Sayfa 1/2 12 SonSon
14 sonuçtan 1 ile 10 arası

  1. #1
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 523 + 37872


    On Dokuzuncu Lem'a

    On Dokuzuncu Lem’a

    İktisat Risalesi

    İktisat ve kanaate, israf ve tebzîre dairdir.



    كُلُوا وَاشْرَبوُا وَلاَ تُسْرِفُوا 1


    ŞU ÂYET-İ KERİME, iktisada kat’î emir ve israftan nehy-i sarih suretinde gayet mühim bir ders-i hikmet veriyor. Şu meselede Yedi Nükte var.

    BİRİNCİ NÜKTE

    Hâlık-ı Rahîm, nev-i beşere verdiği nimetlerin mukabilinde şükür istiyor.2 İsraf ise şükre zıttır, nimete karşı hasâretli bir istihfaftır. İktisat ise, nimete karşı ticaretli bir ihtiramdır.

    Evet, iktisat hem bir şükr-ü mânevî, hem nimetlerdeki rahmet-i İlâhiyeye karşı bir hürmet, hem kat’î bir surette sebeb-i bereket, hem bedene perhiz gibi bir medar-ı sıhhat, hem mânevî dilencilik zilletinden kurtaracak bir sebeb-i izzet, hem nimet içindeki lezzeti hissetmesine ve zâhiren lezzetsiz görünen nimetlerdeki lezzeti tatmasına kuvvetli bir sebeptir. İsraf ise, mezkûr hikmetlere muhalif olduğundan, vahîm neticeleri vardır.

    İKİNCİ NÜKTE

    Fâtır-ı Hakîm, insanın vücudunu mükemmel bir saray suretinde ve muntazam bir şehir misalinde yaratmış. Ağızdaki kuvve-i zâikayı bir kapıcı, âsâb ve damarları


    Not
    Dipnot-1 “Yiyin, için, fakat israf etmeyin.” A’râf Sûresi, 7:31.

    Dipnot-2 bk. İbrahim Sûresi, 14:7.



    Fâtır-ı Hakîm: her şeyi hikmetle ve üstün sanatıyla benzersiz olarak yaratan Allah Hâlık-ı Rahîm: bütün varlıkların yaratıcısı olan, sonsuz şefkat ve merhamet sahibi Allah
    dair: ilgili, ait ders-i hikmet: hikmet dersi
    hasâretli: zarar verici hikmet: fayda, gaye
    hürmet etmek: saygı göstermek ihtiram: saygı gösterme
    iktisat: tutumluluk israf: savurganlık
    istihfaf: hafife alma kanaat: kısmetine razı olma, yetinme
    kat’î: kesin kuvve-i zâika: tad alma duyusu
    lem’a: parıltı medar-ı sıhhat: sağlıklı olmanın kaynağı
    mezkûr: adı geçen misal: görünüm
    muhalif: zıt, ters düşen mukabil: karşılık
    muntazam: düzenli nehy-i sarih: açık bir şekilde yasaklama
    netice: son, sonuç nev-i beşer: insanlar
    nimet: iyilik, lütuf nükte: ince ve derin anlamlı söz
    rahmet-i İlâhiye: Allah’ın rahmeti, şefkat ve merhameti sebeb-i bereket: bolluk ve bereket sebebi
    sebeb-i izzet: şeref ve üstünlük sebebi suret: biçim, şekil
    tebzîr: israf, saçıp savurma vahîm: korku ve dehşet verici
    zillet: hor, hakir, aşağılanma zâhiren: dış görünüş itibariyle
    âsâb: sinirler âyet-i kerime: şerefli âyet, Kur’ân’ın herbir cümlesi
    şükr-ü mânevî: mânevî şükür şükür: Allah’a karşı minnet duyma, teşekkür etme

    Benzer Konular
    Dokuzuncu Şuâ
    Dokuzuncu Şuâ Dokuzuncu Şuâ (Onuncu Sözün mühim bir zeyli ve lâhikasının birinci parçası) ال 
    Dokuzuncu Lem'a
    Dokuzuncu Lem'a Dokuzuncu Lem’a Bu lem’ayı herkes okumasın. Vahdetü’l-vücudun ince kusurlarını herkes göremez ve muhtaç değil. بِاسْمِهِ http://www.
    On Dokuzuncu Söz
    On Dokuzuncu Söz On Dokuzuncu Söz Risalet-i Ahmediyeye dairdir وَمَا مَدَحْتُ مُحَمَّداً &#
    Dokuzuncu Söz
    Dokuzuncu Söz فَسُبْحَانَ اللهِ حِينَ تُم&#
    Dokuzuncu Şua
    Dokuzuncu Şua Onuncu Söz'ün Mühim Bir Zeyli ve Lâhikasının Birinci Parçası) بِسْمِ اللّهِ الرّحْمنِ 
    Yazar : Risale Forum

  2. #2
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 523 + 37872


    Cevap: On Dokuzuncu Lem'a - Sayfa 240

    <!-- This file was converted to xhtml by Writer2xhtml ver. 0.5 beta2. See [Linkleri Görebilmek için Üye olmanız Gerekmektedir.Üye olmak için Tıklayınız.] for more info. --><META name=description content=""><META name=keywords content=""><STYLE type=text/css media=all> body {font-family:'Trebuchet MS',Arial,serif;font-size:12.0pt} </STYLE>telefon ve telgraf telleri gibi, kuvve-i zâika ile merkez-i vücuttaki mide ile bir medar-ı muhabereleridir ki, ağza gelen maddeyi o damarlarla haber verir. Bedene, mideye lüzumu yoksa “Yasaktır” der, dışarı atar. Bazan da, bedene menfaati olmamakla beraber, zararlı ve acı ise, hemen dışarı atar, yüzüne tükürür.

    İşte, madem ağızdaki kuvve-i zâika bir kapıcıdır; mide, cesedin idaresi noktasında bir efendi ve bir hâkimdir. O saraya veyahut o şehre gelen ve sarayın hâkimine verilen hediyenin yüz derece kıymeti varsa, kapıcıya bahşiş nev’inden ancak beş derecesi muvafık olur, fazla olamaz. Tâ ki, kapıcı gururlanıp, baştan çıkıp, vazifeyi unutup, fazla bahşiş veren ihtilâlcileri saray dahiline sokmasın.

    İşte, bu sırra binaen, şimdi iki lokma farz ediyoruz. Bir lokma, peynir ve yumurta gibi mugaddî maddeden kırk para, diğer lokma en âlâ baklavadan on kuruş olsa; bu iki lokma, ağza girmeden, beden itibarıyla farkları yoktur, müsavidirler. Boğazdan geçtikten sonra, ceset beslemesinde yine müsavidirler. Belki, bazan kırk paralık peynir daha iyi besler. Yalnız, ağızdaki kuvve-i zâikayı okşamak noktasında yarım dakika bir fark var. Yarım dakika hatırı için kırk paradan on kuruşa çıkmak ne kadar mânâsız ve zararlı bir israf olduğu kıyas edilsin.

