya: ışık
    İmam-ı Ali: [bk. bilgiler – Ali (r.a.)] şems-i Kur’ân: Kur’ân güneşi
    şerâfet: şereflilik şerîf: şerefli, yüce
    Yazar : Risale Forum

  7. #27
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 523 + 37882


    Cevap: Yirmi Sekizinci Lem'a - Sayfa 444

    Böyle pek büyük bir nimete karşı, şükür ve sürur ve sevinçle mukabele etmek gerektir. Bundan sonraki hayatımız bize ait olamaz; çünkü müfsidlerin plânlarına göre, yüzde yüz mahv idik. Demek bundan sonraki hayatı kendimize değil, belki hak ve hakikate vakfetmeliyiz. Şekvâ değil, şükrettirecek rahmetin izini, yüzünü, özünü görmeye çalışmalıyız.






    On Altıncı Nükte


    Kardeşlerimden ricâ ederim ki:

    Sıkıntı veya ruh darlığından veya titizlikten veya nefis ve şeytanın desiselerine kapılmaktan veya şuursuzluktan arkadaşlardan sudur eden fena ve çirkin sözleriyle birbirine küsmesinler ve “Haysiyetime dokundu” demesinler. Ben o fena sözleri kendime alıyorum. Damarınıza dokunmasın, bin haysiyetim olsa kardeşlerimin mabeynindeki muhabbete ve samimiyete fedâ ederim.






    On Yedinci Nükte
    Kardeşlerim,

    Maatteessüf başımıza gelen şefkat tokatını, iki üç gündür, kat’i bir kanaatla anladım. Hattâ, ehl-i isyan hakkında gelen bir âyetin çok işarâtından bir işareti bize bakıyor gibi hissettim. O da şudur: 1 فَلَمَّا نَسُوا مَا ذُكِّرُوا بِهِ...اَخَذْنَاهُمْ yâni: “Onlara ihtar ettiğimiz ders ve nasihatı unuttukları ve amel etmedikleri vakit, onları tutup musîbet altına aldık.”

    Evet, en âhirde sırr-ı ihlâsa dâir bir risâle bize yazdırıldı. Elhak, gayet âlî ve nurânî bir düstur-u uhuvvet idi. Ve on binler kuvvetle ancak mukabele edilir hâdiselere, musîbetlere karşı, o sırr-ı ihlâs ile on adamla mukavemet ettirebilir bir düstür-u kudsî idi. Fakat, maatteessüf başta ben, biz o ihtâr-ı mânevî ile amel edemedik. Bu âyetin mânâ-yı işârisiyle: اَخَذْنَاهُمْ cifrî tarihiyle bin üç yüz elli


    Not
    Dipnot-1 En’âm Sûresi, 6:44.





    amel etmek
    : uygulamak, yerine getirmek




    cifrî
    : (bk. bilgiler – cifir ilmi)
    desise: hile, aldatma düstur-u kudsî: kutsal prensip
    düstur-u uhuvvet: kardeşlik kuralı ehl-i isyan: Allah’a karşı isyan eden kimseler
    elhak: gerçekten hak ve hakikat: doğru ve gerçek
    haysiyet: itibar, saygınlık ihtar etmek: hatırlatmak
    ihtâr-ı mânevî: mânevî yönden gelen uyarı işarât: belirtiler
    kanaat: görüş, fikir kat’i: şüphesiz, kesin
    maatteessüf: ne yazık ki mabeyninde: arasında
    mahv: yok olma muhabbet: sevgi
    mukabele etmek: karşılık vermek mukavemet: dayanma, karşı koyma
    musîbet: belâ, felaket mânâ-yı işâri: işaretlerle ifade edilen mânâ
    müfsit: bozguncu nefis: insanı daima kötülüğe, haram olan zevk ve isteklere sevk eden duygu
    nimet: iyilik, lütuf, ihsan nurânî: nurlu, ışıklı
    nükte: ince ve derin anlamlı söz rahmet: ihsan, bağış
    rica etmek: ummak, ümit etmek risâle: küçük çaplı kitap
    sudur eden: ortaya çıkan sürur: mutluluk, sevinç
    sırr-ı ihlâs: ihlâs sırrı vakfetmek: bağışlamak
    âhir: son âlî: yüce
    âyet: Kur’ân’da yer alan her bir cümle şekvâ: şikayet
    şuursuz: bilinçsiz şükür: teşekkür etme, Allah’a karşı minnet duyma
    Yazar : Risale Forum

  8. #28
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 523 + 37882


    Cevap: Yirmi Sekizinci Lem'a - Sayfa 445

    iki eder. Aynı tarihiyle tutturulduk. Bir kısmımız şefkat tokadına giriftâr olduk. Bir kısmımız hakkında tokat değil, belki tokada mâruz olan kardeşlerimize medâr-ı tesellî ve kendilerine medâr-ı sevab ve istifade olmak için bu musîbetin içine alındı.

