Sayfa 3/4 İlkİlk 1234 SonSon
39 sonuçtan 21 ile 30 arası

  1. #21
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 524 + 37882


    Cevap: On Yedinci Lem'a - Sayfa 220

    yerinde olsaydım, bu san’atı, bu kerrüfer harbini ve su çıkarmak hizmetini, çok uzun dersler ve çok müteaddit tecrübelerle ancak öğrenebilirdim.

    İşte, ilhâma mazhar olan arı, örümcek ve yuvasını çorap gibi yapan bülbül gibi hayvânâtı bu sineğe kıyas et. Hattâ nebâtâtı da aynen hayvânâta kıyas edebilirsin. Evet, Cevâd-ı Mutlak (celle celâluhu), her ferd-i zîhayatın eline lezzet midâdıyla ve ihtiyaç mürekkebiyle yazılmış bir tezkereyi vermiş, onunla evâmir-i tekviniyenin programını ve hizmetlerinin fihristesini tevdi etmiştir. Bak o Hakîm-i Zülcelâle, nasıl Kitab-ı Mübînin düsturlarından, arı vazifesine ait miktarını bir tezkerede yazmış, arının başındaki sandukçaya koymuştur. O sandukçanın anahtarı da, vazifeperver arıya has bir lezzettir. Onunla sandukçayı açar, programını okur, emri anlar, hareket eder, 1 وَاَوْحٰى رَبُّكَ اِلَى النَّحْلِ âyetinin sırrını izhar eder.

    İşte, eğer bu Sekizinci Notayı tamam işittin ve tam anladınsa, bir hads-i imanî ile2وَسِعَتْ رَحْمَتُهُ كُلَّ شَىْءٍ ’in bir sırrını, 3 وَاِنْ مِنْ شَىْءٍ اِلاَّ يُسَبِّحُ بِحَمْدِهِ nin bir hakikatini, 4اِنَّمَآ اَمْرُهُ اِذَآ اَرَادَ شَيْئًا اَنْ يَقُولَ لَهُ كُنْ فَيَكوُنُ ’nun bir düsturunu,فَسُبْحَانَ الَّذِى بِيَدِهِ مَلَكُوتُ كُلِّ شَىْءٍ وَاِلَيْهِ تُرْجَعُونَ 5 ’un bir nüktesini anlarsın.

    DOKUZUNCU NOTA

    Bil ki, nev-i beşerde nübüvvet, beşerdeki hayır ve kemâlâtın fezlekesi ve esasıdır. Din-i hak, saadetin fihristesidir. İman, bir hüsn-ü münezzeh ve mücerreddir.

    Not
    Dipnot-1 “Rabbin balarısına ilham etti.” Nahl Sûresi, 16:68.
    Dipnot-2 “Rahmeti herşeyi kaplamıştır.” A’râf Sûresi, 7:156.
    Dipnot-3 “Hiçbir şey yoktur ki, Onu hamd ile tesbih etmesin.” İsrâ Sûresi, 17:44.
    Dipnot-4 “Birşeyin olmasını murad ettiği zaman Onun işi sadece ‘Ol’ demektir; o da oluverir.” Yâsin Sûresi, 36:82.
    Dipnot-5 “Şânı ne yücedir Onun ki, herşeyin iç yüzü Onun elindedir. Siz de Ona döneceksiniz.” Yâsin Sûresi, 36:83




    Cevâd-ı Mutlak: sınırsız cömertlik ve ikram sahibi olan Allah Hakîm-i Zülcelâl: her şeyi hikmetle yapan, sonsuz haşmet ve yücelik sahibi olan Allah
    Kitab-ı Mübîn: her şeyin açıkça yazılı olduğu, Allah katındaki kitap beşer: insanlık
    celle celâluhu: Allah’ın şânı yücedir din-i hak: hak din, İslâm
    düstur: kanun esas: temel
    evâmir-i tekviniye: yaratılışa ait emirler ve kanunlar ferd-i zîhayat: canlı varlık
    fezleke: netice, özet fihriste: liste, özet, içerik
    hads-i imanî: imandan kaynaklanan güçlü sezgi hakikat: gerçek, esas
    hayvânât: hayvanlar hayır: iyilik
    hüsn-ü münezzeh ve mücerred: her türlü kusur ve çirkinlikten arınmış ve soyutlanmış güzellik ilhâm: Allah tarafından kalbe gelen mânâ
    iman: inanç izhar etmek: göstermek, ortaya çıkarmak
    kemâlât: mükemel ve kusursuz özellikler kerrüfer harbi: vur-kaç tekniği ile yapılan savaş
    kıyas etmek: karşılaştırmak mazhar olma: bir şeye erişme, kavuşma
    midâd: mürekkep mürekkeb: yazı için kullanılan sıvı
    müteaddit: çok sayıda, çeşitli nebâtât: bitkiler
    nev-i beşer: insanlar nota: bildiri
    nübüvvet: peygamberlik nükte: ince anlamlı söz
    saadet: mutluluk sandukça: küçük sandık
    tevdi etmek: vermek tezkere: belge
    vazifeperver: vazifesini seven, işine düşkün âyet: Kur’ân’ın her bir cümlesi
    Yazar : Risale Forum

  2. #22
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 524 + 37882


    Cevap: On Yedinci Lem'a - Sayfa 221

    <!-- This file was converted to xhtml by Writer2xhtml ver. 0.5 beta2. See [Linkleri Görebilmek için Üye olmanız Gerekmektedir.Üye olmak için Tıklayınız.] for more info. --><META name=description content=""><META name=keywords content=""><STYLE type=text/css media=all> body {font-family:'Trebuchet MS',Arial,serif;font-size:12.0pt} </STYLE>Madem şu âlemde parlak bir hüsün, geniş ve yüksek bir hayır, zâhir bir hak, fâik bir kemal görünüyor. Bilbedâhe, hak ve hakikat, nübüvvet içindedir ve nebîler elindedir. Dalâlet, şer ve hasâret, onun muhalifindedir.

    Mehâsin-i ubudiyetin binlerinden yalnız buna bak ki, Nebî Aleyhisselâm, ubudiyet cihetiyle muvahhidînin kalblerini iyd ve Cuma ve cemaat namazlarında ittihad ettiriyor ve dillerini bir kelimede cem ediyor. Öyle bir surette ki, şu insan, Mâbûd-u Ezelînin azamet-i hitabına, hadsiz kalblerden ve dillerden çıkan sesler, dualar, zikirlerle mukabele ediyor. O sesler, dualar, zikirler birbirine tesanüd ederek ve birbirine yardım edip ittifak ederek öyle geniş bir surette Mâbûd-u Ezelînin ulûhiyetine karşı bir ubudiyet gösteriyor ki, güya küre-i arz kendisi o zikri söylüyor, o duayı ediyor ve aktârıyla namaz kılıyor ve etrafıyla, semâvâtın fevkinde izzet ve azametle nâzil olan 1 اَقِيمُوا الصَّلٰوةَ
    emrini, küre-i arz imtisal ediyor. Bu sırr-ı ittihad ile, kâinat içinde bir zerre gibi zayıf, küçük bir mahlûk olan şu insan, ubudiyetin azameti cihetiyle Hâlık-ı Arz ve Semâvâtın mahbub bir abdi ve arzın halifesi, sultanı ve hayvânâtın reisi ve hilkat-i kâinatın neticesi ve gayesi oluyor.