    Şimdi, saray hâkimine gelen hediye kırk para olmakla beraber, kapıcıya dokuz defa fazla bahşiş vermek, kapıcıyı baştan çıkarır. “Hâkim benim” der. Kim fazla bahşiş ve lezzet verse onu içeriye sokacak, ihtilâl verecek, yangın çıkaracak. “Aman, doktor gelsin, hararetimi teskin etsin, ateşimi söndürsün” dedirmeye mecbur edecek.

    İşte, iktisat ve kanaat, hikmet-i İlâhiyeye tevfik-i harekettir; kuvve-i zâikayı kapıcı hükmünde tutup, ona göre bahşiş verir. İsraf ise, o hikmete zıt hareket ettiği için çabuk tokat yer, mideyi karıştırır, iştihâ-yı hakikîyi kaybeder. Tenevvü‑ü et’imeden gelen sun’î bir iştihâ-yı kâzibe ile yedirir, hazımsızlığa sebebiyet verir, hasta eder.

    ÜÇÜNCÜ NÜKTE

    Sabık İkinci Nüktede, “Kuvve-i zâika kapıcıdır” dedik. Evet, ehl-i gaflet ve ruhen terakki etmeyen ve şükür mesleğinde ileri gitmeyen insanlar için bir kapıcı hükmündedir. Onun telezzüzü hatırı için isrâfâta ve bir dereceden on derece fiyata çıkmamak gerektir.


    binaen: dayanarak ehl-i gaflet: âhirete, Allah’ın emir ve yasaklarına karşı duyarsız olanlar
    farz etme: var sayma hararet: ısı
    hikmet: fayda, gaye hikmet-i İlâhiye: Allah’ın bütün âlemde gözettiği fayda ve gaye
    hâkim: hükmeden, idaresi altında tutan ihtilâl: karışıklık
    ihtilâlci: karışıklık çıkaran iktisat: tutumluluk
    israf: savurganlık isrâfât: israflar, savurganlıklar
    itibarıyla: açısından iştihâ-yı hakikî: gerçek iştah özelliği
    iştihâ-yı kâzibe: yalancı iştah kanaat: elindekiyle yetinmek
    kuvve-i zâika: tad alma duyusu kıyas etmek: karşılaştırmak
    medar-ı muhabere: haberleşme vasıtası menfaat: fayda, yarar
    merkez-i vücut: vücudun merkezi mugaddî: gıdalı, besleyici
    muvafık: uygun mânâsız: anlamsız
    müsavi: eşit nev’i: çeşit, tür
    nükte: derin anlamlı söz sabık: geçen, önceki
    sun’î: uydurma, yapmacık telezzüz: lezzet alma
    tenevvü-ü et’ime: yemeklerin çeşitliliği terakki etmek: ilerlemek, gelişmek
    teskin etme: sakinleştirme, rahatlatma tevfik-i hareket: uygun hareket
    âlâ: güzel, yüce şükür: Allah’a karşı minnet duyma, teşekkür etme
    Yazar : Risale Forum

  3. #3
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 523 + 37872


    Cevap: On Dokuzuncu Lem'a - Sayfa 241

    <!-- This file was converted to xhtml by Writer2xhtml ver. 0.5 beta2. See [Linkleri Görebilmek için Üye olmanız Gerekmektedir.Üye olmak için Tıklayınız.] for more info. --><META name=description content=""><META name=keywords content=""><STYLE type=text/css media=all> body {font-family:'Trebuchet MS',Arial,serif;font-size:12.0pt} </STYLE>Fakat, hakikî ehl-i şükrün ve ehl-i hakikatin ve ehl-i kalbin kuvve-i zâikası, Altıncı Sözdeki muvazenede beyan edildiği gibi, kuvve-i zâikası rahmet-i İlâhiyenin matbahlarına bir nâzır ve bir müfettiş hükmündedir. Ve o kuvve-i zâika da taamlar adedince mizancıklarla nimet-i İlâhiyenin envâını tartmak ve tanımak, bir şükr-ü mânevî suretinde cesede, mideye haber vermektir. İşte, bu surette kuvve-i zâika yalnız maddî cesede bakmıyor. Belki kalbe, ruha, akla dahi baktığı cihetle, midenin fevkinde hükmü var, makamı var. İsraf etmemek şartıyla ve sırf vazife-i şükrâniyeyi yerine getirmek ve envâ-ı niam-ı İlâhiyeyi hissedip tanımak kaydıyla ve meşru olmak ve zillet ve dilenciliğe vesile olmamak şartıyla, lezzetini takip edebilir. Ve o kuvve-i zâikayı taşıyan lisanı şükürde istimal etmek için leziz taamları tercih edebilir. Bu hakikate işaret eden bir hadise ve bir keramet-i Gavsiye:

    Bir zaman, Hazret-i Gavs-ı Âzam Şeyh Geylânî’nin terbiyesinde, nazdar ve ihtiyare bir hanımın birtek evlâdı bulunuyormuş. O muhterem ihtiyare, gitmiş oğlunun hücresine, bakıyor ki, oğlu bir parça kuru ve siyah ekmek yiyor. O riyazattan zaafiyetiyle, validesinin şefkatini celb etmiş. Ona acımış. Sonra Hazret-i Gavs’ın yanına şekvâ için gitmiş. Bakmış ki, Hazret-i Gavs, kızartılmış bir tavuk yiyor. Nazdarlığından demiş:

    “Yâ Üstad! Benim oğlum açlıktan ölüyor; sen tavuk yersin!”

    Hazret-i Gavs tavuğa demiş: “Kum biiznillâh!”1 O pişmiş tavuğun kemikleri toplanıp tavuk olarak yemek kabından dışarı atıldığını, mutemet ve mevsuk çok zatlardan, Hazret-i Gavs gibi kerâmât-ı harikaya mazhariyeti dünyaca meşhur bir zâtın bir kerameti olarak, mânevî tevatürle nakledilmiş. Hazret-i Gavs demiş: “Ne vakit senin oğlun da bu dereceye gelirse, o zaman o da tavuk yesin.”2


    Not
    Dipnot-1 “Allah’ın izniyle kalk (diril).”

    Dipnot-2 bk. Geylânî, Gunyetü’l-Tâlibîn s. 502; Nebhânî, Câmiu Kerâmâtü’l-Evliyâ 2:203.