    Evet, ihtilâttan men olunduğum için üç aydan beri yeniden üç gündür ben, kardeşlerimin dâhilî ahvâline de muttâli oldum. Hiç hatır ve hayâlime gelmez en hâlis zannettiğim kardeşlerimde sırr-ı ihlâsa münâfi hareket vukûa gelmişti. Ondan anladım ki:
    1
    فَلَمَّا نَسُوا مَا ذُكِّرُوا بِهِ...اَخَذْنَاهُمْ âyetinin uzaktan uzağa bir mânâ-yı işârîsi bize de bakıyor. Ehl-i dalâlet için nâzil olan bu âyet onlara azaptır. Fakat bizim için terbiye-i nüfûs ve keffáretü’z-zünûb ve tezyîd-i derecât için şefkat tokadıdır. Biz elimizdeki kıymettar nimet-i İlâhiyeyi tam takdir etmediğimizden, tokat yediğimize bir delil şudur ki: En kudsî bir mücâhede-i mâneviyeyi tazammun eden ve sırr-ı verâset-i nübüvvetle velâyet-i kübrânın feyzine mazhar ve sahâbenin sırr-ı meşrebine medâr olan Risâle-i Nur ile hizmet-i kudsiye-i Kur’âniyemize kanâat etmeyip, menfaatı şimdilik bize pek az ve bu vaziyetimize mühim zararı muhtemel tarikat hevesinin birkaç defa şiddetle ihtarımla önü alınmasıdır. Yoksa, hem vahdetimizi bozacaktı, hem dört elifin tesânüdüyle bin yüz on birden dört kıymetine tenzil eden teşettüt-ü efkâr ve bu gayet ağır hâdiseye karşı kuvvetimizi hiçe indiren tenâfür-ü kulûba uğrayacaktı.

    Gülistan sahibi Şeyh Sa’di-i Şirâzî naklediyor, der: “Ben bir ehl-i kalbi tekkede, seyr-i sülûk ile meşgul iken görmüştüm. Birkaç gün sonra onu talebeler içinde,


    Not
    Dipnot-1 Onlara ihtar ettiğimiz ders ve nasihatı unuttukları ve amel etmedikleri vakit, onları tutup musîbet altına aldık. En’âm Sûresi, 6:44.







    Gülistan
    : (bk. bilgiler – Sâdi-i Şirâzî)






    Sahâbe
    : Hz. Peygamberi (a.s.m.) hayattayken gören ve onun yolundan giden Müslümanlar
    ahvâl: hâller, durumlar azap: acı, sıkıntı
    dâhilî: içteki ehl-i dalâlet: doğru ve hak yoldan sapanlar, inançsız kimseler
    ehl-i kalb: kalp yoluyla mânevî derecelere yükselen kişiler elif: Arap alfabesinin ilk harfi (elif harfine benzemesinden dolayı (1) rakamı karşılığında da kullanılır)
    feyiz: mânevî gıda, bereket giriftâr olmak: yakalanmak
    heves: gelip geçici arzu ve istek hizmet-i kudsiye-i Kur’âniye: Kur’ân’a dayalı kutsal hizmet
    hâlis: samimî, ihlâslı ihtar: hatırlatma
    ihtilât: insanlar arasına karışma istifade etmek: faydalanmak
    kanâat etmek: yetinmek keffáretü’z-zünûb: günahların bağışlanmasına vesile
    kudsî: her türlü kusur ve noksandan uzak, kutsal kıymet: değer
    kıymettar: değerli mazhar: bir şeye ulaşma, bir şeyi elde etme
    medâr olmak: kaynak, dayanak olmak medâr-ı sevab: sevap kaynağı, sebebi
    medâr-ı tesellî: teselli kaynağı, sebebi men olunmak: yasaklanmak
    menfaat: fayda muhtemel: ihtimal dahilinde
    musîbet: belâ, felaket muttalî: haberdar olma, bilgi sahibi olma
    mânâ-yı işârî: işaret edilen mânâ mâruz olmak: bir şeyle yüz yüze gelmek
    mücâhede-i mâneviye: mânevî olarak yapılan cihad münâfi: aykırı, zıt
    nimet-i İlâhiye: Allah’ın nimeti nâzil olmak: inmek
    seyr-i sülûk: mânevî makamlarda yapılan seyir ve seyahat sırr-ı ihlâs: ihlâs sırrı, esprisi
    sırr-ı meşrep: meslek sırrı sırr-ı verâset-i nübüvvet: Peygamberlik varisliğinin sırrı
    talebe: öğrenci tarikat: İlâhî hakikatlere ulaşmak için, şeyhin gözetiminde takip edilen yol
    tazammun eden: içeren tekke: tarikat ehlinin zikir ve ders için toplandıkları yer
    tenzil etmek: indirmek tenâfür-ü kulûp: kalplerin birbirinden nefret etmesi
    terbiye-i nüfûs: nefislerin terbiyesi tesânüd: dayanışma, karşılıklı yardımlaşma
    tezyîd-i derecât: derecelerin artması teşettüt-ü efkâr: fikir ayrılıkları
    vahdet: birlik vaziyet: durum
    velâyet-i kübrâ: en büyük velilik makamı vukûa gelmek: gerçekleşmek
    âyet: Kur’ân’da yer alan her bir cümle Şeyh Sa’di-i Şirâzî: (bk. bilgiler – Sâdi-i Şirâzî)
    Yazar : Risale Forum