    Evet, eğer namazların arkasında, hususan bayram namazlarında, bir anda Allahu ekber diyen yüzer milyon insanların sesleri, âlem-i gaybda ittihad ettikleri gibi, âlem-i şehadette dahi birbiriyle ittihad edip içtima etse, küre-i arz tamamıyla büyük bir insan olup, azametine nisbeten büyük bir sadâ ile söylediği Allahu ekber’e


    Not
    Dipnot-1 “Namazı dos doğru kılın.” Bakara Sûresi, 2:43, 83, 110; Nisâ Sûresi, 4:77,103; En’am Sûresi, 6:72; Yûnus Sûresi, 10:87: Hac Sûresi, 22:78: Nûr Sûresi, 24:56; Rûm Sûresi, 30:31; Mücadele Sûresi, 58:13; Müzemmil Sûresi, 73:20..





    Allahu ekber: Allah en büyüktür Hâlık-ı Arz: yerin yaratıcısı olan Allah
    Mâbûd-u Ezelî: varlığının başlangıcı olmayan ve sadece kendisine ibadet edilmesi gereken Allah Nebî Aleyhisselâm: Hz. Muhammed (a.s.m.)
    abd: kul aktâr: bölgeler
    arz: yeryüzü, dünya azamet: büyüklük
    azamet-i hitap: büyük hitab bilbedâhe: açık bir şekilde
    cem etmek: toplamak cemaat: topluluk
    cihet: taraf, yön dalâlet: hak yoldan ayrılma, sapkınlık
    fevkinde: üstünde fâik: üstün, seçkin
    hadsiz: sınırsız hak: doğru gerçek
    hakikat: asıl, esas, gerçek mahiyet halife: yeryüzünde Allah’ın emirlerini yerine getirip Onun namına tasarruflarda bulunan ve varlıklar üzerinde onun adına egemen olan insan
    hasâret: hüsrana uğramak hayvânât: hayvanlar
    hilkat-i kâinat: evrenin yaratılışı hususan: özellikle
    hüsün: güzellik imtisal etmek: boyun eğmek, sıkıca sarılmak
    ittifak: anlaşma, birlik ittihad: birlik, birleşme
    iyd: bayram izzet: değer, itibar, yücelik
    içtima etmek: toplanmak kemâl: mükemmellik, olgunluk
    kâinat: evren küre-i arz: yerküre
    mahbub: sevgili mahlûk: varlık
    mehâsin-i ubudiyet: ibadetin kazandırdığı iyilik ve güzellikler muhalif: karşıt, aykırı olan
    mukabele eden: karşılık veren muvahhidîn: Allah’ın varlığına ve birliğe inananlar
    nebî: peygamber netice: son, sonuç
    nisbeten: oranla nâzil olan: inen
    nübüvvet: peygamberlik reis: başkan, lider
    sadâ: ses semâvât: gökler
    suret: şekil, biçim sırr-ı ittihad: birlikteki sır, espri
    tesanüd: dayanışma ubudiyet: kulluk
    ulûhiyet: İlâhlık, ibadete ve itaat edilmeye lâyık olma zerre: atom
    zikir: Allah’ı anma zâhir: açık, âşikar
    âlem: dünya, evren âlem-i gayb: gayb âlemi, görünmeyen âlem
    âlem-i şehadet: görünen alem şer: kötülük
    Yazar : Risale Forum

  3. #23
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 524 + 37882


    Cevap: On Yedinci Lem'a - Sayfa 222

    <!-- This file was converted to xhtml by Writer2xhtml ver. 0.5 beta2. See [Linkleri Görebilmek için Üye olmanız Gerekmektedir.Üye olmak için Tıklayınız.] for more info. --><META name=description content=""><META name=keywords content=""><STYLE type=text/css media=all> body {font-family:'Trebuchet MS',Arial,serif;font-size:12.0pt} </STYLE>müsavi geldiğinden, o muvahhidînin ittihadıyla bir anda Allahu ekber demeleri, küre-i arzın büyük bir Allahu ekberi hükmüne geçiyor. Adeta bayram namazlarında âlem-i İslâmın zikir ve tesbihiyle zemin zelzele-i kübrâya mazhar olup, aktâr ve etrafıyla Allahu ekber deyip, kıblesi olan Kâbe-i Mükerremenin samimî kalbiyle niyet edip, Mekke ağzıyla, Cebel-i Arefe diliyle Allahu ekber diyerek, o tek kelime, etraf-ı arzdaki umum mü’minlerin mağaramisal ağızlarındaki havada temessül ediyor. Birtek Allahu ekber kelimesinin aks-i sadâsıyla hadsiz Allahu ekber vuku bulduğu gibi, o makbul zikir ve tekbir, semâvâtı dahi çınlatıp berzah âlemlerine de temevvüç ederek sadâ veriyor.

    İşte, bu arzı böyle kendine sâcid 1 ve âbid ve ibâdına mescid 2 ve mahlûklarına beşik 3 ve kendine müsebbih 4 ve mükebbir eden Zât-ı Zülcelâle, yerin zerrâtı adedince hamd ve tesbih ve tekbir edip ve mevcudatı adedince hamd ediyoruz ki, bize bu nevi ubudiyeti ders veren Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmına ümmet eylemiş.

    ONUNCU NOTA

    Bil, ey gafil, müşevveş Said! Cenâb-ı Hakkın nur-u marifetine yetişmek ve bakmak ve âyât ve şahitlerin âyinelerinde cilvelerini görmek ve berâhin ve deliller mesâmâtıyla temâşâ etmek iktiza ediyor ki, senin üstünden geçen, kalbine


    Not
    Dipnot-1 bk. Ra’d Sûresi, 13:15; Nahl Sûresi, 16:49; Hac Sûresi, 22:18.
    Dipnot-2 bk. Buhârî, Salât 56; Tirmizî, Salât 119; Ebû Dâvûd, Salât 24; ibni Mâce, Mesâcid 4.
    Dipnot-3 bk. Bakara Sûresi, 2:22; Tâhâ Sûresi, 20:53; Zuhruf Sûresi 43:10; Nebe Sûresi, 78:6.
    Dipnot-4 bk. Fatiha Sûresi, 1:2; En’am Sûresi, 6:1; İsrâ Sûresi, 17:44; Kehf Sûresi, 18:1; Cum’a Sûresi, 62:1.