    Hazret-i Gavs-ı Âzam Şeyh Geylânî: [bk. bilgiler – Abdül Kâdir-i Geylânî (k.s.)] beyan etmek: açıklamak
    celb etmek: çekmek cihet: taraf, yön
    ehl-i hakikat: gerçeği bulup onun peşinden gidenler ehl-i kalb: kalb ehli, manevî derecelere yükselen kişiler
    ehl-i şükür: Allah’a karşı minnet duyan kişiler envâ: türler, çeşitler
    envâ-ı niam-ı İlâhiye: İlâhi nimetlerin çeşitleri fevkinde: üstünde
    hakikat: asıl, esas, gerçek mahiyet hakikî: gerçek, asıl
    hücre: oda ihtiyare: yaşlı kadın
    israf: savurganlık istimal etmek: kullanmak
    keramet: Allah’ın bir ikramı olarak, Onun sevgili kullarında görülen olağanüstü hal ve hareket keramet-i Gavsiye: Seyyid Abdülkadir Geylâni’nin kerâmeti
    kerâmât-ı harika: Allah’ın ikramı olan olağan üstü şeyler kuvve-i zâika: tad alma duyusu
    lisan: dil matbah: mutfak
    mazhariyet: elde etme, üzerinde gösterme mevsuk: güvenilir ve sağlam kişi
    meşru: yasak konulmayan, dine uygun mizan: ölçü, denge
    muhterem: hürmete lâyık mutemed: güvenilir, emin kimse
    muvazene: denge mânevî tevatür: yalan üzerine birleşmeleri mümkün olmayan toplulukların bir haberi aktarması veya aktarılırken susmak suretiyle doğruluğunu tasdik etmesi
    müfettiş: denetleyici nakletme: aktarma
    nazdar: nazlı nazdarlık: nazlı olmak
    nimet-i İlâhiye: Allah’ın nimeti nâzır: bakan, gözetici
    rahmet-i İlâhiye: Allah’ın sonsuz şefkat ve merhameti riyazat: manevî ilerleme için gerçekleştirilen eğitim
    suret: biçim, görünüş taam: yemek, yiyecek
    terbiye: eğitim valide: anne
    vazife-i şükrâniye: şükür görevi zaafiyet: zayıflık, güçsüzlük
    zat: kişi zillet: hor, hakir, aşağılanma
    üstad: hoca, öğretmen şekvâ: şikâyet
    şükr-ü mânevî: mânevî şükür şükür: Allah’a karşı minnet duyma, teşekkür etme


    Yazar : Risale Forum

  4. #4
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 523 + 37872


    Cevap: On Dokuzuncu Lem'a - Sayfa 242

    <!-- This file was converted to xhtml by Writer2xhtml ver. 0.5 beta2. See [Linkleri Görebilmek için Üye olmanız Gerekmektedir.Üye olmak için Tıklayınız.] for more info. --><META name=description content=""><META name=keywords content=""><STYLE type=text/css media=all> body {font-family:'Trebuchet MS',Arial,serif;font-size:12.0pt} </STYLE>İşte, Hazret-i Gavs’ın bu emrinin mânâsı şudur ki: Ne vakit senin oğlun da ruhu cesedine, kalbi nefsine, aklı midesine hâkim olsa ve lezzeti şükür için istese, o vakit leziz şeyleri yiyebilir.

    DÖRDÜNCÜ NÜKTE

    “İktisat eden, maişetçe aile belâsını çekmez” meâlindeki 1لاَ يَعُولُ مَنِ اقْتَصَدَ hadis-i şerifi sırrıyla, “iktisat eden, maişetçe aile zahmet ve meşakkatini çok çekmez.”

    Evet, iktisat kat’î bir sebeb-i bereket ve medar-ı hüsn-ü maişet olduğuna o kadar kat’î deliller var ki, had ve hesaba gelmez.2 Ezcümle, ben kendi şahsımda gördüğüm ve bana hizmet ve arkadaşlık eden zatların şehadetleriyle diyorum ki:

    İktisat vasıtasıyla bazan bire on bereket gördüm ve arkadaşlarım gördüler. Hattâ dokuz sene (şimdi otuz sene) evvel 3 benimle beraber Burdur’a nefyedilen reislerden bir kısmı, parasızlıktan zillet ve sefalete düşmemekliğim için, zekâtlarını bana kabul ettirmeye çok çalıştılar. O zengin reislere dedim: “Gerçi param pek azdır. Fakat iktisadım var, kanaate alışmışım. Ben sizden daha zenginim.” Mükerrer ve musırrâne tekliflerini reddettim. Câ-yı dikkattir ki, iki sene sonra, bana zekâtlarını teklif edenlerin bir kısmı, iktisatsızlık yüzünden borçlandılar. Lillâhilhamd, onlardan yedi sene sonra, o az para, iktisat bereketiyle bana kâfi geldi, benim yüz suyumu döktürmedi, beni halklara arz-ı hâcete mecbur etmedi. Hayatımın bir düsturu olan “nâstan istiğnâ” mesleğini bozmadı.

    Evet, iktisat etmeyen, zillete ve mânen dilenciliğe ve sefalete düşmeye namzettir. Bu zamanda isrâfâta medar olacak para çok pahalıdır. Mukabilinde bazan haysiyet, namus rüşvet alınıyor. Bazan mukaddesât-ı diniye mukabil alınıyor, sonra menhus bir para veriliyor. Demek, mânevî yüz lira zararla maddî yüz paralık bir mal alınır.



    Not
    Dipnot-1 Müsned, 1:447; el-Münâvî, Feyzü’l-Kadîr, 5:454, no: 7939; el-Hindî, Kenzü’l-Ummâl, 3:36, 6:49, 56, 57.

    Dipnot-2 Taberânî, Mu’cemü’l-Evsât 7:25; Beyhâkî, Şuabü’l-İman 5:254.

    Dipnot-3 Behsedilen tarih 1926 senesidir.



