Sayfa 2/2 İlkİlk 12
19 sonuçtan 11 ile 19 arası

  1. #11
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 525 + 37882


    Cevap: On Dördüncü Lem'a - Sayfa 173

    dahi umum mukabilindeki şeyleri ihata ediyor. Öyle de, وَ ِللهِ الْمَثَلُ اْلاَعْلٰى 1 temsilde hata olmasın, ehadiyet ve samediyet-i İlâhiye, herbir şeyde, hususan zîhayatta, hususan insanın mahiyet âyinesinde bütün esmâsıyla bir cilvesi olduğu gibi, vahdet ve vâhidiyet cihetiyle dahi, mevcudatla alâkadar herbir ismi, bütün mevcudatı ihata ediyor.

    İşte, vâhidiyet içinde ukulü boğmamak ve kalbler Zât-ı Akdesi unutmamak için, daima vâhidiyetteki sikke-i ehadiyeti nazara veriyor ki, o sikkenin üç mühim ukdesini irâe eden, Bismillâhirrahmânirrahîm’dir.

    ÜÇÜNCÜ SIR

    Şu hadsiz kâinatı şenlendiren, bilmüşahede, rahmettir. Ve bu karanlıklı mevcudatı ışıklandıran, bilbedâhe, yine rahmettir. Ve bu hadsiz ihtiyacat içinde yuvarlanan mahlûkatı terbiye eden, bilbedâhe, yine rahmettir. Ve, bir ağacın bütün heyetiyle meyvesine müteveccih olduğu gibi, bütün kâinatı insana müteveccih eden ve her tarafta ona baktıran ve muavenetine koşturan, bilbedâhe, rahmettir. Ve bu hadsiz fezayı ve boş ve hâli âlemi dolduran, nurlandıran ve şenlendiren, bilmüşahede, rahmettir. Ve bu fâni insanı ebede namzet eden ve ezelî ve ebedî bir Zâta muhatap ve dost yapan, bilbedâhe, rahmettir.

    Ey insan! Madem rahmet böyle kuvvetli ve cazibedar ve sevimli ve medetkâr bir hakikat-i mahbubedir. Bismillâhirrahmânirrahîm de, o hakikate yapış ve vahşet-i mutlakadan ve hadsiz ihtiyâcâtın elemlerinden kurtul. Ve o Sultan-ı Ezel ve Ebedin tahtına yanaş ve o rahmetin şefkatiyle ve şefaatiyle ve şuââtıyla o Sultana muhatap ve halil ve dost ol.



    Not
    Dipnot-1 “En yüce sıfatlar Allah’ındır.” Nahl Sûresi, 16:60.




    <TABLE border=0 cellSpacing=2 cellPadding=0><TBODY><TR><TD>Bismillâhirrahmânirrahîm: Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla</TD><TD>Sultan: her şeyin hâkimi olan ve egemenliği herşeyi altında tutan Allah</TD></TR><TR><TD>Sultan-ı Ezel ve Ebed: başlangıç ve sonu olmaksızın, hüküm ve saltanatı ezelden ebede devam eden Sultan, Allah</TD><TD>Zât: Allah</TD></TR><TR><TD>Zât-ı Akdes: bütün kusurlardan, çirkinliklerden, eksiklikten, benzer ve ortak edinmekten sonsuz derecede yüce olan Allah</TD><TD>alâkadar: alâkalı, ilgili</TD></TR><TR><TD>bilbedâhe: açık bir şekilde</TD><TD>bilmüşahede: gözle görerek</TD></TR><TR><TD>cazibedar: cazibeli, çekici</TD><TD>cihet: yön, şekil</TD></TR><TR><TD>cilve: görünme, yansıma</TD><TD>ebed: sonsuzluk</TD></TR><TR><TD>ebedî: sonu olmayan sonsuz</TD><TD>ehadiyet: Allah’ın birliğinin herbir varlıkta ayrı ayrı tecellî etmesi</TD></TR><TR><TD>elem: acı, keder</TD><TD>esmâ: isimler</TD></TR><TR><TD>ezelî: başlangıcı olmayan sonsuz</TD><TD>feza: uzay</TD></TR><TR><TD>fâni: gelip geçici, ölümlü</TD><TD>hadsiz: sayısız, sınırsız</TD></TR><TR><TD>hakikat: gerçek</TD><TD>hakikat-i mahbube: sevilen hakikat, gerçek</TD></TR><TR><TD>halil: dost</TD><TD>heyet: genel yapı</TD></TR><TR><TD>hususan: özellikle</TD><TD>hâli: boş</TD></TR><TR><TD>ihata etme: içine alma, kuşatma</TD><TD>ihtiyâcât: ihtiyaçlar</TD></TR><TR><TD>irâe eden: gösteren</TD><TD>mahiyet: nitelik, özellik</TD></TR><TR><TD>mahlûkat: varlıklar</TD><TD>medetkâr: yardım eden</TD></TR><TR><TD>mevcudat: varlıklar</TD><TD>muavenet: yardım</TD></TR><TR><TD>muhatap: hitap edilen</TD><TD>mukabil: karşılık</TD></TR><TR><TD>müteveccih: yönelen</TD><TD>namzet: aday</TD></TR><TR><TD>nazar: bakış, görüş</TD><TD>nurlandıran: aydınlatan</TD></TR><TR><TD>rahmet: İlâhî şefkat, merhamet</TD><TD>samediyet-i İlâhiye: Allah’ın hiçbir şeye muhtaç olmayıp herşeyin Ona muhtaç olması</TD></TR><TR><TD>sikke: mühür, işaret</TD><TD>sikke-i ehadiyet: Allah’ın herbir varlık üzerinde birliğini gösteren mühür</TD></TR><TR><TD>temsil: analoji; bir bilinmeyeni bilinen bir şeyle kıyaslayarak açıklama</TD><TD>terbiye eden: belli bir amaca erişecek şekilde geliştiren, olgunlaştıran</TD></TR><TR><TD>ukde: düğüm, çözümü zor iş</TD><TD>ukul: akıllar</TD></TR><TR><TD>umum: genel</TD><TD>vahdet: Allah’ın tek oluşu</TD></TR><TR><TD>vahşet-i mutlaka: tam bir yalnızlık ve ürküntü hali</TD><TD>vâhidiyet: Allah’ın birliği</TD></TR><TR><TD>zîhayat: canlı</TD><TD>âlem: dünya, evren</TD></TR><TR><TD>şefkat: içten ve karşılık beklemeden duyulan merhamet, sevgi</TD><TD>şuâât: ışınlar, parıltılar</TD></TR></TBODY></TABLE>
    Yazar : Risale Forum

  2. #12
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 525 + 37882


    Cevap: On Dördüncü Lem'a - Sayfa 174

    <!-- This file was converted to xhtml by Writer2xhtml ver. 0.5 beta2. See [Linkleri Görebilmek için Üye olmanız Gerekmektedir.Üye olmak için Tıklayınız.] for more info. --><META name=description content=""><META name=keywords content=""><STYLE type=text/css media=all> body {font-family:'Trebuchet MS',Arial,serif;font-size:12.0pt} </STYLE>
    Evet, kâinatın envâını hikmet dairesinde insanın etrafında toplayıp, bütün hâcâtına kemâl-i intizam ve inâyetle koşturmak, bilbedâhe, iki hâletten birisidir:

    Ya kâinatın herbir nev’i, kendi kendine insanı tanıyor, ona itaat ediyor, muavenetine koşuyor—bu ise yüz derece akıldan uzak olduğu gibi, çok muhâlâtı intaç ediyor; insan gibi bir âciz-i mutlakta en kuvvetli bir sultan-ı mutlakın kudreti bulunmak lâzım geliyor. Veyahut bu kâinatın perdesi arkasında bir Kadîr-i Mutlakın ilmiyle bu muavenet oluyor. Demek, kâinatın envâı insanı tanıyor değil; belki insanı bilen ve tanıyan, merhamet eden bir Zâtın tanımasının ve bilmesinin delilleridir.