  9. #29
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 523 + 37882


    Cevap: Yirmi Sekizinci Lem'a - Sayfa 446

    medresede gördüm. Ne için o feyizli tekkeyi terkedip, bu medreseye geldin, dedim. O da dedi ki: Orada herkes kendi nefsini—eğer muvaffak olursa—kurtarabilir. Burada ise bu âlî-himmet şahıslar kendileriyle beraber çoklarını kurtarmaya çalışıyorlar. Uluvv-ü cenâb, uluvv-ü himmet bunlardadır. Fazîlet ve himmet bunlardadır. Onun için buraya geldim.”

    Şeyh Sa’dî bu vâkıayı, kısaca hülâsasını Gülistan’ında yazmıştır.

    Acaba, talebelerin, نَصَرَ, نَصَرَا, نَصَرُوا, نَصَرَتْ... gibi sarf ve nahvin küçücük meseleleri tekkelerdeki virdlere râcih gelirse, Risâle-i Nur’un:
    اٰمَنْتُ بِاللهِ وَمَلٰۤئِكَتِهِ وَكُتُبِهِ وَرُسُلِهِ وَبِالْيَوْمِ اْلاٰخِرِ 1


    deki hakaik-ı kudsiye-i imâniyeyi en kat’î ve vâzıh bir sûrette ders verip, en muannid zındıkları ve en mütemerrid feylesofları susturup ders verirken, onu bırakıp, yahut sekteye uğratıp, veyahut kanâat etmeyip, tarikat hevesiyle Risâle-i Nur’dan izin almayarak kapanmış hangâhlara girmek, ne derece yanlış olduğunu ve bizim bu şefkat tokadına ne derece istihkak kesbettiğimizi gösteriyor.


    Said Nursî





    Not
    Dipnot-1 “Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe iman ettim.”






    Gülistan: (bk. bilgiler – Sâdi-i Şirâzî) Said Nursî: (bk. bilgiler – Bediüzzaman Said Nursî)
    fazîlet: yüksek meziyet, erdem feyiz: mânevî gıda, bereket
    feylesof: filozof, felsefeci hakaik-ı kudsiye-i imâniye: kutsal iman hakikatleri, esasları
    hangâh: derviş evi, büyük tekke heves: gelip geçici arzu ve istek
    himmet: ciddî gayret, fedakârlık hülâsa: özet
    istihkak kesbetmek: hak kazanmak kanâat etme: yetinme
    kat’î: kesin medrese: İslâm dünyasında düzenli öğretim kuruluşu, okul
    muannid: inatçı muvaffak olmak: başarmak
    mütemerrid: inatçı nefis: bir kimsenin kendisi
    râcih: üstün gelen, tercih edilen sarf ve nahiv: Arapça dil bilgisi, gramer
    sekteye uğratmak: engellemek sûret: şekil
    talebe: öğrenci tarikat: İlâhî hakikatlere ulaşmak için, şeyhin gözetiminde takip edilen yol
    tekke: tarikat ehlinin zikir ve ders için toplandıkları yer uluvv-ü cenâb: yüksek makam ve kişilik sahibi
    uluvv-ü himmet: yüksek gayret ve fedakârlık vird: devamlı yapılan zikir
    vâkıa: olay vâzıh: açık, aşikâr
    zındık: dinsiz âlî-himmet: yüce himmetli
    Şeyh Sa’di: (bk. bilgiler – Sâdi-i Şirâzî)
    Yazar : Risale Forum