    Aleyhissalâtü Vesselâm: Allah’ın salât ve selâmı onun üzerine olsun Allahu ekber: Allah en büyüktür
    Cebel-i Arefe: Arafat Dağı Cenâb-ı Hak: hakkın tâ kendisi olan şeref ve yücelik sahibi Allah
    Kâbe-i Mükerreme: şânı yüce Kâbe Mekke: (bk. bilgiler)
    Resul-i Ekrem: Allah’ın en şerefli ve değerli elçisi olan Hz. Muhammed (a.s.m.) Said: (bk. bilgiler – Bediüzzaman Said Nursî)
    Zât-ı Zülcelâl: sonsuz büyüklük ve haşmet sahibi Allah aks-i sadâ: sesin yankılanması
    aktâr: bölgeler arz: yeryüzü
    berzah âlemi: öldükten sonra ruhların gittiği, dünya ile âhiret arasındaki âlem berâhin: deliller
    cilve: görünme, yansıma etraf-ı arz: dünyanın çevresi
    gafil: duyarsız, sorumsuz hadsiz: sınırsız
    hamd: övgü ve şükür ibâd: kullar
    iktiza etmek: gerektirmek kıble: namaza başlarken yönelinen taraf; Kâbe’nin bulunduğu Mekke şehri
    mahlûklar: varlıklar makbul: kabul edilen
    mazhar olma: eriştirme mağaramisal: mağara gibi
    mesâmât: gözenekler, pencereler mevcudat: varlıklar
    muvahhidîn: Allah’ın varlığına ve birliğe inananlar mükebbir: tekbir getiren, “Allahü ekber” diyen
    müsavi: eşit, denk müsebbih: tesbih eden; Allah’ı, yüce şanına lâyık ifadelerle anan
    müşevveş: dağınık, karışık, düzensiz mü’min: Allah’a inanan
    nevi: çeşit, tür nota: bildiri
    nur-u marifet: Allah’ı bilme ve tanıma nuru sadâ: ses
    semâvât: gökler sâcid: secde eden
    tekbir: “Allah en büyüktür” mânâsına gelen “Allahu Ekber” ifadesini söylemek temessül etmek: belirmek, görünmek
    temevvüç etmek: dalgalanmak, çalkalanmak temâşâ etmek: gözlemlemek, seyretmek
    tesbih: Allah’ı her türlü kusurdan yüce tutarak şanına lâyık ifadelerle anma ubudiyet: kulluk
    umum: bütün vuku bulmak: gerçekleşmek, meydana gelmek
    zelzele-i kübrâ: büyük deprem, kıyamet zemin: yeryüzü
    zerrât: atomlar zikir: Allah’ı anma
    âbid: ibadet eden, kul âlem-i İslâm: İslâm dünyası
    âyât: âyetler ümmet: Hz. Peygambere inanıp onun yolundan giden mü’minler
    şahit: tanık
    Yazar : Risale Forum

  4. #24
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 524 + 37882


    Cevap: On Yedinci Lem'a - Sayfa 223

    <!-- This file was converted to xhtml by Writer2xhtml ver. 0.5 beta2. See [Linkleri Görebilmek için Üye olmanız Gerekmektedir.Üye olmak için Tıklayınız.] for more info. --><META name=description content=""><META name=keywords content=""><STYLE type=text/css media=all> body {font-family:'Trebuchet MS',Arial,serif;font-size:12.0pt} </STYLE>gelen ve aklına görünen herbir nuru tenkit parmaklarıyla yoklama ve tereddüt eliyle tenkit etme. Sana ışıklanan bir nuru tutmak için elini uzatma. Belki gaflet esbabından tecerrüd et, onlara müteveccih ol, dur. Çünkü, ben müşahede ettim ki, marifetullahın şahitleri, burhanları üç çeşittir:

    Bir kısmı su gibidir. Görünür, hissedilir, lâkin parmaklarla tutulmaz. Bu kısımda hayalâttan tecerrüd etmek, külliyetle ona dalmak gerektir. Tenkit parmaklarıyla tecessüs edilmez; edilse akar, kaçar. O âb-ı hayat, parmağı mekân ittihaz etmez.

    İkinci kısım, hava gibidir. Hissedilir, fakat ne görünür, ne de tutulur. Ona karşı sen, yüzün, ağzın, ruhunla o rahmet nesîmine karşı teveccüh et, kendini mukabil tut. Tenkit elini uzatma, tutamazsın. Ruhunla teneffüs et. Tereddüt eliyle baksan, tenkitle el atsan, o yürür, gider. Senin elini mesken ittihaz etmez, ona razı olmaz.

    Üçüncü kısım ise, nur gibidir. Görünür, fakat ne hissedilir, ne de tutulur. Öyleyse, sen kalbinin gözüyle, ruhunun nazarıyla kendini ona mukabil tut ve gözünü ona tevcih et, bekle. Belki kendi kendine gelir. Çünkü nur, elle tutulmaz, parmaklarla avlanmaz. Belki o nur ancak basiret nuruyla avlanır. Eğer haris ve maddî elini uzatsan ve maddî mizanlarla tartsan, sönmese de gizlenir. Çünkü öyle nur, maddîde hapse razı olmadığı gibi, kayda giremez, kesîfi kendine mâlik ve seyyid kabul etmez.

    ON BİRİNCİ NOTA

    Bil ki, Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyânın ifadesinde çok şefkat ve merhamet var. Çünkü, muhatapların ekserîsi, cumhur-u avamdır. Onların zihinleri basittir. Nazarları dahi dakik şeyleri görmediğinden, onların besâtet-i efkârını okşamak için, tekrarla, semâvat ve arzın yüzlerine yazılan âyetleri tekrar ediyor, o büyük harfleri kolaylıkla okutturuyor. Meselâ, semâvat ve arzın hilkati ve semâdan yağmurun yağdırılması ve arzın dirilmesi gibi bilbedâhe okunan ve görünen âyetleri ders veriyor. O huruf-u kebîre içinde küçük harflerle yazılan ince âyâta nazarı nadiren çevirir, tâ zahmet çekmesinler.



    Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyân: açıklamalarıyla benzerini yapmakta akılları âciz bırakan Kur’ân arz: yeryüzü
    basiret: kalp gözü besâtet-i efkâr: fikir ve düşüncelerin basitliği
    bilbedâhe: açık bir şekilde burhan: delil
    cumhur-u avam: geniş halk topluluğu dakik: pek ince, nazik
    ekserî: çoğunluk esbab: sebepler
    gaflet: dikkatsizlik, umursamazlık haris: aç gözlü, çok hırslı
    hayalât: hayaller hilkat: yaratılış
    huruf-u kebîre: büyük harfler ittihaz etmek: kabullenmek, edinmek
    kesîf: sığ, yoğun, maddî yapısı olan külliyet: bütünlük, genellik
    lâkin: ancak, fakat maddî: maddeyle alâkalı
    marifetullah: Allah’ı bilme ve tanıma mekân: yer
    mesken: ev, mekan mizan: ölçü, tartı
    muhatap: kendisine hitap edilen mukabil tutmak: bir şeyin karşısına doğru yönelmek
    mâlik: sahip müteveccih olmak: yönelmek
    müşahede etmek: gözlemlemek nadiren: ender olarak
    nazar: dikkat, bakış nesîm: hoş ve hafif rüzgâr
    nota: bildiri rahmet: İlâhî şefkat, merhamet
    semâ: gökyüzü semâvât: gökler
    seyyid: efendi tecerrüd etmek: soyutlanmak, sıyrılmak
    tecessüs: gizlice araştırma teneffüs etmek: solumak
    tenkit: eleştiri tereddüt: şüphe
    tevcih etmek: yöneltmek teveccüh etmek: yönelmek
    âb-ı hayat: hayat suyu, âyet: delil
    âyât: âyetler, deliller
    Yazar : Risale Forum

  5. #25
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 524 + 37882


    Cevap: On Yedinci Lem'a 224

    <!-- This file was converted to xhtml by Writer2xhtml ver. 0.5 beta2. See [Linkleri Görebilmek için Üye olmanız Gerekmektedir.Üye olmak için Tıklayınız.] for more info. --><META name=description content=""><META name=keywords content=""><STYLE type=text/css media=all> body {font-family:'Trebuchet MS',Arial,serif;font-size:12.0pt} </STYLE>Hem üslûb-u Kur’ânîde öyle bir cezâlet ve selâset ve fıtrîlik var ki, güya Kur’ân bir hafızdır, kudret kalemiyle kâinat sayfalarında yazılan âyâtı okuyor. Güya Kur’ân, kâinat kitabının kıraatidir ve nizâmâtının tilâvetidir ve Nakkaş-ı Ezelînin şuûnâtını okuyor ve fiillerini yazıyor. Bu cezâlet-i beyaniyeyi görmek istersen, hüşyar ve müdakkik bir kalble, Sûre-i Amme ve 1 قُلِ اللّٰهُمَّ مَالِكَ الْمُلْكِ âyetleri gibi fermanları dinle.