    Burdur: (bk. bilgiler) Hazret-i Gavs: [bk. bilgiler – Abdülkadir-i Geylânî (k.s.)]
    arz-ı hâcet: ihtiyacını bildirme belâ: sıkıntı
    bereket: bolluk câ-yı dikkat: dikkat çekici, ilginç nokta
    düstur: kural ezcümle: örneğin
    had ve hesaba gelmemek: sonsuz ve sınırsız olmak hadis-i şerif: Peygamber Efendimizin (a.s.m.) mübarek söz, fiil ve hareketi veya onun onayladığı başkasına ait söz, iş veya davranış
    haysiyet: itibar, onur hâkim: hükmeden, idaresi altında tutan
    iktisat: tutumluluk iktisatsız: tutumlu olmayan
    isrâfât: israflar, savurganlıklar kanaat: elindekiyle yetinme
    kâfi: yeterli leziz: lezzetli
    lillâhilhamd: ne kadar hamd ve şükür varsa ve olmuşsa, hepsi Allah’a aittir maişet: geçim
    medar: dayanak noktası, kaynak medar-ı hüsn-ü maişet: güzel geçinme kaynağı
    menhus: uğursuz, kötü meâl: anlam
    meşakkat: güçlük, zorluk mukabil: karşılık
    mukaddesât-ı diniye: dinde mukaddes, kutsal sayılan şeyler musırrâne: ısrarlı bir şekilde
    mânen: mânevî olarak mânevî: maddî olmayan
    mânâ: anlam mükerrer: tekrarlanan
    namus: şeref, iffet namzet: aday
    nefis: insanı kötülüklere yönelten duygu nefyedilen: sürülen, sürgün edilen
    nâstan istiğnâ: insanlara ihtiyaç duymama nükte: ince ve derin anlamlı söz
    reis: başkan sebeb-i bereket: bolluk sebebi
    sefalet: perişanlık, yoksulluk zahmet: zorluk
    zillet: hor, hakir, aşağılanma şehadet: şahitlik
    şükür: Allah’a karşı minnet duyma, teşekkür etme
    Yazar : Risale Forum

  5. #5
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 523 + 37872


    Cevap: On Dokuzuncu Lem'a - Sayfa 243

    Eğer iktisat edip hâcât-ı zaruriyeye iktisar ve ihtisar ve hasretse, 1 اِنَّ اللهَ هُوَ الرَّزَّاقُ ذُو الْقُوَّةِ الْمَتِينُ sırrıyla, 2 وَمَا مِنْ دَابَّةٍ فِى اْلاَرْضِ اِلاَّ عَلَى اللهِ رِزْقُهَا sarahatiyle, ummadığı tarzda, yaşayacak kadar rızkını bulacak. Çünkü şu âyet taahhüt ediyor.

    Evet, rızık ikidir:3

    Biri hakikî rızıktır ki, onunla yaşayacak. Bu âyetin hükmü ile, o rızık taahhüd‑ü Rabbânî altındadır. Beşerin sû-i ihtiyarı karışmazsa, o zarurî rızkı herhalde bulabilir. Ne dinini, ne namusunu, ne izzetini feda etmeye mecbur olmaz.

    İkincisi, rızk-ı mecazîdir ki, sû-i istimâlâtla hâcât-ı gayr-ı zaruriye hâcât-ı zaruriye hükmüne geçip, görenek belâsıyla tiryaki olup, terk edemiyor. İşte bu rızık taahhüd-ü Rabbânî altında olmadığı için, bu rızkı tahsil etmek, hususan bu zamanda çok pahalıdır. Başta izzetini feda edip zilleti kabul etmek, bazan alçak insanların ayaklarını öpmek kadar mânen bir dilencilik vaziyetine düşmek, bazan hayat-ı ebediyesinin nuru olan mukaddesât-ı diniyesini feda etmek suretiyle o bereketsiz, menhus malı alır.

    Hem bu fakr u zaruret zamanında, aç ve muhtaç olanların elemlerinden ehl-i vicdana rikkat-i cinsiye vasıtasıyla gelen teellüm, o gayr-ı meşru bir surette kazandığı parayla aldığı lezzeti, vicdanı varsa acılaştırıyor. Böyle acip bir zamanda, şüpheli mallarda, zaruret derecesinde iktifa etmek lâzımdır. Çünkü اِنَّ الضَّرُورَةَ تُقَدَّرُ بِقَدْرِهَا 4 sırrıyla, haram maldan, mecburiyetle zaruret derecesini alabilir, fazlasını alamaz. Evet, muztar adam, murdar etten tok oluncaya


    Not
    Dipnot-1 “Şüphesiz ki rızık veren, mutlak kudret ve kuvvet sahibi olan ancak Allah’tır.” Zâriyat Sûresi, 51:58.

    Dipnot-2 “Yeryüzünde hareket eden hiçbir canlı yoktur ki, onun rızkını vermek Allah’a ait olmasın.” Hûd Sûresi, 11:6.

    Dipnot-3 bk. Cürcânî, Tarihü Cürcân s. 366; Gazâlî, el-Makasıdü’l-Esnâ s. 85-86.

    Dipnot-4 Zaruretler zaruret miktarınca sınırlandırılır.




    acip: hayret verici belâ: büyük sıkıntı
    bereketsiz: bolluğun olmaması beşer: insanlık
    ehl-i vicdan: vicdan ve merhamet sahibi kimseler elem: acı, keder
    fakr u zaruret: yoksulluk ve çaresizlik gayr-ı meşru: helâl olmayan, dine aykırı
    hakikî: asıl, gerçek haram: Allah ve Resulü tarafından kesin olarak yasaklanmış şey
    hasretme: sadece belli şeylere odaklanma hayat-ı ebediye: ebedî ve sonsuz hayat, âhiret hayatı
    hususan: özellikle hâcât-ı gayr-ı zaruri: zarurî ve mecburî olmayan ihtiyaçlar
    hâcât-ı zaruriye: zorunlu ihtiyaçlar ihtisar: azaltma, özetleme
    iktifa etmek: yetinmek iktisar: sınırlandırma, daraltma
    iktisat: tutumluluk izzet: değer, itibar, yücelik
    menhus: uğursuz, kötü mukaddesât-ı diniye: dinen kutsal sayılan şeyler
    murdar: pis, kirli, haram muztar: çaresiz, zorda kalan
    mânen: mânevî olarak namus: şeref, iffet
    rikkat-i cinsiye: insanın kendi cinsinden olana acıması rızk-ı mecazî: asıl olmayan, gerçek olmayan rızık
    rızık: yiyecek ve içecek şeyler sarahat: açıklık
    suret: biçim, görünüş sû-i ihtiyar: iradeyi kötüye kullanma
    sû-i istimâlât: eldeki nimetleri kötüye kullanma taahhüd-ü Rabbânî: Allah’ın bütün varlıkların ihtiyaçlarını kendi idaresi altına alma garantisi
    taahhüt etmek: garanti vermek tahsil etmek: elde etmek, kazanmak
    teellüm: elem ve acı çekme tiryaki: tutkun, bağımlı
    vasıta: araç zaruret: zorunluluk
    zarurî: zorunlu zillet: hor, hakir, aşağılanma
    âyet: Kur’ân’ın her bir cümlesi
    Yazar : Risale Forum

  6. #6
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 523 + 37872


    Cevap: On Dokuzuncu Lem'a - Sayfa 244

    kadar yiyemez. Belki ölmeyecek kadar yiyebilir. Hem, yüz aç adamın huzurunda kemâl-i lezzetle fazla yenilmez.İktisat, sebeb-i izzet ve kemal olduğuna delâlet eden bir vakıa:

    Bir zaman, dünyaca sehâvetle meşhur Hâtem-i Tâî, mühim bir ziyafet veriyor. Misafirlerine gayet fazla hediyeler verdiği vakit, çölde gezmeye çıkıyor. Bakar ki, bir ihtiyar fakir adam, bir yük dikenli çalı ve gevenleri beline yüklemiş, cesedine batıyor, kanatıyor. Hâtem ona dedi:

    “Hâtem-i Tâî, hediyelerle beraber mühim bir ziyafet veriyor. Sen de oraya git; beş kuruşluk çalı yüküne bedel beş yüz kuruş alırsın.”

