Sayfa 2/3 İlkİlk 123 SonSon
24 sonuçtan 11 ile 20 arası

  1. #11
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 524 + 37882


    Cevap: Yirmi Beşinci Lem'a - Sayfa 340

    <!-- This file was converted to xhtml by Writer2xhtml ver. 0.5 beta2. See [Linkleri Görebilmek için Üye olmanız Gerekmektedir.Üye olmak için Tıklayınız.] for more info. --><META name=description content=""><META name=keywords content=""><STYLE type=text/css media=all> body {font-family:'Trebuchet MS',Arial,serif;font-size:12.0pt} </STYLE>öylece hazırlanır. Bazı öyle bir kazancı olur ki, yirmi senede kazanamadığı bir mertebeyi yirmi günde kazanıyor.

    Ezcümle, arkadaşlarımızdan—Allah rahmet etsin—iki genç vardı: Biri İlâmalı Sabri, diğeri İslâmköylü Vezirzâde Mustafa. Bu iki zât, talebelerim içinde kalemsiz oldukları halde, samimiyette ve iman hizmetinde en ileri safta olduklarını hayretle görüyordum. Hikmetini bilmedim. Vefatlarından sonra anladım ki, her ikisinde de ehemmiyetli bir hastalık vardı. O hastalık irşadıyla, sair gafil ve ferâizi terk eden gençlere bedel, en mühim bir takvâ ve en kıymettar bir hizmette ve âhirete nâfi bir vaziyette bulundular. İnşaallah, iki senelik hastalık zahmeti, milyonlar sene hayat-ı ebediyenin saadetine medar oldu. Ben onların sıhhati için bazı ettiğim duayı, şimdi anlıyorum, dünya itibarıyla beddua olmuş. İnşaallah, o duam, sıhhat-i uhreviye için kabul olunmuştur.

    İşte bu iki zât, benim itikadımca, on senelik bir takvâ ile elde edilecek bir kazanç kadar bir kâr buldular. Eğer ikisi, bir kısım gençler gibi sıhhat ve gençliğine güvenip gaflet ve sefahete atılsaydılar, ölüm de onları tarassut edip tam günahlarının pislikleri içinde yakalasaydı, o nurlar definesi yerine, kabirlerini akrepler ve yılanlar yuvası yapacaklardı.

    Madem hastalıkların böyle menfaati var. Ondan şekvâ değil, tevekkül, sabır ile, belki şükredip rahmet-i İlâhiyeye itimad etmektir.

    ON DÖRDÜNCÜ DEVÂ

    Ey gözüne perde gelen hasta! Eğer ehl-i imanın gözüne gelen perdenin altında nasıl bir nur ve mânevî bir göz olduğunu bilsen, “Yüz bin şükür Rabb-i Rahîmime” dersin. Bu merhemi izah için bir hadise söyleyeceğim. Şöyle ki:

    Bana sekiz sene kemâl-i sadakatle, hiç gücendirmeden hizmet eden Barlalı Süleyman’ın halasının bir vakit gözü kapandı. O saliha kadın, bana karşı haddimden yüz derece fazla hüsn-ü zan ederek, “Gözümün açılması için dua et” diyerek,






    Barlalı Süleyman: (bk. bilgiler – Sıddık Süleyman) Rabb-i Rahîm: sonsuz merhamet ve şefkat sahibi ve herşeyi terbiye ve idare eden Allah
    beddua: kötü dua bedel: karşılık
    define: hazine devâ: ilâç, çare
    ehemmiyetli: önemli ehl-i iman: Allah’a ve Ondan gelen herşeye inananlar, mü’minler
    ezcümle: örneğin ferâiz: farzlar, Allah’ın kesin emirleri
    gafil: Allah’ı düşünmeyen ve sorumluluklarından habersiz gaflet: sorumsuzluk, âhiretten ve Allah’ın emir ve yasaklarından habersiz davranma
    hadise: olay hayat-ı ebediye: sonsuz hayat, âhiret hayatı
    hikmet: sebep, gaye hüsn-ü zan: güzel zanda bulunma
    inşaallah: Allah izin verirse irşad: doğru yolu gösterme, uyarma
    itibarıyla: açısından itikat: inanç
    itimad etmek: güvenmek, dayanmak izah: açıklama
    kalemsiz: okur yazar olmayan kemâl-i sadakat: tam bir bağlılık
    kıymettar: değerli medar olmak: sebep olmak, vesile olmak
    menfaat: fayda, yarar mertebe: derece, makam
    mühim: önemli nâfi: faydalı
    rahmet-i İlâhiye: Allah’ın herşeyi kuşatan sonsuz rahmeti saadet: mutluluk
    sair: diğer, başka saliha: dinin emir ve yasaklarına uygun hareket eden, Allah’ın sevgili kulu mü’mine kadın
    sefahet: yasak zevk ve eğlenceye düşkünlük sıhhat: sağlık
    sıhhat-i uhreviye: ahiret hayatında sağlıklı olma takvâ: Allah’ın emirlerini tutup, günahlardan sakınmak
    talebe: öğrenci tarassut etmek: gözetlemek
    tevekkül: Allah’a dayanma ve güvenme vaziyet: durum, hâl
    zât: kişi âhiret: öldükten sonra yaşanacak olan sonsuz hayat
    İlâmalı Sabri: (bk. bilgiler) şekvâ: şikayet, yakınma
    şükür: nimeti veren Allah’a karşı minnet duymak, teşekkür etmek
    Yazar : Risale Forum

  2. #12
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 524 + 37882


    Cevap: Yirmi Beşinci Lem'a - Sayfa 341

    <!-- This file was converted to xhtml by Writer2xhtml ver. 0.5 beta2. See [Linkleri Görebilmek için Üye olmanız Gerekmektedir.Üye olmak için Tıklayınız.] for more info. --><META name=description content=""><META name=keywords content=""><STYLE type=text/css media=all> body {font-family:'Trebuchet MS',Arial,serif;font-size:12.0pt} </STYLE>cami kapısında beni yakaladı. Ben de, o mübarek ve meczûbe kadının salâhatini duama şefaatçi yapıp, “Yâ Rabbi, onun salâhati hürmetine onun gözünü aç” diye yalvardım. İkinci gün Burdurlu bir göz hekimi geldi, gözünü açtı. Kırk gün sonra yine gözü kapandı. Ben çok müteessir oldum, çok dua ettim. İnşaallah o dua âhireti için kabul olmuştur. Yoksa benim o duam, onun hakkında gayet yanlış bir beddua olurdu. Çünkü eceli kırk gün kalmıştı. Kırk gün sonra—Allah rahmet etsin—vefat eyledi.

    İşte o merhume, kırk gün Barla’nın hazînâne bağlarına rikkatli ihtiyarlık gözüyle bakmasına bedel, kabrinde, Cennet bağlarını kırk bin günlerde seyredeceğini kazandı. Çünkü imanı kuvvetli, salâhati şiddetli idi.