    ON İKİNCİ NOTA

    Ey bu notaları dinleyen dostlarım! Biliniz ki, ben hilâf-ı âdet olarak, gizlemesi lâzım gelen, Rabbime karşı kalbimin tazarru ve niyaz ve münâcâtını bazan yazdığımın sebebi; ölüm, dilimi susturduğu zamanlarda, dilime bedel kitabımın söylemesinin kabulünü rahmet-i İlâhiyeden rica etmektir. Evet, kısa bir ömürde, hadsiz günahlarıma kefaret olacak, muvakkat lisanımın tevbe ve nedametleri kâfi gelmiyor. Sabit ve bir derece daim olan kitabın lisanı daha ziyade o işe yarar. İşte, on üç sene HAŞİYE-1 evvel, dağdağalı bir fırtına-i ruhiye neticesinde, Eski Said’in gülmeleri Yeni Said’in ağlamalarına inkılâp edeceği hengâmda, gençliğin gaflet uykusundan ihtiyarlık sabahıyla uyandığım bir anda, şu münâcat ve niyaz, Arabî yazılmıştır. Bir kısmının Türkçe meâli şudur ki:

    Ey Rabb-i Rahîmim ve ey Hâlık-ı Kerîmim! Benim sû-i ihtiyarımla ömrüm ve gençliğim zayi olup gitti. Ve o ömür ve gençliğin meyvelerinden elimde kalan, elem verici günahlar, zillet verici elemler, dalâlet verici vesveseler kalmıştır. Ve


    Not
    Dipnot-1 “De ki: Ey mülkün hakiki sahibi olan Allahım...” Âl-i İmrân Sûresi, 3:26.
    Haşiye-1 Bu risalenin telifinden on üç sene evvel.





    Arabî: Arapça Eski Said: (bk. bilgiler – Bediüzzaman Said Nursî)
    Hâlık-ı Kerîm: ikramı bol olan ve her şeyi yaratan Allah Nakkaş-ı Ezelî: başlangıcı olmayan, varlıkları benzersiz nakışlar hâlinde yaratan Allah
    Rabb-i Rahîm: her bir varlığa merhamet ve şefkat gösteren ve herşeyi terbiye ve idare eden Allah Sûre-i Amme: Kur’ân’da yer alan Nebe Suresi
    Yeni Said: (bk. bilgiler – Bediüzzaman Said Nursî) cezâlet: akıcı ve güçlü ifade, güzel anlatım
    cezâlet-i beyaniye: akıcı ve güçlü ifade, güzel anlatım daim: devamlı, sürekli
    dalâlet: hak yoldan ayrılan, sapıtan inkârcı insanlar dağdağa: karışıklık, gürültü
    elem: acı, keder evvel: önce
    ferman etmek: buyurmak fırtına-i ruhiye: ruhta meydana gelen fırtına
    fıtrî: doğal gaflet: duyarsızlık, umursamazlık
    hadsiz: sınırsız hafız: Kur’ân’ı ezberleyen kişi
    haşiye: dipnot hengâm: zaman, çağ, devir
    hilâf-ı âdet: alışılmışın dışında hüşyar: uyanık
    inkılâp etmek: dönüşmek kefaret: günahlardan ve hatalardan arınma vasıtası
    kudret: güç, iktidar kâfi: yeterli
    kâinat: evren kıraat: Kur’ân-ı Kerim’in okunması
    meâl: açıklama, anlam muvakkat: geçici
    müdakkik: dikkatli, bir meseleyi bütün yönleriyle inceleyen münâcât: Allah’a yalvarış, dua
    nedamet: pişmanlık netice: son, sonuç
    niyaz: yalvarıp yakarma nizâmât: kanunlar
    nota: bildiri rahmet-i İlâhiye: Allah’ın her şeyi kuşatan sonsuz rahmeti
    risale: kitap selâset: sözün akıcı olma hali; ifadedeki âhenk, açıklık, kolaylık ve akıcılık
    sû-i ihtiyar: iradeyi kötüye kullanma tazarru: dua, yakarış
    telif: yazma, kaleme alma tevbe: pişmanlık duyarak günahtan dönüş
    tilâvet: okuma vesvese: kuruntu
    zayi: kayıp zillet: hor ve hakir duruma düşme
    ziyade: çok, fazla âyet: Kur’ân’ın her bir cümlesi
    âyât: âyetler, deliller üslûb-u Kur’ânî: Kur’ân üslubu
    şuûnât: fiiller, hâller
    Yazar : Risale Forum

  6. #26
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 524 + 37882


    Cevap: On Yedinci Lem'a - Sayfa 225

    <!-- This file was converted to xhtml by Writer2xhtml ver. 0.5 beta2. See [Linkleri Görebilmek için Üye olmanız Gerekmektedir.Üye olmak için Tıklayınız.] for more info. --><META name=description content=""><META name=keywords content=""><STYLE type=text/css media=all> body {font-family:'Trebuchet MS',Arial,serif;font-size:12.0pt} </STYLE>bu ağır yük ve hastalıklı kalb ve hacâletli yüzümle kabre yakınlaşıyorum. Bilmüşahede, göre göre, gayet sür’atle, sağa ve sola inhiraf etmeyerek, ihtiyarsız bir tarzda, vefat eden ahbap ve akran ve akaribim gibi, kabir kapısına yanaşıyorum.

    O kabir, bu dâr-ı fâniden firâk-ı ebedî ile ebedü’l-âbâd yolunda kurulmuş, açılmış evvelki menzil ve birinci kapıdır. 1 Ve bu bağlandığım ve meftun olduğum şu dâr-ı dünya da, kat’î bir yakîn ile anladım ki, hâliktir gider ve fânidir ölür. Ve bilmüşahede, içindeki mevcudat dahi, birbiri arkasından kafile kafile göçüp gider, kaybolur. Hususan benim gibi nefs-i emmâreyi taşıyanlara şu dünya çok gaddardır, mekkârdır. Bir lezzet verse, bin elem takar, çektirir. Bir üzüm yedirse, yüz tokat vurur.

