Sayfa 1/2 12 SonSon
19 sonuçtan 1 ile 10 arası

  1. #1
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 525 + 37882


    On Dördüncü Lem'a

    On Dördüncü Lem’a

    İki Makamdır. Birinci Makamı, iki sualin cevabıdır.

    بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ 1 وَاِنْ مِنْ شَىْءٍ اِلاَّ يُسَبِّحُ بِحَمْدِهِ 2
    اَلسَّلاَمُ عَلَيْكُمْ وَرَحْمَةُ اللهِ وَبَرَكَاتُهُ 3

    Aziz, sıddık kardeşim Refet Bey,

    Sevr ve hût’a dair sorduğun sualin bazı risalelerde cevabı vardır. O nevi suallere göre cevap, Yirmi Dördüncü Sözün Üçüncü Dalında “On İki Asıl” namıyla on iki kaide-i mühimme beyan edilmiştir. O kaideler ehâdis-i Nebeviyeye dair muhtelif tevilâta dair birer mihenktirler ve ehâdise gelen evhâmı def edecek mühim esaslardır. Maatteessüf şimdilik sünuhattan başka ilmî mesâille iştigalime mâni bazı haller var. Onun için, sualinize göre cevap veremiyorum. Eğer sünuhat-ı kalbiye olsa, bilmecburiye meşgul oluyorum. Bazan suallere sünuhata tevafuk ettiği için cevap verilir; gücenmeyiniz. Onun için, herbir sualinize lâyıkınca cevap veremiyorum. Haydi, bu defaki sualinize kısa bir cevap vereyim.

    Bu defaki sualinizde diyorsunuz ki: “Hocalar diyorlar: Arz öküz ve balık üstünde duruyor. Halbuki arz, muallâkta bir yıldız gibi gezdiğini coğrafya görüyor. Ne öküz var, ne de balık!”

    Elcevap: İbni Abbas (r.a.) gibi zatlara isnad edilen sahih bir rivayet var ki, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmdan sormuşlar: “Dünya ne üstündedir?” Ferman etmiş:



    Not
    Dipnot-1 Her türlü noksan sıfatlardan yüce olan Allah’ın adıyla.

    Dipnot-2 “Hiçbir şey yoktur ki Allah’ı hamd ile tesbih etmesin.” İsrâ Sûresi, 17:44.

    Dipnot-3 Allah’ın selâmı, rahmeti ve bereketi üzerinize olsun.




    <TABLE border=0 cellSpacing=2 cellPadding=0><TBODY><TR><TD>Aleyhissalâtü Vesselâm: Allah’ın salât ve selâm üzerine olsun</TD><TD>Refet Bey: (bk. bilgiler)</TD></TR><TR><TD>Resul-i Ekrem: Allah’ın en şerefli ve değerli elçisi olan Hz. Muhammed (a.s.m.)</TD><TD>arz: yeryüzü</TD></TR><TR><TD>aziz: çok değerli, izzetli</TD><TD>beyan etmek: açıklamak</TD></TR><TR><TD>bilmecburiye: zorunlu olarak</TD><TD>ehâdis: hadisler, Peygamber Efendimizin (a.s.m.) mübarek söz, fiil ve hareketi veya onun onayladığı başkasına ait söz, iş veya davranış</TD></TR><TR><TD>ehâdis-i Nebeviye: Hz. Peygamber tarafından söylenen sözler</TD><TD>esas: temel</TD></TR><TR><TD>evhâm: vehimler, kuruntular</TD><TD>ferman etmek: buyurmak</TD></TR><TR><TD>hal: tavır, davranış</TD><TD>hût: büyük balık</TD></TR><TR><TD>ilmî: bilimsel</TD><TD>isnad edilen: dayandırılan</TD></TR><TR><TD>iştigal: meşgul olma</TD><TD>kaide: kural</TD></TR><TR><TD>kaide-i mühimme: önemli kural</TD><TD>lem’a: parıltı</TD></TR><TR><TD>maatteessüf: ne yazık ki</TD><TD>makam: derece, bölüm</TD></TR><TR><TD>mesâil: meseleler</TD><TD>mihenk: ölçü</TD></TR><TR><TD>muallâk: asılı, boşta</TD><TD>muhtelif: çeşitli</TD></TR><TR><TD>mâni: engel</TD><TD>mühim: önemli</TD></TR><TR><TD>namıyla: adıyla</TD><TD>nevi: çeşit, tür</TD></TR><TR><TD>risale: Risale-i Nur’u oluşturan bölümlerden her birisi</TD><TD>rivayet: Peygamberimizden duyulan sözlerin ve görülen davranışların nakledilmesi</TD></TR><TR><TD>sahih: doğru, sağlıklı</TD><TD>sevr: öküz</TD></TR><TR><TD>sünuhat: kalbe gelen mânâlar</TD><TD>sünuhat-ı kalbiye: Allah’ın yardımıyla kalbe gelen mânâlar</TD></TR><TR><TD>sıddık: çok doğru, sadık</TD><TD>tevafuk: uygunluk</TD></TR><TR><TD>tevilât: yorumlar</TD><TD>zat: kişi</TD></TR><TR><TD>İbni Abbas: [bk. bilgiler – Abdullah İbni Abbas (r.a.)]</TD></TR></TBODY></TABLE>
    <TABLE role=presentation cellSpacing=0 cellPadding=0><TBODY role=presentation><TR role=presentation></TR></TBODY></TABLE>

    Benzer Konular
    Risale-i Nur Soru Cevap 24 : Dördüncü Lem'a (Dördüncü Bölüm)
    Risale-i Nur Soru Cevap 24 : Dördüncü Lem'a (Dördüncü Bölüm) Bismillahirrahmanirrahim; Derslerimize herkes katılabilir. Soru sorabilir veya sorulan sorulara cevap verebilir. Ders anlayışımız; "biz biliyoruz, öğretiyoruz" değil, "anladığımızı paylaşıyoruz.
    Dördüncü Söz
    Dördüncü Söz Dördüncü Söz ﺑِﺴْﻢِ ﺍﻟﻠَّﻪِ ﺍﻟﺮَّﺣْﻤَﻦِ ﺍﻟ᥷
    Dördüncü Mes'ele
    Dördüncü Mes'ele 11.Şua'dan Dördüncü Mes'ele Yine Gençlik Rehberi'nde izahı var. Bir zaman bana hizmet eden kardeşlerim tarafından sual edildi ki: "Küre-i arzı herc ü merce getiren ve İslâm mukadderatıyla alâkadar olan bu
    Dördüncü Şuâ
    Dördüncü Şuâ Mânen ve rütbeten Beşinci Lem’a ve sureten ve makamen Otuz Birinci Mektubun Otuz Birinci Lem’asının kıymettar Dördüncü Şuâı ve Âyet-i Hasbiyenin mühim bir nüktesidir. İHTAR: Risale-i Nur, sair kitaplara muhalif ol
    dördüncü lema dördüncü nükte
    dördüncü lema dördüncü nükte Bismillâhirrahmânirrahîm, DÖRDÜNCÜ NÜKTE Üçüncü Nükte münasebetiyle, Şîalarla Ehl-i Sünnet ve Cemaatin medar-ı nizâı, hattâ akaid-i imaniye kitaplarına ve esasat-ı imaniye sırasına girecek derecede büyütül
    Yazar : Risale Forum

  2. #2
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 525 + 37882


    Cevap: On Dördüncü Lem'a - Sayfa 164

    لَى الثَّوْرِ وَالْحُوتِ 1
    Bir rivayette, bir defa عَلَى الثَّوْرِ demiş, diğer defada عَلَى الْحُوتِ demiştir.

    Muhaddislerin bir kısmı, İsrailiyattan alınma ve eskiden beri nakledilen hurafevâri hikâyelere bu hadisi tatbik etmişler. Hususan Benî İsrail âlimlerinin Müslüman olanlarından bir kısmı, kütüb-ü sabıkada sevr ve hût hakkında gördükleri hikâyeleri hadise tatbik edip, hadisin mânâsını acip bir tarza çevirmişler. Şimdilik bu sualinize dair gayet mücmel Üç Esas ve Üç Vecih söylenecek.