    Evet, bir mü’min, gözüne perde çekilse ve gözü kapalı kabre girse, derecesine göre, ehl-i kuburdan çok ziyade o âlem-i nuru temâşâ edebilir. Bu dünyada nasıl çok şeyleri biz görüyoruz, kör olan mü’minler görmüyorlar. Kabirde o körler, imanla gitmişse, o derece ehl-i kuburdan ziyade görür. En uzak gösteren dürbünlerle bakar nev’inde, kabrinde, derecesine göre, Cennet bağlarını sinema gibi görüp temâşâ ederler.

    İşte böyle gayet nurlu ve toprak altında iken göklerin üstündeki Cenneti görecek ve seyredecek bir gözü, bu gözündeki perde altında, şükürle, sabırla bulabilirsin. İşte o perdeyi senin gözünden kaldıracak, o gözle seni baktıracak göz hekimi, Kur’ân-ı Hakîmdir.

    ON BEŞİNCİ DEVÂ

    Ey âh ü enîn eden hasta! Hastalığın suretine bakıp ah eyleme; mânâsına bak, oh de. Eğer hastalığın mânâsı güzel birşey olmasaydı, Hâlık-ı Rahîm en sevdiği ibâdına hastalıkları vermezdi. Halbuki, hadis-i sahihte vardır ki,
    اَشَدُّ النَّاسِ بَلاَءً اَ ْلاَنْبِيَاۤءُ ثُمَّ اْلاَوْلِيَاۤءُ، ثُمَّ اْلاَمْثَلُ فَاْلاَمْثَلُ 1

    (ev kemâ kàl). Yani, “En ziyade musibet ve meşakkate giriftar olanlar, insanların


    Not
    Dipnot-1 el-Münâvî, Feyzü’l-Kadîr, 1:519, no: 1056; el-Hâkim, el-Müstedrek, 3:343; Buharî, Merdâ: 3; Tirmizî, Zühd: 57; İbni Mâce, Fiten: 23; Dârimî, Rikâk: 67; Müsned, 1:172, 174, 180, 185, 6:369.





    Barla
    : (bk. bilgiler)




    Burdur
    : (bk. bilgiler)
    Hâlık-ı Rahîm: sınırsız rahmet sahibi ve bütün varlıkların yaratıcısı olan Allah Kur’ân-ı Hakîm: her âyet ve sûresinde sayısız hikmet ve faydalar bulunan Kur’an
    Yâ Rabbi: Ey Rabbim! beddua: kötü dua
    bedel: karşılık devâ: ilâç, çare
    ecel: ölüm vakti ehl-i kubur: kabirdekiler
    ev kemâ kàl: veya buna benzer şekilde buyurmuşlardır giriftar olan: tutulan
    hadis-i sahih: sahih hadis; Peygamber Efendimize (a.s.m.) ait olduğu kesin bilinen ve doğru sened ve güçlü râvîlerle rivâyet edilen hadis hazînâne: hüzünlü bir şekilde
    hekim: doktor ibâd: kullar
    inşaallah: Allah izin verirse meczûbe: cezbeye tutulmuş, İlâhî aşkla aklî dengesi değişmiş kadın, mecnun
    merhume: vefat etmiş kadın meşakkat: güçlük, zorluk
    musibet: belâ, büyük sıkıntı mübarek: hayırlı
    müteessir olmak: üzülmek mü’min: Allah’a ve Ondan gelen herşeye inanan
    nev’: tür, çeşit rahmet: İlâhî şefkat ve merhamet
    rikkatli: acıma hissi uyandıracak bir şekilde salâhat: dindarlıkta çok ileri olma hali
    suret: biçim, görünüş temâşâ etmek: bakmak, seyretmek
    ziyade: çok, fazla âh ü enîn eden: âh çekip inleyen
    âhiret: öldükten sonra yaşanacak olan sonsuz hayat âlem-i nur: nur âlemi
    şefaatçi yapmak: af için aracı yapmak şükür: Allah’a karşı minnet duyma, teşekkür etme

    Yazar : Risale Forum

  3. #13
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 524 + 37882


    Cevap: Yirmi Beşinci Lem'a - Sayfa 342

    <!-- This file was converted to xhtml by Writer2xhtml ver. 0.5 beta2. See [Linkleri Görebilmek için Üye olmanız Gerekmektedir.Üye olmak için Tıklayınız.] for more info. --><META name=description content=""><META name=keywords content=""><STYLE type=text/css media=all> body {font-family:'Trebuchet MS',Arial,serif;font-size:12.0pt} </STYLE>en iyisi, en kâmilleridir.” Başta Hazret-i Eyyub Aleyhisselâm, enbiyalar, sonra evliyalar ve sonra ehl-i salâhat, çektikleri hastalıklara birer ibadet-i hâlisa, birer hediye-i Rahmâniye nazarıyla bakmışlar, sabır içinde şükretmişler, Hâlık-ı Rahîmin rahmetinden gelen bir ameliyat-ı cerrahiye nev’inden görmüşler.

    Sen, ey âh ü fîzâr eden hasta! Bu nuranî kafileye iltihak etmek istersen, sabır içinde şükret. Yoksa şekvâ etsen, onlar seni kafilelerine almayacaklar. Ehl-i gafletin çukurlarına düşersin. Karanlıklı bir yolda gideceksin.

    Evet, hastalıkların bir kısmı var ki, eğer ölümle neticelense, mânevî şehid hükmünde, şehadet gibi bir velâyet derecesine sebebiyet verir. Ezcümle, çocuk doğurmaktan gelen hastalıklar HAŞİYE-1 ve karın sancısıyla, gark ve hark ve tâun ile vefat eden şehid-i mânevî olduğu gibi, çok mübarek hastalıklar var ki, velâyet derecesini ölümle kazandırır. Hem hastalık, dünya aşkını ve alâkasını hafifleştirdiğinden, vefat ile dünyadan, ehl-i dünya için gayet elîm ve acı olan mufarakati tahfif eder, bazan da sevdirir.


    ON ALTINCI DEVÂ

    Ey sıkıntıdan şekvâ eden hasta! Hastalık, hayat-ı içtimaiye-i insaniyede en mühim ve gayet güzel olan hürmet ve merhameti telkin eder. Çünkü insanı vahşete ve merhametsizliğe sevk eden istiğnâdan kurtarıyor. Çünkü,
    1 اِنَّ اْلاِنْسَانَ لَيَطْغٰ اَنْ رَاٰهُ اسْتَغْنٰى sırrıyla, sıhhat ve âfiyetten gelen istiğnâda bulunan bir nefs-i emmâre, şâyân-ı hürmet çok uhuvvetlere karşı hürmeti


    Not
    Haşiye-1 Bu hastalığın mânevî şehadeti kazandırması, lohusa zamanı olan kırk güne kadardır.Dipnot-1 “Şüphesiz ki insan, kendisini ihtiyaçtan uzak görünce azgınlaşıverir.” Alâk Sûresi, 96:6-7.