    Ey Rabb-i Rahîmim ve ey Hâlık-ı Kerîmim! 2 كُلُّ اٰتٍ قَرِيبٌ sırrıyla ben şimdiden görüyorum ki, yakın bir zamanda, ben kefenimi giydim, tabutuma bindim, dostlarımla veda eyledim. Kabrime teveccüh edip giderken, Senin dergâh-ı rahmetinde, cenazemin lisan-ı haliyle, ruhumun lisan-ı kàliyle bağırarak derim: “El-aman, el-aman! Ya Hannân! Yâ Mennân! Beni günahlarımın hacâletinden kurtar!”

    İşte kabrimin başına ulaştım, boynuma kefenimi takıp kabrimin başında uzanan cismimin üzerine durdum. Başımı dergâh-ı rahmetine kaldırıp bütün kuvvetimle feryad edip nidâ ediyorum: “El-aman, el-aman! Yâ Hannân! Yâ Mennân! Beni günahlarımın ağır yüklerinden halâs eyle!”

    İşte, kabrime girdim, kefenime sarıldım. Teşyîciler beni bırakıp gittiler. Senin af ve rahmetini intizar ediyorum. Ve bilmüşahede gördüm ki, Senden başka melce ve mence yok. Günahların çirkin yüzünden ve mâsiyetin vahşî şeklinden ve o mekânın darlığından, bütün kuvvetimle nidâ edip diyorum:


    Not
    Dipnot-1 bk. Tirmizî, Zühd 5; İbni Mâce, Zühd 32; Müsned 1:63.
    Dipnot-2 “Her gelecek şey yakındır.” İbn-i Mâce, Mukaddime:7; Dârimî, Mukaddime 23.





    Hannân: rahmetinin en hoş cilvelerini gösteren ve çok merhametli olan Allah Hâlık-ı Kerîm: ikramı bol olan ve her şeyi yaratan Allah
    Mennân: ihsanı bol olan ve çok nimetler veren Allah Rabb-i Rahîm: herbir varlığa merhamet ve şefkat gösteren ve herşeyi terbiye ve idare eden Allah
    ahbap: dostlar, sevgililer akarib: akrabalar, yakınlar
    akran: arkadaşlar bilmüşahede: gözle görerek
    dergâh-ı rahmet: Allah’ın rahmet kapısı dâr-i fâni: geçici âlem, dünya
    dâr-ı dünya: dünya yurdu ebedü’l-âbâd: sonsuzların sonsuzu, âhiret hayatı
    el-aman el-aman: “imdat imdat” anlamına gelen ve yardım dilemeyi ifade eden söz elem: acı, keder
    feryad: bağırıp çağırma firâk-ı ebedî: sonsuz ayrılık
    fâni: geçici olan, ölümlü gaddar: acımasız
    hacâlet: utanç halâs: kurtulma, kurtuluşa erme
    hususan: özellikle hâlik: helâk olan, yok olma özelliği taşıyan
    ihtiyarsız: irade dışı inhiraf etmek: doğru yoldan sapmak
    intizar etmek: beklemek kafile: grup, topluluk
    kat’î: kesin lisan-ı hal: hal ve beden dili
    lisan-ı kal: söz ile anlatım meftun: düşkün
    mekkâr: düzenbaz, hileci mekân: yer
    melce: sığınak mence: kurtulacak yer
    menzil: yer, mekân mevcudat: varlıklar
    mâsiyet: günah, isyan nefs-i emmâre: hazır zevke düşkün ve insanı kötülüğe sevk eden duygu
    nidâ: sesleniş rahmet: İlâhî şefkat, merhamet
    sür’at: hız teveccüh etmek: yönelmek
    teşyîci: cenazeyi kabre getiren yakîn: kesin ve doğru bilgi


    Yazar : Risale Forum

  7. #27
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 524 + 37882


    Cevap: On Yedinci Lem'a - Sayfa 226

    <!-- This file was converted to xhtml by Writer2xhtml ver. 0.5 beta2. See [Linkleri Görebilmek için Üye olmanız Gerekmektedir.Üye olmak için Tıklayınız.] for more info. --><META name=description content=""><META name=keywords content=""><STYLE type=text/css media=all> body {font-family:'Trebuchet MS',Arial,serif;font-size:12.0pt} </STYLE>“El-aman, el-aman! Ya Rahmân! Yâ Hannân! Yâ Mennân! Yâ Deyyân! Beni çirkin günahlarımın arkadaşlıklarından kurtar! Yerimi genişlettir! İlâhî, Senin rahmetin melceimdir ve Rahmeten li’l-Âlemîn olan Habibin, Senin rahmetine yetişmek için vesilemdir. Senden şekvâ değil, belki nefsimi ve halimi Sana şekvâ ediyorum.

    “Ey Hâlık-ı Kerîmim ve ey Rabb-i Rahîmim! Senin Said ismindeki mahlûkun ve masnuun ve abdin, hem âsi, hem âciz, hem gafil, hem cahil, hem alîl, hem zelîl, hem müsi’, hem müsin, hem şakî, hem seyyidinden kaçmış bir köle olduğu halde, kırk sene sonra nedamet edip Senin dergâhına avdet etmek istiyor. Senin rahmetine iltica ediyor. Hadsiz günah ve hatîatlarını itiraf ediyor. Evham ve türlü türlü illetlerle müptelâ olmuş, Sana tazarru ve niyaz eder. Eğer kemâl-i rahmetinle onu kabul etsen, mağfiret edip rahmet etsen, zaten o Senin şânındır. Çünkü Erhamürrâhimînsin. Eğer kabul etmezsen, Senin kapından başka hangi kapıya gideyim? Hangi kapı var? Senden başka Rab yok ki dergâhına gidilsin. Senden başka hak mâbud yoktur ki ona iltica edilsin.”



    لاَ اِلٰهَ اِلاَّ اَنْتَ وَحْدَكَ لاَ شَرِيكَ لَكَ اٰخِرُ الْكَلاَمِ فِى الدُّنْيَا وَ اَوَّلُ الْكَلاَمِ فِى اْلاٰخِرَةِ وَفِى الْقَبْرِ: اَشْهَدُ اَنْ لاَ اِلٰهَ اِلاَّ اللهُ وَ اَشْهَدُ اَنَّ مُحَمَّدًا رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ تَعَالٰى عَلَيْهِ وَسَلَّمَ 1


    Not
    Dipnot-1 Senden başka ilâh yoktur. Sen birsin. Senin hiçbir şerikin yoktur. Dünyada son, âhirette ve kabirde ilk söz: Şehadet ederim ki Allah’tan başka ilâh yoktur; yine şehadet ederim ki Muhammed (a.s.m.) Allah’ın Resulüdür.