    Ey insan! Aklını başına al. Hiç mümkün müdür ki, bütün envâ-ı mahlûkatı sana müteveccihen muavenet ellerini uzattıran ve senin hâcetlerine lebbeyk dedirten Zât-ı Zülcelâl seni bilmesin, tanımasın, görmesin?

    Madem seni biliyor, rahmetiyle bildiğini bildiriyor. Sen de Onu bil, hürmetle bildiğini bildir. Ve kat’iyen anla ki, senin gibi zaif-i mutlak, âciz-i mutlak, fakir‑i mutlak, fâni, küçük bir mahlûka bu koca kâinatı musahhar etmek ve onun imdadına göndermek, elbette hikmet ve inâyet ve ilim ve kudreti tazammun eden hakikat-i rahmettir.

    Elbette böyle bir rahmet, senden küllî ve hâlis bir şükür ve ciddî ve sâfî bir hürmet ister. İşte, o hâlis şükrün ve o sâfî hürmetin tercümanı ve ünvanı olan Bismillâhirrahmânirrahîm’i de, o rahmetin vusulüne vesile ve o Rahmân’ın dergâhında şefaatçi yap.

    Evet, rahmetin vücudu ve tahakkuku, güneş kadar zâhirdir. Çünkü, nasıl merkezî bir nakış, her taraftan gelen atkı ve iplerin intizamından ve vaziyetlerinden hâsıl oluyor; öyle de, bu kâinatın daire-i kübrâsında bin bir ism-i İlâhînin cilvesinden



    <TABLE border=0 cellSpacing=2 cellPadding=0><TBODY><TR><TD>Bismillâhirrahmânirrahîm: Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla</TD><TD>Kadîr-i Mutlak: herşeye gücü yeten, sınırsız güç ve kuvvet sahibi olan Allah</TD></TR><TR><TD>Rahmân: çok merhamet sahibi olan ve şefkatle bütün yaratıkların rızkını veren Allah</TD><TD>Zât: Allah</TD></TR><TR><TD>Zât-ı Zülcelâl: büyüklük ve haşmet sahibi Allah</TD><TD>bilbedâhe: açık bir şekilde</TD></TR><TR><TD>cilve: görünme, yansıma</TD><TD>daire-i kübrâ: en büyük daire</TD></TR><TR><TD>dergâh: Allah’ın yüce katı</TD><TD>envâ: türler, çeşit</TD></TR><TR><TD>envâ-ı mahlûkat: bütün yaratılmış varlık türleri</TD><TD>fakir-i mutlak: sonsuz ihtiyaç sahibi</TD></TR><TR><TD>fâni: gelip geçici, ölümlü</TD><TD>hakikat-i rahmet: rahmet ve şefkat içinde gizli olan gerçek</TD></TR><TR><TD>hikmet: bir gaye ve faydaya yönelik olarak, tam yerli yerinde olma</TD><TD>hâcet: ihtiyaç</TD></TR><TR><TD>hâcât: ihtiyaçlar</TD><TD>hâlet: durum, hal</TD></TR><TR><TD>hâlis: içten, samimi</TD><TD>hâsıl olmak: meydana gelmek</TD></TR><TR><TD>imdad: yardım isteme</TD><TD>intaç etmek: sonuç vermek</TD></TR><TR><TD>intizam: düzen, tertip</TD><TD>inâyet: Allah’tan gelen yardım, ihsan, iyilik</TD></TR><TR><TD>ism-i İlâhî: Allah’ın ismi</TD><TD>itaat etmek: emre uymak</TD></TR><TR><TD>kat’iyen: kesinlikle</TD><TD>kemâl-i intizam: mükemmel bir düzen</TD></TR><TR><TD>kudret: güç, iktidar</TD><TD>kâinat: evren</TD></TR><TR><TD>küllî: geniş ve kapsamlı</TD><TD>lebbeyk: “buyurun, emredin efendim” mânâsını taşıyan bir ifade</TD></TR><TR><TD>mahlûk: yaratılmış</TD><TD>merkezî: merkezde bulunan</TD></TR><TR><TD>muavenet: yardım</TD><TD>muhâlât: imkansız, akla uzak şeyler</TD></TR><TR><TD>musahhar etmek: boyun eğdirmek</TD><TD>müteveccihen: yönelmiş olarak</TD></TR><TR><TD>nakış: işleme, süsleme</TD><TD>nev’i: çeşit</TD></TR><TR><TD>rahmet: İlâhî şefkat, merhamet</TD><TD>sultan-ı mutlak: herşeye hükmeden, sınırsız egemenlik sahibi sultan</TD></TR><TR><TD>sâfî: duru, katıksız, temiz</TD><TD>tahakkuk: gerçekleşme</TD></TR><TR><TD>tazammun eden: içeren</TD><TD>vaziyet: durum, hâl</TD></TR><TR><TD>vusul: kavuşma, erişme</TD><TD>vücud: varlık</TD></TR><TR><TD>zaif-i mutlak: son derece zayıf</TD><TD>zâhir: açık, gözle görünür</TD></TR><TR><TD>âciz-i mutlak: son derece güçsüz</TD><TD>şükür: Allah’a karşı minnet duyma, teşekkür etme</TD></TR></TBODY></TABLE>
    Yazar : Risale Forum

  3. #13
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 525 + 37882


    Cevap: On Dördüncü Lem'a - Sayfa 175

    <?xml version="1.0" encoding="UTF-8" ?><!-- This file was converted to xhtml by Writer2xhtml ver. 0.5 beta2. See [Linkleri Görebilmek için Üye olmanız Gerekmektedir.Üye olmak için Tıklayınız.] for more info. --><META name=description content=""><META name=keywords content=""><STYLE type=text/css media=all> body {font-family:'Trebuchet MS',Arial,serif;font-size:12.0pt} </STYLE>uzanan nuranî atkılar, kâinat simasında öyle bir sikke-i rahmet içinde bir hâtem-i Rahîmiyeti ve bir nakş-ı şefkati dokuyor ve öyle bir hâtem-i inâyeti nesc ediyor ki, güneşten daha parlak kendini akıllara gösteriyor.

    Evet, şems ve kameri, anâsır ve maâdini, nebâtat ve hayvânâtı, bir nakş-ı âzamın atkı ipleri gibi o bin bir isimlerin şuâlarıyla tanzim eden ve hayata hâdim eden ve nebâtî ve hayvânî olan umum validelerin gayet şirin ve fedakârâne şefkatleriyle şefkatini gösteren ve zevilhayatı hayat-ı insaniyeye musahhar eden ve ondan rububiyet-i İlâhiyenin gayet güzel ve şirin bir nakş-ı âzamını ve insanın ehemmiyetini gösteren ve en parlak rahmetini izhar eden o Rahmân-ı Zülcemâl, elbette kendi istiğnâ-yı mutlakına karşı, rahmetini ihtiyac-ı mutlak içindeki zîhayata ve insana makbul bir şefaatçi yapmış. Ey insan! Eğer insan isen, Bismillâhirrahmânirrahîm de, o şefaatçiyi bul.

    Evet, rû-yi zeminde dört yüz bin muhtelif ayrı ayrı nebâtâtın ve hayvânâtın taifelerini, hiçbirini unutmayarak, şaşırmayarak, vakti vaktine, kemâl-i intizamla, hikmet ve inâyetle terbiye ve idare eden ve küre-i arzın simasında hâtem-i ehadiyeti vaz’ eden, bilbedâhe, belki bilmüşahede, rahmettir. Ve o rahmetin vücudu, bu küre-i arzın simasındaki mevcudatın vücutları kadar kat’î olduğu gibi, o mevcudat adedince tahakkukunun delilleri var.