    Aleyhisselâm
    : Allah’ın selâmı onun üzerine olsun




    Hazret-i Eyyub
    : [bk. bilgiler – Eyyub (a.s.)]
    Hâlık-ı Rahîm: sonsuz merhamet ve şefkat sahibi olan ve herşeyi yaratan Allah ameliyat-ı cerrahiye: cerrahî ameliyat
    devâ: ilâç, çare ehl-i dünya: sadece dünya ile ilgilenen, ahireti düşünmeyen kişiler
    ehl-i gaflet: âhirete, Allah’ın emir ve yasaklarına karşı duyarsız olanlar ehl-i salâhat: dindarlıkta çok ileri olanlar
    elîm: acı ve sıkıntı veren enbiya: nebiler, peygamberler
    evliya: Allah dostları ezcümle: örneğin
    gark: suda boğulma hark: yanma
    hayat-ı içtimaiye-i insaniye: insanlığın sosyal hayatı haşiye: dipnot
    hediye-i Rahmâniye: sonsuz rahmet sahibi Allah’ın hediyesi hürmet: saygı
    ibadet-i hâlisa: samimiyetle, içtenlikle yapılan ibadet iltihak etmek: katılmak
    istiğna: ihtiyaç duymama, kaçınma kafile: grup, topluluk
    kâmil insan: mânevî mertebelerde yükselip olgunlaşan, fazilet sahibi insan lohusa: yeni doğum yapmış kadın
    merhamet: acıma, şefkat merhametsizlik: acımasız olma durumu, acımasızlık
    mufarakat: ayrılık mânevî şehadet: mânevî şehitlik
    mübarek: uğurlu, hayırlı mühim: önemli
    nazar: bakış, görüş nefs-i emmâre: hazır zevke düşkün ve insanı kötülüğe, yasak zevk ve isteklere sevk eden duygu
    neticelenmek: sonuçlanmak nev’: tür
    nuranî: nurlu, aydınlık rahmet: İlâhî şefkat, merhamet
    sebebiyet vermek: sebep olmak sevk etmek: yöneltmek
    sıhhat: sağlık tahfif etmek: hafifletmek
    telkin etmek: fikir aşılamak, öğüt vermek tâun: veba hastalığı
    uhuvvet: kardeşlik vahşet: yalnızlık, ilkellik
    velâyet: velilik âfiyet: sağlık
    âh ü fîzâr eden: âh çekip ağlayan şehadet: şehitlik
    şehid: Allah yolunda canını feda eden Müslüman şehid-i mânevî: mânevî olarak şehit sayılan
    şekvâ: şikâyet şâyân-ı hürmet: saygı duymaya değer, saygıya layık
    şükretmek: Allah’a karşı minnet duymak, teşekkür etmek


    Yazar : Risale Forum

  4. #14
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 524 + 37882


    Cevap: Yirmi Beşinci Lem'a - Sayfa 343

    <!-- This file was converted to xhtml by Writer2xhtml ver. 0.5 beta2. See [Linkleri Görebilmek için Üye olmanız Gerekmektedir.Üye olmak için Tıklayınız.] for more info. --><META name=description content=""><META name=keywords content=""><STYLE type=text/css media=all> body {font-family:'Trebuchet MS',Arial,serif;font-size:12.0pt} </STYLE>hissetmez. Ve şâyân-ı merhamet ve şefkat olan musibetzedelere ve hastalıklılara merhameti duymaz. Ne vakit hasta olsa, o hastalıkta aczini ve fakrini anlar, lâyık-ı hürmet olan ihvanlarına ihtiram eder. Ziyaretine gelen veya ona yardım eden mü’min kardeşlerine karşı hürmeti hisseder. Ve rikkat-i cinsiyeden gelen şefkat-i insaniye ve en mühim bir haslet-i İslâmiye olan, musibetzedelere karşı merhameti hissedip, onları nefsine kıyas ederek, onlara tam mânâsıyla acır, şefkat eder, elinden gelse muavenet eder, hiç olmazsa dua eder, hiç olmazsa şer’an sünnet olan keyfini sormak için ziyaretine gider, sevap kazanır.

    ON YEDİNCİ DEVÂ

    Ey hastalık vasıtasıyla hayrat yapamamaktan şekvâ eden hasta! Şükret. Hayrâtın en hâlisinin kapısını sana açan, hastalıktır. Hastalık mütemadiyen hastaya ve lillâh için hastaya bakıcılara sevap kazandırmakla beraber, duanın makbuliyetine en mühim bir vesiledir.

    Evet, hastalara bakmak, ehl-i iman için mühim sevabı vardır. Hastaların keyfini sormak, fakat hastayı sıkmamak şartıyla ziyaret etmek, sünnet-i seniyyedir, 1 keffâretü’z-zünub olur. Hadiste vardır ki, “Hastaların duasını alınız; onların duası makbuldür.” 2

    Bahusus hasta, akrabadan olsa, hususan peder ve valide olsa, onlara hizmet mühim bir ibadettir, mühim bir sevaptır. Hastaların kalbini hoşnud etmek, teselli vermek, mühim bir sadaka hükmüne geçer. Bahtiyardır o evlât ki, peder ve validesinin hastalık zamanında, onların seriütteessür olan kalblerini memnun edip hayır dualarını alır.

    Evet, hayat-ı içtimaiyede en muhterem bir hakikat olan peder ve validesinin şefkatlerine



    Not
    Dipnot-1 el-Münâvî, Feyzü’l-Kadîr, 2:45, no:1285.Dipnot-2 İbni Mâce, Cenâiz: 1; Deylemî, Müsnedü’l-Firdevs, 1:280.






    acz
    : güçsüzlük






    bahtiyar
    : talihli, mutlu
    bahusus: özellikle devâ: ilâç, çare
    ehl-i iman: iman edenler, mü’minler evlât: çocuk
    fakr: fakirlik hadis: Peygamber Efendimizin (a.s.m.) mübarek söz, fiil ve hareketi veya onun onayladığı başkasına ait söz, iş veya davranış
    hakikat: esas, gerçek haslet-i İslâmiye: İslâmiyetten gelen haslet, özellik
    hayat-ı içtimaiye: sosyal hayat hayrât: hayırlar
    hayır: iyilik hoşnud etmek: memnun etmek
    hususan: bilhassa, özellikle hâlis: içten, katıksız
    hürmet: saygı ihtiram etmek: saygı duymak
    ihvan: kardeşler keffâretü’z-zünub: günahların bağışlanmasına vesile
    kıyas etmek: karşılaştırmak lillâh için: Allah için
    lâyık-ı hürmet: saygıya değer makbul: kabul edilen
    makbuliyet: kabul edilmişlik merhamet: acıma, şefkat
    muavenet etmek: yardım etmek muhterem: hürmete layık
    musibetzede: belâya, sıkıntıya düşmüş olan kimse mühim: önemli
    mütemadiyen: sürekli olarak mü’min: Allah’a ve Ondan gelen herşeye inanan
    nefis: bir kimsenin kendisi peder: baba
    rikkat-i cinsiye: insanın kendi cinsinden olana acıması sadaka: Allah rızası için ihtiyaç sahibi fakirlere yapılan yardım
    seriütteessür: hemen üzülen, çabuk etkilenen sünnet: Peygamberimizin söz, fiil ve hareketlerine dayanan yüce prensipler
    sünnet-i seniyye: Peygamberimizin söz, fiil ve hareketlerine dayanan yüce prensipler teselli vermek: avutmak, avundurmak
    valide: anne vesile: aracı
    şefkat: içten ve karşılık beklemeden duyulan merhamet, sevgi şefkat-i insaniye: insanın şefkati
    şekvâ etmek: şikâyet etmek şer’an: şeriata göre, İlâhî emir ve yasaklara göre
    şâyân-ı merhamet ve şefkat: şefkat ve merhamete lâyık şükretmek: Allah’a karşı minnet duymak, teşekkür etmek


    Yazar : Risale Forum

  5. #15
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 524 + 37882


    Cevap: Yirmi Beşinci Lem'a - Sayfa 344

    mukabil, hastalıkları zamanında kemâl-i hürmet ve şefkat-i ferzendâne ile mukabele eden o iyi evlâdın vaziyetini ve insaniyetin ulviyetini gösteren o vefâdâr levhaya karşı, hattâ melâikeler dahi “Maşaallah, bârekâllah” deyip alkışlıyorlar.