  10. #30
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 523 + 37882


    Cevap: Yirmi Sekizinci Lem'a - Sayfa 447

    Bir Tenbih

    İki küçük hikâye

    Birincisi: Bundan on beş sene evvel Rusya’nın şimâlinde esir olduğum zaman doksan esir zabitlerimizle beraber büyük bir fabrika koğuşunda bulunuyorduk. Sıkıntı ve ruh darlığından çok münakaşalar, gürültüler oluyordu. Umumun bana karşı ziyade hürmetleri olduğundan teskin ediyordum. Sonra, sükûneti muhafaza için dört-beş zabiti tâyin ettim. Ve dedim; “Hangi köşede bir gürültü işittiniz, hemen yetişiniz. Hangi taraf haksız ise ona yardım ediniz.” Hakikaten bu tedbir ile gürültünün önü alındı. Benden soruldu: “Ne için haksıza yardım ediniz, diyorsun?”

    Cevaben, o zaman demiştim ki: “Haksız insafsızdır. Bir dirhem menfaatını kırk dirhem istirahat-ı umumiye için bırakmaz. Haklı adam ise insaflı olur. Bir dirhem hakkını, sükûnet-i umumiyedeki kırk dirhem arkadaşının menfaatına fedâ eder, bırakır. Gürültü kalkar, sükûnet iade edilir. Bu koğuştaki doksan zât istirâhat eder. Eğer, haklıya muâvenet edilse, gürültü daha ziyadeleşecek. Bu nevi hayat-ı içtimâiyede, menfaat-ı umumiyenin ehemmiyeti nazara alınır.”

    İşte ey kardeşlerim! Bu hayatın, bu içtimaımızda, “Bu kardeşim bana haksızlık etti” diye “küstüm” demeyiniz. Bu pek hatâdır. O arkadaşın sana bir dirhem zarar vermiş ise, sen küsmekle kırk dirhem bizlere zarar veriyorsun. Belki kırk lira Risâle-i Nur’a zarar vermek muhtemeldir. Fakat lillâhilhamd pek haklı ve kuvvetli müdâfaatımız, arkadaşların mükerrer isticvâba gitmelerinin önünü aldığından, fesâdın önü alındı. Yoksa, birbirinden küsmüş kardeşler, bir sinek kanadı kadar küçük bir çöpün göze girmesi gibi veyahut bir kıvılcımın baruta düşmesi gibi, az bir garazla büyük bir zarar verebilirdi.

    İkinci hikâye: Bir vakit ihtiyar bir kadının sekiz oğlu varmış. Herbirisine mevcut sekiz ekmekten birer ekmek verdi, kendine kalmadı. Sonra, herbirisi ekmeğinin yarısını ona verdi. Onun ekmeği dört oldu; ötekiler yarıya indi.

    Kardeşlerim, ben de kırkınızın herbirinin musîbet hissesinin mânevî eleminin yarısını kendimde hissediyorum. Kendi şahsıma âit elemi, aldırmıyorum. Bir gün fazla muztar bulundum, “acaba hatamın cezâsı mıdır çekiyorum” diye geçmiş





    Rusya: (bk. bilgiler) dirhem: çok küçük
    ehemmiyet: değer, önem elem: acı, keder
    fesâd: bozgunculuk garaz: kötü kasıt
    hakikaten: gerçekten hayat-ı içtimâiye: sosyal hayat
    hisse: pay hürmet: saygı
    iade etmek: geri vermek isticvâb: sorguya çekmek
    istirahat-ı umumiye: genel huzur ortamı istirâhat etme: dinlenme
    içtima: toplanma lillâhilhamd: Allah’a hamd olsun!
    menfaat: fayda menfaat-ı umumiye: toplumun genelini ilgilendiren fayda
    mevcut: var muhafaza etmek: korumak
    muhtemel: ihtimal dahilinde musîbet: âfet, belâ
    muztar: çaresiz muâvenet: yardım
    müdâfaat: savunmalar mükerrer: tekrarlanan
    münakaşa: tartışma nazara almak: dikkate almak
    nevi: çeşit, tür sükûnet: sakinlik
    sükûnet-i umumiye: genel sakinlik tedbir: önlem
    tenbih: uyarı teskin etmek: sakinleştirmek
    tâyin etmek: görevlendirmek, atamak umum: bütün, genel
    zabit: subay ziyade: çok
    ziyadeleşmek: artmak, çoğalmak şimâl: kuzey
    Yazar : Risale Forum