    Evet, zeminin yüzünde öyle bir hâtem-i rahmet ve sikke-i ehadiyet bulunduğu gibi, insanın mahiyet-i mâneviyesinin simasında dahi öyle bir sikke-i rahmet vardır ki, küre-i arz simasındaki sikke-i merhamet ve kâinat simasındaki sikke-i





    <TABLE border=0 cellSpacing=2 cellPadding=0><TBODY><TR><TD>Bismillâhirrahmânirrahîm: Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla</TD><TD>Rahmân-ı Zülcemâl: sonsuz güzellik ve merhamet sahibi olan Allah</TD></TR><TR><TD>anâsır: unsurlar, elementler</TD><TD>bilbedâhe: açık bir şekilde</TD></TR><TR><TD>bilmüşahede: gözle görerek</TD><TD>ehemmiyet: değer, önem</TD></TR><TR><TD>fedakârâne: fedakârca</TD><TD>gayet: çok</TD></TR><TR><TD>hayat-ı insaniye: insan hayatı</TD><TD>hayvânât: hayvanlar</TD></TR><TR><TD>hayvânî: hayvanlardan olan</TD><TD>hikmet: bir gaye ve faydaya yönelik olarak, tam yerli yerinde olma</TD></TR><TR><TD>hâdim: hizmetçi</TD><TD>hâtem-i Rahîmiyet: Allah’ın her bir varlığa şefkatini gösteren mühür</TD></TR><TR><TD>hâtem-i ehadiyet: Allah’ın herbir varlıkta birliğini gösteren mühür</TD><TD>hâtem-i inâyet: yardım mührü</TD></TR><TR><TD>hâtem-i rahmet: rahmet mührü</TD><TD>ihtiyac-ı mutlak: sınırsız ihtiyaç</TD></TR><TR><TD>inâyet: Allah’tan gelen yardım, ihsan, iyilik</TD><TD>istiğnâ-yı mutlak: sınırsız zenginlik</TD></TR><TR><TD>izhar eden: gösteren</TD><TD>kamer: ay</TD></TR><TR><TD>kat’î: kesin</TD><TD>kemâl-i intizam: mükemmel bir düzen</TD></TR><TR><TD>kâinat: evren</TD><TD>küre-i arz: yeryüzü</TD></TR><TR><TD>mahiyet-i mâneviye: mânevî nitelik, özellik</TD><TD>makbul: kabul edilen</TD></TR><TR><TD>maâdin: madenler</TD><TD>mevcudat: varlıklar</TD></TR><TR><TD>muhtelif: çeşitli</TD><TD>musahhar eden: boyun eğdiren</TD></TR><TR><TD>nakş-ı âzam: büyük nakış</TD><TD>nakş-ı şefkat: şefkatin nakşı</TD></TR><TR><TD>nebâtat: bitkiler</TD><TD>nebâtî: bitkilerden olan</TD></TR><TR><TD>nesc etmek: dokumak, örmek</TD><TD>nuranî: nurlanmış</TD></TR><TR><TD>rahmet: İlâhî şefkat, merhamet</TD><TD>rububiyet-i İlâhiye: Allah’ın bütün varlık âlemini kuşatan mâlikiyeti, yaratıcılığı ve terbiyesi</TD></TR><TR><TD>rû-yi zemin: yeryüzü</TD><TD>sikke-i ehadiyet: Allah’ın herbir varlık üzerinde birliğini gösteren mühür</TD></TR><TR><TD>sikke-i merhamet: merhamet mührü</TD><TD>sikke-i rahmet: rahmet mührü</TD></TR><TR><TD>sima: yüz, çehre, görünüş</TD><TD>tahakkuk: gerçekleşme</TD></TR><TR><TD>taife: grup, topluluk</TD><TD>tanzim eden: düzenleyen</TD></TR><TR><TD>terbiye: belli bir amaca erişecek şekilde geliştirme, olgunlaştırma</TD><TD>umum: bütün</TD></TR><TR><TD>valide: anne</TD><TD>vaz’ eden: koyan, yerleştiren</TD></TR><TR><TD>vücut: varlık</TD><TD>zemin: yeryüzü</TD></TR><TR><TD>zevilhayat: canlılar</TD><TD>zîhayat: canlı</TD></TR><TR><TD>şefaatçi: af için aracılık eden</TD><TD>şefkat: içten ve karşılık beklemeden duyulan merhamet, sevgi</TD></TR><TR><TD>şems: güneş</TD><TD>şuâ: ışın, güçlü ışık</TD></TR></TBODY></TABLE>

    <TABLE role=presentation cellSpacing=0 cellPadding=0><TBODY role=presentation><TR role=presentation></TR></TBODY></TABLE>
    Yazar : Risale Forum

  4. #14
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 525 + 37882


    Cevap: On Dördüncü Lem'a - Sayfa 176

    <?xml version="1.0" encoding="UTF-8" ?><!-- This file was converted to xhtml by Writer2xhtml ver. 0.5 beta2. See [Linkleri Görebilmek için Üye olmanız Gerekmektedir.Üye olmak için Tıklayınız.] for more info. --><META name=description content=""><META name=keywords content=""><STYLE type=text/css media=all> body {font-family:'Trebuchet MS',Arial,serif;font-size:12.0pt} </STYLE>uzmâ-yı rahmetten daha aşağı değil. Âdeta bin bir ismin cilvesinin bir nokta-i mihrakiyesi hükmünde bir câmiiyeti var.

    Ey insan! Hiç mümkün müdür ki, sana bu simayı veren ve o simada böyle bir sikke-i rahmeti ve bir hâtem-i ehadiyeti vaz’ eden Zat, seni başıboş bıraksın; sana ehemmiyet vermesin; senin harekâtına dikkat etmesin; sana müteveccih olan bütün kâinatı abes yapsın; hilkat şeceresini, meyvesi çürük, bozuk, ehemmiyetsiz bir ağaç yapsın? Hem hiçbir cihetle şüphe kabul etmeyen ve hiçbir vecihle noksaniyeti olmayan, güneş gibi zâhir olan rahmetini ve ziya gibi görünen hikmetini inkâr ettirsin? Hâşâ!

    Ey insan! Bil ki, o rahmetin arşına yetişmek için bir miraç var. O miraç ise, Bismillâhirrahmânirrahîm’dir. Ve bu miraç ne kadar ehemmiyetli olduğunu anlamak istersen, Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyânın yüz on dört sûrelerinin başlarına ve hem bütün mübarek kitapların iptidâlarına ve umum mübarek işlerin mebde’lerine bak. Ve Besmelenin azamet-i kadrine en kat’î bir hüccet şudur ki, İmam-ı Şâfiî gibi çok büyük müçtehidler demişler: “Besmele tek bir âyet olduğu halde, Kur’ân’da yüz on dört defa nâzil olmuştur.”1

    DÖRDÜNCÜ SIR

    Hadsiz kesret içinde vâhidiyet tecellîsi, hitab-ı 2 اِيَّاكَ نَعْبُدُ demekle herkese kâfi gelmiyor. Fikir dağılıyor. Mecmuundaki vahdet arkasında Zât-ı Ehadiyeti mülâhaza edip 3 اِيَّاكَ نَعْبُدُ وَاِيَّاكَ نَسْتَعِينُ demeye, küre-i arz vüs’atinde bir kalb


    Not
    Dipnot-1 bk. eş-Şâfiî, el-Ümm: 1:208; el-Cessâs, Ahkâmü’l-Kur’ân: 1:8; el-Gazâlî, el-Müstafâ: 1:82; İbnü’l-Cevzî, et-Tahkîk fî Ehâdîsi’l-hilâf: 1:345-347; ez-Zeylaî, Nasbu’r-râye: 1:327.

    Dipnot-2 “Ancak Sana kulluk ederiz.” Fâtiha Sûresi, 1:5.

    Dipnot-3 “Ancak Sana kulluk eder ve ancak Senden yardım dileriz.” Fâtiha Sûresi, 1:5.