    Evet, hastalık zamanında, hastalık elemini hiçe indirecek gayet hoş ve ferahlı, etrafında tezahür eden şefkatlerden ve acımak ve merhametlerden gelen lezzetler var. Hastanın duasının makbuliyeti ehemmiyetli bir meseledir. Ben otuz kırk seneden beri, bendeki kulunç denilen bir hastalıktan şifa için dua ederdim. Ben anladım ki, hastalık dua için verilmiş. Dua ile duayı, yani, dua kendi kendini kaldırmadığından, anladım ki, duanın neticesi uhrevîdir, HAŞİYE-1 kendisi de bir nevi ibadettir ve hastalıkla aczini anlayıp dergâh-ı İlâhiyeye iltica eder. Onun için, otuz senedir şifa duasını ettiğim halde duam zâhirî kabul olmadığından, duayı terk etmek kalbime gelmedi. Zira hastalık duanın vaktidir; şifa duanın neticesi değil. Belki Cenâb-ı Hakîm-i Rahîm şifa verse, fazlından verir.

    Hem dua istediğimiz tarzda kabul olmazsa, makbul olmadı denilmez. Hâlık-ı Hakîm daha iyi biliyor; menfaatimize hayırlı ne ise onu verir. Bazan dünyaya ait dualarımızı, menfaatimiz için âhiretimize çevirir, öyle kabul eder.

    Her ne ise, hastalık sırrıyla hulûsiyet kazanan, hususan zaaf ve aczden ve tezellül ve ihtiyaçtan gelen bir dua, kabule çok yakındır. Hastalık böyle hâlis bir duanın medarıdır. Hem dindar olan hasta, hem hastaya bakan mü’minler de bu duadan istifade etmelidirler.

    ON SEKİZİNCİ DEVÂ

    Ey şükrü bırakıp şekvâya giren hasta! Şekvâ bir haktan gelir. Senin bir hakkın zayi olmamış ki şekvâ ediyorsun. Belki senin üstünde hak olan çok şükürler var, yapmadın. Cenâb-ı Hakkın hakkını vermeden, haksız bir surette hak istiyorsun gibi



    Not
    Haşiye-1 Evet, bir kısım hastalık duanın sebeb-i vücudu iken, dua hastalığın ademine sebep olsa, duanın vücudu kendi ademine sebep olur; bu da olamaz.





    Cenâb-ı Hak
    : Hakkın tâ kendisi olan, şeref ve yücelik sahibi Allah





    Cenâb-ı Hakîm-i Rahîm
    : her şeyi hikmetle ve yerli yerinde yaratan, yarattıklarına sonsuz şefkat gösteren Allah
    Hâlık-ı Hakîm: her varlığı sayısız hikmetlerle yaratan Allah acz: güçsüzlük
    adem: yokluk bârekâllah: Allah hayırlı ve bereketli kılmış
    dergâh-ı İlâhiye: Allah’ın yüce katı devâ: ilâç, çare
    dua: Allah’a yakarış ehemmiyetli: değerli, önemli
    elem: acı, keder fazl: cömertlik, fazladan nimet verme
    ferahlı: sevinç ve huzur veren gayet: çok
    haşiye: dipnot hulûsiyet: hâlislik, içtenlik
    hususan: özellikle hâlis: içten
    iltica etmek: sığınmak insaniyet: insanlık
    kemâl-i hürmet: tam bir saygı kulunç: özellikle omuzlarda olan şiddetli ağrı
    makbul: kabul edilen makbuliyet: kabul edilmiş olma
    maşaallah: Allah dilemiş ve ne güzel yaratmış medar: dayanak noktası, kaynak
    melâike: melekler menfaat: fayda, yarar
    merhamet: acıma, şefkat mukabele etmek: karşılık vermek
    mukabil: karşılık mü’min: Allah’a ve Ondan gelen herşeye inanan
    nevi: çeşit, tür sebeb-i vücud: varlık sebebi
    surette: şekilde tezahür etmek: görünmek, ortaya çıkmak
    tezellül: kendisini çok küçük görme uhrevî: ahirete ait
    ulviyet: yücelik vaziyet: hâl, durum
    vefâdâr: vefâlı vücud: varlık
    zaaf: zayıflık zayi olmak: kaybolup gitmek
    zira: çünkü zâhirî: dış görünüşte
    âhiret: öldükten sonra yaşanacak olan sonsuz hayat şefkat: içten ve karşılık beklemeden duyulan merhamet, sevgi
    şefkat-i ferzendâne: evlâda yakışır sûrette şefkat gösterme şekvâ: şikâyet
    şifa: iyileşme, sağlıklı olma şükür: Allah’a karşı minnet duyma, teşekkür etme

    Yazar : Risale Forum

  6. #16
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 524 + 37882


    Cevap: Yirmi Beşinci Lem'a - Sayfa 345

    <!-- This file was converted to xhtml by Writer2xhtml ver. 0.5 beta2. See [Linkleri Görebilmek için Üye olmanız Gerekmektedir.Üye olmak için Tıklayınız.] for more info. --> <META name=description content=""><META name=keywords content=""><STYLE type=text/css media=all> body {font-family:'Trebuchet MS',Arial,serif;font-size:12.0pt} </STYLE>şekvâ ediyorsun. Sen, kendinden yukarı mertebelerdeki sıhhatli olanlara bakıp şekvâ edemezsin. Belki sen, kendinden sıhhat noktasında aşağı derecelerde bulunan biçare hastalara bakıp şükretmekle mükellefsin. Senin elin kırık ise, kesilmiş ellere bak. Bir gözün yoksa, iki gözü de olmayan âmâlara bak, Allah’a şükret.