    BİRİNCİ ESAS: Benî İsrail ulemasının bir kısmı Müslüman olduktan sonra, eski malûmatları dahi onlarla beraber Müslüman olmuş, İslâmiyete mal olmuş. Halbuki o eski malûmatlarda yanlışlar var. O yanlışlar elbette onlara aittir, İslâmiyete ait değildir.

    İKİNCİ ESAS: Teşbih ve temsiller, havastan avâma geçtikçe, yani, ilmin elinden cehlin eline düştükçe, mürur-u zamanla hakikat telâkki edilir. Meselâ, küçüklüğümde kamer tutuldu. Ben valideme dedim:

    “Neden ay böyle oldu?”
    Dedi: “Yılan yutmuş.”
    Dedim: “Daha görünüyor.”
    Dedi: “Yukarıda yılanlar cam gibi olup içlerinde bulunan şeyi gösterirler.”

    Bu çocukluk hatırasını çok zaman tahattur ediyordum. Ve derdim ki: “Bu kadar hakikatsiz bir hurafe, validem gibi ciddî zatların lisanında nasıl geziyor?” diye düşünürdüm. Tâ, felekiyat fennini mütalâa ettiğim vakit gördüm ki, validem gibi öyle diyenler bir teşbihi hakikat telâkki etmişler. Çünkü, derecât-ı şemsiyenin medârı olan “mıntıkatü’l-burûc” tabir ettikleri daire-i azîme, menâzil-i kameriyenin medârı bulunan mâil-i kamer dairesi birbiri üstüne geçmekle, o iki daire, herbiri iki kavis şeklini vermiş. O iki kavise felekiyun uleması, lâtif



    Not
    Dipnot-1 “Dünya, öküz ve balık üzerindedir.” bk. Hâkim, el-Müstedrek: 4:636; el-Münzirî, et-Terğib ve’t-Terhîb: 4:257; el-Heysemî, Mecmeu’z-Zevâid: 8:131; İbnü’l-Cevzî, el-Muntazam: 1:172.




    <TABLE border=0 cellSpacing=2 cellPadding=0><TBODY><TR><TD>Benî İsrail: İsrailoğulları, Yahudiler</TD><TD>acip: hayret verici</TD></TR><TR><TD>avâm: halktan ilmi az olan kişiler</TD><TD>cehil: cahillik, bilgisizlik</TD></TR><TR><TD>daire-i azîme: büyük daire</TD><TD>derecât-ı şemsiye: güneşe ait dereceler</TD></TR><TR><TD>esas: temel</TD><TD>felekiyyun: uzay bilginleri, astronomlar</TD></TR><TR><TD>felekkiyat: gök bilimi, astronomi</TD><TD>gayet: çok</TD></TR><TR><TD>hadis: Peygamber Efendimizin (a.s.m.) mübarek söz, fiil ve hareketi veya onun onayladığı başkasına ait söz, iş veya davranış</TD><TD>hakikat: doğru gerçek</TD></TR><TR><TD>havas: seçkin kişiler, âlimler</TD><TD>hurafe: delile dayanmayan saçma inanış</TD></TR><TR><TD>hurafevâri: delile dayanmayan batıl inanışlar tarzında</TD><TD>hususan: özellikle</TD></TR><TR><TD>hût: büyük balık</TD><TD>kamer: ay</TD></TR><TR><TD>kütüb-ü sabıka: Kur’ân’dan önce gönderilen kutsal kitaplar</TD><TD>lisan: dil</TD></TR><TR><TD>lâtif: güzel, hoş</TD><TD>malûmat: bilgiler</TD></TR><TR><TD>medâr: eksen, yörünge</TD><TD>menâzil-i kameriye: Ay’ın menzilleri, durakları</TD></TR><TR><TD>muhaddis: hadis ilmiyle uğraşan âlim</TD><TD>mâil-i kamer: Ay’ın yörüngesi</TD></TR><TR><TD>mânâ: anlam</TD><TD>mücmel: kısa, öz</TD></TR><TR><TD>mürur-u zaman: zamanın geçmesi</TD><TD>mütalâa etme: okuma, inceleme</TD></TR><TR><TD>mıntıkatü’l-burûc: uzayda on iki burcun bulunduğu alan</TD><TD>nakledilen: anlatılan</TD></TR><TR><TD>rivayet: Peygamberimizden duyulan sözlerin ve görülen davranışların nakledilmesi</TD><TD>sevr: öküz</TD></TR><TR><TD>tahattur etmek: hatırlamak</TD><TD>tatbik etmek: uygulamak</TD></TR><TR><TD>telâkki etmek: algılamak</TD><TD>temsil: bir bilinmeyeni bilinen bir şeyle kıyaslayarak açıklama</TD></TR><TR><TD>teşbih: benzetme</TD><TD>ulema: âlimler</TD></TR><TR><TD>valide: anne</TD><TD>vecih: yön</TD></TR><TR><TD>âlim: bilgin</TD><TD>İsrailiyat: İsrailoğullarına ait bilgiler, bir temele dayanmayan gerçek dışı anlatımlar</TD></TR></TBODY></TABLE>
    Yazar : Risale Forum

  3. #3
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 525 + 37882


    Cevap: On Dördüncü Lem'a - Sayfa 165

    <?xml version="1.0" encoding="UTF-8" ?><!-- This file was converted to xhtml by Writer2xhtml ver. 0.5 beta2. See [Linkleri Görebilmek için Üye olmanız Gerekmektedir.Üye olmak için Tıklayınız.] for more info. --><META name=description content=""><META name=keywords content=""><STYLE type=text/css media=all> body {font-family:'Trebuchet MS',Arial,serif;font-size:12.0pt} </STYLE>bir teşbihle, büyük iki yılan namı olan “tinnîneyn” namını vermişler. İşte, o iki dairenin tekatu’ noktasına, “baş” mânâsına “re’s,” diğerine “kuyruk” mânâsına “zeneb” demişler. Kamer re’se ve şems zenebe geldiği vakit, felekiyun ıstılahınca “haylûlet-i arz” vuku bulur. Yani, küre-i arz, tam ikisinin ortasına düşer. O vakit kamer hasf olur. Sabık teşbihle, “Kamer tinnînin ağzına girdi” denilir. İşte bu ulvî ve ilmî teşbih, avâmın lisanına girdikçe, mürur-u zamanla, kameri yutacak koca bir yılan şeklini almış.

    İşte, Sevr ve Hût namıyla iki büyük melek, bir teşbih-i lâtif-i kudsî ile ve mânidar bir işaretle, Sevr ve Hût namıyla tesmiye edilmişler. Kudsî, ulvî lisan-ı Nübüvvetten umumun lisanına girdikçe, o teşbih hakikate inkılâp etmiş, adeta gayet büyük bir öküz ve dehşetli bir balık suretini almışlar.

    ÜÇÜNCÜ ESAS: Nasıl ki Kur’ân’ın müteşabihâtı var; gayet derin meseleleri temsilâtla ve teşbihatla avâma ders veriyor. Öyle de, hadisin müteşabihâtı var; gayet derin hakikatleri me’nûs teşbihatla ifade eder. Meselâ, bir iki risalede beyan ettiğimiz gibi, bir vakit huzur-u Nebevîde gayet derin bir gürültü işitildi. Ferman etti ki: “Yetmiş senedir yuvarlanıp bu dakikada Cehennemin dibine düşen bir taşın gürültüsüdür.” Birkaç dakika sonra birisi geldi, dedi: “Yetmiş yaşındaki meşhur münafık öldü.”1 Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın gayet beliğ temsilinin hakikatini ilân etti.

    Senin sualin cevabına şimdilik Üç Vecih söylenecek.

    BİRİNCİSİ: Hamele-i Arş ve Semâvat denilen melâikenin birinin ismi “Nesir” ve diğerinin ismi “Sevr”2 olarak dört melâikeyi Cenâb-ı Hak Arş ve semâvâta,


    Not
    Dipnot-1 bk. Müslim, Cennet: 12; Müsned: 3:315, 341, 346.

    Dipnot-2 Beyhakî, Şu’abu’l-Îmân, 433; Zehebî, Mîzânü’l-İ’tidâl, 4:352; Süyûtî, ed-Dürrü’l-Mensûr, 1:329.