    <TABLE border=0 cellSpacing=2 cellPadding=0><TBODY><TR><TD>Besmele: Bismillahirrahmanirrahim cümlesinin kısaltılmış ifadesi</TD><TD>Bismillâhirrahmânirrahîm: Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla</TD></TR><TR><TD>Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyân: açıklamalarıyla benzerini yapmakta akılları âciz bırakan Kur’ân</TD><TD>Zat: Allah</TD></TR><TR><TD>Zât-ı Ehadiyet: herbir varlıkta birliği görünen Zât, Allah</TD><TD>abes: boş ve faydasız</TD></TR><TR><TD>arş: en yüce makam</TD><TD>azamet-i kadir: itibarın ve değerin büyüklüğü</TD></TR><TR><TD>cihet: yön, taraf</TD><TD>cilve: görünme, yansıma</TD></TR><TR><TD>câmiiyet: geniş kapsamlı oluş</TD><TD>ehemmiyet: önem</TD></TR><TR><TD>hadsiz: sayısız</TD><TD>harekât: hareketler</TD></TR><TR><TD>hikmet: bir gaye ve faydaya yönelik olarak, tam yerli yerinde olma</TD><TD>hilkat şeceresi: yaratılış ağacı</TD></TR><TR><TD>hitab: konuşma</TD><TD>hâtem-i ehadiyet: Allah’ın herbir varlıkta birliğini gösteren mührü</TD></TR><TR><TD>hâşâ: asla</TD><TD>hüccet: güçlü ve sarsılmaz delil</TD></TR><TR><TD>iptidâ: başlangıç</TD><TD>kat’î: kesin</TD></TR><TR><TD>kesret: çokluk</TD><TD>kâfi: yeterli</TD></TR><TR><TD>kâinat: evren</TD><TD>küre-i arz: yeryüzü</TD></TR><TR><TD>mebde: başlangıç</TD><TD>mecmuu: bir şeyin tamamı</TD></TR><TR><TD>miraç: yükseliş</TD><TD>mübarek: bereketli, değerli</TD></TR><TR><TD>mülâhaza etmek: düşünmek</TD><TD>müteveccih: yönelik</TD></TR><TR><TD>müçtehid: âyet ve hadisler başta olmak üzere, diğer dinî delillerden hüküm çıkarma bilgi ve kabiliyetine sahip olan</TD><TD>noksaniyet: noksanlık, eksiklik</TD></TR><TR><TD>nokta-i mihrakiye: odak noktası, hareket noktası</TD><TD>nâzil olan: inen</TD></TR><TR><TD>rahmet: İlâhî şefkat, merhamet</TD><TD>sikke-i rahmet: rahmet mührü</TD></TR><TR><TD>sikke-i uzmâ-yı rahmet: rahmetin en büyük mührü</TD><TD>sima: yüz, çehre, görünüş</TD></TR><TR><TD>sûre: Kur’ân-ı Kerim’de yer alan bölümlerden her biri</TD><TD>tecellî: görünüm, yansıma</TD></TR><TR><TD>umum: bütün</TD><TD>vahdet: birlik</TD></TR><TR><TD>vaz’ eden: koyan, yerleştiren</TD><TD>vecih: yön</TD></TR><TR><TD>vâhidiyet: Allah’ın birliği</TD><TD>vüs’at: genişlik</TD></TR><TR><TD>ziya: ışık</TD><TD>zâhir: açık, gözle görünür</TD></TR><TR><TD>âyet: Kur’ân’ın her bir cümlesi</TD><TD>İmam-ı Şâfiî: (bk. bilgiler)</TD></TR></TBODY></TABLE>
    Yazar : Risale Forum

  5. #15
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 525 + 37882


    Cevap: On Dördüncü Lem'a - Sayfa 177

    <?xml version="1.0" encoding="UTF-8" ?><!-- This file was converted to xhtml by Writer2xhtml ver. 0.5 beta2. See [Linkleri Görebilmek için Üye olmanız Gerekmektedir.Üye olmak için Tıklayınız.] for more info. --><META name=description content=""><META name=keywords content=""><STYLE type=text/css media=all> body {font-family:'Trebuchet MS',Arial,serif;font-size:12.0pt} </STYLE>bulunmak lâzım geliyor. Ve bu sırra binaen, cüz’iyatta zâhir bir surette sikke-i ehadiyeti gösterdiği gibi, herbir nevide sikke-i ehadiyeti göstermek ve Zât-ı Ehadi mülâhaza ettirmek için, hâtem-i Rahmâniyet içinde bir sikke-i ehadiyeti gösteriyor. Tâ, külfetsiz, herkes her mertebede اِيَّاكَ نَعْبُدُ وَاِيَّاكَ
    نَسْتَعِينُ 1 deyip, doğrudan doğruya Zât-ı Akdese hitap ederek müteveccih olsun.

    İşte, Kur’ân-ı Hakîm, bu sırr-ı azîmi ifade içindir ki, kâinatın daire-i âzamında, meselâ semâvat ve arzın hilkatinden bahsettiği vakit, birden, en küçük bir daireden ve en dakik bir cüz’îden bahseder, tâ ki zâhir bir surette hâtem-i ehadiyeti göstersin. Meselâ, hilkat-i semâvat ve arzdan bahsi içinde, hilkat-i insandan ve insanın sesinden ve simasındaki dekaik-i nimet ve hikmetten bahis açar. Tâ ki fikir dağılmasın, kalb boğulmasın, ruh Mâbûdunu doğrudan doğruya bulsun. Meselâ,
    وَمِنْ اٰيَاتِهِ خَلْقُ السَّمٰوَاتِ وَاْلاَرْضِ وَاخْتِلاَفُ اَلْسِنَتِكُمْ وَاَلْوَانِكُمْ 2
    âyeti, mezkûr hakikati mucizâne bir surette gösteriyor.

    Evet, hadsiz mahlûkatta ve nihayetsiz bir kesrette vahdet sikkeleri, mütedahil daireler gibi, en büyüğünden en küçük sikkeye kadar envâı ve mertebeleri vardır. Fakat o vahdet, ne kadar olsa, yine kesret içinde bir vahdettir; hakikî hitabı tam temin edemiyor. Onun için, vahdet arkasında ehadiyet sikkesi bulunmak lâzımdır—tâ ki kesreti hatıra getirmesin, doğrudan doğruya Zât-ı Akdese karşı kalbe yol açsın.

    Hem, sikke-i ehadiyete nazarları çevirmek ve kalbleri celb etmek için, o sikke-i ehadiyet üstünde gayet cazibedar bir nakış ve gayet parlak bir nur ve gayet



    Not
    Dipnot-1 “Ancak Sana kulluk eder ve ancak Senden yardım dileriz.” Fâtiha Sûresi, 1:5.

    Dipnot-2 “Göklerin ve yerin yaratılışı ile dillerinizin ve renklerinizin farklılığı da Onun âyetlerindendir.” Rum Sûresi, 30:22.




