Sayfa 1/3 123 SonSon
24 sonuçtan 1 ile 10 arası

  1. #1
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 523 + 37882


    Yirmi Beşinci Lem'a


    Yirmi Beşinci Lem’a

    Yirmi Beş Devâdır

    Hastalara bir merhem, bir teselli, mânevî bir reçete, bir iyâdetü’l-marîz ve geçmiş olsun makamında yazılmıştır.

    İHTAR VE İTİZAR: Bu mânevî reçete, bütün yazdıklarımızın fevkinde bir sür’atle HAŞİYE-1 telif edildiği gibi, hem umuma muhalif olarak, tashihata ve dikkate vakit bulmayarak, telifi gibi gayet sür’atle, ancak bir defa nazardan geçirildi. Demek, müsvedde-i evvel hükmünde müşevveş kalmıştır. Kalbe fıtrî bir surette gelen hâtırâtı san’atla ve dikkatle bozmamak için, yeniden tetkikata lüzum görmedik. Okuyan zatlar, hususan hastalar, bazı nâhoş ibarelerden veyahut ağır kelimelerden ve ifadelerden sıkılıp gücenmesinler, bana da dua etsinler.





    اَلَّذِينَ اِذَآ اَصَابَتْهُمْ مُصِيبَةٌ قَالُوۤا اِنَّا ِللهِ وَاِنَّآ اِلَيْهِ رَاجِعُونَ 1
    وَالَّذِى هُوَ يُطْعِمُنِى وَيَسْقِينِ وَاِذَا مَرِضْتُ فَهُوَ يَشْفِينِ 2



    ŞU LEM’ADA, nev-i beşerin on kısmından bir kısmını teşkil eden musibetzede ve hastalara hakikî bir teselli ve nâfi bir merhem olabilecek Yirmi Beş Devâyı icmâlen beyan ediyoruz.


    Not
    Haşiye-1 Bu risale dört buçuk saat zarfında telif edilmiştir. Evet (Rüştü), Evet (Re’fet), Evet (Hüsrev); Evet (Said)

    Dipnot-1 “O kimseler ki, başlarına bir musibet geldiğinde ‘Biz Allah’ın kullarıyız; dönüşümüz de ancak Onadır’ derler.” Bakara Sûresi, 2:156.

    Dipnot-2 “Beni yediren ve içiren Odur. Hastalandığımda bana şifa veren de Odur.” Şuarâ Sûresi, 26:79-80.





    Hüsrev: (bk. bilgiler – Hüsret Altınbaşak) Re’fet: (bk. bilgiler – Refet Bey)
    Rüştü: (bk. bilgiler – Süleyman Rüştü) Said: (bk. bilgiler – Bediüzzaman Said Nursî)
    beyan etmek: açıklamak devâ: ilâç, çare
    fevkinde: üstünde fıtrî: doğal
    hakikî: asıl, gerçek haşiye: dipnot
    hususan: bilhassa, özellikle hâtırât: hatıralar, düşünceler
    ibâre: cümle, ifade icmâlen: kısaca
    ihtar: hatırlatma, uyarı itizar: özür dileme
    iyâdetü’l-marîz: hastayı ziyâret etme lem’a: parıltı
    makam: konum merhem: ilaç
    muhalif: zıt, ters düşen musibetzede: belâya, sıkıntıya düşmüş olan kimse
    müsvedde-i evvel: ilk müsvedde, ilk karalama müşevveş kalmak: karışık, düzensiz kalmak
    nazardan geçirmek: gözden geçirmek nev-i beşer: insanlar
    nâfi: faydalı nâhoş: hoşa gitmeyen
    risale: Risale-i Nur’u oluşturan bölümlerden her birisi suret: biçim, şekil
    sür’at: hız tashihat: bir eser üzerinde, yanlışları gidermek amacıyla, yayın öncesi yapılan düzeltmeler
    telif etmek: eser yazmak tetkikat: incelemeler
    teşkil eden: oluşturan umum: genel
    zarfında: içinde

    Benzer Konular
    Yirmi Sekizinci Söz'e serlevha edilen; Bakara Sûresi Yirmi Beşinci Ayetin, tefsirini
    Yirmi Sekizinci Söz'e serlevha edilen; Bakara Sûresi Yirmi Beşinci Ayetin, tefsirini Devami...
    Sorularla Sözler: 280. Bölüm (Yirmi Beşinci Söz /23)
    Sorularla Sözler: 280. Bölüm (Yirmi Beşinci Söz /23) Prof. Dr. Şadi EREN hocamızla gerçekleştirdiğimiz Sorularla Sözler programımızın bu bölümünde Yirmi Beşinci Söz'den soruları cevaplamaya devam ediyoruz. Devami...
    Yirmi Beşinci Lema
    Yirmi Beşinci Lema "Dikkat ettim ki: Hangi hastalıklı genci gördüm; sair gençlere nisbeten âhiretini düşünmeye başlıyor. Gençlik sarhoşluğu yok. Gaflet içindeki hayvânî hevesattan bir derece kendini kurtarıyor. Ben de bakıyordum,
    Yirmi Beşinci Söz
    Yirmi Beşinci Söz Yirmi Beşinci Söz Mu’cizât-ı Kur’âniye Risalesi Elde Kur’ân gibi bir mu’cize-i bâki varken, Başka burhan aramak aklıma zâid görünür. Elde Kur’ân gibi bir burhan-ı hakikat varken
    Yirmi Beşinci Lem'a - Hastalar Risalesi
    Yirmi Beşinci Lem'a - Hastalar Risalesi Yirmi Beşinci Lem’a Yirmi Beş Devâdır Hastalara bir merhem, bir teselli, mânevî bir reçete, bir iyâdetü’l-marîz ve geçmiş olsun makamında yazılmıştır. İHTAR VE İTİZAR: Bu mânevî reçete, bütün yazd
    Yazar : Risale Forum

  2. #2
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 523 + 37882


    Cevap: Yirmi Beşinci Lem'a - Sayfa 331

    <!-- This file was converted to xhtml by Writer2xhtml ver. 0.5 beta2. See [Linkleri Görebilmek için Üye olmanız Gerekmektedir.Üye olmak için Tıklayınız.] for more info. --><META name=description content=""><META name=keywords content=""><STYLE type=text/css media=all> body {font-family:'Trebuchet MS',Arial,serif;font-size:12.0pt} </STYLE>

    BİRİNCİ DEVÂ

    Ey biçare hasta! Merak etme, sabret. Senin hastalığın sana dert değil, belki bir nevi dermandır. Çünkü ömür bir sermayedir, gidiyor. Meyvesi bulunmazsa zayi olur. Hem rahat ve gafletle olsa, pek çabuk gidiyor. Hastalık, senin o sermayeni büyük kârlarla meyvedar ediyor. Hem ömrün çabuk geçmesine meydan vermiyor, tutuyor, uzun ediyor—tâ meyveleri verdikten sonra bırakıp gitsin. İşte, ömrün hastalıkla uzun olmasına işareten bu darbımesel dillerde destandır ki, “Musibet zamanı çok uzundur; safâ zamanı pek kısa oluyor.”