    O muktesit ihtiyar demiş ki: “Ben bu dikenli yükümü izzetimle çekerim, kaldırırım; Hâtem-i Tâî’nin minnetini almam.”

    Sonra Hâtem-i Tâî’den sormuşlar: “Sen kendinden daha civanmert, aziz kimi bulmuşsun?”Demiş: “İşte o sahrâda rast geldiğim o muktesit ihtiyarı benden daha aziz, daha yüksek, daha civanmert gördüm.”1

    BEŞİNCİ NÜKTE

    Cenâb-ı Hak, kemâl-i kereminden, en fakir adama en zengin adam gibi ve gedâya, yani fakire, padişah gibi, lezzet-i nimetini ihsas ettiriyor. Evet, bir fakirin, kuru bir parça siyah ekmekten açlık ve iktisat vasıtasıyla aldığı lezzet, bir padişahın ve bir zenginin israftan gelen usanç ve iştahsızlıkla yediği en âlâ baklavadan aldığı lezzetten daha ziyade lezzetlidir.

    Câ-yı hayrettir ki, bazı müsrif ve mübezzir insanlar, böyle iktisatçıları hısset ile ittiham ediyorlar. Hâşâ! İktisat, izzet ve cömertliktir. Hısset ve zillet, ehl-i israf ve tebzîrin zâhirî merdâne keyfiyetlerinin içyüzüdür. Bu hakikati teyid eden, bu risalenin telifi senesinde Isparta’da hücremde cereyan eden bir vakıa var. Şöyle ki:



    Not
    Dipnot-1 bk. Buhârî, Müsâkât 13, Zekat 50, Büyu’ 15; İbni Mâce, Zekat 25; Müsned 1:167.




    Cenâb-ı Hak: Hakkın tâ kendisi olan şeref ve yücelik sahibi Allah Hâtem-i Tâî: (bk. bilgiler)
    Isparta: (bk. bilgiler) aziz: izzetler, aşağılığa tenezzül etmeyen kişi
    cereyan eden: gerçekleşen civanmert: yiğit, mert
    câ-yı hayret: hayret verici nokta cömert: eli açık
    delâlet etme: delil olma, işaret etme ehl-i israf ve tebzîr: israf edenler, savurgan kişiler
    gedâ: fakir geven: dikenli bir tür çalı
    hakikat: doğru gerçek hâşâ: asla
    hücre: oda hısset: cimrilik, hasislik
    ihsas ettirmek: hissettirmek iktisat: tutumluluk
    iktisatçı: tutumlu kimse israf: savurganlık
    ittiham etmek: suçlamak izzet: değer, itibar, şeref
    kemâl-i kerem: tam ve mükemmel cömertlik kemâl-i lezzetle: tam bir lezzet olarak
    keyfiyet: özellik, nitelik lezzet-i nimet: nimetin lezzeti
    merdâne: mert kişiye yakışır şekilde minnet: iyilik karşısında kendini borçlu hissetmek
    muktesit: iktisatlı, tutumlu mübezzir: lüzumsuz, gereksiz harcayan
    mühim: önemli müsrif: israf eden, savurgan
    nükte: ince ve derin anlamlı söz risale: kitap
    sahrâ: çöl sebeb-i izzet ve kemâl: değer, itibar ve olgunluk sebebi
    sehâvet: cömertlik telif: yazma
    teyid eden: destekleyen vakıa: olay
    vasıtasıyla: aracılığıyla zillet: hor, hakir, aşağılanma
    ziyade: çok, fazla zâhirî: dış görünüş itibariyle
    âlâ: en üstün
    Yazar : Risale Forum

  7. #7
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 523 + 37872


    Cevap: On Dokuzuncu Lem'a - Sayfa 245

    <!-- This file was converted to xhtml by Writer2xhtml ver. 0.5 beta2. See [Linkleri Görebilmek için Üye olmanız Gerekmektedir.Üye olmak için Tıklayınız.] for more info. --><META name=description content=""><META name=keywords content=""><STYLE type=text/css media=all> body {font-family:'Trebuchet MS',Arial,serif;font-size:12.0pt} </STYLE>Kaideme ve düstur-u hayatıma muhalif bir surette, bir talebem iki buçuk okkaya yakın bir balı, bana hediye kabul ettirmeye ısrar etti. Ne kadar kaidemi ileri sürdüm, kanmadı. Bilmecburiye, yanımdaki üç kardeşime yedirmek ve Şâbân-ı Şerif ve Ramazan’da o baldan iktisatla otuz kırk gün üç adam yesin ve getiren de sevap kazansın ve kendileri de tatlısız kalmasın diyerek, “Alınız” dedim. Bir okka bal da benim vardı. O üç arkadaşım, gerçi müstakim ve iktisadı takdir edenlerdendi. Fakat, her ne ise, birbirine ikram etmek ve herbiri ötekinin nefsini okşamak ve kendi nefsine tercih etmek olan, bir cihette ulvî bir hasletle iktisadı unuttular. Üç gecede iki buçuk okka balı bitirdiler. Ben gülerek dedim: “Sizi otuz kırk gün o bal ile tatlandıracaktım. Siz otuz günü üçe indirdiniz. Afiyet olsun!” dedim. Fakat ben, kendi o bir okka balımı iktisatla sarf ettim. Bütün Şâban ve Ramazan’da hem ben yedim, hem, lillâhilhamd, o kardeşlerimin herbirisine iftar vaktinde birer kaşık HAŞİYE-1 verip, mühim sevaba medar oldu.

    Benim halimi görenler, o vaziyetimi belki hısset telâkki etmişlerdir. Öteki kardeşlerimin üç gecelik vaziyetlerini bir civanmertlik telâkki edebilirler. Fakat, hakikat noktasında, o zâhirî hısset altında ulvî bir izzet ve büyük bir bereket ve yüksek bir sevap gizlendiğini gördük. Ve o civanmertlik ve israf altında, eğer vazgeçilmeseydi, bir dilencilik ve gayrın eline tamahkârâne ve muntazırâne bakmak gibi, hıssetten çok aşağı bir hâleti netice verirdi.