    <TABLE border=0 cellSpacing=2 cellPadding=0><TBODY><TR><TD>Kur’ân-ı Hakîm: her âyet ve sûresinde sayısız hikmet bulunan Kur’ân</TD><TD>Mâbûd: ibadete layık olan Allah</TD></TR><TR><TD>Zât-ı Akdes: bütün kusurlardan, çirkinliklerden, eksiklikten, benzer ve ortak edinmekten sonsuz derecede yüce olan Allah</TD><TD>Zât-ı Ehad: herbir varlıkta birliği tecelli eden Zât, Allah</TD></TR><TR><TD>arz: yeryüzü</TD><TD>bahis: konu</TD></TR><TR><TD>binaen: dayanarak</TD><TD>cazibedar: cazibeli, çekici</TD></TR><TR><TD>celb etmek: çekmek</TD><TD>cüz’iyat: küçük parçalar, bütünün parçaları</TD></TR><TR><TD>cüz’î: fert, küllîye ait birey</TD><TD>daire-i âzam: en büyük daire</TD></TR><TR><TD>dakik: ince</TD><TD>dekaik-i nimet ve hikmet: nimet ve hikmet incelikleri</TD></TR><TR><TD>ehadiyet: Allah’ın birliğinin her bir varlıkta ayrı ayrı tecellî etmesi</TD><TD>envâ: türler, çeşit</TD></TR><TR><TD>gayet: çok</TD><TD>hadsiz: sayısız</TD></TR><TR><TD>hakikat: gerçek</TD><TD>hakikî: asıl, gerçek</TD></TR><TR><TD>hilkat: yaratılış, yaratma</TD><TD>hilkat-i insan: insanın yaratılışı</TD></TR><TR><TD>hilkat-i semâvat ve arz: göklerin ve yerin yaratılışı</TD><TD>hitab: konuşma</TD></TR><TR><TD>hitap etmek: konuşmak</TD><TD>hâtem-i Rahmâniyet: Allah’ın bütün varlıklar üzerinde rahmet ve merhametini gösteren mührü</TD></TR><TR><TD>hâtem-i ehadiyet: Allah’ın her bir varlıkta birliğini gösteren mührü</TD><TD>kesret: çokluk</TD></TR><TR><TD>kâinat: evren</TD><TD>külfetsiz: zahmetsiz</TD></TR><TR><TD>mahlûkat: varlıklar</TD><TD>mezkûr: adı geçen</TD></TR><TR><TD>mucizâne: mucizeli şekilde</TD><TD>mülâhaza etmek: düşünmek, akla getirmek</TD></TR><TR><TD>mütedahil: birbiri içinde</TD><TD>müteveccih: yönelen</TD></TR><TR><TD>nakış: süsleme</TD><TD>nazar: bakış</TD></TR><TR><TD>nevi: çeşit, tür</TD><TD>nihayetsiz: sınırsız</TD></TR><TR><TD>semâvât: gökler</TD><TD>sikke: mühür, işaret</TD></TR><TR><TD>sikke-i ehadiyet: Allah’ın her bir varlık üzerinde birliğini gösteren mührü</TD><TD>sima: yüz, çehre</TD></TR><TR><TD>suret: biçim, görünüş</TD><TD>sırr-ı azîm: büyük sır</TD></TR><TR><TD>vahdet: birlik</TD><TD>zâhir: açık, gözle görünür</TD></TR><TR><TD>âyet: Kur’ân’ın her bir cümlesi</TD></TR></TBODY></TABLE>
    <TABLE role=presentation cellSpacing=0 cellPadding=0><TBODY role=presentation><TR role=presentation></TR></TBODY></TABLE>
    Yazar : Risale Forum

  6. #16
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 525 + 37882


    Cevap: On Dördüncü Lem'a - Sayfa 178

    <!-- This file was converted to xhtml by Writer2xhtml ver. 0.5 beta2. See [Linkleri Görebilmek için Üye olmanız Gerekmektedir.Üye olmak için Tıklayınız.] for more info. --><META name=description content=""><META name=keywords content=""><STYLE type=text/css media=all> body {font-family:'Trebuchet MS',Arial,serif;font-size:12.0pt} </STYLE>şirin bir halâvet ve gayet sevimli bir cemal ve gayet kuvvetli bir hakikat olan rahmet sikkesini ve Rahîmiyet hâtemini koymuştur. Evet, o rahmetin kuvvetidir ki, zîşuurun nazarlarını celb eder, kendine çeker ve ehadiyet sikkesine isal eder ve Zât-ı Ehadiyeyi mülâhaza ettirir ve ondan,اِيَّاكَ نَعْبُدُ وَاِيَّاكَ نَسْتَعِينُ 1 deki hakikî hitaba mazhar eder.

    İşte, Bismillâhirrahmânirrahîm, Fâtiha’nın fihristesi ve Kur’ân’ın mücmel bir hülâsası olduğu cihetle, bu mezkûr sırr-ı azîmin ünvanı ve tercümanı olmuş. Bu ünvanı eline alan, rahmetin tabakatında gezebilir. Ve bu tercümanı konuşturan, esrar-ı rahmeti öğrenir ve envâr-ı Rahîmiyeti ve şefkati görür.

    BEŞİNCİ SIR

    Bir hadis-i şerifte varid olmuş ki:
    2 اِنَّ اللهَ خَلَقَ اْلاِنْسَانَ عَلٰى صُورَةِ الرَّحْمٰنِ (ev kemâ kàl.) Bu hadis-i şerifi, bir kısım ehl-i tarikat, akaid-i imaniyeye münasip düşmeyen acip bir tarzda tefsir etmişler. Hattâ onlardan bir kısım ehl-i aşk, insanın sima-yı mânevîsine bir suret-i Rahmân nazarıyla bakmışlar. Ehl-i tarikatin ekserinde sekir ve ehl-i aşkın çoğunda istiğrak ve iltibas olduğundan, hakikate muhalif telâkkilerinde belki mâzurdurlar. Fakat aklı başında olanlar, fikren, onların esas-ı akaide münâfi olan mânâlarını kabul edemez. Etse hata eder.

    Evet, bütün kâinatı bir saray, bir ev gibi muntazam idare eden ve yıldızları zerreler gibi hikmetli ve kolay çeviren ve gezdiren ve zerrâtı muntazam memurlar


    Not
    Dipnot-1 “Ancak Sana kulluk eder ve ancak Senden yardım dileriz.” Fâtiha Sûresi, 1:5.

    Dipnot-2 “Muhakkak ki Allah, insanı Rahmân sîretinde (ahlâk, sıfat) yaratmıştır.” Buharî, İsti’zân: 1; Müslim, Birr: 115, Cennet: 28; Müsned, 2:244, 251, 315, 323, 434, 463, 519.




    <TABLE border=0 cellSpacing=2 cellPadding=0><TBODY><TR><TD>Bismillâhirrahmânirrahîm: Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla</TD><TD>Fâtiha: Fâtiha Sûresi, Kurân-ı Kerim’in ilk sûresi</TD></TR><TR><TD>Rahîmiyet: Allah’ın sonsuz merhamet ediciliği</TD><TD>Zât-ı Ehadiye: tek olan herbir varlıkta birliği tecelli eden Zât, Allah</TD></TR><TR><TD>acip: hayret verici</TD><TD>akaid-i imaniye: iman esasları</TD></TR><TR><TD>celb etmek: çekmek</TD><TD>cemal: güzellik</TD></TR><TR><TD>cihet: yön, şekil</TD><TD>ehadiyet: Allah’ın birliğinin herbir varlıkta ayrı ayrı tecellî etmesi</TD></TR><TR><TD>ehl-i aşk: kalpleri Allah aşkıyla dolu olanlar</TD><TD>ehl-i tarikat: tarikata mensup olanlar</TD></TR><TR><TD>ekser: çoğunluk</TD><TD>envâr-ı Rahîmiyet ve şefkat: Allah’ın merhamet ve şefkatinin nurları</TD></TR><TR><TD>esas-ı akaid: iman esası</TD><TD>esrar-ı rahmet: rahmetin içinde gizli olan sırlar</TD></TR><TR><TD>ev kemâ kàl: veya buna benzer şekilde buyurmuşlar</TD><TD>fihriste: özet, bir kitabın içindekiler bölümü</TD></TR><TR><TD>hadis-i şerif: Peygamberimize ait söz, emir ve davranışlar</TD><TD>hakikat: gerçek, bir şeyin gerçek yönü</TD></TR><TR><TD>hakikî: asıl, gerçek</TD><TD>halâvet: tatlılık, hoşluk</TD></TR><TR><TD>hikmet: bir gaye ve faydaya yönelik olarak, tam yerli yerinde olma</TD><TD>hitab: konuşma</TD></TR><TR><TD>hâtem: mühür, damga</TD><TD>hülâsa: özet</TD></TR><TR><TD>iltibas: karıştırma</TD><TD>isal etmek: ulaştırmak, eriştirmek</TD></TR><TR><TD>istiğrak: manevî âlemlere dalıp kendinden geçme hali</TD><TD>kâinat: evren</TD></TR><TR><TD>mazhar etme: eriştirme</TD><TD>mezkûr: adı geçen</TD></TR><TR><TD>muhalif: aykırılık gösteren</TD><TD>muntazam: düzenli</TD></TR><TR><TD>mücmel: kısa, öz</TD><TD>mülâhaza ettirmek: düşündürmek, akla getirmek</TD></TR><TR><TD>münasip: uygun</TD><TD>münâfi: aykırı, zıt</TD></TR><TR><TD>nazar: bakış</TD><TD>rahmet: İlâhî şefkat, merhamet</TD></TR><TR><TD>sekir: mânâ alemindeki sarhoşluk</TD><TD>sikke: mühür, işaret</TD></TR><TR><TD>sima-yı mânevî: manevî görünüş</TD><TD>suret-i Rahmân: Cenab-ı Allah’ın sureti, görünüşü</TD></TR><TR><TD>sırr-ı azîm: büyük sır</TD><TD>tefsir etmek: açıklamak, yorumlamak</TD></TR><TR><TD>telâkki etmek: kabul etmek</TD><TD>varid olmak: ifade edilmek</TD></TR><TR><TD>zerre: atom</TD><TD>zerrât: atomlar</TD></TR><TR><TD>zîşuur: şuur sahibi, bilinçli</TD></TR></TBODY></TABLE>
    <TABLE role=presentation cellSpacing=0 cellPadding=0><TBODY role=presentation><TR role=presentation></TR></TBODY></TABLE>
    Yazar : Risale Forum