    İKİNCİ DEVÂ

    Ey sabırsız hasta! Sabret, belki şükret. Senin bu hastalığın, ömür dakikalarını birer saat ibadet hükmüne getirebilir. Çünkü ibadet iki kısımdır. Biri müsbet ibadettir ki, namaz, niyaz gibi malûm ibadetlerdir. Diğeri menfi ibadetlerdir ki, hastalıklar, musibetler vasıtasıyla musibetzede aczini, zaafını hisseder, Hâlık-ı Rahîmine iltica eder, yalvarır. Hâlis, riyâsız, mânevî bir ibadete mazhar olur.

    Evet, hastalıkla geçen bir ömür, Allah’tan şekvâ etmemek şartıyla, mü’min için ibadet sayıldığına rivâyât-ı sahiha vardır. 1 Hattâ bazı sâbir ve şâkir hastaların bir dakikalık hastalığı, bir saat ibadet hükmüne geçtiği ve bazı kâmillerin bir dakikası bir gün ibadet hükmüne geçtiği, rivâyât-ı sahiha ve keşfiyat-ı sadıka ile sabittir. Senin bir dakika ömrünü bin dakika hükmüne getirip, sana uzun ömrü kazandıran hastalıktan teşekkî değil, teşekkür et.

    ÜÇÜNCÜ DEVÂ

    Ey tahammülsüz hasta! İnsan bu dünyaya keyif sürmek ve lezzet almak için gelmediğine, mütemadiyen gelenlerin gitmesi ve gençlerin ihtiyarlaşması ve mütemadiyen zeval ve firakta yuvarlanması şahittir. Hem insan, zîhayatın en mükemmeli, en yükseği ve cihazatça en zengini, belki zîhayatların sultanı hükmünde iken, geçmiş lezzetleri ve gelecek belâları düşünmek vasıtasıyla, hayvana nisbeten en ednâ bir derecede, ancak kederli, meşakkatli bir hayat geçiriyor. Demek insan bu dünyaya yalnız güzel yaşamak için ve rahatla ve safâ ile ömür



    Not
    Dipnot-1 el-Elbânî, Sahîhu Câmii’s-Sağîr, 256.





    Hâlık-ı Rahîm
    : sınırsız rahmet sahibi ve bütün varlıkların yaratıcısı olan Allah




    acz
    : güçsüzlük
    belâ: büyük sıkıntı biçare: çaresiz, zavallı
    cihazat: cihazlar, donanımlar darbımesel: atasözü
    derman: ilâç devâ: ilâç, çare
    ednâ: en aşağı firak: ayrılık
    gaflet: sorumsuzluk, âhiretten ve Allah’ın emir ve yasaklarından habersiz davranma hâlis: samimi
    iltica etmek: sığınmak keder: sıkıntı, üzüntü
    keşfiyat-ı sadıka: doğru keşifler; manevî âlemlerde bazı olayları ve hakikatleri görme kâmil: mânevî mertebelerde yükselip olgunlaşan
    malûm: bilinen mazhar olmak: erişmek, sahip olmak
    menfi: olumsuz, negatif meyvedar: verimli, meyve veren
    meşakkat: güçlük, zorluk musibet: belâ, büyük sıkıntı
    musibetzede: belâya, sıkıntıya düşmüş olan kimse müsbet: olumlu, pozitif
    mütemadiyen: sürekli olarak mü’min: Allah’a ve Ondan gelen herşeye inanan
    nevi: çeşit nisbeten: kıyasla
    niyaz: dua, yalvarma rivâyât-ı sahiha: Peygamber Efendimize (a.s.m.) ait olduğu kesin olarak bilinen rivayet, hadis
    riyâ: gösteriş, başkalarına iyi görünme safâ: rahat ve huzur
    sermaye: servet, varlık sâbir: sabreden
    tahammülsüz: dayanıksız teşekkî etmek: şikayet etmek
    vasıtasıyla: aracılığıyla zaaf: zayıflık
    zayi olmak: kaybolup gitmek zeval: gelip geçici olma
    zîhayat: canlı şekvâ etmek: şikâyet etmek
    şâkir: şükreden

    Yazar : Risale Forum

  3. #3
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 523 + 37882


    Cevap: Yirmi Beşinci Lem'a - Sayfa 332

    <!-- This file was converted to xhtml by Writer2xhtml ver. 0.5 beta2. See [Linkleri Görebilmek için Üye olmanız Gerekmektedir.Üye olmak için Tıklayınız.] for more info. --><META name=description content=""><META name=keywords content=""><STYLE type=text/css media=all> body {font-family:'Trebuchet MS',Arial,serif;font-size:12.0pt} </STYLE>geçirmek için gelmemiştir. Belki azîm bir sermaye elinde bulunan insan, burada ticaret ile, ebedî, daimî bir hayatın saadetine çalışmak için gelmiştir. Onun eline verilen sermaye de ömürdür.

    Eğer hastalık olmazsa, sıhhat ve âfiyet gaflet verir, dünyayı hoş gösterir, âhireti unutturur. Kabri ve ölümü hatırına getirmek istemiyor. Sermaye-i ömrünü bâd-ı heva boş yere sarf ettiriyor. Hastalık ise, birden gözünü açtırır. Vücuduna ve cesedine der ki: “Lâyemut değilsin, başıboş değilsin, bir vazifen var. Gururu bırak, seni Yaratanı düşün, kabre gideceğini bil, öyle hazırlan.”

    İşte hastalık bu nokta-i nazardan hiç aldatmaz bir nâsih ve ikaz edici bir mürşiddir. Ondan şekvâ değil, belki bu cihette ona teşekkür etmek, eğer fazla ağır gelse sabır istemek gerektir.

    DÖRDÜNCÜ DEVA

    Ey şekvâcı hasta! Senin hakkın şekvâ değil, şükürdür, sabırdır. Çünkü senin vücudun ve âzâ ve cihazatın, senin mülkün değildir. Sen onları yapmamışsın, başka tezgâhlardan satın almamışsın. Demek başkasının mülküdür. Onların mâliki, mülkünde istediği gibi tasarruf eder.

    Yirmi Altıncı Sözde denildiği gibi, meselâ gayet zengin, gayet mâhir bir san’atkâr, güzel san’atını, kıymettar servetini göstermek için, miskin bir adama modellik vazifesini gördürmek maksadıyla, bir ücrete mukabil, bir saatçik zamanda, murassâ ve gayet san’atlı diktiği bir gömleği, bir hulleyi o fakire giydirir. Onun üstünde işler ve vaziyetler verir. Harika envâ-ı san’atını göstermek için keser, değiştirir, uzaltır, kısaltır. Acaba şu ücretli miskin adam, o zâta dese: “Bana zahmet veriyorsun, eğilip kalkmakla verdiğin vaziyetten bana sıkıntı veriyorsun. Beni güzelleştiren bu gömleği kesip kısaltmakla güzelliğimi bozuyorsun” demeye hak kazanabilir mi? “Merhametsizlik, insafsızlık ettin” diyebilir mi?