    ALTINCI NÜKTE

    İktisat ve hıssetin çok farkı var. Tevazu, nasıl ki ahlâk-ı seyyieden olan tezellülden mânen ayrı ve sureten benzer bir haslet-i memdûhadır. Ve vakar, nasıl ki kötü hasletlerden olan tekebbürden mânen ayrı ve sureten benzer bir haslet-i memdûhadır. Öyle de, ahlâk-ı âliye-i Peygamberiyeden olan ve belki kâinattaki nizam-ı hikmet-i İlâhiyenin medarlarından olan iktisat ise, 1 sefillik ve bahillik


    Not
    Haşiye-1 Yani, büyükçe bir çay kaşığı iledir.

    Dipnot-1 Ebû Dâvûd, Edeb 2: Müsned 1:296.




    ahlâk-ı seyyie: kötü ahlâk ahlâk-ı âliye-i Peygamberiye: Peygamberimizin yüce ahlâkı
    bahillik: cimrilik bereket: bolluk
    bilmecburiye: zorunlu olarak cihet: taraf, yön
    civanmertlik: yiğitlik, mertlik düstur-u hayat: hayat prensibi
    gayr: başkası hakikat: asıl, esas, gerçek mahiyet
    haslet: huy, karakter haslet-i memdûha: övülmüş ve methedilmiş özellik
    haşiye: dipnot hâlet: durum, hal
    hısset: cimrilik ikram: bağış, ihsan
    iktisat: tutumluluk israf: savurganlık
    izzet: değer, itibar, şeref kaide: kural, prensip
    kâinat: evren lillâhilhamd: ne kadar hamd ve şükür varsa ve olmuşsa, hepsi Allah’a aittir
    medar: dayanak noktası, kaynak muhalif: aykırı hareket eden
    muntazırâne: beklenti içinde mânen: manevî olarak
    mühim: önemli müstakim: dosdoğru olan
    nefis: bir kimsenin kendisi netice vermek: sonuçlanmak
    nizam-ı hikmet-i İlâhiye: Cenâb-ı Hakkın hikmetle bu âleme yerleştirdiği düzen nükte: ince ve derin anlamlı söz
    okka: 1.283 grama karşılık gelen ağırlık ölçüsü sarf etmek: harcamak
    sefillik: yoksulluk suret: biçim, görünüş
    sureten: görünüşte tamahkârâne: aç gözlü bir şekilde
    tekebbür: büyüklenme telâkki etmek: algılamak
    tevazu: alçakgönüllülük tezellül: alçalma
    ulvî: yüce vakar: ağırbaşlılık
    vaziyet: durum zâhirî: dış görünüşte
    Şâban-ı Şerif: hicri ayların sekizincisi ve mübarek üç ayların ikincisi olan değerli ve şerefli Şâban ayı
    Yazar : Risale Forum

  8. #8
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 523 + 37872


    Cevap: On Dokuzuncu Lem'a - Sayfa 246

    <!-- This file was converted to xhtml by Writer2xhtml ver. 0.5 beta2. See [Linkleri Görebilmek için Üye olmanız Gerekmektedir.Üye olmak için Tıklayınız.] for more info. --><META name=description content=""><META name=keywords content=""><STYLE type=text/css media=all> body {font-family:'Trebuchet MS',Arial,serif;font-size:12.0pt} </STYLE>ve tamahkârlık ve hırsın bir halitası olan hısset ile hiç münasebeti yok. Yalnız sureten bir benzeyiş var. Bu hakikati teyid eden bir vakıa:

    Sahabenin Abâdile-i Seb’a-i meşhuresinden olan Abdullah ibni Ömer Hazretleri ki, Halife-i Resulullah olan Faruk-u Âzam Hazret-i Ömer’in (r.a.) en mühim ve büyük mahdumu ve Sahabe âlimlerinin içinde en mümtazlarından olan o zât‑ı mübarek çarşı içinde, alışverişte, kırk paralık bir meseleden, iktisat için ve ticaretin medarı olan emniyet ve istikameti 1 muhafaza için şiddetli münakaşa etmiş. Bir Sahabe ona bakmış. Rû-yi zeminin halife-i zîşânı olan Hazret-i Ömer’in mahdumunun kırk para için münakaşasını acip bir hısset tevehhüm ederek, o imamın arkasına düşüp, ahvâlini anlamak ister.

    Baktı ki, Hazret-i Abdullah hane-i mübarekine girdi. Kapıda bir fakir adam gördü. Bir parça eğlendi, ayrıldı, gitti. Sonra hanesinin ikinci kapısından çıktı, diğer bir fakiri orada da gördü. Onun yanında da bir parça eğlendi, ayrıldı, gitti.

    Uzaktan bakan o Sahabe merak etti. Gitti, o fakirlere sordu: “İmam sizin yanınızda durdu, ne yaptı?”

    Herbirisi dedi: “Bana bir altın verdi.”

    O Sahabe dedi: “Fesübhânallah! Çarşı içinde kırk para için böyle münakaşa etsin de, sonra hanesinde iki yüz kuruşu kimseye sezdirmeden, kemâl-i rıza-yı nefisle versin!” diye düşündü. Gitti, Hazret-i Abdullah ibni Ömer’i gördü, dedi:

    “Ya imam, bu müşkülümü hallet. Sen çarşıda böyle yaptın, hanende de şöyle yapmışsın.”

    Ona cevaben dedi ki: “Çarşıdaki vaziyet iktisattan ve kemâl-i akıldan ve alışverişin esası ve ruhu olan emniyetin, sadakatin muhafazasından gelmiş bir hâlettir, hısset değildir. Hanemdeki vaziyet, kalbin şefkatinden ve ruhun kemâlinden gelmiş bir hâlettir. Ne o hıssettir ve ne de bu israftır.”


    Not
    Dipnot-1 bk. Tirmizî, Büyû’ 3; İbni Mâce, Ticârât 1; Dârimî, Büyû’ 98.