    Evet, nimette kendinden yukarıya bakıp şekvâ etmeye hiç kimsenin hakkı yoktur. Ve musibette herkesin hakkı, kendinden musibet noktasında daha yukarı olanlara bakmaktır ki, şükretsin. Bu sır bazı risalelerde bir temsille izah edilmiş. İcmâli şudur ki:

    Bir zat, bir biçareyi bir minarenin başına çıkarıyor. Minarenin her basamağında ayrı ayrı birer ihsan, birer hediye veriyor. Tam minarenin başında da en büyük bir hediyeyi veriyor. O mütenevvi hediyelere karşı ondan teşekkür ve minnettarlık istediği halde, o hırçın adam, bütün o basamaklarda gördüğü hediyeleri unutup veyahut hiçe sayıp, şükretmeyerek, yukarıya bakar. “Keşke bu minare daha uzun olsaydı, daha yukarıya çıksaydım! Niçin o dağ gibi veyahut öteki minare gibi çok yüksek değil?” deyip şekvâya başlarsa, ne kadar bir küfran-ı nimettir, bir haksızlıktır. Öyle de, bir insan hiçlikten vücuda gelip, taş olmayarak, ağaç olmayıp, hayvan kalmayarak, insan olup, Müslüman olarak, çok zaman sıhhat ve âfiyet görüp yüksek bir derece-i nimet kazandığı halde, bazı arızalarla, sıhhat ve âfiyet gibi bazı nimetlere lâyık olmadığı veya sû-i ihtiyarıyla veya sû-i istimaliyle elinden kaçırdığı veyahut eli yetişmediği için şekvâ etmek, sabırsızlık göstermek, “Aman, ne yaptım böyle başıma geldi?” diye rububiyet-i İlâhiyeyi tenkit etmek gibi bir hâlet, maddî hastalıktan daha musibetli, mânevî bir hastalıktır. Kırılmış elle döğüşmek gibi, şikâyetiyle hastalığını ziyadeleştirir. Âkıl odur ki
    اَلَّذِينَ اِذَآ اَصَابَتْهُمْ مُصِيبَةٌ قَالُوۤا اِنَّا ِللهِ وَاِنَّآ اِلَيْهِ رَاجِعُونَ 1 sırrıyla teslim olup sabretsin, tâ o hastalık vazifesini bitirsin, gitsin.

    ON DOKUZUNCU DEVÂ

    Cemîl-i Zülcelâlin bütün isimleri, “Esmâü’l-Hüsnâ” tabir-i Samedânîsiyle



    Not
    Dipnot-1 “O kimseler ki, başlarına bir musibet geldiğinde ‘Biz Allah’ın kullarıyız; dönüşümüz de ancak Onadır’ derler.” Bakara Sûresi, 2:156.





    Cemîl-i Zülcelâl
    : sınırsız yücelik ve heybetiyle beraber, sonsuz güzellik sahibi Allah





    Esmâü’l-Hüsna
    : Allah’ın güzel isimleri
    biçare: çaresiz derece-i nimet: nimet derecesi
    devâ: ilâç, çare hâlet: durum, hâl
    icmâl: özet ihsan: iyilik, bağış, lütuf
    izah etmek: açıklamak küfran-ı nimet: nimete karşı nankörlük
    maddî hastalık: beden hastalığı mertebe: derece
    minnettarlık: şükran duygusu musibet: belâ, büyük sıkıntı
    musibetli: sıkıntılı, belâlı mânevî hastalık: ruh hastalığı
    mükellef: yükümlü mütenevvi: çeşit çeşit
    nimet: iyilik, lütuf, ihsan risale: Risale-i Nur’u oluşturan bölümlerden her birisi
    rububiyet-i İlâhiye: Allah’ın bütün varlık âlemini kuşatan hakimiyeti, yaratıcılığı ve terbiyesi sû-i ihtiyar: iradeyi kötüye kullanma
    sû-i istimal: kötüye kullanma sıhhat: sağlamlık, sağlık
    tabir-i Samedânî: Kendisi hiçbir şeye muhtaç olmayan, ama herşey Kendisine muhtaç olan Allah’ın yüce ifadesi, tabiri temsil: benzetme, örnek
    tenkit etmek: eleştirmek vücuda gelmek: var olmak, ortaya çıkmak
    ziyadeleştirmek: artırmak, fazlalaştırmak âfiyet: sağlık
    âkıl: akıllı âmâ: kör
    şekvâ: şikayet, yakınma şükretmek: Allah’a karşı minnet duymak, teşekkür etmek

    Yazar : Risale Forum

  7. #17
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 524 + 37882


    Cevap: Yirmi Beşinci Lem'a - Sayfa 346

    <!-- This file was converted to xhtml by Writer2xhtml ver. 0.5 beta2. See [Linkleri Görebilmek için Üye olmanız Gerekmektedir.Üye olmak için Tıklayınız.] for more info. --><META name=description content=""><META name=keywords content=""><STYLE type=text/css media=all> body {font-family:'Trebuchet MS',Arial,serif;font-size:12.0pt} </STYLE>gösteriyor ki, güzeldirler. Mevcudat içinde en lâtif, en güzel, en câmi âyine-i Samediyet de hayattır. Güzelin âyinesi güzeldir. Güzelin mehâsinlerini gösteren âyine güzelleşir. O âyinenin başına o güzelden ne gelse güzel olduğu gibi, hayatın başına dahi ne gelse, hakikat noktasında güzeldir. Çünkü, güzel olan o Esmâü’l-Hüsnânın güzel nakışlarını gösterir.

    Hayat, daima sıhhat ve âfiyette yeknesak gitse, nâkıs bir âyine olur. Belki bir cihette adem ve yokluğu ve hiçliği ihsas edip sıkıntı verir, hayatın kıymetini tenzil eder, ömrün lezzetini sıkıntıya kalb eder. Çabuk vaktimi geçireceğim diye, sıkıntıdan ya sefahete, ya eğlenceye atılır. Hapis müddeti gibi, kıymettar ömrüne adâvet edip, çabuk öldürüp geçirmek istiyor.

    Fakat tahavvülde ve harekette ve ayrı ayrı tavırlar içinde yuvarlanmakta olan bir hayat, kıymetini ihsas ediyor, ömrün ehemmiyetini ve lezzetini bildiriyor. Meşakkatte ve musibette dahi olsa, ömrün geçmesini istemiyor. “Aman güneş batmadı, ya gece bitmedi” diye sıkıntısından of, of etmiyor.

    Evet, gayet zengin ve işsiz, istirahat döşeğinde herşeyi mükemmel bir efendiden sor, “Ne haldesin?” Elbette, “Aman vakit geçmiyor; gel bir şeş beş oynayalım. Veyahut vakti geçirmek için bir eğlence bulalım” gibi müteellimâne sözleri ondan işiteceksin. Veyahut tûl-i emelden gelen, “Bu şeyim eksik; keşke şu işi yapsaydım” gibi şekvâları işiteceksin.

    Sen bir musibetzede veya işçi ve meşakkatli bir halde olan bir fakirden sor, “Ne haldesin?” Aklı başında ise diyecek ki: “Şükürler olsun Rabbime, iyiyim, çalışıyorum. Keşke çabuk güneş gitmeseydi, bu işi de bitirseydim. Vakit çabuk geçiyor, ömür durmuyor, gidiyor. Vakıa zahmet çekiyorum; fakat bu da geçer. Herşey böyle çabuk geçiyor” diye, mânen ömür ne kadar kıymettar olduğunu, geçmesindeki teessüfle bildiriyor. Demek, meşakkat ve çalışmakla, ömrün lezzetini ve hayatın kıymetini anlıyor. İstirahat ve sıhhat ise, ömrü acılaştırıyor ki, geçmesini arzu ediyor.