    İşte, aynen bu misal gibi, Sâni-i Zülcelâl sana, ey hasta, göz, kulak, akıl, kalb gibi nuranî duygularla murassâ olarak giydirdiği cisim gömleğini, Esmâ-i Hüsnâsının nakışlarını göstermek için, çok hâlât içinde seni çevirir ve çok vaziyetlerde





    Sâni-i Zülcelâl: büyüklük ve haşmet sahibi olan ve her şeyi san’atlı bir şekilde yaratan Allah azîm: büyük
    bâd-i hevâ: boşu boşuna cihazat: cihazlar, organlar
    cihet: yön cisim: beden
    daimî: devamlı, sürekli devâ: ilâç, çare
    ebedî: sonsuz envâ-i san’at: san’at türleri
    esmâ-i hüsnâ: Allah’ın sınırsız güzellikteki isimleri gaflet: sorumsuzluk, âhiretten ve Allah’ın emir ve yasaklarından habersiz davranma
    hulle: elbise hâlât: durumlar, hâller
    ikaz edici: uyarıcı insafsızlık: vicdansızlık
    kıymettar: değerli lâyemut: ölümsüz
    maksat: amaç, gaye merhamet: acıma, şefkat
    miskin: fakir, zavallı mukabil: karşılık
    murassâ: kıymetli taşlarla süslenmiş mâhir: hünerli, sanatkâr
    mâlik: sahip mülk: sahip olunan şey
    mürşid: irşad edici, doğru yol gösteren nakış: işleme, süsleme
    nokta-i nazar: bakış açısı nuranî: nurlu, parlak
    nâsih: nasihat eden saadet: mutluluk
    san’atkâr: sanatçı, usta sarf etmek: harcamak
    sermaye: servet, varlık sermaye-i ömür: ömür sermayesi
    servet: zenginlik sıhhat: sağlık
    tasarruf etmek: dilediği gibi kullanmak ve yönetmek tezgâh: satış yapılan yer
    vaziyet: durum, hâl âfiyet: sağlık
    âhiret: öldükten sonra yaşanacak olan sonsuz hayat âzâ: uzuvlar, organlar
    şekvâ: şikâyet şükür: Allah’a karşı minnet duyma, teşekkür etme
    Yazar : Risale Forum

  4. #4
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 523 + 37882


    Cevap: Yirmi Beşinci Lem'a - Sayfa 333

    <!-- This file was converted to xhtml by Writer2xhtml ver. 0.5 beta2. See [Linkleri Görebilmek için Üye olmanız Gerekmektedir.Üye olmak için Tıklayınız.] for more info. --><META name=description content=""><META name=keywords content=""><STYLE type=text/css media=all> body {font-family:'Trebuchet MS',Arial,serif;font-size:12.0pt} </STYLE>geçirmek için gelmemiştir. Belki azîm bir sermaye elinde bulunan insan, burada ticaret ile, ebedî, daimî bir hayatın saadetine çalışmak için gelmiştir. Onun eline verilen sermaye de ömürdür.

    Eğer hastalık olmazsa, sıhhat ve âfiyet gaflet verir, dünyayı hoş gösterir, âhireti unutturur. Kabri ve ölümü hatırına getirmek istemiyor. Sermaye-i ömrünü bâd-ı heva boş yere sarf ettiriyor. Hastalık ise, birden gözünü açtırır. Vücuduna ve cesedine der ki: “Lâyemut değilsin, başıboş değilsin, bir vazifen var. Gururu bırak, seni Yaratanı düşün, kabre gideceğini bil, öyle hazırlan.”İşte hastalık bu nokta-i nazardan hiç aldatmaz bir nâsih ve ikaz edici bir mürşiddir. Ondan şekvâ değil, belki bu cihette ona teşekkür etmek, eğer fazla ağır gelse sabır istemek gerektir.

    DÖRDÜNCÜ DEVA

    Ey şekvâcı hasta! Senin hakkın şekvâ değil, şükürdür, sabırdır. Çünkü senin vücudun ve âzâ ve cihazatın, senin mülkün değildir. Sen onları yapmamışsın, başka tezgâhlardan satın almamışsın. Demek başkasının mülküdür. Onların mâliki, mülkünde istediği gibi tasarruf eder.

    Yirmi Altıncı Sözde denildiği gibi, meselâ gayet zengin, gayet mâhir bir san’atkâr, güzel san’atını, kıymettar servetini göstermek için, miskin bir adama modellik vazifesini gördürmek maksadıyla, bir ücrete mukabil, bir saatçik zamanda, murassâ ve gayet san’atlı diktiği bir gömleği, bir hulleyi o fakire giydirir. Onun üstünde işler ve vaziyetler verir. Harika envâ-ı san’atını göstermek için keser, değiştirir, uzaltır, kısaltır. Acaba şu ücretli miskin adam, o zâta dese: “Bana zahmet veriyorsun, eğilip kalkmakla verdiğin vaziyetten bana sıkıntı veriyorsun. Beni güzelleştiren bu gömleği kesip kısaltmakla güzelliğimi bozuyorsun” demeye hak kazanabilir mi? “Merhametsizlik, insafsızlık ettin” diyebilir mi?

    İşte, aynen bu misal gibi, Sâni-i Zülcelâl sana, ey hasta, göz, kulak, akıl, kalb gibi nuranî duygularla murassâ olarak giydirdiği cisim gömleğini, Esmâ-i Hüsnâsının nakışlarını göstermek için, çok hâlât içinde seni çevirir ve çok vaziyetlerde





    Sâni-i Zülcelâl: büyüklük ve haşmet sahibi olan ve her şeyi san’atlı bir şekilde yaratan Allah azîm: büyük
    bâd-i hevâ: boşu boşuna cihazat: cihazlar, organlar
    cihet: yön cisim: beden
    daimî: devamlı, sürekli devâ: ilâç, çare
    ebedî: sonsuz envâ-i san’at: san’at türleri
    esmâ-i hüsnâ: Allah’ın sınırsız güzellikteki isimleri gaflet: sorumsuzluk, âhiretten ve Allah’ın emir ve yasaklarından habersiz davranma
    hulle: elbise hâlât: durumlar, hâller
    ikaz edici: uyarıcı insafsızlık: vicdansızlık
    kıymettar: değerli lâyemut: ölümsüz
    maksat: amaç, gaye merhamet: acıma, şefkat
    miskin: fakir, zavallı mukabil: karşılık
    murassâ: kıymetli taşlarla süslenmiş mâhir: hünerli, sanatkâr
    mâlik: sahip mülk: sahip olunan şey
    mürşid: irşad edici, doğru yol gösteren nakış: işleme, süsleme
    nokta-i nazar: bakış açısı nuranî: nurlu, parlak
    nâsih: nasihat eden saadet: mutluluk
    san’atkâr: sanatçı, usta sarf etmek: harcamak
    sermaye: servet, varlık sermaye-i ömür: ömür sermayesi
    servet: zenginlik sıhhat: sağlık
    tasarruf etmek: dilediği gibi kullanmak ve yönetmek tezgâh: satış yapılan yer
    vaziyet: durum, hâl âfiyet: sağlık
    âhiret: öldükten sonra yaşanacak olan sonsuz hayat âzâ: uzuvlar, organlar
    şekvâ: şikâyet şükür: Allah’a karşı minnet duyma, teşekkür etme
    Yazar : Risale Forum