Sayfa 3/6 İlkİlk 123456 SonSon

Facebook Yorumları

Facebook Giriş

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Bu Konudaki Etiketler

112, 115, 117, 128, 135, 143, 157, 159, 160, 161, 163, 164, 169, 176, 193, 28., 427, 440, 592, 600, adaletli, adedince, aklı, akıllara, aldıkları, âlemleri, alınmış, aracı, araf, arkadaşı, arınmış, arz, askerlik, atmak, aya, âyetlerden, âyine, azlığı, ağabeyi, ağzı, bakmıyor, bana, bağlantı, bağırarak, bağış, başkasını, başlarında, başlayan, bediüzzaman, beşer, bildirir, bilimi, bilinen, bilmesi, binaen, binaenaleyh, bir adam, biri, birlik, bizleri, bizzat, budur, buldum, bulunmak, buraya, bütün, çalışıyorlar, casus, çağdaş, çağırdı, çeken, cevaben, çok, çoktur, cömertlik, çıkarılan, dadır, daire, damarı, dane, dedikleri, dediler, demeye, derece, desteklemek, deyince, değildi, değiller, değiştirmek, dikkatle, diyebilir, dizginini, duruma, düzenli, düğü, düşmanı, dış, dışında, edenleri, ediyorlar, eksiksiz, eliyle, ellerinde, emrini, engellemek, esenlik, etsek, ettir, ettirir, ettiğimiz, eşkiya, faydaya, faziletler, ferah, fikirlere, fikrini, gaflete, galebe, gayret, geçiş, gelmiyor, gelmiş, gerçekleri, gerçeklik, getirip, gidip, girdim, gitmiş, gökte, görmeye, görünmek, görünüşü, gösterme, gözümüzle, güvenme, hakikatten, hakkaniyeti, haktan, halka, hapis, harap, hararet, hayalen, herkes, herşeye, herşeyin, hevâ, hevesi, hissediyorum, hissettim, hücum, hıristiyan, ibâdet, ihata, ilham, ilhamlar, ilimle, imaniye, indirdi, insanlığı, istekleri, istiyorlar, işaret, işgal, işiniz, iştihar, iştir, jpg, kâfiri, kalblerine, kanunları, kapılmak, kardeşi, kardeşimiz, kardeşlerimin, kardeşlerimiz, kardeşlerimizi, kendisinde, kesretli, kinaye, konuşmak, koruması, koyan, kudretine, kullar, külliye, kuvvetle, kuvvetlendirmek, kısmı, kıymetini, lâzım, lisanı, lütuf, mahkeme, mâsiva, mecbur, media, medrese, menbaı, meselâ, meselede, meseledir, meseleyi, mevcudat, mevcut, meydanı, mezarlık, milleti, misli, muhabbete, muhakkak, mümkü, mürşidi, musîbetin, müstehak, müş, nasılki, nefer, nefret, nihayet, nüktesine, nurdur, nurlandıran, odası, olduk, olduğuna, olduğundan, olmadı, olmasındaki, olsalar, onlardan, özellikle, öğreten, payitaht, peygamberlere, rahmet, risale-i, risale-i nur, risaleti, rububiyeti, rüyalar, sakı, sanmak, sarılmak, seciye, sekiz, sevaplı, sevmez, seyyare, sizde, sohbette, sordukları, sordular, sormuşlar, suretle, sürmek, sırra, taarruz, tahrip, takdim, takdiri, tarikatta, tecavüz, tenkid, ters, tevahhuş, teşhir, titizlik, tokada, tokat, toplamak, toplansa, tutma, ubudiyeti, ümid, umum, üstü, uykunu, uyumlu, vahy, varlığının, vazifesidir, verdiği, verilmiş, veyahut, yalnızlıkta, yapıyorlar, yaratılanlar, yardımı, yarım, yayı, yazdığı, yazılan, yekvücud, yerden, yolcusu, yönden, ışık, zamanla, zeminde, zerdali, zira, zulmü, şahsî, şahsiyet, şakirdleri, şartları, şenlendiren, şerifi, şeye, şeytanları, şeytanı, şöhret, şurup

Etiket Bulutu Ana Sayfası

Sosyal İmleme

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222