    <TABLE border=0 cellSpacing=2 cellPadding=0><TBODY><TR><TD>Arş: Allah’ın büyüklük ve yüceliğinin ve herşeyi kuşatan sınırsız egemenliğinin tecelli ettiği yer</TD><TD>Cenâb-ı Hak: Hakkın tâ kendisi olan şeref ve yücelik sahibi Allah</TD></TR><TR><TD>Hamele-i Arş ve Semâvat: Arş’ın ve göklerin taşıyıcısı olan melekler</TD><TD>Nesir: Allah’ın yeryüzünü taşıyıcı olarak belirlediği meleklerden birinin ismi, kartal</TD></TR><TR><TD>Resul-i Ekrem: Allah’ın en şerefli ve değerli elçisi olan Hz. Muhammed (a.s.m.)</TD><TD>Sevr: Allah’ın yeryüzünü taşıyıcı olarak belirlediği meleklerden birinin ismi, öküz</TD></TR><TR><TD>avâm: halktan ilmi az olan kişiler</TD><TD>beliğ: belagâtli, maksadın noksansız ve güzel sözlerle anlatılması</TD></TR><TR><TD>beyan etme: açıklama</TD><TD>dehşetli: korkunç, ürkütücü</TD></TR><TR><TD>felekiyyun ıstılahı: gök bilimcilerin kullandığı terimler</TD><TD>ferman etmek: buyurmak</TD></TR><TR><TD>gayet: çok</TD><TD>hadis: Peygamber Efendimizin (a.s.m.) mübarek söz, fiil ve hareketi veya onun onayladığı başkasına ait söz, iş veya davranış</TD></TR><TR><TD>hakikat: gerçek</TD><TD>hasf: ay tutulması</TD></TR><TR><TD>haylûlet-i arz: Ay tutulması, Dünyanın Güneşle ayın arasına girmesi</TD><TD>huzur-u Nebevî: Hz. Peygamberin hazır bulunduğu ortam</TD></TR><TR><TD>hût: büyük balık</TD><TD>ilmî: bilimsel</TD></TR><TR><TD>ilân etmek: duyurmak</TD><TD>inkılâp etmek: değişmek, dönüşmek</TD></TR><TR><TD>kamer: Ay</TD><TD>kudsî: her türlü kusur ve noksandan uzak, kutsal</TD></TR><TR><TD>küre-i arz: yeryüzü</TD><TD>lisan-ı Nübüvvet: peygamberlik dili, bir peygamberin halka ifade için kullandığı anlatım tarzı</TD></TR><TR><TD>melâike: melekler</TD><TD>meşhur: çok tanınan</TD></TR><TR><TD>me’nûs: alışılagelen, yabancı olmayan</TD><TD>mânidar: mânâlı, anlamlı</TD></TR><TR><TD>mânâ: anlam</TD><TD>münafık: iki yüzlü, inanmadığı halde inanmış görünen</TD></TR><TR><TD>mürur-u zaman: zamanın geçmesi</TD><TD>müteşabihât: mânâsı açık olmayan âyetler</TD></TR><TR><TD>nam: ad, isim</TD><TD>risale: Risale-i Nur’u oluşturan bölümlerden herbiri</TD></TR><TR><TD>sabık: önceden geçen</TD><TD>suret: biçim, şekil</TD></TR><TR><TD>tekatu’: kesişme</TD><TD>temsil: analoji, bir bilinmeyeni bilinen bir şeyle kıyaslayarak açıklama</TD></TR><TR><TD>temsilât: temsiller</TD><TD>tesmiye edilmek: isimlendirilmek</TD></TR><TR><TD>teşbih: benzetme</TD><TD>teşbih-i lâtif-i kudsî: kutsal ve güzel bir benzetme</TD></TR><TR><TD>teşbihat: benzetmeler</TD><TD>tinnîneyn: iki büyük yılan</TD></TR><TR><TD>tınnîn: yılan</TD><TD>ulvî: yüce, büyük</TD></TR><TR><TD>umum: genel</TD><TD>vecih: yön</TD></TR><TR><TD>vuku bulmak: meydana gelmek</TD><TD>şems: Güneş</TD></TR></TBODY></TABLE>
    Yazar : Risale Forum

  4. #4
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 525 + 37882


    Cevap: On Dördüncü Lem'a - Sayfa 166

    <?xml version="1.0" encoding="UTF-8" ?><!-- This file was converted to xhtml by Writer2xhtml ver. 0.5 beta2. See [Linkleri Görebilmek için Üye olmanız Gerekmektedir.Üye olmak için Tıklayınız.] for more info. --><META name=description content=""><META name=keywords content=""><STYLE type=text/css media=all> body {font-family:'Trebuchet MS',Arial,serif;font-size:12.0pt} </STYLE>saltanat-ı rububiyetine nezaret etmek için tayin ettiği gibi, semâvâtın bir küçük kardeşi ve seyyarelerin bir arkadaşı olan küre-i arza dahi iki melek, nâzır ve hamele olarak tayin etmiştir. O meleklerin birinin ismi “Sevr” ve diğerinin ismi “Hût”tur. Ve o namı vermesinin sırrı şudur ki:

    Arz iki kısımdır: biri su, biri toprak. Su kısmını şenlendiren balıktır. Toprak kısmını şenlendiren, insanların medar-ı hayatı olan ziraat, öküz iledir ve öküzün omuzundadır. Küre-i arza müekkel iki melek, hem kumandan, hem nâzır olduklarından, elbette balık taifesine ve öküz nev’ine bir cihet-i münasebetleri bulunmak lâzımdır. Belki, وَالْعِلْمُ عِنْدَ اللهِ 1, o iki meleğin âlem-i melekût ve âlem-i misalde sevr ve hût suretinde temessülleri var. HAŞİYE-1 İşte bu münasebete ve o nezarete işareten ve küre-i arzın o iki mühim nevi mahlûkatına imâen, lisan-ı mu’cizü’l-beyân-ı Nebevî, اَ ْلاَرْضُ عَلَى الثَّوْرِ وَالْحُوتِ 2 demiş, gayet derin ve geniş, bir sayfa kadar meseleleri hâvi olan bir hakikati gayet güzel ve kısa birtek cümleyle ifade etmiş.

    İKİNCİ VECİH: Meselâ, nasıl ki denilse, “Bu devlet ve saltanat hangi şey üzerinde duruyor?” Cevabında “Ale’s-seyfi ve’l-kalem” denilir. Yani, “Asker kılıcının şecaatine, kuvvetine ve memur kaleminin dirayetine ve adaletine istinad


    Not
    Dipnot-1 Gerçek ilim ancak Allah katındadır.

    Haşiye-1 Evet, küre-i arz, bahr-i muhit-i havaîde bir sefine-i Rabbâniye ve—nass-ı hadisle—âhiretin bir mezraası, yani, fidanlık tarlası olduğundan, o câmid ve şuursuz büyük gemiyi o denizde emr-i İlâhî ile, intizamla, hikmetle yüzdüren, kaptanlık eden melâikeye “Hût” namı ve o tarlaya izn-i İlâhî ile nezaret eden melâikeye “Sevr” ismi ne kadar yakıştığı zâhirdir.

    Dipnot-2 “Dünya, öküz ve balığın üzerindedir.” bk. Hâkim, el-Müstedrek: 4:636; el-Münzirî, et-Terğib ve’t-terhîb: 4:257; el-Heysemî, Mecmeu’z-Zevâid: 8:131; İbnü’l-Cevzî, el-Muntazam: 1:172.