    Abâdile-i Seb’a-i Meşhure: “Yedi Abdullahlar” ismiyle meşhur sahabeler Faruk-u Âzam Hazret-i Ömer: hakla batılı birbirinden ayıranların en büyüğü olan Hz. Ömer [bk. bilgiler – Ömer (r.a.)]
    Fesübhânallah: “Allah’ı her türlü kusur, ayıp ve eksiklerden tenzih ederim” anlamında bir hayret ifadesi Halife-i Resulullah: Peygamberimizin adına ve yerine icra makamında olan
    Hazret-i Abdullah ibni Ömer: [bk. bilgiler – Abdullah ibni Ömer (r.a.)] Hazret-i Ömer: [bk. bilgiler – Ömer (r.a.)]
    Sahabe: Hz. Peygamber’i (a.s.m.) hayattayken görüp Müslüman olanlar acip: hayret verici
    ahvâl: haller, özellikler emniyet: güven
    esas: temel hakikat: doğru gerçek
    halife-i zîşân: şan ve şeref sahibi olan halife halita: karışım, birden çok şeyin karışımıyla ortaya çıkan
    hane: ev hane-i mübarek: bereketli ev
    hâlet: durum, hâl hısset: cimrilik
    iktisat: tutumluluk israf: savurganlık
    istikamet: doğruluk kemâl: kusursuzluk, olgunluk
    kemâl-i akıl: aklın olgunluğa erişmesi kemâl-i rıza-yı nefis: tam bir nefis rızası ile
    mahdum: oğul medar: dayanak noktası, kaynak
    muhafaza etmek: korumak, saklamak mühim: önemli
    mümtaz: seçkin münakaşa: tartışma
    münasebet: bağlantı, ilgi müşkül: problem, anlaşılmayan konu
    rû-yi zemin: yeryüzü sadakat: doğruluk
    sureten: görünüşte tamahkâr: aç gözlü, cimri
    tevehhüm etmek: asılsız kuruntuya kapılmak teyid eden: destekleyen
    vakıa: olay vaziyet: durum
    zât-ı mübarek: mübarek kişi
    Yazar : Risale Forum

  9. #9
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 523 + 37872


    Cevap: On Dokuzuncu Lem'a - Sayfa 247

    <!-- This file was converted to xhtml by Writer2xhtml ver. 0.5 beta2. See [Linkleri Görebilmek için Üye olmanız Gerekmektedir.Üye olmak için Tıklayınız.] for more info. --><META name=description content=""><META name=keywords content=""><STYLE type=text/css media=all> body {font-family:'Trebuchet MS',Arial,serif;font-size:12.0pt} </STYLE>İmam-ı Âzam, bu sırra bir işaret olarak لاَ اِسْرَافَ فِى الْخَيْرِ كَمَا لاَ خَيْرَ فِى اْلاِسْرَافِ demiş. Yani, “Hayırda ve ihsanda—fakat müstehak olanlara—israf olmadığı gibi, israfta da hiçbir hayır yoktur.”1

    YEDİNCİ NÜKTE

    İsraf, hırsı intaç eder. Hırs üç neticeyi verir:

    BİRİNCİSİ: Kanaatsizliktir. Kanaatsizlik ise sa’ye, çalışmaya şevki kırar. Şükür yerine şekvâ ettirir, tembelliğe atar. Ve meşru, helâl, az malı HAŞİYE-1 terk edip, gayr-ı meşru, külfetsiz bir malı arar. Ve o yolda izzetini, belki haysiyetini feda eder.

    HIRSIN İKİNCİ NETİCESİ: Haybet ve hasârettir. Maksudunu kaçırmak ve istiskale mâruz kalıp teshilât ve muavenetten mahrum kalmak, hattâ اَلْحَرِيصُ خَائِبٌ خَاِسرٌ2 yani, “Hırs, hasâret ve muvaffakiyetsizliğin sebebidir” olan darbımesele mâsadak olur.

    Hırs ve kanaatin tesiratı, zîhayat âleminde gayet geniş bir düsturla cereyan ediyor. Ezcümle, rızka muhtaç ağaçların fıtrî kanaatleri, onların rızkını onlara koşturduğu gibi, hayvânâtın hırsla meşakkat ve noksaniyet içinde rızka koşmaları, hırsın büyük zararını ve kanaatin azîm menfaatini gösterir.

    Hem zayıf umum yavruların lisan-ı halleriyle kanaatleri, süt gibi lâtif bir gıdanın, ummadığı bir yerden onlara akması ve canavarların hırsla noksan ve mülevves rızıklarına saldırması, dâvâmızı parlak bir surette ispat ediyor.



    Not
    Dipnot-1 bk. Gazâlî, İhyâu Ulûmi’d-Dîn 1:262; Kurtubî, el-Câmi’ li Ahkâmi’l-Kur’ân 7:110; el-Münâvî, Feyzü’l-Kadîr 5:454.

    Haşiye-1 İktisatsızlık yüzünden müstehlikler çoğalır, müstahsiller azalır. Herkes gözünü hükûmet kapısına diker. O vakit hayat-ı içtimaiyenin medarı olan san’at, ticaret, ziraat tenakus eder. O millet de tedennî edip sukut eder, fakir düşer.

    Dipnot-2 bk. İbni Kays, Kura’d-Dayf 4:301; el-Meydânî, Mecmeu’l-Emsâl 1:214.





    azîm: büyük cereyan etmek: meydana gelmek
    darbımesel: atasözü dâvâ: iddia
    düstur: kural ezcümle: meselâ, örneğin
    fıtrî: doğal gayr-ı meşru: helâl olmayan, dine aykırı
    hasâret: zarara uğramak hayat-ı içtimaiye: toplumsal hayat
    haybet: elindekilerden mahrum kalmak, kaybetmek haysiyet: itibar
    hayvânât: hayvanlar hayır: iyilik, faydalı ve sevaplı amel
    haşiye: dipnot, açıklayıcı not helâl: dinen yapılmasına ve yenmesine izin verilen şey
    ihsan: bağış, iyilik, lütuf iktisatsız: savurgan
    intaç etmek: netice vermek ispat etmek: kanıtlamak
    israf: savurganlık istiskal: hor görme, küçümseme
    izzet: şeref, değer kanaat: razı olma, yetinme
    kanaatsizlik: elindekiyle yetinmeme külfetsiz: zahmetsiz
    lisan-ı hal: hal ve beden dili lâtif: güzel, hoş
    mahrum: yoksun maksud: istenilen, hedef alınan şey
    medar: dayanak noktası, kaynak menfaat: fayda, yarar
    meşakkat: güçlük, zorluk meşru: dine uygun
    muavenet: yardım muvaffakiyetsizlik: başarısızlık
    mâruz kalma: uğrama, hedef olma mâsadak: bir söz veya hükmü doğrulayan husus, doğrulayıcı
    mülevves: kirli, pis müstahsil: üretici
    müstehak: hak etmiş müstehlik: tüketici
    netice: son, sonuç noksaniyet: noksanlık, eksiklik
    nükte: ince ve derin anlamlı söz rızk: yiyecek ve içecek şeyler, gıda
    sa’y: çalışma sukut etmek: alçalmak, düşmek
    suret: biçim, şekil tedennî etmek: alçalmak, gerilemek
    tenakus etmek: noksanlaşmak, eksilmek teshilât: kolaylaştırmalar
    tesirat: tesirler, etkiler umum: bütün
    zîhayat: canlı âlem: dünya, evren
    İmam-ı Âzam: (bk. bilgiler) şekvâ: şikâyet
    şevk: istek, arzu şükür: teşekkür etme, Allah’a karşı minnet duyma
    Yazar : Risale Forum