  5. #5
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 523 + 37882


    Cevap: Yirmi Beşinci Lem'a - Sayfa 334

    <!-- This file was converted to xhtml by Writer2xhtml ver. 0.5 beta2. See [Linkleri Görebilmek için Üye olmanız Gerekmektedir.Üye olmak için Tıklayınız.] for more info. --><META name=description content=""><META name=keywords content=""><STYLE type=text/css media=all> body {font-family:'Trebuchet MS',Arial,serif;font-size:12.0pt} </STYLE>seni değiştirir. Sen açlıkla onun Rezzâk ismini tanıdığın gibi, Şâfî ismini de hastalığınla bil. Elemler, musibetler bir kısım esmâsının ahkâmını gösterdikleri için, onlarda hikmetten lem’alar ve rahmetten şuâlar ve o şuâât içinde çok güzellikler bulunuyor. Eğer perde açılsa, tevahhuş ve nefret ettiğin hastalık perdesi arkasında sevimli, güzel mânâları bulursun.

    BEŞİNCİ DEVÂ

    Ey maraza müptelâ hasta! Bu zamanda tecrübemle kanaatim gelmiştir ki, hastalık bazılara bir ihsan-ı İlâhîdir, bir hediye-i Rahmânîdir. Bu sekiz dokuz senedir, liyakatsiz olduğum halde, bazı genç zatlar hastalık münasebetiyle dua için benimle görüştüler. Dikkat ettim ki: Hangi hastalıklı genci gördüm; sair gençlere nisbeten âhiretini düşünmeye başlıyor. Gençlik sarhoşluğu yok. Gaflet içindeki hayvânî hevesattan bir derece kendini kurtarıyor. Ben de bakıyordum, onların tahammül dahilindeki hastalıklarını bir ihsan-ı İlâhî olduğunu ihtar ederdim. Derdim ki:

    “Kardeşim, senin bu hastalığının aleyhinde değilim. Hastalık için sana karşı bir şefkat hissedip acımıyorum ki, dua edeyim. Hastalık seni tam uyandırıncaya kadar sabra çalış. Ve hastalık vazifesini bitirdikten sonra, Hâlık-ı Rahîm inşaallah sana şifa verir.”

    Hem derdim: “Senin bir kısım emsalin sıhhat belâsıyla gaflete düşüp, namazı terk edip, kabri düşünmeyip, Allah’ı unutup, bir saatlik hayat-ı dünyeviyenin zâhirî keyfiyle hadsiz bir hayat-ı ebediyesini sarsar, zedeler, belki de harap eder. Sen hastalık gözüyle, herhalde gideceğin bir menzilin olan kabrini ve daha arkasında uhrevî menzilleri görürsün ve onlara göre davranıyorsun. Demek senin için hastalık bir sıhhattir; bir kısım emsalindeki sıhhat bir hastalıktır.”

    ALTINCI DEVÂ

    Ey elemden teşekkî eden hasta! Senden soruyorum: Geçmiş ömrünü düşün ve o ömürde geçmiş lezzetli safâ günleri ve belâ ve elemli vakitlerini tahattur et.





    Hâlık-ı Rahîm: sınırsız rahmet sahibi ve bütün varlıkların yaratıcısı olan Allah Rezzâk: bütün varlıkların rızıklarını bol bir şekilde tekrar tekrar veren ve ihtiyaçlarını karşılayan Allah
    ahkâm: hükümler, esaslar aleyhinde: karşısında
    belâ: büyük sıkıntı dahilinde: içerisinde
    devâ: ilâç, çare elem: acı, keder
    elemli: acı veren, üzücü emsal: benzer
    esmâ: Allah’ın isimleri gaflet: sorumsuzluk, âhiretten ve Allah’ın emir ve yasaklarından habersiz davranma
    hadsiz: sınırsız harap etmek: yıkmak
    hayat-ı dünyeviye: dünya hayatı hayat-ı ebediye: sonsuz hayat, âhiret hayatı
    hayvânî: hayvansal hediye-i Rahmânî: Acıma ve merhamet sahibi Allah’ın hediyesi
    hevesat: heves ve arzular hikmet: bir gaye ve faydaya yönelik olarak, tam yerli yerinde olma
    ihsan-ı İlâhî: Allah’ın ihsanı, ikramı, bağışı ihtar etmek: uyarmak, hatırlatmak
    inşaallah: Allah izin verirse lem’a: parıltı
    liyakat: layık olma maraz: hastalık
    menzil: ev, mekân musibet: belâ, büyük sıkıntı
    münasebetiyle: vesilesiyle, sebebiyle müptelâ: bağımlı, düşkün
    nisbeten: kıyasla rahmet: İlâhî şefkat, merhamet
    safâ: rahat, huzur sair: diğer, başka
    sıhhat: sağlık, sağlamlık tahammül: dayanma, katlanma
    tahattur etmek: hatırlamak tecrübe: deneyim
    tevahhuş etmek: korkmak, ürkmek teşekkî eden: şikâyet eden
    uhrevî: ahirete ait zâhirî: dış görünüşte
    âhiret: öldükten sonra yaşanacak olan sonsuz hayat Şâfî: yarattıklarına şifa verip iyileştiren Allah
    şefkat: içten ve karşılık beklemeden duyulan merhamet, sevgi şifa vermek: iyileştirmek
    şuâ: ışık, parıltı şuâât: şuâlar, ışıklar, parıltılar
    Yazar : Risale Forum

  6. #6
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 523 + 37882


    Cevap: Yirmi Beşinci Lem'a - Sayfa 335

    <!-- This file was converted to xhtml by Writer2xhtml ver. 0.5 beta2. See [Linkleri Görebilmek için Üye olmanız Gerekmektedir.Üye olmak için Tıklayınız.] for more info. --><META name=description content=""><META name=keywords content=""><STYLE type=text/css media=all> body {font-family:'Trebuchet MS',Arial,serif;font-size:12.0pt} </STYLE>Herhalde ya oh, ya ah diyeceksin. Yani, ya “Elhamdü lillâh, şükür,” veyahut “Vâ hasretâ, vâ esefâ!” kalbin veya lisanın diyecek.Dikkat et, sana “Oh, elhamdü lillâh, şükür” dediren, senin başından geçmiş elemler, musibetlerin düşünmesi, bir mânevî lezzeti deşiyor ki, senin kalbin şükreder. Çünkü elemin zevâli lezzettir. O elemler, o musibetler, zevâliyle ruhta bir lezzet irsiyet bırakmış ki, düşünmekle deşilse, ruhtan bir lezzet akıyor, şükürler takattur ediyor.