    Deyyân: herkesin hakkını ve hesabını en iyi bilen Allah Erhamürrâhimîn: merhamet edenlerin en merhametlisi olan Allah
    Habib: Allah’ın en sevgili kulu olan Hz. Peygamber (a.s.m.) Hannân: rahmetinin en hoş cilvelerini gösteren ve çok merhametli olan Allah
    Hâlık-ı Kerîm: her şeyi yaratan ve sonsuz cömertlik sahibi olan Allah Mennân: ihsanı bol olan ve çok nimetler veren Allah
    Rab: her bir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri veren, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulunduran Allah Rabb-i Rahîm: her bir varlığa merhamet ve şefkat gösteren ve herşeyi terbiye ve idare eden Allah
    Rahmeten li’l-Âlemîn: âlemlere rahmet olarak gönderilen Peygamberimiz Rahmân: çok merhamet sahibi olan ve şefkatle bütün yaratıkların rızkını veren Allah
    Said: (bk. bilgiler – Bediüzzaman Said Nursî) abd: kul
    alîl: hasta, hastalıklı avdet etmek: geri gelmek, dönmek
    dergâh: Allah’ın yüce katı el-aman el-aman: “imdat imdat” anlamına gelen ve yardım dilemeyi ifade eden söz
    evham: kuruntular, şüpheler gafil: duyarsız, umursamaz
    hadsiz: sınırsız hak: doğru gerçek
    hatîat: yanlışlar, hatâlar illet: hastalık
    iltica etmek: sığınmak kemâl-i rahmet: mükemmel bir şefkat ve merhamet
    mahlûk: yaratılmış, varlık masnu: sanatla yapılmış, sanat değeri yüksek
    mağfiret etmek: bağışlamak melce: sığınak
    mâbud: ibadet edilen müptelâ olmak: bağımlı olmak, tutulmak
    müsin: yaşlı, ihtiyarlamış müsi’: kötülük eden
    nedamet etmek: pişman olmak nefis: insanı daima kötülüğe, maddî zevk ve isteklere sevk eden kuvvet
    rahmet: İlâhî şefkat, merhamet seyyid: efendi
    tazarru ve niyaz: dua etme, yalvarıp yakarma vesile: aracı, vasıta
    zelîl: alçak, aşağı âciz: güçsüz, elinden bir şey gelmeyen
    âsi: isyan eden İlâhî: ey Allah’ım
    şakî: eşkıya, haydut şekvâ: şikâyet
    şân: yücelik, azamet
    Yazar : Risale Forum

  8. #28
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 524 + 37882


    Cevap: On Yedinci Lem'a - Sayfa 227

    <!-- This file was converted to xhtml by Writer2xhtml ver. 0.5 beta2. See [Linkleri Görebilmek için Üye olmanız Gerekmektedir.Üye olmak için Tıklayınız.] for more info. --><META name=description content=""><META name=keywords content=""><STYLE type=text/css media=all> body {font-family:'Trebuchet MS',Arial,serif;font-size:12.0pt} </STYLE>ON ÜÇÜNCÜ NOTA

    Medar-ı iltibas olmuş olan beş meseledir.

    BİRİNCİSİ: Tarik-i hakta çalışan ve mücahede edenler, yalnız kendi vazifelerini düşünmek lâzım gelirken, Cenâb-ı Hakka ait vazifeyi düşünüp, harekâtını ona bina ederek hataya düşerler. Edebü’d-Din ve’d-Dünya risalesinde vardır ki:

    Bir zaman şeytan, Hazret-i İsâ Aleyhisselâma itiraz edip demiş ki: “Madem ecel ve herşey kader-i İlâhî iledir; sen kendini bu yüksek yerden at, bak nasıl öleceksin.”

    Hazret-i İsâ Aleyhisselâm demiş ki:
    اِنَّ ِللهِ اَنْ يَخْتَبِرَ عَبْدَهُ وَلَيْسَ لِلْعَبْدِ اَنْ يَخْتَبِرَ رَبَّهُ 1
    Yani, “Cenâb-ı Hak abdini tecrübe eder ve der ki: ‘Sen böyle yapsan sana böyle yaparım. Göreyim seni, yapabilir misin?’ diye tecrübe eder. Fakat abdin hakkı yok ve haddi değil ki, Cenâb-ı Hakkı tecrübe etsin ve desin: ‘Ben böyle işlesem Sen böyle işler misin?’ diye tecrübevâri bir surette Cenâb-ı Hakkın rububiyetine karşı imtihan tarzı, sû-i edeptir, ubudiyete münâfidir.”

    Madem hakikat budur; insan kendi vazifesini yapıp Cenâb-ı Hakkın vazifesine karışmamalı.

    Meşhurdur ki, bir zaman İslâm kahramanlarından ve Cengiz’in ordusunu müteaddit defa mağlûp eden Celâleddin-i Harzemşah harbe giderken, vüzerâsı ve etbâı ona demişler:

    “Sen muzaffer olacaksın. Cenâb-ı Hak seni galip edecek.”

    O demiş: “Ben Allah’ın emriyle, cihad yolunda hareket etmeye vazifedarım. Cenâb-ı Hakkın vazifesine karışmam. Muzaffer etmek veya mağlûp etmek Onun vazifesidir.”

    İşte o zat bu sırr-ı teslimiyeti anlamasıyla, harika bir surette çok defa muzaffer olmuştur.


    Not
    Dipnot-1 Maverdî, Edebü’d-Dünyâ ve’d-Dîn s. 12; Ma’mer b. Râşid, el-Câmi’ 11:113; Ebû Nuaym, Hilyetü’l-Evliyâ 4:12; İbnü’l-Cevzî, Telbîsü İblîs 1:344; İbni Hacer, el-İsâbe 4:764.





    Aleyhisselâm: Allah’ın selamı onun üzerine olsun Celâleddin-i Harzemşah: (bk. bilgiler)
    Cengiz: (bk. bilgiler – Cengiz Han) Cenâb-ı Hak: Hakkın tâ kendisi olan şeref ve yücelik sahibi Allah
    Edebü’d-Din ve’d-Dünya: İmam Maverdi’nin eseri Hazret-i İsâ: [bk. bilgiler – İsâ (a.s.)]
    abd: kul cihad: din uğrunda çaba harcama, savaşma
    ecel: ölüm vakti etbâ: tabi olanlar, emri altındaki kişiler
    galip: yenen, üstün gelen hakikat: doğru gerçek
    harb: savaş harekât: hareketler
    kader-i İlâhî: Allah’ın meydana gelecek hadiseleri olmadan önce takdir etmesi, planlaması mağlûp eden: yenen
    mağlûp etmek: yenilgiye uğratmak medar-ı iltibas: karıştırma sebebi
    muzaffer olma: zafer kazanma mücahede: cihad etme, mücadele
    münâfi: aykırı, zıt müteaddit: bir çok
    nota: bildiri risale: bir konuda kaleme alınmış kitap
    rububiyet: Allah’ın bütün varlık âlemini kuşatan egemenliği, yaratıcılığı, idaresi ve terbiyesi surette: şekilde
    sû-i edep: edepsizlik sırr-ı teslimiyet: Allah’ın kanunlarına teslim olma ve boyun eğmenin içindeki gizli sır
    tarik-i hak: hak ve hakikat yolu tecrübe etmek: denemek, imtihan etmek
    tecrübevâri: imtihan edercesine ubudiyet: kulluk
    vazifedar: görevli vüzerâ: vezirler
    zat: kişi
    Yazar : Risale Forum

  9. #29
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 524 + 37882


    Cevap: On Yedinci Lem'a - Sayfa 228

    Evet, insanın elindeki cüz-ü ihtiyarî ile işledikleri ef’allerinde, Cenâb-ı Hakka ait netâici düşünmemek gerektir. Meselâ, kardeşlerimizden bir kısım zatlar, halkların Risale-i Nur’a iltihakları şevklerini ziyadeleştiriyor, gayrete getiriyor. Dinlemedikleri vakit, zayıfların kuvve-i mâneviyeleri kırılıyor, şevkleri bir derece sönüyor. Halbuki, üstad-ı mutlak, muktedâ-yı küll, rehber-i ekmel olan Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm,1 وَماَ عَلَى الرَّسُولِ اِلاَّ الْبَلاَغُ olan ferman-ı İlâhîyi kendine rehber-i mutlak ederek, insanların çekilmesiyle ve dinlememesiyle daha ziyade sa’y ü gayret ve ciddiyetle tebliğ etmiş. Çünkü
    اِنَّكَ لاَ تَهْدِى مَنْ اَحْبَبْتَ وَلٰكِنَّ اللهَ يَهْدِى مَنْ يَشَاۤءُ 2
    sırrıyla anlamış ki, insanlara dinlettirmek ve hidayet vermek, Cenâb-ı Hakkın vazifesidir; Cenâb-ı Hakkın vazifesine karışmazdı.