    <TABLE border=0 cellSpacing=2 cellPadding=0><TBODY><TR><TD>Sevr: Allah’ın yeryüzünü taşıyıcı olarak belirlediği meleklerden birinin ismi; öküz</TD><TD>adalet: her hak sahibine hakkının tam ve eksiksiz verilmesi</TD></TR><TR><TD>arz: yeryüzü</TD><TD>bahr-i muhit-i havaî: geniş hava denizi; atmosfer</TD></TR><TR><TD>cihet-i münasebet: bağlantı yönü</TD><TD>câmid: cansız</TD></TR><TR><TD>dirayet: kabiliyet, incelikleri kavrayış</TD><TD>emr-i İlâhî: Allah’ın emri</TD></TR><TR><TD>hakikat: gerçek</TD><TD>hamele: taşıyıcılar</TD></TR><TR><TD>haşiye: dipnot</TD><TD>hikmet: bir gaye ve faydaya yönelik olarak, tam yerli yerinde olma</TD></TR><TR><TD>hâvi olan: içine alan</TD><TD>hût: Allah’ın yeryüzünü taşıyıcı olarak belirlediği meleklerden birinin ismi; büyük balık</TD></TR><TR><TD>imâen: işaret ederek</TD><TD>intizam: düzen</TD></TR><TR><TD>istinad etmek: dayanmak</TD><TD>izn-i İlâhî: Allah’ın izni</TD></TR><TR><TD>küre-i arz: yeryüzü</TD><TD>lisan-ı mu’cizü’l-beyân-ı Nebevî: her şeyi ap açık şekilde açıklayan Peygamberimizin mu’cizeli dili</TD></TR><TR><TD>mahlûkat: varlıklar</TD><TD>medar-ı hayat: hayatın kaynağı</TD></TR><TR><TD>melâike: melekler</TD><TD>mezraa: tarla</TD></TR><TR><TD>müekkel: görevli, vekil tayin edilmiş</TD><TD>münasebet: bağlantı, ilişki</TD></TR><TR><TD>nam: ad, ünvan</TD><TD>nass-ı hadis: kesin hüküm içeren hadis-i şerif</TD></TR><TR><TD>nev’: tür, çeşit</TD><TD>nezaret etmek: gözetmek</TD></TR><TR><TD>nâzır: bakan, gözeten</TD><TD>saltanat: hakimiyet</TD></TR><TR><TD>saltanat-ı rububiyet: Allah’ın herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri vermesi, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulundurması</TD><TD>sefine-i Rabbâniye: Rabbanî gemi, dünya</TD></TR><TR><TD>semâvât: gökler</TD><TD>seyyare: gezegen</TD></TR><TR><TD>suret: biçim, görünüş</TD><TD>taife: grup, topluluk</TD></TR><TR><TD>tayin etmek: belirlemek, görevlendirmek</TD><TD>temessül: yansıma</TD></TR><TR><TD>vecih: yön</TD><TD>ziraat: tarım</TD></TR><TR><TD>zâhir: açık, gözle görünür</TD><TD>âhiret: öldükten sonra yaşanacak olan sonsuz hayat</TD></TR><TR><TD>âlem-i melekût: İlâhî hükümranlığın tam olarak tecellî ettiği, görünmeyen iç âlem</TD><TD>âlem-i misal: bütün varlıkların ve olayların görüntülerinin yansıdığı madde ötesi âlem</TD></TR><TR><TD>şecaat: yiğitlik, cesurluk</TD><TD>şuursuz: bilinçsiz, akılsız</TD></TR></TBODY></TABLE>
    <TABLE role=presentation cellSpacing=0 cellPadding=0><TBODY role=presentation><TR role=presentation></TR></TBODY></TABLE>
    Yazar : Risale Forum

  5. #5
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 525 + 37882


    Cevap: On Dördüncü Lem'a - Sayfa 167

    eder.” Öyle de, küre-i arz madem zîhayatın meskenidir ve zîhayatın kumandanları da insandır ve insanın ehl-i sevâhil kısmının kısm-ı âzamının medar-ı taayyüşleri balıktır ve ehl-i sevâhil olmayan kısmının medar-ı taayyüşleri, ziraatle, öküzün omuzundadır ve mühim bir medar-ı ticareti de balıktır. Elbette, devlet seyf ve kalem üstünde durduğu gibi, küre-i arz da öküz ve balık üstünde duruyor, denilir. Zira, ne vakit öküz çalışmazsa ve balık milyon yumurtayı birden doğurmazsa, o vakit insan yaşayamaz, hayat sukut eder, Hâlık-ı Hakîm de arzı harap eder.

    İşte, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm, gayet mucizâne ve gayet ulvî ve gayet hikmetli bir cevapla, اَ ْلاَرْضُ عَلَى الثَّوْرِ وَالْحُوتِ 1 demiş. Nev-i insanînin hayatı, ne kadar cins-i hayvânînin hayatıyla alâkadar olduğuna dair geniş bir hakikati iki kelimeyle ders vermiş.

    ÜÇÜNCÜ VECİH: Eski kozmoğrafya nazarında güneş gezer. Güneşin her otuz derecesini bir burç tabir etmişler. O burçlardaki yıldızların aralarında birbirine raptedecek farazî hatlar çekilse, birtek vaziyet hâsıl olduğu vakit, bazı esed (yani arslan) suretini, bazı terazi mânâsına olarak mizan suretini, bazı öküz mânâsına sevr suretini, bazı balık mânâsına hût suretini göstermişler. O münasebete binaen o burçlara o isimler verilmiş. Şu asrın kozmoğrafyası nazarında ise, güneş gezmiyor. O burçlar boş ve muattal ve işsiz kalmışlar. Güneşin bedeline küre-i arz geziyor. Öyleyse, o boş, işsiz burçlar ve yukarıdaki muattal daireler yerine, yerde arzın medar-ı senevîsinde, küçük mikyasta o daireleri teşkil etmek gerektir. Şu halde, burûc-u semâviye, arzın medar-ı senevîsinden temessül edecek. Ve o halde küre-i arz her ayda burûc-u semâviyenin birinin gölgesinde ve misalindedir. Güya arzın medar-ı senevîsi bir âyine hükmünde olarak, semâvî burçlar onda temessül ediyor.


    Not
    Dipnot-1 “Dünya, öküz ve balığın üzerindedir.” bk. Hâkim, el-Müstedrek: 4:636; el-Münzirî, et-Terğib ve’t-Terhîb: 4:257; el-Heysemî, Mecmeu’z-Zevâid: 8:131; İbnü’l-Cevzî, el-Muntazam: 1:172.




    <TABLE border=0 cellSpacing=2 cellPadding=0><TBODY><TR><TD>Hâlık-ı Hakîm: her varlığı sayısız hikmetlerle yaratan Allah</TD><TD>Resul-i Ekrem: Allah’ın en şerefli ve değerli elçisi olan Hz. Muhammed (a.s.m.)</TD></TR><TR><TD>alâkadar: alakalı, ilgili</TD><TD>arz: yeryüzü, dünya</TD></TR><TR><TD>asır: yüzyıl</TD><TD>binaen: dayanarak</TD></TR><TR><TD>burç: Güneş sisteminde izleri düşen on iki takım yıldızın herbiri</TD><TD>burûc-u semâviye: gökteki burçlar</TD></TR><TR><TD>cins-i hayvânî: hayvan türü</TD><TD>ehl-i sevâhil: deniz kıyılarında yaşayanlar</TD></TR><TR><TD>farazî: hayalî, varsayılan</TD><TD>hakikat: gerçek</TD></TR><TR><TD>harap etmek: yıkmak</TD><TD>hikmetli: içinde derin hakikatlerin bulunduğu bir şekilde</TD></TR><TR><TD>hâsıl olmak: meydana gelmek</TD><TD>hût: büyük balık</TD></TR><TR><TD>hükmünde olma: aslıyla aynı hükmü taşıma</TD><TD>istinad etmek: dayanmak</TD></TR><TR><TD>kozmoğrafya: astronomi, gök bilimi</TD><TD>küre-i arz: yerküre</TD></TR><TR><TD>kısm-ı âzam: büyük kısım, çoğunluk</TD><TD>medar-ı senevî: dünyanın güneş etrafında dönerken bir sene içinde çizdiği yörünge</TD></TR><TR><TD>medar-ı taayyüş: geçim kaynağı</TD><TD>medar-ı ticaret: ticaret kaynağı</TD></TR><TR><TD>mesken: ev, barınak</TD><TD>mikyas: ölçü</TD></TR><TR><TD>misal: yansıma, görüntü</TD><TD>mizan: terazi</TD></TR><TR><TD>muattal kalma: kullanılmaz olma</TD><TD>mucizâne: mucizeli bir şekilde</TD></TR><TR><TD>mânâ: anlam</TD><TD>mühim: önemli</TD></TR><TR><TD>münasebet: bağlantı, ilişki</TD><TD>nazar: bakış açısı</TD></TR><TR><TD>nev-i insanî: insan türü, insanlık</TD><TD>raptetmek: bağlamak</TD></TR><TR><TD>semâvî: göğe ait</TD><TD>sevr: öküz</TD></TR><TR><TD>seyf: kılıç</TD><TD>sukut etmek: ortadan kalkmak</TD></TR><TR><TD>suret: biçim, görünüş</TD><TD>temessül etmek: görünmek, yansımak</TD></TR><TR><TD>teşkil etmek: meydana gelmek, oluşmak</TD><TD>ulvî: yüce, büyük</TD></TR><TR><TD>vaziyet: durum, hal</TD><TD>vecih: yön</TD></TR><TR><TD>ziraat: tarım</TD><TD>zîhayat: canlı</TD></TR></TBODY></TABLE>
    Yazar : Risale Forum