  7. #17
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 525 + 37882


    Cevap: On Dördüncü Lem'a - Sayfa 179

    .<?xml version="1.0" encoding="UTF-8" ?> <!-- This file was converted to xhtml by Writer2xhtml ver. 0.5 beta2. See [Linkleri Görebilmek için Üye olmanız Gerekmektedir.Üye olmak için Tıklayınız.] for more info. --><META name=description content=""><META name=keywords content=""><STYLE type=text/css media=all> body {font-family:'Trebuchet MS',Arial,serif;font-size:12.0pt} </STYLE>gibi istihdam eden Zât-ı Akdes-i İlâhînin şerîki, nazîri, zıddı, niddi olmadığı gibi,
    1 لَيْسَ كَمِثْلِهِ شَىْءٌ وَهُوَ السَّمِيعُ الْبَصِيرُ sırrıyla, sureti, misli, misali, şebîhi dahi olamaz. Fakat,
    وَلَهُ الْمَثَلُ اْلاَعْلٰى فِى السَّمٰوَاتِ وَاْلاَرْضِ وَهُوَ اْلعَزِيزُ الْحَكِيمُ 2
    sırrıyla, mesel ve temsil ile şuûnâtına ve sıfât ve esmâsına bakılır. Demek, mesel ve temsil, şuûnat nokta-i nazarında vardır.

    Şu mezkûr hadis-i şerifin çok makasıdından birisi şudur ki:

    İnsan, ism-i Rahmân’ı tamamıyla gösterir bir surettedir. Evet, sabıkan beyan ettiğimiz gibi, kâinatın simasında bin bir ismin şuâlarından tezahür eden ism-i Rahmân göründüğü gibi ve zemin yüzünün simasında rububiyet-i mutlaka-i İlâhiyenin hadsiz cilveleriyle tezahür eden ism-i Rahmân gösterildiği gibi, insanın suret-i câmiasında, küçük bir mikyasta, zeminin siması ve kâinatın siması gibi yine o ism-i Rahmân’ın cilve-i etemmini gösterir demektir.

    Hem işarettir ki, Zât-ı Rahmânü’r-Rahîmin delilleri ve âyineleri olan zîhayat ve insan gibi mazharlar o kadar o Zât-ı Vâcibü’l-Vücuda delâletleri kat’î ve vâzıh ve zâhirdir ki, güneşin timsalini ve aksini tutan parlak bir âyine parlaklığına ve delâletinin vuzuhuna işareten “O âyine güneştir” denildiği gibi, “İnsanda suret-i Rahmân var” vuzuh-u delâletine ve kemâl-i münasebetine işareten denilmiş ve denilir. Ve ehl-i vahdetü’l-vücudun mutedil kısmı Lâ mevcude illâ Hû bu sırra binaen, bu delâletin vuzuhuna ve bu münasebetin kemâline bir ünvan olarak demişler.



    Not
    Dipnot-1 “Onun benzeri hiçbir şey yoktur. O herşeyi hakkıyla işitir, herşeyi hakkıyla görür.” Şûrâ Sûresi, 42:11.

    Dipnot-2 “Göklerde ve yerde tecellî eden en yüce sıfatlar Onundur. Onun kudreti herşeye galiptir; Onun hikmeti herşeyi kuşatır.” Rum Sûresi, 30:27.




    <TABLE border=0 cellSpacing=2 cellPadding=0><TBODY><TR><TD>Lâ mevcude illâ Hû: Ondan başka hiçbir varlık yok</TD><TD>Zât-ı Akdes-i İlâhî: her türlü kusur ve noksandan sonsuz derece uzak olan Zât, Allah</TD></TR><TR><TD>Zât-ı Rahmânü’r-Rahîm: dünya ve âhirette yarattıklarına sonsuz rahmet, şefkat ve merhametiyle muamele eden Zât, Allah</TD><TD>Zât-ı Vâcibü’l-Vücud: var olması mutlaka gerekli olan Zât, Allah</TD></TR><TR><TD>akis: yansıma</TD><TD>beyan etmek: açıklamak</TD></TR><TR><TD>binaen: dayanarak</TD><TD>cilve-i etemm: tam yansıma ve görüntü</TD></TR><TR><TD>delâlet: delil olma, işaret etme</TD><TD>ehl-i vahdetü’l-vücud: her yerde ve herşeyde yalnızca Allah’ı kabul ederek, diğer varlıkları bir nevi gölge gibi kabul edenler</TD></TR><TR><TD>esmâ: isimler</TD><TD>hadis-i şerif: Peygamberimize ait söz, emir ve davranışlar</TD></TR><TR><TD>ism-i Rahmân: sınırsız merhamet sahibi olan ve şefkatle bütün yaratıkların rızkını veren anlamındaki Rahmân ismi</TD><TD>istihdam eden: çalıştıran</TD></TR><TR><TD>kat’î: kesin</TD><TD>kemâl: kusursuzluk, mükemmellik</TD></TR><TR><TD>kemâl-i münasebet: eksiksiz uyum ve bağlantı</TD><TD>kâinat: evren</TD></TR><TR><TD>makasıd: gayeler, maksatlar</TD><TD>mazhar: bir nimeti elde etme, ulaşma</TD></TR><TR><TD>mesel: örnek, benzer</TD><TD>mezkûr: adı geçen</TD></TR><TR><TD>mikyas: ölçü</TD><TD>misal: benzer</TD></TR><TR><TD>misil: benzeri, eş değer olan</TD><TD>mutedil: ölçülü, aşırıya kaçmayan</TD></TR><TR><TD>münasebet: bağlantı, ilişki</TD><TD>nazîr: benzer, eş</TD></TR><TR><TD>nidd: denk, benzer</TD><TD>nokta-i nazar: bakış açısı</TD></TR><TR><TD>rububiyet-i mutlaka-i İlâhiye: Allah’ın herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri vermesi, onları terbiye ve idare etmesi ve egemenliği altında bulundurması</TD><TD>sabıkan: bundan önce</TD></TR><TR><TD>sima: yüz, çehre, görünüş</TD><TD>suret: görünüş, şekil</TD></TR><TR><TD>suret-i Rahmân: Rahmân’ın sîreti; Allah’ın isim, sıfat ve şe’nlerini yansıtan ayna</TD><TD>suret-i câmia: kapsamlı görünüm ve şekil</TD></TR><TR><TD>sıfât: nitelikler, özellik</TD><TD>temsil: analoji, bir bilinmeyeni bilinen bir şeyle kıyaslayarak açıklama</TD></TR><TR><TD>tezahür eden: ortaya çıkan, görünen</TD><TD>timsal: görüntü, yansıma</TD></TR><TR><TD>vuzuh: açıklık</TD><TD>vuzuh-u delâlet: çok açık bir şekilde delil olma</TD></TR><TR><TD>vâzıh: açık, aşikâr</TD><TD>zemin: yeryüzü</TD></TR><TR><TD>zâhir: açık, gözle görünür</TD><TD>zîhayat: canlı</TD></TR><TR><TD>şebîh: benzer</TD><TD>şerîk: ortak</TD></TR><TR><TD>şuâ: ışın, güçlü ışık</TD><TD>şuûnât: şe’nler, işler, hâller</TD></TR></TBODY></TABLE>
    <TABLE role=presentation cellSpacing=0 cellPadding=0><TBODY role=presentation><TR role=presentation></TR></TBODY></TABLE>
    Yazar : Risale Forum