    Sana “Vâ esefâ, vâ hasretâ!” dedirten, eski zamanda geçirdiğin lezzetli ve safâlı o hallerdir ki, zevalleriyle senin ruhunda dâimî bir elem-i irsiyet bırakıp, ne vakit düşünsen o elem yine deşiliyor, esef ve hasret akıtıyor.

    Madem bir günlük gayr-ı meşru lezzet bazan bir sene mânevî elem çektiriyor. Ve muvakkat bir günlük hastalıkla gelen elem, çok günler mânevî lezzet, sevapla beraber, zevâlindeki halâs ve kurtulmaktan gelen mânevî lezzet vardır. Senin başındaki şimdilik bu muvakkat hastalığın neticesi ve içyüzündeki sevabı düşün. “Bu da geçer, yâ Hû” de, şekvâ yerinde şükret.

    ALTINCI DEVÂ HAŞİYE-1

    Ey dünya zevkini düşünüp hastalıktan ıztırap çeken kardeşim! Bu dünya eğer daimî olsaydı ve yolumuzda ölüm olmasaydı ve firak ve zevâlin rüzgârları esmeseydi ve musibetli, fırtınalı istikbalde mânevî kış mevsimleri olmasaydı, ben de seninle beraber senin haline acıyacaktım. Fakat madem dünya birgün bize “Haydi, dışarı” diyecek, feryadımızdan kulağını kapayacak. O bizi dışarı kovmadan, biz bu hastalıklar ikazatıyla şimdiden onun aşkından vazgeçmeliyiz. O bizi terk etmeden, kalben onu terke çalışmalıyız.

    Evet, hastalık bu mânâyı bize ihtar edip der ki: “Senin vücudun taştan, demirden değildir. Belki daima ayrılmaya müsait muhtelif maddelerden terkip edilmiştir. Gururu bırak, aczini anla. Mâlikini tanı, vazifeni bil, dünyaya niçin geldiğini öğren.” Kalbin kulağına gizli ihtar ediyor.


    Not
    Haşiye-1 Fıtrî bir surette bu Lem’a tahattur ettiğinden, altıncı mertebede iki devâ yazılmış. Fıtrîliğine ilişmemek için öylece bıraktık; belki bir sır vardır diye değiştirmedik.



    Elhamdü lillah
    : Allah’a hamd olsun



    Mâlik
    : her şeyin gerçek sahibi olan Allah
    acz: güçsüzlük daimî: devamlı, sürekli
    devâ: ilâç, çare elem: keder, üzüntü
    esef: üzüntü, acı feryat: bağırıp çağırma
    firak: ayrılık fıtrî: doğal, yaratılıştan gelen
    gayr-ı meşru: helâl olmayan, dine aykırı halâs: kurtulma, kurtuluşa erme
    hasret: üzüntü, iç çekme haşiye: dipnot
    ihtar etmek: hatırlatmak, uyarmak ikazat: uyarılar
    irsiyet: miras istikbal: gelecek
    lem’a: parıltı lisan: dil
    mertebe: derece, makam muhtelif: çeşitli
    musibet: belâ, büyük sıkıntı musibetli: sıkıntılı
    muvakkat: geçici mânâ: anlam
    müsait: uygun netice: son, sonuç
    safâ: rahat ve huzur suret: biçim, şekil
    tahattur etmek: hatırlamak takattur etmek: damlalar hâlinde süzülmek
    terkip edilmek: oluşturulmak, meydana getirilmek vâ hasretâ vâ esefâ: “Yazıklar olsun, esefler olsun”
    vücut: beden yâ Hû: ey Allah’ım
    zevâl: gelip geçicilik, yok olmuş ıztırap: acı
    şekvâ: şikayet, yakınma şükür: Allah’a karşı minnet duyma, teşekkür etme

    Yazar : Risale Forum

  7. #7
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 523 + 37882


    Cevap: Yirmi Beşinci Lem'a - Sayfa 336

    <!-- This file was converted to xhtml by Writer2xhtml ver. 0.5 beta2. See [Linkleri Görebilmek için Üye olmanız Gerekmektedir.Üye olmak için Tıklayınız.] for more info. --><META name=description content=""><META name=keywords content=""><STYLE type=text/css media=all> body {font-family:'Trebuchet MS',Arial,serif;font-size:12.0pt} </STYLE>Günahlar, hayat-ı ebediyede daimî hastalıklardır; bu hayat-ı dünyeviyede dahi kalb, vicdan, ruh için mânevî hastalıklardır. Sen eğer sabredip şekvâ etmezsen, şu muvakkat bir hastalıkla daimî pek çok hastalıklardan kurtuluyorsun. Eğer günahları düşünmüyorsan, yahut âhireti bilmiyorsan veya Allah’ı tanımıyorsan, sende öyle dehşetli bir hastalık var ki, milyon defa sendeki bu küçük hastalıktan daha büyüktür; ondan feryad et. Çünkü, bütün dünyanın mevcudatıyla kalbin, ruhun ve nefsin alâkadardır. Mütemadiyen firak ve zeval ile o alâkalar kesilip, sende hadsiz yaralar açılır. Bahusus âhireti bilmediğin için, ölümü idam-ı ebedî tahayyül ettiğinden, adeta, güya yara bere içinde, dünya kadar hastalıklı bir vücudun var. İşte en evvel, hadsiz yaralı ve hastalıklı bu büyük mânevî vücudun hadsiz hastalıklarına kat’î ilâç ve kat’î şifa verici bir tiryak olan iman ilâcını aramak ve itikadını düzeltmek gerektir ki, o ilâcı bulmakta en kısa yol, bu maddî hastalığın yırttığı gaflet perdesinin altında sana gösterdiği aczin ve zaafın penceresiyle, bir Kadîr-i Zülcelâlin kudretini ve rahmetini tanımaktır.

    Evet, Allah’ı tanımayanın, dünya dolusu belâ başında vardır. Allah’ı tanıyanın dünyası nurla ve mânevî sürurla doludur; derecesine göre, iman kuvvetiyle hisseder. Bu imandan gelen mânevî sürur ve şifa ve lezzet altında, cüz’î maddî hastalıkların elemi erir, ezilir.