    Ey hasta kardeş! Bil ki, başka risalelerde tafsilâtıyla kat’î bir surette ispat edildiği gibi, musibetlerin, şerlerin, hattâ günahların aslı ve mayası ademdir. Adem ise şerdir, karanlıktır. Yeknesak istirahat, sükût, sükûnet, tevakkuf gibi hâletler,






    Esmâü’l-Hüsna: Allah’ın güzel isimleri Rab: besleyen, yetiştiren, verdiği nimetlerle varlıkları terbiye eden, idaresi ve tasarrufu altında bulunduran Allah
    adem: yokluk, hiçlik adâvet: düşmanlık
    cihet: yön, şekil câmi: kapsamlı, içine alan
    hakikat: gerçek, doğru hâlet: durum
    ihsas etmek: hissettirmek istirahat: dinlenme, rahatlama
    kalb etmek: dönüştürmek kıymettar: kıymetli, değerli
    lâtif: güzel, hoş mehâsin: güzellikler
    mevcudat: varlıklar meşakkat: güçlük, zorluk
    musibet: belâ, büyük sıkıntı musibetzede: belâya, sıkıntıya düşmüş olan kimse
    müddet: süre mükemmel: noksansız, kusursuz
    müteellimâne: elem duyarak, kederlenerek nakış: işleme, süsleme
    nâkıs: eksik, noksan risale: Risale-i Nur’u oluşturan bölümlerden her birisi
    sefahet: yasak zevk ve eğlenceye düşkünlük surette: şekilde
    sükûnet: durgunluk, hareketsizlik sükût: sessiz kalma
    sıhhat: sağlamlık, sağlıklı olma tafsilât: ayrıntılar
    tahavvül: değişim, başkalaşma teessüf: üzülme
    tenzil etmek: indirmek tevakkuf: durağan olma
    tûl-i emel: hiç ölmeyecekmiş gibi uzun emel sahibi olma vakıa: gerçi, her ne kadar
    yeknesak: tekdüze, monoton âfiyet: sağlık
    âyine-i Samediyet: herşey Kendisine muhtaç olduğu hâlde Kendisi hiçbir şeye muhtaç olmayan Allah’ın isimlerinin ve sıfatlarının yansıdığı ayna şekvâ: şikâyet
    şer: kötülük şükür: Allah’a karşı minnet duyma, teşekkür etme
    Yazar : Risale Forum

  8. #18
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 524 + 37882


    Cevap: Yirmi Beşinci Lem'a - Sayfa 347

    <!-- This file was converted to xhtml by Writer2xhtml ver. 0.5 beta2. See [Linkleri Görebilmek için Üye olmanız Gerekmektedir.Üye olmak için Tıklayınız.] for more info. --><META name=description content=""><META name=keywords content=""><STYLE type=text/css media=all> body {font-family:'Trebuchet MS',Arial,serif;font-size:12.0pt} </STYLE>ademe, hiçliğe yakınlığı içindir ki, ademdeki karanlığı ihsas edip sıkıntı veriyor. Hareket ve tahavvül ise, vücuttur, vücudu ihsas eder. Vücut ise hâlis hayırdır, nurdur.

    Madem hakikat budur; sendeki hastalık, kıymettar hayatı sâfileştirmek, kuvvetleştirmek, terakki ettirmek ve vücudundaki sair cihazat-ı insaniyeyi o hastalıklı uzvun etrafına muavenettarane müteveccih etmek ve Sâni-i Hakîm

    in ayrı ayrı isimlerinin nakışlarını göstermek gibi çok vazifeler için, o hastalık senin vücuduna misafir olarak gönderilmiştir. İnşaallah çabuk vazifesini bitirir, gider. Ve âfiyete der ki: “Sen gel, benim yerimde daimî kal, vazifeni gör. Bu hane senindir, âfiyetle kal.”

    YİRMİNCİ DEVÂ

    Ey derdine derman arayan hasta! Hastalık iki kısımdır. Bir kısmı hakikî, bir kısmı vehmîdir. Hakikî kısmı ise, Şâfî-i Hakîm-i Zülcelâl, küre-i arz olan eczahane-i kübrâsında, her derde bir devâ istif etmiş. O devâlar ise dertleri isterler. Her derde bir derman halk etmiştir. Tedavi için ilâçları almak, istimal etmek meşrudur; fakat tesiri ve şifayı Cenâb-ı Haktan bilmek gerektir. Derdi O verdiği gibi, şifayı da O veriyor.

    Hâzık, mütedeyyin hekimlerin tavsiyelerini tutmak, ehemmiyetli bir ilâçtır. Çünkü ekser hastalıklar sû-i istimâlâttan, perhizsizlikten ve israftan ve hatîattan ve sefahetten ve dikkatsizlikten geliyor. Mütedeyyin hekim, elbette meşru bir dairede nasihat eder ve vesâyâda bulunur. Sû-i istimâlâttan, israfattan men eder, teselli verir. Hasta o vesâyâ ve o teselliye itimad edip hastalığı hafifleşir; sıkıntı yerinden bir ferahlık verir.

    Amma vehmî hastalık kısmı ise, onun en müessir ilâcı, ehemmiyet vermemektir. Ehemmiyet verdikçe o büyür, şişer. Ehemmiyet vermezse küçülür, dağılır. Nasıl ki arılara iliştikçe insanın başına üşüşürler; aldırmazsan dağılırlar. Hem karanlıkta gözüne sallanan bir ipten gelen bir hayale ehemmiyet verdikçe büyür,




    Cenâb-ı Hak: Hakkın tâ kendisi olan şeref ve yücelik sahibi Allah Sâni-i Hakîm: her şeyi hikmetle ve san’atlı bir şekilde yapan Allah
    adem: yokluk, hiçlik cihazat-ı insaniye: insana ait cihazlar, organlar
    daimî: devamlı, sürekli devâ: ilâç, çare
    eczahane-i kübrâ: büyük eczane, kâinat ehemmiyet: değer, önem
    ekser: çoğunluk ferahlık: rahatlık
    hakikat: gerçek, doğru hakikî: asıl, gerçek
    halk etmek: yaratmak hane: ev
    hatîat: yanlışlar, hatâlar hayır: iyilik
    hekim: doktor hâlis: katışıksız, saf
    hâzık: mesleğinde ihtisas sahibi, uzman ihsas etmek: hissettirmek
    inşaallah: Allah izin verirse israf: savurganlık
    israfat: israflar, savurganlıklar istif: yığma, biriktirme
    istimal etmek: kullanmak itimad etmek: güvenmek
    küre-i arz: yerküre kıymettar: kıymetli, değerli
    men etmek: yasaklamak meşru: helal, dine uygun
    muavenettarane: yardımlaşarak müessir: etkili
    mütedeyyin: dinin emirlerini eksiksiz yerine getiren, dindar müteveccih etmek: yönlendirmek
    nakış: işleme, süsleme sair: diğer, başka
    sefahet: yasak zevk ve eğlenceye düşkünlük sâfileştirmek: arındırmak
    sû-i istimâlât: eldeki nimetleri kötüye kullanmalar tahavvül: değişim, başkalaşma
    terakki ettirmek: geliştirmek, ilerletmek teselli: avunma, avuntu
    tesir: etki uzuv: organ
    vehmî: kuruntu ve hayalî olan vesâyâ: öğütler, nasihatler
    vücut: varlık, var olmak âfiyet: sağlık
    Şâfî-i Hakîm-i Zülcelâl: hastalara şifa veren, her şeyi hikmetle, belli bir gaye ile yaratan ve sonsuz haşmet sahibi olan Allah şifa: iyileşme, sağlıklı olma

    Yazar : Risale Forum
    S-Herşeyden evvel bize lâzım olan nedir?
    C-
    Doğruluk.