  6. #6
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 525 + 37882


    Cevap: On Dördüncü Lem'a - Sayfa 168

    İşte bu vecihle, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm, sabıkan zikrettiğimiz gibi, bir defa ale’s-sevri bir defa ale’l-hût demiş. Evet, mu’cizü’l-beyan olan lisan-ı Nübüvvete yakışır bir tarzda, gayet derin ve çok asır sonra anlaşılacak bir hakikate işareten, bir defa ale’s-sevri demiş. Çünkü küre-i arz, o sualin zamanında Sevr Burcunun misalindeydi. Bir ay sonra yine sorulmuş, ale’l-hût demiş. Çünkü o vakit küre-i arz Hût Burcunun gölgesindeymiş.

    İşte, istikbalde anlaşılacak bu ulvî hakikate işareten ve küre-i arzın vazifesindeki hareketine ve seyahatine imâen ve semâvî burçlar, güneş itibarıyla muattal ve misafirsiz olduklarına ve hakikî işleyen burçlar ise küre-i arzın medar-ı senevîsinde bulunduğuna ve o burçlarda vazife gören ve seyahat eden küre-i arz olduğuna remzen, عَلَى الثَّوْرِ وَالْحُوتِ 1 demiştir. Vallahu a’lemu bi’s-savab.

    Bazı kütüb-ü İslâmiyede sevr ve hûta dair acip ve haric-i akıl hikâyeler, ya İsrailiyattır veya temsilâttır veya bazı muhaddislerin tevilâtıdır ki, bazı dikkatsizler tarafından hadis zannedilerek Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâma isnad edilmiş.



    رَبَّنَا لاَ تُؤَاخِذْنَاۤ اِنْ نَسِينَاۤ اَوْ اَخْطَاْنَا 2

    3 سُبْحَانَكَ لاَعِلْمَ لَنَاۤ اِلاَّ مَاعَلَّمْتَنَاۤ اِنَّكَ اَنْتَ الْعَلِيمُ الْحَكِيمُ









    Not
    Dipnot-1 “Öküz ve balık üzerindedir.” bk. Hâkim, el-Müstedrek: 4:636; el-Münzirî, et-Terğib ve’t-Terhîb: 4:257; el-Heysemî, Mecmeu’z-Zevâid: 8:131; İbnü’l-Cevzî, el-Muntazam: 1:172.

    Dipnot-2 “Ey Rabbimiz, unutur veya hataya düşer de bir kusur işlersek bizi onunla hesaba çekme.” Bakara Sûresi, 2:286.

    Dipnot-3 “Seni her türlü noksandan tenzih ederiz. Senin bize öğrettiğinden başka bilgimiz yoktur. Muhakkak ki ilmi ve hikmeti herşeyi kuşatan Sensin.” Bakara Sûresi, 2:32.




    <TABLE border=0 cellSpacing=2 cellPadding=0><TBODY><TR><TD>Aleyhissalâtü vesselâm: Allah’ın salât ve selâmı üzerine olsun</TD><TD>Hût Burcu: Balık Burcu</TD></TR><TR><TD>Resul-i Ekrem: Allah’ın en şerefli ve değerli elçisi olan Hz. Muhammed</TD><TD>Sevr Burcu: Boğa Burcu</TD></TR><TR><TD>acip: hayret verici</TD><TD>ale’l-hût: balığın üzerinde</TD></TR><TR><TD>ale’s-sevr: öküzün üzerinde</TD><TD>hadis: Peygamber Efendimizin (a.s.m.) mübarek söz, fiil ve hareketi veya onun onayladığı başkasına ait söz, iş veya davranış</TD></TR><TR><TD>hakikat: doğru gerçek</TD><TD>hakikî: gerçek</TD></TR><TR><TD>haric-i akıl: akıl dışı</TD><TD>imâen: işaret ederek</TD></TR><TR><TD>isnad etmek: dayandırmak</TD><TD>istikbal: gelecek</TD></TR><TR><TD>itibariyle: açısından</TD><TD>küre-i arz: yerküre</TD></TR><TR><TD>kütüb-ü İslâmiye: İslâmiyetle ilgili kitaplar</TD><TD>lisan-ı Nübüvvet: peygamberlik dili</TD></TR><TR><TD>medar-ı senevî: dünyanın güneş etrafında dönerken bir sene içinde çizdiği yörünge</TD><TD>misal: yansıma, görünüm</TD></TR><TR><TD>muattal: hareketsiz, fonksiyonsuz</TD><TD>muhaddisîn: hadis ilmiyle uğraşan âlimler</TD></TR><TR><TD>mu’cizü’l-beyan: açıklamaları mucize olan</TD><TD>remzen: işareten</TD></TR><TR><TD>sabıkan: bundan önce</TD><TD>semâvî: gökyüzünde olan</TD></TR><TR><TD>temsilât: temsiller; bir bilinmeyeni bilinen bir şeyle kıyaslayarak yapılan benzetmeler</TD><TD>tevilât: yorumlar</TD></TR><TR><TD>ulvî: yüce, büyük</TD><TD>vallahu a’lemu bi’s-savab: doğruyu en iyi bilen Allah’tır</TD></TR><TR><TD>vecih: yön</TD><TD>zikretme: anma, belirtme</TD></TR><TR><TD>İsrailiyat: İsrailoğullarına ait bilgiler </TD></TR></TBODY></TABLE>
    Yazar : Risale Forum
    S-Herşeyden evvel bize lâzım olan nedir?
    C-
    Doğruluk.

    S-Daha.
    C-
    Yalan söylememek.

    S-Sonra.
    C-
    Sıdk,sadakat,ihlâs,sebat,tesanüddür.

    NOT : Anlamını bilmediğiniz kelimelerin üzerine çift Tıklayınız..

  7. #7
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 525 + 37882


    Cevap: On Dördüncü Lem'a - Sayfa 169

    İKİNCİ SUAL: ÂL-İ ABÂ HAKKINDADIR.

    Kardeşim, Âl-i Abâ hakkındaki cevapsız kalan sualinizin çok hikmetlerinden yalnız birtek hikmeti söylenecek. Şöyle ki:

    Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm, giydiği mübarek abâsını, Hazret-i Ali ve Hazret-i Fatıma ve Hazret-i Hasan ve Hüseyin’in üstlerine örtmesi ve onlara bu suretle,
    لِيُذْهِبَ عَنْكُمُ الرِّجْسَ اَهْلَ الْبَيْتِ وَيُطَهِّرَكُمْ تَطْهِيرًا 1
    âyetiyle dua etmesinin 2 esrarı ve hikmetleri var. Sırlarından bahsetmeyeceğiz. Yalnız, vazife-i risalete taallûk eden bir hikmeti şudur ki:

    Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm, gayb-âşinâ ve istikbal-bîn nazar-ı nübüvvetle, otuz kırk sene sonra Sahabeler ve Tâbiînler içinde mühim fitneler olup kan döküleceğini görmüş. İçinde en mümtaz şahsiyetler, abâsı altında olan o üç şahsiyet olduğunu müşahede etmiş. Hazret-i Ali’yi ümmet nazarında tathir ve tebrie etmek ve Hazret-i Hüseyin’i tâziye ve teselli etmek ve Hazret-i Hasan’ı tebrik etmek ve musalâha ile mühim bir fitneyi kaldırmakla şerefini ve ümmete azîm faydasını ilân etmek ve Hazret-i Fatıma’nın zürriyetinin tâhir ve müşerref olacağını ve Ehl-i Beyt ünvan-ı âlisine lâyık olacaklarını ilân etmek için, o dört şahsa, kendiyle beraber “Hamse-i Âl-i Abâ”3 ünvanını bahşeden o abâyı örtmüştür.