    Öyleyse, işte ey kardeşlerim! Siz de, size ait olmayan vazifeye harekâtınızı bina etmekle karışmayınız ve Hâlıkınıza karşı tecrübe vaziyetini almayınız.

    İKİNCİ MESELE: Ubudiyet, emr-i İlâhîye ve rıza-yı İlâhîye bakar. Ubudiyetin dâîsi emr-i İlâhî ve neticesi rıza-yı Haktır. Semerâtı ve fevâidi uhreviyedir. Fakat ille-i gaiye olmamak, hem kasten istenilmemek şartıyla, dünyaya ait faydalar ve kendi kendine terettüp eden ve istenilmeyerek verilen semereler, ubudiyete münâfi olmaz. Belki zayıflar için müşevvik ve müreccih hükmüne geçerler. Eğer o dünyaya ait faydalar ve menfaatler o ubudiyete, o virde veya o zikre illet veya illetin bir cüz’ü olsa, o ubudiyeti kısmen iptal eder. Belki o hâsiyetli virdi akîm bırakır, netice vermez.

    İşte bu sırrı anlamayanlar, meselâ yüz hâsiyeti ve faydası bulunan Evrâd-ı Kudsiye-i Şah-ı Nakşibendîyi veya bin hâsiyeti bulunan Cevşenü’l-Kebîr’i, o


    Not
    Dipnot-1 “Peygambere düşen, ancak tebliğ etmekten ibarettir.” Nur Sûresi, 24:54.

    Dipnot-2 “Sen sevdiğin kimseyi hidayete erdiremezsin. Ancak Allah dilediğine hidayet verir.” Kasas Sûresi, 28:56.





    Aleyhissalâtü Vesselâm: Allah’ın salât ve selâmı üzerine olsun Cenâb-ı Hak: Hakkın tâ kendisi olan, şeref ve yücelik sahibi Allah
    Cevşenü’l-Kebîr: (bk. bilgiler) Evrâd-ı Kudsiye-i Şah-ı Nakşibendî: Şah-ı Nakşibendî’nin sürekli olarak okuduğu kutsal virdler, zikirler
    Hâlık: her şeyi yaratan Allah Resul-i Ekrem: Allah’ın en şerefli ve değerli elçisi olan Hz. Muhammed (a.s.m.)
    akîm: neticesiz cüz-ü ihtiyarî: insanda bulunan sınırlı irade
    cüz’: kısım, parça dâî: gerektiren sebep
    ef’al: fiiller, hareketler emr-i İlâhî: Allah’ın emri
    ferman-ı İlâhî: Allah’ın emir ve buyruğu fevâid: faydalar, kazançlar
    harekât: hareketler hidayet: doğru ve hak olan yol, İslâmiyet
    hâsiyet: özellik ille-i gaiye: asıl hedef, gerçek sebep
    illet: esas sebep, maksat iltihak: katılmak
    kuvve-i mâneviye: manevi güç, moral muktedâ-yı küll: herkesin her konuda uyması, örnek alması gereken kişi, Hz. Muhammed (a.s.m.)
    münâfi: aykırı, zıt müreccih: tercih ettiren sebep
    müşevvik: teşvik edici netice: son, sonuç
    netâic: neticeler rehber-i ekmel: en mükemmel rehber
    rehber-i mutlak: her bakımdan rehber rıza-yı Hak: Allah’ın rızası
    rıza-ı İlâhî: Allah’ın rızası sa’y: çalışma
    semere: meyve, verim semerât: meyveler, neticeler
    tebliğ etmek: bildirmek tecrübe: deneme
    terettüp eden: sonuç olarak ortaya çıkan ubudiyet: kulluk
    uhreviye: âhirete ait vird: devamlı yapılan zikir
    zat: kişi zikir: Allah’ı anma
    ziyade: çok, fazla ziyadeleşme: fazlalaşma, artma
    üstad-ı mutlak: ilimde üstünlüğü ve öğreticiliği tartışmasız olan kişi, Hz. Muhammed (a.s.m)
    Yazar : Risale Forum

  10. #30
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 524 + 37882


    Cevap: On Yedinci Lem'a - Sayfa 229

    <!-- This file was converted to xhtml by Writer2xhtml ver. 0.5 beta2. See [Linkleri Görebilmek için Üye olmanız Gerekmektedir.Üye olmak için Tıklayınız.] for more info. --><META name=description content=""><META name=keywords content=""><STYLE type=text/css media=all> body {font-family:'Trebuchet MS',Arial,serif;font-size:12.0pt} </STYLE>faydaların bazılarını maksud-u bizzat niyet ederek okuyorlar. O faydaları göremiyorlar ve göremeyecekler ve görmeye de hakları yoktur. Çünkü o faydalar, o evradların illeti olamaz ve ondan, onlar kasten ve bizzat istenilmeyecek. Çünkü onlar fazlî bir surette, o hâlis virde talepsiz terettüp eder. Onları niyet etse, ihlâsı bir derece bozulur. Belki ubudiyetten çıkar ve kıymetten düşer.

    Yalnız bu kadar var ki, böyle hâsiyetli evrâdı okumak için, zayıf insanlar bir müşevvik ve müreccihe muhtaçtırlar. O faydaları düşünüp, şevke gelip, o evrâdı sırf rıza-yı İlâhî için, âhiret için okusa zarar vermez. Hem de makbuldür. Bu hikmet anlaşılmadığından, çoklar, aktabdan ve Selef-i Salihînden mervî olan faydaları görmediklerinden şüpheye düşer, hattâ inkâr da eder.

    ÜÇÜNCÜ MESELE:1 طُوبٰى لِمَنْ عَرَفَ حَدَّهُ وَلَمْ يَتَجَاوَزْ طَوْرَهُ Yani, “Ne mutlu o adama ki, kendini bilip haddinden tecavüz etmez.”

    Nasıl bir zerre camdan, bir katre sudan, bir havuzdan, denizden, kamerden seyyarelere kadar güneşin cilveleri var. Herbirisi kabiliyetine göre güneşin aksini, misalini tutuyor ve haddini biliyor. Bir katre su, kendi kabiliyetine göre “Güneşin bir aksi bende vardır” der. Fakat “Ben de deniz gibi bir âyineyim” diyemez. Öyle de, esmâ-i İlâhiyenin cilvesinin tenevvüüne göre, makamât-ı evliyada öyle merâtip var. Esmâ-i İlâhiyenin herbirisinin, bir güneş gibi, kalbden Arşa kadar cilveleri var. Kalb de bir arştır. Fakat “Ben de Arş gibiyim” diyemez.