    DOKUZUNCU DEVÂ


    Ey Hâlıkını tanıyan hasta! Hastalıklardaki elem ve tevahhuş ve korkmak ise, hastalık bazan ölüme vesile olduğu cihetindendir. Ölüm, nazar-ı gaflet ve zâhirî cihetinde dehşetli olduğundan, ona vesile olabilen hastalıklar korkutuyor, telâş veriyor.Evvelâ bil ve kat’î iman et ki, ecel mukadderdir, tagayyür etmez. Çok ağır hastaların başında ağlayanlar ve sıhhatleri yerinde olanlar ölmüşler, o ağır hastalar şifa bulup yaşamışlar.

    Saniyen: Ölüm, sureten göründüğü gibi dehşetli değil. Çok risalelerde gayet





    Hâlık: her şeyi yaratan Allah Kadîr-i Zülcelâl: kudreti herşeyi kuşatan ve sonsuz haşmet ve yücelik sahibi olan Allah
    acz: güçsüzlük alâkadar: alakalı, ilgili
    bahusus: özellikle belâ: büyük sıkıntı
    cihet: yön, taraf cüz’î: ferdî, küçük
    daimî: devamlı, sürekli dehşetli: korkunç, ürkütücü
    devâ: ilâç, çare ecel: ölüm vakti
    elem: acı, sıkıntı, keder, üzüntü evvel: önce
    evvelâ: ilk olarak firak: ayrılık
    gaflet: sorumsuzluk, âhiretten ve Allah’ın emir ve yasaklarından habersiz davranma hadsiz: sayısız
    hayat-ı dünyeviye: dünya hayatı hayat-ı ebediye: sonsuz hayat, âhiret hayatı
    idam-ı ebedî: dirilmemek üzere sonsuz yok oluş itikad: inanç
    kat’î: kesin olarak kudret: güç, iktidar
    mevcudat: varlıklar mukadder: takdir olunmuş, belirlenmiş
    muvakkat: gelip geçici mütemadiyen: sürekli olarak
    nazar-ı gaflet: gaflet bakışı, bir şeyin manasını anlamadan bakmak nefis: maddî isteklere ve ihtiyaçlara olan doğal eğilim
    rahmet: İlâhî şefkat, merhamet risale: Risale-i Nur’u oluşturan bölümlerden her birisi
    saniyen: ikinci olarak sureten: görünüşte
    sürur: mutluluk, sevinç sıhhat: sağlık, sağlamlık
    tagayyür etmek: değişmek tahayyül etmek: hayal etmek
    tevahhuş: korkma, ürküntü tiryak: derman, ilâç
    vesile olmak: aracı olmak vücut: beden
    zaaf: zayıflık zeval: gelip geçici olma
    zâhirî: dış görünüş âhiret: öldükten sonra yaşanacak olan sonsuz hayat
    şekvâ: şikâyet şifa: iyileşme
    Yazar : Risale Forum

  8. #8
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 523 + 37882


    Cevap: Yirmi Beşinci Lem'a - Sayfa 337

    <!-- This file was converted to xhtml by Writer2xhtml ver. 0.5 beta2. See [Linkleri Görebilmek için Üye olmanız Gerekmektedir.Üye olmak için Tıklayınız.] for more info. --><META name=description content=""><META name=keywords content=""><STYLE type=text/css media=all> body {font-family:'Trebuchet MS',Arial,serif;font-size:12.0pt} </STYLE>kat’î, şeksiz, şüphesiz bir surette, Kur’ân-ı Hakîmin verdiği nurla ispat etmişiz ki, ehl-i iman için ölüm, vazife-i hayat külfetinden bir terhistir. Hem dünya meydanındaki imtihanda, talim ve talimat olan ubudiyetten bir paydostur. Hem öteki âleme gitmiş yüzde doksan dokuz ahbap ve akrabasına kavuşmak için bir vesiledir. Hem hakikî vatanına ve ebedî makam-ı saadetine girmeye bir vasıtadır. Hem zindan-ı dünyadan, bostan-ı cinâna bir davettir. Hem Hâlık-ı Rahîminin fazlından, kendi hizmetine mukabil ahz-ı ücret etmeye bir nöbettir. Madem ölümün mahiyeti hakikat noktasında budur; ona dehşetli bakmak değil, bilâkis rahmet ve saadetin bir mukaddemesi nazarıyla bakmak gerektir.

    Hem ehlullahın bir kısmının ölümden korkmaları, ölümün dehşetinden değildir. Belki daha fazla hayır kazanacağım diye, vazife-i hayatın idamesinden kazanacakları hayrat içindir.

    Evet, ehl-i iman için ölüm rahmet kapısıdır, ehl-i dalâlet için zulümat-ı ebediye kuyusudur.

    ONUNCU DEVÂ

    Ey lüzumsuz merak eden hasta! Sen hastalığın ağırlığından merak ediyorsun. O merakın senin hastalığını ağırlaştırır. Hastalığın hafifleşmesini istersen, merak etmemeye çalış. Yani, hastalığın faydalarını, sevabını ve çabuk geçeceğini düşün, merakı kaldır, hastalığın kökünü kes.

    Evet, merak hastalığı ikileştirir. Maddî hastalığın altında, merak ile mânevî bir hastalığı kalbine verir; maddî hastalık ona dayanır, devam eder. Eğer teslimiyetle, rıza ile, hastalığın hikmetini düşünmekle o merak gitse, o maddî hastalığın mühim bir kökü kesilir, hafifleşir, kısmen gider. Hususan evhamla bir dirhem maddî hastalık, bazan merak vasıtasıyla on dirhem kadar büyür. Merak kesilmesiyle, o hastalığın onda dokuzu gider.Merak, hastalığı ziyade ettiği gibi, hikmet-i İlâhiyeyi ittiham ve rahmet-i İlâhiyeyi




    Hâlık-ı Rahîm: sonsuz merhamet ve şefkat sahibi olan ve herşeyi yaratan Allah Kur’ân-ı Hakîm: her âyet ve sûresinde sayısız hikmet ve faydalar bulunan Kur’ân
    ahbap: dostlar, sevgililer ahz-ı ücret: ücret alma
    bilâkis: tersine, aksine bostan-ı cinân: Cennet bahçeleri
    dehşet: korku, ürkme dehşetli: korkunç, ürkütücü
    devâ: ilâç, çare dirhem: eskiden kullanılan ve yaklaşık 3 gramlık ağırlığa karşılık gelen bir ölçü birimi
    ebedî: sonsuz ehl-i dalâlet: doğru ve hak yoldan sapanlar, inançsız kimseler
    ehl-i iman: Allah’a ve Allah’tan gelen herşeye inanan kimseler, mü’minler ehlullah: Allah dostları
    evham: vehimler, kuruntular fazl: cömertlik, yardım
    hakikat: asıl, esas, gerçek hakikî: asıl, gerçek
    hayrat: hayırlar hayır: iyilik, faydalı ve sevaplı amel
    hikmet: sebep, fayda, gaye hikmet-i İlâhiye: Allah’ın bütün âlemde gözettiği fayda ve gaye
    hususan: bilhassa, özellikle idame: devam ettirme
    ittiham etmek: suçlamak kat’î: kesin olarak
    külfet: yük maddî hastalık: bedende meydana gelen hastalık
    mahiyet: nitelik, özellik makam-ı saadet: mutluluk yeri
    mukabil: karşılık mukaddeme: başlangıç
    mânevî hastalık: ruhsal hastalık; ruhta meydana gelen hastalık mühim: önemli
    nazar: bakış rahmet: İlâhî şefkat, merhamet
    rıza: memnuniyet, hoşnutluk saadet: mutluluk
    suret: biçim, şekil talim: eğitim
    talimat: eğitimler terhis: göreve son verme, serbest bırakma
    teslimiyet: bağlılık, kendini Allah’ın iradesine bırakma ubudiyet: kulluk
    vasıta: araç vazife-i hayat: hayat vazifesi, görevi
    vesile: araç, vasıta zindan-ı dünya: dünya zindanı
    ziyade etmek: artırmak, çoğaltmak zulümat-ı ebediye: sonsuz karanlıklar
    şeksiz: şüphesiz