    Evet, çendan Hazret-i Ali halife-i bilhak idi. Fakat dökülen kanlar çok ehemmiyetli olduğundan, ümmet nazarında tebriesi ve beraati vazife-i risalet hasebiyle


    Not
    Dipnot-1 “Tâ ki, ey Peygamber ailesi, Allah günahlarınızı giderip sizi ter temiz yapsın.” Ahzâb Sûresi, 33:33.

    Dipnot-2 Muhtelif tariklerle rivayet edilmiştir. bk. Müslim, Fedâilü’s-Sahâbe: 61; Tirmizî, Menâkıb: 60; Müsned, 1:330, 4:107, 6:292, 296, 298, 304; Hâkim, Müstedrek, 2:416, 3:147; el-Heysemî, Mecmeu’z-Zevâid, 9:166, 169; Süyûtî, ed-Dürrü’l-Mensûr, 5:197; Kandehlevî, Hayâtü’s-Sahâbe, 4:105.

    Dipnot-3 bk. Ahzâb Sûresi, 33:33. Ayrıca bk. Müslim, Fezâilü’s-Sahâbe: 61; İbni Ebî Şeybe, el-Musannef: 6:370.




    <TABLE border=0 cellSpacing=2 cellPadding=0><TBODY><TR><TD>Aleyhissalâtü Vesselâm: Allah’ın salât ve selâmı üzerine olsun</TD><TD>Ehl-i Beyt: (bk. bilgiler – Âl-i Beyt)</TD></TR><TR><TD>Hazret-i Ali: [bk. bilgiler – Ali (r.a.)]</TD><TD>Hazret-i Fatıma: [bk. bilgiler – Fatıma (r.anha)]</TD></TR><TR><TD>Hazret-i Hasan: [bk. bilgiler – Hasan (r.a.)]</TD><TD>Hazret-i Hüseyin: [bk. bilgiler – Hüseyin (r.a.)]</TD></TR><TR><TD>Resul-i Ekrem: Allah’ın en şerefli ve değerli elçisi olan Hz. Muhammed (a.s.m.)</TD><TD>Sahabe: Hz. Peygamberi (a.s.m.) hayattayken gören Müslümanlar</TD></TR><TR><TD>Tâbiîn: Hz. Peygamberi görenleri, yani Sahabeleri gören ve onlardan ders alan Müslümanlar</TD><TD>abâ: yünlü kumaştan yapılmış hırka</TD></TR><TR><TD>azîm: büyük, yüce</TD><TD>bahşetmek: sunmak</TD></TR><TR><TD>beraat: temize çıkma, suçsuz olduğunun anlaşılması</TD><TD>ehemmiyetli: önemli</TD></TR><TR><TD>esrar: sırlar, gizli gerçekler</TD><TD>fitne: toplum düzeninin ve asayişinin bozulması</TD></TR><TR><TD>gayb-âşinâ: gaybı bilen, görünmeyenden haberi olan</TD><TD>halife-i bilhak: gerçek ve doğru halife</TD></TR><TR><TD>hikmet: sebep, gaye, fayda</TD><TD>ilân etmek: duyurmak</TD></TR><TR><TD>istikbal-bîn: geleceği gören</TD><TD>musalâha: barışma</TD></TR><TR><TD>mübarek: değerli, bereketli</TD><TD>mühim: önemli</TD></TR><TR><TD>mümtaz: seçkin, üstün</TD><TD>müşahede etmek: gözlemlemek</TD></TR><TR><TD>müşerref: şerefli, değerli</TD><TD>nazar: bakış, görüş</TD></TR><TR><TD>nazar-ı nübüvvet: Peygamberlik bakışı</TD><TD>rivayet etmek: bir sözü nakletmek</TD></TR><TR><TD>sual: soru</TD><TD>suret: biçim, şekil</TD></TR><TR><TD>sır: gizli gerçek</TD><TD>taallûk etmek: ilgili, alâkalı olmak</TD></TR><TR><TD>tarik: hadis veya haberin geliş yolu</TD><TD>tathir etmek: temizlemek</TD></TR><TR><TD>tebrie etmek: beraat etmek, kusur ve noksanlıktan uzak tutmak</TD><TD>teselli etmek: acısını dindirmek</TD></TR><TR><TD>tâhir: temiz</TD><TD>tâziye etmek: teselli etmek</TD></TR><TR><TD>vazife-i risalet: peygamberlik vazifesi</TD><TD>zürriyet: soy, nesil</TD></TR><TR><TD>Âl-i Abâ/Hamse-i Âl-i Abâ: Hz. Peygamber’in (a.s.m.) aile fertleri. Resulullah (a.s.m.) hırkasını kızı Hz. Fâtıma, damadı Hz. Ali ve torunları Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin'in üzerine örterek özel dua ettiği için bu isimle anılmıştır.</TD><TD>âyet: Kur’ân’ın her bir cümlesi</TD></TR><TR><TD>çendan: gerçi</TD><TD>ümmet: Hz. Peygambere (a.s.m.) inanıp onun yolundan giden mü’minler</TD></TR><TR><TD>ünvan-ı âli: yüksek ünvan</TD><TD>şahsiyet: kişilik</TD></TR></TBODY></TABLE>
    Yazar : Risale Forum

  8. #8
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 525 + 37882


    Cevap: On Dördüncü Lem'a - Sayfa 170

    ehemmiyetli olduğundan, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm, o suretle onu tebrie ediyor. Onu tenkit ve tahtie ve tadlil eden Haricîleri ve Emevîlerin mütecaviz taraftarlarını sükûta davet ediyor. Evet, Haricîler ve Emevîlerin müfrit taraftarları Hazret-i Ali hakkındaki tefritleri ve tadlilleri ve Hazret-i Hüseyin’in gayet fecî, ciğer-sûz hadisesiyle Şîaların ifratları ve bid’aları ve Şeyheynden teberrîleri, ehl-i İslâma çok zararlı düşmüştür.

    İşte bu abâ ve dua ile, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm, Hazret-i Ali (r.a.) ve Hazret-i Hüseyin’i mes’uliyetten ve ittihamdan ve ümmetini onlar hakkında sû-i zandan kurtardığı gibi, Hazret-i Hasan’ı, yaptığı musalâha ile ümmete ettiği iyiliğini vazife-i risalet noktasında tebrik ediyor ve Hazret-i Fatıma’nın zürriyetinin nesl-i mübareki, âlem-i İslâmda Ehl-i Beyt ünvanını alarak âli bir şeref kazanacaklarını ve Hazret-i Fatıma
    1 وَاِنِّى اُعِيذُهَا بِكَ وَذُرِّيَّتَهَا مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ diyen Hazret-i Meryem’in validesi2 gibi zürriyetçe çok müşerref olacağını ilân ediyor.


    اَللّٰهُمَّ صَلِّ عَلٰى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ وَعَلٰى اٰلِهِ الطَّيِّبِينَ الطَّاهِرِينَ اْلاَبْرَارِ وَعَلٰى اَصْحَابِهِ الْمُجَاهِدِينَ الْمُكْرَمِينَ اْلاَخْيَارِ
    اٰمِينَ 3









    Not
    Dipnot-1 “Onun ve neslinin, kovulmuş şeytanın şerrinden korunması için Sana sığındım.” Âl-i İmrân Sûresi, 3:36.
    Dipnot-2 Hz. Meryem’in vâlidesi, Hanne bintü Fâkûz’dur. bk. el-Hâkim, el-Müstedrek: 2:648, 651; et-Taberî, Câmiu’l-Beyân: 3:235, 237, 241, 244, 294.

    Dipnot-3 Allahım! Efendimiz Muhammed’e, onun iyi ve temiz ve iyilik sahibi olan nesline ve mücahid ve ikrama mazhar ve hayırlı zâtlar olan Ashabına salât et. Âmin.