    İşte, ubudiyetin esası olan, acz ve fakr ve kusur ve naksını bilmek ve niyaz ile dergâh-ı Ulûhiyete karşı secde etmeye bedel naz ve fahir suretinde gidenler, zerrecik kalbini Arşa müsavi tutar. Katre gibi makamını, deniz gibi evliyanın makamâtıyla iltibas eder. Kendini o büyük makamâta yakıştırmak ve o makamda kendini muhafaza etmek için, tasannuâta, tekellüfâta, mânâsız hodfuruşluğa ve birçok müşkilâta düşer.


    Not
    Dipnot-1 Buhârî, et-Tarihu’l-Kebîr 3:338; Taberânî, el-Mu’cemü’l-Kebîr 5:71; Beyhâkî, es-Sünenü’l-Kübrâ 4:182.



    Arş: İlâhî kudret ve haşmetin en geniş şekilde tecellî ettiği yer Selef-i Salihîn: ilk devir İslâm büyükleri
    acz: güçsüzlük akis: yansıma
    aktab: kutuplar, zamanının en büyük mürşidi olan büyük veliler bedel: karşılık
    cilve: görünme, yansıma dergâh-ı Ulûhiyet: Allah’ın huzuru
    esas: temel esmâ-i İlâhiye: Allah’ın isimleri
    evliya: Allah dostları evrad: okunması adet olan dualar
    fahir: övünme fakr: fakirlik
    fazlî: karşılıksız verilen haddinden tecavüz etmemek: haddini bilip sınırı aşmamak
    hikmet: sebep, fayda, gaye hodfuruşluk: kendini beğendirmeye çalışma
    hâlis: içten hâsiyet: özellik
    ihlâs: ibadet ve davranışlarda sadece Allah’ın rızasını gözetme illet: esas sebep, maksat
    iltibas etmek: karıştırmak kamer: ay
    katre: damla kıymetten düşme: değersiz olma
    makamât: dereceler, makamlar makamât-ı evliya: velilerin manevî makamları
    makbul: kabul edilen maksud-u bizzat: asıl gaye
    mervî: nakledilen, rivayet edilen merâtip: mertebeler
    misal: görüntü müreccih: tercih ettiren
    müsavi: eşit, denk müşevvik: teşvik edici
    müşkilât: zorluk nakıs: eksik, noksan
    niyaz etmek: yalvarıp yakarmak rıza-yı İlâhî: Allah’ın rızası
    secde etmek: alın üzeri yere kapanmak seyyare: gezegen
    suret: biçim, görünüş talep: istek
    tasannuât: yapmacık hareketler tecavüz etme: haddi aşma, saldırma
    tekellüfât: zorlama tavırlar tenevvü: çeşitlilik
    terettüp etmek: sonuç olarak ortaya çıkmak ubudiyet: kulluk
    vird: devamlı yapılan zikir zerre: atom
    zerrecik: atom âhiret: öldükten sonra yaşanacak olan sonsuz hayat
    Yazar : Risale Forum

Sayfa 3/4 İlkİlk 1234 SonSon

Facebook Yorumları

Facebook Giriş

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Bu Konudaki Etiketler

103, 113, 119, 121, 131, 134, 139, 140, 147, 149, 157, 159, 160, 161, 164, 176, 179, 181, 182, 192, 193, 198, 203, 204, 205, 206, 207, 227, 592, abdini, acip, adedince, adetlerini, adıyla, aklı, aldatan, aldıkları, âlemleri, alınmış, amelin, amellerin, anlaşılmadığından, aracı, araf, arınmış, arz, askerlik, atmak, aya, âyine, ağzı, bahçeyi, bahusus, bazı, bağlantı, bağırarak, bağış, başıboş, başındaki, bediüzzaman, berkten, beşer, biliniz, bilmüşahede, binaen, bir adam, birdir, birlik, bitkisel, bozan, boğulmak, boşa, budur, çalışıyorlar, çekemedikleri, cihanı, cihazat, çok, çoklar, çoktur, cömertlik, cumhur, çıkan, çıkış, daire, dane, demişler, derece, değiştirmek, dikkatle, dile, dilemek, dininde, diyarında, diyordum, dünyadan, dünyaperest, duruma, duyan, düzenli, dış, dışında, edenleri, edilsin, ediyorlar, ediyorsun, efes turları, eksiksiz, eliyle, ellerinde, emanetin, emrini, emsal, envârı, erdiremezsin, esenlik, ettir, ettiren, ettirir, fiyat, galebe, gayret, geçmesi, gelmiyor, gelmiş, getirip, gidiyoruz, girdim, girmemiş, gitti, gökteki, göremeyecekler, göremiyorlar, görmeye, görünmek, görüyorum, gösterme, günahtan, günahını, gururu, güvenme, hakikatine, haktan, harap, hararet, harbi, hatası, haydut, haşirde, hendekte, herşeye, herşeyin, hilkat, hitaben, hizmete, hücum, huylu, ibarettir, ihata, ile, ilham, imaniye, imaniyeyi, imdat, inananlar, istekleri, işaret, iştiyak, jpg, kabre, kabrimi, kadınları, kafasını, kâfiri, kahramanlarından, kainatta, kalacak, kalbinin, kaldıramadıkları, kanunları, kapanmak, kapında, karakterli, kardeşi, kardeşleri, kardeşlerimin, kendilerini, kitabını, kudretine, küfrü, kullar, külliye, kurtarıcı, kuvvetle, kısa, kısmen, kısmı, kıyamete, lâkin, lütuf, manevî, mağfiret, mecbur, media, mertebesini, meselâ, meselede, meseledir, meseleyi, mevcudat, mevcut, mevsimlerin, meydanı, milleti, misliyle, more info, mücahede, muhabbete, muhakkak, mümkü, mürşidi, müstehak, müş, nefer, neşretmek, nihayet, notadan, nursî, nuru, okuyunuz, olduk, olduğundan, öleceksin, olmadığı, olmamak, orga, öyledir, özellikle, parçalar, rabbâniye, rahatla, rahmeten, risale-i, risale-i nur, risalesinde, rububiyeti, saadetine, sakı, sanmak, sarılmak, sayılan, servet, sizlere, sözlerde, surlar, sırra, sığı, sığınmak, taksim, tamamıyla, tasavvur, tavukları, tavır, tecavüz, terakki, tokat, toplamak, tutma, ubudiyeti, ücretli, uçurur, uhrevî, umum, unutması, üstü, uykunu, varlığının, vazifesidir, verdiği, vesveseler, veyahut, vicdanında, vurmak, yanlışlar, yapılan, yardımı, yarım, yayı, yazılan, yazıldığı, yeni, yerden, yönden, yükleri, yükletme, yüzleri, ışık, zahmet, zarif, zelzele, zerrelerin, şahsî, şartları, şeklinde, şevk, şeye, şeylerle, şeytanı, şükürle, şüpheli

Etiket Bulutu Ana Sayfası

Sosyal İmleme

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222