  8. #18
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 525 + 37882


    Cevap: On Dördüncü Lem'a - Sayfa 180

    اَللّٰهُمَّ يَا رَحْمٰنُ يَا رَحِيمُ بِحَقِّ «بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ» اِرْحَمْنَا كَمَا يَلِيقُ بِرَحِيمِيَّتِكَ وَفَهِّمْنَا اَسْرَارَ «بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ» كَمَا يَلِيقُ بِرَحْمَانِيَّتِكَ اٰمِينَ1

    ALTINCI SIR

    Ey hadsiz acz ve nihayetsiz fakr içinde yuvarlanan biçare insan! Rahmet ne kadar kıymettar bir vesile ve ne kadar makbul bir şefaatçi olduğunu bununla anla ki:

    O rahmet, öyle bir Sultan-ı Zülcelâle vesiledir ki, yıldızlarla zerrat beraber olarak, kemâl-i intizam ve itaatle beraber ordusunda hizmet ediyorlar. Ve o Zât‑ı Zülcelâlin ve o Sultan-ı Ezel ve Ebedin istiğnâ-yı zâtîsi var. Ve istiğnâ-yı mutlak içindedir. Hiçbir cihetle kâinata ve mevcudata ihtiyacı olmayan bir Ganiyy-i Alelıtlaktır. Ve bütün kâinat taht-ı emir ve idaresinde ve heybet ve azameti altında nihayet itaatte, celâline karşı tezellüldedir.

    İşte rahmet seni, ey insan, o Müstağnî-yi Alelıtlak’ın ve Sultan-ı Sermedînin huzuruna çıkarır ve Ona dost yapar ve Ona muhatap eder ve sevgili bir abd vaziyetini verir. Fakat nasıl sen güneşe yetişemiyorsun, çok uzaksın, hiçbir cihetle yanaşamıyorsun; fakat güneşin ziyası, güneşin aksini, cilvesini, senin âyinen vasıtasıyla senin eline verir. Öyle de, o Zât-ı Akdese ve o Şems-i Ezel ve Ebede biz çendan nihayetsiz uzağız, yanaşamayız. Fakat Onun ziya-yı rahmeti Onu bize yakın ediyor.

    İşte, ey insan! Bu rahmeti bulan, ebedî, tükenmez bir hazine-i nur buluyor. O hazineyi bulmasının çaresi, rahmetin en parlak bir misali ve mümessili ve o rahmetin


    Not
    Dipnot-1 Ey Rahmân ve Rahîm olan Allahım! “Bismillâhirrahmânirrahîm”in hakkı için, rahîmiyetine yaraşır şekilde bize merhamet et ve Rahmâniyetine yaraşır şekilde, bize “Bismillâhirrahmânirrahîm”in sırlarını anlamayı temin et.




    <TABLE border=0 cellSpacing=2 cellPadding=0><TBODY><TR><TD>Ganiyy-i Alel’ıtlak: sınırsız zenginlik sahibi Allah</TD><TD>Müstağnî-yi Alelıtlak: her cihetle ve hiçbir kayda, şarta bağlı olmaksızın zengin olan ve hiçbir şeye muhtaç olmayan Allah</TD></TR><TR><TD>Sultan-ı Ezel ve Ebed: başlangıç ve sonu olmaksızın, hüküm ve saltanatı her zaman devam eden Sultan, Allah</TD><TD>Sultan-ı Sermedî: egemenliğinin sonu olmayan Allah</TD></TR><TR><TD>Sultan-ı Zülcelâl: sonsuz haşmet ve yücelik sahibi Sultan, Allah</TD><TD>Zât-ı Akdes: bütün kusurlardan, çirkinliklerden, eksiklikten, benzer ve ortak edinmekten sonsuz derecede yüce olan Allah</TD></TR><TR><TD>Zât-ı Zülcelâl: sonsuz haşmet ve yücelik sahibi Zât, Allah</TD><TD>abd: kul</TD></TR><TR><TD>acz: güçsüzlük</TD><TD>akis: yansıma</TD></TR><TR><TD>azamet: büyüklük</TD><TD>biçare: çaresiz</TD></TR><TR><TD>celâl: azamet, yücelik, haşmet</TD><TD>cihet: yön, taraf</TD></TR><TR><TD>cilve: görünme, yansıma</TD><TD>ebedî: sonsuz</TD></TR><TR><TD>fakr: fakirlik</TD><TD>hadsiz: sınırsız</TD></TR><TR><TD>hazine-i nur: nur hazinesi</TD><TD>heybet: hürmetle beraber korku veren hâl</TD></TR><TR><TD>istiğnâ-yı mutlak: hiçbir şeye kesinlikle muhtaç olmama</TD><TD>istiğnâ-yı zâtî: kendi zâtında hiçbir şeye ihtiyaç duymama</TD></TR><TR><TD>itaat: emre uyma, boyun eğme</TD><TD>kemâl-i intizam ve itaat: mükemmel bir düzen ve itaat</TD></TR><TR><TD>kâinat: evren</TD><TD>kıymettar: değerli</TD></TR><TR><TD>makbul: kabul gören</TD><TD>mevcudat: varlıklar</TD></TR><TR><TD>misal: yansıma</TD><TD>muhatap: hitap edilen</TD></TR><TR><TD>mümessil: temsilci</TD><TD>nihayet: son</TD></TR><TR><TD>nihayetsiz: sonsuz</TD><TD>rahmet: İlâhî şefkat, merhamet</TD></TR><TR><TD>taht-ı emir ve itaat: emir ve itaati altında</TD><TD>tezellül: alçalma</TD></TR><TR><TD>vasıta: araç</TD><TD>vaziyet: durum, hal</TD></TR><TR><TD>vesile: araç, vasıta</TD><TD>zerrat: zerreler, atomlar</TD></TR><TR><TD>ziya: ışık</TD><TD>ziya-yı rahmet: rahmet ışığı</TD></TR><TR><TD>çendan: gerçi</TD><TD>Şems-i Ezel ve Ebed: ezelden ebede kadar bütün varlık âlemini aydınlatan Allah</TD></TR><TR><TD>şefaatçi: af için aracılık eden</TD></TR></TBODY></TABLE>
    <TABLE role=presentation cellSpacing=0 cellPadding=0><TBODY role=presentation><TR role=presentation></TR></TBODY></TABLE>
    Yazar : Risale Forum

  9. #19
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 525 + 37882


    Cevap: On Dördüncü Lem'a - Sayfa 181

    en beliğ bir lisanı ve dellâlı olan ve Rahmeten li’l-Âlemîn ünvanıyla Kur’ân’da tesmiye edilen Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın sünnetidir ve tebaiyetidir. Ve bu Rahmeten li’l-Âlemîn olan rahmet-i mücessemeye vesile ise, salâvattır.