    S-Daha.
    C-
    Yalan söylememek.

    S-Sonra.
    C-
    Sıdk,sadakat,ihlâs,sebat,tesanüddür.

    NOT : Anlamını bilmediğiniz kelimelerin üzerine çift Tıklayınız..

  9. #19
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 524 + 37882


    Cevap: Yirmi Beşinci Lem'a - Sayfa 348

    <!-- This file was converted to xhtml by Writer2xhtml ver. 0.5 beta2. See [Linkleri Görebilmek için Üye olmanız Gerekmektedir.Üye olmak için Tıklayınız.] for more info. --><META name=description content=""><META name=keywords content=""><STYLE type=text/css media=all> body {font-family:'Trebuchet MS',Arial,serif;font-size:12.0pt} </STYLE>hattâ bazan onu divane gibi kaçırır. Ehemmiyet vermezse, âdi bir ipin yılan olmadığını görür, başındaki telâşına güler.

    Bu vehmî hastalık çok devam etse, hakikate inkılâp eder. Vehham ve asabî insanlarda fena bir hastalıktır; habbeyi kubbe yapar, kuvve-i mâneviyesi kırılır. Hususan merhametsiz yarım hekimlere veyahut insafsız doktorlara rast gelse, evhamını daha ziyade tahrik eder. Zengin ise malı gider; yoksa ya aklı gider veya sıhhati gider.

    YİRMİ BİRİNCİ DEVÂ

    Ey hasta kardeş! Senin hastalığında maddî elem var. Fakat o maddî elemin tesirini izale edecek ehemmiyetli bir mânevî lezzet seni ihata ediyor. Çünkü, peder ve validen ve akraban varsa, çoktan beri unuttuğun gayet lezzetli o şefkatleri senin etrafında yeniden uyanıp, çocukluk zamanında gördüğün o şirin nazarları yine görmekle beraber; çok gizli, perdeli kalan etrafındaki dostluklar, hastalığın cazibesiyle yine sana karşı muhabbettarane baktıklarından, elbette onlara karşı senin bu maddî elemin pek ucuz düşer. Hem sen müftehirâne hizmet ettiğin ve iltifatlarını kazanmasına çalıştığın zâtlar, hastalığın hükmüyle sana merhametkârâne hizmetkârlık ettiklerinden, efendilerine efendi oldun. Hem insanlardaki rikkat-i cinsiyeyi ve şefkat-i nev’iyeyi kendine celb ettiğinden, hiçten, çok yardımcı ahbap ve şefkatli dost buldun. Hem çok meşakkatli hizmetlerden paydos emrini yine hastalıktan aldın, istirahat ediyorsun. Ebette senin cüz’î elemin, bu mânevî lezzetlere karşı seni şekvâya değil, teşekküre sevk etmelidir.

    YİRMİ İKİNCİ DEVÂ

    Ey nüzul gibi ağır hastalıklara müptelâ olan kardeş! Evvelâ sana müjde ediyorum ki, mü’min için nüzul mübarek sayılıyor. Bunu çoktan ehl-i velâyetten işitiyordum, sırrını bilmezdim. Bir sırrı şöyle kalbime geliyor ki:

    Ehlullah, Cenâb-ı Hakka vasıl olmak ve dünyanın azîm mânevî tehlikelerinden kurtulmak ve saadet-i ebediyeyi temin etmek için, iki esası ihtiyaren takip etmişler.






    Cenâb-ı Hak: Hakkın tâ kendisi olan şeref ve yücelik sahibi Allah ahbap: dostlar, sevgililer
    azîm: büyük, yüce cazibe: çekim gücü
    celb etmek: çekmek cüz’î: ferdî, küçük
    devâ: ilâç, çare divane: akılsız
    ehemmiyet: değer, önem ehl-i velâyet: veli kullar, Allah dostları
    ehlullah: Allah dostları elem: acı, keder, üzüntü
    esas: temel evham: kuruntular, şüpheler
    evvelâ: ilk olarak fena: kötü, çirkin
    habbeyi kubbe yapmak: en küçük meseleleri olduğundan büyük göstermek hakikat: gerçek
    hekim: doktor hizmetkârlık: hizmetçilik
    hususan: bilhassa, özellikle ihata etmek: içine almak, kapsamak
    ihtiyaren: iradeyi kullanarak, isteyerek inkılâp etmek: dönüşmek, değişmek
    insafsız: vicdansız istirahat etmek: dinlenmek, rahatlamak
    izale etmek: gidermek, ortadan kaldırmak kuvve-i mâneviye: mânevî güç, moral
    merhametkârâne: merhametli bir şekilde meşakkatli: zahmetli, zorlu
    muhabbettarane: sevgiyle, sevgi dolu mübarek: hayırlı, uğurlu
    müftehirâne: övünerek, iftiharla müptelâ olmak: tutulmak
    mü’min: Allah’a ve Ondan gelen herşeye inanan nazar: bakış
    nüzul: felç hastalığı peder: baba
    rast gelmek: denk gelmek, rastlamak rikkat-i cinsiye: insanın kendi cinsinden olana acıması
    saadet-i ebediye: sonsuz mutluluk sevk etmek: yönlendirmek
    sıhhat: sağlık, sağlamlık tahrik etmek: harekete geçirmek
    valide: anne vasıl olmak: ulaşmak
    vehham: aşırı derecede vehimli, kuruntulu, vesveseli vehmî: kuruntu ve hayale dayalı, vesveseli
    ziyade: çok, fazla âdi: basit, sıradan
    şefkat: içten ve karşılık beklemeden duyulan merhamet, sevgi şefkat-i nev’iye: insanın kendi cinsinden olana şefkat etmesi
    şekvâ: şikâyet
    Yazar : Risale Forum

  10. #20
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 524 + 37882


    Cevap: Yirmi Beşinci Lem'a - Sayfa 349

    <!-- This file was converted to xhtml by Writer2xhtml ver. 0.5 beta2. See [Linkleri Görebilmek için Üye olmanız Gerekmektedir.Üye olmak için Tıklayınız.] for more info. --><META name=description content=""><META name=keywords content=""><STYLE type=text/css media=all> body {font-family:'Trebuchet MS',Arial,serif;font-size:12.0pt} </STYLE>Birisi: Rabıta-i mevttir. Yani, dünya fâni olduğu gibi, kendisi de içinde vazifedar fâni bir misafir olduğunu düşünmekle, hayat-ı ebedîsine o suretle çalışmışlar.