    <TABLE border=0 cellSpacing=2 cellPadding=0><TBODY><TR><TD>Aleyhissalâtü Vesselâm: Allah’ın salât ve selâmı üzerine olsun</TD><TD>Ehl-i Beyt: (bk. bilgiler – Âl-i Beyt)</TD></TR><TR><TD>Emevî: (bk. bilgiler - Emevîler)</TD><TD>Haricîler: (bk. bilgiler)</TD></TR><TR><TD>Hazret-i Ali: [bk. bilgiler – Ali (r.a.)]</TD><TD>Hazret-i Fatıma: [bk. bilgiler – Fatıma (r.anha)]</TD></TR><TR><TD>Hazret-i Hasan: [bk. bilgiler – Hasan (r.a.)]</TD><TD>Hazret-i Hüseyin: [bk. bilgiler – Hüseyin (r.a.)]</TD></TR><TR><TD>Hazret-i Meryem: (bk. bilgiler – Meryem)</TD><TD>Resul-i Ekrem: Allah’ın en şerefli ve değerli elçisi olan Hz. Muhammed (a.s.m.)</TD></TR><TR><TD>bid’a: sonradan uydurulan ve dine zarar veren yenilik</TD><TD>ciğer-sûz: ciğer yakan, acı veren</TD></TR><TR><TD>ehl-i İslâm: Müslümanlar</TD><TD>fecî: kötü</TD></TR><TR><TD>gayet: çok</TD><TD>hadise: olay</TD></TR><TR><TD>ifrat: bir şeyde aşırıya gitme</TD><TD>ilân etmek: duyurmak</TD></TR><TR><TD>ittiham: suçlama</TD><TD>mes’uliyet: sorumluluk</TD></TR><TR><TD>musalâha: barışma, uzlaşma</TD><TD>müfrit: bir meselede aşırıya giden</TD></TR><TR><TD>mütecaviz: saldırgan, haddi aşan</TD><TD>müşerref: şerefli, değerli</TD></TR><TR><TD>nesl-i mübarek: mübârek nesil</TD><TD>suret: biçim, şekil</TD></TR><TR><TD>sû-i zan: kötü zan, şüphe</TD><TD>sükût: sessiz kalma</TD></TR><TR><TD>tadlil etmek: bir kişinin dalâlette olduğunu iddia etmek</TD><TD>tahtie: bir kimseyi veya bir şeyi hatalı görmek</TD></TR><TR><TD>teberrî: uzaklaşma, kaçınma</TD><TD>tebrie etmek: beraat etmek, kusur ve noksanlıktan uzak tutmak</TD></TR><TR><TD>tefrit: bir şeye aşırı seviyede ilgisiz kalma</TD><TD>tenkit: eleştiri</TD></TR><TR><TD>valide: anne</TD><TD>zürriyet: soy</TD></TR><TR><TD>âbâ: yünlü kumaştan yapılmış hırka</TD><TD>âlem-i İslâm: İslâm dünyası</TD></TR><TR><TD>âli: yüce</TD><TD>Şeyheyn: iki şeyh; Hz. Ebu Bekir ve Hz. Ömer</TD></TR><TR><TD>Şîa: (bk. bilgiler)</TD></TR></TBODY></TABLE>
    <TABLE role=presentation cellSpacing=0 cellPadding=0><TBODY role=presentation><TR role=presentation></TR></TBODY></TABLE>
    Yazar : Risale Forum

  9. #9
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 525 + 37882


    Cevap: On Dördüncü Lem'a - Sayfa 171

    İkinci Makam

    بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ 1 ’in binler esrarından altı sırrına dairdir.
    İHTAR: Besmelenin rahmet noktasında parlak bir nuru, sönük aklıma uzaktan göründü. Onu, kendi nefsim için, nota suretinde kaydetmek istedim. Ve yirmi otuz kadar sırlar ile, o nurun etrafında bir daire çevirmekle avlamak ve zaptetmek arzu ettim. Fakat, maatteessüf, şimdilik o arzuma tam muvaffak olamadım. Yirmi otuzdan beş altıya indi.

    “Ey insan!” dediğim vakit nefsimi murad ediyorum. Bu ders kendi nefsime has iken, ruhen benimle münasebettar ve nefsi nefsimden daha huşyar zatlara, belki medar-ı istifade olur niyetiyle, On Dördüncü Lem’anın İkinci Makamı olarak, müdakkik kardeşlerimin tasviplerine havale ediyorum. Bu ders akıldan ziyade kalbe bakar; delilden ziyade zevke nâzırdır.



    قَالَتْ يَاۤ اَيُّهَا الْمَلَؤُا اِنِّىۤ اُلْقِىَ اِلَىَّ كِتَابٌ كَرِيمٌ اِنَّهُ مِنْ سُلَيْمٰنَ وَاِنَّهُ بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ 2

    ŞU MAKAMDA birkaç sır zikredilecektir.

    BİRİNCİ SIR

    بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ ’in bir cilvesini şöyle gördüm ki:

    Kâinat simasında, arz simasında ve insan simasında, birbiri içinde birbirinin nümunesini gösteren üç sikke-i rububiyet var.

    Biri, kâinatın heyet-i mecmuasındaki teavün, tesanüd, teânuk, tecavübden tezahür eden sikke-i kübrâ-yı Ulûhiyettir ki, Bismillâh ona bakıyor.



    Not
    Dipnot-1 Rahman ve Rahîm olan Allah’ın adıyla.

    Dipnot-2 “Belkıs, ‘Ey kavmimin ileri gelenleri,’ dedi. ‘Bana mühim bir mektup bırakıldı. Bu mektup Süleyman’dan geliyor ve Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla başlıyor.” Neml Sûresi, 27:29-30.




    <TABLE border=0 cellSpacing=2 cellPadding=0><TBODY><TR><TD>Besmele: Bismillahirrahmanirrahim'in kısaltılmış ifadesi</TD><TD>arz: yeryüzü</TD></TR><TR><TD>cilve: yansıma</TD><TD>dair: ilgili, ait</TD></TR><TR><TD>esrar: sırlar, gizli gerçekler</TD><TD>havale etmek: bir konuyu başka bir kaynağa yönlendirme</TD></TR><TR><TD>heyet-i mecmua: genel yapı, bir şeyin tamamı</TD><TD>huşyar: uyanık</TD></TR><TR><TD>ihtar: hatırlatma</TD><TD>maatteessüf: ne yazık ki</TD></TR><TR><TD>makam: derece, yer</TD><TD>medar-ı istifade: faydalanma vesilesi</TD></TR><TR><TD>murad etmek: kastetmek</TD><TD>muvaffak olmak: başarmak</TD></TR><TR><TD>müdakkik: bir meseleyi inceden inceye araştıran</TD><TD>münasebettar: ilgili, bağlantılı</TD></TR><TR><TD>nefs: kişinin kendisi</TD><TD>nâzır: bakan, gözeten</TD></TR><TR><TD>nümune: örnek</TD><TD>rahmet: İlâhî şefkat, merhamet</TD></TR><TR><TD>sikke-i kübrâ-yı Ulûhiyet: Allah’ın ilâhlığının en büyük mührü</TD><TD>sikke-i rububiyet: Allah’ın herbir varlığı terbiye ve idare etmesini gösteren işaret</TD></TR><TR><TD>sima: yüz, çehre</TD><TD>suret: biçim, şekil</TD></TR><TR><TD>tasvip: uygun bulma</TD><TD>teavün: yardımlaşma</TD></TR><TR><TD>tecavüb: birbirinin ihtiyacına cevap verme</TD><TD>tesanüd: dayanışma</TD></TR><TR><TD>tezahür etmek: ortaya çıkmak, görünmek</TD><TD>teânuk: omuz omuza verme</TD></TR><TR><TD>zaptetmek: ele geçirmek, kaydetmek</TD><TD>zikretmek: anmak</TD></TR><TR><TD>ziyade: çok, fazla</TD></TR></TBODY></TABLE>
    <TABLE role=presentation cellSpacing=0 cellPadding=0><TBODY role=presentation><TR role=presentation></TR></TBODY></TABLE>
    Yazar : Risale Forum

  10. #10
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 525 + 37882


    Cevap: On Dördüncü Lem'a - Sayfa 172

    İkincisi, küre-i arz simasında, nebâtat ve hayvanâtın tedbir ve terbiye ve idaresindeki teşabüh, tenasüp, intizam, insicam, lûtuf ve merhametten tezahür eden sikke-i kübrâ-yı Rahmâniyettir ki, Bismillâhirrahmân ona bakıyor.

    Sonra, insanın mahiyet-i câmiasının simasındaki letâif-i refet ve dekaik-i şefkat ve şuâât-ı merhamet-i İlâhiyeden tezahür eden sikke-i ulyâ-yı Rahîmiyettir ki, Bismillâhirrahmânirrahîm’deki er-Rahîm ona bakıyor.