    Yazar : Risale Forum

  9. #9
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 523 + 37882


    Cevap: Yirmi Beşinci Lem'a - Sayfa 338

    <!-- This file was converted to xhtml by Writer2xhtml ver. 0.5 beta2. See [Linkleri Görebilmek için Üye olmanız Gerekmektedir.Üye olmak için Tıklayınız.] for more info. --><META name=description content=""><META name=keywords content=""><STYLE type=text/css media=all> body {font-family:'Trebuchet MS',Arial,serif;font-size:12.0pt} </STYLE>tenkit ve Hâlık-ı Rahîminden şekvâ hükmünde olduğu için, aksi maksadıyla tokat yer, hastalığını ziyadeleştirir. Evet, nasıl ki şükür nimeti ziyadeleştirir; öyle de, şekvâ, hastalığı, musibeti tezyid eder.

    Hem merakın kendisi de bir hastalıktır. Onun ilâcı, hastalığın hikmetini bilmektir. Madem hikmetini, faydasını bildin; o merhemi meraka sür, kurtul. Ah yerine oh de; “Vâ esefâ” yerine “Elhamdü lillâhi alâ külli hal” söyle.

    ON BİRİNCİ DEVÂ

    Ey sabırsız hasta kardeş! Hastalık, hazır bir elemi sana vermekle beraber, evvelki hastalığından bugüne kadar, o hastalığın zevâlindeki bir lezzet-i mâneviye ve sevabındaki bir lezzet-i ruhiye veriyor. Bugünden, belki bu saatten sonraki zamanda hastalık yok; elbette yoktan elem yok. Elem olmazsa teessür olamaz. Sen yanlış bir surette tevehhüm ettiğin için sabırsızlık geliyor. Çünkü, bugünden evvel bütün hastalık zamanının maddîsi gitmekle elemi de beraber gitmiş, kendindeki sevabı ve zevâlindeki lezzet kalmış. Sana kâr ve sürur vermek lâzım gelirken, onları düşünüp müteellim olmak ve sabırsızlık etmek divaneliktir. Gelecek günler daha gelmemişler. Onları şimdiden düşünüp, yok bir günde, yok olan bir hastalıktan, yok olan bir elemden tevehhüm ile düşünüp müteellim olmak, sabırsızlık göstermekle, üç mertebe yok yoğa vücut rengi vermek divanelik değil de nedir?

    Madem bu saatten evvelki hastalık zamanları ise sürur veriyor. Ve madem, yine bu saatten sonraki zaman mâdum, hastalık mâdum, elem mâdumdur. Sen, Cenâb-ı Hakkın sana verdiği bütün sabır kuvvetini böyle sağa sola dağıtma, bu saatteki eleme karşı tahşid et, “Yâ Sabûr” de, dayan.

    ON İKİNCİ DEVÂ

    Ey hastalık sebebiyle ibadet ve evrâdından mahrum kalan ve o mahrumiyetten teessüf eden hasta! Bil ki, hadisçe sabittir ki, “Müttakî bir mü’min, hastalık sebebiyle






    Cenâb-ı Hak: Hakkın tâ kendisi olan şeref ve yücelik sahibi Allah Hâlık-ı Rahîm: sonsuz merhamet ve şefkat sahibi olan ve herşeyi yaratan Allah
    Sabûr: kullarına sabır gücü ihsan eden Allah aks-i maksad: maksadın aksi
    devâ: ilâç, çare divanelik: akılsızlık
    elem: keder, üzüntü elhamdü lillâhi alâ külli hal: her türlü hâl için Allah’a hamd olsun!
    evrâd: zikirler evvel: önce
    evvelki: önceki hadis: Peygamber Efendimizin (a.s.m.) mübarek söz, fiil ve hareketi veya onun onayladığı başkasına ait söz, iş veya davranış
    hikmet: sebep, fayda, gaye lezzet-i mâneviye: mânevî lezzet
    lezzet-i ruhiye: ruhun lezzet alması mahrumiyet: yoksun kalma
    mertebe: derece, makam musibet: belâ, büyük sıkıntı
    mâdum: yok müteellim: acı çeken, üzülen
    müttakî: Allah’tan korkup emir ve yasaklarını titizlikle uyan mü’min: Allah’a ve Ondan gelen herşeye inanan
    nimet: iyilik, lütuf, ihsan rahmet-i İlâhiye: Allah’ın herşeyi kuşatan sonsuz rahmeti
    suret: biçim, şekil sürur: mutluluk, sevinç
    tahşid etmek: öneminden dolayı bir şeyin üzerinde fazla durmak teessüf eden: üzülen
    teessür: üzüntü tenkit etmek: eleştirmek
    tevehhüm etmek: sanmak, zannetmek, kuruntu tezyid etmek: artırmak
    vâ esefâ!: esefler olsun! vücut rengi vermek: olmayan bir şeyi var kabul etmek
    zevâl: gelip geçicilik, yokluk ziyadeleştirmek: artırmak, fazlalaştırmak
    şekvâ: şikâyet, yakınma şükür: Allah’a karşı minnet duyma, teşekkür etme
    Yazar : Risale Forum

  10. #10
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 523 + 37882


    Cevap: Yirmi Beşinci Lem'a - Sayfa 339

    <!-- This file was converted to xhtml by Writer2xhtml ver. 0.5 beta2. See [Linkleri Görebilmek için Üye olmanız Gerekmektedir.Üye olmak için Tıklayınız.] for more info. --><META name=description content=""><META name=keywords content=""><STYLE type=text/css media=all> body {font-family:'Trebuchet MS',Arial,serif;font-size:12.0pt} </STYLE>yapamadığı daimî virdinin sevabını, hastalık zamanında yine kazanır.” 1 Farzı mümkün olduğu kadar yerine getiren bir hasta, sabır ve tevekkül ile ve farzlarını yerine getirmekle, o ağır hastalık zamanında sair sünnetlerin yerini, hem hâlis bir surette, hastalık tutar.