    İkincisi: Nefs-i emmârenin ve kör hissiyatın tehlikelerinden kurtulmak için, çilelerle, riyazetlerle nefs-i emmârenin öldürülmesine çalışmışlar.

    Sizler, ey yarı vücudunun sıhhatini kaybeden kardeş! Sen ihtiyarsız, kısa ve kolay ve sebeb-i saadet olan iki esas sana verilmiş ki, daima senin vücudunun vaziyeti, dünyanın zevâlini ve insanın fâni olduğunu ihtar ediyor. Daha dünya seni boğamıyor, gaflet senin gözünü kapayamıyor. Ve yarım insan vaziyetinde bir zâta, nefs-i emmâre, elbette hevesât-ı rezile ile ve nefsânî müştehiyatla onu aldatamaz; çabuk o nefsin belâsından kurtulur.

    İşte, mü’min sırr-ı imanla ve teslimiyet ve tevekkülle, o ağır nüzul gibi hastalıktan, az bir zamanda, ehl-i velâyetin çileleri gibi istifade edebilir. O vakit o ağır hastalık çok ucuz düşer.

    YİRMİ ÜÇÜNCÜ DEVÂ

    Ey kimsesiz, garip, biçare hasta! Hastalığınla beraber kimsesizlik ve gurbet, sana karşı en katı kalbleri rikkate getirirse ve nazar-ı şefkati celb ederse, acaba Kur’ân’ın bütün sûrelerinin başlarında kendini “Rahmânü’r-Rahîm” sıfatıyla bize takdim eden ve bir lem’a-i şefkatiyle umum yavrulara karşı umum valideleri, o harika şefkatiyle terbiye ettiren ve her baharda bir cilve-i rahmetiyle zemin yüzünü nimetlerle dolduran ve ebedî bir hayattaki Cennet, bütün mehâsiniyle bir cilve-i rahmeti olan senin Hâlık-ı Rahîmine imanla intisabın ve Onu tanıyıp






    Hâlık-ı Rahîm: herbir varlıkta merhamet ve şefkati tecelli eden ve herşeyi yaratan Allah Rahmânü’r-Rahîm: dünya ve ahirette yarattıklarına sonsuz rahmet, şefkat ve merhametiyle muamele eden Allah
    belâ: büyük sıkıntı biçare: çaresiz
    celb etmek: çekmek cilve-i rahmet: şefkat ve merhametin yansıması
    devâ: ilâç, çare ebedî: sonsuz
    ehl-i velâyet: veli kullar, Allah dostları esas: temel
    fâni: geçici olan, ölümlü gaflet: sorumsuzluk, âhiretten ve Allah’ın emir ve yasaklarından habersiz davranma
    garip: yalnız gurbet: gariplik, yabancılık; yabancı memlekette bulunma
    hayat-ı ebedî: sonsuz hayat hevesât-ı rezile: rezil hevesler
    hissiyat: hisler, duygular ihtar etmek: hatırlatmak
    ihtiyarsız: irade dışı, tercihsiz intisab: bağlanma, mensup olma
    istifade etmek: faydalanmak, yararlanmak lem’a-i şefkat: şefkat parıltısı
    mehâsin: güzellikler mü’min: Allah’a ve Ondan gelen herşeye inanan
    nazar-ı şefkat: şefkatli bakış nefs-i emmâre/nefis: hazır zevke düşkün ve insanı kötülüğeve yasak zevk ve isteklere sevk eden duygu
    nefsânî müştehiyat: nefsin hoşuna giden arzu ve istekler nimet: iyilik, lütuf
    nüzul: felç hastalığı rabıta-i mevt: ölümü ve dünyanın geçici oluşunu düşünerek nefsin aldatmacalarından kurtulma
    rikkat: acıma, yufka yüreklilik riyazet: manevî eğitim; nefsi kontrol altına almak için bütün dünyevî zevklerinden uzak yaşama
    sebeb-i saadet: mutluluk sebebi suret: şekil
    sıhhat: sağlık sırr-ı iman: iman sırrı
    takdim etmek: sunmak teslimiyet: bağlılık, kendini Allah’ın iradesine bırakma
    tevekkül: Allah’a dayanma ve güvenme umum: bütün
    valide: anne vazifedar: görevli
    vaziyet: durum, hâl vücud: beden
    zemin: yer zevâl: gelip geçme, yok olma
    çile: eziyet, sıkıntı; tasavvuftaki dervişlerin kapalı bir yere çekilerek günlerini ibadetle geçirmeleri şefkat: içten ve karşılık beklemeden duyulan merhamet, sevgi
    Yazar : Risale Forum

Sayfa 2/3 İlkİlk 123 SonSon

Facebook Yorumları

Facebook Giriş

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Bu Konudaki Etiketler

105, 128, 134, 154, 157, 159, 160, 161, 164, 172, 174, 176, 180, 185, ada, aklı, alâkası, aldatmaz, allah, amellerin, aracı, araf, arz, aya, âyine, bahusus, bana, bazı, bağış, başkasını, başlarında, başıboş, başındaki, bediüzzaman, bilinen, budur, bütün, cihazat, cömertlik, dediler, demeye, denilmez, derece, derler, değilim, dikkatle, diyebilir, dünyadan, düğü, düşünmüyorsan, dış, eceli, eksiksiz, emrini, engellemek, etrafındaki, ettiren, ettirir, eyleme, farzlarını, faydaya, fazilet, firdevs, gaflete, geçmesi, gelmiş, getirip, gibi, gideceğini, gitmiş, giydirir, görünmek, gösteriş, gösterme, gururu, güvenme, haktan, hâlıkını, hapis, harap, hastalıktan, hastalığından, hastalığını, hazırlan, herşeye, hevâ, hoşnud, ihata, ilk, inananlar, incitmek, insanlığı, istekleri, izale, işaret, jpg, kabre, kaldıracak, kazancı, kesilmiş, keyfini, kullar, kısmen, kısmı, kıymetini, lam, lisanı, lütuf, mecmuası, media, merhametin, merhametsizlik, meselâ, meseledir, mevcudat, meydanı, more info, muhakkak, muhterem, mümkü, müş, nefret, nefsânî, nurdur, nursî, olana, olduğundan, olsun, orga, özellikle, rahatla, risale-i, risale-i nur, riyazet, saadetine, sakı, sakınmak, sanmak, satış, sayılan, sekiz, sermaye, servet, sevaplı, sizlere, sor, sünnetleri, süre, sûresi, suretle, sürmek, sıhhat, sığı, sığınmak, takdim, tasavvur, tavsiyelerini, terakki, ters, tevahhuş, tokat, ücretli, uhrevî, ümitsizlik, umum, üstü, vazifeler, vazifeni, verdiği, verilmiş, veyahut, yanlışlar, yapılan, yaratanı, yarım, yayı, yazdığı, yazılan, yazıldığı, yeknesak, ışık, zahmet, zamanları, zarif, zengini, zevklerinden, zira, şerleri, şeye, şifası, şükürle

Etiket Bulutu Ana Sayfası

Sosyal İmleme

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222