  10. #10
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 523 + 37872


    Cevap: On Dokuzuncu Lem'a - Sayfa 248

    Hem semiz balıkların vaziyet-i kanaatkârânesi, mükemmel rızıklarına medar olması ve tilki ve maymun gibi zeki hayvanların hırsla rızıkları peşinde dolaşmakla beraber kâfi derecede bulmamalarından cılız ve zayıf kalmaları, yine hırs ne derece sebeb-i meşakkat ve kanaat ne derece medar-ı rahat olduğunu gösterir.

    Hem Yahudi milleti 1 hırs ile, ribâ ile, hile dolabı ile rızıklarını zilletli ve sefaletli, gayr-ı meşru ve ancak yaşayacak kadar rızıklarını bulması ve sahrânişinlerin, yani bedevîlerin, kanaatkârâne vaziyetleri, izzetle yaşaması ve kâfi rızkı bulması, yine mezkûr dâvâmızı kat’î ispat eder.

    Hem çok âlimlerin HAŞİYE-1 ve ediplerin HAŞİYE-2 zekâvetlerinin verdiği bir hırs sebebiyle fakr-ı hale düşmeleri ve çok aptal ve iktidarsızların, fıtrî kanaatkârâne vaziyetleriyle zenginleşmeleri 2 kat’î bir surette ispat eder ki, rızk-ı helâl, acz ve iftikara göre gelir, iktidar ve ihtiyar ile değil.

    Belki o rızk-ı helâl, iktidar ve ihtiyar ile mâkûsen mütenasiptir. Çünkü, çocukların iktidar ve ihtiyarı geldikçe rızkı azalır, uzaklaşır, sakilleşir.

    3 اَلْقَنَاعَةُ كَنْزٌ لاَ يَفْنىَ hadisinin sırrıyla, kanaat bir define-i hüsn-ü maişet ve rahat-ı hayattır. Hırs ise, bir maden-i hasâret ve sefalettir.



    Not
    Dipnot-1 bk. Bakara Sûresi, 2:61, 96.

    Haşiye-1 İran’ın âdil padişahlarından Nuşirevân-ı Âdil’in veziri, akılca meşhur âlim olan Büzürcmehr‘den (Büzürg-Mihr) sormuşlar: “Neden ulema, ümera kapısında görünüyor da, ümera ulema kapısında görünmüyor? Halbuki, ilim emâretin fevkindedir.” Cevaben demiş ki: “Ulemanın ilminden, ümeranın cehlindendir.” Yani, ümera, cehlinden ilmin kıymetini bilmiyorlar ki, ulemanın kapısına gidip ilmi arasınlar. Ulema ise, marifetlerinden, mallarının kıymetini dahi bildikleri için, ümera kapısında arıyorlar. İşte Büzürcmehr, ulemanın arasında fakr ve zilletlerine sebep olan zekâvetlerinin neticesi bulunan hırslarını zarif bir surette tevil ederek nâzikâne cevap vermiştir. (Hüsrev)

    Haşiye-2 Bunu teyid eden bir hadise: Fransa’da ediplere, iyi dilencilik yaptıkları için dilencilik vesikası veriliyor. Süleyman Rüştü

    Dipnot-2 bk. ed-Deylemî, el-Müsned: 4:385.

    Dipnot-3 “Kanaat, tükenmez bir hazinedir.” bk. et-Taberânî, el-Mu’cemü’l-Evsat: 7:84; el-Beyhakî, ez-Zühd: 2:88; el-Aclûnî, Keşfü’l-Hafâ: 2:133.




    Büzürcmehr: (bk. bilgiler) Fransa: (bk. bilgiler)
    Hüsrev: (bk. bilgiler – Hüsrev Altınbaşak) Nuşirevân-ı Âdil: adaletiyle ün salmış meşhur, eski bir İran Sâsânî Hükümdarı
    Süleyman Rüştü: (bk. bilgiler) Yahudi: (bk. bilgiler - Yahudilik)
    acz: güçsüzlük bedevî: çölde yaşayan, göçebe
    cehl: cahillik, bilgisizlik define-i hüsn-ü maişet: iyi geçim kaynağı
    dâvâ: iddia edip: edebiyatçı
    emâret: amirlik, yöneticilik fakr: fakirlik
    fakr-ı hal: fakirlik fevkinde: üstünde
    gayr-ı meşru: helâl olmayan, dine aykırı hadis: Peygamber Efendimizin (a.s.m.) mübarek söz, fiil ve hareketi veya onun onayladığı başkasına ait söz, iş veya davranış
    hadise: olay haşiye: dipnot
    iftikar: fakirliğini gösterme ihtiyar: dileme, istek, irade
    iktidar: güç ve kuvvete sahip olma izzet: değer, itibar, şeref
    kanaat: razı olma, yetinme kanaatkârâne: kısmetine razı olarak, yetinerek
    kat’î: kesin kâfi: yeterli
    maden-i hasâret: hüsrana uğrama kaynağı marifet: bilme, ilim
    medar: dayanak noktası, kaynak medar-ı rahat: rahatlık sebebi
    mezkûr: adı geçen meşhur: bilinen
    mâkûsen mütenasip: ters orantılı nazikâne: nazik bir şekilde, kibarca
    rahat-ı hayat: rahat yaşama ribâ: faiz
    rızk-ı helâl: helâl rızık sahrânişin: çölde oturan, bedevî
    sakil: ağır sebeb-i meşakkat: zorluk sebebi
    sefalet: perişanlık, yoksulluk semiz: besili, iri, büyük
    tevil etmek: yorumlamak teyid eden: destekleyen
    ulema: âlimler vaziyet: durum, hal
    vaziyet-i kanaatkârâne: kanaatkâr bir durum vesika: belge
    zekâvet: zeki oluş zillet: hor, hakir, aşağılanma
    âdil: adaletli âlim: bilgin
    ümera: amirler, yöneticiler İran: (bk. bilgiler)
    Yazar : Risale Forum

Sayfa 1/2 12 SonSon

Facebook Yorumları

Facebook Giriş

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Bu Konudaki Etiketler

Sosyal İmleme

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222