    Evet, salâvatın mânâsı rahmettir. Ve o zîhayat mücessem rahmete rahmet duası olan salâvat ise, o Rahmeten li’l-Âlemînin vüsulüne vesiledir.1 Öyleyse, sen salâvatı kendine, o Rahmeten li’l-Âlemîne ulaşmak için vesile yap ve o zâtı da rahmet-i Rahmân’a vesile ittihaz et. Umum ümmetin, Rahmeten li’l-Âlemîn olan Aleyhissalâtü Vesselâm hakkında, hadsiz bir kesretle, rahmet mânâsıyla salâvat getirmeleri, rahmet ne kadar kıymettar bir hediye-i İlâhiye ve ne kadar geniş bir dairesi olduğunu parlak bir surette ispat eder.

    Elhasıl: Hazine-i rahmetin en kıymettar pırlantası ve kapıcısı zât-ı Ahmediye Aleyhissalâtü Vesselâm olduğu gibi, en birinci anahtarı dahi Bismillâhirrahmânirrahîm’dir. Ve en kolay bir anahtarı da salâvattır.


    اَللّٰهُمَّ بِحَقِّ اَسْرَارِ «بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ» صَلِّ وَسَلِّمْ عَلٰى مَنْ اَرْسَلْتَهُ رَحْمَةً لِلْعَالَمِينَ كَمَا يَلِيقُ بِرَحْمَتِكَ وَبِحُرْمَتِهِ وَعَلٰۤى اٰلِهِ وَ اَصْحَابِهِ اَجْمَعِينَ وَارْحَمْنَا رَحْمَةً تُغْنِينَا بِهَا عَنْ رَحْمَةِ مَنْ سِوَاكَ مِنْ خَلْقِكَ اٰمِينَ 2


    سُبْحَانَكَ لاَعِلْمَ لَنَاۤ اِلاَّ مَاعَلَّمْتَنَاۤ اِنَّكَ اَنْتَ الْعَلِيمُ الْحَكِيمُ 3




    Not
    Dipnot-1 bk. Ahzâb Sûresi, 33:56. Ayrıca bk. Müslim, Salât: 11, 70; Tirmizî, Vitr: 21; Ebû Dâvud, Salât: 36; 210, Vitr: 26; Nesâî, Cum’a: 5, Ezan: 37, Sehv: 55; İbni Mâce, İkâmetü’s-Salât: 79; Dârimî, Salât: 206, Rikak: 58; Müsned: 2:168, 375, 485, 3:102, 445, 4:8.

    Dipnot-2 Allahım! “Bismillâhirrahmânirrahîm”in hakkı için, âlemlere rahmet olarak gönderdiğin zâta ve bütün âl ve ashabına, Senin rahmetine ve onun hürmetine yaraşır bir şekilde salât ve selâm et. Bize de, Senden gayrı, Senin mahlûkatından hiç kimsenin merhametine muhtaç olmayacağımız bir rahmetle merhamet et.

    Dipnot-3 “Seni her türlü noksandan tenzih ederiz. Senin bize öğrettiğinden başka bilgimiz yoktur. Muhakkak ki Sen, ilmi ve hikmeti herşeyi kuşatan Alîm-i Hakîmsin.” Bakara Sûresi, 2:32.




    <TABLE border=0 cellSpacing=2 cellPadding=0><TBODY><TR><TD>Aleyhissalâtü Vesselâm: Allah’ın salât ve selâm üzerine olsun</TD><TD>Bismillâhirrahmânirrahîm: Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla</TD></TR><TR><TD>Rahmeten li’l-Âlemîn: âlemlere rahmet olarak gönderilen Peygamberimiz</TD><TD>Resul-i Ekrem: Allah’ın en şerefli ve değerli elçisi olan Hz. Muhammed (a.s.m.)</TD></TR><TR><TD>beliğ: sözün düzgün, kusursuz, yerinde, hâlin ve makamın gereğine göre söylenmesi</TD><TD>dellâl: ilan edici, duyurucu</TD></TR><TR><TD>elhasıl: kısaca, özetle</TD><TD>hadsiz: sayısız</TD></TR><TR><TD>hazine-i rahmet: Allah’ın rahmet hazinesi</TD><TD>hediye-i İlâhiye: Allah’ın hediyesi</TD></TR><TR><TD>ittihaz etmek: edinmek, kabullenmek</TD><TD>kesretle: çoklukla</TD></TR><TR><TD>kıymettar: kıymetli, değerli</TD><TD>lisan: dil</TD></TR><TR><TD>mânâ: anlam</TD><TD>mücessem: cisimleşmiş, maddi yapısı olan</TD></TR><TR><TD>rahmet: İlâhî şefkat, merhamet</TD><TD>rahmet-i Rahmân: rahmet eserleri bütün varlık âlemini kuşatan Allah’ın rahmeti</TD></TR><TR><TD>rahmet-i mücesseme: Allah’ın sonsuz rahmetinin maddî cisim haline gelmiş hali olan Hz. Muhammed (a.s.m.)</TD><TD>salâvat: Peygamberimize edilen rahmet ve esenlik duası</TD></TR><TR><TD>suret: biçim, şekil</TD><TD>sünnet: Peygamberimizin söz, fiil ve hareketleri</TD></TR><TR><TD>tebaiyet: tabi olma, uyma</TD><TD>tesmiye edilen: isimlendirilen</TD></TR><TR><TD>umum: bütün</TD><TD>vesile: araç, sebep</TD></TR><TR><TD>vüsul: kavuşma, erişme</TD><TD>zât-ı Ahmediye: Peygamber Efendimizin zâtı, kendisi</TD></TR><TR><TD>zîhayat: canlı</TD><TD>âlem: dünya, evren</TD></TR><TR><TD>ümmet: Hz. Peygambere (a.s.m.) inanıp onun yolundan giden mü’minler</TD></TR></TBODY></TABLE>
    <TABLE role=presentation cellSpacing=0 cellPadding=0><TBODY role=presentation><TR role=presentation></TR></TBODY></TABLE>
    Yazar : Risale Forum

Sayfa 2/2 İlkİlk 12

Facebook Yorumları

Facebook Giriş

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Bu Konudaki Etiketler

102, 105, 115, 131, 147, 157, 159, 160, 161, 164, 165, 166, 167, 168, 169, 171, 172, 174, 176, 177, 178, 179, 180, 181, 197, 206, 327, acip, adedince, adıyla, aklı, akıldan, akıllara, âlisi, araf, arkadaşı, arz, aya, âyine, ağzı, bazı, bağlantı, bağış, başıboş, bereketi, bilimi, bilinen, bilmesi, bilmüşahede, binaen, biri, birlik, bulunmak, burcu, çok, çözümü, dadır, daire, davranışları, dayanıyor, delilden, demeye, demişler, derece, diyorsunuz, düzenli, düğü, edecek, ediyorlar, efes turları, eksiksiz, esenlik, ettirir, ettirsin, ettiğimiz, faydaya, geçmesi, gelmiyor, gelmiş, gezer, gökteki, görmesin, görünmek, görünüşü, günahlarınızı, hadisler, halka, harap, havas, herbir, herşeye, herşeyin, hilkat, içindekiler, ihata, ilmî, isen, işaret, jpg, kamer, kardeşi, kardeşlerimin, kartal, konuşmak, korunması, koyan, kısa, kısmı, lam, lisanı, mecmuası, media, merhametin, mesel, meselâ, meselede, meseleyi, misli, more info, müçtehidler, muhakkak, mümkü, nurlandıran, olduk, olduğuna, olduğundan, olmadığı, olsun, onlardan, özellikle, parçalar, rahmeten, risale-i, risale-i nur, rivayette, rububiyeti, sormuşlar, sultana, sûresi, suretle, surlar, sırra, sığı, tamamıyla, tanıyor, tasavvur, tavır, temsilât, tükenmez, umum, üstü, uydurulan, uyum, vardır, verilmiş, vermişler, veyahut, yanlışlar, yok, yükseliş, yıldızları, ışık, zahmetsiz, zamanla, zeminde, şefkatinin, şenlendiren, şerifi, şeye, şeytanı

Etiket Bulutu Ana Sayfası

Sosyal İmleme

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222