    Demek, Bismillâhirrahmânirrahîm, sahife-i âlemde bir satır-ı nuranî teşkil eden üç sikke-i ehadiyetin kudsî ünvanıdır ve kuvvetli bir haytıdır ve parlak bir hattıdır. Yani, Bismillâhirrahmânirrahîm, yukarıdan nüzul ile, semere-i kâinat ve âlemin nüsha-i musaggarası olan insana ucu dayanıyor. Ferşi Arşa bağlar, insanî arşa çıkmaya bir yol olur.

    İKİNCİ SIR

    Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyan, hadsiz kesret-i mahlûkatta tezahür eden vâhidiyet içinde ukulü boğmamak için, daima o vâhidiyet içinde ehadiyet cilvesini gösteriyor. Yani, meselâ, nasıl ki güneş ziyasıyla hadsiz eşyayı ihata ediyor. Mecmu‑u ziyasındaki güneşin zâtını mülâhaza etmek için gayet geniş bir tasavvur ve ihatalı bir nazar lâzım olduğundan, güneşin zâtını unutturmamak için, herbir parlak şeyde güneşin zâtını, aksi vasıtasıyla gösteriyor. Ve her parlak şey kendi kabiliyetince güneşin cilve-i zâtîsiyle beraber, ziyası, harareti gibi hassalarını gösteriyor. Ve her parlak şey, güneşi bütün sıfâtıyla, kabiliyetine göre gösterdiği gibi, güneşin ziya ve hararet ve ziyadaki elvân-ı seb’a gibi keyfiyatlarının herbirisi



    <TABLE border=0 cellSpacing=2 cellPadding=0><TBODY><TR><TD>Arş: en yüksek gök tabakası</TD><TD>Bismillâhirrahmân: Rahmân olan Allah’ın adıyla</TD></TR><TR><TD>Bismillâhirrahmânirrahîm: Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla</TD><TD>Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyan: açıklamalarıyla mu’cize olan Kur’ân</TD></TR><TR><TD>akis: yansıma</TD><TD>cilve: görünme, yansıma</TD></TR><TR><TD>cilve-i zâtî: bir şeyin bizzat kendisine ait görüntüsü</TD><TD>dekaik-i şefkat: şefkatin incelikleri</TD></TR><TR><TD>ehadiyet: Allah’ın birliğinin herbir varlıkta ayrı ayrı tecellî etmesi</TD><TD>elvân-ı seb’a: yedi renk</TD></TR><TR><TD>er-Rahîm: şefkati ve merhameti herşeyi kuşatan Allah</TD><TD>ferş: yer</TD></TR><TR><TD>gayet: çok</TD><TD>hadsiz: sayısız</TD></TR><TR><TD>hararet: ısı, sıcaklık</TD><TD>hassa: temel özellik</TD></TR><TR><TD>hayt: bağ, ip</TD><TD>hayvanât: hayvanlar</TD></TR><TR><TD>ihata: içine alma, kuşatma</TD><TD>ihata etmek: içine almak, kuşatmak</TD></TR><TR><TD>insanî arş: insanların ulaşabileceği en yüksek derece</TD><TD>insicam: düzgünlük, uyumluluk</TD></TR><TR><TD>intizam: düzen</TD><TD>kesret-i mahlûkat: varlıkların çokluğu</TD></TR><TR><TD>keyfiyat: özellikler, nitelikler</TD><TD>kudsî: her türlü kusur ve noksandan uzak</TD></TR><TR><TD>küre-i arz: yeryüzü</TD><TD>letâif-i refet: şefkat ve merhametin güzellikleri</TD></TR><TR><TD>lûtuf: iyilik, ihsan, bağış</TD><TD>mahiyet-i câmia: pek çok özelliği üzerinde bulunduran yapı</TD></TR><TR><TD>mecmu-u ziya: ışığın tamamı</TD><TD>mülâhaza etmek: değerlendirme yapmak, birşey üzerinde düşünmek</TD></TR><TR><TD>nazar: bakış, görüş</TD><TD>nebâtat: bitkiler</TD></TR><TR><TD>nüsha-i musaggara: küçültülmüş nüsha</TD><TD>nüzul: inme</TD></TR><TR><TD>sahife-i âlem: kâinat sayfası</TD><TD>satır-ı nuranî: parlak ve nurlu satır</TD></TR><TR><TD>semere-i kâinat: kâinatın meyvesi</TD><TD>sikke-i ehadiyet: Allah’ın herbir varlık üzerinde birliğini gösteren mühür</TD></TR><TR><TD>sikke-i kübrâ-yı Rahmâniyet: Allah’ın sonsuz şefkatinin en büyük damgası</TD><TD>sikke-i ulyâ-yı Rahîmiyet: rahmeti herşeyi kuşatan Allah’ı gösteren yüce damga</TD></TR><TR><TD>sima: yüz, çehre</TD><TD>sıfât: nitelik, özellik</TD></TR><TR><TD>tasavvur etmek: düşünmek, zihinde şekillendirmek</TD><TD>tedbir: çekip çevirme, ihtiyacını karşılama</TD></TR><TR><TD>tenasüp: uygunluk</TD><TD>terbiye: belli bir amaca erişecek şekilde geliştirme, olgunlaştırma</TD></TR><TR><TD>tezahür eden: ortaya çıkan, görünen</TD><TD>teşabüh: birbirine benzeme</TD></TR><TR><TD>teşkil eden: oluşturan</TD><TD>ukul: akıllar</TD></TR><TR><TD>vasıta: araç</TD><TD>vâhidiyet: Allah’ın birliği</TD></TR><TR><TD>ziya: ışık</TD><TD>zât: kendisi</TD></TR><TR><TD>âlem: dünya, evren</TD><TD>şuât-ı merhamet-i İlâhiye: Cenab-ı Allah’ın merhametinin ince ve hoş parıltıları</TD></TR></TBODY></TABLE>
    <TABLE role=presentation cellSpacing=0 cellPadding=0><TBODY role=presentation><TR role=presentation></TR></TBODY></TABLE>
    Yazar : Risale Forum

Sayfa 1/2 12 SonSon

Facebook Yorumları

Facebook Giriş

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Bu Konudaki Etiketler

102, 105, 115, 131, 147, 157, 159, 160, 161, 164, 165, 166, 167, 168, 169, 171, 172, 174, 176, 177, 178, 179, 180, 181, 197, 206, 327, acip, adedince, adıyla, aklı, akıldan, akıllara, âlisi, araf, arkadaşı, arz, aya, âyine, ağzı, bazı, bağlantı, bağış, başıboş, bereketi, bilimi, bilinen, bilmesi, bilmüşahede, binaen, biri, birlik, bulunmak, burcu, çok, çözümü, dadır, daire, davranışları, dayanıyor, delilden, demeye, demişler, derece, diyorsunuz, düzenli, düğü, edecek, ediyorlar, efes turları, eksiksiz, esenlik, ettirir, ettirsin, ettiğimiz, faydaya, geçmesi, gelmiyor, gelmiş, gezer, gökteki, görmesin, görünmek, görünüşü, günahlarınızı, hadisler, halka, harap, havas, herbir, herşeye, herşeyin, hilkat, içindekiler, ihata, ilmî, isen, işaret, jpg, kamer, kardeşi, kardeşlerimin, kartal, konuşmak, korunması, koyan, kısa, kısmı, lam, lisanı, mecmuası, media, merhametin, mesel, meselâ, meselede, meseleyi, misli, more info, müçtehidler, muhakkak, mümkü, nurlandıran, olduk, olduğuna, olduğundan, olmadığı, olsun, onlardan, özellikle, parçalar, rahmeten, risale-i, risale-i nur, rivayette, rububiyeti, sormuşlar, sultana, sûresi, suretle, surlar, sırra, sığı, tamamıyla, tanıyor, tasavvur, tavır, temsilât, tükenmez, umum, üstü, uydurulan, uyum, vardır, verilmiş, vermişler, veyahut, yanlışlar, yok, yükseliş, yıldızları, ışık, zahmetsiz, zamanla, zeminde, şefkatinin, şenlendiren, şerifi, şeye, şeytanı

Etiket Bulutu Ana Sayfası

Sosyal İmleme

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222