    Hem hastalık, insandaki aczini, zaafını ihsas eder. O aczin lisanıyla ve zaafın diliyle, hâlen ve kàlen bir dua ettirir. Cenâb-ı Hak insana hadsiz bir acz ve nihayetsiz bir zaaf vermiş, tâ ki daimî bir surette dergâh-ı İlâhiyeye iltica edip niyaz etsin, dua etsin.

    قُلْ مَا يَعْبَؤُا بِكُمْ رَبِّى لَوْلاَ دُعَاۤؤُكُمْ 2 Yani, “Eğer duanız olmassa ne ehemmiyetiniz var?” Âyetin sırrıyla, insanın hikmet-i hilkati ve sebeb-i kıymeti olan samimî dua ve niyazın bir sebebi hastalık olduğundan, bu nokta-i nazardan şekvâ değil, Allah’a şükretmek ve hastalığın açtığı dua musluğunu, âfiyeti kesb etmekle kapamamak gerektir.

    ON ÜÇÜNCÜ DEVÂ

    Ey hastalıktan şekvâ eden biçare adam! Hastalık bazılara ehemmiyetli bir definedir, gayet kıymettar bir hediye-i İlâhiyedir. Her hasta, kendi hastalığını o neviden tasavvur edebilir.

    Madem ecel vakti muayyen değil; Cenâb-ı Hak, insanı ye’s-i mutlak ve gaflet‑i mutlaktan kurtarmak için, havf ve recâ ortasında ve hem dünya ve hem âhireti muhafaza etmek noktasında tutmak için, hikmetiyle eceli gizlemiş. Madem her vakit ecel gelebilir; eğer insanı gaflet içinde yakalasa, ebedî hayatına çok zarar verebilir. Hastalık gafleti dağıtır, âhireti düşündürür, ölümü tahattur ettirir,



    Not
    Dipnot-1 Buharî, Cihad: 134; Müsned, 4:410, 418.
    Dipnot-2 Furkan Sûresi, 25:77.





    Cenâb-ı Hak: Hakkın tâ kendisi olan şeref ve yücelik sahibi Allah acz: güçsüzlük
    biçare: çaresiz, zavallı daimî: devamlı, sürekli
    define: hazine dergâh-ı İlâhiye: Allah’ın yüce katı
    devâ: ilâç, çare dua: Allah’a yalvarma, yakarma
    ebedî: sonsuz ecel: ölüm vakti
    ehemmiyet: değer, önem farz: Allah’ın kesinlikle yapılmasını emrettiği şey
    gaflet: sorumsuzluk, âhiretten ve Allah’ın emir ve yasaklarından habersiz davranma gaflet-i mutlaka: bütünüyle umursamazlık, âhiretten ve Allah’ın emir ve yasaklarından habersiz davranma
    hadsiz: sınırsız havf ve recâ: korku ve ümit
    hediye-i İlâhiye: Allah’ın hediyesi hikmet: bir gaye ve faydaya yönelik olarak, tam yerli yerinde olma
    hikmet-i hilkat: yaratılış hikmeti ve gayesi hâlen: davranışla
    hâlis: samimi, saf, temiz ihsas etmek: hissettirmek
    iltica etmek: sığınmak kesb etmek: kazanmak
    kàlen: sözle kıymettar: değerli
    lisan: dil muayyen: belirlenmiş
    muhafaza etmek: korumak, saklamak nevi: tür
    nihayetsiz: sınırsız niyaz: dua, yalvarıp yakarma
    nokta-i nazar: bakış açısı sair: diğer, başka
    sebeb-i kıymet: değerli oluş sebebi suret: biçim, şekil
    sünnet: Peygamberimizin söz, fiil ve hareketlerine dayanan yüce prensipler tahattur etmek: hatırlamak
    tasavvur etmek: düşünme, hayal etme tevekkül: Allah’a dayanma ve güvenme
    vird: devamlı yapılan zikir ye’s-i mutlak: tam bir ümitsizlik
    zaaf: zayıflık âfiyet: sağlık, selâmet
    âhiret: öldükten sonra yaşanacak olan sonsuz hayat âyet: Kur’an’da yer alan her bir cümle
    şekvâ: şikayet, yakınma şekvâ eden: şikâyet eden
    şükür: Allah’a karşı minnet duyma, teşekkür etme

    Yazar : Risale Forum

Sayfa 1/3 123 SonSon

Facebook Yorumları

Facebook Giriş

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Bu Konudaki Etiketler

105, 128, 134, 154, 157, 159, 160, 161, 164, 172, 174, 176, 180, 185, ada, aklı, alâkası, aldatmaz, allah, amellerin, aracı, araf, arz, aya, âyine, bahusus, bana, bazı, bağış, başkasını, başlarında, başıboş, başındaki, bediüzzaman, bilinen, budur, bütün, cihazat, cömertlik, dediler, demeye, denilmez, derece, derler, değilim, dikkatle, diyebilir, dünyadan, düğü, düşünmüyorsan, dış, eceli, eksiksiz, emrini, engellemek, etrafındaki, ettiren, ettirir, eyleme, farzlarını, faydaya, fazilet, firdevs, gaflete, geçmesi, gelmiş, getirip, gibi, gideceğini, gitmiş, giydirir, görünmek, gösteriş, gösterme, gururu, güvenme, haktan, hâlıkını, hapis, harap, hastalıktan, hastalığından, hastalığını, hazırlan, herşeye, hevâ, hoşnud, ihata, ilk, inananlar, incitmek, insanlığı, istekleri, izale, işaret, jpg, kabre, kaldıracak, kazancı, kesilmiş, keyfini, kullar, kısmen, kısmı, kıymetini, lam, lisanı, lütuf, mecmuası, media, merhametin, merhametsizlik, meselâ, meseledir, mevcudat, meydanı, muhakkak, muhterem, mümkü, müş, nefret, nefsânî, nurdur, nursî, olana, olduğundan, olsun, orga, özellikle, rahatla, risale-i, risale-i nur, riyazet, saadetine, sakı, sakınmak, sanmak, satış, sayılan, sekiz, sermaye, servet, sevaplı, sizlere, sor, sünnetleri, süre, sûresi, suretle, sürmek, sıhhat, sığı, sığınmak, takdim, tasavvur, tavsiyelerini, terakki, ters, tevahhuş, tokat, ücretli, uhrevî, ümitsizlik, umum, üstü, vazifeler, vazifeni, verdiği, verilmiş, veyahut, yanlışlar, yapılan, yaratanı, yarım, yayı, yazdığı, yazılan, yazıldığı, yeknesak, ışık, zahmet, zamanları, zarif, zengini, zevklerinden, zira, şerleri, şeye, şifası, şükürle

Etiket Bulutu Ana Sayfası

Sosyal İmleme

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222